Başa Gelen Sıkıntılar Günahlardan mıdır? Bir kimse başına gelen her olumsuz olayda “Ben bir günah işlemişimdir, bu yüzden böyle oldu” diye düşünürse bu düşüncenin ölçüsü nedir? Meselâ lastiği patlayan bir kimse “Ben bugün harama baktım, bu yüzden lastiğim patladı” diye düşünmesi doğru mudur? Normalde bir kimsenin böyle düşünmesi, yani başına gelen sıkıntıyı kendi hatasına bağlaması iyi bir şeydir. Ancak bunu abartmak, kendini sürekli suçlayarak gömmeye başlamak doğru değildir. Kendini Gömme Hastalığı İnsanlardan kimisi kendini gömmekten beslenir. “Ben yandım, bittim; ben
günahkârım, ben bir hiçim” diyerek sürekli kendini yere vurur. Bu durum aslında nefsin bir hilesidir. Nefis, kişiyi aşırı özeleştiri yoluyla ümitsizliğe düşürmek ister. Hâlbuki bir Müslüman zikrullah meclisine oturduğunda günahları hayra çevrilmiş olarak kalkar. Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Allah’ı zikreden toplulukları melekler kuşatır, onları rahmet kaplar ve üzerlerine sekînet iner.” [1] O hâlde bir kimse zikrullah yaptıktan sonra “Ben yine günah işledim, lastiğim patladı” derse Peygamber Efendimiz’in sözünü inkâr etmiş olur. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve
sellem) ne söylemişse hak söylemiştir, hevâ ve hevesinden konuşmamıştır. [2] Bu yüzden kişi, başına gelen her sıkıntıyı mutlaka günahına bağlamamalı, Allah’a tevekkül etmeli ve ümidini kesmemelidir. Seyr ü Sülûk ve Şeyhe Bağlılık Dergâh içinde bazı kimselerde bir hastalık görülür: sürekli başkalarının etrafında döner, ilgi çekmeye çalışır; ancak asıl yapılması gereken şeyhinin etrafında toplanmak ve onun sohbetinden istifade etmektir. Bir derviş, şeyhinin yanına gelmeyen, ziyaretlere katılmayan, birlikte hareket etmeyen biri ise o kişide bu hastalık vardır. Çünkü gerçek dervişlik; şeyhine bağlılık,
sohbetine devam ve topluluğuyla birlikte hareket etmekle mümkündür. Seyr ü Sülûkü Tamamlayanlar ve Büyük Velîlerin Kabul Görmemesi Tarih boyunca birçok cemaat ve tarîkatta binlerce derviş olmuştur. Ancak bir elin parmakları kadar seyr ü sülûkü tamamlayan kişi çıkmıştır. Yüz bin kişide belki birkaç tanesi bu mânevî yolculuğu kemâle erdirmiştir. Çünkü bu yol gerçekten zor bir yoldur; kolay demek aldatmak olur. Nitekim Şeyh Abdülkadir Geylânî hazretleri kendi zamanındaşları tarafından kabul görmekte zorlanmıştır. Aynı şekilde Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretlerini de kendi dönemindekiler kabul
etmekte güçlük çekmişlerdir. Şems-i Tebrîzî ile olan muhabbetini dervişler kaldıramamış, itiraz etmişlerdir. Bunlar nefse ağır gelen şeylerdir. Büyük velîlerin kadri kıymetini anlamak her devirde zor olmuştur. [3] Mürşid-i Kâmile İntisap ve Sevgiyle Yol Yürümek Âhir zamanda, her türlü negatifliğin oluk oluk aktığı böyle bir devirde bir kimsenin mürşid-i kâmil bulması ve intisap etmesi büyük bir nimettir. Seyr ü sülûk başlamıştır; ancak bu bir yarış değildir. Herkesin bu hâle gelmesi arzu edilir, fakat bu yol kolay değildir. Bununla birlikte Peygamber Efendimiz
(sallallahu aleyhi ve sellem) büyük bir müjde vermiştir: “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” [4] Bir insan bir topluluğu veya bir şahsı sevse, onların yaptıklarını yapamasa bile onlardan sayılır. Bir kimse bu yolu sevmiş ve yolda devam ediyorsa, sevdiğini göstermiş demektir. Seyr ü sülûk ehli arasından sayılır. Bu hadîs-i şerîf, yolda olan herkes için büyük bir müjdedir. Kaynaklar [1] Müslim, Zikr , 39; Tirmizî, Daavât , 7. [2] Necm Sûresi, 53/3-4: “O, hevâsından konuşmaz. O ancak kendisine vahyolunan bir vahiydir.” [3] Bkz. Eflâkî,
Menâkıbu’l-Ârifîn , I, 263; Mevlânâ ve Şems-i Tebrîzî kıssası. [4] Buhârî, Edeb , 96; Müslim, Birr , 165. “el-Mer’u mea men ehabbe” (Kişi sevdiğiyle beraberdir).
Kaynak
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı: https://www.youtube.com/watch?v=cvyJ2cVQLh0