Cumartesi, 13 Haziran 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Çağdaş Siyasal İslam ·

Çağdaş Siyasal İslam — 28 Eylül 2019 Sohbeti

Çağdaş Siyasal İslam — 28 Eylül 2019 Sohbeti — Mustafa Özbağ Efendi'nin Çağdaş Siyasal İslâm üzerine sohbeti.

Mustafa Özbağ Efendi - Tasavvuf Sohbetleri ve İslami İlimler

ÇAĞDAŞ SIYASAL İSLAM • 1/32

Çağdaş Siyasal İslam — 28 Eylül 2019 Sohbeti Hakkında

28 Eylül 2019


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.

Çağdaş siyasal İslam, Müslüman toplumlara bir seçenek sunuyor mu?

Genel kanı İslamcılığın etki ve genişlemesinin henüz durmadığı, siya-sal İslam’ın iktidara gelebileceği ancak iktidara gelse de adetlerden ve hu-kuktan başka hiçbir şeyin değişmeyeceği, sonucun her seferinde kesin bir başarısızlık olacağı.

Peki neden bu başarısızlık?

Yanıt Olivier Roy’dan: “Siyasal İslam’ın, karşı çıkarak kendini var ettiği modernizmin kötü bir kopyası olmasında yatıyor. Batı ve modernlik kar-şıtlığı temelinde mevcut muhalefet boşluğunu doldurarak güçlenmiş olan siyasal İslam, giderek bir ‘fundamentalizm’ halini alıyor ve şeytanını Batı tanrısında ararken kendi içindeki çölü göremiyor.”

Konumuz siyasal İslam bu yazıda her şey doğrusuyla yanlışıyla alıntı-

dır. Konuyu belki de tartışarak güzelleştireceğiz.

Tâhâ ayet 114: “RABBİM İLMİMİ ARTTIR.” Amin, Cenâb-ı Hakk cüm-

lemizin ilmini arttırdığı kullarından eylesin inşaallah.

Evet, çağdaş siyasal İslam veyahut da siyasal İslam.

1- Çağdaş siyasal İslam

2- Siyasal İslam.

Sonuçta siyasal İslam veyahut da çağdaş siyasal İslam dediğimizde önü-müze bir önce bir ibare çıkıyor. Bu ibare ne? Siyasal İslam. Şimdi İslam’ın önüne, arkasına siz birer kelimeler üretir; türetir; koyarsanız ona, İslam’a bakış açınız o kelime bağlı kalır. Siyasal İslam literatürü İslam toplumunun ürettiği bir literatür değil veya İslam’ın kendi içerisindeki, ne kadar eleştirilirse eleş-tirilsin var olan eksik, fazla entelektüel takımının geliştirdiği bir deyim de değil. Peki, siyasal İslam’ın o zaman geriye yönelik çıkış noktasına bakaca-ğız. Bu Osmanlı’dan sonra üretilen bir terim Müslümanların üzerine. Şimdi İslam, bütün her şeyiyle bir bütün. Yönetimiyle, yani yönetim idare şekliyle, ekonomisiyle, hukukuyla, ahlakıyla, kültürüyle, kurmuş olduğu medeniyet-leriyle bir bütün. İslam’ın mesela hukukunu al, yönetim biçimini alma veya ahlakını al, hukukunu alma, bunlar anlaşılabilir şeyler değil. Şimdi genel ma-nada Müslümanlar son yüz elli yıldır sadece İslam’ı ibadet ve bu son dönem ahlaki olarak algılamaya başladılar. Algıladıkları ahlaki ve ibadet bu ayrı bir tartışma, bunu da tartışırız ama söz konusu olan siyasal İslam. Peki, siyasal

26 | Çağdaş Siyasal İslam

İslam söylemi Batıda ne zaman çıktı? Bu siyasal İslam Batıda çıkış noktası, Batının siyasal İslam olarak nitelendirilmesi Osmanlı’dan sonradır. Osmanlı var iken Batının böyle bir söylemi yok. Sebep? Müslümanlar hak ve hukukla-rını kendi içlerinde, kendi sistemlerinde hallediyorlar. Bir Müslüman’ın hu-kuksal bir isteği yok, ekonomiksel bir isteği yok, kültürel bir isteği yok, ah-laki bir isteği yok, böyle bir sıkıntısı yok. Sebep? Hukuk ise İslam’ın kendi hukuku geçerli, eğer ekonomi ise İslam’ın kendi ekonomik ölçütleri geçerli, kültür ise İslam’ın kendi içerisinde kendi kültürü geçerli, ahlak ise İslam’ın kendi içerisindeki ahlaki normlar geçerli. Bunların eksiklikleri vardır, bun-ların olgunlaşmamış olanları vardır, bunların kendi içerisinde uygulayıcıla-rın kendi hataları vardır, bunlar farklı bir tartışma konusu. Ama bir Müs-lüman dönüp geriye baktığında İslam’ın, kendi dininin yaşantısal tecelliyatı var, yaşantısal tecelliyatı. Ama Osmanlı yıkıldı, Osmanlı yıkıldıktan sonra koca bir İslam imparatorluğu dağıldı, sonuçta bir sürü devletçikler kuruldu. O devletçikleri oturdu o gün için İngilizler ve yanındakiler; cetvelleri koy-dular; kendi ekonomik, siyasi, askeri, görüş ve düşüncelerine göre böldüler. Böldükten sonra farklı farklı bir sürü devletçik kurdular. Farklı farklı devlet-çiklerin başına yine kendi ihtiyarlarıyla kendi istedikleri devlet başkanı, baş-bakan, kral, kralcık ne derseniz adına bunları oluşturdular. Ve böylece bü-tün Osmanlı’dan kalan İslam dünyasını sömürmeye başladılar, yönetmeye ve yönlendirmeye başladılar hala daha devam ediyorlar, bunu da buraya ko-yalım. Bakın, yönetiyorlar, yönlendiriyorlar hala daha devam ediyorlar, bu bitmiş değil. Şimdi bunun akabinde tüm İslam dünyasında kendince Müs-lümanlar entelektüel olarak bu topraklar bizim; bu topraklarda İslam yeni-den hâkim olmalı düşüncesi, yeniden İslam ve Müslümanlar nefes almalı düşüncesi başlayınca Batı buna baktı; yeni yeni oluşumlar var. Bu yeni olu-şumlar ilk etapta ahlak, ibadet, bu noktada felsefe noktasında felsefi bir nok-tada başladı. Bunu şimdi biraz daha ülke sınırların dışına çıkarak yorumla-mamız lazım. Mısır’da örneğin Seyyid Kutub’tan önce başlayan bir hareket var veyahut da Pakistan’da başlayan hareketler var. Suriye’de, Irak’ta Müs-lüman Kardeşlerle başlayan, İhvan-ı Müslimin ile başlayan hareketler var. Filistin’de İsrail’e karşı direnişin dini bir simgesel, dini bir duruşu başlı-yor. Türkiye’de Anadolu topraklarında Risale-i Nur ile Bediüzzaman Said Nursi hazretleri ve Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri veya bir kısım ehli tarikatın bu noktada çalışmaları var. Yeniden kendi özüne dönüş, yeniden kendi medeniyetine dönüş, yeniden kendi dini köklerine dönüş istekleri var ama bu köklerine dönüş istekleri başladığında o Müslümanlara karşı bir baskı, o dönüş isteklerine karşı bir yıldırma politikaları da var. Bediüzza-man Said Nursi hazretleri yıllardır mahkemeden mahkemeye sürüklenmiş,

