>> Ecm. Yazılı yok. Sözlü yapalım. Selâmün aleyküm efendim. Efendim Ahzap suresi 23. ayet-i kerime. İzninizle orijinalini de okuyabilir miyim efendim? Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillâhirrahmânirrahîm. Finh nahbe ve minhü men yentir ve beddel tebdil. Sadakallahül azim. Müminlerden öyle. Burasını soracağım efendim. Erkekler, adamlar, erler diye tercüme edilmiş. Vardır ki onlar Allah’a verdikleri ahitte sadık kaldılar. Onlardan bir kısmı nehbeh geçiyor efendim onu da soracağım. Adaklarını yerine getirdi. Bazı meallerde canlarını verdi. Ve yentir bir kısmı da beklemektedirler. Ve beddel ve
onlar sözlerini asla değiştirmemişlerdir. Sadakallahül azim. Efendim izninizle ilk sorum. Buradaki rical kelimesi bazı meallerde adam, erkek ve er olarak tercüme edilmiş. Bu erillik, dişillik manası mıdır yoksa eee tırnak içerisinde adamlık, erlik manası mıdır? Allah’a verilen sözden bahis buyurulmuş efendim ayet-i kerimede. Bu kimseler Allah’a nerede, ne zaman ne söz vermişlerdi ve madelu tebdila ve onlar asla sözlerini değiştirmediler. Burada sizin de üzerinde ısrarla durduğunuz bedel, karşılık, herhangi bir bedel karşılığında onlar sözlerini değiştirmediler. Ayet-i kerimenin mefhum manası hakkında
fikirlerinizi rica ediyorum efendim. Arz ederim. >> Bu umumi bir söz var. Cenabı Hak ruhları yarattı. Ben sizin rabbiniz değil miyim? Ruhların hepsi de orada bela. Sen bizim rabbimizsin. Bu umumi bir söz. Bu bu normalde onlar sözlerinden geri dönmezler. Umumi bir şekilde bu sözünden hiç kimsenin dönmemesi gerekir. Ardından birinci secde, ikinci secde, 3üncü secde emirleri geldi. Bir kısmı birinci secdeye bütün herkes gitti. İkinciye gitmeyenler oldu. Üçüncüye gidenler oldu. Sonra yine secde emri oldu. Üçüncü secde emri. Normalde
birinciye ikinciye gidenlerin bir kısmı üçüncüye gitti. bir kısmı üçüncüye gitmedi. Birinci secdeye gidip de ikinciye gitmeyenlerin bir kısmı üçüncü secdeye gitti. Hadis-i şerif. İnsanlar mümin doğarlar, mümin yaşarlar, mümin ölürler. Mümin doğarlar, kafir yaşarlar, mümin ölürler. Mümin doğarlar, mümin yaşarlar, yaşarlar, kafir ölürler. Şimdi bu normalde insanların ruhlar aleminde vermiş olduğu ahit, söz. Bunda söylenecek. Bir laf yok. Bunu normalde şeriaten bakacağız. Bir de o insanlar verdikleri sözlerden geri dönmezler. Biat ettiler. İslam halifesine biat ettiler. İslam halifesine biat
edince normalde orada bir sözleşme oldu. O sözleşmeden geri dönmediler. Bunun bir bunun başka veçesine bakacağız. başka veçesine baktığımızda bu da tasavvufi. O zaman o normalde o kimse bir üstada gitti intisap etti. Ona söz verdi. Oradan geri dönmedi. Ve onlar sözlerinde sadıklar. Burada eee bu ayet-i kerimede eee şeylerde mealcilerin hepsi de hani bunları bir erkek olarak tanımlıyor. Oysa başka bir ayet-i kerimede iman eden erkekler, iman eden kadınlar, namaz kılan erkekler, namaz kılan kadınlar, oruç tutan ha demek
ki dinin yükümlülüklerinde kadınla erkeğin arasında bir fark yok. Oradaki normalde sözünde durma erlik adamlıkla alakalı değil, erkeklikle alakalı değil. O kimsenin vermiş olduğu sözde sözü yerine getirmesi, sözünde durması. Bir benim Allah affetsin meşhur tezimdir. İnsan söz sözüyle insandır. Sözüyle insandır demem o kimse bir söz verir. Sözüne sadık kalır. İnsan sözlerine sadık kalırsa kemale erer. Sözüne sadık kalmazsa o kimse kemale ermez. Güvenilirliğini kaybeder. O zaman ama kadınlar ama erkekler iman edip söz verdilerse onlar o sözlerinde sabit
kalırlar. Ve o söz verenler burada eee bunu da yine söz verenleri biz yine üçe kategorileyeceğiz. İlmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin noktasında sözveriş de üç tane söz hali var. Öyle olunca onlar sözlerinde sabit dururlar. Onlar sözlerinde bir değişiklik söz konusu olmaz. Sözlerinin uğruna ne feda edilecekse onları feda ederler. Bir öncüler vardır. Öncüler normalde kendilerini feda ederler. Öncüdür bunlar. Bir üstat öncüdür. Bir alim öncüdür. Bir devlet başkanı öncüdür. Bir kabilenin reisi öncüdür. Bir mahallenin sorumlusu öncüdür. Bir
