Dergah Sohbetleri Serisi

700. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri


>> Müslümanlara zulmeden yerle >> amin. ecminah hizmetinde bulunan birinin mesela çay ikram ederken yahut başka bir hizmet esnasında güler yüze ve sevaba ortak olmak niyet le kardeşine bir sünneti hatırlatmasında bir mahsur var mıdır? Zira Resul-i Ekrem sallallu aleyhi ve sellem, “Sizden biriniz kardeşine iyiliği hatırlatmaktan geri durmasın. Nice kimse vardır ki unutur, kendisine hatırlatılca amel eder.” buyurmuştur. Yine kim bir hayra vesile olursa onu işleyen kimse kadar sevap alır diye beyan edilmiştir. Böyle bir hatırlatma karşısında ben bilmiyor

muyum da bana söylüyorsun diyerek böyle bir hatırlatmayı haksız gösteren kişinin yolumuz ve edebimiz açısından hükmü nedir? Ayrıca dergah adabı bakımından sonradan ders alan dervişin evvelce yola girmiş kardeşlerine karşı tavrı ve yaklaşımı nasıl olmalıdır? İyiliği hatırlatmak, iyiliği nasihat etmek bütün Müslümanların üzerine farzdır. Genel olarak sufiler etrafında olan olumsuzlukları izler ve kendilerince ben böyle yapmamalıyım diye kendi nefislerine vururlar. Karşıdaki kimseye bu noktada nasihat edebilme noktası varsa nasihat edilir. Ama genel olarak dervişlik dorunda o kimse kendi nefsine vurması

lazım. Yani ben burada nasıl davranıyorum? Buradan benim alacak olduğum ders ne? Yani o kimsenin normalde eee güler yüzlü davranmamasını kendisine bir ölçü edinmesi, kendisine ölçü edinerekten o etrafına güler yüzlü davranması gerektiğini öğrenmeli. Ama hepimiz insanız. Hizmet eden kardeşler de insan olabilir. O gün için bir şey üzülmüştür. bir sıkıntılı bir hal yaşamıştır. Problem bir şey yaşamıştır. O esnada tebessüm etmemiş olabilir. Yani tebessüm etmemesi, tebessüm etmeden hizmet etmesi onun için o esnada bir eksiklik değil. E böyle burada

insanlar yanlışlardan sorumludur. Yani o kimse sert kaba davranıyorsa ondan sorumludur. Ama tebessüm etmemekten dolayı sorumlu olmaz insan. Çünkü tebessüm etmek Evet. hayra vesile olmak. Tebessüm etmek sünnet. Tebessüm etmek iyi bir davranış. Güzel bir davranış. Ama herkes her şeye tebessüm edecek diye de bir kaide yok. İnsanların sakınacağı şeyler haramlar olacak. Yani bir kimseye nasihat ederken siz onu haram üzerinde bir şey var ise, üzerinde haram bir şey varsa siz ona nasihat edin. Ama o bir iyi bir ameli

işlemedi. Ona hayırlı bir ameli işlemedi diye ona çok konuşmaya gerek yok. İnsan çünkü haramlardan sorumlu. Yani bir kardeş burada sert davranıyorsa evet ona nasihat etmek lazım. Kardeş sert davranma. Bak burada hizmet ediliyor. O yüzden hizmet alan insanlar yanlış anlayabilir. Mimiklerin sert olmasın, sert davranma, sert konuşma, tepeden konuşma, tepeden davranma güzel. Ama biz zaten dervişlik hukuku içerisinde ve dervişlik ahlakı içerisinde bunu zaten söylüyoruz bütün herkese ama olur mu? Bir kardeş bu konuda o esnada kantarın topuzunu kaçırabilir.

O zaman bütün Müslümanların üzerine vazife zaten o kimse de onu nasihat edebilir. Ama şurayı ayırt edin. Bir kimse nafile etmedi diye nafilelerden sorumlu değildir. Ya bir kimsenin yüzü tebessümlü değil diye tebessümlü olmak zorunda değildir. Vardır bir derdi, vardır bir sıkıntısı, vardır bir problemi. Veyahut da o esnada başka bir şey yaşıyordur, başka bir şey yaşamıştır. O esnada bilemezsin kalbine bir şey gelmiştir. Dervişlik bu. O esnada da tebessüm etmiyordur. Etmiyordur. Yani ona neden tebessüm etmiyorsun diye sorgulamak edep

dışı. Haram değil çünkü yaşadığı şey. Allah bizi affetsin. >> Bazen tabii herkes dervişlerden her şeyin en üst noktasını arıyor. Yani normalde dışarıdan da birisi gelse buraya geldi. Yani burada her şeyin en üst noktasını istiyor. Kendince böyle bir eee şeyi var, beklentisi var. Yani o diyor ki ben dervişler topluluğuna gittim. Ben o dervişler topluluğunda her şeyin zirvesini görecek. Bakın zirvesini görecek. Oysa burası da derviş olmasına rağmen her türlü kardeş var. Onlar da günlük hayatın içinden geliyorlar. Evli

olanlar var. Belki de eşiyle tartıştı da geldi. Çocukları var. Çocuğunun bir derdi var. Derdine derman olamadı da geldi. Trafikte sıkıştı. Trafikte sıkıntı yaşadı. onunla geldi. Bilmiyoruz ki kim neyle geldi. Öyle olunca herkes böyle sırıtacak, herkes böyle çok tebessüm edecek, herkes böyle çok böyle hani onun istediği ölçüde davranacak. Böyle bir dünyada yok. Allah bizi affetsin. >> Osmanlı Devleti’nde padişahlar manevi anlamda genelde ileri derecelerde olmalara rağmen kardeş katlinin olmasının manevi bir anlamı var mıdır? E normalde hep bu

konuşulur. İşte kardeş katli Osmanlı’da vardı diye. Şimdi o gün için o gününkü dairede devleti düşünmüşler. Devlet parçalanmasın, yıkılmasın diye. Örneğin işte bu ta öncesinden itibaren eee Türklerin genel olarak yaşadık genel olarak yaşadıkları sıkıntılardan birisiydi. Kağan veyahut da işte o günkü adıyla eee işte Türkler kağan derler, sultan demezler. O gün için Kaan vefat edince veya Han vefat edince ülke toprakları 4e bölünmüş. 4 oğlansa, 5 oğlansa 5’e bölünmüş. İki oğlansa ikiye bölünmüş. Sonra ikisi birbiriyle genelde savaşmış. Sonra

