4 Kapı 40 Makam Serisi

7. Hoşgörü ve hizmet 4 kapı 40 Makam


Cimrilik ile Tutumluluk Arasındaki Fark Soru: Cimriliğin başlangıcı neresidir; tutumluluk ile cimrilik arasındaki fark nedir? Cevap: Tutumluluk, savurgan olmamaktır; isrâftan uzak durarak belirli bir hayat standardını sürdürmektir. Cimrilik ise bir kimsenin normalde harcaması gereken yerde, imkânı olduğu hâlde harcamamasıdır. Her insanın ekonomik durumu, âilesi ve kültürü farklıdır; isrâftan uzak olarak belirli bir hayat standardına sâhip olan kimseye cimri denemez. “Yarım hurmayla da olsa cehennem ateşinizi söndürünüz” buyurulmuştur; bir kimsenin bir hurmayı varsa yarısını ikrâm ediyorsa, kendince etrâfına faydalı olmaya çalışıyorsa,

biz ona cimri diyemeyiz. Cimriliğin asıl tehlikesi, cimri kimsenin kendisini cimri görmemesidir. Şunu bilmemiz yeterlidir: İmkânı olup da harcaması gereken yerde harcamayan kimse cimridir. Kaynaklar: Buhârî, Sahîh , “Zekât”, 10 (“Yarım hurmayla da olsa cehennem ateşinizi söndürünüz”); Furkân Sûresi, 25/67 (“Onlar isrâf etmezler, cimrilik de etmezler”); İmâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn , “Kitâbu Zemmi’l-Buhl”. Kurban Bayramı’nda Büyükbaş Hayvanın Yaşı Soru: Kurban Bayramı’nda büyükbaş hayvan kesilirken yaşına mı bakılır, yoksa kapak atmasına mı? Cevap: Büyükbaş hayvanlarda normalde iki yaşını doldurması aranır. Kapak

atmamışsa yaşına bakılır; kapak attıysa kurban olur. Ne var ki insanlar burada hîle yapabiliyorlar: Kapak atacak olan yerdeki dişleri ve etleri keserek hayvanın yaşlı görünmesini sağlıyorlar. Bu, bilen birinin dikkat etmesi gereken bir noktadır. Hayvanı alacak kimse, tıpkı koyunlarda “bir yaşını dolduracak veya annesinin boyuna gelirse kurban olur” denilmesi gibi, büyükbaşta da dikkatli olmalı ve güvenilir kimselerden almalıdır. Kaynaklar: Müslim, Sahîh , “Edâhî”, 13 (kurban yaşı); Ebû Dâvûd, Sünen , “Dahâyâ”, 4; Merğînânî, el-Hidâye , “Kitâbu’l-Udhiyye”. Anne-Babaya İtaat Ölçüsü Soru:

İyi bir evlât, anne-babasına ne derecede itâat etmelidir? Cevap: Anne-babaya hem itâat hem ihsân edilir; ancak bunların hepsi Kur’ân ve Sünnet dâiresindedir. İtâat, Kur’ân ve Sünnet çerçevesinde yapılması gereken bir şeyi anne-baba söylediğinde yerine getirmektir. Babaya itâat edilir, anneye ihsân edilir; anneye bakılır, hizmeti görülür. Eğer anne ticâretten, zirâatten, sanattan habersizse ve oğlunun ticâretine karışıyorsa, bilmediği bir işe karışmış olur. Aynı şekilde baba da oğlunun ticâretinden, sanatından haberi yoksa ve “bana itâat edeceksin” deyip çocuğu körü körüne başka bir yöne

götürüyorsa, burada sıkıntılı bir durum doğar. Anne-babalar çocuklarına bir şey söylerken dikkatli olmalıdırlar. “Çocuk bana itâat etmek zorunda, bunu böyle yapacak” denildiğinde, ticâreti bilmeden, geleceği okumadan verilen emirlerle çocuğun hayâtı helâk edilebilir. İtâat Kur’ân ve Sünnet dâiresinde olacaktır. “Kur’ân ve Sünnet dâiresi” yalnız ibâdet boyutuyla sınırlı değildir; İslâm dîni dünyâya da âhirete de karışır. Meselâ, oğlan fâizcilik yapıyorsa ve babası “faizden uzak dur” diyorsa, orada itâat edilir; çünkü faiz harâmdır. Ama baba “faiz almadan ticâret olmaz” diyorsa, o babaya itâat

edilmez; çünkü harâma yönlendirmektedir. Anne-baba, üstâd, pîr, hattâ devlet büyükleri; kim olursa olsun, harâma yönlendiriyorsa itâat yoktur. Kur’ân ve Sünnetin dışında hiçbir şeye itâat yoktur, kimden gelirse gelsin. Kaynaklar: Kur’ân-ı Kerîm, İsrâ Sûresi, 17/23-24 (“Anne-babana ihsân et”); Lokman Sûresi, 31/15 (“Sana bilmediğin bir şeyi bana ortak koşman için baskı yaparlarsa onlara itâat etme”); Buhârî, Sahîh , “Edeb”, 2 (anne-babaya iyilik); Ahmed b. Hanbel, Müsned , I/129 (“Yaratıcıya isyanda mahlûka itâat yoktur”). Mârifet Kapısının Sekizinci Makâmı: Hoşgörü Dört Kapı Kırk Makam

serimizin bu bölümünde, mârifet kapısının sekizinci makâmı olan hoşgörüyü ele alıyoruz. Hoşgörü; bir şeyi anlayışla karşılamak, sabretmek, analiz etmek, orta yolu tâkip etmek, insanlarla ilişkilerde dengeli davranmak ve hoşumuza gitmeyen, rahatsız edici bir durumla karşılaştığımızda ilk anda sabırlı olup hoşgörülü yaklaşmak demektir. Bir kimsenin bütün hayâtını dîn çepeçevre kuşattığında, hoşgörü de o kimsenin eşine, çocuklarına, anne-babasına, kardeşlerine, arkadaşlarına ve hattâ kâfirlere karşı davranışında kendini gösterir. Kaynaklar: İmâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn , “Kitâbu’l-Hilm ve’s-Samt”; Kuşeyrî, er-Risâle , “Hilm” bahsi; Hücvîrî, Keşfu’l-Mahcûb

, “Hilm ve Müdârâ” bölümü. Hoşgörünün Kur’ân ve Sünnet Çerçevesi Bugün dünyâda hoşgörü adı altında harâmların da hoş görülmesi, sapkınlıklara hoşgörüyle bakılması isteniyor. “Bu onun tercihi, hoş görelim” deniliyor. Oysa dînin hoş gördüğü yerler ayrıdır, dînin suç saydığı şeyler ayrıdır. Dînin suç saydığı, Allah’ın lanetlediği bir şeyi nasıl hoş görebiliriz? Cenâb-ı Hak bize bir çerçeve çizmiştir; hoşgörü de Kur’ân ve Sünnet dâiresinde olmalıdır. “Dinde zorlama yoktur” âyet-i kerîmesi sıkça gündeme gelir. Bu âyetin sebebi nüzûlü şudur: Müslüman bir sahâbînin iki

oğlu Hristiyan’dı; onları zorla Müslüman yapabilir miyim diye Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e sorduğunda Bakara Sûresi’ndeki bu âyet nâzil olmuştur. Yani evlâdın veya eşin Hristiyan’sa dinde zorlama yapma; İslâm, zorla kabûl edilecek bir dîn değildir. Ama başka âyet-i kerîmelerde Cenâb-ı Hak, farklı emirler de vermiştir: “Güçlü kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya çağırılacaksınız; onlar Müslüman olana kadar savaşacaksınız” (Fetih, 48/16); “Ey Peygamber, kâfirler ve münâfıklar ile cihâd et ve onlara karşı çetin ol” (Tevbe, 9/73); “Ey îmân edenler, kâfirlerden size

yakın olanlarla savaşın ve onlar sizde sertlik görsünler” (Tevbe, 9/123). Demek ki bireysel hoşgörü ile devletin vazîfesi farklıdır. Kaynaklar: Kur’ân-ı Kerîm, Bakara Sûresi, 2/256 (“Dinde zorlama yoktur”); Fetih Sûresi, 48/16; Tevbe Sûresi, 9/73 ve 9/123; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm , Bakara 256 tefsîri. Devlet Hoşgörüsü ile Birey Hoşgörüsü Arasındaki Fark Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, Tâif’te taşlandığında “Onlar bilmiyorlar, seni de beni de bilmiyorlar” buyurarak hoşgörüyle yaklaştı. Bir kimse zulme uğruyorsa, sıkıntıya düşüyorsa, birey olarak o topluluğa hoşgörüyle yaklaşabilir. Ama

devletin vazîfesi başkadır: Devlet, tebaasının dînini, aklını, nâmûsunu, malını ve canını korumakla mükelleftir. İslâm devlet modelinde bu beş temel esas korunur; dîne, akla, nâmûsa, mala ve cana tasallut eden kimseye karşı devletin hoşgörülü davranması mümkün değildir. O yüzden devletlerarası ilişkilerde hoşgörü farklı tecellî eder, birey üzerinde farklı tecellî eder. Kaynaklar: Buhârî, Sahîh , “Bed’ü’l-Halk”, 7 (Tâif hâdisesi); İmâm Şâtıbî, el-Muvâfakât , II (makâsıdü’ş-şerîa: dîn, nefs, akıl, nesil, mal); İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye , III (Tâif vak’ası). Sûfîlikte Gönüllülük Esâsı ve Zorlama

Yasağı Cenâb-ı Hak buyurur: “Sen öğüt ver; çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onlar üzerinde zorlayıcı, bekçi ve gözetleyici değilsin.” Bu âyet-i kerîme, peygamber için geçerli olduğu gibi, bir mürşid için de geçerlidir. Bir mürşid sadece öğüt vericidir; insanları zorla bir şey yaptırma noktasında değildir, hiçbir kimse değildir. “Dîn nasîhattir, dîn nasîhattir, dîn nasîhattir.” Cenâb-ı Hak, Peygamberine bile “Biz seni onların üzerine gözetleyici göndermedik; sana ancak tebliğ etmek düşer” (Şûrâ, 42/48) buyurmuştur. Sûfîlik gönüllülük esâsına dayalıdır. Bir kimse severse, muhabbet beslerse

sûfîliği yaşayabilir; sevmiyorsa o toplulukta kalamaz. Ölçü, üstâd ile mürid arasındaki bağdır; bu bağ varsa mesele bitmiştir. Ama diğer insanlara zorunluluk yoktur, kimseyi rahatsız etme hakkı da yoktur. Bir kimse bir vazîfeyi üzerine almışsa onu disiplinle yürütecektir; yürütemeyecekse edepli bir şekilde “bu vazîfeyi yapamayacağım” diyecek ve bırakacaktır. Bu onun hakkıdır, bunda zorlama yoktur. Ama bir başkasının birini disipline etmesi, birinin başında bekçilik yapması, birine emretmesi doğru değildir. Kaynaklar: Kur’ân-ı Kerîm, Ğâşiye Sûresi, 88/21-22 (“Sen öğüt ver, sen ancak öğüt vericisin”);

Şûrâ Sûresi, 42/48 (“Sana ancak tebliğ düşer”); Müslim, Sahîh , “Îmân”, 95 (“Dîn nasîhattir”); Kuşeyrî, er-Risâle , “Sohbet Âdâbı” bahsi. Sevdirin, Nefret Ettirmeyin: Hoşgörülü Davranmanın Ölçüsü Hadîs-i şerîfte “Sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz; kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız” buyurulmuştur. Bir kimse dîni severse yaşar, sevmezse yaşamaz. Sûfîlik de aynıdır: Üstâdı severse sûfîlik yapar, sevmezse yapamaz. O zaman nefret ettirme, zorlaştırma. İlk defa oruç tutacak olanın gözünü korkutma, ilk defa zikrullaha gelecek olanın gözünü korkutma, ders alacak olanın yolunu kesme. Bırak herkes yolunu bulsun, su akar

yolunu bulur; herkes kendince, kendi rengince derviş olur. Yanıbaşınızdaki arkadaşınız, dervişlik adına sizin gözünüzü korkutmasın ve sizi zorlamasın. Kendini “baba derviş” gören birisi, yeni gelen bir kimseye değişik meseleler anlatarak, değişik şeyler söyleyerek onun kafasını bulandırmasın. Kimse kimseye “dersini çekiyor musun” diye sormasın; bu ayıptır. Kimse kimseye “hangi esmâyı aldın” diye sormasın. Herkesin kendince bir yolu vardır; nasihat etmek, öğüt vermek, tebliğ etmekle mükellefiz; zorlama hakkına sâhip değiliz. Kaynaklar: Buhârî, Sahîh , “İlim”, 11 (“Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz”); Müslim,

Sahîh , “Cihâd”, 6 (aynı hadîs); Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî , I (sevgi bahsi). Sevgiyle Yürümek: Hoşgörünün Temeli Cenâb-ı Hak buyurur: “Rabbim dileseydi yeryüzünde bulunanların hepsi elbette îmân ederdi. Durum böyleyken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın?” (Yûnus, 10/99). Cenâb-ı Hak insanları zorlamıyorsa, hür bıraktıysa, bir birey olarak sen neye zorlayacaksın? Ne erkekler ne kadınlar; eşlerinizi zorla dergâha getirmeyin, nefret ettirmeyin, çocuklarınıza da zorla bir şey yaptırmayın. Dîn adına ne yapacaksanız sevgiyle yapın, sûfîlik adına ne yapacaksanız sevgiyle yapın. Bir kimse

severse hoşgörülü olur; sevmezse hoşgörülü olamaz. Sevgiden daha keskin bir iksîr ve ilâç yoktur. Sevgisizlik insanı helâk eder, sevgi insanı kâmil eder. Etrâfımızdaki insanların hatâlarını, kusurlarını örtmek, yanlışlıklarını tatlı tatlı nasihat ederek anlatmak, onun kendi hayat standardına, kendi durumuna karşı hoşgörülü olmak gerekir. Ancak harâm bir şey gördüğümüzde nasihat ederiz, öğüt veririz, sevdirmeye çalışırız; emretmekle yaptırmaya kalkmayız. Kapı açıktır; giren girer, çıkan çıkar. Sûfîlik sevginin üzerine, muhabbetin üzerine kuruludur; sevgi olmazsa, muhabbet olmazsa maneviyat gelmez. Kaynaklar: Kur’ân-ı Kerîm, Yûnus Sûresi,

10/99 (“Rabbim dileseydi hepsi îmân ederdi”); Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî , I (“Aşk olmayınca meşk olmaz”); İmâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn , “Kitâbu’l-Mahabbe”; Kuşeyrî, er-Risâle , “Muhabbet” bahsi. Allah cümlemizi sevgiyle yürüyen, hoşgörülü kullarından eylesin; haklarınızı helâl edin, bizden yana da helâl olsun. El-Fâtiha.


Kaynak

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı: https://www.youtube.com/watch?v=25DKrpBrbwE