çavuş öncüdür. Bir zakir öncüdür. Bir nakip, mükabba, halife bunlar öncüdür. Bir üstat öncüdür. Bir vazifesi olan kimse öncüdür. Yani o öncüler ne feda edilmesi gerekiyorsa ederler. Diğerleri sırasını beklerler. Yani onlar da sözlerinde sabittir ve onlar da vakti saati gelince onlar da ne feda edilmesi gerekiyorsa onlar da sırasını beklerler. Feda edileceği zaman onlar da feda ne feda edilecekse feda ederler. O zaman meseleyi toparladığımızda demek ki söz verenler, ahitlerini yerine getirenler sözün bir ilmel yakin noktası var. Bir
aynel yakin noktası var. Bir de hakkel yakin noktası var. Bir kimse hakkel yakin noktasında ayrı bir biatlaşma olur. Manevi bunları ben es geçiyorum. Şimdi o manevi hani bir kimse bir üstatla biatlaştı. Aslında o biatlaşmayı şu anda insanlar biraz değersizleştiriyorlar. Yani derviş adayları bunu değersizleştiriyor. Bir antlaşma şu Kur’an sünnet tarihesinde o üstat ne dediyse harfiyen yerine getirecek. Kur’an sünnet tarihesinde o normalde Kur’an sünnet tarihesinin dışında olmadığı müddetçe üstat ona ne söylediyse harfiyen yerine getirecek. Asla onda bir
sapma olmayacak. Karmış, zararmış, soğukmuş, sıcakmış. Yağmurumuş mu, karmış, güneşmiş, çöldeymiş, ovadaymış, dağdaymış. Yok bu şey değil. Hiç bunun hiçbir gerekçesi yok. Söz verdin, biatlaştın. O biatın da sabit kalacaksın. Sana gitme demiş, gitmeyeceksin. Otur, oturacaksın. Kalk kalkacaksın. Konuşma, konuşmayacaksın. Sus susacaksın. Şunu şöyle yap, öyle yapacaksın. Bunu böyle yap, öyle yapacaksın. Kafandan tereddüt dahi geçirmeyeceksin. Acaba mı diye kafandan geçirmeyeceksin. O sözünde sabit olacaksın. E normalde şimdi bir de bir kimsenin İslam halifesine olan biatı var. E o zaman
şimdi İslam halifesi yok. İslam halifesi olmadığı için Müslümanların siyaseten sahibi de yok. halife siyasidir çünkü hem dinidir hem siyasidir. E şu anda ümmetin halifesi yok. Var ilan etmiyorlar. Kim işte Türkiye Büyük Millet Meclisi. Ama sonuçta Türkiye Büyük Millet Meclisi de halifelik ilga edilirken meclisin uhdesine verilmiş. Ama sonradan sonradan da Türkiye Cumhuriyeti Devleti laikliği seçmiş. Öyle olunca meclisin halifeliği ilan etmesi mümkün olmuyor. Laiklik ilkesine aykırı, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı. Siz halifeliği dahi isteyemezsiniz. Halifeliği isteyen bir
kimse Türkiye Cumhuriyeti anayasasını değiştirmekten, yıkmaya kalkmaktan, ondan bundan dava açılır. Hatta siz halifeliği övemezsiniz bile. Halifeliği överseniz o zaman bu da anayasaya değiştirme noktasına seni sokabilir bir savcı. O yüzden sen çünkü halifeliği övmek demek Atatürk ilke ve inkılaplarına karşı gelmek demektir. Siz onu da övemezsiniz. Övücü sözler söyleyemezsiniz. Mesela siz Müslümanların sahibi yok diyemezsiniz. Müslümanların sahibi yok demek. Siz din, dil, ırk ayrımı yapıyorsunuz ve Müslüman dinini ayrıştırıyorsunuz ve o Müslümanların sahibinin olmadığını söylüyorsunuz. Halkı kin ve nefrete
sürüklemekten uğraşırsınız. Kapattık burasını. Şimdi o kimse bir de ne yapacak o zaman? Siyaseten o kimsenin biatı var. Siyaseten biatından da geri dönmeyecek. Bunu böyle önceden isim söyleyerekten söyleyeyim. Refah Partililer siyasi olarak diyorlardı ki biz Necmettin Erbakan’ın hocaya biat ettik. Bunu böyle söylüyorlardı. Benim yanımda filan konuşmaları oydu. O yüzden onlar siyaseten hani ona bağlı olduklarını söylüyorlardı. Ha bu normalde darül harp fıkh müslümanların siyaseten bir imama biat etmeleri caizdir. Hatta Hanefi’ye göre öyle yapmaları gerekir. Bunu böyle bu
