Cumartesi, 13 Haziran 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
zikrullah ·

Cehennem yolunda yapayalnız yürüyemezsiniz, cehennem yolu kalabalıktır

Allah'ı, zikrullah'ı unutanlar onlar için ne diyor ayeti kerimede? Onlar şeytanın taraftarlarıdırlar. O kimse zikrullah'ı unuttu. Zikrullah yapmıyor. Bakın zikrullah'a karşı, zikrullah'a düşman. Zikru...

Bu sohbette Mustafa Özbağ Efendi hazretleri Fâtır sûresi 6. âyet ışığında şeytånın taraftar topladığını, zikrullåhı unutan kimsenin şeytånın yandaşı haline düştüğünü ve cehennem yolunun yapayalnız değil kalabalık bir yol olduğunu beyân etmektedir. Şeytånın insanın etrafındakileri (eş, çocuk, anne, baba, kardeş, komşu, arkadaş) yoldaş ederek ittifak kurduğunu; nefshevahevesşeytan dörtlü-lü-nün insanın iç-inde “hükümet kurduğunu”, bu ittifakın dışarıdaki şeytån ittifaklarıyla bağlandığını; dervîşlik yolunun bu sebepten zor olduğunu, zikredenin sünneti seniyye ve farzlara sımsıkı yapışınca şeytånnefshevahevesin savaş ilan ettiğini; manevî perdeleri kalkmamış kişinin yakınındaki şeytånî davranışları insan suretinde görüp tanîyamadığını; “Camide zikr olmaz, evde zikret” diyen ilahiyat profesörü ile yaşadığı diyaloğu nakl edip “Allåh’ın mescidlerinde zikri yasaklayandan daha zalim kim olabilir” (Bakara 114) âyeti ile kibirli alayların Hümeze 1-2’deki “veyl” tehdîdine dåhil olduğunu, böyle bir kibirliye tecdidi iman ve tecdidi nikah tavsiyesinde bulunduğunu tafsîl ile beyån etmektedir.


Fâtır 6: Şeytånın Taraftar Toplaması

Mustafa Özbağ Efendi hazretleri sohbete Fâtır sûresi 6. âyetin sarih hükmü ile başlar: “İnne’ş-Şeytåne lekum aduvvun fettehizûhu aduvvâ. Innemâ yedû hizbehu liyekûnû min ashåbi’s-Saîr”“Doğrusu şeytån size düşmandır. Siz de onu düşman belleyin. O kendi taraftarlarını cehennemin yoldaşları olsunlar diye Allåh’a isyana çağırır.”

Efendi hazretleri âyeti kerîmenin hükmünü izah eder: “Allah’ı, zikrullåhı unutanlar onlar için ne diyor âyeti kerîmede? Onlar şeytånın taraftarlarıdırlar. O kimse zikrullåhı unuttu, zikrullåh yapmıyor, zikrullåha karşı, zikrullåha düşman. Bunlar şeytånın taraftarıdır. Âyeti kerîme çok keskin.” Yani âyet bir hâli açıkça resmeder — bir kimse zikri bırakırsa otomatik olarak şeytånın taraftarlığına girmiş olur; arada bir üçüncü kategori yok.

Âyeti kerîmenin son kısmı mü-himdir: “Cehennemin yoldaşları olsunlar diye”. Şeytån tek başına cehenneme gitmek istemiyor — tarafdar toplayıp topluca götürmek istiyor. Bu, şeytånın stratejik måksadı: ne kadar çok kişi cehenneme yoldaş ederse onun da martari o kadar hafifler, kendisinide yene kabul eden kalabalık bulur. Hz. Pîr Mevlâna’nın ifadesiyle: “Hicrî-i şeytån cemaat ister; levhi s-âl-â h-âl-âsı tek başına duramaz.”


Cehennem Yolu Kalabalık: Tek Başına Yürünmez

Efendi hazretleri sohbetin başlığında geçen hak-îkati açar: “Cehennem yolunda yapayalnız yürüyemezsiniz. Cehennem yolu kalabalık bir yoldur. Tenhâ değildir. Cehennem yolu kalabalık bir yoldur. İttifakı boldur. Bir sürü ittifaklar kurar şeytån senin karşında, senin etrafında.”

