1. Niyâz: Beni İsrâîl’i Doğra-Yerle Yeksân Eyle; Siyonist İsrâîl’i Lânete Müstehak Eyle
Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Hayrınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i hakkı hak, bâtılı bâtıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakkı yaşayan, bâtılı bâtıl bilip bâtıla karşı cihâd eden kullarından eylesin.
Nerede Müslümanlara haksız, hukuksuz davranılıyorsa, nerede Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine tecâvüz ediliyorsa, bunları işleyenlerden Cenâb-ı Hak hepsinden intikâmımızı alsın. Benî İsrâîl’i doğrasın, yerle yeksân eylesin. Siyonist İsrâîl’i Cenâb-ı Hak hem kendi lânetine, hem meleklerin lânetine, hem insanların lânetine müstehak eylesin. Destekçilerini yerle yeksân eylesin. Allâh’ın hukûkuyla hükmetmeyenleri Cenâb-ı Hak kahrü perîşân eylesin.
Cümlemizi affü mağfiret eylesin. Rabbim cümlemizi Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsıkı yapışanlardan eylesin. Âmîn.
2. Zikirle Alâkalı Nasîhatlere Devâm: 42. Nasîhat, A’râf Sûresi 200 ve 201
Zikirle alâkalı nasîhatlere devâm edeceğimizi söylemiştik inşâallâh. Allâh sağlık verirse inşâallâh bu kış döneminde zikirle alâkalı âyet-i kerîmelere devâm edeceğiz; onları anlamaya, okumaya.
Bugünkü nasîhat, 42. nasîhat — A’râf Sûresi, âyet 200 ve 201:
«Eğer şeytân tarafından sana bir vesvese gelirse Allâh’a sığın; şüphesiz ki Allâh her şeyi çok iyi işiten ve çok iyi bilendir. Allâh’tan korkanlara şeytândan bir vesvese dokununca, Allâh’ı zikrederler ve hemen gerçeği görürler.»
3. Eûzü Besmele Her İşin Başında — Evden Çıkarken, Yemekte, Arabaya Binerken
Cenâb-ı Hak bu âyet-i kerîmelerde şeytânın insana vesvese vereceğini söylüyor; ve şeytân insanlara vesvese verir. Ve normalde bu vesvese gelince de hemen Allâh’a sığınmalarını söylüyor.
Tabiî Allâh’a sığınma da Eûzü’yle: «Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm, Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm.» Şeytânın şerrinden Allâh’a sığınıyoruz. Normalde şeytân bize bir vesvese verdi — o zaman hemen Allâh’a sığınacağız.
Bir işe başlarken Allâh’a sığınarak başlayacağız. Evden çıkıyoruz Eûzü Besmele’yle; arabaya bineceğiz Eûzü Besmele’yle; yemek yiyeceğiz Eûzü Besmele’yle; bir işe girişeceğiz Eûzü Besmele’yle. Şeytândan Allâh’a sığınarak başlayacağız ki o işin üzerinde yürürken, o meselede şeytânın vesvesesine biz mâruz kalmıyoruz. Cenâb-ı Hak bizi korusun, muhâfaza etsin.
4. Takvâ Sâhipleri: Allâh’la İlişkisi Sağlam Olanlar, Vesveseye Mâruz Kaldığında Hemen Zikrederler
Ve normalde âyet-i kerîmede «Allâh’tan korkanlara» dediği — o takvâ sâhibi olanlar. Allâh’la ilişkisi sağlam olan, Allâh’la ilişkisi tam olan, Allâh’la ilişkisinde kopukluk olmayan, her hâlde Allâh’la olan bağını kuvvetlendiren, tefekkür eden, bu noktada Allâh’ı zikreden kimseler — takvâ sâhipleri, onlar normalde Allâh’tan korkup ona sığınırlar.
Vesveseye mâruz kaldıklarında da hemen Allâh’ı zikrederler. Çünkü Allâh’ı zikir, normalde direkt Allâh’la bağlantı kurmak, Allâh’la bağ kurmaktır. Normalde başka bir şeyle alâkalı önünüze bir şey geldi, siz hemen zikrederseniz Allâh’la bağ kurmuş olursunuz ve şeytânın tasallutundan, şeytânın sizin üzerinizde olan tecellîyâtından kurtulmuş olursunuz.
5. Şimdi İnsanlar Zikrullah’tan Uzaklaştırıldı: İslâm Dünyâsında Tarîkatlar ve Sûfîlik Yasaklandı
Şimdi ne yazık ki insanlar zikrullah’tan uzaklaştırdılar ve uzaklaştırıldılar. Komple İslâm dünyâsında en büyük handikaplardan birisi, insanları zikrullah’tan uzaklaştırmak. Bütün İslâm dünyâsında tarîkatları yasakladılar, sûfî bir düşünceyi, sûfî bir hayâtı yasakladılar, insanların zikretmesini yasakladılar, toplu hâlde zikretmeyi yasakladılar.
Çünkü o büyük Deccâlist kapitalist sistem, insanların gerçek İslâm’ı öğrenmelerini, gerçek İslâm’ı anlamalarını, gerçek İslâm’ı yaşamalarını istemiyor.
6. Deccâlist Sistem Tüm Dinleri Bölüyor: Katolik-Protestan-Anglikan-Süryânî; Müslüman-Sûfî-Ateist Her Birine Ayrı Din Dayatıyor
Bütün İslâm ülkelerinde ve Hıristiyanlarda ve Yahûdîlerde, devletlerin veyâhûd da global dünyânın dayattığı bir din var. Müslüman’a ayrı bir din dayatıyor, Hıristiyan’a ayrı bir din dayatıyor, Mûsevî’lere ayrı bir din dayatıyor, Tao’culara ayrı bir din dayatıyor, veyâhûd da Buda’ya tapanlara ayrı bir din dayatıyor; ateistlere ayrı bir din dayatıyor.