fetvaya göre düşünerekten yaptılarsa söyleyecek bir sözümüz yok. Şimdi o zaman onlar sözlerinden geri dönmezler. Burada sözünden geri dönmemeyi Cenâb-ı Hak erlik olarak nitelendiriyor. Ama bu erlik cinsiyetle alakalı değil. O yüzden İslam hem kadına hem erkeğe hem işte evlenmemiş olan kızlara hem de evlenmemiş olan delikanlılara herkes bu noktada hükmü belli. Şimdi kadın denilince sonuçta evlenmiş bir bayan akla geliyor. Ondan sonra genç kız deyince işte evlenmemiş bir genç bayan. Öyleydi tanımlama. Şimdi hepsini de kaldırdılar. Ne diyorlar dediniz
geçen gün. Birey, >> kadın diyorlar, birey diyorlar. >> Kadın diyorlar, birey diyorlar. Çıkartılar, birey diyorlar. Kadını da çıkartlar. >> Kadını da çıkardılar. Şimdi birey. Yani kadın erkek olarak da öğrenmiyor. O bir birey. O zaman üçüncülerde mi >> cinsiyet atfediliyor. >> Cinsiyet atfedilmiyor. Cinsiyetsizlik var söz konusu. Şimdi öyle olunca buradaki erillikten kasıt normalde kadın veya erkek değil. Buradaki erillikten kasıt sözünde durma, bir atında durma, vermiş olduğu sözü yerine getirme. Burada söz konusu olan bu. Ve o biatlaşanlar,
önde gidenler, öncüler nelerini feda edeceklerse edecekler. Arkalarında bekleyenler de sıra onlara geldiğinde onlar da feda edecekler. >> Teşekkür ederim >> efendim. eee ayet-i kerimede yoksa siz geçen hafta bahsetmiştiniz. Yoksa sizden öncekilerin çekiklerini çekmeden cennete gireceğinizi mi sandınız kısmındaki birinci sorum efendim çektiklerinden kastettiği nedir? İkincisi cennetten kastı bizim bildiğimiz cennet midir yoksa seçtiklerinin bulunduğu meclisi mi kastetmektedir? Efendim >> bu şey değil. Yani normalde bizden önceki Müslümanların başlarına neler geldiyse senin de başına o gelecek. Aynı tezgah. İpliklerin
rengi değişiyor, kalınlığı değişiyor. Başka bir şey olmuyor. Adem’den itibaren Müslümanların başına ne geliyorsa senin de başına gelecek ve sen de o başına gelenle, gelenlerle mücadele edeceksin. Cennetlik öyle olacaksın. Öyle eee ne o sırça köşklerde oturaraktan cennetlik olunmuyor. Başına gelecek bir şeyler. Normalde o kimse zaten iman ettim diyorsa, la ilahe illallah muhammeden resulullah diyorsa ve bu konuda bir çalışması, bir gayreti, bir mücadelesi varsa eee kafir sistemlerde onların başına muhakkak bir şey gelir. >> Teşekkür ederim efendim. >>
Cennete varınca öyle mi cennet, böyle mi cennet dememize gerek yok. Zahiren de fiziken de cennet var çünkü. Efendim, Erzincan sohbetinde bir insanın içine şeytan veya cin giremez demiştiniz. Bu e şeytanın insanın kanında dolaşmasını nasıl anlamalıyız? >> Normalde o evlilikle alakalı konuşuyorlar veyahut da bir kimse eee cin içine girmiş diyorlar ya cin o kimsenin içinde cin içine girmiş. Ondan sonra o kimse cin içine girince onla evlenmiş. Yani onunla aşır neşir oluyor. Burada bir insanın bir kafir veya
Müslüman cin cinniyle cinin hulul etmesi yani insanın içine girmesi söz konusu olmaz. O şeytan sizin damarlarınızda dolaşır dediği ayet-i kerime mana itibariyle şeytan sizin normalde bütün vücudunuzu etkileyebilir. O yüzden şeytan sizin içinizde derken şey biz içimizde şeytan taşımıyoruz. O etki o kadar çok etki etkiye açık olur ki insan damarlarında bile dolaşır. Ama başka bir ayet-i kerimede de sen benim dostlarıma dokunamazsın. Onlara bir zararın da olamaz. Onlara müdahale de edemezsin diyor. O zaman şeytan hepimizin içinde olmuş
olsa o zaman o kimsenin de içinde olacak. O zaman birisinin dışında birisinin içinde olması mümkün değil. O zaman şeytanın tesiriyile alakalı bu. Şeytan bize tesir edebilir. Şeytan bizi öyle tesir edebilir ki biz kendimizi ona bırakırsak e her şeyi yaptırabilir bize. O yüzden şeytanın tesiri nefse tesir ediyor. Nefsin üzerinden geliyor. Şeytanın tesiriyile alakalı. Yoksa hul yoktur hiçbir şekilde. Mesela bir insan bir hayvanın içine giremez. Bir insan bir cinin içine de giremez. Bir insan bir şeytanın içine de