Bu hakîkatin tasavvuf-î sırrı şudur: kötülük yalnız yüryemez. İnsan tabiaten sosyal varlık olduğu için, gün-âhı bile kabul ettirmeye arkadaş arar. Şeytån bunu bilir; insanı kuru bir cebrle değil, yanında ki insan suretindeki taraftarlar yoluyla çeker. Efendi hazretleri tipik bir örnek verir:

“Hadi gel ya bu akşam bir felekten gece çalın işte. Ne yapalım ya, Rabbim affeder. Bir tek atalım. Attın bir tek. Bir tekin arkasından bir tek daha geldi. Ne yaptı? Seni şeytånın taraftarı etti. Seni şeytåna yoldaş etti.” İşte bu örnekte:

  • Birinci aktör: Senin şeytånî nefsin (vesvese olarak.karşı çıkıyor)
  • İkinci aktör: Yanındaki “arkadaş” (insan şekli, şeytånî muhtev-â)
  • Üçüncü aktör: Şeytån (perde arkasında orkestra şefi)

Üçü ittifak halinde abdı harama sürükler. Eşi olur, çocuğu olur, annebaba olur, en yakın arkadaş olur — “Sen zikrullåha geleceğim diyorsun. Bu ister eşin olsun, ister çocuğun olsun, ister annen olsun, ister baban olsun senin zikrullåhını engelliyor. Şeytånın taraftarı.” Yani siz onları en yakın bilirken, manen onlar şeytån cephesinden sizin hidayetinizi bozmaya ç-alışıyor olabilirler.


Dörtlü İttifak: Nefs-Heva-Heves-Şeytån

Efendi hazretleri tasavvuf nazariyesinin temel bir tesbîtini ortaya koyar: “Bakın bunlar birbirlerinden kopuk değildir. Şeytån, senin hevå ve hevesin, senin nefsin birinci derecede ittifak halindedir. Bunların üçü de sende ittifak eder. Tâbiri câizse hükü-meti kurarlar senin nefsinde.”

Bu dörtlü ittifak (Nefs-Heva-Heves-Şeytån) tasavvuf-î sü-l-ûkun en zorlu meselesidir. Her biri ayrı bir düşm-ândır:

  • Nefs: İçimizdeki emmâre nefs — kötülüğü emreden hayatyansıtıcı kuvvet (Yûsuf 53)
  • Heva: İstek, arzu, sapkın meyli — “İttehaze ilâhehu hevåhu” (Câsiye 23) — hevå-yı ilah edinmek
  • Heves: Anlık, geçici arzular — bugün bir şey, yarın başka şey istiyor
  • Şeytån: Dışarıdan vesvese veren ilham cüşdüşm-ânı

Efendi hazretleri ekler: “Çünkü sen, nefsin, hevâ-hevesin, ve şeytån — üçü ittifak halindedir. Güçlü ittifak bu. Bu normalde etrafına da ittifaklar kurarlar.” Yani içerideki dörtlü ittifak dışarıdaki şeytå-nî taraftarlarla bağlanır; bu sefer kişi karşısında dev bir manevî kuvvetler ittifakı bulur.


Dervîşlik Yolunun Z-orluğu: Savaş İlanı

Efendi hazretleri yıllar içinde dervîş ehline neden yolun zor olduğunu hatırlattığını açar: “Dervîşlerin imtihanı o yüzden ağırdır. Ben o yüzden derim, ‘Bizim yol sıkıntılıdır. Kolay değildir. Hani ders alacağınız zaman bir daha düşünün, bir daha kendi kendinize karar verin’ derim. Neden? Şeytån çünkü uğraşır bu yolda yürüyen kimseyle.”

Efendi hazretleri yolu zor yapan dinamik ö izâh eder: “L-ayloylom yaparsan uğraşmaz seninle. Sen âyetleri eğer bükersen uğraşmaz. Dervîşliği eğer bükersen uğraşmaz. Ama sen haramı haram bilir, helali helal bilir, ‘Allåh’ın farzlarını yerine getireceğim, ben Allåh’ı çokça zikredeceğim’ dediğinde şeytån, nefis, heva, heves ayağa kalkar. Savaş ilan eder sana.”

Bu, A’râf 16-17. âyetin tatbik sahasıdır: “Beni saptırdığın için, ant olsun ki ben de Senin doğru yolun üzerine onlara karşı oturacağım. Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım.” İşte istikamet üzere yü-rümek isteyen kişiye dört cihetten saldırı başlar; yaldırır layloylomcuya değil. Doğru yolda yürüyene düşmân daha şiddetli.


İnsan Sureti, Şeytån Fiili: Ayırdedebilmek Üçün İlim

Efendi hazretleri en yakın akrabanın bile şeytån cephesinde olabileceğini, ama insan suretinde olduğu için tanîyamadığımızı vurgular: “Sen onu eş görürsün. Şeytånın dostudur. Sen onu evlat görürsün. Şeytånın dostudur. Annebaba görürsün. Şeytånın dostudur. Ve sen küçük bir tåvîz vereyim diye düşündüğünde o tâvîzi büyütür. Öyle bir ittifak kurar.”