cezaevlerinde yatmış. Sebebi, sebebi Risaleler. Bakın, sebebi Risaleler. Şuanda herkesin evinde, kütüphanesinde veya mevcut yayınevlerinde var olan risa-leler. Peki, şimdi buna devam ediyorum, mesela örneğin benim şeyhimin, Antep’teki Bilal Nadir hazretleri şeyhimin şeyhi, idamdan yargılanmış. An-tep’te Kadiri şeyhi, suçu ne? Hiçbir suçu yok. Ondan sonra da zaten yıllar-dır cezaevinde yatmış, cezaevinde yatmış, mahkeme, mahkeme, mahkeme, bir suçu yok. Bildiğiniz Antep’te Kadiri şeyhi. İdamdan yargılanmış, sonra bırakılmış. Kaç yıl içerde yatmış? Uzun seneler yatmış. Şimdi bunların iste-dikleri ne? Bunların ortak bir istekleri var. Tartışılır, bakın. Tefsiri tartışılır, kendisi tartışılır ama bir Mevdudi veyahut da Pakistan’da mesela Tahrirci derler ona. Pakistan odaklıdır o. Tahrirciler var, bizim burada terör örgütü noktasındadır. Neydi işleri? Onlar kendilerince Pakistan’da İslami bir müca-dele, dini yaşama yaşatma mücadelesi. Bu aynı zamanda da Suud’da da var. Mesela Müslüman Kardeşlerin Suud’a etkisi var, Ürdün’e etkisi var, Suriye’ye etkisi var. Mesela Suriye’de Hama ve Humus katliamları var. Kime? Müslü-man Kardeşlerin üyelerine karşı. Hama’yı da Humus’u da obüslerle çevirip komple -Esad’ın babası- iki şehri komple helak ediyor, komple yıkıyor. Se-bep? İçerdeki İhvan-ı Müslimin’le alakalı.

Şimdi İslam dünyasında yani mevcut Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra dinle alakalı yönetimsel olarak hiçbir şey yok. Bir tek nerede var? Su-udi Arabistan’da göstermelik bir İslam hukuku var, göstermelik. Geri kalan hiçbir yerde yok. Bakın, geri kalan hiçbir yerde yok. Şimdi eğer herhangi bir İslam ülkesinde -içi Müslüman olan bir yer- yok çünkü İslam ülkesi. Müslü-manların yaşadığı bir yerde Müslümanlar biz İslamca, Müslümanca yaşamak istiyoruz, dinin bize emrettiklerini biz uygulamak istiyoruz, dediği anda o Müslüman hemen Batının tabiriyle oldu siyasi İslamcı. O oldu siyasi İslam. Mesela siz Türkiye’de komünist sistemi isteyen bir parti kurabilirsiniz, Tür-kiye’de sosyalist bir düzen isteyen bir parti kurabilirsiniz, Türkiye’de siz İs-lami bir sistem isteyen bir parti kuramazsınız, anayasaya aykırı. Bakın, ana-yasaya aykırı. Siz Türkiye’de, ben İslam hukuku ile hukuklanmak istiyorum, İslam hukukuna göre yaşamak istiyorum, diyemezsiniz, bunun için bir ça-lışma yapamazsınız Yaparsanız anayasaya ve ceza hukukuna çarpılırsınız; ül-keyi teokratik sisteme dönüştürmekten, döndürmekten savcılığın karşısında bulursunuz kendinizi. Böyle bir şeyi istemeye hakkınız yok, fikir özgürlüğü çatısı altında da yok. Bakın, fikir özgürlüğü çatısı altında da yok. Eğer siz; ben İslam hukukunu istiyorum, İslam hukuku ile yönetilmek istiyorum, der-seniz, bu Türkiye’de mevcut anayasaya göre ve mevcut ceza hukukuna göre suçtur, siz savcılığın önünde ifade vermek zorunda kalırsınız Mustafa Özbağ gibi. Şimdi bakın, bu Batılı emperyalistler, Batılı emperyalistler Osmanlı’dan

28 | Çağdaş Siyasal İslam

kalan yerlerde devletler ve devletçikler, krallar, kralcılıklar kurdururken tek şart isterler; bir tek şartları vardır. Orada İslam hâkim olmayacaktır. Din ve dine dayalı hiçbir şey koymayacaksınız ayakta, hiçbir şey. Ve hiçbirisi de hiç-bir şey koymaz. Irak, Suriye, Ürdün, Yemen, Mısır, Tunus, Fas, Cezayir, ba-kın; Osmanlı’nın bıraktığı yerlerdir bunlar. Yukarıdan Bosna, Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Üsküp, aşağı doğru gel; buralar da zaten milliyetçi-lik öne çıkmış; oradaki milliyetçi unsurlar devlet kurmuşlardır. Öbür taraf-tan Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, aşağı doğru gelin; Afganistan, Pakis-tan, yukarıda Azerbaycan, Kırım. Buradaki İslam unsurların hepsi de ikinci, üçüncü sınıf vatandaşlığa inmiş ve orada kurulan devletler sonra zaten Rus-ya’nın işgali altında yeniden bir yapılanma olmuş; paylaşılmış ve orada da İslam ve Müslümanlarla alakalı hiçbir şey yok.

Şimdi günümüz dünyasına, günümüze geldiğimizde dünya üzerinde 1,7 milyar Müslüman var. 1,7 milyar Müslüman’ın bir tek İslam hukukuna ve hükmüne dayalı devleti yok. “İran?” Değil. İran’ın adı İslam Cumhuriyeti. Bu ben bunu böyle söylerken sakın şunu düşünmeyin. Osmanlı İslam dev-leti olarak görmüyorum. Ben Osmanlı’yı bir İslam devleti olarak görmüyo-rum bunu da bir şerh olarak düşeyim. Osmanlı bunun son temsilcisiydi. Tam mıydı? Hayır. Tam mıydı? Hayır ama en azından Müslümanların böyle bir problemi yoktu. Şimdi problemleri var.

Şimdi İslam’ın kendine ait bir hukuku var; ahlakı dizayn eden, ekono-miyi dizayn eden, bakın; ahlakı dizayn eden, ekonomiyi dizayn eden, dev-let sistemini dizayn eden ve devlet idarecilerini de dizayn eden kendine ait bir hukuku var. Ben o yüzden İran’ı da İslam görmüyorum, dedim. Benim şu anda dünya üzerinde benim tanıdığım, benim bildiğim bir İslam devleti yok. Bruma İslam’ı ilan etti, falan fişman bunları duyuyorum ben. Yerinde incelemediğimden, onları da görmediğimden bu konuda bir fikrim yok. Bir fikrim olmayınca da Hazreti Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî hazretlerinin de-diği gibi: “Sen gözlerini kapatırsan güneş yok dersin.” diyor. “Gözünü açarsan güneşi görürsün.” diyor ama ben görmediğimden böyle bir şey, incelemedi-ğimden ben o yüzden benim bildiğim yok; diyorum. Çıkıyorum işin içinden.