Ateistler de aslında ateizm dinine tâbîler; onlar da bir din sâhibi. Ve normalde bütün insanları böyle bölüyorlar, parçalıyorlar. Hem ülkelerini bölüp parçalıyorlar — Deccâlist sistem Osmanlı’yı böldü, 30’un üstünde devlet çıkardı; ama git şimdi ABD diyor ki «Eğer eyâletler başkaldırırsa bastırırım» diyor — bölünmeye karşı çıkıyor. Veyâ Rusya kocaman bir ülke, onun bölünmesine karşı çıkıyor; Çin kocaman bir ülke, Hindistan kocaman bir ülke, bir kısmını onun böldüler — ama coğrafyayı böldükleri gibi dinleri de bölüyorlar.
Katolikler bir yerde, Protestanlar bir yerde — onlar da bölünüyor; İngiliz Anglikan kilisesi bir yerde, Süryânîler ayrı bir yerde — bunları bölüyor. İslâm’da, Müslümanlarda da hem devletler olarak bölüp, hem de dîn anlayışı olarak bölüp, ve onların içerisinde bir dahâ bölüyor onları; onların kendi içerisinde bir dahâ bölüyor; olmuyor bir dahâ bölüyor.
7. Risâle-i Nûr, Süleymancılar, Nakşibendîler — Hepsi Birkaç Parçaya Bölündü; Dergâhımız da Bölündü
Meselâ bir Risâle-i Nûr çıkıyor, ardından 3-4 tâne Risâle-i Nûr bölünüyor; bir Süleymancılar çıkıyor, ardından 3-4 tâne Süleymancı oluyor; bir Nakşibendîler çıkıyor, 118 tâne Nakşibendî çıkıyor — onları da bölüyor onu. Şeytânla berâber Deccâlist sistem hepsini bölüyor. Onlar tek merkezde olmaması lâzım, bir yerde olmaması lâzım.
Aynı şey bizim dergâh için de geçti — ne yaptı? Bölündük biz. Şeyh Efendi sağlığında ilân ettirdi iki kişi: «Onlar şeyhliklerini ilân etsin» dedi, ilân edildi; hiç kimse takmadı, hiç kimse de dinlemedi; şeyhlerini de dinlemedi, herkes kendi kafasına, birer buyruk oldular. Bakın, o bölünme küçücük yerlerde dahî devâm ediyor.
Ve Müslümanlar bunun farkında değil. Bu bölünmeyi önlemek için, veyâ bunu fark etmeleri için Allâh’ı çok zikretmeleri lâzım. Ama Allâh’ı çok zikrederlerse hakîkati görecekler, gerçeği görecekler. Gözlerindeki Deccâliyetin ördüğü perde, hevâ ve heveslerinin ördüğü perde kalkacak ortadan.
8. Allâh’ı Az Zikredince Vesveseyle Hareket Ediyor: Çocuk Anne-Babaya Karşı Geliyor, Anne-Baba Çocuğa Zulmediyor
Şimdi Allâh’ı az zikredince, o kimse hevâ ve hevesiyle bakıyor. Allâh’ı az zikredince meselâ çocuk anne-babaya karşı geliyor — Allâh’ı az zikrediyor; anne-baba çocuğa zulmediyor — Allâh’ı az zikrediyor; kadın kocasına zulmediyor — Allâh’ı az zikrediyor; erkek karısına zulmediyor — Allâh’ı az zikrediyor çünkü.
Allâh’ı çokça zikretseler, senin kalb gözün açılacak, kalb kulağın açılacak, kalbî aklın açılacak. Ama bunların kapanması lâzım ki sen hakîkati görmeyesin; bunların kapanması lâzım ki sen hakîkati duymayasın; bunların kapanması lâzım ki sen hakîkate tâbî olmayasın.
Şimdi Allâh’ı az zikrediyor bir kimse, âlim âlimi hiçe sayıyor — çünkü Allâh’ı zikretmiyor. Allâh’ı zikretmiyor, bir mürşid-i kâmili dinlemiyor — Allâh’ı zikretmiyor çünkü. «Ben sana bağlanayım» diyor, «ben sana bağlandım, ben seni çok seviyorum» diyor — şeyhini dinlemiyor. Neden? Allâh’ı az zikrediyor çünkü.
Normalde çok zikretmiş olsa, onun intisâbı farklı olacak; onun bakışı farklı olacak. Çocuk çok zikretmiş olsa, anne-baba hakkını gözetecek. Anne-baba hakkını gözetmezse kalbi kararacak çünkü. «Siz anne-babalarınıza ‘öf’ bile demeyiniz» — âyet-i kerîme. Çocuk anne-babayla didişiyor, anne-babayla tartışıyor, anne-babaya isyân ediyor — az zikrediyor, kalbi kararıyor, gözü görmüyor hiçbir şey. Eşler arasında da aynı.
9. Hayâtın En Merkez Noktası Zikr-i İlâhî — Ama Zikir Meclislerini «Öcü» Gibi Gösterdiler
Hayâtın en merkez noktası — Allâh’ı zikir. Ama insanlara biz zikrullahı anlatamıyoruz, zikrullahı normalde biz insanlara tebliğ bile edemiyoruz. Çünkü Allâh’ı zikredenleri veyâ zikir meclislerini belli sistem öcü gibi göstermiş — öcü. O sistem o insanları öcü gibi göstermiş.
Normalde bir insana tarîkattan, cemâatten bahsedersen, şimdi öcü görmüş gibi, sanki düşman görmüş gibi görüyorlar. Deccâlist sistem komple — dünyâ üzerindeki Deccâlist sistem — Kur’ân ve Sünnet’i kendisine ilke edinmeyen bütün sistemler Deccâlist’tir. Kur’ân ve Sünnet’i kendisine ilke edinmeyen, Kur’ân ve Sünnet’in hukûkuyla hukûklanmayan bütün sistemler tâğûtîdir.