Sebep şöyle: “Çünkü sen duygusal davranırsın. ‘Ya ne yapayım şimdi, annembabamdır, eşimdir, çocuğumdur, arkadaşımdır, dostumdur’ dersin. Sen kendi cephenden gediği kaçarsın. Kendi cephenden gediği kaçtın. Kime? Şeytåna. Aslında sen onu şeytån olarak görmediğinden o gediği açtın.”

Efendi hazretleri ayırd edebilmek için iki ilim gerektiğini söyler: “Bir, zåhirî ilim olması låzım. İki, manevî ilim olması låzım. Ee zåhirî ilmi yoksa, manevî ilmi de yoksa şeytån konuştuğunu fark edemez. Şeytånın ona nasîhat ettiğini fark edemez.” Yani:

  • Zåhirî ilim: Kur’ân, sünnet, fıkıh, akaid — hangi söz şer’-an doğru, hangi yanlış? Âyeti kerîmelerle karşı çıkılabilen bir ölçü temin eder.
  • Manevî ilim: Kalp ilmi, basîret, feraset, hil-â-feti kalbiyye — perde arkasındaki niyetleri görmeyi sağlar.

Efendi hazretleri yüzeylel ne kadar tatlı görünüyorsa o kadar şüpheli olduğunu söyler: “‘Evladım, siz gidiyorsunuz bir yerlere, ama bu işler öyle değildir. Bak dikkatli olun. Otur evinde sen kendince ibadetini et. Nereden çıktı bu zikir?’ Ne kadar güzel nas-îhat. Kim ne diyor? Baba veya anne ediyor, değil mi? Bak nas-îhat ne kadar güzel. Ne kadar tatlı, değil mi? ‘Otur, bu işlere girişme, evinde otur.’ Yâ, evinde okudukadar zikrullåh yapıyor mudun sen? Hayır. O seni vesveseyle başka bir cenâha götürüyor.”


İlahiyat Profesörü ile Diyalog: Bakara 114’ün Tatbiki

Efendi hazretleri kendi başından geçen bir hadiseyi anlatır — bir ilahiyat profesörü ile yaşadığı diyalog — ve bu hadise zåhiri ilim sahibi olup manevî perdelileri kapalı bir kişiyi örnekler:

“Hatta öyle bir noktaya gelir. O kimse böyle zåhiren ibadet hükmünde olan, ibadet eden bir kimse de olur. Adam namaz da kılıyor, oruç da tutuyor. Mahallenin aksakallı acısı, ama zikrullåh düşmanı. Adam hoca, imam camide, ama zikrullåh düşmanı. ‘Böyle bir şey olmaz’ diyor — ‘camiler zikir yere değildir!’”

Efendi hazretleri Bakara sûresi 114. âyeti karşı çıkar: “Ve men azlemu mimmen menea Mesåcidallåhi en yuzkere fîhâsmuhu”“Allåh’ın mescidlerinde O’nun isminin zikredilmesini engelleyenden daha zalim kim olabilir?” Âyet açıkça mescidde zikri yasaklamayı en zalim hareket olarak nitelemiştir.

Profesör ile diyalog şöyle geçmi: “İlahiyatta adam koca profesör ya. ‘Bu ne bu böyle zikir? Şimdi eskisi gibi zikir yapanlar mı kaldı? Ha kalmadı, gitmeyin zikrullåha. Oturun evinizde zikredin. Hazreti Peygamber öyle yapmamış!’ Sallallåhu aleyhi vesellem — namazdan sonra ashabına zikrullåh yaptırmış. ‘O o zaman dı.’ Bakın nereden girdi sana?”

Profesörün alaycı kibyrli tavrı: “Yanı, bana öyle dedi: ‘Kafanızı mı sallıyorsunuz?’ dedi. ‘Her yanımızı sallıyoruz’ dedim. Bu durdu, şimdi kinâyesine konuştuğumu anladı. ‘Ama sen illâki kafa görmek istiyorsan hocam, kafada var sallanan’ dedim. ‘Nereye çekersen çek.’ Anladı benim neyi kinâye ettiğimi. ‘Nasıl, yâni bas hocam’ dedim, ‘sıkıntı değil, problem değil.’ Canı sıkıldı yâni. Kendince alay edecek zikrullåhla.”