Şimdi siyasi İslam, İslamcı, dinci. Onlar dinciler, onlar siyasi İslamcılar, bunlar İslamcı. Bu tabirleri duyuyorsunuz ya, bu tabirlerin hepsi de Batı ta-rafından üretilmiş olan tabirler. Bir Müslüman’a şucu, bucu, ocu deniliyorsa bir yerde bu bize Batı tarafından üretilmiş; Batı tarafından servis edilmiş bir şeydir. Hatta mesela son dönem Türkiye’deki Müslümanlar bunlar Kadiri, bunlar Mevlevi, bunlar tarikatçı, bunlar cemaatçi, risaleci, işte Süleymancı, şucu, bucu diyorlar ya bu da Batının bizim içimize koyduğu bir şeydir. Bu-nun da altını çizelim. Sebep? Bundan yüz elli yıl önce bir kimse tarikatıyla

anılmazdı, bundan yüz elli yıl önce bir kimse şeyhiyle anılmazdı, bundan yüz elli yıl önce bir kimse kendi tarikatını söylemeye utanırdı, söylenmezdi veyahut da gitmiş olduğu tarikatın kendisine vermiş olduğu virdi ve evradı söylemezdi, utanırdı buna hatta sufiler -tarikat ayrıdır- sufiler kendi üzerle-rinde herhangi bir emare taşımazlardı. Ama biz bugüne geldiğimizde Ana-dolu’daki kendince dinini yaşayan küçük küçük topluluklar kendi tarikatla-rınca ve şeyhlerince anılmaya başladı ki bu tehlikeli bir nokta, bunun böyle konuşulmaması lazım, anılmaması lazım. Çünkü sebep? Müslüman Müslü-mandır, kim “la ilahe illallah Muhammeden Resulullah” der ise o Müslü-mandır. Müslümanlığın yani İslam’ın kendi içerisindeki farzları, vacipleri, sünnetleri ne kadar icra eder ise müminliği kemale erer ama o kimse başka bir isimle isimlendirilmez. Çünkü İslam bir bütündür. Siz Kur’an-ı Kerim’de kısas ayetini okuduğunuzda ve kısasın olması lazım dediğinizde Batı sizi he-men burada vardı ya, tabir fundamentalist olarak sizi kabul ediyor, yani aşırı, aykırı. Siz mesela örnekliyorum şimdi bunu. Herhangi bir kimsenin bir suç işlediğinde o suçun karşılığı İslami bir cezayı dillendirdiğinizde, bunu iste-diğinizde siz ya siyasi İslamcı oluyorsunuz; ya aşırı fundamentalist İslamcı oluyorsunuz; ya gerici İslam oluyorsunuz ya da böyle bir isim buluyorlar ya da siz dinci oluyorsunuz örneğin. Mesela bayanın birisine sordum: “Dinci-likten kastınız ne?” dedim. “Örtünüyorsunuz ya.” dedi. “Örtüyorsunuz ya kadınları.” dedi “Yani örtünen kadınlar dinci mi oluyor?” dedim. “Evet.” dedi. “Peki, örtünmeyi farz olarak algılıyorlar, öyle inanıyoruz bunların hepsi de.” dedim. “Sizin tabirinizle dinci mi oluyor?” dedim. “Evet.” diyor. Yani bir Müslüman’ın dinci veya dincisiz olur mu? “Dinciliğin zıt anlamı ne?” dedim, durdu. Dinciliğin zıt anlamı ne? “Bu dinci, ben neyim? Dinsiz miyim?” de-dim. “Hayır.” dedi. Zıt anlam, bir şeyin ayakta durması için zıt anlamı la-zım, bunun zıt anlamını söyle. Mümin, zıt anlamı kafir. Mümin, zıt anlamı kafir. Müslüman zıt anlamı, İslam zıt anlamı ne? Dinsiz. Zıt anlamı bu. Na-maz kılan, zıt anlamı ne? Namaz kılmayan. Oruç tutan, zıt anlamı ne? Oruç tutmayan. Dinci, zıt anlamı ne? Dinsiz veya siyasal İslamcı, zıt anlamı ne? Siyasal olmayan İslamcı. Peki, siyasal olmayan bir İslamcı yani bu ne demek? Siyasi hiçbir görüşü yok, siyasi hiçbir düşüncesi yok, siyasetten uzak bir İs-lamcı öyle mi? Örneğin. Hiç siyasetle alakası olmayan bir Müslüman mı? Si-yasi olmayan, anti siyasal İslam dediğimizde ne anlayacağız? Hiç siyasette bağlantısı olmayan bir Müslüman “Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler ka-firlerin ta kendileridir.” “Allah’ın hükmüyle hükmetmeyen -başka ayet-i ke-rime- münafıkların ta kendileridir.” “Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler fa-sıkların ta kendileridir.” ayet-i kerime. Arkadaş ben bu ayetin tecelli etmesini istiyorum, dediğin anda sen siyasal İslamcı oldun. Kardeşim, Allah bunu

