Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
zikrullah ·

Zikre sırtını dönersen, Allah’ı unutursan Allah da sana kendisini unutturur

inşâallah. O yüzden Mesnevide Hazreti Pir zikirsiz insan, cansız cesettir. Zikirle dirilen gönülse hakkın nefesiyle konuşur der. Demek ki zikirsiz beden cansız. Hani o az önce hadis-i şerifi zikredenl...

Bu sohbette Mustafa Özbağ Efendi hazretleri Haşr sûresi 19. âyet ışığında zikre sırt çevirmenin manevî netîcesini beyân etmektedir: Allâh’ı unutan kimseye Cenâbı Hak kendi kendisini unutturur; bu, manen en korkunç bir cezâdır — kişi kendi hâlinden, manevî durumundan, gerçek mevkiinden bî-haber kalır; tövbe yolu kapanır, hidâyet damarı kurur, gaflet üstüne gaflet ile yuvarlanır gider. Efendi hazretleri zikrullâhın ilâhî bir ip olduğunu, bu ipin elden bırakılmasının kişiyi nefs ile şeytânın eline düşürdüğünü, Bakara 152’deki karşılıklılık sırrının abda “sen Beni unutma ki Ben de seni unutmayayım” ahdiyle geçtiğini, Cuma 8/19, Tâhâ 124-125 ve Mücadele 19. âyetlerin bu mevzuda birbirini tasdîk ettiğini, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem efendimizin “Zikreden ile zikretmeyenin misali, diri ile ölü gibidir” hadîsinin de bu ilâhî kanunun pratik tarifi olduğunu tafsîl ile beyân etmektedir.


Haşr 19: Allah’ı Unutanlara Allah’ın Kendilerini Unutturması

Mustafa Özbağ Efendi hazretleri sohbete Haşr sûresi 19. âyetin sarih hükmü ile başlar: “Velâ tekûnû ke’llezîne nesû-llâhe feensâhum enfüsehum” — “Allâh’ı unutanlar gibi olmayın ki Allâh da onlara kendilerini unutturmuştur.” Bu âyet, Kur’ânı Kerîm’in en ağır manevî cezâ beyânlarından biridir. Çünkü burada söz konusu olan ne mal kaybıdır, ne sıhhat eksikliğidir, ne de dünyevî bir musîbettir — bunların hepsi görülüp anlaşılır ve tövbeye sevk edebilir. Burada söz konusu olan kişinin kendisinden bî-haber kalmasıdır.

Efendi hazretleri âyetin ilâhî mantığını açar: “Sebepsonuç bağı çok önemlidir burada. ‘Nesullâhe’ (Allâh’ı unuttular) sebep, ‘ensâhum enfüsehum’ (Allâh da onlara kendilerini unutturmuştur) sonuçtur. İlâhî muvazene tam tersine işliyor: kim Hakk’ı unutursa Hak da onun nefsini ona unutturuyor; bu, hem cezâdır hem de unutulanın mahzı tabiatından doğan bir akustik etkidir.”

İmâm Fahreddin Râzî Mefâtîhu’l-Gayb’ta bu âyet hakkında şöyle der: “İnsan gerçek varlığını ancak Hak’la idrak eder; Hak’tan kopan kimse kendi varlığının bilincini de kaybeder; çünkü nefs Hak’ın bir tecellisidir, Hak’tan gözü çevirmek nefsten gözü çevirmektir.” Yani: kişinin kendi nefsinin bilinci, Hak ile bağlantısının bir uzantısıdır; bağ kopunca bilinç de kopar.


