Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
zikrullah ·

Kim zikrullahı terk ediyorsa nefsin ve şeytanın emrine girer ki bu onun manevi helakıdır

Furkan ayet 1718. Rabbin onları ve Allah'tan başka taptıklarını topladığı gün bu kullarımı siz mi saptırdınız yoksa kendi kendilerine mi yoldan saptılar der. Onlar haşa seni layık olmadığın sıfatlarda...

Bu sohbette Mustafa Özbağ Efendi hazretleri Furkân sûresi 17-18. âyetler ışığında zikrullâhın terk edilmesinin manevî helâka, kalp kararmasına ve nefsanî-şeytanî tasalluta yol açtığını; nimetlerin çokluğu içinde yüzen kavimlerin Allâh’ı zikretmeyi unutmaları sebebiyle yok olduklarını; gafletin kalbi perdelediğini, hevâ-heves ve şeytâniyetin zikrullâhın bıraktığı boşluğu doldurduğunu; Ahzâb 41 ile “Allâh’ı çokça zikredin”, Ra’d 28 ile “Kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle mutmain olur”, Haşr 19 ile “Allâh’ı unutanlar gibi olmayın” emirlerini ve Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem’in “Allâh’ı zikreden diridir, zikretmeyen ölü gibidir” hadîsini tafsîl ile beyân etmektedir.


Furkân 17-18: Nimet İçinde Zikri Unutan Kavimlerin Helâki

Mustafa Özbağ Efendi hazretleri sohbete Furkân sûresi 17-18. âyetlerle başlar. Cenâbı Hak kıyâmet gününde insanları ve onların Allâh’tan başka taptıklarını topladığında, taptıkları sahte ilâhlara “Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yoldan saptılar?” diye sorar. Onlar cevâben: “Hâşâ, seni lâyık olmadığın sıfatlardan tenzîh ederiz. Seni bırakıp başka dostlar edinmek bize yakışmaz. Fakat sen onları ve atalarını nimetler içinde yaşattın da sonunda seni zikretmeyi unuttular ve yok olmaya lâyık bir kavim oldular” derler. Efendi hazretleri bu âyet üzerinden mühim bir tesbît yapar: nimet içinde Allâh’ı zikretmeyi unutan kavimler yok olmaya mahkûmdur.

Bu yok oluş bedenî bir yok oluştan önce manevî bir yok oluştur. Mal ve nimetin çokluğu, dünya zînetinin gözleri kamaştırması insanı zikrullâhtan koparır. Zikrullâhtan kopuş ise gafletin başlangıcıdır. Efendi hazretleri gafletin tanımını verir: “Gaflet Allâh’tan kopuşun, Allâh’tan ayrılışın, Allâh’la irtibâtın kesilişinin başlangıcıdır.” Bir mü’min Allâh indinde gaflete düştüğünde, o gaflet anında Allâh’la olan bağı gevşemeye başlar; gaflet derinleştikçe kalpteki zikrullâh izi siliner.


Kalpteki Boşluk Doldurulmadan Kalmaz: Zikrullâh Veya Hevâ

Efendi hazretleri tasavvufî bir hakîkati ortaya koyar: kalp boşluk kabul etmez. Kalpte zikrullâh varsa hevâ-heves çıkar; zikrullâh yoksa hevâ-heves yerleşir. “Çünkü kalpte zikrullâh var ise hevâ-hevesi oradan çıkar, şeytâniyet oradan çıkar. Eğer kalpte zikrullâh olmaz ise o kimsenin kalbine hevâ-heves, şeytân yerleşir.”

Şeytân yerleştiğinde sırası gelir: kişi şeytanî yollara, şeytanî düşüncelere, şeytanî isteklere meyleder. Zikrullâhı bırakan kimsenin manevî ölümü işte burada başlar — kalbî ölüm. Efendi hazretleri bu manevî ölümün belirtilerini sıralar: kalbin kararması, kalbin perdelenmesi, manevî yol almaktan kesilme. Eğer bu kimse hâlâ tövbe edip Allâh’ı zikrederek geri dönmüyorsa, bu artık helâk olma yoluna girmiş demektir.


Ahzâb 41 ve Ra’d 28: Çokça Zikir ve Kalbin Mutmainliği

Efendi hazretleri Cenâbı Hakk’ın mü’minlere zikrullâhı ne sûretle emrettiğini hatırlatır. Ahzâb sûresi 41. âyet sarihtir: “Ey îmân edenler! Allâh’ı çokça zikredin.” Bu emir nâdir ya da arada bir değil, çokçakesretle zikretmeyi gerektirir. Niçin çokça? Çünkü Ra’d sûresi 28. âyette Cenâbı Hak şöyle buyurur: “Kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle mutmain olur.” Kalbin başka bir yolla mutmainliğe ulaşması mümkün değildir.

Mutmainne makâmı, Fecr sûresinin sonundaki “Ey nefsi mutmainne, Rabbine dön!” hitâbının makâmıdır. Bir kulun Rabbine dönüşü mutmainne makâmında olmalıdır; bu makâmın anahtarı zikrullâhtır. Zikrullâh yapan kalp emmâreden levvâmeye, levvâmeden mülhimeye, mülhimeden mutmainneye yükselir. Manevî dönüş bu noktada başlar.

Zikrullâhı terk eden kişi ise tersine seyreder: kalbi komple nefsin ve şeytânın emrine girer. Efendi hazretleri âyetin hükmünü açıkça koyar: “Kim zikrullâhı terk ediyorsa o kimse nefsin ve şeytânın emrine girer ki onun manevî helâkıdır.”


Haşr 19: Allâh’ı Unutanlara Cenâbı Hakk’ın Kendilerini Unutturması

Efendi hazretleri Haşr sûresi 19. âyeti zikreder: “Allâh’ı unutanlar gibi olmayın ki Allâh da onlara kendilerini unutturdu.” Bu âyetin mefhûmu çok ağırdır: zikrullâhı unutan kimseye Cenâbı Hak kendi kendisini unutturur. Yani:

  • O kimsenin manevî hâli hatırına gelmez — nereden gelmiş, nereye gidiyor
  • Kendi duruşu hatırına gelmez — Allâh huzûrunda nasıl bir kul olduğu
  • Kendi nerede ve ne hâlde olduğu hatırına gelmez — gaflet üstüne gaflet
  • Nefsâniyetten nefsâniyete, şeytâniyetten şeytâniyete yuvarlanır gider

Bu, Cenâbı Hakk’ın kuluna verdiği en korkunç manevî cezâdır: kişinin kendinden bîgâne kalması. Çünkü kendinden bîgâne olan, tövbeye yol bulamaz; tövbeye yol bulamayan ise helâktan kurtulamaz.


Hadîsi Şerîf: Allâh’ı Zikreden Diridir, Zikretmeyen Ölü Gibidir

Efendi hazretleri Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem efendimizin hadîsi şerîfini hatırlatır: “Allâh’ı zikreden diridir; Allâh’ı zikretmeyen ölü gibidir.” (Buhârî, Deavât 66) Bu hadîs Furkân-Haşr-Ra’d-Ahzâb âyetlerinin bir tefsîridir adetâ — ilâhî beyânın nebevî tasdîki. Kalbi ihyâ eden manevî diriliş, ancak zikrullâh ile mümkündür.

Efendi hazretleri âyeti kerîmenin hikmet boyutunu da işâret eder. Furkân 18’de zikri unutmanın sebebi açıkça beyân edilmiştir: “Onlara sen nimetler verdin, rahat bir hayat verdin; onlar bu nimetlerin çokluğundan ve rahattan dolayı azdılar, saptılar ve seni unuttular.” Bu, zenginliğin şaşırtması, rahatın şaşırtmasıdır. Bolluk insanı kibrin kapısına götürür; kibir ise kişiyi Allâh’tan koparır. Onun için sûfîler nimet içinde de zikri elden bırakmamayı, refâhın içinden de fakrı zâhirî ile geçmeyi tavsiye etmişlerdir.