30 | Çağdaş Siyasal İslam

benden istiyor diyor ki: “Ey iman edenler siz Allah’ın hükmüyle hükmedin.” Olur, ben eşime Allah’ın hükmüyle hükmedeceğim, çocuğuma Allah’ın hük-müyle hükmedeceğim, işyerimde, bana ait, Allah’ın hükmüyle hükmedece-ğim. Belediyeye gittim belediye bana ne ile hükmedecek? Devlet kapısına git-tim, devlet kapısı bana ne ile hükmedecek? Devlet kapısı diyecek ki ben Allah’ın hükmünü kabul etmiyorum. Neyin hükmünü kabul ediyorsun? Di-yecek ki, ben devletim, benim bir aklım var. Kim bu aklı oluşturdu? İnsan-lar. İnsanlar bu aklı nereden edindiler? Bu hükmetmeye nerden hükmetti-ler? Onun hakikat kaynağı ne? Ben bir Müslüman olarak soruyorum, senin hakikat kaynağın ne? Kim? İşte benim arkadaşım, benim seninle ortak ze-minim ne olmalı? Adalet, hukuk, insanlığın üzerine olmalı. İyi, senin ada-let düşüncenle benim adalet düşüncem ne olmalı? Senin hukuk düşüncen ile benim hukuk düşüncem ne olmalı? O dedi ki: “Hırsızlık diye bir şey yoktur, suç sayılmaması lazım. O yüzden bütün insanların malı ortaktır, hırsızlık yoktur.” “Olur mu böyle bir şey?” “Seninki oluyor benimki neden olmuyor?” “Sen ne diyorsun akıl olarak? Sen diyorsun ki bir başkasının malını almak yasak. Nereden çıkardın bunu? Bunu nereden çıkardın?” “Ya bir başkasının malını almak suç olmaz mı?” “Nereden çıkardın canım kardeşim? Suç de-ğil.” dese birisi, ne ile karşılık vereceksiniz ona? Bir başkasının kadınına göz koymak, o kadını rahatsız etmek, o kadını taciz etmek suç. Neye göre? “Öl-dürmek suç.” “Neye göre?” “Birinin canını kastediyorsun.” “Ben onu kurta-rıyorum, canını kastetmiyorum.” “Nasıl yani?” “Bas baya. Benim için bu dünya yaşanır bir dünya değil. Öldürerek ben onu bu dünyadan kurtardım.” Neye göre suç? Neye göre suç değil? Senin aklına göre suç ise benim aklıma göre suç değil. Senin aklın benim aklımdan fazla mı? Benim aklım senin ak-lından eksik mi? Biz akıl mı yarıştıracağız o zaman veya güç mü yarıştıra-cağız? Dünya üzerinde ne yarıştırılıyor o zaman? Akıl ve güç yarıştırılıyor. Biz akıl ve güç yarıştıranların altında eziliyoruz. Bakın, akıl ve güç yarıştı-ranların altında eziliyoruz. O zaman dünya üzerinde hikmet hâkim değil, erdemlilik hâkim değil, hakkaniyet hâkim değil, doğrular hâkim değil. Be-nim için doğruları ne? Kur’an ve sünnet. Benim için doğrular o. Bir başkası için Pavlus’un düşünceleri doğru örneğin, bir başkası için Engels’in düşün-celeri doğru, öbürkü Stalin’in düşünceleri onun için doğru, öbürkü Eflatun’un düşünceleri onun için doğru. Kendince hepsi de doğru ve kendince bu dü-şünceleri ilan eden bu düşünceler üzerinde bir kimse siyasi parti kurması, bununla alakalı mücadele etmesi serbest hepsi de ama ben Kur’an ve sünnet istiyorum; demek yasak. Şimdi bunu isteyen kimseler de ne olmuş oldu? Ya siyasal İslamcı oldu. Yani siz yarın biz namaz kılmak için yürüyoruz, miting yapıyoruz, derseniz siyasal İslamcı olursunuz. Bu size tuhaf gelir. Öyledir. Siz

namaz için miting yapamazsınız, yaptığınız anda siyasal İslamcı olursunuz. Cuma namazı için yapabilir misiniz? Cumanın tatil olması için yapabilir mi-siniz? Yapamazsınız, isteyemezsiniz bunu. Bakın, yapamazsınız ve isteyemez-siniz de. Türkiye Cumhuriyeti Devleti cuma olan tatil gününü pazara ondan sonra da içerdeki Yahudi azınlığı da düşünerekten cumartesi ve pazarı tatil etmesinin gerekçesi nedir? Ben cumanın da cumartesinin de pazarın da ta-til olmasını savunanlardan değilim. Cuma saati bir tek Müslümanların na-maz kılma zamanlarıdır, cuma saati herkes cumasına gidiyorsa gitsin, ben tatile karşıyım, örnek. Nasıl? Basbayağı. Biz fakir bir ülkeyiz, bizim çok ça-lışmamız lazım, çok üretmemiz lazım, çok çalışıp çok üreterek biz ekonomi-mizi zenginleştirmemiz lazım. Bizim çok çalışarak, çok üreterek askeri gü-cümüzü yükseltmemiz lazım. Ekonomik gücümüzü yükseltmemiz lazım; bizim çok çalışarak, çok üreterek bir medeniyet kurmamız lazım. Çok çalı-şarak, çok üreterek biz o kendimize has yeni bir medeniyet kurmamız lazım örnek. Bunu ciddi ciddi söylüyorum. Bizim tatil yapacak lüksümüz yok. Biz yağmur yağdı, tatil yapalım, poyraz esti tatil yapalım. Komple ama ülke ola-rak, devlet daireleri ve sivil kuruluşlar olarak bizim tatil yapacak lüksümüz yok. Ben görmüyorum örneğin. Ben neyin tatili bu diyorum; bu fukaralığın içerisinde, bu işsizliğin içerisinde, bu ülkenin zayıflığı içerisinde. Ameri-ka’dan bir daldan yaprak düşse burada dolar kıpırdanıyor. Bu ülkenin eko-nomisi sağlam değil, askeriyesi sağlam değil, siyaseti sağlam değil, kültürel yapısı sağlam değil, medeniyet yapısı sağlam değil, ahlaki yapısı sağlam de-ğil, eğitimimiz sağlam değil, bilimimiz sağlam değil, ilmimiz sağlam değil, çok çalışmamız lazım, bizim arı gibi çalışmamız lazım, harıl harıl çalışma-mız lazım, biz ülke olarak gece bile çalışmamız lazım. Fabrikalar, atölyeler, okullar, devlet daireleri üç vardiya çalışması lazım, üç vardiya. Bütün her yer üç vardiya çalışması lazım. Ne işsizlik kalır ne de problem kalır, üretmemiz lazım, örneğin. Kapattım parantezi. Kim verdi bu tatilleri bize? Neye binaen tatil yapıyoruz? Hangi otorite bize cumartesi ile pazarı iki gün tatil yaptı ve neye binaen yaptı? Kime binaen yaptı? Ben bunu böyle söyleyince siyasal İs-lamcı oldum örneğin. Ha demek ki İslam’ı bütün içerisinde algılar, bir bü-tün içerisinde yorumlar, o bütünün yaşanması için mücadele etmeye kalkar-sanız Batının terimleri sizin için de geçerli olur. Mesela Anayasada siyasal İslamcı diye bir ibare yoktur, ceza hukukunda siyasal İslamcı olarak bir ibare yoktur ama Anayasada şu vardır: Türkiye Cumhuriyeti Devleti laik, demok-ratik, insan haklarına dayalı bir devlet sistemidir. Siz laik, demokratik, in-san haklarına dayalı bir devlet sisteminin nerede dışına çıkarsınız, nerede içinde olursunuz, bunun sınırı belli değildir. Bakın, bunun sınırı belli değil-dir. Laiklik nedir, dediğinizde bunun sınırı belli değildir, tarifi yoktur