giremez. Hulul yok yani. Yoksa o zaman böyle bir şey olduğu zaman zaten hukuk da ortadan kalkar. O kimse der ki şeytan benim içimde. Bana her şeyi şeytan yaptırıyor o zaman. Der sorumluluk nerede o zaman? Efendim absürt hareketler yapıp işte bunun içine cin kaçmış, şeytan kaçmış. O absürt hareketler psikolojik veya fizik fizyolojik rahatsızlıklardan mı? >> Kimisi psikolojik kimisi şımarıklık. >> Yani normalde anneler babalar şimdi şımarık çocuk yetiştiriyorlar. Bakıyorsun tuhaf tuhaf hareketler yapıyor çocuklar. Dışarıdan izliyorsun. Allah Allah
diyorsun. Yani çocuklardaki tuhaflıklara bak. Bize tuhaf geliyor. Sebep yani biz öyle bir terbiye görmemişiz. E normalde annemiz disiplinliydi bizim. Yani ben çocukluğum dahil, büyürken de dahil, akrabalarım da dahil. Buna hiçbir kimsenin herhangi bir elektronik eşyasına dokunduğumuzu hatırlamıyorum ben. Hiç kimsenin eşyasına dokunduğumuzu hatırlamıyorum ben. Annem öyle disiplinliydi. Bak ben hatırlamıyorum. E şimdi çocuklara bakıyorsun. Oho misafir evmiş. Başkasınınmış, orasıymış, burasıymış şey değil. Talan müfrezesi gibi her biri. Talan müfrezesi. Çocuğuna sus demiyor. Kadın veya erkek. Ne anne, ne
baba, ne çocuğuna dur diyor, ne sus diyor, ne onu terbiye etmeye çalışıyor, ne onu söylemeye çalışıyor. Çocuk kırıyor, döküyor, bağırıyor, çağırıyor, her şey yapıyor. Hadis-i şerif aklıma geliyor. Ebeveynler kendi kral ve kraliçelerini doğurmadıkça kıyamet kopmaz. Şimdi öyle olunca o terbiye ile alakalı. Sonra bakıyorsunuz o çocuğu biraz hani terbiye etmeye kalkınca daha da agresifleşiyor. Daha tuhaf hareketler yapıyor. Bu sefer dışarıdan kimse diyor ki bunun içine cin mi girdi acaba diyor. Bu onunla alakalı. Çünkü normal hareket etmiyor.
Ama kafir ciniler etkiliyor mu? İnsanları etkiler mi? Bu ayrı bir mesele. Ama içine girmez. İlham nedir efendim? Her nefis meratibi buna mazhar olur mu? Türevleri nelerdir? >> Sen koca bir cilt sordun. İlham vahiydir. Çünkü bütün hiçbir ayet-i kerimede ilham olarak geçmez. Hepsi de vahiy olarak geçer. Allah araya vahyetti der. Allah göklere ve yerlere vahyetti der. Allah Meryem’e vahyetti der. Allah Musa’nın annesine vahyetti der. Böyle olunca o hani bir sohbet et dedik vahiyle alakalı. Bunlar vahiyin dereceleri.
Hazreti Muhammed Mustafa’ya yapılan vahiyle örnekliyorum işte Yusuf Aleyhisselam’a yapılan vahiyin derecesi aynı değil. Veya Yakup Aleyhisselam’a yapılan vahiyle Musa Aleyhisselam’a yapılan vahyin derecesi aynı değil. veyahut da İsa Aleyhisselam’ın annesine yani Meryem’e yapılan vahiy işte arıya yapılan vahiy aynı değil. Arıya yapılan vahyin derecesi ile göklere yapılan vahyin derecesi aynı değil. Göklere yapılan vahyin derecesi ile yere arıza yapılan vahyin derecesi aynı değil. Bunların hepsi de derece derece. Mesela bir zamanın kutbuna gelen vah vahiy evliyaya gelen vahiyin derecesi
aynı değil. Bir dervişe gelen vahyi ile bir mürşid-i kamile bir veliye gelen vahyin derecesi aynı değil. Bunları temel olarak baktığımızda Kur’an’ın diliyle hepsi de vahiy ama ehl sünnet alimlerinin çoğunluğu. Bu peygamberlere gelen vahyi ayırmışlar. Yarın öbür gün bir eee işte sapkın birisi çıkar. Bana da vahiy geliyor deyip peygamberliğini ilan eder. Böyle bir sapkınlığa düşer diye. Peygamberlere gelen vahiy işte ümmetlere gelen vahiyi eee kategorisel olarak, teknik olarak ayırmışlar. Ona ilham demişler. Yani normal bir veliye gelen vahyi
ilham olarak kabul etmişler. Ama Kur’ani tabirle baktığımızda Cenabı Hak ayet-i kerimede Allah arıya vahyetti diyor. E şimdi arıya neyi vahyetti? 702. Mustafa Özbağ Efendi – Sohbet Notları Arının neyi nasıl yapacağını Cenabı Hak onun fıtratına koydu. Vahyetti ona. Veyahut da Allah Meryem’e vahyetti diyor. Allah Meryem’e vahyetti deyince Meryem’in konuşacağı kimse yok. Susma emri verildi ona. O konuşmayacaktı hiç kimseyle. Bu sefer hani ona dedik ki diyor, “Hurma dalını kendine doğru çek ve silkele.” Şimdi mescidin içerisinde bir Meryem
