Dervişlik, Sufilik

Derviş sıcağı da soğuğu da yaşasa üstadının dizinin dibinden ayrılmayacak

Derviş sıcağı da soğuğu da yaşasa üstadının dizinin dibin… konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Derviş sıcağı da soğuğu da yaşasa üstadının dizinin dibin… hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız.


Bir velinin sıcağı ilkbahardır. O doğruluğun, yakinin kulluğun sermayesidir. O sana doğruluğu öğretir. O sana kulluğu öğretir. O sana iyiliği öğretir. O yüzden o iyiliği ve doğruyu öğrettiği için ona sabret, itaat et. Hep böyle ne o el bebek gül bebek olmaz dervişlik. Öğretecek ya sana. Kah sert davranacak, kah yumuşak davranacak, kah soğuk davranacak, kah sıcak davranacak. Senin konumuna, durumuna göre davranacak. Eğitim onu gerektiriyor. Çünkü normalde hoşumuza gitmeyen dünya üzerinde çok şeyler, hayatın içerisinde çok şeyler olabilir. Neler yaşanır neler. Ama ne yapacaksın? Sen ona sabredeceksin ve sen o eğitimi tamamlamaya gayret edeceksin. Ben bazen derim ya işte 18 yıl. Şeyh. Efendinin bizati yanında kaldık. Hep el bebek, gül bebek değildi. Değildi. Soğuk davrandığı zamanlar oldu. Konuşmadığı zamanlar.

da oldu. Dedim efendim ne oldu? Yok bir. Var bir efendim dedim. Yalnız zaman var bir efendim dedim. Yok diyorum ya dedi. Allah’ım dedim ya. Rabbi. Sonra yaklaştım biraz daha. Efendim ne olduğunu bileyim dedim. Sonra söyledi. Böyle böyle telefon açtılar. Böyle dedi. Bir söyleyebilir miyim dedi. Tabii dedim. Efendim yüzleşmeye hazırım dedim. Lanetleşmeye de hazırım. Böyle bir şeyin olmadığına dair. İstiyorsanız dedim hemen. Bursa’ya telefon açayım. Alıp getirsinler hepsini birden dedi. Yolda yürüyoruz. Ödemişler durdu böyle baktı bana. Oğlum ben o kadar dedim usta efendi böyle bir yapmaz dedim. Efendim dedim yapmadığıma dair her türlü lanetleşmeye de hazırım. Her türlü yüzleşmeye de hazırım. Allah. Allah dedi. Bu bunu konuşacak derviş. Bunda da bir sıkıntı yok. Yalnız kaldığında efendim var.

mı bir diyecek. Söyleyecek. Öyle bir tavırla karşı karşıyasın. Tavrı normalde anlatmazsan, söylemezsen sanki sen o suçu işlemişsin gibi olur. Söyledim dedim böyle. Allah. Allah bu insanlar ne dedikodu yapıyorlar böyle dedi. Ben sustum. Tuttu elimden. El ele yürüyoruz. Ödemişte. Mustafa. Efendi oğlum dedi insanlar dedikodu eder, gıybet eder, şunu eder, bunu eder. Tamam iyi eder. Ediyorlar. Meramını anlatacak. O soğuksa diyecek ki, “Efendim ne oldu? Le veya onun sıcağı sana cehennem ateşi gibi gelmesin. Söyle ne oldu de. Soğuk sıcak bir değişiklik var sonuçta. Onu kendi nefsine sor. Ondan sonra git üstadına da sor. Ne oldu de. Bunda bir sıkıntı yok. Hoş benim. Allah affetsin soğuğumu sıcağımı anlayamaz genelde dervişler. Evet. Ben işten yanmalı motor gibiyimdir. Ben birine buz.

Derviş sıcağı da soğuğu da yaşasa üstadının dizinin dibin… Hakkında

gibi soğurum hiç fark etmez o. Hatta etrafına der ki, “O kadar yakınız de iyi tiyatrocuyumdur. Saklamıyorum kendimi.” Ona demişimdir ama bak şunu yapma. Yapmıştır. Yapma yapmıştır. Yapma. Tamam. Üç seferdir hakkı bitiririm ben onu kendi kafamda. Ona bir daha bir iş de söylemem. Bunları hep açık söylüyorum zaten. O yüzden bir kimse sıcağı da soğuk da yaşasa üstadının dizinin dibinden ayrılmayacak. Soğuk da sıcak da yaşasa bu benim kendi ölçüm. Üstadının sözüne bakacak. Dervişin yanıldığı yer orasıdır. Üstadının sözüne bakmaz. Şimdi bir yerde program olacak. Orada program olurken işte şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın. Böyle bakıyorum birkaç kişi böyle işte ben böyle şöyle yapın diyorum. O koşuyor zakirine söylüyor. Abisine söylüyor. Bir daha bir söyledim. Abine mi soracaksın.

dedim. Böyle baktı. Senin abini de bu dergahtan sipittirir atarım. Seni de atarım dedi. Kaldı şimdi. Anlamadın herhalde dedim. Senin abini de bu dergahtan spitrir atarım seni de atarım dedim. Sonra söylüyor. Bize böyle talimat vermişti diyor. Harun’a dedim ki. Harun. Hamuda kalkaraktan. Yasin-i şerif okuyacaksın dedim. Değil mi? Harun kalktı. Nuriye içinden dedi ki ben bir. Nuri abiye bunu danışayım. Harun şaşı. Harun’un istikameti bozulmuş. Harun’un dervişi de bozulmuş. Birine bir söyledin. Zakir ablası var ya bir ona danışacak. Birine bir söyledin. Zakir abisi var ya ona danışacak. İstikameti şaşırmış ol. Şaşı. Üstadın söylediği senin nefsine ağır gelebilir. Sen onu gidip başkasına söylemeyeceksin. Sen zakirine ona danışmayacaksın. Sana çok ağır bir de söyleyebilir. Sen onu gidip başkasına danışmayacaksın. Sen.

ona gidip zakirine de danışmayacaksın. Sen ona itaat edeceksin. Soğu da yaşayacaksın, sıcağı da yaşayacaksın. İnişi de yaşayacaksın, yokuşu da yaşayacaksın. Senin gözünde şirk olmayacak. Şirk ne? İkilik. Bir dergahta üstat bir tanedir. Değildir. Biz peygamber olarak. Hz. Muhammed. Mustafa’nın peygamberliğine iman ettik. Diğer peygamberlerin peygamberliklerine de iman ettik. Ama biz. Muhammed. Mustafa’ya uymak zorundayız. İsa’ya değil. Musa. Aleyhisselam’a değil, İsa. Aleyhisselam’a değil, İbrahim. Aleyhisselam’a değil. Ya biz. Muhammed. Mustafa’nın ümmetiyiz. Allah affetsin. Öyle bir zirve yaşayın ki bunu isterim. Diğer peygamberler size bir söylediğinde gözünüz. Muhammed. Mustafa’da olsun. O size işaret ederse yapın onu. O işaret etmezse ben. Muhammed ümmetiyim. Benim peygamberim duruyor orada. Değil. Bu işin zirvesidir. Bakın bu işin manevi zirvesidir. Pir efendiler toplanmış. Senin pirin kim?

Örneğin. Geylani. Hazretleri, örneğin. Rufai. Hazretleri, örneğin. Hz. Mevlânâ. Örneğin yi tane pirin, yedisi de senin pirin. Sekizincisi sana bir söylüyor. Sen o y tanenin içinden bir işaret bekle. O y tanenin içinden bir tanesi seni sahiplenmiştir. Zaten senin manen, pirin odur. Kim? Geylan hazretleri. Sen onun gözünün içine bak. O işaret verirse yöre. O işaret vermezse yürüme aldanırsın. Dergahın bir tane üstadı olur. İkincisi olmaz. Abisi olur, zakir olur, nakib olur, nügabbas olur, halifesi olur. Sen üstadına bak. Ahmed’in. Mehmed’in sözüne değil. O yüzden bu insanda şaşırlık yapar. Rabbim korusun. Bunu neden anlattım? Üstat ona soğuk davranır. Üstat ona yokuş gelir. Nefis onu zatirin yanına götür gönderir. Nefis onu ahabinin yanına götürür. Nefis onu x kimsenin yanına götürür. O.

Derviş sıcağı da soğuğu da yaşasa üstadının dizinin dibin… Sohbeti

ne derse o der. Neden üstat ona çünkü soğuk davrandı ya. Üstat onu eleştirdi veyahut da üstat ona bir söz söyledi. E o zaman ne yapalım? İsmail abi bize daha sıcak gelsin. Biz. İsmail abinin yanında dolaşalım. İsmail abi ne derse ona bakalım. Koşturalım. İsmail abinin peşinde pervane dönelim. Aman. İsmail abi. Yan yattı çamura battı. Aman. İsmail abi yanıyor. İsmail abi. İsmail abi önemli onun için. Şeyhin o sana çünkü soğuk değil mi? O sana uzak çünkü. Veyahut da o sana bir tavır koydu. Bir söyledi. Ah. İsmail’in de hoşuna gitti. Önce bana bakacaksınız. Önce benden geçtiniz. Bunlar dervişliğimizde yaşadığımız şeyler. Bunlardan örnekliyorum size. Bizden izin almadan. Şeyh. Efendiyi aramayın. Bizden izin almadan üstada gitmeyin. Dervişliğimizde yaşadığımız şeyler bunlar.

bizim. Allah. Allah. Neden? Şeyh efendi rahatsız olmasın. Siz rahatsız etmeyin. Böyle mi diyor sizin zakiriniz? Diyorum. Lan böyle diyor. Biz böyle davranırız diyor. Zakire diyorum neden böyle davranıyorsun sen? Bak arkadaşlar böyle diyorlar. Sen kendini nazara vermişsin burada. Kendini aktap kabul ettirmişsin. Sen neden böyle yaptın? Öyle bakıyor bana. Bursa’da öyle değil mi diyor. Değil diyorum ben. Bursa’da öyle değil. Şeyh efendinin emri olursa kimse. Mustafendi beni aramasın. Çıkar derse söylerim. Yoksa şeyh efendiyi aramak için kimsenin benden müsaadesi gerek yok. Diyorum bak bu arkadaşlar seni şeyhinin yerine koymuş. Şimdi bakın o kimseler bir şeyhe intisap edemediler. Şeyh efendiden kalan zakirlerde duruyorlar. Neden? Çünkü onlar zakirlerini şeyh efendinin zamanında şeh edinmişlerdi. Zakirlerini. Şeyh. Efendinin zamanında şeh edindiklerinden dolayı kaldılar.

Öyle. Mehdi’yi bekliyorlar. Hani bu hadisler ne oldu? Her devirde vardı. Sizde neden yok? Siz zakirlerinizi şeh ettiniz. Çünkü sizin de nefsiniz tatlı geldi. O kimse de abilik yaptı, zakirlik yaptı. Yedik, içtik, oh hoş muhabbet yaptık. O birine demedi. Sen sabah namazına kalktın mı kalkmadın mı? O dedi abi ya sabah namazına kalkamadım. Olur böyle şeyler. Allah’ım affet abi. Yürü devam et. E şeyhe gitse diyecek yavrum hadi bir gün kalkamadın iki gün kalkamadın. Sabah namazına kalkmayan dervişten derviş mi olurmuş? Devrilmiş olur. Başka bir olmaz. Kalk sabah namazına. Nasıl bas ya? Bugün tevhidi çekemedim ben. Tevhidi çekemeyenden derviş mi olurmuş? Şeyhin diyeceği bu. Ama. İsmail abisi bir demez ona. İsmail abisi onu tolere eder. Gel abiciğim işte olur.

böyle şeyler. Biz de zamanımızda çekemedik lan. Sen şimdi de çekemiyorsun. Ne zamanı? Ne aldatıyorsun derşi? De ki ben de çekemedim bugün. Ben de yapamadım. O zaman bizde bir hastalık var. O zaman bizde şaşılık var. Biz üstadın soğukluğunu anlayamamışız. Hep beraber gidelim tövbe edelim önünde. Diyelim ki tövbe etmeye geldik. Allah’a tövbe ediyoruz. Habibinin yoluna biz düzgün durmadık. Tövbe ediyoruz. Biz üstadın yolunda düzgün durmadık. Tövbe ediyoruz. Nefsimize uyduk. Kendimizi bir zannettik. Bu ağır. Üstat böyle konuşunca ona rampa yap. Kendine böyle küçük bir alan oluştur. Dervişi zakiri. Neden soğuk? Çünkü.

İlgili Sohbetler

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için Tasavvuf – Vikipedi sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Derviş sıcağı da soğuğu da yaşasa üstadının dizinin dibin… konulu bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi tarafından gerçekleştirilmiştir. Daha fazla Derviş sıcağı da soğuğu da yaşasa üstadının dizinin dibin… sohbeti için sitemizi takip edebilirsiniz.