32 | Çağdaş Siyasal İslam

anayasada laikliğin, ceza hukukunda laikliğin tarifi yoktur. Siz her an laik-lik karşıtı bir eylemin içerisinde bulunabilirsiniz. Mesela birisi çıkıp namaz kılmayı laiklik karşıtı bir eylem olarak görebilir. Bunlar şimdi size tuhaf ge-liyor. Yani bu karşınızda gördüğünüz kimse hadis kitabından yargılanmış kimse, Buhari’nin hadis kitabından. Siz kendi kendinize evinizde Buhari’yi okurken alıp götürülüp laiklik karşıtı eylemde bulunmuştur, ibaresi damga-sını yiyebilirsiniz. Ve İmam-ı Buhari’nin “Buhari” kitabı zarflanıp, mühür-lenip Diyanet İşleri müftülüğe gönderilip, bu kitap dini bir kitap mıdır; de-ğil midir; diye sorulabilir. Siz böyle diyorsunuz ki hilkat garibesi gibi böyle bir şey olur mu? Evet, Türkiye’de olur ve siz bir anda adınız da siyasal İs-lamcı olur. Mesela şimdi ülkemize dönecek olursak siyasal İslamcıların ba-şını kim çeker? Refah Partisi. Eski ne? Milli Selamet Partisi. Nedir? Türki-ye’deki siyasal İslam’ın yükselmesine, yükselişe geçmesine sebeptir, öyle değil mi? Evet. Böyle dillendirilmez mi? Evet. Peki, Ecevit’le ortaklık yaptı mı? Yaptı. Hangi konuda dini herhangi bir işlem yaptı hukuki olarak? Hiç-bir şey. Bakın, hiçbir şey diyorum ama sonra siyasal İslamcı oldukları için -genel kanı bu- parti kapatıldı mı? Evet. İkincisi bir daha kapatıldı mı? Evet. Üçüncüsü bir daha kapatıldı mı? Evet. Sonra ne kuruldu? Ak Parti kuruldu. Ak Parti’de siyasal İslamcı olduğu için kapatılma tehlikesi yaşadı mı? Evet. Şimdi ben parti eleştirmek veya methetmek değil, kaç yıl ? On üç yıl mı? Kaç yıldan beri iktidar? On altı yıl mı olmuş? On altı yıldan beri iktidar, bir tane kanun maddesi var mı dine dayalı yeni çıkaran? Yok. Nasıl yani? Basbayağı. Dinin haram ettiği, yasakladığı, herhangi bir şeyi on altı yıl boyunca yasak-ladığı bir şey var mı? Yok. Ama Ak Parti ne? Siyasal İslamcı. Burada başka bir oyun seziyorum. Başka bir oyun. Bu ne biliyor musunuz? Batı bizi yön-lendiriyor ve güdüyor. Bizi bir yerde topluyor ve topladığı yerde bizi yönlen-diriyor ve güdüyor. Biz Batının karşı olduğu şeye otomatikman destek çıkı-yoruz çünkü. Biz çünkü ritmik olarak şöyle düşünüyoruz: Bir şeye Batı karşıysa bizim gözümüzde onu düşmanlaştırıyorsa biz ritmik olarak onun arkasında saf tutuyoruz. Bu oyunu kimse görmüyor. Bakın, bu oyunu kimse görmüyor ve İslam toplumu değişik ülkelerde bu tip değişik oyunlarla yön-lendiriliyor ve yönetiliyor. Mesela buna bir örnek verip parantezi kapataca-ğım. DAİŞ yeni çıktığında bütün Müslümanlar kendilerince sempati ile bak-tılar, bunu kabul edin. Sebep? Batı onu şeytanlaştırdı. Batı onu şeytanlaştırdıysa biz ona sahip çıkmalıydık. Şimdi sohbetleri takip eden ar-kadaşlar hatırlasınlar, DAİŞ’le alakalı ilk şerh düşenlerden biriyim, olmaz, diyenlerden biriyim ve bunun arkasında oyun var, Müslümanlar buradan kandıracaklar, bütün Batının içerisindeki cihat düşünceli Müslümanların hepsini Suriye’ye toplayıp orada komple katledecekler, dedim hatırladınız mı?

Evet. Neden? Biz çünkü kendi içimizden Batının şeytanlaştırdığını biz tan-rısallaştırıyoruz. Ve biz farkında değiliz tanrısallaştırdığımızın arkasına ge-çerek asıl şeytana hizmet ediyoruz. Batı üretiyor bizim önümüze bir şeyler ve Batı üretirken ama terör üretiyor ama terörist üretiyor ama fikir üretiyor ama yeni bir deyim üretiyor ve o ürettiği deyimi şeytanlaştırıyor veya üret-tiği terör örgütünü şeytanlaştırıyor veya ürettiği siyasi parti liderini şeytan-laştırıyor ve o şeytanlaştırdığı anda biz otomatik olarak, ritmik olarak onun arkasında toplanıyoruz ve buradan yönlendirilip, yönetiliyoruz. Ve İslam dünyasının şuanda mesela İslam ahlakı ile alakalı bir derdi yok, İslam hu-kukuyla alakalı bir derdi yok, faizle alakalı bir derdi yok, fuhuşla alakalı bir derdi yok, uyuşturucuyla alakalı bir derdi yok, hırsızlıkla alakalı bir derdi yok, ötekileştirilmekle alakalı bir derdi yok, insanların kayrılması ile alakalı bir derdi yok, İslam dünyasının adalet derdi yok, hukuk derdi yok, yarın derdi yok, çocuklarının ne olacağı derdi yok. Sebep, sebep? Müslümanlar çünkü fikirleri köreltilmiş, kalpleri köreltilmiş, gözleri köreltilmiş, kulakları köreltilmiş, köreltilmiş bir İslam dünyası var. Böyle olunca bizim şeytanlaş-tırdıklarımız günlük Batının şeytanlaştırdığını biz tanrısallaştırıyoruz, Ba-tının tanısallaştırdığını biz şeytanlaştırıyoruz. Medyanın bize tanrısallaştır-dığını biz şeytanlaştırıyoruz, bize şeytanlaştırdığını biz tanısallaştırıyoruz. O yüzden aslında parantez içerisinde siyasal İslam argümanı Batının bize giydirmiş olduğu bir elbise ve biz bununla aldanıyoruz, bu argümanlarla al-datılıyoruz. Sanki bizim önümüzde siyasetini dinin kaidelerine göre yapan bir topluluk varmış gibi biz bunu algılıyoruz veyahut da dini talep eden, İs-lam’ın bütününü talep eden sanki bir siyasi organizasyon varmış gibi algılı-yoruz ama onlar habire bize içeriden ve dışarıdan siyasal İslam’ın var oldu-ğunu, bütün kötülüklerin siyasal İslam’dan kaynaklandığını, bütün kötü gidişatın siyasal İslam’a bağlı olduğunu veya dinciler veya İslamcılardan kay-naklandığı söyleniyor. Birisine dediğimizde bu siyasal İslamcıyı bize tarif edin, yok. Bu dinci İslam’ı tarif edin, yok. Bakın, yok. Bu fundamentalist İs-lam kim, söyleyin bana? Bunu söyleyin. Bize kimi söyleyecekler? DAİŞ’i di-yecekler. Siz kurdunuz Batı olarak silahlarını siz verdiniz, siz büyüttünüz, siz yeşerttiniz, CIA’yla MOSSAD’ın ortak kurduğu bir örgüt haline getirdi-niz. Kimi söyleyeceksiniz? El-Kaide. Onu da siz kurdunuz, onu da siz yönet-tiniz. Kime karşı? Afganistan’da Rusya’ya karşı, işinize geldi Çeçenistan’da Rusya’ya karşı. Nerede El-Kaide lideri? Kim vurdu? CIA vurdu. Vurdu mu biliyor musunuz? Yok. Nereden bilmiyorsunuz? Nereden biliyoruz veya ne-reden bilmiyoruz? Ödüllendirildi, herhangi bir adacıkta yeni bir pasaportla hayatını yaşıyor, nereden biliyoruz? Tehlikeli şeyler. Bunu normal bir vatan-daş, normal bir Mürslümanın bu tip örgütler kurması, bunları yönetmesi, o

