Bu sohbet, Faiz–Ribâ serisinin yedinci ve son tematik dersi olarak; bir kardeşimizin gönderdiği teknik soruların derlenmesi ve fıkhî misaller üzerinden çözülmesinden müteşekkildir. Mustafa Özbağ Efendi; Hz. Bilâl’in iyi hurma takâsı hadîsi şerîfi, altı eşyâ kāidesi, İbni Ömer’in deve–dînar–gümüş alışverişi, misli mal–kıyâme mal ayırımı, sıfır araba ile kullanılmış araba takâsı, arsa karşılığı daire mukavelesi, müteahhitin teslîm gecikmesi, çeksenet hukukunun İslâmî muhâkemesi, kuyumcu altın değişimi, internet alışverişi, lastikçi İsmâil misâli, dolar–TL anlık takâs şartı, dârü’lharpta ticârî işletmenin müşteri ilişkisi, sigorta şirketi muâmelesi, kira kontratındaki %25 sınır ve daha pek çok güncel mes’eleyi misallerle açıyor. Bu metin, sohbetin tez kalitesinde tertîb edilmiş tam dökümüdür.
Açılış: Hz. Bilâl’in iyi hurma takâsı hadîsesi
«Selâmünaleyküm. Söz verdiydik; bu faizle alâkalı bir kardeşin soruları vardı; onunla alâkalı inşâallâh bu akşam onu da derleyelim, toparlayalım dedik, Allâh’ın izniyle.» Mustafa Özbağ Efendi sohbete bir hadîsi şerîfle başlar:
«Bir rivâyette şöyle gelmişler: Hz. Bilâl radıyallâhu anh, Resûlullâh aleyhisselâtü vesselâm’a iyi cins bir hurma olan berni hurması getirmişti. ‘Bu nereden?’ diye sordu. Hz. Bilâl radıyallâhu anh: ‘Bizde âdî hurma vardı; Resûlullâh aleyhisselâtü vesselâm’ın yemesi için, ondan iki ölçek vererek bundan bir ölçek satın aldık’ dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber aleyhissalâtü vesselâm: ‘Eyvâh! Bu ribânın tâ kendisi! Eyvâh, bu ribânın tâ kendisi! Sakın öyle yapma. Şâyet iyi hurma satın almak istersen, elindekini ayrıca sat; sonra onun parasıyla iyi hurmayı satın al’ dedi.» (Buhârî–Müslim.)
Altı eşyâ kāidesi: Cinsi cinsine, peşin, eşit miktarda
Müslim’in bir başka rivâyeti: «Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla, arpa arpa ile, hurma hurma ile, tuz tuzla — baş başa, misli misline, peşin olarak satılır. Kim artırır veyâ arttırılmasını talep ederse, alan da veren de birdir.» (Yine Müslim, Ebû Hüreyre rivâyeti.)
Bir hadîsi şerîf daha: İbni Ömer radıyallâhu anhümâ anlatıyor: «Ben dînar ile deve satıyor; dînar yerine gümüş alıyordum. Bâzen de gümüşle satıyor, onun yerine dînar alıyordum. Bu durumu Resûlullâh aleyhisselâtü vesselâm’a arz ederek hükmünü sordum. ‘O andaki aynı meclisteki kıymetiyle olunca bunda bir beis yok’ buyurdu.» (325 nolu hadîs.) Yâ’nî: Bir cinsi satıp, parasını diğer cinsten almak — meclisi akitte ve o günkü kur üzerinden — câizdir.
el-Hidâye’den fetvâ: Bilezik–kolye gramajı eşit olmalı
«Bir kimse gümüşü gümüşle veyâ altını altınla satarsa — bunlar ayâr ve işçilikte farklı olsalar bile — aynı miktarda olmadıkça satış câiz değildir.» Diyelim ki bilezikle kolyeyi değiştirecekse, bileziğin gramıyla kolyenin gramı aynı olması gerekir. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu.
Yine el-Hidâye’den: «Peşin olmaları durumu dışında, altını gümüş ile satmada ribâ vardır. Peşin ise ribâ değil; peşin altınla gümüş alabilirsin; gümüşle altını alabilirsin. Ama vâdeye gidiyorsa, işin içerisine faiz giriyor.»
Suâl 1: Aynı marka model kilometredeki araba takâsı + renk farkı
«Yukarıdaki alıntılara istinâden aşağıda örneklenen senaryolar için durum nasıldır? Takas edilen mallarda faiz hükmü nasıldır demiş kardeş, soruyor: Örneğin, aynı marka, model ve kilometredeki iki araba arasında takâs olsa; sadece araçlardan birinin rengi diğerinden farklı olsa ve takâs yapanlardan biri bunun için ek ücret istese, faize girer mi?»
«Ne kadar enteresan soru, değil mi?» Mustafa Özbağ Efendi cevâba Hanefî fıkhının temel ayırımıyla başlar:
Hanefî ayırımı: Misli mal ve kıyâme mal
«Hanefiler malı ikiye ayırmışlar — burayı iyi dinleyin: Misli mallar ve kıyâme (kıymetî) mallar.» Misli mal ne demektir? «Misâl: Cafer kereste işi yapıyor; 5×10 çam üretiyor — bu mal misli mal. Ama o 5×10 keresteyi kullandı; kıyâme mal hükmüne geçiyor. Normalde kıymeti takdîr edilecek. Çünkü kullanıldı. Kullanılmasaydı fabrika üretimiydi — misli mal idi.»
«Burada marka, model demiş ya. Ne marka? Örneğin sıfır bir araba — Tofaş sıfır araba — misli mal hükmünde; çünkü henüz daha kullanılmadı, araba komple üretimde. Komple üretimde olunca sıradan fabrikadan banttan çıkıyor — o mal misli mal oluyor. Eğer o misli arabayı takâs ederken üzerine ücret almak, fazlalık almak, faiz oldu. Misli mal çünkü.»
Misli malda zâyî olunca: Misliyle ödenir; fabrikadan alınır
«Ayrıca Hanefiler şartını düşmüşse, eğer o malın başına bir gelirse — kaybolmak gibi, telef olmak gibi, ne bileyim — bir hâl gelirse misli vâr, fabrika üretiyor; misli ile ödemek gerekiyor. Onu. Hani eğer adamın malı telef oldu, o zaman onu misliyle, çünkü fabrikada var; fabrikadan sıfırını alıp o kimseye vereceksiniz.»
Şimdi aynı marka, aynı model, hattâ aynı renk; ama kullanılmış. «İş buraya geldi: Bunun takâsında kıyâme mal oldu — bu kullanıldı. Çünkü üzerine, tâbîri câiz ise araba piyasası diliyle, plaka takıldı. Plaka takılır takılmaz kıyâme mal oldu; kullanılmış mal oldu. Kullanılmış mal olunca, iki kullanılmış mal — hattâ misli mal hiç kullanılmamış mal ile kullanılmış malı takâs etmekte — fazlalık almak faiz olmadı.»
Kıyâme mal: Piyasa belirler; fazlalık fâize değil
«Çünkü kullanılmış mal kıymet düşürdü ya da kullanılmış mal kıymetlendi — önemli değil; bu mal kullanıldığı anda malın Hanefî fıkhındaki dili ‘kıyâme mal’ oldu. Bakın, kıyâme mal oldu. O zaman malı kıyâme mal olduğu için, kullanıldığı için onun kıymetini piyasa belirliyor zaten onu. Normalde o belli değildir.»
«Ama misli malda fabrika üretimi gibi fabrika üretiyor. O zaman bu takâsta, normalde misli malda bir şey isteyemiyorsun. Model değişirse, aksesuarı değişirse, o zaman değişti.» Misli malda dâhi, «birisi sıfır araba — ikisi de sıfır araba — birisi klimalı, birisi klimasız; klimalı olanın bir farkı var; klimasız olanın farkı yok. O zaman o farkı klimasından dolayı üzerine fark almak câiz. Ama ikisi de klimasız ise üzerinden bir şey almak mümkün değil.»