Bibliyografya

  • Kur’ânı Kerîm: Furkân 25/17-18 — nimet içinde zikri unutan kavimlerin yok oluşu
  • Kur’ânı Kerîm: Ahzâb 33/41 — “Ey îmân edenler! Allâh’ı çokça zikredin”
  • Kur’ânı Kerîm: Ra’d 13/28 — “Kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle mutmain olur”
  • Kur’ânı Kerîm: Haşr 59/19 — “Allâh’ı unutanlar gibi olmayın; Allâh da onlara kendilerini unutturdu”
  • Kur’ânı Kerîm: Fecr 89/27-28 — “Ey nefsi mutmainne, Rabbine dön!” hitâbı
  • Kur’ânı Kerîm: Bakara 2/152 — “Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim”
  • Kur’ânı Kerîm: Tâhâ 20/124-125 — Zikri Rabbânîden yüz çevirenin sıkıntılı hayâtı
  • Kur’ânı Kerîm: Münâfikûn 63/9 — “Mallarınız evlâtlarınız sizi Allâh’ın zikrinden alıkoymasın”
  • Kur’ânı Kerîm: A’râf 7/205 — Sabah akşam Rabbi yalvararak ve korkarak zikretme emri
  • Hadîsi Şerîf: Buhârî, Deavât 66; Müslim, Zikr 79 — “Rabbini zikredenle zikretmeyenin misâli, diri ile ölü gibidir”
  • Hadîsi Şerîf: Buhârî, Deavât 6; Müslim, Zikr 21 — “Kulum Beni içinden zikrederse Ben de onu içimden zikrederim” hadîsi kudsîsi
  • Hadîsi Şerîf: Müslim, Zikr 11; Tirmizî, Deavât 82 — “Cennet bahçeleri zikir halkalarıdır”
  • Hadîsi Şerîf: Tirmizî, Deavât 6 — “Amellerin en hayırlısı Allâh’ı çokça zikretmektir”
  • Hadîsi Şerîf: Buhârî, Deavât 6 — Yedi sınıf gölgelendirilmiş arasında “tenhâda Allâh’ı zikrederken gözleri yaşaran”
  • Hz. Mevlânâ Celâleddîni Rûmî: Mesnevî-i Şerîf — Zikri hafi ve cehri bahisleri (Defter I-VI)
  • Şeyh Necmüddîni Kübrâ: Risâle ile’l-Hâim ve Fevâihu’l-Cemâl — Zikrin envârı ve makâmâtı
  • Şeyh Şihâbüddîn Sühreverdî: Avârifü’l-Maârif — Bâbü’z-Zikr ve âdâbı
  • Şeyh Muhyiddîn İbn Arabî: Fütûhâtı Mekkiyye — Zikrin kalbî ve rûhî esrârı
  • İmâm Gazzâlî: İhyâü’Ulûmi’d-Dîn — Kitâbü’l-Ezkâr ve’d-Daavât
  • Yûnus Emre: Dîvân — “Allâh deyu deyu çıka cânımız” zikr nidâları
  • Hâce Bahâeddîn Nakşbend: Vukûfi Adedî, Vukûfi Kalbî, Hatmi Hâcegân — silsilei zikriyye usûlü
  • Tefsîr: Fahreddîn Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb — Furkân 17-18 ve Haşr 19 tefsîri
  • Tefsîr: İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân — Zikr âyetleri tasavvufî yorumu
  • Tasavvuf-Fıkıh: İmâm Birgivî, et-Tarîkatü’l-Muhammediyye — Zikrin sünnete uygunluğu

Sohbetin Tasnîfi

Bu sohbet bir zikrullâhhelâk diyalektiği sohbetidir. Mustafa Özbağ Efendi hazretleri Furkân 17-18’i merkeze alarak nimet içinde Allâh’ı unutan kavimlerin tarihî hükmünü, gafletten zikre dönüşün ehemmiyetini, kalbin mutmainliğinin yegâne yolu olarak zikrullâhın yerini, zikri terk edenin nefsşeytân tasallutuna düşmesinin ilâhî kânûnunu ve Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem’in “diri-ölü” teşbîhi ile zikrullâhın hayâtî zarûretini bir bütün hâlinde tafsîl etmiştir. Sohbet âyethadîshâl üçgeninde örülmüş; Furkân-Ra’d-Ahzâb-Haşr âyet zincirinden zikrin terk edilişinin manevî ölüme götürdüğü ve mutmainlik yolunun zikre bağlı olduğu istinbât edilmiştir.


Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı | Video: YouTube’da izle | Seri: Zikrullâh Sohbet Serisi