34 | Çağdaş Siyasal İslam

akla sahip olması mümkün mü? Değil. Peki, en son 15 Temmuz darbe giri-şimi ile alakalı, nerede lider kadroları? Arkasından NATO çıktı. Neden sesli söyleyemediler? 15 Temmuz’da NATO darbe yapmak istedi, NATO unsur-ları. Neden açık açık söyleyemediler? O zaman burada dünya üzerinde bü-yük bir oyun var. Bu oyunun içerisinde Müslümanlar oyun kurucu değil fi-güran. Bizim üstümüzde istedikleri anda istedikleri deyimi üretip o elbiseyi giydirebilirler, biz de bu elbise bizim değil, deyip, çırpınıp bize giydirilmiş olan elbiseyi çıkarmaya çalışıyoruz. Giyen biz değiliz. Bana sorarlar mesela. Kadiri misiniz, Rufai misiniz? Biz Müslüman’ız kardeşim, İslam’ın içerisinde sufiyiz derim. Hiç benim ağzımdan bir tarikat sözü duydunuz mu? Hep su-fiyiz biz derim. Biz Müslüman’ız, Müslüman’ın içerisinde sufiyiz. Hep söy-lerler, hangi tarikattansınız? Sebep? O cahil onu soran, bilmiyor. Hangi mez-heptensin? Sorulmaz. Hangi meşreptensin? Sorulmaz. Hangi tarikattansın? Sorulmaz. Soran kimse bilmediğinden soruyordur.

Şimdi, evet. İslam’ın, karşı çıkarak kendini var ettiği modernizmin kötü bir kopyası olmasında yatıyor. Evet bu doğru, biz modernizm olarak karşı değiliz, biz modernizm ismi altındaki her türlü haramlara karşıyız. Ama buna da Batı bir söylem geliştiriyor, yani bir bayan örtündü, Allah’ın emri dedi, modernist değil, benim sakalım var, modernist değilim, ben Kur’an sünnet diyorum, Batıya göre modernist değilim. Aslında modernizm ne? Aklın tanrılaştırıldığı, ilahlaştırıldığı bir yer modernizm Batı’da. Batı kendi içerisinde kendi Hristiyanlığını da kabul etmiyor zaten. Modernizm şemsi-yesi altında dinsizlik var, akılperestlik var. Bakın, modernizmin altında akıl-perestlik var. Müslüman dünya kendince Batı modernizmin karşısındaymış gibi gösteriliyor. Allah’ınızı severseniz modernizmin karşısında olan İslam dünyası en fazla akıllı cep telefonu alan dünya, modernizmin karşısında gö-rülen İslam dünyası bütün lüks malların satıldığı bir dünya. Modernizmin karşısında görülen İslam dünyası Batının bütün bakın; Batının bütün eko-nomik hegemonyası, kültürel hegemonyası, Batının komple kokuşmuş ahla-kının hegemonyası altında. Hangi modernizmin karşıtlığını söyleyebiliriz ki biz? Bize aslında sanki modernist karşıtlığı gibi gösteriliyor bize. Biz bu yaf-talamanın altında, bu yaftalamanın altında ezildiğimizden biz modernistiz diyerekten örneğin çıplaklığı modernizm olarak görüyoruz, kolilerce içki iç-meyi modernizm olarak görüyoruz. Bana söyler misiniz modernizm nedir? Herkes şunu diyebilir bana: Modernizm çağdaş düşüncedir. Çağdaş düşünce nedir? Çağdaş düşünceyi ben söyleyeyim mi? Düşüncenin kökü, aslı astarı ilahi olmayan, Allah’tan gelmeyen bir düşünce sistemi. Bunun kökünde Al-lah yok, kökünde din yok bunun, kökünde iman yok. Çağdaş düşünce dedi-ğinizde bir kimsenin aklı, bir kimsenin oturup düşüncesi, felsefe üretmesi.

Çağdaş düşünce kim? Eflatun. Kim? Aristo. Ya nasıl? Basbayağı, Aristo’da kendi zamanının çağdaş düşünce adamıydı, Platon’da kendi zamanının çağ-daş düşünce adamıydı, son dönem Freud çağdaş düşünce adamı, Darwin çağ-daş düşünce adamı. Darwinist olmak, Darwinist olmak çağdaş düşünce. İn-san olmak, Darwinist olmak yani siz atalarınızın maymun olduğunu kabul ederseniz çağdaş düşünce sahibi oldunuz. Yok ben insanım ben Adem’den olmayım, Âdem de topraktan olma dediğinizde siz çağdaş düşünce erbabı olmadınız, böyle olmadığımız için aynı zamanda da ya dinci oldunuz ya fun-damentalist Müslüman oldunuz ya da siyasal İslamcı oldunuz. Nasıl? Basba-yağı, giydirilen deli gömleği bu çünkü ve siz bunu çıkarmak için çırpınıyor-sunuz; bunu çıkarmak için, öyle yaftalandığınız için taviz vermek zorunda kalıyorsunuz. Bana söyler misiniz Milli Eğitim’in herhangi bir eğitimin, eği-timle alakalı kanunun, hukukunun herhangi bir yerinde, herhangi bir ye-rinde İslam’la alakalı hangi unsuru bulabilirsiniz? Buna İmam Hatipler ve İlahiyatlar dahil. Size tuhaf gelebilir, onlar bile aldatmacadan ibarettir. Evet. Siz oradan bakmazsınız hiç, Müslümanlar oradan bakmazlar. Orada güdü-lürsünüz. Neden İlahiyatçılar sufiliğe karşıdır? Neden Diyanet sufiliğe kar-şıdır? Neden İlahiyat ve Diyanet ikilisinin yetiştirdiği büyük bir çoğunluğu sufiliğe karşıdır? Neden 15 Temmuz’dan sonra bütün cemaatlere, tarikatlara, bütün oluşumlara karşı bir cephe oluşturulmuştur?