var. Mescitten dışarı çıkmıyor. Çünkü Meryem vaadedilmiş, hediye edilmiş, vakfedilmiş demek. Meryem’in annesi oğlum olacak olursa veya bir çocuğum olduğunda ama oğul oğul kastediyor. Bir çocuğum olduğunda onu Allah’a vahyedeceğim. Onu Allah’a vahyedeceğim demişim. Özür dilerim. vakfedeceğim diyor. Onu Allah’a atacağım diyor. Bu sefer Meryem oluyor. O sözünde duranlardan, sadıklardan oluyor ve kızını Allah’a vakfediyor. Kızını Allah’a vakfedince Meryem bu sefer normalde mescitte yaşamaya başlıyor. Mescidin görevlerini yapmaya başlıyor. Ve Cenabı Hak onu İsa’ya üflüyor. Ve İsa’yı üflüyor. Bu hamile
kalınca anlatacak bir şeysi yok. Ne büyük bir kma var ortalıkta. Yani bütün toplum onu kınıyor. Bütün toplum onu tecit ediyor. O normalde eee şeyden çıkmıyor. Mescitten eee Zekeriyaydı değil mi? Onun eee akrabası, teyzesinin oğluydu. O Zekeriya gelip onun halini hatırını soruyor. Başka hiç kimse değil. Ve Cenabı Hak Meryem’e vahyediyor. Diyor ki, “Hurma dalını kendine çek. Burası benim çok hoşuma gider. Yani sana ne gelirse gelsin sen şeriaten, zahiren bir şeyi silkeleyeceksin. Yani sana bir nimet gelecek ama
o nimetin ağacını silkeliyorsun. Yoksa Cenabı Hak isterse hurmayı önüne getirir mi? Tabii onu hurma olarak eee mealcılar söylemişler ama o çünkü başka bir ayeti kerimede Zekeriya Aleyhisselam geldiğinde onda türlü türlü meyveler ve yiyecekler görüyor önünde. Hurma görmüyor sadece. İşin bir bu tarafı da ayrı. Böyle olunca vahyin dereceleri var. Hzreti Muhammed Mustafa’ya gelen vahiyle İsa Aleyhisselam’a gelen vahyin derecesi aynı değil. yakın peygamber olmalarına rağmen veya Musa’ya gelen vahyin derecesiyle Hazret-i Muhammed Mustafa’ya gelen vahyin derecesi aynı değil.
Mesela Musa’ya bir ağacın arkasından seslendi. Ateşin arkasından seslendi. O zaman vahyin dereceleri farklı farklı. Veyahut da İbrahim’e Cebrail Aleyhisselam’ı gönderdi ateşten kurtarmak için. O beni görüyor mu? O normalde o da bir vahiy sonuçta. O zaman vahyin dereceleri var. Ama bu noktada biz ehl sünnet imamlarının ve alimlerinin içtihadına uyaraktan biz de ona biz ilham diyoruz. Başka bir şey demiyoruz biz de ama sanki ilham olunca eee böyle insanlar onu biraz daha böyle değersizleştiriyorlar. Çünkü ilhamın da sahibi Allah’tır.
Vahyin de sahibi Allah’tır. Mesela rüya salih rüya peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür. Hadis-i şerif. O zaman bir kimsenin görmüş olduğu salih rüya da vahyin ayrı bir derecesi. Ama biz onu normalde ne diye nitelendireceğiz? Mübeşirattan diyor. Yani müjdecidir diyor. O zaman müjdeyi veren kim? O rüyayı gösteren kim? O zaman normalde o da ne olmuş oldu? O da vahyin dereceleri oldu. Şimdi nefis meratiplerine göre baktığımızda bir kimsenin gönlü ilham almaya başlar. Mülhimede o normalde işte emmareyi geçer, levvame
geçer. Mülhüme de onun kalbi yavaş yavaş ilham almaya başlar. Mülhüe o eğer kaybetmezse o ilhamı mutmainnede artar o biraz daha. E mutmainede de yıkılıyor hemen hemen dervişler. O artınca başlıyor iki tarafa konuşmaya, söylemeye. Kendinde bir şey ne oldum delisi olmaya kaybediyorlar. Aslında o mutmaeden sonra Radiye’de daha da artacak, Mardiye’de daha da artacak. Esmaya gelince hitaba erişecek gibi. Hitap tabii sonuçta vahiydir. Çünkü biz onu ilham olarak alıyoruz. Ama o kimse mesela işte öyle bir hal yaşarsa işte
cennete giriyor. Cennete girdiği zaman Cenabı Hak ona hitap ediyor. Hitap da bu noktada vahiy aslında ama peygamberlere verilen veyahut da peygamberlere yaşatılan vahiy gibi değil o. Ama onu da normalde o kimse o hitaba nail olunca bu sefer bütün vücut kulak oluyor. Vahiyde de aynı. O o kimsenin bütün vücudu kulak olur. Bütün vücudu göz olur. Bütün o zaman normalde vücudu el olur, ayak olur. Normalde o hale geldiği zaman o kimse aslında normalde normal gözüyle görmesi değil o.