galip gelen öbürkünün topraklarına da el koymuş. Böyle bir kardeş savaşları önceden itibaren olmuş. E bunu görünce Osmanlı başlangıçta böyle e normalde kardeşlerden birisi devleti parçalama yönüne gidecek olursa evet onu katletmişler kendil o gün içinde ulemadan bunun fetvasını almışlar katletmişler. Şimdi güçlü bir devlet oluşması için bazı şeyler yaşamışlar. Arkasından güçlü bir padişah da oluşmuş. Güçlü bir padişah oluşunca da Osmanlı Devleti 500 kussur yıl hakimeye sürmüş. Ne zaman ki kardeş katlini kaldırmışlar. Şimdi bir de işin o tarafına

bakacağız. Kardeş katlini kaldırmışlar. Bu sefer fitne ayaklanmış. İşte padişah varken başka öbür kardeşi tahta çıkarmak istemişler ki zaman zaman bunlar olmuş. ayaklanmalar olmuş ve böylece devlet zayıflamış. Devlet zayıfladıktan sonra da bölünmüş, parçalanmış, yenilmiş. Osmanlı Devleti diye bir şey kalmamış. Şimdi baktığımız zaman gelinen sonuca ondan sonra gelinen sonuç büyük bir hüsran. Ha burada ben kardeş katlini normalde hani cevaz veren vermeyen noktasında değilim. Yani ben yanlıştı, doğrudur noktasında da değilim. Bazı fetvalar, bazı şeyler kendi zamanında sorgulanıp kendi

zamanına göre hareket edilir. Şimdi baktığınız zaman bazen geriye doğru dönersiniz, bakarsınız 30 yıl önce şunu yaptım dersiniz. O günkü şartlarda o günkü aklınız sizin yaptığınızın doğru olduğunu gösterir. Ama normalde bir başkasına sorarsanız o günkü yaptığınız yanlıştı. Ama o günkü bugünden bakarsanız yanlıştı. Ama o günden bakarsanız o gün bir şeyler var. O gün olması gereken var. O gün olması gerekeni yaptınız. Kolunuz kesilecekse kolunuzu kestiniz. O gün için vücudu kurtardınız. Sonra Cenâb-ı Hak kolun yerine bir kol verir.

Ama vücut giderse yerine bir vücut gelmez. Şimdi devlet idare eden, dergah idare eden, ev idare eden beni daha iyi anlar. Yani bakarsın ev idare ediyorsun, eş, eş ve çocuklar var. Yani bir şeyler ters gidiyor. Bir şeyler düzgün gitmiyor. Doğru istikamette gitmiyor. Onu düzeltecek olan işte erkektir, kocadır. Onu düzeltmezse eğer o normalde o çarpık sistem, çarpık düzen evin içerisinde devam eder gider çocuklara sirayet eder. Çocuklar büyür. Çarpık düzenin içerisinde büyür. Çarpıklığı doğru hissederler. Evlenirler. Evlenirler. Aynı çarpık

sistem onların evliliklerinde de devam eder. Şimdi bir kimse şerre kapı araladı. Kur’an ve sünnetin dışına bir kapı araladı. Evlilikte bu normalde erkeğe aittir. Erkek o kapıyı araladı veyahut da kadın o kapıyı araladı. Erkek de ona tolerans gösterdi. Müsama gösterdi. Bu sefer o kapıdan sadece kadın geçmedi. Arkadan gelen çocuklar da geçti. Sonra çocukların çocukları da geçecek. Ta ki birisi hidayete varıp bu iş yanlış deyinceye kadar herkes geçecek oradan. O zaman onu normalde evin reisi hükmündeki erkek o

kapıyı kapatacak. Daha henüz daha böyle hafif kapı aralanmışken kapatacak. Yoksa sonra ne kapı kalacak ne pencere kalacak. Yol geçen hanı olacak. Yol geçen hanı olur. Aile bu sefer erkek onu bir daha derleyip toparlayamaz. Sonuç ev yıkılır. Erkek toparlayamazsa erkeğin genel yapısı şudur. Erkekliğini kaybetmediyse genel yapı şudur. Toparlayamaz. Toparlayamayınca komple yıkar orayı. Bu erkeğin genel yapısıdır. Psikolojik yapısıdır. Toparlamaya çalışır. Toparlayamadı. Erkek son noktada, son dakikada yıkar ortalığı. Şimdi kadın psikolojisi böyle değildir. Kadın psikolojisi böyle olmadığından dolayı

o her şeyin normal gittiğini zanneder. normal değildir. Şimdi erkek erkekliğini kaybetmediyse dediğim nokta erkek affedersiniz dönme oldu demek değil. Yani erkek erkekliğini hatırlıyor. Erkek erkekliğini görüyor. Erkek erkekliğini biliyor. Erkek erkekliğini bilmesi demek adamlık demek. Kur’an sünnetesinde o adamlık yapacak. O zaman kocın karısına Kur’an sünnetesine hükmedecek. çocuklarına Kur’an sünnet tarihesinde hükmedecek. Eğer o adam ise ama erkek ama adam değil. Yani biz o nur lanet olsun o erkeklere ki kadınlara benzemeye çalışırlar, kadınlaşırlar. Lanet olsun o kadınlara ki

onlar da erkekliğe benzerler. Bu pantolon giymekle, şapka giymekle alakalı değil bu. Bu sadece biz bunu böyle sınırlarsak hata yaparız. Bunu hep derslerde söylüyorum. Yani derslerde bayanlar yazıyorlar. Pantolon giymek caiz mi? Hani erkeklere benzeme açısından. Ya sen pantolon giy giyme. Sen erkeğe Kur’an sünnetin dışında söz geçirmeye çalışıyorsan sen zaten erkekleştin. Pantolon giysen ne olacak? Etek giysen ne olacak? Doğsuz dolaşsan ne olacak? Sen adamı zapturapt altına almaya çalışıyorsun. Adamı idare etmeye çalışıyorsun. Adamın üzerine baskı kuruyorsun. Kur’an ve

sünnetin dışına çıkarıyorsun aileyi. Kim yapıyor? Kadın yapıyor bunu. Kadın onu yapınca erkekleşti zaten. Kadın oturuyor adamın işğine karışıyor. Ya otur oturduğun yere. Sen ne ama adamın işine karışıyorsun? Bu böyle olmaz bu iş diyor. >> Örnek nasıl olacak? Sen ticaretin neresinden biliyorsun? Nesinden biliyorsun ya? Ne yaptın sen böyle aldığın, sattığın şirketler kurdun, dağıttın mı? Ne yaptın sen? Bunu sormuyor. Buna bakmıyor. O ticareti de çok iyi biliyor. O kadın ev idaresini de çok iyi biliyor. Nerede nasıl davranılacağını