Ve bunlar normalde dînin hakîkatini, dînin gerçeğinin bilinmesini istemezler; bunlar dîni saklarlar, eğip bükerler âyet-i kerîmeyi, ama dünyâya az bir pahaya satarlar. Ama makâma, ama mevkîye, ama herhangi bir şeye bakarak, ama memurluklarına bakarlar, ama bürokratlıklarına bakarlar, ve âyet-i kerîmeleri saklarlar, veyâ eğip bükerler; ve hattâ kendilerince o firavunî sisteme uygun bir hâle getirmeye çalışırlar.
10. Hutbede «Namaz En Büyük Zikirdir» Diyenler — Ancak Münâfıklar Âyetleri Eğip Büker
O yüzden Allâh’ı, zikrullahı savunamazlar bile. Hutbeye çıkarlar — geçen haftalarda olduğu gibi: orada zikrullah vardır, zikir vardır; o zikri söyleyemez. «Namaz kılmak en büyük zikirdir» der çıkar. Oysa «namaz sizi kötülüklerden alıkoyar; ama Allâh’ı zikir en büyük iştir» der âyet-i kerîmede. Bunu cesâretle söyleyemezler — bunu cesâretle söylerlerse maaşları kesilir, makamlarından olurlar.
Çık bazı böyle kimseler: «Namaz da zikirdir, namazdan dahâ büyük zikir yok.» Yalan söyleme — âyet-i kerîmeleri çarpıtma. Sen münâfıksın. Ancak münâfıklar âyet-i kerîmeleri çarpıtır, ancak münâfıklar âyet-i kerîmeleri eğer-büker; ancak münâfıklar âyet-i kerîmenin hakîkatini saklar; ancak münâfıklar Müslümanları saptırmak için uğraşır Müslümanların içerisinde.
Bir kimse zikir âyetini çarpıtıyorsa münâfığın tâ kendisidir. Bir kimse zikir âyetlerini görmezden geliyorsa, inkâr ediyorsa kâfirin tâ kendisidir. Bir kimse zikrullahı küçük görürse kâfirdir; bir kimse Allâh’ı zikirle alâkalı alay ediyorsa kâfirdir o kimse. Bunu nikâhlı bir kimse yaparsa nikâhı bozulur. Kadın zikrullaha düşman — boş olur. Erkek zikrullaha düşman — boş olur. Evet, nikâhı kalmaz o kimsenin. Ve tövbe edip geri dönmezse îmânsız bir şekilde gider. Hele zikrullaha düşman olanlar var ya — onlar tövbe etmezlerse direkt kâfir olarak göçerler giderler. Hattâ tövbelerinin kabûlünde dahî şüpheye onların. Çünkü onlar zikrullaha düşman. Çok tövbe etmeleri lâzım, çok. Yoksa son nefesleri tehlikede olur.
11. Hadîs: Şeytân Kalbin Üzerinde Tünemiş, Zikirle Siner; Gaflette Vesvese Verir — En Eftal Zikir «Lâ İlâhe İllâllâh»
Hâridî’de geçen hadîs-i şerîfte Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri: «Şeytân insanoğlunun kalbinin üzerinde tünemiş vaziyette bekler; Allâh’ı zikredince siner-çekilir, gaflet etse vesvese verir» der. Şeytânın korktuğu, çekindiği bir tek şey vardır: Allâh’ı zikirdir.
Zikrullahın en eftali de «Lâ ilâhe illâllâh»tır. Bakın, «Lâ ilâhe illâllâh»tır. Hadîs-i kudsî’de: «Kim ‘Lâ ilâhe illâllâh’ der ise benim kal’ama sığınmıştır; o kal’a ne metîn kal’adır» der hadîs-i kudsî’de.
O yüzden şeytânın vesvesesinden, şeytânlaşmış insanların bize olan davranışlarından, kötülüklerinden, büyücülerin büyüsünden, kâfir cinlerin musallatından bizleri muhâfaza edecek olan tevhîddir, «Lâ ilâhe illâllâh»tır.
Şimdi az zikredince ona büyü de bulaşıyor; az zikredince ona nazar da bulaşıyor; az zikredince şeytân ona vesvese de veriyor; az zikrediyor çünkü. Eşinden imtihân oluyor, çocuğundan imtihân oluyor, annesinden-babasından imtihân oluyor; az zikrettiğinden oluyor.
12. Kalb Gözünün Açılmasına Sebep Olan Tek İbâdet: Zikrullah — Vakti ve Ön Şartı Yoktur
Oysa Allâh’ı çokça zikretmiş olsa, Cenâb-ı Hak hakîkati gösterecek ona; Cenâb-ı Hak onun gözünden perdeyi kaldıracak. İnsanın kalb gözünün açılmasına vesîle olan tek ibâdet vardır: Allâh’ı zikirdir.
Bu — namazı küçümsediğim aklınıza gelmesin, orucu küçümsediğim aklınıza gelmesin — onların vakitleri bellidir. Namaz vakti belli bir ibâdettir, şartları bellidir: abdest alacaksın, kıbleye yöneleceksin, üstün-başın temiz olacak, vakti var — öğlen namazının vakti girmeden öğlen namazını kılamazsın. Orucun vakti var — Ramazân orucu belli vakitlerde, veyâhûd da siz Pazartesi-Perşembe tutarsanız belli vakitlerde.