Bu mut-â-yıb diyalog Hümeze sûresinin tatbikıdır: “Veylun likulli hümezetin lümezeh”“Veylolsun her ayıplayana, çekiştirene” (Hümeze 1). Efendi hazretleri profesöre tekbir kelimede dedi: “Hocam, sen de iyi kıvırtırsın yalnız! Ya Mustafa Bey de iyi! Hocam, alayı nasıl söylersin böyle, ‘siz de kafanızı mı sallıyorsunuz?’ diye? Tık yok dedim. Hümezeyelümezeye girdin sen. Neden alay ediyorsun Allåh’ı zikredenlerle?”

Sohbetin nihayetinde profesöre tevdiye: “Hocam, tövbe et. Tecdidi iman, tecdidi nikah låzım sana’ dedim. Şimdi benden böyle bir şey beklemiyor hiç. O hani, o profesör ya, herkes onların önünde el pençe duracak. ‘Şeytånın profesörü olmuşsun. Şeytånın profesörüsün. Tecdidi iman, tecdidi nikah getir hocam.’ ‘Getiririm’ dedi. ‘Bak şimdi ölürsen imansız öleceksin’ dedim. ‘Kibir yapma’ dedim.”

Tasavvuf hükminde: Allåh’ın zikrini yasaklayan veya alaya alan kimse manen kufre düşer; tevdide yeniden iman ve nikah tazelenmesi gerekli olur. Bu, fıkhen sahih bir hükümdür — istihzâ’-bi’d-Dîn vâki olunca Mecellei Aliyyenin de mu-âmelesinde iman tazelenmesi şarttır.


Sohbetin Nihâyî D-ersi: K-ibir Yapma, Zikrullåha Bağlan

Efendi hazretleri sohbeti muharrem bir dersle kapatır: “Şimdi kibirlenene kibirleniniz. Alay edenler alay edilir.” Bu, Hz. Peygamber sallallåhu aleyhi vesellem efendimizin “Kibirlenmek, hakkı reddetmek ve insanları küçümsemektir” (Müslim, İmån 147) hadîsinin pratik tatbikidir.

Mü’mine düşen şöyledir:

  • Zikrullåha bağlan: Halakai zikriyyeyi bırakma; virdi aksatma; her hâlde Hakk’ı an.
  • Yakındaki şeytån yandaşlarına teslim olma: Eş, çocuk, annebaba veya arkadaş zikrullåha karşı çıkıyorsa hürmeti muh-âfaza et, ama istikametten dönme.
  • İlim ile silahla: Zåhirî ve manevî ilim ile şeytån nasî-hatlarını tanıyabilmek gerek.
  • Tevdiye devam: H-ata yapana tevbe hatırlat; alay edene tek bir kelime öğüt ver, sonra kabûl edersede etmesede Hakk’a havale et.
  • Kibirden sakın: Kibirlileri kibirleten o değildir — aslında kibirli olarak tanıdığın bunları, sen karşılarında kibri bırakma; “Eshedu en lâ ilâhe ill-Allâh ve eshedu enne Muhammeden ‘abduhu ve resulühu” der, biz kibir yapmayız.