da çok biliyor. O herkes Abdurrabt altına alıyor. Erkek farkında değil. Kadınlaştı. Normalde ona uyunca hani ayet-i kerime vardı. Evin reisi erkekti. Cenabı Hakk’ın koymuş olduğu fıtratın dışına çıktı. Bu sefer ne oldu? Erkek kadınlaştı. O yüzden diyorum ben erkek eğer adamsa, adamlığına devam ediyorsa Kur’an sünnetesinde dairesinin dışında bir şey oldu. Ona müdahale edecek. örneğin e müdahale edecek başından ki sonradan yıkmasın. Sonradan yıkar geçer. Allah muhafaza >> Bunun gibi normalde padişahlar da bundan feragat ettiler. İşte orada şehzadenin

birisi baş kaldırdı. Öbür tarafta kardeş baş kaldırdı. Öbür tarafta kuzen baş kaldı. Birisi gitti İtalyanlarla yattı kalktı düştü. birisi gitti İngilizlerle düştü kalktı. Birisi gitti bilmem nelerle, sebateistlerle düştü kalktı. Kim yıktı Osmanlı’yı? Dışarıdan iş tutan kimseler, paşalar, onlar, bunlar hepsi de iş tuttular yabancılarla. Kimisi gitti İngilizlere dedi ki ben sizin iyi bir valiz olurum burada dedi. Vali lazım buraya dedi. Bunlar tabii eee ayrı konular ama battı sonuçta Osmanlı çöktü. Allah bizi affetsin. O yüzden dergahlar da

çöker. Bunlar size hep vasiyet. Dergahlar da çöker. Dergahta da her kafadan bir ses çıkıyorsa, herkes kendini şeh görüyorsa çöker orası. Veyahut da o kimse kendi kendine şeyhlik yapmaya başlarsa çöker orası da. Veyahut da bir yerde zakir var. Zakir orada varken birileri böyle yandan çarklı zakirlik yapmaya kalkıyor. Çöker orası daha. Yani orası da dağılır. Sen otur kardeş. Sen dervişlik yap. O yüzden genel olarak herkes haddini hududunu bilecek. Üstadımızı gördüğümüz rüyaları üstadımıza anlatmak gerekir mi? İllaki gerekir diye

bir kaid yok. Anlatan anlatır, anlatmayan anlatmaz. Sıkıntı yok bunda. Ben 19 yaşındayım. Çevremdeki herkes erkenden evlenmem gerektiğini söylüyor ama düzgün kız bulamıyorum. Bulsam da çok şeyler istiyorlar maddi anlamında. Bu sorunumu nasıl çözelebilirim? Bu çok ağır bir şey ya. Çevremdeki herkes evlen evlenmen gerektiğini söylüyor ama düzgün kız bulamıyorum. Muhakkak ki düzgün kızlar vardır. O yüzden senin evlenmen gerektiğini söyleyenler inşâallah sana düzgün bir kız bulup senin evlenmene yardımcı olsunlar. Annen baban kim söylüyorsa. Birkaç soru alabilirim efendim. >>

Allah onun sırrını yükseltsin, onun makamını yükseltsin, onun hayrını yükseltsin demek >> mahiyeti efendim >> yani bu genelde genel olarak eee pirilere söylenen, büyük velilere, evliyalara söylenen bir eee öğün öğünç sözü. E büyük alimlere, büyük mürşitlere söylenmiş. >> Ayrı bir sır mı vardır her birinin? >> Onun hepsinin de ayrı ayrı bir sırları vardır. Hiçbirinin sırrı birbirini bilmez, birbirini tutmaz. Özür dilerim. Yani Abdülkadir Geylani Hazretlerinin sırrıyla Ahmet Erufa Hazretlerinin sırrı aynı değildir. Veyahut da aynı zamanda yaşayan velilerin

hepsinde ayrı ayrı sırları, ayrı ayrı manevi halleri vardır. Hepsinin ayrı ayrı manevi dereceleri vardır. O yüzden bir kimse birisiyle alakalı bu noktada konuşurken ona duha mahiyetinde Allah senin eee makamını yüceltsin, sırrını yüceltsin diye dua edilir. Bu >> bu sır dervişlere de sirayet eder mi efendim? >> Muhakkak. Yani o yüzden Bediüzzaman Saidin Nurseleri bir silsile-i meşayh demiş. Yani o kimsenin silsilesinin sağlam olması lazım. Silsilenin doğru olması lazım. Yani 1.000 dolara yazılan bir silsile olmayacak. Yani harbi harbi

silsile olacak. Öyle olursa Evet. onun faydası olur. Şimdi neden böyle diyorum? Bizim eee şey Bosna’daki Kazım Efendi böyle bir sohbetinin arasında tebessüm ederek eee Molla Hüsrev Cami dedi değil mi? Molla Hüsrev Camiin orada dedi 1000 dolara silsile yazanlar var dedi. Ondan sonra şeyhlik silsilesi. Ondan sonra eğer eee seyitlik silsilesi istiyorsan o da 34.000 dolarış daha yüksekmiş. Şimdi böyle olunca tabii ben onun sözünün üzerine bina ediyorum ama Türkiye’de de var böyle eee icazet alan kimseler. İcazet lazımsa

1.000 dolara, 2.000 dolara sana bir icazet yazıyorlar. Hatta Türkiye’de bulamazsan anlaşılır diye düşünüyorlar herhalde. Mesela işte Kuzey Irak’ta ondan sonra 1.000 dolara silsile yazıyorlarmış. Benim duyuşum bu. Bu sır kesbi mi vehbi mi? Efendim >> bu normalde biz şimdi vehbi desek bu sefer kimse çalışmaz. Kesbi desek bu sefer herkesin ümidi kırılır. Bu hem kesbidir hem de vehbidir. Vehbi ise kesbisi kolunun altında getirir. O kolunda onun kesini de getirir. >> Tenzih ve teşbih gibi mi verir? >> Onun

gibi bir şey ya. Normalde bir kimseye Cenabı Hak bir şey verecekse ona o konuda çalışma azmi verir, çalışma aşkı verir, çalışma eee gayreti verir. O kimse o noktada çalışır. Hani hadis-i şerifte eee cennetlik olacak olanlara cennetlik ameller kolaylaştırılır. Cehennemlik olacak olanlara da cehennemlik ameller kolaylaştırır. Hadis-i şerif bu. Öyle olunca o kimsede eğer böyle bir Cenabı Hak ona böyle bir makam, böyle bir sır verecekse onun normalde kolunda kesbi de vardır. Yani o çalışmalı da aynı zamanda. Çünkü

peygamberler peygamberlik için çalışmadılar. Onlarınki otomatikman cebri. Yani burada normalde peygamberler çünkü çok öncesinden daha ruhlar aleminden seçilmişler. Ben onu ruhlar aleminden de demiyorum. Daha ilmi ilahiden seçilmişler. İlmi ilahiden seçilince onlar çalışma gayreti göstermemişler. Onlar peygamber olarak hatta bu dünya üzerine gelmişler. Doğarlarken de peygamber olarak doğmuşlar. Yoksa İsa Aleyhisselam Beşik’te nasıl konuşacak ki? İsa aleyhisselam beşikte konuşuyorsa peygamber olarak geliyor. Veya Yusuf Aleyhisselam daha henüz çocukken daha 45 yaşındayken 11 tane yıldızın ve 12 ayın kendisine secde ettiğini

görüyorsa bunlar peygamber olarak dünyaya geldiler. veyahut da Hzreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri henüz daha 67 yaşındayken Cebrail Aleyhisselam’ın gelip onu ameliyat ediyorsa, göğsünü açırıp ameliyat ediyorsa ve bunu peygamber 67 yaşındayken daha görüyorsa kendisi o zaman o peygamber olarak zaten doğdu. veyahut da daha henüz genç yaştayken işte sefere çıktığında bir bulut onun üzerinde dolaşıyorsa gölgelendiriyorsa onu peygamber olarak doğdu onlar. Onlar ona ama peygamberlikleri onlara 40 yaşına gelince genel olarak tebliğ edildi, bildirildi. Onlar yoksa kendileri

kendilerinden habersiz değildi ki. Öyle bir şey değil. Çünkü eee her biri üstün ahlakla yaşıyorlar. Öyle olunca seçilmiş insanlar. Hatta daha ileri Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin babası da seçilmişti. Bir kadın geliyordu her eee şey zamanı, fuar zamanı Kabe’ye geldiğinde o normalde her geldiğinde eee babasına Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin babası bekardı. ona beni nikahını al diye yalvarıyordu. Ne zaman ki evlendi, evlendir, evlenir, evlenmez zaten hamile kaldı. Eee, annemiz hamile kalınca yine kadın

geldi. Ona dediler yine teklif edecek misin? baktı babasına peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin onun annındaki nuru göremiyorum dedi. Evlenmiş o dedi. Nur başkasına geçmiş dedi. Yani biliniyordu onun peygamber olacağını doğacak olan çocuğun. O yüzden peygamberler peygamber olarak yerler. Şimdi velilerle alakalı, mürşid-i kamillerle alakalı perde gerisinde seçilmiş olduklarını söyleyenler var. Yani bunu normalde bunu da inkar etmemek lazım ama veelakin o kim seçilmiş bilmiyoruz ki. Yani o kimseye gayret düşer. O kimseye çalışmak düşer. O kimseye koşuşturmak

düşer. Kesbiyet düşer. Yani e sonra kesbiyet düşünce artık o veli olmak için, evliya olmak için koşturmuyor ki. Allah için koşturuyor. Allah rızası için koşturuyor. Zaten veli olmak için koşturan bir kimse de veli olamaz. Y bir makam çünkü peşinde koşturuyor. Bu öbürkü makamsızlığı şeşmiş koşturuyor o kimseyi. Cenabı Hak onu kendine dost etmiş. O normalde dediğimiz zaman böyle öteden seçilmiş midir? El cevap seçilmiştir. Seçilmemiş midir? El cevap seçilmemiştir. Teşbih ve tenzih gibi. Yani seçilmiş. O zaman hiçbir şey

yapmayalım. Böyle bir şey yok. Yani kimin seçildiğini bilmiyoruz biz. Örneğin mesela bu konuda bizim eski derviş kardeşler biriler. Bizim Sivaslı Ali abimiz vardı. Allah rahmet eylesin. Bana bizzati söylediği şey Musta Efendi dedi Çorumlu Hacı Mustafa Efendi vefat edince dedi, ha kendisi hafız hani böyle kendince ilmi var. Hal Der Er der Ervişi Musa Efendi’in beş tane Naki Abbasından birisi. Ondan sonra ben diyor kendime bekliyordum diyor görev verilir diye diyor ama diyor işte e bir rüya görüyor. Rüyasında

diyorlar ki şeye gideceksin. Eee Konya’ya gideceksin. Hazreti Mevlânâ’ya gidiyor tabii. E emir demiri kesiyor. Konya’ya gidiyor. Konya’ya gidince, Konya’da Hazreti Mevlânâ diyor ki, “Yarın Abdullah Efendi” diyor şey yapacak. Eee, görevini açıklayacak. İlk dervişi sen ol diyorlar. Oradan biniyor. Eee, tekrar otobüse geliyor. Ondan sonra ertesi gün de bütün dervişler toplanmış. şey efendi bunu eee açıklıyor. Açıklayınca o da kendi halini, rüyasını açıklıyor. Diyor ki bende böyle oldu. Müsaade edin ben sizin ilk dervişiniz olmak istiyorum diyor. İlk derviş

olan, biat eden de o oluyor. Şimdi baktığınız zaman normalde şimdi o kendince böyle bir şeyi istiyor, arzu ediyor, olmak istiyor ama ona vermiyorlar. Yani bu iş Evet. kesbi ama aynı zamanda da vehbi. >> Eee, yanlış hatırlamıyorsam efendim pirimiz Hazreti Nakşe Bend’in de Abdülkadir Geylani efendimize intisaplı olduğunuzu olduğunu ifade etmiştiniz. Sonradan bu Nakşiliği Kadrilik noktasında usuli noktada mı bir makas değişikliği nedir? >> Hiç usulide değişiklik yok. Sonradan Halid-i Bağdadi’den sonra değişiklik var. Yani normalde ilk Nakşibendilikte bir

değişiklik yok. Böyle bir usul değişikliği de yok normalde ama sonradan Halid-i Bağdadi’den sonra kinler eee normalde usul değişikliğine gidiyorlar ama o böyle ilk zamanlarda tutmuyor zaten o usul değişikliği. 700. Mustafa Özbağ Efendi – Sohbet Notları Sonradan Osmanlı’nın içerisinde iyice bu usul değişikliği oluyor. Mesela şu anda Nakşibendilerin bir kısmını şunu diyebiliriz. Aşağı Mezopotamya sufilik veya tarikat disturlarına sahipler. Yukarı Mezopotamya değil. Bu sonradan bu benim kendimce tespitim bu sonradan değişme. Mesela şu anda Türkiye’deki Nakşibendilerin büyük bir çoğunluğu

bilhassa Doğu ve Güneydoğu’daki eee büyük bir çoğunluğu aşağı Mezopotamya tarikat ölçülerinde yürüyorlar. Yani eee yukarı Mezopotamya dediğimiz eee o hani Kadirilik, Rufailik noktasındaki veyahut da ondan daha geriye gittiğimizde eee Ahmet Yesevi listurundan yürümüyorlar. >> Özür dilerim. Aşağı Mezepoteme derken Arap kültürünün anlamalıyız. >> Biraz öyle. Ben ırkçılık olmasın diye aşağı Mezopotamya diyorum. >> Anlayamadım. >> Evet. O yüzden aşağı Mezopotamya deyince oradaki normalde yerleşik eee Arap kültürü giriyor işin içerisine. Hatta biraz da Emevi kültürü giriyor. Mesela örnekliyorum

yukarı Mezopotamya dediğimiz sufilik kültüründe devlete yakın olmak, kauna yakın olmak. Bu yüzden devlete hani eee ve devlet başkanlarına yağcılık yapmak yoktur. Bak yağcılık yapmak yoktur. Hatta ölçü alırlar. Devlet başbakanına nasihat etmek, ona tebliğ etmek büyük cihat derler. Ama aşağı Mezopotamya dediğimiz o Emevilerden gelen o kolda devlete yağcılık ve yalaklık vardır. Devlete dedim, devlet başkanına, ka sultana. O yüzden o aşağı Mezopotamya sufilik kültüründe veya ben oraya sufilik demiyorum. tarikat kültüründe işte sultanla yan yana sultanın emireri gibi,

sultanın yancısı gibi, yalakası gibi, yatakçısı gibi olmuşlar zaman ve devletle hep böyle yani daha doğrusu sultanla böyle e dirsek temasında olmuşlar. Sultan nese evet demişler. Sultan’ın yanlışlıklarına da evet demişler. Bu şu anda bu kol, bu kanal yani bu damar Türkiye’de devam ediyor. Bak Türkiye’de devam ediyor. >> Nakşilik içerisinde. >> Evet. Bu Nakşilerin içerisinde bu şu anda devam ediyor. Bunları açık açık konuştuk. Şimdi belki de hani kimse atıfta bulunmak değil ama melemen bardağı gibi sıralanırlar. Biz filanca

yeri destekliyoruz derler. Örnek bu sefer desteklemeyenlere de baskı kurdururlar. Hani filanca açıklasın o da desteklesin. O desteklemezse onun da ensesinde bozirler. Şimdi bu Emevilerden gelme bir hadise. Emeviler Hazreti Hüseyin efendimizden önce daha önce kendisine destekleyecek, kendisini arkalayacak ne kadar alim ulema var ise saraydan ulufe dağıtaraktan, para vererekten hepsini kendi etraflarını almışlar. Bu çarkı devam ettirmişler. Bu ta Muaviye zamanında başlayan bir şey bu. Ondan sonra Muaviye çünkü çok para dağıtan bir kimse. Devleti zenginleştiriyor Şam’daki valiliğini ve

etrafına çok para dağıtıyor, çok makam dağıtıyor. Kendisine bağlı olan bütün herkesi zengin ediyor. Tam bir bağlı. Aynı şeyi Yezit devam ettirmeye başlıyor. Mesela Yezit’ten daha fazla emeveci insanlar var. Mesela şu anda onu Türkiye’de dünya üzerinde Müslümanların içerisinde yine canlandırmaya çalışıyorlar. Örnekliyorum. Daha önce Hazreti Hüseyin efendimizi eleştirmeye cesaret edemeyenler şimdi Hazreti Hüseyin yanlış yaptı, devlete baş kaldırdı. Bayi hükmündedir deyip küfrüne fetva veriyorlar. Çünkü Suut’ta veya Ürdün’de veyahut da işte değişik İslam ülkelerinde eee Müslümanlar koyunluya devam etsinler,

devlete baş kaldırmasınlar diye bu fetvayı veriyorlar. Yani siz sultana karşı çıkmayacaksınız. Yani siz Suut ailesine karşı çıkmayacaksınız. Suut ailesine karşı çıkarsanız bu sefer bayi hükmünde olursunuz. Öldürülürsünüz. Kafir gibi ölürsünüz. Ve bunun da şeyi şudur. Hzreti Hüseyin efendimiz de kafir olarak ölmüştür. Fetvası buraya kadar gidiyor. Bu normalde sultana yakın olan tarikat, alim, ulema su deyisi bile gitti. Eli öptü mü? Yani sonuçta sultana herkes gitti intizabını gösterdi. Göstermezse işte o da bayi hükmünde. O da ne diyor mesela?

Filistin diye bir davamız yoktur bizim diyor. Böyle bir gaze davamız da yoktur diyor. Bu İsrail’in sorunudur diyor. Bizim sorunumuz değildir diyor. İsrail şu anda Filistin’e dua etmek bile yasak. Suudi Arabistan’da bir imam dua ederse nereye gittiği belli olmuyor. Alıyorlar götürüyorlar. Yani sultana yakın olacaksın. Aynı şey Ürdün’de de geçerli. E şimdi burada da normalde siz Filistin’i desteklemek adına İsrail aleyhine bir şey yaparsanız siz de gözaltına alınırsınız. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin İsrail Devleti ile anlaşması var. Güvenlik anlaşması.

Bu güvenlik anlaşmasına göre sizin ülkenizde İsrail aleyhine bir şey yapmanız suç. İsrail’de de Türkiye aleyhine bir şey yapmaları suç. Ama İsrail’de Türkiye’nin aleyhine bir şey yapsa bir kimse İsrail Devleti onu suçlayıp Kodes atar mı? Ama birisi İstanbul’da işte Galata Kulesi’ni İsrail’i eee telin eden bir pankart asmaya kalktı. Gözaltı yaptılar. veyahut da herhangi bir yerde böyle demokratik hakkımız deyip de Filistin’e kendi kafanızdan veya bir grup olarak bir şey yapmaya kalkarsanız hepinizi gözaltı yaparlar. Filistinli olan, İsraill’li olan

sizin anlaşmanızdan dolayı. Aynı anlaşma ABD ile de var. Aynı anlaşma Almanya’la da var. Bazı ülkeler İngiltere ile de var. Bunlar güvenlik antlaşması adı altında. Bu güvenlik anlaşmalarının hepsi de Türkiye’nin aleyhinedir. Lehine değildir. Ama sonuçta bu güvenlik anlaşmalarını bastırmışlar bize. Bizi de imzalatmışlar hükümet olarak, devlet olarak. Bu güvenlik anlaşmalarından dolayı siz hiçbir şey yapamazsınız. Boş laf hepsi de. E ben geçen hafta ben de burada yürüyün Gazze’ye demişim ve birkaç arkadaşlar sosyal medyadan attılar. Herkes koltuğu konuşmuş. Söylediğim

sözü değil aslında. Söylediğim söz vicdanlara söylediğim söz aslında o baktım sonra ben hiç kendimi dinlemem bir daha. Ben geriye dönüp kendimi hiç dinlemem. Ben sonra ne demişim diye kendim dinledim. Dedim ki ya yok normal konuşmamışım. E acıtmış insanlara tabii. Yani bu koltuk kaç yıl oldu? 20 yıl oldu mu buraya geldiğimizden beri var değil mi? >> 15 yılı var. 15 yıldır bu koltuk dilden düşmedi. Koltuk benden daha mübarek oldu. Altın yıldızdı. Allah altın yıldızdı. Bakıyorum ulan altın

yıldız neresi bunun? Boyası altın yıldız değil mi? Şimdi insanlar hakikati duymak istemiyorlarsa, hakikati görmek istemiyorlarsa koltuğa takılıyorlar. Benim tabii koltuk kurtarıyor onları. Yani önce oturduğun koltuğa bak. Geçen baktım şu yaldı koltuğa bak lan. 15 yıllık koltuk. Ondan sonra kendi kendime dedim ki ulan koltuk dedim milletin gözüne perde yani hakikati görmeyecek çünkü o hakikati dinlemeyecek o koltuğa bakacak veyahut da işte bakacak birisi yazmış şeye efendi oturduğun yerden sarık sarılmaz yazmış adam ben de aslında yazacaktım rüziplik olsun

diye. İşaret parmağının üzerine amuda kalkıp öyle mi sarmak lazım diyecektim yani. Ama insanlar bulurlar bir şey. Söze bakmaz insan. Hele bugünün insanı hiç söze bakmaz. Bugünün insanı algıya bakar. O yüzden eee şimdi eee o aşağı Mezopotamya sufilik aslında yani bütün İslam dünyasının en büyük handikaplarından birisi. Sufiler tarih boyunca Kur’an ve sünnetin dışındaki her şeye muhalif olmuşlar. Ne olursa olsun bu ister sultan olsun, ister komutan olsun, ister başkan olsun adı adı ne olursa olsun sufiler tarih boyunca

bakın gerçek sufiler Kur’an ve sünnetin dışındaki her şeye muhalif olmuşlar. Eğer muhalif değilse o sufi topluluğu veyahut da o sufi o kendi sufiliğini kaybetmiş. Hatta daha ileri imanını sorgulasın. Çünkü neden imanını sorgulasın diyorum? Çünkü genel olarak bütün İslam dünyasında, İslam dünyasında tırnak içerisinde Kur’an ve sünnet değil, din, onlara yutturulan onlara normalde tarihi eee tabiri caizse eee devletin veya siyasi kurumun öngördüğü böyle eee ayarlanmış, tanzim edilmiş, böyle orası burası yontulmuş bir din öğretisi var. Yani siz şimdi

eee İslam ülkelerinde gibi görünen ülkelerde siz Kur’an ve sünnetin öğretildiğini zannediyorsunuz veyahut da dini yaşıyor gibi görünen insanlar ondan sonra Kur’an ve sünneti yaşıyoruz diye düşünüyorlar. Hayır siz deccaliyet sisteminin size öğrettiği, size öğrettiği dini öğrenip yaşıyorsunuz. Siz bunun altını tekrar çiziyorum. Siz dünya deccali sisteminin, dünya deccaliyet sisteminin size öğrettiği dini yaşıyorsunuz. Siz Allah’ın dinini yaşamıyorsunuz. Bu bütün İslam dünyasında oturdu. Yani siz gittiğiniz zaman Suudi devletin orada veyahut da oradaki yönetimin o insanlara sunduğu dini yaşıyorlar. Suriye’de

öyle, Irak’ta öyle, İran’da öyle, Afganistan’da öyle, Pakistan, Endonezya, Malazya, Türkiye. Nereye giderseniz gidin bakın nereye giderseniz gidin oradaki öğreti tarikatların, cemaatlerin, toplulukların öğretisi orada tırnak içerisinde sistemin onlara öğrettiği dini yaşar. Herkes sistemin müsaade ettiği kadar. Bu oturdu, yerleşti. Çünkü normalde bunun mücadelesini verecek olan bizim dedelerimizdi. E ası verince böyle baş kaldıranları normalde herkes e sus pus oldu, geri çekildi. Birinci meclis dağıtılıverdi gibi bu tip şeyler oluştu. Yani insanlar pusturuldu, Müslümanlar pusturuldu. Herkes geri çekildi ve sistem

size bir din öğretti. Şimdi bu din normalde imam hatiplerde, ilahiyatlarda, her yerde öğretildi. Yani herkesin din algısı aslında sistemin öğrettiği bir din algısı oluştu. Siz hutbede veya minberde orada Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir ayet-i kerimesini duyamazsınız hiçbir zaman. Şimdi ne öğretiliyor mesela? İşte 1400 yıl önceki hükümlerle hükmedemezsiniz. Dinin reforme edilmesi lazım. Hadisleri inkar etmeniz lazım. Normalde fıkıhı yani eee bütün mezhepleri inkar etmeniz lazım. Siz Kur’an’ı istediğiniz kafanıza göre yorumlamanız lazım. Bir de işin tarihsel mi

evrensel mi boyutu var. tarihinseldi, evrenseldi. Bir de o tartışmaya gireceksiniz. 15 yaşındaki bir çocuğa siz bu dini anlatamazsınız. Şimdi gerçekten Kur’an ve sünneti anlatmaya çalışan, bunu yaşamaya çalışan kimse de kelayna kuşu gibi olur. Ya adına radikal derler, adına şunu derler, adına bunu derler. Her şey derler. Bu zaman böyle olur mu derler. Derler de derler. Ve bu algı size hakimiyet kurar. Siz dışarıda yaşadığınız dini anlatamazsınız. Bir başkasına sert gelir, ters gelir, yanlış gelir. Hatta büyük birçoğunuz eş

ve çocuklarınızı anlatamazsınız. Şimdi bazen diyorum ya nerede çocuklarınız diye. Çocuklarınız nerede? Neden çocuklarınızı kaptırdınız? Nereye kaptırdınız? sisteme, deccali sistemine kaptırdınız. Bir kısmınız eşlerinizi de kaptırdı tırnak içerisinde deccaliyet sistemine. Çünkü dünya üzerinde bir deccaliyet sistemi var. Siz normalde çocuklarınızı, erkekler olarak söylüyorum, eşlerinizi o deccaliye sisteminden kurtarmakta zorluk çekiyorsunuz. veya oğlunuzu büyüttünüz burada burada bu sistemin içinde büyüdü. Oğlunuz gitti kendi kafasına göre evlendi. Bir gelin aldı. O gelin deccaliyet sisteminin gelini. Siz onu oradan koparamıyorsunuz. Zaman içerisinde oğlunuzu

koparıyor o buradan. veya aynı şekilde siz normalde kızınızı burada büyüttünüz, yetiştirdiniz ama evlenirken onun evlendiği çocuk deccali sisteminin çocuğu. Siz onun annesine babasına bakıyorsunuz. Oysa deccaliyet sisteminin çocuğu. Bu sefer sen normalde kızını burada büyütmüşsün ama evlendiği erkek deccali sisteminin çocuğu. Bu sefer yine sıkıntı oluyor. Bakın burada normalde en büyük handikap şu. Yani siz size sizde dayatılan size dayatılan deccaliyet sisteminin tanzim ettiği İslam dinine mi tabiniz? Yoksa Cenabı Peygamberin size iki şey bırakıyorum. Kim bunlara sımsıkı yapıştırsa

asla sapıtmaz dediği Kur’an ve sünnete mi tabisiniz? O yüzden sufiliğe aşağı Mezopotamya sufiliği onlara dayatılmış, onlara tanzim edilmiş, reforme edilmiş bir eee sultan yalakası bir sufilik oluşturmuşlar Emevilerden itibaren. E bu sufilik bana göre değil. Veya cemaatler oluşturuyorlar. Cemaatler oluşturuyorlar. Bunlar çok benim ben şimdi söylesem sıkıntı duyar insanlar. Bana söyler misiniz? Bir Risale-i Nurcu karakolla yüzleşmiş midir hiç? yüzleşmemiştir. Yani geldiler benden evi Bayındır’da evi eee kiraya tutmak istediler. Kiraya tutmak isteyen Bayındır’daki nurcuların nurculuğu oturtturmaya çalışan kimselerin

apartmanda alt katları boş. Kendi evlerini dershane yapmıyorlar. Yani benim evi kiralık. Bizim evi kiralık tuttular. Karakola giden ben oldum. O zaman öğrendim. Benim daha o zaman dinle alakam yok. Ha neden bunlar kendi dairelerini dertsan aşmadılar? Karakol var çünkü. Ben iki sefer karakola gittim. Helal hoş olsun. Benim için sıkıntı değil. Kendi evlerini neden misafirhane yapmıyorlar? karakolla yüzleşmeyecekler. Devletle yüzleşmeyecekler. Sistemle yüzleşmeyecekler. Sistemle kol kola yürüyecekler. Halbuki bilmiyorlar. Deccaliyet sistemi seni kullanır, kullanır, kullanır. Sonra kapının ağzına kadar getirir.

Kafana bir tokmayı vurur dağıtır seni. Deccaliyet sistemi budur. Yıllardan beri olan da buddur. Hani nerede Kurtuluş Savaşı’na katılan paşalar nerede? Hepsi de asılmadılar mı? Şimdi 30 Ağustos Zafer Bayramı geliyor değil mi? Sakarya Meydan Muharebesi’nin komutanı kim? Adını dahi bilmiyorsunuz. İsmetin biliyorsunuz. İsmetin o zaman daha albay. Onun başında general var. 30 Ağustos normalde Sakarya meydan muharebesini kazanan general kim astı? Adını bile bilmezsiniz. Şimdi liseliler, üniversiteliler, tarih okuyanlar o Sakarya Meydan Muharebesi’nin başkomutanını bilmez. >> Evet. Çanakkale Meydan

Muharebesi’nin başkomutanı kim? >> Efendim? Başkomutan Sultan Sultan Vahdettin devlet başkanı başkomutandır. Bak Sultan Vahdedi’nin ismini andırmıyorlar değil mi? Sakarya Meydan Muharebesi’nin başkomutanı kim biliyor musun? Sultan Vahdettin >> efendimetul. >> Evet. Sakarya meydan muharebesi olurken daha cumhuriyetin adı yok. Cumhuriyet kurulmamış. Cumhuriyet diye bir şey yok. Siz Sakarya meydan muharebesi kazanan İnene olarak görüyorsunuz değil mi? Sultan Vahdettin Başkomutan Sakarya Devlet Sakarya Meydan Muharebesi’nin başkomutanı Sultan Vahdettin. Sultan Vahdettin sağda o zaman ve normalde padişah o atamaları yapıyor. O

kararnameleri imzalıyor. E inneni nereden çıkardınız? Kim börekçi? Börekçinin. >> İyi. Kim aslı ne? >> Yahudi. E ne yaptı Rıfat Börekçi? O yüzden herkes deccaliyet sisteminin öngördüğü dini yaşıyor. Bana söyler misiniz? İslam’da fuhuş haram mı? Diyanet fuhuşla alakalı bir hutbe-i irade etti. Bütün herkes ayağa kalktı mı? Şimdi karakolda şeyde e emniyette bana soruyor. Eee komiser de herhalde böyle gayri ihtiyarı hocam eee iki evlilikle alakalı iki eşlilikle alakalı ne düşünüyorsun dedi. Dur dedim kameralar da alıyor ya orada.

Dur dedim öyle demeyeceksin soru öyle değil dedim. Nasıl dedi? Dedim ülkede iki eşlilik yok. Çok eşlilik var dedim. Sayısız eşlilik var. Nasıl yani? Dedim o zaman için söylüyorum ya. Dedim bir kadının geceliği 500 lira dedim. Cebinde 500 lira varsa her gece başka bir kadında yaşa dedim. Ne yaptın ikiye? Nereden indirdin dedim. Bunları yazamazsın dedim. Bunu savcı mı sormuş sen mi soruyorsun dedim. Ben soruyorum dedi. He yine yazacaksan yaz dedim. Bir insan geceliği dedim 500 liraya cebine

koysa her gece dedim her gece bir kadına gider mi dedim. Bunu engelleyecek bir kimse var mı dedim. Yok dedim ben. Bu ülkede fuiş serbest mi? Serbest dedim. Bir eve gitmesine de gerek yok. Dört yıldızlı otellerde, beş yıldızlı otellerde dolu mu dedim. Dolu dedim ben şimdi ya. Dedim altı parmağı çık. Her gece altı parmakta görürsün. Ben gece saat 200’de sohbetten geliyorum dedim. Gece saat 200’de sohbetten geliyorum. Bu normalde Merinos’un üstü var ya. Ne diyorlar oraya? >> Yok

kent meydanı. O cadde Merinos’un üstündeki o cadde İzmir’den gelen cadde. Yol kenarında dolu dedim arabalar. Hatta dedim orada polis çevirme yapıyor. Polis çevirmesinin hemen öncesinde kadınlar mini etekli. Kadın erkek bilmiyorum görüntüsü kadın mini etekli ve onların önünde duruyor. Herkes onlarla pazarlık yapıyor. Ondan sonra polis kabak gibi beni çeviriyor. Laf yiyecek ya benden. İyi akşamlar. İyi akşamlar. Ben ne üfleyeyim dedim. Arkadakınları üflet dedim. Lütfen beyefendi biz işimizi yapıyoruz dedi. Dedim arkada pazarlık yapıyorlar. Gözlerinin önünde pazarlık yapıyorlar

ama fuh serbest. Fuh serbest dedim. Bu bunu yaşıyorum ben dedim. Gece 1200’de 1’de sohbetten gelirken dedim eğer İstanbul tarafına gidersem dedim zaten dedim beş lol lambalarından sonra dedim yukarı doğru yıkılıyor sebil gibi dedim saat 2’den 3’ten sonra onlar işe gidememiş olanlar hani son posta birisini denk getirebilir mi bunları ne yapacaksın dedim sustu dedim yazamazsın bunları yazamayız hocam dedcaliyet sisteminin size dayattığı din Bu siz bunu öğreneceksiniz. Bu kadar ne? Bu dinccaliyet sisteminin eee size dayattığı din. Namazını

vaktin olduğunca kıl. Orucunu da vaktin olduğunca tut. Geri kalanını boş ver. Sen dindar dindar olarak tanımlanacaksın. Cumaya cuma, cumadan cumaya gidersen az dindarsın. Eee, kandilden kandile daha az dindarsın. Öbür türlü ben sen Müslümanlardansın. Sıkıntı yok. Bir de şunu dayattılar bize bugün gündüz bir sohbet vardı bununla alakalı. Hepimiz Allah’ın kuluyuz. Bunu nereden çıkardın? Nasıl basma ya? Kim Kur’an ve sünnete iman etti, tabi olduysa o Allah’ın kulu. Sen neye tabisin? Sen mahluktan başka bir şey değilsin. Hayvandan daha

aşağısın. Nerede kulsun sen? Bunu bir de Diyanetçinin ağzından duyuyorum. Diyor ki, “Hepimiz Allah’ın kuluyuz.” Ah, düşündüm kendi kendime. Allah Allah. Şimdi bir kimse Allah’ı inkar etmiş. O da mı Allah’ın kulu? Peygamberin peygamberliği inkar etmiş. O da mı Allah’ın kulu? Allah’ın yarattığı o mahlukat hayvandan daha aşağı diyor ayeti kerimede. Milleti yutturuyorlar. Sen de Allah’ın kulusun. Ben de Allah’ın kulum. Yok kardeş öyle bir şey yok. Ben Kur’an ve sünnete iman ettim. Sen neye iman ettin? Ben Kur’an ve

sünnete iman ettim. Yaşamaya çalışıyorum. Bir de elimden geldiğince onu anlatmaya çalışıyorum. Onu haykırmaya çalışıyorum. Sen ne yapıyorsun? Vur kadehin dibine. Linga linga şişeler. O da Allah’ın kulu, ben de Allah’ın kulu. Yok öyle bir şey. Sen Allah’ın mahlukusun. Ben kuluyum. Sen mahluksun. Senin hayvandan bir farkın mı var? eşleştiriyor, denkleştiriyor benle. Benle ne denkleştiriyorsun? Takva sahipleri ayrı, iman edenler ayrı, müminler ayrı, Müslümanlar ayrı, kafirler ayrı, münafıklar ayrı, mürtetler ayrı. Sen nereye denkleştiriyorsun bir müminle, bir kafiri? Çıktı bir

AK Parti, bir genel genel bilmem ne üyesi de eş cinsellerle alakalı öyle dedi ya. Onlar da Allah’ın kulu. edepsiz Allah’ın lanetlenmiş işi yapan kimseyle sen bir Müslümanı nasıl eş değerde tutacaksın? Ancak müminler müminlerle kardeştir. Eş değeri odur. Bir müminin eş değeri eşcinsel midir? Bir müminin eş değeri İslam’a inanmayan insan mıdır? Ama böyle eşleştiriyorlar. Yani onu da onore ediyor. Ancak müminler kardeştir. Eşcinsel benim kardeşim olamaz. Eşcinselliği hak gören kimse de benim kardeşim olamaz. Eğer onlar da eş

müminlerin kardeşi olsaydı Allah helak etmezdi. Allah helak ettiğine göre demek ki mümin değil ki. Helak etti Cenabı Hak onları. Ama bize öğretilen, bize dayatılan böyle inanacaksınız diyorlar ya biz de ona inanıyoruz. Eftal zikir faemahu ilah illallah. ilahe ilaheillallah. >> Hak Muhammeden resulullah cemi vel mürselin. Velhamdülillahi rabbil alemin. Elfatiha salavat. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali Muhammed. Kaynak Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir.

İlgili Sohbetler Bu konuyla ilgili diğer sohbetler: Risale-i Kudsiyye Şerhi (120-122. Beyit) 17.11.2022 ​​​​​​​​​​​ , KADİR GECESİ / SEMA / DUA 27.04.2022 , TEKİRDAĞ Kutlu Doğum Programı – 7 Nisan 2013 . Tasavvuf geleneğinde bu konular ele alınmaktadır.


Kaynak

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı: https://www.youtube.com/watch?v=Q6453b9st-w