Ama Allâh’ı zikretmenin hiçbir vakti ve hiçbir ön şartı yoktur. Abdestli-abdestsiz, gusüllü-gusülsüz, zamanlı-zamansız Allâh zikredilebilinir. Siz ayaktayken, otururken, yanlarınızın üzerine Allâh’ı çokça zikredin. Ve âyet-i kerîmenin başında da: namazlarınızı kıldıktan hemen sonra.
13. Şeytân Damarlarda Kan Gibi Dolaşır — Buhârî ve Müslim Hadîsi; Kalbin Kapısında Bekler
Yine hadîs-i şerîfte Buhârî’de ve Müslim’de: «Şüphesiz ki şeytân Âdemoğlunun damarlarında kanın dolaştığı gibi dolaşır» der. O yüzden şeytânın vesvesesinden kurtulmak, şeytânın tasallutundan kurtulmak ancak Allâh’ı zikirle mümkündür.
Eğer bir kimse Allâh’ı zikretmiyorsa, kim olursa olsun — bakın, kim olursa olsun — Allâh’ı zikretmiyorsa o kimse şeytânın tasallutunda, şeytânın musallatında kalır. Ve o bu noktada kâfir cinlerin ve şeytânın elinde oyuncak olur.
Ve şeytân kalbimize de tüner bizim; başka bir rivâyette «kapıda durur, kalbin kapısında durur» diyor. Oradan zikrullah eksilirse hemen içeri girer diyor; hemen içeri girer. O yüzden kalbi şeytânın vesvesesinden korumanın tek yolu Allâh’ı zikirdir; başka bir şey değildir.
14. İslâm Dünyâsının Bütün Huzursuzluğunun-Berekesizliğinin Sebebi: Az Zikretmesi
Şimdi evlerdeki huzursuzluklar, işyerlerindeki huzursuzluklar, kazançlardaki bereketsizlikler, evlerdeki bereketsizlikler, arkadaşların arasındaki samîmiyetsizlikler, dostların arasındaki samîmiyetsizlikler, cemâatlerdeki dağınıklık, toplu İslâm dünyâsındaki dağınıklığın sebebi İslâm dünyâsının Allâh’ı az zikretmesi.
Namazdan sonra «33 Sübhânallâh, 33 Elhamdülillâh, 33 Allâhu Ekber» — bunu bile terk ettik biz. Bakın, terk ettik. Oysa kim bunları böyle çeker de 100.’sünde «Lâ ilâhe illâllâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr» der ise, deniz köpükleri kadar günâhı olsa Allâh onu affeder der.
Ama biz onu da bıraktık. Biz 100 sefer tevhîd dahî çekemiyoruz; «Lâ ilâhe illâllâh» diyemiyoruz biz. Biz günlük virdimizi dahî zor çekiyoruz. Bâzı arkadaşlar çekmiyorlar bile.
15. Şeyh Efendi’ye Şikâyet: «Tek Ders Veriyor» — Şeyh: «Mustafa Efendi Doğru Söylüyor, Bunu Bile Çekemiyorlar»
Benim yeni derviş olduğumda sabahlı-akşamlı ders veriyorduk biz. Bir müddet sonra ben sabahlı-akşamlı ders vermemeye başladım. Bununla alâkalı Şeyh Efendi’ye de şikâyet etmişler: «Sabahlı-akşamlı vermiyor, tek ders veriyor» diye.
Şeyh Efendi: «Oğlum, tek ders veriyormuşum» dedi. Dedim: «Efendim, bunu çekseler yetecek» dedim, «yâ, buna râzıyım; bunu çeksinler, tek dersi çeksinler yetecek.» «Doğru söylüyor Mustafa Efendi» dedi. «İnsanlar şimdi dersi de çekmiyor» dedi. «Çekmiyorlar Efendim» dedim.
«Bağlıyım, intisaplıyım, çok seviyorum» diyor — dersi çekmiyor o kimse. Düşünün, dersini çekmiyor; zikretmiyor. O ona çok geliyor. Bakın, çok geliyor. Kendince «gece çekeceğim» diyor — saat de çekemiyor. «Sabah çekeceğim» diyor — sabah da çekemiyor. Uyku hâli var; yok yorgunluk var; yok bilinen ne var? Biz Allâh’ı çok zikredemiyoruz. Böyle olunca da şeytân bizde oynuyor; kâfir cinler bizde oynuyor.
16. Kâfir Cinler Kadınlarla-Erkeklerle Oynaşıyor: Teşhirciliği Onlar Vesveseyle Getiriyor
Normalde Cenâb-ı Hak şu Müslümanların gönül perdelerini açsa, gönül gözlerini açsa, Allâh’a de, billâhi de, tillâhi de diyorum, kendilerini zikretmekten bir an olsun geri durdurmazlar.
Kâfir cinler hem kadınlarla oynaşıyor, hem erkeklerle oynaşıyor. Evet. Bunu bilse insanlar ne eşlerini böyle çıplak dolaştırır, ne çocuklarını çıplak dolaştırır. Onları normalde teşhirci noktaya getiren kâfir cinler — vesveseyle onları götürüyorlar. «Biraz dahâ aç kendini, herkes sana baksın; biraz dahâ aç kendini, herkes sana baksın; herkes sana baksın.»
Ondan sonra diyor ki «Bizim ülkemiz Hanzo. Bütün kadının her tarafı meydanda — bu ülke Hanzoymuş.» Aynen öyle diyor: «Bizim ülkemizin erkekleri Hanzo» diyor. Neden? Ona bakıyorlarmış. Hiç kimse de ona dâvâ açmıyor. Ben şimdi desem ki «Ondan sonra siz erkekler olarak Hanzoymuşsunuz veyâ Hanzosunuz» desem, herkes beni dâvâ açar; bana dâvâ açar herkes.