Evet yani biz bu noktada modernizmin kötü bir kopyasıyız, bunu kabul ediyorum. Nasıl kötü bir kopyasıyız? Biz modernizm adı altında bize fuhuş, eşcinsellik, uyuşturucu, her türlü aklı giderici, sarhoş edici unsurlar ve te-röre ait bütün her şeyi kabullenmiş vaziyetteyiz. Biz modernizm adı altında fuhşu, eşcinselliği, her türlü aklı giderici sarhoş edici unsurları, her türlü ku-marı, her türlü İslam’ın haram ettiği her şeyi serbest ettik. Evet kötü bir kop-yayız ve Batı hala daha bizi bununla yaftalıyor, Batı hala daha bizi bununla yaftalıyor, biz modernizmden uzağız, Batının istediği kıvamda değiliz. Batı-nın istedi kıvam ne? Ülkede fuhuş yaşı 13’e insin. Batı’nın istediği kıvamda değiliz; ülkede eşcinseller hiç horlanmasın, eşcinsel evlilikleri serbest edelim. Batının istediği modernist kıvamda değiliz, bütün herkes sarhoş olsun. Batı-nın istediği modernist kıvamda değiliz. Aile ayakta durmasın; namus, şeref, haysiyet bunlar bulunmasın içimizde. Batının istediği modernist kıvamda değiliz, hala daha camiye gidiyorsunuz, hala daha örtüneceğiz diye uğraşı-yorsunuz, hala daha sakal bırakacağız, diye uğraşıyorsunuz. Hala daha içi-nizde zaman zaman bir kısım ehli tarikat cübbeyle, sarıkla, asayla dolaşa-cağım; diye uğraşıyor. Batının istediği modernist kıvamda değilsiniz, ahlaki olarak hala daha belirli ahlaki umdelere sahipsiniz. Evet, bunları da atsanız yine İslam orada durduğu müddetçe, ben Müslüman’ım dediğiniz müddetçe

36 | Çağdaş Siyasal İslam

yine modernizmin karşıtlığındasınız. Modernist karşıtlığı. Almanya’da bir Hristiyan tarikat Almanya’da herhangi bir dağda, o dağın bir köyünde elekt-rik dahi istemezler; elektrikleri dahi yoktur o köyde yaşam öyle devam eder. O köyde öyle yaşam devam ederken Alman hükümeti bunlar modernistliğe aykırı diye onlara savaş açmaz veya Kanada’da bu tip topluluklar vardır. Ka-nada toplumu veya Kanada ülkesi bunlara savaş açmaz. Amerika’da bu tip tarikatlar vardır. Amerikan devleti bunlar modernist karşıtlığı deyip onlara savaş açmaz. Avustralya’da, o ada olan yer Avustralya değil mi? UHata yap-mıyorum? Avustralya’da bu tip topluluklar vardır, hiçbir elektrikli alet kul-lanmazlar hiçbir şekilde. Bunu belgesellerde izleyebilirsiniz, bunlar moder-nist karşıtlığı değildir ama siz dininizin gereği sakal bırakıyorsanız dininizin gereği örtünüyorsanız dininizin gereği haramlardan uzak duruyorsanız di-ninizin hükümlerini istiyorsanız siz modernist değilsinizdir ve siz aşağılan-maya, kötülenmeye, horlanmaya, savaşılmaya ve görüldüğünüz yerde başınız ezilmeye mahkumsunuz. Bunun dozunu arttırılırlarsa o zaman çok taraf-tar bulur, dozunu zaman zaman vidanızı gevşeterek rahatlamanız lazım. Ra-hatlamanız için de camiler açılması lazım, İmam Hatiplerin açılması lazım, Kur’an kurslarının serbest olması lazım, rahatlamanız için sizin din adına kafanızdan geçen bir yasağının kaldırılması lazım. Böyle olunca siz bir derin nefes alır, bir yirmi yıl daha idare edilirsiniz. Faiz alabildiğine devam eder, fuhuş alabildiğine devam eder, uyuşturucu alabildiğine devam eder. Hırsız-lık, uğursuzluk, arsızlık, haksızlık, alabildiğine devam eder; siz bunların hiç-birisine de hayır diyemezsiniz. Bir çıt üstü, siz bunları görmezsiniz bile. Bun-ları gören kimse modernizmden uzaktır, nerede görülürse başı ezilmelidir.

Batı ve modernlik karşıtlığı temelinde mevcut muhalefet boşluğunu dol-durarak güçlenmiş siyasal İslam, giderek bir ‘“fundamentalizm”halini alı-yor ve “şeytanını” Batı tanrısında ararken kendi içindeki çölü göremiyor.

Evet. Biz kendi içimizdeki çölden uzağız, serap görüyoruz. Serap görü-yoruz. Hani ben böyle zaman zaman komple ümmetin aldanmışlığından bahsederim ya. Hani böyle size iki satır, her gördüğüm aksakallıyı piri fani zannederdim, heyhat değilmiş. Evet. Biz her duyduğumuz İslam söylemini İslam zannedenlerdeniz. Bizi aldatmak çok kolay, bizi kandırmak çok kolay, biz çünkü çölün ortasında dünyaya geldik. Çölün ortasına, ortasında dün-yaya geldiğimiz için biz bahar bahçelerini bilmiyoruz. Biz çölün ortasında dünyaya geldik ya, biz gül bahçelerini bilmiyoruz. Çölün ortasında dünyaya geldik ya, biz hiç gül koklayamadık, biz gerçek gülün kokusunu bilmiyorsu-nuz. Bir ressam çıkıyor bizim önümüze ve o bize bir bahar bahçesi çiziyor, biz onun çizdiği bahar bahçesini doğru bahar bahçesi zannedip, her şeyimizi

onun avucunun içine koyup o bahar bahçesine ulaşmayı düşünüyoruz. Hey-hat bakıyoruz, gece gidiyoruz, gündüz gidiyoruz, az gidiyoruz, uz gidiyoruz, vardığımız yer yine çölün ortası oluyor. Biz ümidimizi kırmıyoruz, yeniden ümitleniyoruz, yeniden önümüze birisi düşüyor bizim, bize yeniden bir gül bahçesi çiziyor, biz yeniden küllerimizden doğuyoruz, o gül bahçesine ulaşı-rız, diye biz yeniden yollara düşüyoruz. Biz yeniden az gidiyoruz, uz gidiyo-ruz, dere tepe düz gidiyoruz, bir bakıyoruz ki bizim vardığımız yer yine çö-lün ortası oluyor ve diyoruz ki o gül bahçesini artık kim önümüze koyacak bekliyoruz. Birisi diyor ki; ben mehdiyim, o gül bahçesini biliyorum, birisi diyor ki; ben veliyim, o gül bahçesini biliyorum, öbürkü diyor ki; ben mürşi-dim o gül bahçesini biliyorum, öbürkü diyor ki; ben mücahidim, o gül bah-çesini biliyorum. Biz yeniden kırığımızı, çıkığımızı düzeltiyoruz; yeniden sarıp sarmalıyoruz kırılan, düşen, parçalanan, yıkılan, yanan, yırtılan, ka-nayan, eriyen yanlarımızı görmemezliğe geliyoruz. Yeniden yürüyoruz, ye-niden çölde kalıyoruz. Bunu kimse şuurlanır, bilirse bunu böyle yürümesi ona daha da ağır gelir belki de amma velakin ümmete baktığınızda ümmet büyük bir aldatmacanın, büyük bir kandırmacanın, büyük bir soysuzluğun, büyük bir şerefsizliğin, büyük bir haysiyetsizliğin, büyük bir münafıklığın, büyük bir kafirliğin altında inim inim inliyor. Yine aldatılıyor, yine aldatılı-yor, yine aldatılıyor… Öyle olunca Batı kendi siyasi varlığını, kendi kültürel varlığını, kendi hegemonist ve emperyalist varlığını, bakın Batı kendi vah-şiliğini İslam muhalefeti ile yürütüyor. Bakın; Batı emperyalizmini, vahşili-ğini, kokuşmuşluğunu, Batı her türlü pisliğini, Batı her türlü sömürgeciliğini İslam muhalefetiyle götürüyor ve Müslümanların içerisinde Müslümanlar-dan kendine payandalar bulup onlarla bu muhalefetini götürüyor. Aslında düşmana en büyük düşmanlık onu düşmansız bırakmaktır. Hani ayet-i ke-rimede: İçimizdeki ahmaklardan dolayı bizi helak eder misiniz, der ya, içi-mizden ama siyasi ama entelektüel ama askeri -terörist açısından- bir kısım ahmakları dizayn edip, onları şeytanlaştırıp, bizi onların arkalarında ve et-raflarında toplayıp Batı topyekûn bunları da düşmanlaştırıp kendi siyasi, eko-nomik, kültürel, felsefi olarak kendisini sağlamlaştırıyor ve kendi yıkımını geciktiriyor. Bakın, kendi yıkımını geciktiriyor ve Batı kendi kendisini eleş-tirmekten, kendisini eleştirilmekten, kendi içerisinde kendi toplumları tara-fından eleştirilmekten kurtulmuş oluyor. Yani Batı kendi toplumu içerisinde Batının toplumu dönüp kendi yöneticilerini, parayı yöneten, askeriyeyi yö-neten, sistemi yönetenlere siz zulmediyorsunuz; siz bizi de sömürüyorsunuz; bizim de namusumuzu, şerefimizi, paramızı pulumuzu, vatanımızı, milleti-mizi, yeraltı ve yerüstü zenginliklerimizi dünya üzerinde bin,bin beş yüz ,iki bin tane şirkete peşkeş çekiyorsunuz; diyemiyor. Çünkü hiçbir şey kalmazsa