Kendi Kendini Unutmanın Belirtileri

Efendi hazretleri kendi kendini unutmanın somut alâmetlerini sıralar — bunlar manen öldüğünü haber veren düşük bir nabızdır:

  • Manevî durumundan habersizlik: Nereden gelmiş, nereye gidiyor; sorduğunda “bilmem” der. Manevî menzilesi sorulduğunda hiçbir cevabı yoktur.
  • Kendi hâlinden bî-haber: Kalbinin nasıl olduğunu, kararıp kararmadığını, hâli daimisinin gaflette mi şuhûdda mı bulunduğunu bilmez.
  • Mevkiinden bî-haber: Allâh huzûrunda nasıl bir kul olduğunu, kabirhaşirsıratta bekleyen sorularla yüzleşip yüzleşmediğini düşünmez.
  • Ölümün yakınlığından unutgan: Her gün ölebileceğini, hesaba durulacağını hâtırına bile getirmez.
  • Hatasından bî-haber: İşlediği bir günâhı günâh olarak görmez, bilakis savunur.
  • Kemal noktasından bî-haber: Manen ilerlemesi gerektiğini bilmez; “ben yeterince iyiyim” der.

Bu liste, Hz. Ömer raziyallahu anhın muhasebe sözüyle tez-ât eder: “Hâsibû enfüseküm kable en tühâsebû” — “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” Kendi nefsini unutan kişi muhasebe edemez; muhasebe edemeyen ise tövbe edemez; tövbe edemeyen ise hidâyetten dönemez. Bu, manen kapalı döngü-dür — Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem efendimizin “Zikreden ile zikretmeyenin misali, diri ile ölü gibidir” hadîsinin tatbiki.


Bakara 152 ile Karşılıklı Ahd

Efendi hazretleri Bakara sûresi 152. âyetin Haşr 19 ile mütekâbil bir ahd oluşturduğunu gösterir: “Fezkürûnî ezkürküm” — “Siz Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim.” Bu âyette Cenâbı Hak abdı ile bir ilâhî mukabele sözleşmesi imzalar:

  • Sen Beni zikredersen Ben de seni zikrederim. — mukaddesi mütekâbil
  • Sen Beni unutursan Ben de seni unuturum — sana kendini bile unutturmakla. — muvazenei mukâbil

Bu mukabele Tirmizî’deki hadîsi kudsî ile mütemmim&dir: “Kim Beni bir karış zikrederek Bana yaklaşırsa Ben ona bir arşın yaklaşırım. Kim Bana bir arşın gelirse Ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim Bana yürüyerek gelirse Ben ona koşarak gelirim.” Yani Hak’la mukabele tek yön bir hareket değil, iki yönlü bir muhabbet trafiğidir; ve bu trafiğin başlangıcı abdın “Beni hatırla” çağrısına icabet etmesiyle başlar.

Hz. Mevlâna’nın bu mevzudaki beyânı: “Tu mîgûyî ‘Allâh’ / O evvel şükri tu’st.”“Sen Allah dediğin anda, senin söylemi Hakk’ın bir şükrü oluyor; söylediğin evvelen O’nun zikrinin sonrasıdır.” Yani zikre başlayan abd, Hakk’ın ezel zikriyle başlamış olur; bu mukabelenin sırrıdır.


Cuma 9, Tâhâ 124, Mücadele 19: Aynı Mevzunun Üç Yönü

Efendi hazretleri Haşr 19 ile aynı manevî mevzuyu iz-â-h eden başka âyetleri sıralar:

Cuma 62/9: “Yâ eyyühe’llezîne amentü izâ nûdiye li’s-Salâti min yevmi’l-Cumüati fes’av ilâ Zikrillâh” — “Ey iman edenler! Cumå günü namaz için çağırıldığında, Allâh’ın zikrine koşun!” Burada Cumå namazı doğrudan “zikrullâh” olarak isimlendirilmiştir — namaz zikri ekberdir, namaza koşmamak zikre sırt çevirmektir.

Tâhâ 20/124-125: “Ve men a’rade an Zikrî feinne lehu maîşeten danken ve nahşurühu yevme’l-Kıyâmeti a’mâ. Kåle Rabbi lime haşertenî a’må ve kad küntü basîrå? Kåle kezâlike etetke âyâtunâ fenesîtehâ ve kezâlike’lyevme tuns┓Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, ona dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederim. Der ki: ‘Rabbim, ben görüyordum, niçin beni kör olarak haşrettin?’ Buyurur ki: ‘İşte böyle, ayetlerimiz sana geldi, sen onları unuttun; aynı şekilde bugün sen de unutulursun.’”

Burada ilâhî muvazene daha da net çıkar: zikri unutan, manen kör olarak haşrolur; çünkü kalp gözü zikr ile açılır, zikr terk edilince kalp gözü kapanır, hâl mahşer’e taşar.

Mücadele 58/19: “İstahveze aleyhimü’ş-Şeytånu feensåhum Zikrallâh”“Şeytån onlara üstün geldi de onlara Allåh’ın zikrini unutturdu.” Bu åyet zikri unutmanın şeytånî tasallut demek olduğunu gösterir — kişi kendi başına zikri unutmuyor, şeytån istilâ ediyor da unutturuyor. Sebep ile sonuç bağı sahihtir: kim zikri terk eder, ona şeytån çöker; çökünce zikri tamamen unutturur.


Zikrullâh: İlâhî Bir İp ve Tutamak

Efendi hazretleri zikrullâhı tasavvufi bir teşbihle ilâhî bir ip olarak resmeder: “Zikrullâh, gökten sarkıtılmış ilâhî bir iptir. Bu ipi sıkı tutarsanız aşağıdaki uçurumdan, helâkten kurtulursunuz. Bu ipi salarsanız nefs ve şeytån eline düşersiniz; yuvarlanır gidersiniz.”

Bu teşbih Âli İmrân sûresi 103. âyet ile mutâ-bıktır: “Va’tasimû bi-Hablillåhi cemîan ve lå teferraku.”“Hep birlikte Allåh’ın ipine sarılın ve ayrılmayın!” Burada hablullåh — Allåh’ın ipi — ekseriyâ Kur’ån olarak tefsîr edilir; ama bir başka veçhi ile zikrullåh da bu ipin bir telidir. Kur’ån zikri ezel; zikrullåh zikri ebed; ikisi bir arada ilå-hî ipi dokur.

Hz. Pîr Mevlâna’nın aynı mevzuda beyånı: “Kîmyâ-yı zikr’dir ç-ekilen / Yokluktan vücuda yetiren. / Sen birizikreder yoksun olursun; / Hak Teålaya yeter, vücuda gelirsin.” Demek ki zikrullåh sadece bir ip değil, aynı zamanda yokluktan vücûda taşıyan bir eksirdir.


Tek Kurtuluş: Zikre Âcilen Dönüş ve Tövbe

Efendi hazretleri sohbetin neticesini müjdeli bir beyånla bağlar: “Zikre sırt çevirenin de yolu kapalı değildir — hâlå tövbe kapısı açıktır. Yeter ki kendine gelsin, ‘ben Hakk’ı unutmuşum’ deyip nedâmetle dönsün; o anda Cenâbı Hak ona kendisini hatırlatır, manevî idrå-kını geri verir.”

Bu, Zümer sûresi 53. âyetin sırrıdır: “Lâ taknetû min Rahmetillah”“Allåh’ın rahmetinden ümid kesmeyin.” Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem efendimizin de bu mevzudaki beyånı: “Tövbe kapısı, kûlân batıdan doğuncaya kadar açıktır.” (Müslim, Tevbe 31)

Yani: zikre sırt çevirip “kendini unuttuğunu” fark eden kimse, farkettiği ân bile nimeti ilahiyedir; çünkü gerçekten unutmuş olsa bunu da unuturdu. Demek ki kendinin gerçekten unutulmasaaydı, hâlå rahmet kapısı açıktır. Yapılması gereken: derhal ‘Allah’ demek, derhal istiğfâr etmek, derhal halakai zikriyyeye dönmek.