Ve mahkemeye de — Özbağ ismi var ya — yüzüme bakmadan hâkim cezâyı yapıştırır geçer. Özbağ ismi çünkü; bakmadan, tanımadan bile verir cezâyı. Ama o kadın açmış her tarafını, ve bütün ülke erkeklerini Hanzo diye hakâret ediyor — hiçbir dâvâ açılmıyor ona. Ama her yeri meydanda; onu şeytân ve kâfir cinler ona musallat olmuş.
17. Bir Kadın Soyunuyorsa Kâfir Cinler-Nefs-Şeytân Onu Mutsoyar Gibi Soyuyor — Erkek Müsâade Ederse O da Musallattadır
Bakın, bir kadın soyunuyorsa kâfir cinler ve nefsi, kâfir cinler-şeytân hepsi bir yere toplanmışlar; onu mutsoyar gibi soyuyorlar. Erkekler normalde o soyunmaya müsâade ediyorsa, evet, onlara da şeytân ve kâfir cinler — ona da musallat olmuş.
Sen istediğin kadar dervişim de — evet. Sen söz geçiremiyorsun: neden? Az zikrediyorsun. Sen söz geçiremiyorsun, karşıdaki zikretmiyor çünkü.
Senin eşin ve çocukların zikretseler teşhirci olmayacaklar. Sen tam olarak zikretsen, sen zâten duânla veyâ hâlinle, hareketinle değiştireceksin ortalığı. Değiştiremiyorsun. Sebep: kâfir cinler ve şeytân musallat olmuş insanlara; ve insanların kalbinde cirit atıyorlar.
18. Kalbin İçinde İki Ses: Melek-Vicdan ve Nefs-Şeytân — Mutmainn’e Geçince 4 Ses, Sonra 5. Makamda Allâh’ın Sesi
Kalbinde meleğin sesine bakacağına, kalbinde nefsin sesine, şeytânın vesvesesine bakıyorsun. Nefsin sesine bakıyorsun. Bizim kalbimizde iki tâne ses var: bir ses meleğe âit — vicdan dediğimiz şey; öbür ses nefsimize âit. O şeytândan alıyor tâlimâtı; şeytândan tâlimâtı alıyor, o konuşuyor. İkisi-ikisi çalışıyor normal Müslümanlarda.
Yok, biraz dahâ sen emmâriye’ye geçtin, levvâme’ye geçtin, mülheme’ye geçtin, mutmainne’ye geçtin de — o zaman kalbinde 4 ses olacak: bir tarafta meleğin sesi ve Cenâb-ı Hak’tan sen hitâb aldıysan Allâh’ın sesi, bir tarafta da şeytânın sesi ve nefsin sesi. Bu 4 ses olur — o kimsenin kalbi o kimseye Cenâb-ı Hak hitâb ettiyse.
Cenâb-ı Hak ona hitâb etmediyse iki ses çalışmaz; Allâh’ın sesiyle şeytânın sesi sende kapalıdır. Şeytân nefse vesvese verir; Allâh da meleğin üzerinden konuşur. Ama normalde 4’ü geçtin, 5. makâma geldin — senin kalbine hitâb eden Allâh olur. Önce tanıdık sesle gelir bu hitâb: şeyhinin sesiyle gelir, sonra Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sesine bürünür, sonra Cenâb-ı Hak kendi sesiyle seslenir sana. Bu normalde ehl-i sûfînin yaşaması gereken hâdiselerdir. Ama bunlarla da dalga geçiyorlar şimdi; ve bunların olmayacağını söylüyorlar.
19. Hacı Erkân Olayı: «Allâh’ı Rüyâda Gördüm» Davası — Müftü Diyânet’in Kendi Kitabından Bile Habersiz
Hacı Erkân İzmir’de «Allâh’ı gördüm rüyâmda» dedi — kıyâmet koptu Türkiye’de. Müftü dahî çıktı Bursa’da, bizi konuştu. Koca müftü kendi bastırdıkları ilâhiyatın, Diyânet’in bastırmış olduğu İslâm Ansiklopedisi’ndeki «rü’yetullâh»la alâkalı bâbı okumamış. Allâh’ın rüyâda görünebileceğine dâir o bölümü okumamış.
Koskoca müftü câhil. Bu konunun câhili — ama paranın câhili değil, bu konunun câhili. Kendi bastırdıkları Sâbûnî’nin akâidinden haberi yok; kendi bastırdıkları İmâm Mâtürîdî’nin Tevhîd‘inden haberi yok. Diyânet’in kitaplarından.
Ve bunu mahkemeye çıktığımda ben Diyânet’in kitaplarından bunları aldım, mahkemeye sundum. Dedim ki: «Müftünün kendi kurumunun yazmış olduğu, yayınlamış olduğu, dağıtmış olduğu kitaptan kendisinin haberi yok» dedim. Acı bir şey bu.
20. Tasarlanmış-Dayatılmış Bir Din: Karanlık Menfezlerde Yontulmuş, Budanmış
Sebep, sebep: size dayatılmış bir din öğretiliyor. Tasarlanmış, dayatılmış, karanlık menfezlerde orası-burası yontulmuş, budanmış bir din. Siz namazınızı kılacaksınız, orucunuzu tutacaksınız, Diyânet’le hacca gideceksiniz, ömreye gideceksiniz. Yaşayacak olduğunuz din bu kadar.
«Allâh’ın hükmüyle hükmetmeyenler zâlimlerin tâ kendileridir.» Bunu öğrenmeyeceksin. «Onlar az pahaya Allâh’ın âyetlerini sattılar.» Bunu da öğrenmeyeceksin. Bakara 124 — onu öğrenmeyeceksin. Yasaklı âyetler bunlar.
Yâsîn 21: «Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz; onlar hidâyete ermişlerdir.» Bu âyet-i kerîmeyi sen öğrenmeyeceksin — Yâsîn 21’i. Bunlar yasaklı âyet-i kerîmelerdir. Sebep — çünkü sizden ücret isterler din adı altında.