38 | Çağdaş Siyasal İslam

Batı kendisi bir sakallı bir terörist üretir; onu herhangi bir banliyöde, her-hangi bir şehirde bir bomba patlattırır; yine şeytanlaştıracağı bir İslam üretir Batı. Şeytanlaştıracağı bir İslam üretir ve İslam dünyasını da Müslümanları da birbirlerinden şeytan ürettirerekten birbirleriyle de çalıştırır ama bunda birinci hatalı Müslümanlar. Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emir-likleri, Mısır, Ürdün. Onların şeytanı kim? İran. Aynı zamanda Türkiye’yi de koydular şimdi. Peki, İran’ın şeytanı kim? Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Ürdün, Yemen. İran’ın şeytanı bu. Kendi içlerinde şeytan üretiyor. Türkiye’nin şeytanı kim? Hepsi. Evet. Suudi Arabistan, Bah-reyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Ürdün, Yemen. Kimi şeytanlaştırdı? Türkiye’yi. Türkiye? Hepsini. Mecbur kaldı. Türkiye kimle? Katar. Ne yaptı? Katar’ı korumaya aldı. Ne yaptı? Katar’ın burnunun ucunda Suudi Arabis-tan’daki ABD’nin üssüne karşılık Katar da Türkiye’ye üs kurdu. Yukarıdan bakın. Batı, emperyalist güçler İslam dünyasını kendi içinde birbirlerine şey-tanlaştırırken kendisi de topyekûn İslam dünyasını şeytanlaştırıyor. Ne için? Kendisinin Batıda hakimiyetinin ve sömürgeciliğinin devam etmesi için. Evet. Çünkü Batı da kendi kendisini sorgulayacak, diyecek ki; yani düşünebiliyor musunuz? Koca ABD, ABD’de doları basan, aile vakfı. Dolar Merkez Banka-sı’nın elinde değil. Bir aile var, bir vakıf kurmuş doları o basıyor. Merkez Ban-kası gidiyor, bana dolar lazım diyor, olur diyor, ona kâğıt veriyor. O da ona dolar basıyor. Cebimizde olan dolarlar o ailenin bastığı dolarlardan, Merkez Bankası’nda karşıtlığı yok. Cebinizde dolaşan dolarlar, kasamızda ve banka hesaplarımızda dolaşan dolarların ABD Merkez Bankası’nda karşıtlığı yok. Yarın hepsi de kâğıt hükmünde olabilir. ABD Merkez Bankası’nda karşıtlığı olan ne var? Beyaz kağıtlar. Merkez Bankası’nın çıkarmış olduğu tahviller. En fazlası kimde? Çin’de, sonra Japonya’da. Beyaz kâğıt. Çin hızla son za-manlarda beyaz kağıtlarını altına çevirmeye başladı. Çin’le ABD arasındaki ekonomik savaş bu. Çin diyor ki; bu kağıtlardan benim elimde oldukça fazla var, artık ben bu kağıtlarla altın alacağım, diyor. Bu kağıtlardan altın almaya başladı Çin. En büyük altın ithalatçısı şuanda Rusya ve Çin. Ardından Tür-kiye de buna katılmaya başladı. İngiltere’deki altınları getirdi. Bazen söylü-yorum ya, yani düşünebiliyor musunuz? İngiltere Merkez Bankası’nda sizin dört yüz tondan fazla altınınız duruyor, diyorlar ki size; siz bu altınları ko-ruyamazsınız, muhafaza edemezsiniz, devlet misiniz ki siz bunları koruyası-nız, muhafaza edesiniz? Ya? Çocuk gibisiniz, yolda giderken düşürürsünüz.

Evet, şimdi tabi İslam dünyası Batıyı şeytanlaştırırken İslam dünyasının Batıyı şeytanlaştırmasının sebebi ve şeytan gören içimizdeki Batılılardan. Batının yetiştirmiş olduğu, Batının yetiştirmiş olduğu içimizdeki satılmışlar

Çağdaş Siyasal İslam — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
ISBN: 978-625-92739-1-4 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

Ek kaynaklar:

  • Kur’an-ı Kerim, Nahl 16/125; hikmet ve güzel öğütle davet ilkesi.
  • Kur’an-ı Kerim, Ahzab 33/21; Resulullah’ta güzel örnek oluÅŸu.
  • Nevevi, Riyazü’s-Salihin, takva, ihlas ve güzel ahlak bölümleri.
  • İmam Gazali, İhya-u Ulumi’d-Din, kalp terbiyesi, ahlak ve ihlas bölümleri.
  • Buhari, İman ve Rikak bölümleri, niyet, ihlas ve ahlak rivayetleri.
  • Müslim, Birr ve Sıla bölümü, güzel ahlak ve kardeÅŸlik rivayetleri.
  • Tirmizi, Birr ve Sıla, zühd ve deavat bölümleri.
  • Nevevi, Riyazü’s-Salihin, ihlas, takva, zikir ve güzel ahlak bölümleri.
  • İbn Hacer el-Askalani, Fethu’l-Bari, ilgili Buhari rivayetlerinin ÅŸerhi.
  • KuÅŸeyri, er-Risale, tasavvuf adabı, hal ve makamlar bahisleri.

İlgili Sözlük Terimleri: Sünnet, Şeyh, Kutub. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı