Cenab-ı Hak, “Kim Allah’a güzel bir borç verirse Allah onu kat fazlasıyla öder. ” dedi. Allah borç alır mı? Almaz. Sen Allah için bir şey verirsen Allah için bir şey veriyorsun. Bak karşılıksız vermek bu. Karşılıksız beklemeksizin vermek bu. Sen Allah için bir şey veriyorsun. Sen Allah için bir şey yapıyorsun. Allah için tebessüm ediyorsun. Yok ya paran olması şart değil. Allah için tebessüm ediyorsun. Allah için bir yetimin başını okşuyorsun. Paran varken değil bunu. Sen paran var. Sen yetimin başını okşamayacaksın. Yetimin cebini okşayacaksın. Sen sen paran varsa, senin gücün varsa yetime tebessüm etmeyeceksin. Yetimin cebine tebessüm edeceksin. Sen yetimi tebessüm ettireceksin. Parası olmayan gitsin yetime tebessüm etsin. Senin paran var. Senin gücün var. Sen yardım etmeye muktedirsin. Sen yetimi tebessüm ettireceksin. Öbürkünün gücü yok, kuvveti yok, kudreti yok. Yok. O tebessüm etsin. Ala e senin paran var sen tebessüm edeceğim diye uğraşıyorsun. Geldiler ya Allah Resulüne dediler ki ya Resulallah hani bu zenginler tasadduk ediyorlar. Bizden öne geçiyorlar. Biz ne yapalım? Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onlara dedi ki namazdan sonra 33 33 bunları çekin. Tekrar geldi fukaralar. Dediler ki ya Resulallah bu zenginler bunu da öğrendiler, bunu da yapıyorlar. Dedi, “Bunu öğrenmişler. Bunu da yapıyorlar. Cenabı Hakk’ın takdiri bu dedi. Yapacak bir şey yok dedi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Onlara Cenabı Hak lütfetmiş dedi. O yüzden o kimse gücü yerindeyse, ilmi yerinde ise o kimse karşısındaki yetimi tebessüm ettirecek. Öyle olunca sen Allah için verdin ya. Allah için verdin. Allah’a güzel bir borç verdin. Ayeti kerime bu. Bakara ayet 245. Allah borç alır mı? Almaz.
Altın ve gümüşü biriktirip de allah yolunda harcamayanları a Hakkında
Ama o kimse canını verdi. Ama malını verdi. Ama güzel ahlaklı davrandı. Tebessüm etti. Yapması gerekeni yaptı. O zaman o kimse Allah’a güzel bir borç verdi. Allah diyor onu kat fazlasıyla öder. Bakın burada bire 700 yok. Kat fazlasıyla öder. Burada normalde bir kimse 1e 10 bekler verir bire 10 gelir ona. Bire 700 bekler verir bire 700 gelir ona. Değil. Sufi karşılık beklemeksizin verir. Hiçbir şeyde karşılık beklemez. O zaman ayet-i kerime onun üzerinde tecelli eder. Allah ona kat verir. Sayısız verir. Fazlasıyla öder. Hani bu ne oluyor? Çiftçilikten laf açtık ya ekin ekmek gibi. Sen bir avuç tohum atıyorsun. Bir avuç tohum attığın yerden kaş çuval buğday alıyorsun. Bu onun gibi bir şey. Çiftçiler bunu iyi bilir. Yani bir dölüm e tarlaya 25 kilo buğday. Normal şartlarda bir dölümden kaç ton alıyor? 25 kilo atıyor. 250 değil 500 kilo alıyor. 500 600 alıyor. Düşünün Allah bunu daha fazla veriyor. Yani normalde ektiğin tohum 25 kilo ama aldığın ürün 500 kilo. 600 kilo. Bu onun gibi bir şey. O kimse fi sebilillah verdi. Karşılık beklemeksizin verdi. Bu tohum ektianı Cenabı Hak ona kat veriyor. Daha fazla veriyor. O yüzden o normalde eee baktığımızda hani yine çiftçilikten gidelim. Hazreti Pir tohumdan, ambardan bahsetmiş. O ambardan çıkardı 25 kilo tohum ekti ama ambar 600 kilo koydu, 700 kilo koydu. Yer düzgünse, harikaysa 750 kilo koydu. Bizim Bayinder’da yer daha böyle önceden münbitti. Yaklaşık dönümünden 800 kilo, 900 kilo bazı yerlerden 1 ton alırlardı. Doğru mu? Evet. Ama tabii gün geçtikçe bu gübreler, ilaçlar şeyin toprağın verimini yok ediyor. Topraklar kısırlaşıyor. Allah bizi ysin. O yüzden Evet.
Normalde biriktirilen mal, biriktirilen mal zekatı verilmeyen, sadakası verilmeyen, onun hayır haseneti yapmayan kimse, biriktirilen mal. Yani o kimse ne yaptı? bilgiyi aldı, aldı, aldı, aldı. O bilgiyi hava atmak için kullandı. O bilgiyi dini bilgiler olarak söylüyorum. O kimse normalde para kazanmak için, onu maddeye çevirmek için böyle konuşmuyor hiç veyahut da yanındakilere, etrafındakilere anlatmıyor, öğretmiyor. Kendince bilgiyi saklıyor. Allah muhafaza eylesin. >> O yüzden Tevbe suresi ayet 34 bunları söylüyor. Diyor ki, “Altın ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanları acı bir azapla müjdele. ” Bu ayet-i kerimeleri zahir olarak baktığımızda altın ve gümüş biriktiren yani o kimse zekatını vermedi, sadakasını vermedi, hayır hasenetini vermedi. Mali olarak, madde olarak. Ama bu paradır, ama bu ekindir, ama bu meyvedir. Neyse ama bu hayvandır. Zekat verilmesi gereken mallardan zekat vermedi o kimse. Bu kendince öyle dedi. Hani ben kazandım bunu. Burada kimsenin hakkı yok. Onlar da çalışsaydı, kazansaydı. Fakir fukara için söylüyor. Ha o ne yaptı? Onu diyor bir azapla müjdele. Öbürkü ne? Altın ve gümüş biriktiriyor. Altın Allah’a aşıklık bilgisidir. Altın Allah’ı tanımabilme bilgisidir. Gümüş nedir? Gümüş normalde bu manada o Allah’ı ve tanımanın altında kalan fıkıh bilgisidir, hadis bilgisidir, tefsir bilgisidir. Vay o altın ve gümüş biriktirenlerin haline, vay o ilmi ledüne sahip olup da ilmi ledü kendisine saklayanlara, vay o Allah’ı bilme, tanıma bilgisine sahip olup da kendisini kenara çekip kibirlenip insanlara bir şey anlatmayanlara, vay o ilim ehli olan hadisçiler, fıkıhçılar, tefsirciler, kendi kendilerine ilim ehli olup da bir köşede oturanlar A vay ki onlara vay. Onlara Cenabı Hak ilim kapısını açtığı halde ilmini insanların hizmetine yaymayanlara onlara Cenabı Hak bir ilim kapısı açmış. O ilim kapısını onlara açmış. Ama onlar ilmi saklamışlar. İlmi gizlemişler. İlmi insanlara yaymamışlar. Evlerinde sıcak yataklarından, kışın sıcak yatağından, yazın da serin soğuk odasından dışarı çıkmayanlar bir de ahkam kesenler. Hem evinde rahatına bakacak hem etliğe sütlüye dokunmayacak. Ne bu? Hadis alimi. Evinde rahat rahat yatacak, uyuyacak. Bu ne? Tefsir alimi. Öbürkü ne? Fıkıhçı. Ne yapıyor bu kimse? evinde hayatını yaşıyor. Allah sana o ilmi verdi. Onun hesabını soracak senden. O hadis ilminin hesabını da soracak senden. O fıkıh ilminin hesabını soracak senden.