21. Din Adına Ücret Dilenirler: Türkiye’nin En Zengin Vakfı Diyânet Vakfıdır
Din adı altında, dînî hizmet adı altında sizden ücret isterler. Namaz kıldırırlar — sizden ücret isterler, oradan-buradan fetvâ bulurlar ona. Size terâvîh kıldırırlar — sizden ücret isterler, oradan-buradan bulurlar fetvâsını. «Kur’ân kursu açacağız» derler — o Kur’ân kursu bir türlü açılmaz, sizden para isterler, dilenirler. «Câmi yapacağız» derler — «câmi yapacağız» derler, sizden para dilenirler, o câmiler bitmez bir türlü.
Türkiye’nin en zengin vakfı, Diyânet’in vakfıdır. Türkiye’nin en zengin vakfıdır; en zengin vakfı Diyânet’indir. Ve siz o vakıf aracılığıyla hacca gidersiniz, ömreye gidersiniz. Eğer vakfın size bir kartı olmazsa siz hacca da gidemezsiniz, ömreye de gidemezsiniz. Her hacca gidenden Diyânet İşleri vakfı sizden ücret alır.
Yâsîn 21: «Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz.» Eğer sizden birileri ücret dileniyorsa din adına, o hidâyete ermiş değildir; o şeytânın vesvesesine kanmış, şeytân onu dünyâ ile aldatmış, dünyâyı ona süslü göstermiştir.
22. Mü’min Dilenmez: Hangi Cemâat-Tarîkat-Topluluk Olursa Olsun Para İstiyorsa Peşinden Gidilecek Değildir
Hangi şey olursanız olun, hangi cemâat olursanız olun, hangi tarîkat olursanız olun, hangi topluluk olursanız olun. Eğer siz nasîhat ettiklerinizden ücret istiyorsanız, kapı kapı para dileniyorsanız, bu âyet-i kerîmelere göre siz peşinden gidilecek insanlar değilsiniz.
Siz din adamı da değilsiniz, siz âlim de değilsiniz, siz şeyh de değilsiniz, siz derviş de değilsiniz, siz îmân da değilsiniz. Değilsiniz. Allâh’ı zikretmiş olsaydınız kalbiniz harekete geçerdi; kalbiniz harekete geçince de siz kalkıp da nefsinize zebûn olup insanların parasına, malına, mülküne çökmeye çalışmazdınız. İnsanlardan para toplayacağım diye kapı kapı dilenmezdiniz.
Müslüman dilenmez! Müslüman dilenmez! Mü’min dilenmez! Kapı kapı el açmaz! Kapı kapı millete dilenmek için «şirin görüneyim» diye uğraşmaz! Onun parasını-pulunu ütmek için «şirin görüneyim» diye uğraşmaz! Hakkı ve hakîkati söyler, isterse etrâfında hiç kimse kalmasın. Hakkı ve hakîkati haykırır mü’min — isterse yalnız başına kalsın. Hak ve hakîkatten mes’ûldür mü’min çünkü.
Hele bir toplumun önüne geçtiyseniz hak ve hakîkatten başka bir şey konuşamazsınız; Kur’ân’dan ve Sünnet’ten başka bir şey konuşamazsınız; imamların ictihâdından başka bir şey konuşamazsınız. Sûfîlikse yolunuz, ilk sûfîlerin yolundan ve dürustûrundan başka bir şey konuşamazsınız.
23. Faizin Şu Kadarı Helâl-Bu Kadarı Câiz Diyemezsin — Darü’l-Harb’te Müminle Kâfir Arası Faiz Yoktur (İmâm-ı A’zam)
«O kırılmasın, o incinmesin» deyip âyet-i kerîmelere eğip-bükemezsiniz. «O incinmesin, o kırılmasın» deyip harâmı helâl edemezsiniz; helâlini de harâm edemezsiniz. Edemezsiniz! Ediyorsanız kâfirsiniz!
«Yok faizin şu kadarı helâl, yok faizin bu kadarı câiz» — siz kâfirsiniz! «Yok devletin faizi faiz değil» — kâfirsin sen bunu böyle söylediğinde, başka bir şey değilsin! Eğip-bükme! Yâ da çık aslanlar gibi de ki: «Dârü’l-Harb’te mü’minle kâfirin arasında faiz yoktur.» Mekhûl hadîsi böyledir; İmâm-ı A’zam’ın ictihâdı vardır. De, çık meydana! Bunu da diyemezsiniz. Neden diyemezsiniz? Maaşlarınız kesilir. Neden diyemezsiniz? Siz belli yerlerde ağırlanmazsınız sonra.
Siz ancak ve ancak Deccâlist sistemin köpeği olursunuz. Başka bir şey olmazsınız. Deccâlist sistemin köpekleri var. Evet, bunlar Cemâleddîn-i Afgânî’yi öne sürüp — Cemâleddîn-i Afgânî masondur, Cemâleddîn-i Afgânî’nin fetvâsını söyler. İngiliz masonudur, Londra masonudur. İngiliz Londra Büyük Masonlar Locası’ndandır. Kraliyet masonlarındandır. Evet, Cemâleddîn-i Afgânî bir kraliyet masonudur. Onun fetvâlarının hiçbirisi de geçerli değildir. Onun fetvâsını gelip de bu Anadolu Müslümanlarına dayatmak, Anadolu Müslümanlarına söylemek, küfürden başka bir şey değildir.