Takâsta vade: Para ise faiz, mal ise serbest
Sorunun ikinci bölümü: «Ya da farklı mallar takâs edilecek olsa, durum nasıldır? Takâsın o an hemen gerçekleştirilmesi mi gerekir; yoksa taraflardan birisi vereceğini sonra verse de olur mu?»
Cevâb: «Eğer bu nakit değil ise — takâs edilecek para değil ise — o zaman birisi malı sonra vermeyi normalde bu kabûl edilebilir; bunda bir şey yok. Ama takâs edilecek olan şeyler paraysa, nakitse, bunun sonrası faiz olmuş oldu.»
Suâl: Eski halıyı getir, yeni halıyı 5 lira fazla ver kampanyası
«Bâzen firmalar kampanya yapıyorlar. Örneğin ‘Eski halını getir, yeni halıyı 10 lira fazla vererek al’ şeklinde. Bu tarz alışveriş faize girer mi?» Cevâb: «Girmez. Neden? Bir mal kullanıldı; bir mal kullanıldığı için kıyâme mal oldu. Öbür mal kullanılmadı; o misli mal. Ama velâkin o kıyâme mal olduğundan kıyâme malı bir takdir biçti — 10 lira, 20 lira, 30 lira. Veyahut da hiç takdir biçmedi; dedi ki ‘Eski halini getir, yeni alın 5 lira’. Dedi ona. O da eski bir halı getirdi; ne getirdiyse getirdi. Öbür halıyı 5 liradan aldı — faiz oldu mu? Olmadı.»
Suâl: Arsa karşılığı iki daire (müteahhit mukavelesi)
«Birisi arsasını iki daire karşılığında müteahhide verse, faiz var mıdır?» Cevâb: «Yoktur. Normalde malların cinsleri ayrı; her şeyi ayrı.» Bir kimsenin bir tâne arsası var; müteahhide gitti, anlaştı: «Ben buna iki tâne daire istiyorum; dairenin özellikleri bunlar.» Bu, faiz olmaz.
Devâmı: «Müteahhit 6 ayda yapıp teslim edeceğini söylese ve 6 ay geciktirerek yapıp teslim etse, durum nasıl olur?» Cevâb: «O zaman müteahhit 6 ayda teslim edemediği için, eğer tazmin isteniyorsa, her geçen gün için o tazmini ödemek zorundadır. Ama tazmin konuşulmadıysa, oradaki yerel hukuk geçerli olur. Yerel hukuka göre tazmin edilecek bir şeyse, orada yine yerel hukuk İslâm hukukuna göre onu uygular — neyse cezâsı, onu keser müteahhit.»
Suâl: Kötü 3 daire karşılığında iyi 1 daire — faiz var mı?
«Müteahhit, kötü olan 3 daire karşılığında mal sâhibine iyi olan bir daire verse, faize girer mi?» Cevâb: «Yine girmez. Çünkü mal kıyâme oldu. 3 tâne daire var, kullanılmış; kullanıldığı için bir kıymet takdîr edilecek. O yüzden o kıymet takdîrini kendi kafasından etti: 3 tâne yerine bir tâne daire verdi. O yüzden faiz olmadı.»
el-Hidâye’den içtihâd: Tartı/ölçü dışı mallarda eşitlik şartı yok
«İnşâallâh bu konuları hemen açıklayan, kapsayan bir fetvâ: ‘Tartı veyâ ölçü ile alınıp satılmayan, ve tâneleri arasında farklılıklar bulunan diğer malların takâsında ise eşitlik şartı aranmaz.’» Tartı ile alınıp satılmayan ne demek? Şeker; bir kimse bir kilo şeker olunca, bir kilo şekere sen bir buçuk kilo şeker veremezsin — faiz olur. Veyâ ölçü ile, ne ile? Metre ile. Metre ile ölçünce, sen bin metre kumaşa 1.500 metre kumaş veremezsin; öyle olursa faiz olur.
«Ve tâneleri arasında farklılıklar bulunan diğer malların takâsında ise eşitlik şartı aranmaz. Bu nedenle farklı model ya da değerlerdeki mal ve ürünler değiştirilirken, değer farkından dolayı ödenen fazlalık faize girmez.» Diğer bir ifâdeyle: «Aynı cins olan kıyâmî malların — kullanılmış malların — aradaki fiyat farkı ödenerek, peşin olması şartıyla değiştirmeleri dinen câizdir.» Anlaşıldı mı?
Suâl: Dârü’lharp ticârî işletmesi ve müşterinin dîni
«Dârü’lharp hukuku konusunda ise, ticâret yapan, mevcûd bulunduğu ülkenin yasalarına tâbî olan bir kurum, kuruluş, işletme çalıştıran bir Müslüman ile müşteri arasındaki faiz hukuku nasıl olmalıdır?»
«Normalde biz müşterileri — bir işletme çalıştıran müşterinin dînini bilmiyor. Müşterinin dînini bilmediği için, ve İslâm hukukunun olmadığı bir yerde ticâret yaptığı için, o kimse oranın yerel hukuku neyse o hukuk üzerinde ticâretine devâm edecek. Oradaki normalde bir Müslümansa, o kimse o kimsenin Müslüman olduğunu biliyorsa, ondan faiz alması câiz değildir; bu ayrı. Ama gayrimüslim bir unsursa, ondan faiz alabilir mi? Eğer gayrimüslim ona müsâade ediyorsa faiz almaya, oranın hukukuna uygun, o zaman alabilir.»
Suâl: 325 nolu İbni Ömer hadîsi şerîfinin tatbîki — kumaşçı misâli
«Yukarıda bahsedilen 325 nolu hadîsi açıklayabilir misiniz? Ben dînarla deve satıyor; dînar yerine gümüş alıyorum.» Cevâb: «Bir kimse dînarla deve sattı; dedi ki kaç para — 100 dînâr — dedi sattı. O da yüz dînarı ödeyecek ya; onun karşılığında aynı anda ne kadar gümüş yaptı? 50 gram gümüş yaptı. 50 gram gümüş alması câiz. Anladınız mı meseleyi? Peşin.»
«Bu genelde kumaşçılarda olur. Kumaşçılar — şimdi hemen anında kumaşı sattı. Adam dolar üzerinden satıyorlar. Ama adam TL getirdi. O esnâda TL getirdiğinde, hemen o günkü kur üzerinden adamın yanında TL’yi aldı, dolara çevirdi. Dedi ki şu kadar dolar yaptı; bana bu kadar borcum var, veyahut da hastanın bu kadar alacağı oldu; dedi adama, ona göre hesabı orada bitirdi. Bu câiz; bu faiz olmadı.»
Lastikçi İsmâil misâli: TL ve dolar anlık takâs
«Az önce İsmâil’i gördüm, lastikçisini, kaldır, evet. Mesela ben gittim — siz genelde ne, o lastiği dolarla alıyorsunuz değil mi yurtdışından? Gelenler dolarla; içeride TL ile. Ben gittim İsmâil’e dedim ki: ‘4 tâne lastik 10 bin liradır’ örneğin. Ben 10 bin lira yerine ona 500 dolar verdim. 500 doları anında şimdi — o orada TL’ye çevirecek. Çünkü TL ile aldım.»
«Ben 10 bin doları, ama ben onu 10 bin liraya aldım; ama ben ona şimdi az öncekinin tersini söylüyorum. Ona ben dolar verdim; hemen kaldıracak telefonu, 10.000 dolar ne yaptı diyecek — işte 9 milyâr yaptı. Ama ben 500 dolar verdim. Onun alacağı ne kadar? On bin liraydı; 1.000 lira arttı. Ben mi vereceğim 1.000 lira, ben vereceğim 1.000 lira daha vereceğim ona; ama değilim ki 600 dolar verdim ben ona; o zaman o bana verecek TL’yi. Doları kabûl edebiliyor mu? Benim yanımdayken edebiliyor; hemen anında. Çünkü takâs etmiş oluyor — dolarla TL, dolarla TL anında alıcı ve satıcı aynı anda takâs ederse, orada alışveriş olmuş oluyor; parayı çenç etmiş, değiştirmiş oluyor.»
«Bu câiz mi? Bu hadîsi şerîfe göre câiz, Hanefilere göre de câiz.»
Suâl: Veli okul taksitleri (1.000 lira yerine 100 dolar)
«Bir velî çocuğunu özel okula yerleştirse; velî 1.000 liralık taksitle ödemesini yapsa; ve taksitlerden birisini, 1.000 liraya denk gelen, örneğin 100 dolar ile yapsa — bu meselede?» Cevâb: «Anlaşıldı mı? Evet — câiz.» Çünkü o esnâda kuru anlaşılıp, aynı anda kabul ediliyor; meclisi akit içinde dolarla TL takâsı yapılıyor.
Suâl: Kuyumcuda altın bozdurma + parayı toptancıdan getirme
«Kuyumcuya gittim, altın bozacağım. Altını verdim; adamın parası yok; kuyumcu toptancıdan fiyat alıyor: ‘Abi, toptancıdan alıp getireceğim paranı’ diyor. Ben kuyumcudayım, o sıra — bu câiz olur mu?»
Cevâb: «Olmaz. Kuyumcuyla beraber toptancıya gideceksin; altını orada bekletip, kendisi gidip parayı alsa, altın senin evinde oldu müddetçe bir sıkıntı yok. Tezgâhta durmayacak; cebinde duracak. Altın senin mülkünde kalacak. Tezgâhta da değil. Ben bir gideyim, parasını alayım geleyim — altın alacaksın cebine koyacaksın; parayı alacak, gelecek, vereceksin altını.»
Suâl: Sıfır mal aldım; mal zâyî oldu — misli mal var mı?
«Az önceki misli mallarla alâkalı: Sıfır bir malı aldım, ben parasını verdim, ama malı daha almadım, teslim almadım; mal sâhibi oldu yolda giderken, ama misli yok — aynı mal bir daha üretilmemiş. Misli mal üretilen maldır, evet. Veyahut da örneğin el işçiliği yapılmış bir el yazısı dokuma halı; devamlı üretilmiyor, ama kullanılmamış. Ne kadar diyelim ki şu kadar para zâyî oldu, değil mi?»
Cevâb: «O normalde kullanılmadığı için misli mal o; yine o kaç ay diyelim ki 3.000 lira idi değil mi — o kimse 3.000 lirayı sana iâde edecek. Hayır, eğer normalde varsa zâyî olduğu için, aynı malı; yoksa paranı iâde edecek. Seni mal üretilmiyor; üretilmiyorsa, o zaman paranı ödeyeceksin o anında olacak olan.»
Vadeli alışverişte mal zâyîi: Tazmîn nasıl olur?
«Bir misâl atıyorum: Bugün TL ile aldım; bir sene sonra olmadı — o zaman oldu, ne — o alışverişin hükmü? Fâsid alışveriş oldu mu? — Olmaz; vadeli satışta meselâ bir sene sonra. Bak, alışveriş bitmiş; malı sana teslim etmesi gereken kimse teslim etmemiş; o teslim etmediği için, o zâyî olan malın senin zararını tazmîn edecek.»
Misâl: «19 lira – 20 lira; ‘ben 15 liradan bozarım, öyle alırım’ deme hakkı olur mu satıcının?» Cevâb: «Olur; benim nazârımda dolar 15 lira eder; sen git başka yerde 20 liraya sat, getir parayı.»
Suâl: Ev takâsı; 1 ay gecikme; bir aylık kira tazmîni
«Benim soruma: Tazmîn ile alâkalı. Meselâ evi takâs ettik. Ben evi verdim; ama o bana evi bir ay sonra verdi. Ve dedi ki: O bir aylık kirayı — biz yerel kanunlarla dediler ki işte bir aylık kirayı tazmîn edecek.» Cevâb: O kişi sana bir aylık kira karşılığı bir tazmîn ödüyor; bu, yerel hukuktaki gecikme cezâsı tatbîkatıdır; faiz değil zarâr tazmîni hükmündedir.
Vadeli kumaş çekleri ve dolar kuruna göre düşüm
«Dolarla satılan ürünlerin karşılığında TL olarak ödeme yapılabiliyor; nakitte, evraklı işlerde bana dedi ki: ‘Ben bunu dolarla alırım — örneğin 4 dolar — ama şu kadar günlük evrak ver kardeşim.’ Bu kendi taahhüdü ile (bizim talebimizde değil), dedi ki: ‘Çekin gününde dolar ne kadarsa o kadar düşülür’ ya da ‘Dolar çeki aldığım gün vadesini beklemeden iki şekilde soruyorum: Bir, vadesini beklemeden evrağı aldığımız gün dolar kaç paraysa, düşülüyor hesabımdan. Ya da onun taahhüdü noktasında evrağın ödenmiş târihi (valör dediğimiz târihindeki) kur baz alınarak — bu ikisindeki vadeli satışa giriyor.’»
Cevâb: «Bir kimse bugün senden kumaşı aldı; 1.000 metre, kaç dolar? 4 dolar. 4 dolardan ne? 4.000 dolara yaptı. Dedi ki: ‘Bu çeki al, 6 ayın çeki, 6 ayda dedi 4.000 dolar olarak bu benim hesâbımdan düş orada.’ Normalde o kimse dolar olarak borçlandı sana. O yüzden vâdesi geldiğinde çeki aldın, altı bin lirayı tahsîl ettin; adama telefon açacaksın: ‘Tahsîl ettim; bu kadar dolar yapıyor senin paran, göre tamam mı?’ ‘Tamam, bitti.’ Mesela eksik kaldıysa — eksik kalanı dolar olarak ödeyecek o adam. Norm: Peşin almış oldu.»
«Ben böyle satıyorum» tarafından kabûl ya da reddedilebilir
«Bu vadeli olarak anlaşmanın hükmüyle soruyorum: Ben bu şartlarla satarım diyebiliyor muyuz?» Cevâb: «Diyebiliriz, yoksa karşı tarafın bunu — ‘yok’ diyebilirsin, o önemli değil. Ben böyle satıyorum dediğinde, o da onu kabûl etmiyor. ‘6 aylık vâdeyle 4 dolar karşılığı ben bu malı sana satıyorum, valör günü kaç paraysa dolar çevirmek kaydıyla’ — bunda bir sıkıntı yok. Allâh râzı olsun.»
Açtığımız icrâ davalarında devlet tahakkuk eden faiz
«Açtığımız icrâ davalarında devlet tarafından lehimize tahakkuk ettirilen faiz oranları — ne yapacağız?» Cevâb: «Faiz miktarına tahakkuk getirdiyse o kadar alabiliriz; dolar üzerinden yine anlaşmaya bağlı.»
Suâl: Emekli 50 bin lira — aylık sâbit getiri / araba payı
«Birisi emekli oldu, 50 bin lira para geçti eline. Parayı çeviremiyor, ticâret bilmiyor; ticâret yapan birisine dedi ki ’50 bin lira mı al; benim bana aylık, ama 500 lira ya da 1.000 lira’ diyebilir mi? Yoksa araba satımından payını alır.»
Cevâb: «Aylık 500 lira, 1.000 lira derse — faiz olur. (Sabit miktar fâize girer.) Bu parayla araba alıp satıp üzerinden sana %5 diyebilir mi?» Cevâb: «Olabilir; kâr payı verebilir; olabilir.» «Teşekkür ederim, babacığım. Orada çünkü belli bir miktar yok; sâbitleyemiyor öyle mi?» Cevâb: «Evet, sâbitleyince faiz olur.»
Suâl: Nakit fiyatından satılan ürünün kartla geç ödenmesi
«Kendi satış yaptığımız için müşterilere ürünleri satıyoruz; müşteriler bir aylık, 15 günlük günler sonra ürünlerini alıyorlar. Geldiklerinde nakit fiyatına sattığımız oluyor, ve vadeli sattığımız oluyor. Nakit sattıklarımızda müşteri bir ay sonra geldikten sonra karttan çekmek istiyorlar. Ondan sonra biz nakit istiyoruz paramızı; onlar diyor ki ‘kart verelim, tamam, karttan çekelim’ diyorlar.»
«Sizin bu alışverişten dolayı zarar edeceğimizi söylüyorlar; bize kalkıp para vermek istiyorlar bâzıları. Hattâ kalkıp paraya atıp gidenler dahi oluyor.» Cevâb: «Normalde bir ay; aslında alışverişi yaparken bir ay sonra ben bunun parasını ödeyeceğim dese, bu uygun olur. Ama alışverişi yaptı, parayı ödemedi; bir ay sonra geldi, kredi kartından çekmeye çalıştı, sen zarar ediyorsun. Burada müşteri kendiliğinden örneğin 1 milyonluk alışverişte 100 lira sana veriyor — bu kendiliğinden verdiği için câiz; alabilirsin.»
«Recep, senin paran yenir ya. Konuşulmadı; tam ödeme zamanı geldiği zaman müşteri diyor ki ‘Ben diyor, kartta ödeme yapmak istiyorum; kartla ödeme yaparsan diyorum ben 1.200 lira olur’, örnek veriyorum. Bu aradaki 200 lira problemli; alışveriş bitmemişti, o yüzden câiz.» Yâ’nî müşterinin kendiliğinden verdiği fazlalık câiz; ödeme şekli değiştiği için akit yeniden müzâkere edilmiş hükmündedir.
Çek kırdırma (faktöring): Belli bir faiz işlemi
«Çek kırdırmak zâten belli faiz. Faktöring firmalarının biz dînlerini bilmiyoruz. O yüzden normalde burada ama, ama buna normalde Müslüman’ın zararı var; fakat yine de bu konuda cevâz verilebilir. O bankalara veyâ faktör yükçilerine; parası kurtulmaz ki faktöründeki adamın parası kurtulmaz. O zaman çekin sâhibi gitsin faktöre; ki o yapsın onu.»
Suâl: Dolar kuru üzerinden hammadde alımı + aylık sevkiyat
«Dolar kuru üzerinden hammadde alıyorum; o günkü dolar kuru üzerinden hesaplanıyor. Ben mesela 5 aylık TL çeki veriyorum; fakat yerim olmadığı için aylık ben sevkiyatlarımı yapıyorum, malını aylık depoma çekiyorum. Her aldığım gün, o günün kuru üzerinden hesaplanıp öyle fatura edilip artı öyle sevkiyat yapıyorum. Bunda bir sıkıntı var mı?»
Cevâb: «Burada bir düğümde, meselâ düşme olmuyor, ama fiyat belli değil. Fiyat belli değil efendim — fiyat belli değil; fiyat belli olmadığından alışveriş fâsid oldu. Miktar ve fiyat belli olması lâzım. Miktar ve fiyat belli olmazsa, alışveriş fâsid oldu.»
Suâl: Kuyumcuda defterde altın emanet ve kuyumcu hesabı
«Bir kere de o kendi defter tutuyor: Aile mize gelince gidiyoruz, 10 gram bana işte 22 ayar bilezik yaz diyoruz. 10 gramın parasını ödüyoruz; o deftere tutuyor: 10 gram, Fahrettin Atılgan, meselâ 10 gram burada senin paran duruyor diyor. Bir dahaki ay bir 10 gram daha alıyoruz, veriyoruz bileziğimizi, alıyoruz. Bu câiz mi — emanet kalıyor orada, sıkıntı yok. O an aldıktan sonra hemen kurunu hesaplayıp borcundan düştüm — bu faiz olmuş oldu mu?»
Cevâb: «Yok.» Emanet olarak duran altın, alışveriş anında kurundan TL’ye dönüştürülüp borç düşürüldüğünde meclisi akit içinde tamamlandığı için câizdir.
Suâl: Aynı metrekare ev — Balat vs Yıldırım muhit farkı
«Aynı cins ev, aynı metrekare aynı — ama muhitler farklı. Meselâ örnek veriyorum: Biri Balat’ta, biri Yıldırım’da. Bunların değer farkı var. Normalde bu aradaki takasta üstte alınan para faiz olur mu, olmaz mı?»
Cevâb: «Olmaz.» Çünkü ev kullanılmış mal — kıyâme mal hükmüne girer; kıymetini piyasa belirler. Aynı metrekare olsa dahi farklı muhitlerin kıymetleri farklıdır; takâstaki fazlalık fiyat farkı şeklinde câizdir.
Suâl: Dolar alıp para üstünü TL olarak vermek
«Dolar alıp para üstünü TL olarak vermek — o esnâda peşin ise bir sıkıntı yok.» Çünkü anlık meclisi akitte hem alış hem para üstü teslîm edilmektedir; sarf akdinin temel şartı (peşinlik) korunmuş olur.
Suâl: Kuyumcu alışverişinde faturanın firma olarak kesilmesi
«Kuyumcu örneğinden gidersek, orada ödemeyi yaptık; fatura kesildi. Bu sefer o firma olduğu için, dârü’lharp hükmü içerisinde bir alışveriş mi oluyor? Oradaki ‘faiz yoktur’ kısmına mı geçiyor?»
Cevâb: «Bir daha söyle. Kuyumcu örneğinden gidersek, o anda alışverişi yaptık, fatura kesildi. Orası da firma olduğu için, dârü’lharp hükmüne bağlı. Önemli değil oradaki. Biz ilk önce alışverişin fâsid olup olmadığına bakıyoruz. İster dârü’lharp olsun, ister dârü’l-İslâm olsun — ben gittim bir kuyumcuya bir tâne bilezik aldım. Kaç para? İşte o bilezik diyelim ki 100.000 lira tuttu. Ben 100 bin liraya verdim; faturasını da kesti. Alışveriş — ve bu sefer altın yok, getireyim kısmı oluşursa — altın yok; o zaman olmayan altını satamaz kuyumcu. Ben parayı vermem.»
«O zaman ben sadece orada değişmez bir önce İslâm alışverişin fâsid olup olmadığına bakar, sonra fâsid alışveriş değilse, sonra alışverişte faiz var mı, yok mu diye bakarım.»
10 bilezik misâli: Mal yok ise akit kurulmaz
«Şimdi ben gittim kuyumcudan altın almaya, 10 tâne bilezik alacağım. 10 bilezik 100 milyâr Türkçe; dedim ki kuyumcuya ’10 tâne 14 ayar onar gramlık bilezik alacağım.’ Kuyumcu dedi: ‘Yok bana; yoksa ya getirecek bekleyeceğim ben orada parayı vermiyorum ona; getirecek, ya da ben gideceğim başka yerden alacağım. Değişen bir şey yok.’ Nakit olmuş oluyor bu alışverişte; nakit olunca o zaman hiç farklı oluyor.»
EFT havâlesi: Karşıda olmayanla yarım saatlik gecikme
«Babacığım, şimdi bu bütün konuştuğumuz nakit işlerde hep iki kişi karşılıklı. Şimdi adam uzakta; işte 1.000 kilometre uzakta. Araya zaman, mekân giriyor; ama teknoloji var, işte banka hesapları var. Ödemesi var veyâ borcu var; işte 3.000 dolar borcu var, atıyorum, veyâ ödemesi var. İşte o gün atacak; kura baktı; o sırada attı; ama işte atıyorum EFT düşmesi bir yarım sâat kadar sürdü; ve yan yana da değiller. Bunda bir sıkıntı var mı?»
Cevâb: «Bu normalde karşıdaki o TL atan kimse — oradaki kur neyse o esnâda kur geçerli — onun attığı zaman da geçerli değil. Meselâ bana senin 3.000 dolar borcun var; Almanya’dasın. 3.000 dolar ne yaptı? 60 milyâr etti. Sen bana 60 milyâr parayı benim hesâbıma attın; o esnâda dolar yükseldi, oldu 60.500 lira. Sen 500 lira daha atacaksın bana. Para benim elime ulaşınca mı o zaman borç tamamlanmış oluyor? Ben benim elime geçince — benim o zaman benim dediğim kuru kabûllenmiş oluyorsun sen.»
«Ben diyorum ki şu anda kur — örneğin buradaki benim gözümün önündeki tabelada şu kadar — oldu borcun 60.500. Borçlusun çünkü sen o zaman: Ya bir vekîl tayîn edeceğim birisinin parayı ona göndereceksin, o getirecek parayı doları bana; ya da sen benim dediğim kur farkını kabûl edeceksin. 500 — bir de attı, bir daha yükseldi, bir daha. O normalde attım 500 leri — o esnâda o atmış 500 liralık dolar tekrar yükselirse genel ödeyeceğim. Düşerse, o zaman o karşı taraf ödeyecek; yine ömrümü ödemesi lâzım, değil mi? Meselâ atıyorum: Attı, benim hesabıma gelene kadar tutuyordu; benim hesâbıma geldiğinde 58 lira tutuyor — 2 lirasını geri verecek.»
İnternet üzerinden alışveriş: Peşin EFT — mal görmeden
«İnternet üzerinden alışverişlerde peşin havâle, EFT gibi alışverişler ne kadar uygun?» Cevâb: «Hiçbir sıkıntısı yok; internet üzerinden alışverişlerde peşindir. EFT’si — malı görmüyor musun? Sıkıntı değil. Malın normalde o kimse İslâm hukukuna göre zâten 3 gün içerisinde caymak var ya. Şimdi internette olan alışverişlerde bir ay mı, cayma hakkı var. Bunda bir sıkıntı yok. 14 gün içinde iâde ettin — ettin; etmedin — mal almış oldun. Sıkıntı yok onda.»
Suâl: Havlu kalite farkı (3 kalite vs 1 kalite + para üstü)
«Satıyorum, size geldim. Dedim ki ‘Efendim, havlu almak istiyorum.’ Birebir siz diyorsunuz ki: ‘Yâ, senin bu getirdiğin havlu 3. kalitede; benim sattığım havlu 1. kalite. Diğer farkı var, işte üstüne şu kadar para ödeyeceksin bana. Bu kısım ödediğim fark faiz mi?’»
Cevâb: «Normalde havlu üretilen bir mal. Ondan sonra, ama kıyâme mala giriyor; üzerindeki nakışa göre, atkısına çözgüsüne göre değişiyor değeri. Öyle olunca kıyâme mal hükmünde. Ben diyorum ki ‘Senin getirdiğin havlunun düzeni 10 lira; benim sattığım — bu senin istediğin havlunun düzleşmesi — 15 lira.’ Çünkü kıyâme malın kıymeti piyasa tarafından belirleniyor; piyasa tarafından belirlendiği için arasındaki fark faiz olmuyor. Aynı, evet — kıyâme mal hükmüne giriyor.»
Suâl: Yusuf’un yedek parçası — açık hesap haftalık ödeme
«Yusuf, evet — yedek parça alıyoruz; parçayı bırakıp gidiyor. Hafta sonu kredi kartı veriyoruz; ama hiç konuşmamız hiç konuşmamız yok, şunu şöyle deriz. Yok, hafta sonu geliyor hesâbını alıyor gidiyor. Borcumuz oluyor, alacaklı oluyoruz burada. Peki, orada normalde parçayı alırken bu parça kaç para diye sormuyorsunuz mu? Bize yolluyor; parçayı yolladıktan sonra bırakıyor gidiyor. Hafta sonu geliyor hesâbını alıyor; biz kart çekiyoruz. Hiçbir konuşma yok ‘Benden ne fark istiyorsun? Ne fark veriyor?’ Tamam.»
Cevâb: «Bunda bir sıkıntı yok hiç. O zâten normalde o açtı her şeyi o kredi kartı. Normalde bir kimse kredi kartı kullanabilir; bunda sıkıntı yok. Dârü’lharp olduğu için, ama biz tavsiye etmiyoruz hiç kimseye. Biz diyoruz ki: ‘Bankalardan uzak durabildiğiniz yere kadar uzak durun; kredi kartından da uzak durabildiğiniz yere kadar uzak durun.’ Hattâ ben kendimden örnekliyorum: Benim kredi kartım yok. Yaşanabiliyor kredi kartsız da; cebinde varsa iyi olsun. Cebinde yoksa, yemiyorsun puanları.»
Kuyuya fare düşmesi: Bir kadının hâdisesi
Mustafa Özbağ Efendi bir kıssa nakleder: «Bana getir ya, mektup yazmışlar zamanı şeylistanına demişler ki — Film Kuyumuza bizim bir fare düştü; bu kıyıdan su içilebilir mi? İşte abdest alınabilir mi? Tâhir hükmünde midir, değil midir, diye soru yazmışlar. O zamanın kâdîsi, o bölgeden geçerken o soruyu soran köye gitmiş.»
«’Bu kuyu hangi kuyu?’ demişler. ‘Kuyu’ demiş — bakmış kuyunun derinliğine, suyun yüksekliğine. Oradan demiş: ‘Bana bir tas getirin.’ Bir tas getirmişler. Daldırmış tası. Bismillâhirrahmânirrahîm demiş; sudan içmiş; yürümüş gitmiş.» Mes’eleyi büyütmemek, küçük şeylerden binâ yapmamak ve fıkhın âsân yönünü kullanmak gerektiğine bir misâldir.
Suâl: TL gönderip dolarla geri ödenmesi anlaşması
«İnternet alışverişlerinde ben dolar alsam, meselâ birine borç olarak verirken dolar gönderemiyorum; meselâ TL olarak gönderiyorum. Karşıdaki bana diyor ki ‘Bana dolar olarak öde.’ ‘Mesela ben dolar olarak ödeyeceğim’ diyor. Meselâ ben 500 lira bozduruyorum; o da bana 500 lirayı sonra dolar olarak ödese câiz olur mu? Ama ben TL gönderdim ona; doları bozuk.»
Cevâb: «Sen şimdi birisine dolar borcun var 3, veriyorum borç vereceksin, olarak veriyorum diyorum ben. Ama öyle demiyorum aslında. Bende dolar var hesâbımda; dolar gönderemediğim için TL gönderiyorum; o da diyor ki ‘Bana 500 doları ben işte dolar olarak karşılığı neyse ödeyeceğim’ diyor bana. Ama TL olarak ödüyor.»
«Tabiî, odamı TL ödedi. O normalde dolar dolarla, TL ediyor; ama karşılıklı o esnâda karşılıklı anlaşılırsa, peşin alınıp veriyormuş gibi sıkıntı olmaz.»
Suâl: Altın borcunun bir yıl sonra euro ile ödenmesi
«Bir daha bir var, meselâ altın alınsa, bir yıl sonra ya da belli bir zaman sonra euro olarak ödenebilir mi, meselâ anlaşarak?» Cevâb: «İşte bunlar da böyle karşılıklı oturulduğu zaman şunun denmesi lâzım: ‘Benim ne kadar altın borcum var?’ ‘1 kilo.’ Ondan sonra 1 kilo altın versek bana. Ben de diyeceğim ki ona: ‘Bana euro lâzım. Örneğin yâ bir kilo altının karşılığı euro ne kadar? Şu kadar euro. Bana bu kadar euro verebilirsin’ desem. Normalde, az önce okuduklarımıza göre olabilir; ama benim söylemem doğru olmaz o zaman, değil mi?»
Suâl: Amerika’da iâde edilen ürünün ikinci el satışı
«Şimdi biz Amerika’da satış yapıyoruz. Amerikalılarda şöyle bir hastalık var: Ürünü alıyor, 12 gün sonra, 10 gün sonra ‘iâde’ diyor; kullanıyor ürünü. Bu ürünü sattığımız site, ürünün durumuna bakıyor: Herhangi bir sıkıntı yoksa bunu sıfır mal olarak tekrar satışa koyuyor. Biz burada bütün operasyonu onlar yönetiyor; bizim hiçbir dâhilimiz yok. Ama ürün bizim ürünümüz. Bu satışta sonuçta ikinci el bir ürün gibi oluyor bazen.»
Cevâb: «O satış firmasıyla anlaştın; satış işlemi nasıl anlaştığını anlaşmanın içerisinde — firmayı ilgilendiren senin değil. Teşekkür ederim, efendim.»
Suâl: 50 milyâr TL emânet — bir yıl sonra dolar fırladı
«Birisi bize dedi ki: ‘Bende biraz Türk parası var; ben bu parayı elimde dursa, yerim — abi, sende dursun bu para. Biraz da dolar’ — yeni buluyor demek ki, nesilleri tükenmedi de. O parayı bana verdi. Meselâ 50 milyârı verdi sana; 50 milyârı verdi. O sıra dolar düşüyor mu, çıkıyor mu, belli olmadı bu arkadaş. Çanakkale’de değil mi? O kadar ölmedik daha ya öyle bir hâmile oldu, ama olmadı.»
«Adam normalde sana verdi; evet dedi ki ‘Bu para — eğer dolar çıkar mı, iner mi belli değil; sende dursun. Bir miktarda doları var; onu da bana verdi.’ Bir sene sonra dolar fırladı; iki katına çıktı. Ben de o parayı kullandım meselâ; ama sonra yine vereceğim o çocuğa. Bu sefer benim içim el vermiyor; çünkü dolar alsaydım. Bana bıraktı: ‘Sen ne yaparsan yap’ dedi. Bana işin açığı dolar olarak ödeyeceksin niye? ‘Türk parası dursun’ dedi. Türk parası olan ben ona o Türk parasını vereceğim; ama içim râhat etmez. Verirsem de ben perişân olurum; dolar olabilirim onda bir beyin var mı? Türk parası olarak vermem bir sıkıntı var mı?»
Cevâb: «Soruyu doğru anlamak için ben insan tekrar soruyorum. Ben sana şimdi diyelim ki 2.000 dolar verdim, bir de 50 milyâr verdim. 2.000 doları, 2.000 dolar ödeyeceksin bana; 50 milyârı da 50 milyâr olarak ödeyeceğim. Bunda bir sıkıntı yok. O 50 milyâr dururken bir yıl sonra veyâ 5 ay sonra iki katına, 3 katına dolar çıktı, fırladı, para perişân oldu — o para düştü, ama o normalde o kimse sana verirken ona 50 milyâr olarak vermiş; yine 50 milyâr olarak ödeyeceğim. Senin kendince yok veriyor şu andan itibaren el veriyor — bak Hüseyin ağa ne diyor, kayserilerin adı çıkmıştı şimdi. Normalde 50 milyârı 50 milyâr olarak vereceğim. Bu dînen hükmü budur.»
«Ama sen diyorsan ki ‘Ya vicdânım râhat değil; benim bu adamın buradan, işte dolar fırladı, her fırladı, buradan zarar ediyor.’ Kendince hesaplayıp ‘Yâ 10 milyâr ben buradan bir hediye vereyim’ dersen hâla olur. Hiç verecek gibi durmuyorsun!»
Çeksenet hukuku: Devlet yasası ile İslâm hukuku
«İcrayı verdin; o normalde zâten senedi vermek demek veyâ senet almak demek, mevcûd ülkenin ticâret yasalarına uymak demek. Onda bir sıkıntı yok. Meselâ adam çek verdi değil mi? Çeki verdi; şimdi bunu ben kendim — birkaç sefer yaşadım — ben müşteri çeki vermişim adama; adam almış müşteri çekini; o bankadan krediye kullanmış; onu bankaya da ödeyememiş. Benim çek orada kalmış; o tekto denmemiş — benim verdiğim müşteri çeki — adam almış. Gelmiş sonradan, ödemiş bankaya; o şeyleri kendi parasını almış gelmiş; diyor ki ‘Senin borcun var.’»
«’Nereden borcun var? İşte bu tekten müşteri çekinden.’ Baktım günü bitmiş; dedim 6 ay. ‘Kâğıt hükmüne düşmüş. Bunu benden alamazsın; çekin sâhibine gideceksin’ dedim. ‘Çekin sâhibine değil senden alırım.’ Dedim: ‘Benden alamazsın. Çünkü bu sen bu çeki aldığın anda çekin hukukunu kabûl etmiş oldun.’ Anlatabildim mi? Senedi aldığın anda senedin hukukunu kabûl etmiş oldun; veyâ senedin arkasına imzâ attın, onun hukukunu kabûl etmiş oldun; veyâ çekin arkasına imzâ attın, onun hukukunu kabûl etmiş oldun. Oradaki mevcûd devletin yasası ne ise, o yasa geçerli.»
İslâm hukuku ile borç: Bir yıl sonra dahi öde
«O yasaya göre 6 ay sonra kâğıt hükmünde, hiçbir kaydı değeri yok. Hattâ o kimsenin şahsına âit olsa dahi çek — adam ödemeyebilir, der ki ‘Gününde deseydin kardeşim, gününde çeki alsaydın gününde, banka hesâbında para var mı, var alsaydın’ diyebilir bunun devletin yasasına göre. Ama İslâm hukukuna göre o borç senin; sen bir yıl sonra da gelse, öde onu.»
Mustafa Özbağ Efendi temel ölçüleri tekrarlar: «Alışveriş câiz olmaz; fâsid olur — sen birisine halı sattın, ücreti belli değil — fâsid alışveriş oldu. Miktarı ve ücreti belli olacak; vadeli ise vâdesi belli olacak. Bak vadeli alışveriş değil mi: Miktarı belli olacak, bu sattığın ürünün miktarı; alacak olduğun, alacağın miktarı; ve vâdesi. Bu üçü bir nâzâr sâbitlenecek; o zaman alışveriş câiz oldu.»
Suâl: Banka kira depozit + faiz hesâbı
«Yok, bankaya verme; sen kendin verdin bankaya; vermeyebilirdin. Verdiğim parayı alacağım. Burada babacığım, mevcûd yasada, ve bustonun vadeli hesâba yatırılması lâzım. 2. Kirayı da yapıyor; çıkarken de o vadeli hesaplar çekilmesi lâzım. Orada bir faiz, normal sistemin hukuku — o onda bir sıkıntı yok.»
Suâl: Motorin vadeli satış — fiyat belirleme
«O günkü daha motorini verirken fiyatını tespît edeceksin onu. Evet, motorini verdim bugün, diyelim ki 1.000 metre motorin verdin. Kaç para bugün motorin? Örneğin 30 lira. Demin ki 1.000 lira ise 30 milyâr lira — 30 milyâr. Bir ay sonra ondan 30 milyâr alacaksın; 40 bin lira bile isteyebilirsin.» Yâ’nî vadeli satışta o günün fiyatı sâbitlenir ve vâdeye göre fiyat anlaşması yapılabilir; faiz değildir.
Suâl: Raf fiyatı 35, kasa fiyatı 60 — hangisi geçerli?
«Peki, rafta 35 lira; para ödedim, 60 lira; rafta gördüm 35 lira; kasaya gittim, 60 lira para aldı benden. Tahta 35 lira rakamı görüyorum; kasadan 60 lira çıkışı oldu. Hangisi geçerli olacak?» Cevâb: «O zaman raftaki geçerli. Hemen diyeceksin ki ‘Olmaz; rafta 35 lira’ diyeceksin; alışverişi bozcan.»
Açık hesap çalışması: Sıkıntı yok
«Vadeyi konuşmuyoruz; sipariş getiriyoruz, geliyor, işte oluyor. Bir hafta sonra parasını gönderiyoruz; eğer bir ay sonra göndeririz. Bunda bu alışveriş tarzında bir sıkıntı yok. Normalde hani o karşılıklı açık hesap çalışmak; o normalde o karşındaki kimse diyor ki ‘Sen en kısa zamanda parayı getir bana; sen de en kısa zamanda götürüyorsun’ — sıkıntı yok; olmaz.»
Vekîl tâyîni: 10 TL farkı veriyorsa hediye
«Altın mı aldı? Altın geldi: 50 liralık altın aldı; kaç gram? Örneğin 20 gram. 20 gram altın ödeyecek onu — TL ödemeyecek. Çünkü altın aldı, altınını verdi değil mi ona; borcu kaldı gene altın gramı önemli orada; parası değil. 50 TL’lik diyelim ki 20 gram altın aldı, verdi ona; o gene 20 gram altın alacak ondan.» Yâ’nî altın borcu altınla ödenir.
«İşte normalde sen onu vekîl tâyîn ettin: 340 liralık normalde 300 dolar al dedin; sen ona vekîl tâyîn ettin; sen onu. O zaman ne yok — ‘O cebinden koy’ diyorsa, koydu — onu kabûl etti, vekâleti olarak 10 lira vereceksin onu, şimdi vereceksin 10 TL ona. Sen onu vekîl tâyîn etmişsin; çünkü nasıl, ne kadar râhat kiracıların var.» Sen karşıdaki kimseye hediye etmiş oluyorsun; iyi bir iyi bir yapıyorsun.
Sigorta şirketi araba muâyenesi (akü/far)
«Normalde o sigorta şirketi arabayı, motoru isterken üzerinde far ve aküsünün olmadığını gördü mü? — Yok. Sigorta şirketi gördü mü? O esnâda istedi mi senden, onu aküyü vereceksin onu.» Yâ’nî kontrat anında muayene yapılmışsa, ortaya çıkmayan kusurlar için müşteri sorumlu değil; muayeneyi yapan kontrol etmesi gerekirken etmemişse, kusurun risk üzerine alınmış sayılır.
Kira kontratı: %25 devlet sınırı vs 1 yıllık mukâvele
«Tamam. O da kontrat 1 yıllıksa, bir beis yok. Devlet sınır koydu %25; ama sen bir yıllık kontrat yaptın; kontrol etmiyorum. Bir yıl sonra sen ‘Evi boşalt’ deme hakkın var; söyle.» Yâ’nî devletin koyduğu sınır, mukâvelenin müddeti içinde tek taraflı bir zam zorlamasıdır; mukâvele süresi bitiminde sözleşmeyi sona erdirme hakkı saklıdır.
Çinli misâfir sahneye gelir; «Mâşâallâh, kaptın kaptanı! Hoş geldin. Vallâhî kalk, kalkıyor; otur, oturuyor. Ali’nin emrine girmek, âmîn. Kaça verdin? Tamam, fazladır. Tamam. Uyruk neresi? Çin, Pekin. Çinli mi? Yoksa mâşâallâh, oğlum, uluslararası ya. Elhamdülillâh, evet, tamam, var mı? Ticâretle alâkalı başka faizle.» Mustafa Özbağ Efendi gelene selâm verir, hayır duâ eder ve sırayı devam ettirir.
Suâl: Eksperti gösterdi, kusur çıkmadı — kıyâmı al
«Eksperti gösterdi; oradan bir şey çıkmadı; size götürsün, ustasına götürsün — kime götürüyorsun, senin için kusur, onun için kusur değildir.» Kıyâmî mal kontrolü kişiseldir: «Sen, senin için kusur; ama onun için kusur değil — kıyâmî mâl gösterdi, baktı, etti, gördü, görmedi — önemli değil. O kontrol ediyor mu? Ediyor. 3 günlükte muhayyerliği var mı? Var. Adam kendisi bakacak; o sorunu görürse, görecek; kendisi bakıyorsa, ama normalde sen gizlemedin ki — meydanda.»
İzmir’den araba alımı: Lütfü Usta ve Cevdet Usta
«Çünkü biz gittik İzmir’den araba aldık; bizim Lütfü Usta ile Cevdet Usta altını üstüne girdiler, çıktılar, baktılar, ettiler. Ondan sonra eksiklerini tespît ettiler. Ondan sonra oturdular adamla bir pazarlık yaptılar. Adam herhâlde — dedim, adam semazen oldu galiba; dedim bir döndü fabrikanın bahçesinde. Ondan sonra anlaştılar. Meselâ dediler ki bu fiyat — tamam, anlaşıldı, eksiğini gediğini onlar gördüler. Arabayı alan benim; dolayısıyla ben de onlara vekîl etmişim. Biz gördük sonra arabada şu çıkmıştı bizim; ondan ona bir söylemeye hakkımız yok. Arabayı alan biziz; çünkü bakan da biziz; araba bu dedi.»
«Bunda bir sıkıntı yok. İster eksperti götür, ister ustaya götür, ister kendin bak — bunda sıkıntı yok. O yüzden ayrı mesele. O da baksın, etsin, çarpsın — kıyâmı al.»
Hâtime kıssası: Babam ve merkep — Tire’den alınan eşek
Mustafa Özbağ Efendi sohbete bir hâtime kıssası ekler: «Babam bir tâne merkep almış ya; anlatayım mı muhabbeti? Ama adam burada mı? — Merkep burada yok ama bak, et çattı; 3 günde vazgeçme hakkım var. Biz şimdi bizim orada ovaya — çayır diyoruz biz, valle Mehmetlerin oradayız — dayımda bir tâne merkep almış Tire’den almış değil mi. Onu Tire’den almış; merkebi büyük de o. Kıbrıs merkebi gibiydi, Kıbrıs merkebi irilerinden almış. Gelmiş. Onu Mehmetler’in o böyle çayırda — da tam diyoruz biz orada yaşanılan yere; aslında böyle bir şimdi ne diyorlar, hobi bahçesinde bir ev var orada.»
«Normalde bizde oradayız; o gün misâfiriz. Biz dayımı aldı; getirdi merkebi. Bunların kapının önünden bir su geçiyor — küçük bir dere yatağı. Merkep özgür kesmiyor: İttiriyorsun olmuyor, kaldırıyorsun olmuyor, dayım dövüyor olmuyor, vuruyor olmuyor. Biz de annemle bakıyoruz öyle. Annem dedi: ‘Şimdi ısıracak onu.’ O dedim, dedim ne ısırması? ‘Yâ bizde dedi bir tâne beygir var dedi, kırda; dedi o meşhuru — Anam hâlâ daha üzülüyor o.’»
Mehmet Dayı’nın beygiri: Ensesinden ısırmak
«’Kıral satmış’ dedim ya — onu beygir öbür dayımlar binince gitmiyormuş, bile hareket bile etmiyormuş. Ama Mehmet Dayım bindi mi — annemin tâbîriyle ‘Kulaklarını dikiyormuş, nasıl gidip geliyormuş.’ Dayım beygiri ısırmış ensesinden; beygir ensesinden. ‘Nasıl yâ?’ ‘Beygir bunu görünce geldi sırası — kulaklarını dikiyormuş; nasıl gidip geliyormuş.’ Ama diyor ki: ‘Ahmet Dayım biliyordu’ diyor; ‘Ondan gidip geliyordu’ diyor — ‘iki saatte Bayındır’a gidip geliyor.’ Mehmet Dayım’ın adı diyor 10 dakikada — ‘Tırıs gidip tırıs geliyordu’ diyor — onu görünce kendinden geçiyor demek, ve nasıl.»
«’Annem’ dedim, ‘Niye ısırmış ya?’ Ben şimdi anneme bak görürsün dedi. Biz karşıda seyrediyoruz uğraştığını; kanter içinde kaldı; bütün yengem Zehrâ ablam da orada; Fadime vardı; ondan sonra onun büyükleri böyle. O çok severler bizi, Allâh râzı olsun. Ondan sonra çok böyle iyi günlerimiz geçti — Zehrâ ile de, Fadime ile de — ondan sonra Mehmet Kuyucu’nun büyükler; bizim de büyüğümüz tâbîî. Ne gitmiyor merkep; o sudan geçmiyor. Hattâ hâlbuki su orada böyle.»
«Atladı, dereden geçti» — dayım yine ensesinden ısırdı
«Ama yok, en son dayımı gördüğümde ensesinden ısırıyordu; nasıl atladı böyle canlı havuliyle, hayvâncâ karşıya dereden — atladı geçti! Biz kaldık tâbîî. Ondan sonra bayâ kullandı dayım onu tâbîî, problem çözüldü. Sonra o böyle o eşek öyle akıllandı ki dayımın elinde — ondan sonra böyle cilbirini bırakıyorlardı, kendisi Bayındır evine geliyordu. Tâbîî eşek ezberledi yolları.»
«Bir handikapı vardı bunların: Yolunda ikinci bir arabanın geçmesi mümkün değil; habîre ıslık çalıyorlar, bağırıyorsun yolda. Hani: ‘Kuyucu Mehmet geliyor, Mehmet’in eşek arabası geliyor!’ Daha doğrusu geri gitmeyecek diye — kuyucularda hiç R yoktur, geri vites yoktur. O yüzden geri gitmiyor; çünkü bağırıyorsun. Böyle oldu biz de bağırıyorduk ondan, gidip gelirken. Çünkü geriye gitme şansı yok hayvan; geriye gitmiyor; onu da alıştırmadıydı zâten öyle dayım — Allâh rahmet eylesin.»
Bir pancar motoru ve trafik çevirme
«Bir tâne de pancar motoru vardı; freni yoktu. Trafik çevirmeye kalkmış buna. ‘Lan ne, kimi çeviriyor?’ Trafikçilere bağırıyor: ‘Kaçın, çarpılacağız! Çiğneneceksiniz; kaçın, çiğneneceksiniz, çarpılacaksınız!’ diye gayrı ihtiyârî. Bende orada seyrediyorum onu. Ben gözümle şâhidim. Hem bir de gazı da kesmiyor: Çat çat çat çat çat gidiyor. Gerçekten hepsi de açıldı; adamlar ne ile karşılaştıklarını biliyorlar; çünkü karşılaştıkları Kuyucu Mehmet. Tâbîî, ne okuma var, ne yazma var; ondan sonra ne ruhsat var, ne ehliyet var. Öyle bir de lâzım değil zâten ona; onun etiketi yetiyor, sesi yetiyor. Bayındır’a hiç kimse ona ne o ehliyet ruhsat sormadan, göçtü gitti değil mi. Kimlik de sormadılar hiç ona; o adamın oğlu.»
«İşte bu siz denklemi kurun diye söylüyorum. Denklem bu — tür o dayımdan çok iyidir. Mehmet Dayım burada olmuş olsa, hepiniz de dîn tartışır; hiçbiriniz de bilmiyorsunuzdur — öyleydi değil mi? Müftüler cebinde, âlimler iş cebinde; onlar saklıyor; bilmem kaç tâne müfteci cebinden çıkarırdı. Allâh rahmet eylesin; öyle enteresan bir adamdı.»
Kapanış: Tehlil ve Fâtihâ
«Ev. Tâlih zikir falan: İl lallâh, ilâhe il lallâh, ilâhe il lâ. El-Fâtihâ. Âmîn. Ecmaîn.» Sohbet, ribâya dâir teknik tartışmaların sıkıntılı havasından sonra, Mustafa Özbağ Efendi’nin çocukluğundan bir kıssa ile yumuşatılarak ve toplu zikir ile bağlanır.
Kaynakça
- Buhârî–Müslim, Hz. Bilâl’in iyi hurma takâsı hadîsi şerîfi («Eyvâh, bu ribânın tâ kendisi!»).
- Müslim, Ebû Hüreyre rivâyeti — altı eşyâ hadîsi: «Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla, arpa arpa ile, hurma hurma ile, tuz tuzla — peşin, eşit miktarda.»
- İbni Ömer radıyallâhu anhümâ rivâyeti (325 nolu hadîs): Dînar–deve–gümüş alışverişi ve «aynı meclisteki kıymet» kāidesi.
- Mergînânî, el-Hidâye — gümüşün gümüşle satışında miktar eşitliği; peşinlik şartı dışında ribâ; tartı/ölçü dışı mallarda eşitlik şartı aranmaması.
- Haskefî, ed-Dürrü’l-Muhtâr — misli mal ve kıyâme mal ayırımı; telef olunca misliyle ödeme.
- İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr — vekîl tâyîni, hediye–ücret ayrımı, dârü’lharp ticârî muâmeleleri.
- el-Fetâvâ el-Hindiyye — vadeli alışverişte miktar, ücret ve vâdenin sâbitlenmesi şartı; fâsid akit hükümleri.
- Hz. Mekhûl rivâyeti — dârü’lharpte Müslüman ile harbî arasında ribâ yoktur (Hanefî istisnâsı).
- Hz. Ömer radıyallâhu anh rivâyeti — para değişiminde tarafların aynı meclisten ayrılmaması şartı.
- Kuyu ve fare kıssası — bir kâdînin pratik fıkıh anlayışına dâir nakil.
- Türkiye Cumhûriyeti Borçlar Kanunu — kira kontratlarındaki %25 yıllık zam sınırı.
- Türkiye Cumhûriyeti Çek Kanûnu — çekin 6 ay sonra «kâğıt hükmüne» düşmesi ve hâmilin sorumluluğu.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet serisinden derlenmiştir. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Sünnet, Silsile, Tekke. → Tasavvuf Sözlüğü‘nün tamamı
Ek kaynaklar:
- Kur’an-ı Kerim, Nahl 16/125; hikmet ve güzel öğütle davet ilkesi.
- Kur’an-ı Kerim, Ahzab 33/21; Resulullah’ta güzel örnek oluşu.
- Nevevi, Riyazü’s-Salihin, takva, ihlas ve güzel ahlak bölümleri.
- İmam Gazali, İhya-u Ulumi’d-Din, kalp terbiyesi, ahlak ve ihlas bölümleri.
- Buhari, İman ve Rikak bölümleri, niyet, ihlas ve ahlak rivayetleri.
- Müslim, Birr ve Sıla bölümü, güzel ahlak ve kardeşlik rivayetleri.
- Tirmizi, Birr ve Sıla, zühd ve deavat bölümleri.
- Nevevi, Riyazü’s-Salihin, ihlas, takva, zikir ve güzel ahlak bölümleri.
- İbn Hacer el-Askalani, Fethu’l-Bari, ilgili Buhari rivayetlerinin şerhi.
- Kuşeyri, er-Risale, tasavvuf adabı, hal ve makamlar bahisleri.