Bibliyografya

  • Kur’ânı Kerîm: Haşr 59/19 — “Allåh’ı unutanlar gibi olmayın; Allåh da onlara kendilerini unutturdu”
  • Kur’ânı Kerîm: Bakara 2/152 — “Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim”
  • Kur’ânı Kerîm: Tåhâ 20/124-125 — Zikri Rabbånîden yüz çevirenin dar geçim ve kör haşri
  • Kur’ânı Kerîm: Mücadele 58/19 — Şeytånın Allåh’ın zikrini unutturması
  • Kur’ânı Kerîm: Cuma 62/9 — Cumå namazı zikrullåh olarak isimlendirme
  • Kur’ânı Kerîm: Â-li İmrân 3/103 — “Allåh’ın ipine hep birlikte sarılın”
  • Kur’ânı Kerîm: Zümer 39/53 — “Allåh’ın rahmetinden ümid kesmeyin”
  • Kur’ânı Kerîm: Ahzåb 33/41-42 — “Ey iman edenler! Allåh’ı çokça zikredin”
  • Hadîsi Kudsî: Buhårî, Tevhîd 15; Müslim, Zikr 21 — “Kulum Beni bir karış zikrederek yaklaşırsa Ben ona bir arşın yaklaşırım”
  • Hadîsi Şerîf: Buhårî, Deavåt 66; Müslim, Zikr 79 — “Zikreden ile zikretmeyenin misali, diri ile ölü gibidir”
  • Hadîsi Şerîf: Müslim, Tevbe 31 — “Tövbe kapısı, güneş batıdan doğuncaya kadar açıktır”
  • Hadîsi Şerîf: Tirmizî, Deavåt 8 — “Allah’ı çokça zikretmek, amellerin en hayırlısıdır”
  • Hadîsi Şerîf: Hz. Ömer raziyallahu anh (Tirmizî, Kıyamet 25) — “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin”
  • Hz. Mevlâna Celåleddîni Rûmî: Mesnevî-i Şerîf — Zikrin ilåhî ip oluşu, kîmyâ-yı zikr
  • Hz. Mevlâna: Dîvånı Şems“Sen ‘Allah’ derken seni söyleten O’dur”
  • Hz. Yûnus Emre: Dîvån“Allah deyu deyu çıka cånımız” — nefes nefes Hak hatırlama
  • Şeyh Necmüddîni Kübrå: Fevåihu’l-Cemål — Hak’ın hatırlanması ile abdın hatırlanması
  • Şeyh Şihåbüddîn Sühreverdî: Avårif — Zikre sırt çevirmenin manevî tehlikeleri
  • Şeyh Muhyiddîn İbn Arabî: Fütûhåtı Mekkiyye — Karşılıklı zikr ve nefsi bilmek
  • İmam Gazzålî: İhyåu Ulûmi’d-Dîn — Murâ-kabe ve nefsi hesab
  • İmåm Fahreddin Råzî: Mefåtîhu’l-Gayb — Haşr 19 ve Tâhâ 124-125 tefsîri
  • İmam Ahmed Sirhindî: Mektûbåt — Zikrin terkinin manevî cezası
  • İsmâîl Hakkı Bursevî: Rûhu’l-Beyån — Karşılıklı unutmanın tasavvufî yorumu

Sohbetin Tasnîfi

Bu sohbet bir ilâhî muvazenenin tektekilikten dönüşü sohbetidir. Mustafa Özbağ Efendi hazretleri Haşr 19 ile Allåh’ı unutan kimseye Allåh’ın kendi nefsini unutturduğu ilå-hî mukabelei muvazeneyi merkeze koyarak; kendi nefsini unutmanın somut belirtilerini sıralamış (manevî durum, hal, mevki, ölüm, hata, kemâl noktası); Bakara 152 ile karşılıklı ahdin pozitif yü-zünü ortaya koymuş; Tåhâ 124-125, Cuma 9 ve Mücadele 19 ile aynı mevzunun üç başka veçhini sergilenmiş; zikrullåhı ilåhî bir ip ve kîmyâ-yı vücûd olarak resmederek; tövbe kapısının her hâlde açık olduğunu Zümer 53 ile bağlamıştır. Sohbet baştan sona zikrzikrolma mut-âbakatının ilå-hî sırrına ders niteliğinde bir d-âvettir; sırt çevirmenin maliyeti çok ağırdır, ama dönüşün anahtarı her dâim “Allah” demektir.


Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı | Video: YouTube’da izle | Seri: Zikrullåh Sohbet Serisi