Onun parmağı da görür. Onun normalde iki kürek keminin arkasında manevi bir göz olur. O arkayı da görür, önünü de görür. Onun görmesi normalde artık akli değildir. O yüzden parmağından da nur çıkar. Onun elinden de nur çıkar. Vücudundan da nur çıkar. O zaman o nur onun muhbiri olur. Ona gerekli ne var? ne verilecekse verir. Bunların hepsi de aslında vahyin içindedir ama mesele hani karışmasın diye ehl sünnet uleması peygamberlerin dışında olan vahiye ilham adını koymuş zaten. >> Efendim
eee ilhamın keşifle bağlantısı nedir? >> Aynı o da normalde ilham ise keşif de var. İlhamın içinde o da var. Üftadi Hazretleri Hüdaye Hazretlerine işte seyrüsülük yolunda hani nasihatleri verirken diyor ki efendim senin yapacağın binlerce keşiftense nefsinin hilesini keşfetmen daha evladır diyor. Bununla ilgili eee bize nasihatiniz ne olur? >> Ya sonuçta insan ne halde olursa olsun nefsiyle olan mücadelesi devam edecek. Bu bazen ee dervişler eee görmüş oldukları hallere, rüyalara kapılır giderler. Asıl mücadele etmesi gereken yeri unutur
insan. Mücadele etmesi gereken yer nefsidir o kimsenin. Hangi halde olursan ol, ne durumda olursan ol, nefis olan mücadeleyi terk etme. Gördüğün haller, gördüğün rüyalar, gördüğün keşifler muhakkak güzel şeyler. Amma ve lakin sen nefisle mücadele etmeye devam edeceksin. >> Selâmün aleyküm efendim. Efendim eee sorum nikah bahsiyile alakalı. Eee hadis-i şerifte buyurulduğu üzere nikah dört şart üzerine yapılır. Bir zenginliği, iki güzelliği, üç soyu. Siz dindar olanı seçiniz buyurulmakta. Buradaki dindarlık eee nasıl tanımlayabiliriz? Dindar olan kimseyi? >> Herkesin
kendince bir dindarlık ölçüsü vardır. Bir dindarlık tanımı vardır. Bir kimse la ilahe illallah muhammeden resulullah diyor. İman ediyor. Dindardır o kendince. Ama derecesi farklıdır. O kimse cumadan cumaya namaza gidiyor. O da dindardır. O kimse beş vakit namaz kılıyor. O da dindardır. İşte ne bileyim o kimse 30 Ramazan orucunu tutuyor. O da dindardır. E o kimse içki içiyor arada sırada veya her gün içiyor. Ben müslümanım diyor. O da dindardır. Şimdi buradaki bizim dindarlıktan aradığımız ne? Arayacak olduğumuza
bakalım biz. Yoksa kim iman ettiyse o dindardır. Biz onu sen dinsizsin diyem diyemeyiz. Mümkün değil. Hatta gözümüzün önünde din dışı bir şey yapmış olsa içinden belki de tövbe etti. Biz duymadık. Biz onun gene zahiren sen kafirsin diyemeyiz. Hiç kimseye diyemeyiz. Bir kimse ancak kendisi küfrünü ilan ederse, küfrünü ilan ettiği zaman o kimseye biz dindarsın diyemeyiz. Bu da diyenler büyük günah hatta imanları gider. Bir kafiri mümin kabul etmek o kimsenin imanı gider. Sen bir kafiri Müslüman mümin
kabul edemezsin. Mesela bir kimse Kur’an’ı inkar ediyor, peygamberi inkar ediyor açıktan. Sen onu Müslüman olarak kabul edemezsin. Sen onu dindardı diyemezsin. Dersen sen küfre düşmüş olursun. Ya bir kimse mesela işte sonuçta din olarak İslam’ı kabul etmemiş, Kur’an’ı kabul etmemiş. Arabın yalelisi demiş. Peygamberi kabul etmemiş. Arabın içerisinden çıkan uyanık bir kimse demiş. Zeki bir insan. Kendince düşünmüş demiş. Arapları nasıl bir beraber ederim bunları toparlarım diye böyle bir din uydurmuş. Diyen bir kimse kafirdir. Sen ona Müslüman diyemezsin.
Ona Müslüman dersen, mümin dersen senin imanın gider. Hatta bir kimsenin küfrü açıktan belli ettiyse sen onun cenaze namazını da kılamazsın. Sen onun cenaze namazı kılarsan ona senin de imanın gider. Açıktan çünkü küfrünü ilan etmiş. E bir kimse şimdi açıktan küfrünü ilan ettiyse sen onun mezarının başına gidip Fatiha da okuyamazsın. Sen onun mezarını da ziyaret edemezsin. Çünkü Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Mekke döneminde sahabelerin anne ve babalarının mezarları Mekke’deydi. Kabir ziyareti yasaktı Müslümanlara sebep. Çünkü
o günkü Müslümanların anne ve babaları müşrikti. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri müşrik olan anne ve babanın mezarını, kabrini ziyareti yasakladı. Şimdi buradan hareket edince bir kimsenin kafirliği, müşrikliği, aleni ise sen onun kabrini de ziyaret edemezsin. Ona Fatiha da okuyamazsın. Sen de o zaman onu desteklediğin, onu tahsiklediğin çıkar. Senin de tecdid-i imana, tecid-i nikaha ihtiyacın olur. Şimdi öyle olunca bir kimse la ilahe illallah muhammeden resulullah dedi. O kimse dindar namaz kılmıyor. Ama Hanefi’ye göre biz
onun küfrüne fetva veremeyiz. Ama Kur’an ve sünnet dairesindeki bir kimse normalde dindar diyebilmemiz için o kimse bir farzları yerine getirecek. nafilelerle Allah’a yaklaşacak. Bu bu Cenabı Hakk’ın katında o kimse Evet. Mümin insan o çünkü farzları yerine getiriyor. O aleni olarak farzları yerine getirirse biz onun mümin olarak onu kabul ederiz. Ama öbür türlü dindardır, Müslümandır. O yüzden ha diyeceksin ki Mustafa Özba senin için dindar kimse kim? Bu kemale ermiş bir kimse olarak o kimse farzları yerine getirecek,
haramlardan uzak duracak. Nafilelerle Allah’a yaklaşacak ve Allah’ı sevecek o kimse benim için bu dindar, asıl takva sahibi olan, mümin olan kimse bu. Benim bu kendi ölçüm. Ha bir başkası der ki ya benim için o kimse beş vakit namazı kılıyorsa benim için yeterlidir dindarlık diyebilir. Mesela üstadımız Allah rahmet eylesin böyle evlenecek olan kimselere onu tavsiye ediyordu. Yani bu zamanda diyordu bir kimse beş vakit namazını kılıyorsa 30 Ramazanın orucunu tutuyorsa o kimse hani böyle haramlardan uzak duruyorsa günün
evliyası diyordu. Gerçekten öyle. Yani bir normalde hele gençse o kimse, genç yaşta o kimse iman edip 5 vakit farz namazını kılıyorsa, 30 Ramazan orucunu tutuyorsa ve haramlardan uzak duruyorsa gerçekten o kimse bugün evliyadandır. O yüzden hani bu zamanda o evliyadandır. Mesela şimdi insanlar böyle evlatlarından razı değiller. Böyle anneler babaları dinliyorum. Böyle çocuk beş vakit namazını kılıyor, farz namazını kılıyor, Ramazan orucunu tutuyor. Hani elinden geldiğince dini yaşamaya çalışıyor. Bilhassa dergahta buradaki kardeşler, çocuklar, gençler her şeyi bırakmış,
gelmiş burada dinini yaşamaya çalışıyor ve anne babalar bunlardan rahatsız oluyor. tabiri caizse Cenabı Hak lütfetmiş, ikram etmiş, namaz kılan, oruç tutan, Allah’ı zikreden bir evladı var veyahut da eşi var. Kadın veya erkek önemli değil. Yani insanlar bunları kıymetsizleştiriyor. Farkında değil. Bunları normalde kıymetsizleştirmek demek o kimsenin imani olarak zayıflamasına hatta yuvarlanıp gitmesine sebep olur. Bir insan çocuğu anne babayı yuvarlayabilir mi? Sen çocuk Kur’an sünnet tarihesinde yaşıyor. Sen hala da çocuğa zulmedeceğim diye uğraşıyorsun. Onu hala da böyle
işte onun dervişliğine, sufiliğine, dinine, hayatına, yaşantısına eleştireceğim, laf söyleyeceğim diye uğraşıyorsun. Allah muhafaza eylesin o gençler. Çünkü gerçekten bu zamanın evliyası. O kız çocuğu örtünmüş küçücük yaşta veyahut da büyük yaşta örtüneceğim diye dolaşıyor. Yemin ediyorum anne baba ona hizmetçi olması lazım. Herkesin çırıl çıplak dolaşırken, herkesin çırıl çıplak dolaşırken ve sanatçı adı altında insanlar her türlü soytarılığı yaparken işte her türlü soyunan soyunacak, istediğini yapacak diye ortalığa dökülmüşken yani bir kız çocuğu yani örtünüyor, namazını kılıyor, orucunu tutuyor.
