Genel

(NASİHAT/46) Mustafa Özbağ Efendi Sohbeti – 13.11.2025


A’lâ Sûresi Tefsiri: Tövbe ve Zikir ile Kurtuluş Selâmün aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim, Cuma namazını ve cümle ümmet-i Muhammed’i, hakkı hak bilip hakka uyan, bâtılı bâtıl bilip bâtıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanlara zulmediliyor, nerede Müslümanların hakkına, hukukuna, namusuna, şerefine ve topraklarına tecavüz ediliyor ise, Rabbim hepsini helâk eylesin. İsrail’i ve destekçilerini yerle yeksan eylesin; tüm Müslümanlara özgürlük nasip eylesin. Âmin. A’lâ Sûresi’nin 14-15. âyetlerinde Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Doğrusu, temizlenip arınan ve Rabbinin adını zikredip

namaz kılan kimse, kesinlikle kurtuluşa ermiştir.” [1] Bu âyet-i kerîmeyi farklı açılardan değerlendirebiliriz: Zikir, davet, Allah yolunda hizmet ve mücâhede. Hepsinde aynı anlam ortaya çıkmaktadır: Tövbe edip arınan ve Allah’ı zikreden kimse kurtuluşa ermiştir. Tezkiye: Günahlardan Arınma Âyette geçen “tezekkâ” (temizlenen) ifadesi, tövbe ederek günahlardan arınmayı ifade etmektedir. İnsan, nefsini temizlemeden Allah’a hakkıyla kulluk edemez. Tövbe, mânevî yolculuğun ilk ve en önemli adımıdır. Tövbe eden ve ardından Allah’ın ismini zikredip namaz kılan kimse, şüphesiz kurtuluşa ermiştir. Bu noktada “namaz kılmak”

ifadesini yalnızca bilinen namaz olarak değil, daha geniş bir perspektiften anlamak gerekir. Omurga, insanın imanı ve İslâm’ıdır; Allah yolundaki mücâdelesidir. Omurgasını dik tutan, imanını, istikametini ve takvasını bozmayan kimse, gerçek anlamda namaz kılan kimsedir. Gerçek Mürşide İntisap Zikrullah yapabilmek için gerçek bir üstattan ders almak şarttır. Ancak burada kastedilen üstat, sıradan bir şekilde üç-beş kişi toplayıp “bizim şeyhimiz oldu” denilen biri değildir. Gerçek üstat; seyr u sülûkunu tamamlamış, bir mürşid-i kâmilden ders almış ve Allah yolunda cihâd ile mücâhede etmiş

kimsedir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “İnsanlar altın ve gümüş madenleri gibidir.” [2] Böyle bir mürşide intisap eden kimse, intisabı da tam olursa, Allah yolunda sıradan gibi dimdik durur. Üç-beş kuruş için, birkaç makam için kendini bozmaz; imanını, istikametini ve takvasını muhafaza eder. Bu nasıl mümkündür? Allah’ı zikrederek ve namazda huşû ile bulunarak mümkündür. Dünya Sevgisi ile Zikir Ehli Bir Arada Yürüyemez Mü’minler mü’minleri sever, âşıklar âşıkları sever, dervişler dervişleri sever, zikir ehli zikir ehlini sever.

Dünyayı sevenle Allah’ı seveni bir araya getirmek mümkün değildir. Dünyayı seven kimse, bir dünyalık elde etmek isteyecek ve bu dünyalığa baktığında yolunu bozacaktır. Beraber yürünemez; çünkü sebebler yolda bir sıkıntı çıktığında dünyayı seven dünyalığa koşar, zikir ehli ise Allah’a koşar. Tövbe edip Allah’ı zikredenler, Allah yolunda sıradağlar gibi dimdik dururlar. Tövbe edip zikretmeyen kimse ise omurgasız olur; sağlam duramaz. Rabbim, bizleri tövbe edip zikreden ve O’nun yolunda dimdik duran kullarından eylesin. Âmin. Kaynaklar [1] A’lâ Sûresi, 87/14-15. [2] Müslim, Birr

, 160; Buhârî, Enbiyâ , 2.


Kaynak

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı: https://www.youtube.com/watch?v=W9SeQzKLc5o