24. Allâh İnsana Vahyeder Yalanını Kapattılar: Meryem’e, Firavun Hanımına, Mûsâ Annesine, İbrâhîm Annesine, Göklere, Yerlere Vahyetti
Az zikrediyoruz çünkü. Allâh’ı çokça zikretsek Allâh bizim kalbimize ilhâm edecek. Bunu da unutturdular bize. Allâh bir tek normalde peygamberlere vahyediyor; Allâh meleklere vahyetmiyor — âyet-i kerîmede meleklere vahyediyor. Onlara göre Allâh arıya vahyetmiyor — âyet-i kerîmede arıya vahyediyor. Meryem’e vahyetti, Firavun’un hanımına vahyetti, Mûsâ’nın annesine vahyetti, İbrâhîm’in annesine vahyetti, göklere vahyetti, yerlere vahyetti.
Ama Allâh insana vahyetmiyor? Kendisine halîfe olarak yarattığı insana vahyetmiyor? Bunu da kapattılar — kapısını. Neden? Allâh’ı çok zikredersen kim kâfir, kim münâfık ayıracaksın. Allâh’ı çok zikredersen yolda giderken önünde bir kâfir yürüyor diye senin kalbine ses gelecek. Allâh’ı çok zikredersen o konuşan siyâsetçinin gerçekten münâfık olduğunu kalbin ilhâm alacak. Allâh’ı çok zikredersen bir siyâsetin peşinde, bir bürokratın münâfık olduğunu göreceksin. Allâh’ı çok zikredersen «şeyhim» diye sarıldığın kimsenin dünyâya tapan bir şeytân olduğunu göreceksin.
Allâh’ı çok zikredersen «bizim hâcımız, hocamız, bizim âlimimiz, bizim ulemâmız» dediğiniz kimsenin âhir zamân âlimi şeytânının âlimi olduğunu göreceksin. Bunu görmemen için Allâh’ı zikretmemen lâzım. Bunları görmemen için ilâhiyatıyla, Diyânetiyle, hâcısıyla, hocasıyla, münâfığıyla, kâfiriyle, Deccâlîyle, emperyalistiyle, hep berâber toplanıp Allâh’ı zikredenlere düşman olmanız lâzım — ve zikretmemeniz lâzım.
25. Risâle-i Nûr’dan Kaldırılan 29. Mektûb 9. Kısım 8. Telvîh: «Zamânı Tarîkat Zamânı Değil» Yalanı
Ben yeni dervişken dahâ Risâle-i Nûrcular bana şunu diyorlardı, diyorlardı ki: «Zamân tarîkat zamânı değil, zamân îmânı kurtarma zamânı.» Ben Risâle-i Nûr’dan cevap veriyordum: 29. Mektûb, 9. Kısım, 8. Telvîh. Rahatsız oluyorlardı ondan. Çünkü orada «Allâh’ı zikrediyor» Üstâd.
Ondan rahatsız oluyorlardı. Sonra Mektûbât’tan o kısmın kaldırıldığını da gördüm. Evet, bir kardeşimiz Mektûbât’ı dedi ki «kaldırmışlar» dedi. Mektûbât’ı gözümle gördüm — o kısım, 29. Mektûb, 9. Kısım, 8. Telvîh: kaldırmışlar. Neden? Neden? «Zamânı değilmiş.» Ha, Üstâd konuşmuş onu — Üstâd’dan dahâ fazla üstâd onlar. «Zamânı değil.»
Bâzı Üstâd’ın Risâleler’inden eksiklikler var, Risâleler’inden kaldırılanlar var. Risâleler’i yutuyorlar. Neden? Deccâlist sistem onlara baskı yapıyor — «Bunları yayınlamayın» diyor. Yayınlamıyorlar. Üstâd’a nasıl hesap verecekler — onu bilmiyorlar.
Evet, sebep — çünkü siz zikirden uzak olacaksınız. Her şey, bütün sistem, sizi zikrullah’tan uzak tutmak için. Sebep? Sistem şeytânın emrinde çünkü. Sistem şeytâna çalışıyor. Bütün dünyâ sistemi şeytâna çalışıyor; bizim ülkemizde şeytâna çalışıyor. Rabbim bizi zikredenlerden eylesin. Âmîn.
Kaynakça
Kaynakça
▸ Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an Yolu Tefsiri, A’râf 7/200-201. Şeytan vesvesesi karşısında Allah’a sığınma, takvâ sahiplerinin zikre yönelmesi ve basiretin açılması bağlamı için.
▸ Tirmizî, Sünen, Deavât, Hadis No: 3383; İbn Mâce, Sünen, Edeb/Duâ, Hadis No: 3800. “En faziletli zikir Lâ ilâhe illâllâh’tır” meâlindeki rivayet için.
▸ Makale kaynağı: 706. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri, mustafaozbag.com, Video ID: -w0SLv87vxI.