Hele bir de bir girmiş burada ders almış. Anne baba ona hizmet etmesi lazım. Veyahut da bir erkek çocuk, genç çocuk yani ne seni dinlemek zorunda mı? O çocuk beş vakit namazını kılacak, orucunu tutacak. Bir de Allah yolunda yürüyeceğim diye uğraşacak. Anne baba kalkacak. Ona sinkaflık yapacak. Ona terslik yapacak. Bu Cenabı Hakk’ın vermiş olduğu lütf, ikrama, ihsana nankörlük. Allah muhafaza >> O yüzden dindarlık tabii ölçü ölçü, merhale merhale yürüdük. E Cenabı Hak herkese dindar bir eş nasip
eylesin. >> Bu noktada Kur’an ve sünnetesini yaşayan ve yaşatan evlat nasip eylesin. >> Bu bizim kardeşlere, arkadaşlara nasihatim. evlatlarınızı Kur’an sünnet dairesinde e dergahla bağını sağlamlaştırmaya çalışın ve onlara kalkıp da kötü söz söylemeyin. Kız erkek derviş olan, eşleri derviş olan, kadın erkek hiç önemli değil. Yani kıymet bilsinler, değer bilsinler. Gerçekten böyle bir zamanda yani normalde o kimsenin eşi derviş, kadın ve erkek önemli değil. İnsanlar birbirlerine zulmetmesinler. Bunu bir nimet olarak görsünler. Allah’ın bir lütfu, bir ikramı
olarak görsünler. E edebe mugayyir işler yapmasınlar. Meşhurdur değil mi? Hazreti Pir Mesnevisinde ne der? O der, İsa’nın havarilerine her gün gökten sofra inmekteydi. Ama onlar edebi terk ettiler. Edebe mugayyir hareket ettiler. Ne yaptılar? Cenabı Hak onlara dedi ki, “Her gün size cennet sofrası gelecek ama ertesi güne bir şey ayırmayın. Bunu dağıtın, tasadduk edin.” dedi. Amma veelakin o havariler onu tasadduk etmediler. Allah’ı dinlemediler. Ve o Allah’ın nimetine, o Allah’ın lütfuna edepsiz bir karşılık verdiler. Onlar edepsiz bir
karşılık verince Cenâb-ı Hak gökten inen sofrayı onlara kesti. Havariler bunu yaptı. Peki Musa’nın ümmeti ne yaptı? Yine onlara cennet nimeti olarak bıldırcım ve helva geliyordu. Onlar dediler ki biz soğan sarımsak yemek istiyoruz. Bu sefer onlar da küstahlık yaptılar. Cenabı Hak onların da ellerinden o nimeti aldı. Şimdi bir kimse elindeki nimetin kıymetini bilmezse suçlu kendisidir. O nimeti Cenâb-ı Hak onun elinden alır. Cenâb-ı Hak o nimeti onun elinden alınca o da başlar patinahş çekmeye. Hatta bir kısmı o
nimeti elinden aldı Allah diye Allah’a düşmanlık besler veya o nimetin elinden gitmesini sebepler dairesinde insanlara bağlar. İnsanlara düşmanlık besler. Allah muhafaza eylesin. >> O yüzden bu zamanda eşleriniz namuslarını muhafaza ediyor, koruyorlarsa namazlarınız namazlarını kılıp oruçlarınızı tutuyorlarsa kadın erkek değişmiyor ve çocuklarınız gerçekten Kur’an ve sünnet dairesinde yaşama gayreti veriyorsa sizin bu erkekler olarak sizin bunlara hizmet etmeniz lazım. Kadınlar olarak da böyle bir erkeğe ve böyle bir evlada hizmet edilmesi gerekir. Onlara bu nimetlere karşı nankörlük edilmemesi gerekir
ki nankörlük edenin elinden nimet alınır. Bunu hiçbir zaman unutmayın. Nankörlük eden, vefasızlık eden, hainlik edenin elinden nimet alınır. Ve o nankörlüğüyle, o vefasızlığıyla, o hainliğiyle hem dünyada rezil zbil olur hem de mahşerde rezil zbil olur. O yüzden herkes elindeki sağlık nimeti, akıl nimeti, iman nimeti, hidayet nimeti, namaz nimeti, oruç nimeti, dergah nimeti, zikrullah halakası nimeti, bunları asla ve asla unutmayacak. Nankörlük yapmayacak, hainlik yapmayacak, zalimlik yapmayacak. Nimete karşı hamdedecek, Allah’ı zikredecek. Eftal zikir faennahu ilah illallah. ilahe
ilaheillallah. >> Hak muhammeden resulullah cemi enbiya vel mürselin. Velhamdülillahi rabbil alemin. Elfatiha salavat. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali Muhammed. Kaynak Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir. İlgili Sohbetler Bu konuyla ilgili diğer sohbetler: İstanbul / Beyoğlu Kutlu Doğum Sohbeti – 17 Nisan 2012 , İCAZETNAME TÖRENİ TEK PARÇA (BURSA) 16 EYLÜL 2021 , KADİR GECESİ / SEMA / DUA 27.04.2022 . Tasavvuf geleneğinde
bu konular ele alınmaktadır.
Kaynak
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı: https://www.youtube.com/watch?v=QZV0NGc2EJk