Genel

Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 09.10.2025


Açılış Duası Selâmün aleyküm. Allah gecenize hayırlı eylesin; hayırlarınızı, yıllarınızı ve ömürlerinizi hayırlı eylesin. Rabbimiz, hakkı hak bilip hakka sarılan ve bâtılı bâtıl bilip bâtıldan kaçınan kullarından eylesin. Nerede Müslümanlara zulmediliyor, nerede Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine ve topraklarına tecavüz ediliyor ise Cenâb-ı Hak bütün zâlimlerden intikam alsın. Evliyâullah’ın Makamı ve Şeyh Abdülkadir Geylânî Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmaktadır: “Dikkat edin! Allah’ın velîlerine korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” [1] Bu âyet-i kerîme, evliyâullahın yüce makamını açıkça ortaya koymaktadır. Velîlerin

serdarı ve feyiz kaynağı olan Şeyh Abdülkadir Geylânî hazretleri hakkında Yûnus Emre şöyle demiştir: “Abdülkadir gibi bir er bulunmaz.” Nübüvvet Yolu ve Velâyet Yolu İmâm-ı Rabbânî hazretlerine göre Allah Teâlâ’ya giden yollar ikidir: nübüvvet yolu ve velâyet yolu. Nübüvvet yolu doğrudan Rasûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) bağlıdır. Velâyet yolu ise Peygamber Efendimiz’in vârisi olarak Şeyh Abdülkadir Geylânî hazretlerine devredilmiştir. Kıyamete kadar, Hazret-i Mehdî gelinceye kadar taliplere Şeyh Abdülkadir Geylânî hazretlerinin açtığı yoldan, onun mührüyle velâyet makamlarında yükselme imkânı verilmiştir. [2]

Şeyh Abdülkadir Geylânî’nin “Bâzü’l-Eşheb” Lakabı Şeyh Abdülkadir Geylânî hazretleri, İran’ın Geylân bölgesinden genç yaşta Bağdat’a gelmiş ve ilim tahsil etmeye başlamıştır. İsmi Seyyid Abdülkadir olmasına rağmen melekler onu anlatırken hep “Bâzü’l-Eşheb” (alaca doğan kuşu) diye isimlendirmişlerdir. Bunun sebebi, hazretin müridlerine şahin kuşundan daha süratli yetişeceğinden dolayıdır. Nitekim bizzat kendisi şöyle buyurmuştur: “Benim müridimin üzerindeki tasarrufum, göğün yer üzerindeki hâkimiyeti gibidir.” [3] Kasîde-i Mîrâniyye’sinin sonunda şöyle buyurmaktadır: “Ben gökten yere inerim; onu tanı ki o her kadehten içmektedir.” Yine buyuruyor: “Ben

mürideme eziyet edene karşı çekilmiş kılıcım.” Ve başka bir yerde: “Yâ mürîdî, kün li-uhûdinâ hâfizan” (Ey müridim, ahitlerimize sadık ol!) diye hitap etmektedir. [4] İmâm Şâfiî’nin Kavl-i Kadîm ve Kavl-i Cedîd Meselesi İmâm Şâfiî hazretlerinin iki ayrı içtihat dönemi vardır: Bağdat’taki “kavl-i kadîm” (eski görüş) ve Mısır’a gittikten sonraki “kavl-i cedîd” (yeni görüş). Kavl-i kadîminde sallî ve bârik dualarını vâcip saymıştır; kavl-i cedîdinde ise sünnet olarak hükmetmiştir. Bu mesele, namazda Ehl-i Beyt’in zikredilmesinin önemine dikkat çekmektedir. [5] Şeyh Abdülkadir Geylânî’nin

İrşad Makamına Oturması Şeyh Abdülkadir Geylânî hazretleri, Bağdat’a on sekiz yaşında gelmiş ve Şeyh Hammâd ed-Debbâs hazretlerinin yanında seyr ü sülûkünü tamamlamıştır. Uzun yıllar boyunca onun yanında müridlik ve dervişlik yapmış, hizmetinde bulunmuştur. Şeyh Hammâd ed-Debbâs’ın sohbetinde yetişmiş, onun nazarında pişmiş ve nihayetinde kırk beş yaşında Ebû Saîd el-Mahzûmî’nin medresesinde irşad makamına oturmuştur. [6] Şeyh Hammâd ed-Debbâs hazretlerinin dört bin müridi velâyet makamında idi. Vâsıtî hazretleri şöyle demiştir: “Ben Acem evliyalarının arasında ondan daha yüce makamda birini görmedim.” Şeyh Abdülkadir

Geylânî hazretleri ise bu büyük velîlerin hepsinden üstün bir makama erişmiştir. Nitekim kendisi şöyle buyurmuştur: “Bizim güneşimiz yüce ufuklardadır; kıyamete kadar batmayacaktır.” [7] İhlâsla Yol Yürümek Bu yolda yürümek isteyen kişi, her şeyden önce ihlâsa ve sadakate sarılmalıdır. Rabbimiz, şeyhimizin makamını âlî eylesin, kılıcını keskin eylesin, himmetini yüce eylesin. Allah Teâlâ, bu yola ihlâslı ve sadık bir şekilde bağlanan kullarından eylesin. Bu büyük velînin himmet ve bereketinden istifade edebilmek, ancak samimi bir kalp ve sarsılmaz bir sadakatle mümkündür. Kaynaklar [1]

Yûnus Sûresi, 10/62. [2] İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât , I, Mektup 260. Nübüvvet ve velâyet yollarının mahiyeti hakkında. [3] Şeyh Abdülkadir Geylânî, el-Fethu’r-Rabbânî , Meclis 45. [4] Şeyh Abdülkadir Geylânî, Kasîde-i Mîrâniyye ; Dîvân . [5] İmâm Şâfiî, kavl-i kadîm ve kavl-i cedîd meselesi hakkında bkz. Nevevî, el-Mecmû’ , III, 465. [6] İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye , XII, 252; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ , XX, 439. [7] Şa’rânî, et-Tabakâtü’l-Kübrâ , I, 127.


Kaynak

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı: https://www.youtube.com/watch?v=R1CfGccu4pI