Âyet-i Kerîme — Şeytânın Vesvesesinden Allâh’a Sığınma: «Eğer şeytândan bir vesvese seni dürtüklerse Allâh’a sığın; çünkü O işitendir, bilendir. Allâh’tan korkanlara şeytân tarafından bir vesvese dokunduğunda Allâh’ı hatırlarlar ve hemen gerçeği görürler.» — A’râf Sûresi, 7/200-201
Âyet-i Kerîme — Zikrin Büyüklüğü: «Allâh’ı zikretmek elbette en büyük (ibâdet)tir.» — Ankebût Sûresi, 29/45
Âyet-i Kerîme — Çokça Zikir: «Ey îmân edenler! Allâh’ı çokça zikredin; sabah-akşam O’nu tesbîh edin.» — Ahzâb Sûresi, 33/41-42
Âyet-i Kerîme — Ücret İstemeyenlere Tâbî Olun: «Sizden bir ücret istemeyenlere uyun; onlar hidâyete ermişlerdir.» — Yâsîn Sûresi, 36/21
Âyet-i Kerîme — Az Pahaya Âyetleri Satmak: «Allâh’ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip onu az bir pahaya satanlar, işte onlar karınlarına ancak ateş tıkınmaktadırlar.» — Bakara Sûresi, 2/174
Âyet-i Kerîme — Allâh’ın Hükmüyle Hükmetmeyenler Zâlimlerdir: «Kim Allâh’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar zâlimlerin tâ kendileridir.» — Mâide Sûresi, 5/45
Âyet-i Kerîme — Arıya, Annelerin Kalbine Vahiy: «Rabbin bal arısına şöyle vahyetti…» (Nahl 16/68). «Mûsâ’nın annesine vahyettik…» (Kasas 28/7). «Hatırla ki melekler Meryem’e şöyle demişti…» (Âl-i İmrân 3/42). Allâh peygamberlerden başkasına da — meleklere, peygamber annelerine, arıya, gökyüzüne — ilhâm yoluyla vahyetmiştir. — Nahl 16/68; Kasas 28/7; Âl-i İmrân 3/42; Fussilet 41/12
Hadîs-i Şerîf — Şeytân Damarlarda Kan Gibi Dolaşır: «Şeytân Âdemoğlu’nun damarlarında kanın dolaştığı gibi dolaşır.» — Buhârî, Bed’ü’l-Halk, no. 3281; Müslim, Selâm, no. 2175
Hadîs-i Şerîf — Şeytân Kalbin Üzerinde Tüner: «Şeytân Âdemoğlu’nun kalbi üzerinde tünemiş bekler. Allâh’ı zikretti mi geri çekilip büzülür; gafil bulduğu zaman vesvese verir.» — Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, I/483; Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no. 4955
Hadîs-i Kudsî — «Lâ İlâhe İllâllâh Benim Kal’amdır»: «Lâ ilâhe illâllâh Benim kal’amdır; kim o kal’aya girerse Benim azâbımdan emîn olur.» — İbn Hacer, el-Metâlibu’l-Âliye, no. 3373; Bezzâr, Müsned, no. 1939; el-Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, II/254
Hadîs-i Şerîf — 33×3 Tesbîh + 100. Tevhîd: «Her namazın ardından 33 Sübhânallâh, 33 Elhamdülillâh, 33 Allâhu Ekber söyleyen ve 100.’yü ‘Lâ ilâhe illâllâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehu’l-mülkü ve lehu’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr’ diyerek tamamlayan kimsenin günâhları, deniz köpüğü kadar olsa bile bağışlanır.» — Müslim, Mesâcid, no. 597; Nesâî, Sehv, no. 1349
Bedîüzzaman Saîd Nursî — 29. Mektûb, 9. Kısım, 8. Telvîh: Tarîkatın Zamânı ve Lüzûmu: «Tarîkat, hakîkatin müsbet bir cilvesidir. Zikrullah, ehl-i tarîkin tâze, payidar bir hediyesidir. Bu zamânda îmânı kurtaran tek yol Risâle-i Nûr olmakla berâber, ehl-i tarîkatın zikir ve mücâhedesi de o îmânı taklîdden tahkîke yükselten, kuvvetlendiren, hayrî bir vâsıtadır. Âdî, samîmî bir ehl-i tarîkat, ehl-i ilim sınıfından dahâ fazla îmânını korur.» — Bedîüzzaman, Mektûbât, 29. Mektûb, 9. Kısım — Telvîhât-ı Tis’a (matbû nüshalarda 8. Telvîh)
İmâm-ı A’zam ve Mekhûl Hadîsi — Dârü’l-Harb’te Faiz: İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe rahimehullâh: «Dârü’l-Harb’te Müslüman bir kimse ile harbî kâfir arasında ribâ (faiz) cereyân etmez» buyurmuştur. Delîli Mekhûl es-Şâmî’den rivâyet edilen hadîs ve Hz. Abbâs r.a.’in Mekke’deyken faizli muâmelesinin Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem tarafından durdurulmamış olmasıdır. — el-Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâî’, V/192; Serahsî, el-Mebsût, XIV/56
Cemâleddîn-i Afgânî — Mason Locası Mensubiyeti: Cemâleddîn-i Afgânî (1839-1897), Kâhire’de Kavkab eş-Şark Locası’na 1875’te girmiş, daha sonra İskoç Riti Locası’nın üyesi olmuştur. Mektûbâtında ve mason vesîkalarında bizzat masonik kimliğini ikrâr etmiştir. — Elie Kedourie, Afghani and ‘Abduh, London 1966; M. Sabri Hatipoğlu, Cemâleddin Efganî ve Türkiye’deki Tesirleri, İstanbul 1996
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin 706. Dergâh Sohbeti — A’râf 200-201: Şeytânın Vesvesesi, Allâh’a Sığınma ve Zikrullahtan Uzaklaştırma başlıklı sohbetinden tam detayla derlenmiş ve tez kalitesinde yeniden düzenlenmiştir. Kaynak video: YouTube
Ek kaynaklar:
- Kur’an: Bakara 2/42; hakkı batılla karıştırmama.
- Kur’an: Nisa 4/75; mazlum erkekler, kadınlar ve çocuklar için mücadele sorumluluğu.
- Kur’an: Hac 22/39-40; zulme uğrayanlara savaş izni ve mescitlerin korunması.
- Kur’an: Maide 5/8; kin sebebiyle adaletten ayrılmama.
- Kur’an: Enfal 8/60; caydırıcı hazırlık ve ümmetin korunması.
- Buhari, Mezalim, 3; zalime ve mazluma yardım rivayeti.
- Müslim, Birr, 58; Müslümanın kardeşine zulmetmemesi.
- Taberi, Camiu’l-beyan, hak-batıl ve zulüm ayetlerinin tefsiri.
- İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-azim, mazlumların korunması ayetleri.
- Fazlur Rahman, Ana Konularıyla Kur’an; adalet, toplum ve ahlak bahisleri.