Bibliyografya

  • Kur’ânı Kerîm: Fâtır 35/6 — “Şeytån size düşmandır; o kendi taraftarlarını cehenneme yoldaş eder”
  • Kur’ânı Kerîm: Bakara 2/114 — “Mescidlerde Allah’ın isminin zikredilmesini engelleyenden daha zalim kim olabilir?”
  • Kur’ânı Kerîm: A’râf 7/16-17 — İblîs’in dört cihetten saldırı yemini
  • Kur’ânı Kerîm: Hümeze 104/1-2 — “Veyl olsun her ayıplayana, çekiştirene”
  • Kur’ânı Kerîm: Yûsuf 12/53 — “Nefs muhakkak kötülüğü emredicidir” (emmâre)
  • Kur’ânı Kerîm: Câsiye 45/23 — “Hevåsını ilâh edineni gördün mü?”
  • Kur’ânı Kerîm: Zührüf 43/36 — Zikre arkasını dönene şeytån musallat olur
  • Kur’ânı Kerîm: Mücâdele 58/19 — “Şeytån taraftarları muhakkak hüsrandadır”
  • Kur’ânı Kerîm: Tâhâ 20/124-125 — Zikre yüz çevirenin dar geçimi ve kör haşri
  • Kur’ânı Kerîm: Bakara 2/152 — “Beni zikredin, Ben de sizi zikredeyim”
  • Hadîsi Şerîf: Buhârî, Bed’ü’l-Halk 11; Müslim, Selâm 23 — “Şeytån insanın damarlarında kanın dolaştığı gibi dolaşır”
  • Hadîsi Şerîf: Müslim, İmån 147 — Kibrin tarifi: hakkı reddetmek ve insanları küçümsemek
  • Hadîsi Şerîf: Müslim, Mesåcid 144 — Beş vakit namaz sonrası 33-33-33 ve kelimei tevhîd zikri
  • Hadîsi Şerîf: Müslim, Zikr 39; Tirmizî, Deavåt 7 — Halakai zikriyyeye meleklerin ihât-âsı
  • Hadîsi Şerîf: Buhârî, Deavåt 66; Müslim, Zikr 79 — “Zikreden ile zikretmeyenin misali, diri ile ölü gibidir”
  • Hz. Mevlâna Celåleddîni Rûmî: Mesnevî-i Şerîf — Nefshevaşeytån üçlü ittifak; insan suretinde şeytån
  • Hz. Yûnus Emre: Dîvån“Doğru yola gidemedim / N-eyledim de bilemedim”
  • Şeyh Necmüddîni Kübrå: Fevåtihu’l-Cemâl — H-âtırı şeytånî ile rahmånîyi tefr-îk
  • Şeyh Şihåbüddîn Sühreverdî: Avårifu’l-Maårif — Zåhirî ve manevî ilmin lüzumu
  • Şeyh Muhyiddîn İbn Arabî: Fütûhâtı Mekkiyye — Hav-âtırı erbaa (Hak, Melek, Nefs, Şeytån)
  • İmam Gazzâlî: İhyåu Ulûmi’d-Dîn — Mücâhedei nefs ve kibrin tahliyesi
  • İbn Kayyim el-Cevziyye: İğ-âsetu’l-Lehfân — Şeytån tuzaklarından kurtulmanın yolları
  • Tefsîr: Fahreddin Råzî, Mefåtîhu’l-Gayb — Bakara 114 ve Fâtır 6 tefsîri
  • Fıkıh: M-ecellei Aliyye — İstihzå-bi’d-Dîn ve tecdidi iman hükümleri

Sohbetin Tasnîfi

Bu sohbet bir zikrullåhın yandaşlığı ile şeytån yandaşlığı arasındaki tektekiliyyet sohbetidir. Mustafa Özbağ Efendi hazretleri Fâtır 6 ile şeytånın taraftar topladığını, cehennem yolunun kalabalık olduğunu beyân ederek başlamış; Nefs-Heva-Heves-Şeytån dörtlü ittifakının abdın iç-inde hükü-met kurduğunu ve bu iç-deki ittifakın dışarıdaki şeytån cepheleriyle bağlandîğını ortaya koymuş; dervîşlik yolunun istikamet ehline şeytån savaşı açıldîğı için zor olduğunu vurgulamış; insan suretindeki şeytån yandaşı eşevlatannebabaarkadaşları tanîyabilme için zåhirî ve manevî ilmin gerektiğini beyån etmiş; ilahiyat profesörü ile yaşadığı diyalog üzerinden Bakara 114 ve Hümeze 1-2’nin tatbiki olarak tecdidi imantecdidi nikah tavsiyesinde bulunmuştur. Sohbet baştan sona tek başına şeytåna karşı durabilmeyip hidayeti bozulan kimseye yol göstermenin ilimyoludur — şeytånlığın insan suretiyle donanmış olduğu bir çağda manev-î kerimeti uyanık tutmanın dersidir.


Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı | Video: YouTube’da izle | Seri: Zikrullah Sohbet Serisi

Ek kaynaklar:

  • Kur’an-ı Kerim, Nahl 16/125; hikmet ve güzel öğütle davet ilkesi.
  • Kur’an-ı Kerim, Ahzab 33/21; Resulullah’ta güzel örnek oluÅŸu.
  • Nevevi, Riyazü’s-Salihin, takva, ihlas ve güzel ahlak bölümleri.
  • İmam Gazali, İhya-u Ulumi’d-Din, kalp terbiyesi, ahlak ve ihlas bölümleri.
  • Buhari, İman ve Rikak bölümleri, niyet, ihlas ve ahlak rivayetleri.
  • Müslim, Birr ve Sıla bölümü, güzel ahlak ve kardeÅŸlik rivayetleri.
  • Tirmizi, Birr ve Sıla, zühd ve deavat bölümleri.
  • Nevevi, Riyazü’s-Salihin, ihlas, takva, zikir ve güzel ahlak bölümleri.
  • İbn Hacer el-Askalani, Fethu’l-Bari, ilgili Buhari rivayetlerinin ÅŸerhi.
  • KuÅŸeyri, er-Risale, tasavvuf adabı, hal ve makamlar bahisleri.