O tefsir ilminin hesabını soracak senden. Sen ezanlar okundu. Neysin sen? İmamsın. Oradan para alıyorsun. Sen bunun ilmini yapmışsın. İnsanlara bunu yaymıyorsun. İnsanlara bunu tebliğ etmiyorsun. Allah bunun hesabını soracak senden. Sen altın ve gümüşü biriktiren hainlerdensin. Başka bir şey değilsin. İnsanlar uyuşturucuya müptela olurken içkiye, kumara, hırsızlığa koşarken, gençler helak olurken bilmem kaç tane ilahiyat hocası, profesörü, bilmem kaç tane cami imamı, bilmem kaç tane müftü. Akşam olunca kıl beşi bitir işi, git evinde otur yat. Allah bunun hesabını soracak herkesten. Anneler, babalar, bu sohbeti dinleyenler, siz Kur’an ve sünneti öğreniyorsunuz. Öğrendiğiniz Kur’an ve sünneti çocuklarınıza ve eşlerinize aktarmıyorsunuz. Tebliğ etmiyorsunuz. Kendinizi buraya getiriyorsunuz. Çoluk çocuğunuz eğer ki buraya gelmiyor da oraya buraya gidiyorsa yanlış yere gidiyorsa vay sizin halinize. Siz çünkü ilmi yaymıyorsunuz. Siz çünkü iyiliği yaymıyorsunuz. Ümmet olarak bundan sorumlu bütün ümmet. Siz iyiliği yaymakla mükellefsiniz. Siz doğruyu yaymakla mükellefsiniz. Siz ümmeti Muhammed olarak ev kuşu olamazsınız. Evinizde koltuk olamazsınız. Siz evinizde sehpa olamazsınız. Siz evinizde bilmem işte vizyon sehpa olamazsınız. Evinizde televizyon olamazsınız siz. Siz ev eşyası değilsiniz. Siz müslümansınız. Siz müminiz. Siz evinizde bir sehpa gibi orada oturamazsınız. Bunu yapamazsınız. İman ehli yangın var ortalıkta. Evinde oturamaz. Oturuyorsa o kimse evinde o iman onda kemale ermemiş. İman ona tecelli etmemiş. Sen evladına, eşine, akrabalarına, annene, babana, etrafına tebliğ edemiyorsan, sen en yakınına tebliğ edemiyorsan, ona anlatamıyorsan vay senin haline vel asr lefi hüsrin. Bütün insanlar hüsrandadır. Ancak iman edip iyi amel işleyen hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna. Sen bununla eğer kendini dizayn etmezsen vay senin de haline sen de altın ve gümüş biriktiriyorsun. Oh ne kadar güzel derviştin. Güzel oturdun Allah’ı zikrettin. Kimle zikrettin? Oğlun yanında mı? Kızın yanında mı? Gelinin yanında mı? Damadın yanında mı?
Nerede bunlar? Bunlar nerede? Sen o zaman iyi bir baba değilsin. Çocuğun senin yolundan gitmiyorsa. Sen iyi bir anne değilsin. Çocuğun senin yolundan gitmiyorsa. Sen o zaman çocuğuna farklı davrandın, eksik davrandın. Çocuk dedi ki, “Kim bu? ” “Ya böyle mi Müslüman olacak? Bunun gittiği yerde hayır yokmuş. ” dedi. Kız veya oğlan baktı annesine, “Böyle mi Müslüman oluncak, böyle mi derviş olacak? ” dedi. Gitmedi onun yolundan. Anneler babalar siz de altın ve gümüş biriktirmişler gibi azapla müjdeleneceksiniz. Anlatmadınız ilmi yaymadınız etrafı anlatmadınız. Yanı başınızdaki komşuya anlatmadınız. Anlatamadınız. Çünkü iyi bir komşuluk tesis etmediniz siz. Komşunuz sizden rahatsız. Anneniz babanız sizden rahatsız. Evlatlarınız sizden rahatsız. Kayın valideniz, kayın pederiniz sizden rahatsız. Onları anlatamadınız dost doğru. Siz de azapla müjdeleneceksiniz. Çok tövbe edin, çok zikredin. Etrafınıza iyi davranın. İyi davranın. Ve bu tasadduku sadece paraya vurmayın. Birine nasılsın kardeşim demek dahi tasadduktur. Ona selam verme. O kim ki? Onunla konuşma. O ne ki? Sen nesin kardeş? Sen ne olduğunu söyleyeyim mi? Sen firavunsun. Başka bir şey değilsin. Sen sınıf farkı gözetiyorsun. Makam farkı gözetiyorsun. İnsanlara ayırıp kayırıyorsun. İnsanlara tepeden bakıyorsun. Bu cahil. Bu soru sorulur mu şimdi? Bu kim ki? Bu ne ki? Sen nesin? Bu halinle firavunsun. Başka bir şey değil.
Allah muhafaza eylesin.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Sünnet, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı