Pazar, 7 Haziran 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Faiz Riba ·

6. Fazi ve kur farkı ile ilgili

Mi. Evet kıymetli arkadaşlar kıymetli. Dostlar benim meşhur bir kendim cetezin var ya ben insanları din öğretirim. Bildiğim kadarıyla araştıra bildiğim yere kadar yapabildiğim yere kadar. Ben kendimce...

Mustafa Özbağ Efendi - Tasavvuf Sohbetleri ve İslami İlimler

Bu sohbet, Faiz–Ribâ serisinin altıncı dersi olarak; faizin Kur’ânı Kerîm ve sünneti seniyye ile imamların içtihâdı dâiresinde, son derece sâde ve özlü bir hülâsasını sunar. Mustafa Özbağ Efendi; bankalarda peşin yatırılan paranın geri alınışı, sarf akdi (altın–gümüş–döviz değişimi), altı eşyâ hadîsi, kur farkı üzerinden faiz uygulamasının «katmerli» niteliği, dârü’lharpteki Mekhûl rivâyetinin uygulanışı, Hz. Abbâs (radıyallâhu anh)’ın Mekke’deki para satışı, hediye–rüşvet–borç ödeme örnekleri, el-Hidâye’nin 311’inci sayfasındaki «savaş ülkesinde Müslüman ile harbî arasında ribâ yoktur» ibâresi ve mü’minin şerefine dil uzatmanın «faizin en şiddetlisi» olduğuna dâir hadîsi şerîf gibi mevzûları işliyor. Bu metin, sohbetin tez kalitesinde tertîb edilmiş tam dökümüdür.

Table of Contents

Açılış: «Ben insanlara dîni öğretirim»

Mustafa Özbağ Efendi sohbete kendi meşhûr ifâdesi ile başlar: «Benim meşhûr bir kendi cüz’üm var: Ben insanlara dîn öğretirim — bildiğim kadarıyla, araştırabildiğim yere kadar, yapabildiğim yere kadar.» Bu çerçeve, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet usûlünün özüdür: «Ben arkadaşlara doğru dîni anlatayım, Kur’ân ve Sünnet dâiresinde. Arkadaşlar, kendilerince bir yol bulurlar kendilerine.»

«O yüzden bu akşamki sohbeti faiz konusuna ayırdım. Bir baktım, milletin kafasında istifhâmlar oluşmaya başladı: ‘Cübbeli böyle dedi; falanca profesör şöyle dedi; Diyânet böyle dedi; devlet başkanı şöyle dedi; şunlar şunu dedi, bunlar bunu dedi.’ Bir sürü yayın söylendi. Biz faizi Kur’ân, Sünnet ve imâmların içtihâdı dâiresinde çok kısa, öz bir şekilde — bugün Twitter’da paylaştığım maddeler hâlinde — anlatayım inşâallâh.»

Ölçü: Kur’ânı Kerîm Bakara 275 ve devâmı

Kararı verecek olan dinleyicilerdir. Bakara 275 ve çevresinde faizle alâkalı 4–5 tâne âyeti kerîme vardır. Mustafa Özbağ Efendi: «Ben böyle mâni boğulmak istemedim; konuyu lâzım olan bir âyeti kerîme ve lâzım olan bir hadîsi şerîf alarak yoluma devâm edeceğim.» Âyeti kerîme meâlen şudur:

«Faiz yiyenler, ancak şeytân çarpan kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu onların: ‘Zâten alışveriş de faiz gibidir’ demelerinden dolayıdır. Hâlbuki Allâh, alışverişi helâl, faizi harâm kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizcilikten vazgeçerse, geçmiş olanlar kendisine; ve hakkındaki hüküm Allâh’a âittir. Kim de dönerse, onlar cehennemin yâranıdırlar; orada temelli kalacaklardır.»

«Eğer bir kimse faiz neymiş — harâm — bilir ve onunla iştigâl ederse, kabirlerinden şeytân çarpmış gibi kalkarlar. Bârcâ geri dönerler — tövbe ederlerse, işleri Allâh’a kalmıştır.» Burada geriye, ribânın kaldırılma hâdisesinde olduğu gibi (Mekke fethi sonrasında), almış oldukları faizleri dağıtmaları gerekirken; sonradan gelen istisnâ ve kayıtlar İslâm dîninde değişmez.

Kāide: «Kur’ân bir hükmettiyse, onun üzerinde içtihâd çalışmaz»

«Bakın, Kur’ân bir hükmettiyse, eğer Kur’ân bir harâm dediyse — onun üzerinde içtihâd çalışmaz. Kur’ân bir helâl dediyse, onun üzerinde de içtihâd çalışmaz. Vâr; siz Kur’ân’ın harâm kıldığını helâllaştıramazsınız, helâl kıldığını da harâmlaştıramazsınız. Özel istisnâî hâller vardır, bunlar konumuzun dışındadır.»

İstisnâî hâl misâli: Kur’ânı Kerîm domuzu harâm dediği hâlde, açlıktan ölüm söz konusuysa, bir kısmından yiyebilirsin. Bunlar ilim, hadîs ve fıkıh kitaplarında mevcûddur; bulunabilir. Eğer sohbetler Kur’ân, Sünnet ve imâmların içtihâdı dâiresinde sürdürülüyorsa, oradan elde edilen hükümler sâbittir. «Sizin ona içtihâd etme hakkınız yoktur. Oradaki harâmı helâle çevirme, helâli harâma çevirme; beyhûde bir davranıştır, şirktir, küfürdür.»

«Şirktir, küfürdür! Ben aslâ ve aslâ — hiç kimse Kur’ân’ın harâm ettiği bir şeyi helâlleştiremez; Kur’ân’ın harâm etmediği bir şeyi de harâmlaştıramaz. Bu kesindir.»

İkinci ölçü: Sünneti seniyye

«Bizim ikinci ölçümüz nedir? Sünneti seniyye. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir konuda hadîsi ve sünneti mevcûd ise, bizim için o delil niteliğindedir; öyle uygular, öyle bakarız. Bu, bizim temel esâsımızdır.»

«Kur’ânı Kerîm açıkça hüküm koymuş: ‘Faiz harâmdır’ demiş; hüküm açıktır. Eyüp büyük çeke ve sağından–solundan dalıp yontacak bir noktası yoktur. Faiz harâmdır, azı da çoğu da harâmdır. Biz bunu değiştirmeye hiç kimsenin gücü yetmez. ‘Yok, şunun şu kadarı da câiz olur; bunun bu kadarı da câiz olur’ — geç, canım kardeşim! Külahıma bile anlatma; külahım kirlenmesin! Çünkü sen külahıma bile anlatırsan, külahım kirlenir.»

«Benimle kimse faize cevâz lık yolu aramasın — bu kim olursa olsun. Hangi âlim, hangi teşkilâtın başı, hangi tarîkat mış, hangi cemaat mış, hangi topluluk mış. Diyânet miş, ilâhiyât mış, Dîn İşleri Yüksek Kurulu olmuş, alçak kurulu olmuş — geç, canım kardeşim! Faiz harâm; biz bunu bir kere yerleştirelim. Hiç kimsenin bunu zerresini dahi helâlleştirme lüksü yok.»

Ribâ’nın lugatte mânâsı: Mutlak fazlalık

Mustafa Özbağ Efendi konuya teknik tarîf ile devâm eder: «Ribâ lugatte mutlak fazlalık mânâsındadır.» Ribâ neymiş? Fazlalık. Bir şeyde fazlalık. Şer’î ıstılâhta ise tarîf şudur: «Herhangi bir muâvada akdinde, alan ve satanlardan biri için şer’î ölçülerde fazla olan ve karşılığı olmayan fazlalıktır.» Hattâ bu fazlalık hükmen de olsa böyledir.

Tatbîkî misâl: «Ben bu kâğıdı bu kâğıtla — aynı renk ortasından bölünmüş — bugün için yazılama bir, iki tarafı da yazısız iki kâğıdı birbiriyle değiştirirsem; bu ribâ değildir. Ölçüsü, kilogramı, metrekaresi aynıdır. Ama bunun birinin alan veyâ satan birisi bir şeyi fazla ulaştırıyor veyâ eksiltiyorsa — birisi saxeli söküldü, fazla ulaştırılacak — bu ribâ oldu, faiz oldu.» Türkçesi vardır bunun.

Misâl: 10 dirhem gümüş + 1 dânik artırma

Ed-Dürrü’l-Muhtâr’dan alınan misâl: «On dirhem gümüşü yine on dirhem gümüşe satın alan ve bunu bir dânik artıran kimse — eğer artırdığı miktarı karşı tarafa hibe ederse, ribâ ortadan kalkmış olur; akit fâsid olmaz.» Yâ’nî on dirhem gümüşü, on dirhem gümüşe satın alıyor; satın alan kimse bir dânik (kısacık ufak ölçü) arttırıyor ve kendiliğinden hibe ediyor.

«Be yaptı: Arttırdı 11 dirhemi, on dirhem değeri karşılığı satın alsa; bu fazlalığı şart koşulacak olsa fazla olanının iâdesi gerekirdi. Satış fâsid olmadı; ama fazlalık vardır — o fazlalığı geri verecek.» Yâ’nî on dirheme on dirhem; ama bir dânik fazlalık var. Adam onu fazla ulaştırdı; o kimse onu verdi. Satış fâsid olmadı, ama o fazlalık ne oldu? Faiz oldu. «Satışın fâsid olmasıyla faiz olması ayrıdır.»

Fincan ve tabak: Akit içine giren fazlalıklar

«Bu kim fincan, ne kadar bu işte. Bu fincandan bu fincanı — aynı fincan ise — değiştiriyoruz; ama o karşıdaki kimse dedi ki: ‘Bir tabağa koy, istiyorum’ dedi. Bir tabağa koyunca, bu fazlalık var ya — fazlalık ribâ oldu. Satış fâsid oldu mu? Hayır. O fazlalığı iâde edecek geriye.»

Bankaya bunun tatbîki: «Bankaya ne kadar yatırdın? 100 milyâr lira. 100 milyâr yatırdım, TL olarak gittin; tekrar TL olarak 100 milyâr alacaksın. O sana 110 milyâr verdi. 110 milyâr verince, sen 10 milyârı oraya ne yapacaksın? Fazlalık bırakacaksın hibeden — anladınız mı? O hibeden kastı, devletin hibesi değildir. Bu o zaman onu ne yapacaksın? Oyunları ona bırakacaksın. Nakit bozulmamış oldu; bırakırsan bırakma; iyi, o zaman — o, onlara ne oldu? Faiz oldu.»

Şart koşulup koşulmaması faizi değiştirmez

«Fazlalığın nakit esnasında şart koşulması — şartı gereklidir mi? ‘Ben sana on dirhem vereceğim; sen de bana on dirhem vereceksin; fazlalık konuşulmadı; birisi fazla verdi, konuşulmadı…’ Konuşulmasının değil; o da faiz!» Evet, ribâ akdinde şart koşulması da fazlalık vardır bu an. Normalde akitte konulmadı, konuşulmadı mı — hiç önemli değil; ama fazlalık ne olmuş oldu? Gene yine ribâ, yine faiz oldu.

«Devâm ediyoruz: Asıl şimdi bizim konumuza geldi. Altın, gümüş, döviz, para cinsinden olan şeylerin birbirleriyle değiştirilmesine sarf denir. Sarf vaktinde bedellerin peşin olması gerekir. Aksi takdîrde bedellerin birinin veresiye olması hâlinde yapılan işlem faiz olur — nesîe ağırı, basîna dönüşür.»

Vadeli döviz–altın yasağı

«Buna göre altının, dövizin vade farkı uygulanmazsa bile, veresiye olarak alınıp satılması faiz olacağından câiz değildir.» Yâ’nî: «Siz vadeli dolar alamazsanız, vadeli dolar satamazsanız; vadeli altın alıp satamazsanız. Vadeli dolar, vadeli euro, vadeli TL, vadeli ne olursa olsun, altın — siz bunu vadeli olarak alıp satamazsınız. Vadeli olarak bu nakitlerin hangisini alır–satarsanız, faiz olur.»

Hz. Ömer radıyallâhu anh’tan nakledilen kıssa: İki sahâbe para alışverişi yapıyorlar. Birisi dînarlı, gümüş alıyor. O dînarı ve gümüşü verecek olan diyor ki: «Birazdan ben sana getiririm.» Hz. Ömer Efendimiz’in yanından ayrılmasın o; «O nereye giderse, sen de git. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den duydum: ‘Yanından ayrılmayacak. Yanından ayrılırsa, faiz olur’ dedi» diyor.

«Duvardan atlarsa sen de atlayacaksın» hadîsi şerîfi

Hattâ bir hadîsi şerîfte: «O duvardan atlarsa, sen de duvardan atla.» Bakın: «Dolar alacaksınız, öyle değil mi? Ondan sonra dolardı ya; kaldırdığınız telefon, parayı göndermediniz daha; ‘Bana 10 dolar gönder oradan’ dediniz, aldım dediniz; para gitmedi daha — ona laf aizawl duâ; bu para gidecek. Fiat–fiat anlaşabilirsiniz, sıkıntı değil. Lsy yat anlaştınız.»

«Abdullatif: ‘Dolar kaç para?’ diye soruyorum. ‘Bugün 500 lira satış mı?’ ‘Onun için 500 satış.’ ‘Ben Abdullatif’e kaldırdım. Latif mâni 10.000 dolar alıver oradan’ konuştu. Dedi: ‘Konuş; 500 hesâbı bağladım, tamâm.’ Daha bakayım — ben dolar daha benim cebime girmedi. Ben Abdullatif’e 10 bin dolar karşılığında parayı vereceğim. Abdullatif gidecek oradan, benim adıma parayı verecek; doları aynı anda aldı, derse ki bir sâat sonra dolar olacakmış — al parayı geri. Abdullatif bir sâat sonra sen git, parayı al. Neden? O bir sâatlik, 5 dakîkalık, 10 dakîkalık dâhi ayrılmayacak; girecek dolarcıya, parayı verecek, doları alacak, çıkacak. Eğer öyle olmazsa, faiz; artık hepsi senin değil bu — faiz!»

Para üzerinde olan alışveriş peşin olacak — istisnâsız

«O zaman ne yapacak? Bu para üzerinde olan alışverişin hepsi de peşin olacak; göz göre olacak. Abone ol, abone ol! Bu konuyla alâkalı Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurdu: ‘Altına karşılık altın; gümüşe karşılık gümüş; buğdaya karşılık buğday; arpaya karşılık arpa; hurmaya karşılık hurma; tuza karşılık tuz — cinsi cinsine, birbirine eşittir; peşin olarak satılır.’»

«Altın 24 ayar mı? 24 ayar. Yâ, bu bileziktir. — Yok, canım kardeşim, kaç gram o bilezik? ‘On gram, alsana on gram altın.’ ‘Yâ, bu bilezikte bunun işçiliği vardı.’ İşçiliği ayrı konuş o zaman sen. Çünkü o esnâda ne yapıyorsun? Altına karşılık altın alıyorsun ve gümüşe karşılık gümüş alıyorsun — farklı olmayacak.»

Kurtuluş yolu: Cins değiştir

«Şimdi bundan kurtuluşun yolu nedir? Şu on gram altın satacaksın; paraya çevireceksin. Ben 10 gram altın sattım, 89.000 yaptı, 8.000 lira yaptı; 8 bin liralık git on gramlık — ve hattâ yepyeni gramlık, 8 gramlık işlenmiş altına bu câiz mi? Evet.» Yâ’nî ara işlem olarak parayı sokuyorsun: Altını sattın, parayı aldın; o parayla yeni bir altın alıyorsun.

«’Ama ben Abdullah’ın yanına gönderdim 20 gram altın. Abdullatif 20 gram daha oradan bilezik gönderdim. Bu olmadı ya — böyle oldu. Bunda bir sıkıntı yok. Var. Ama dedi ki: Bana bileziği gönderirim, ama üzerinde şu kadar da fark var.’ O zaman faiz oldu. İyi, o zaman nakit hükmünde olmaya — hurma nedir? Hurma.»

Hurmanın hurmaya değişimi: Kalite farkı paraya çevirme zorunluluğu

Hadîsi şerîfteki altı eşyâ Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri tarafından zikredilenler: Hurma, altın, gümüş, tuz, buğday, arpa. «Bir kilo hurma gönderdim, bir kilo hurma alırsın. Yâ, bu hurma su kâreydi; bu su kârı değildi mal vuruldu; bir kilo hurma, bir kilo hurma da — eğer yok, bir hurmanın değeri düşük, öbür hurma daha değerli ise; sen birbirini kim yapacaksa bunu paraya çevirecek, gidecek öyle alacak. Olmayı öbür türlü.»

«Bir kilo hurmaya bir kilo hurma; bir kilo arpaya bir kilo arpa; bir kilo buğdaya bir kilo buğday — fazlalık olursa, o fark faiz oldu.» Bu Fâtih’i (sohbete katılan bir kardeş) görünce aklıma armut geldi: Pazarda armutlar nasıl satılır? «Kiloyla satılır. Eğer tâne döndürürsek — beş tâne armuda beş tâne armut — Fâtih edecek; ya bizim armutlar dövmeceğim mıdır, çocuk kafası gibi, bir tânesi 750–800 gram geliyor.»

Elma–elma: Eşit sayıda eşittir; eksik veyâ fazla ise faiz

«Elma ile elma değişecekse böyle olacak. Ama yok, o elmayı aldı, sattı — beş tâne elma 5 lira; bendeki 5 elma. Eğer öyle değilse, 3 sıra gelecek; benden beş elmayı 3 sıradan alacak. Eğer benim elma miyim, benim armudum iyi armut, ben 5 armudumun yerine 8 armut alırım derse — faiz oldu. Anlamadığınız yerde elinizi kaldırın.»

«Bu sohbeti başkasının sözü değil. Bu konuyla alâkalı ‘çok geçmiş olsun’ demiş, abone ol. İyi, o zaman içinde faiz. Bu normalde Hanefiye göre faiz. Ben bunu Hamdi Döndüren de iddiâ ediyor: ‘Bu faiz’ diye. Bak, bu direkt faiz! O zaman o kimseye çıkacağız; zararları göz almayacak ticaretin. Elazığ nereden kaldı ki? Yok. Ama bu direkt faiz!»

Farklı cinsler: Takas serbesttir; aynı cinste fazlalık faiz

«Yok var, buğdayı bunu da ile takas et — yâ Oğuz, bunun adı arpalar! Aynı cins değil. Elma ile armudu değiştirebilirsin; abone ol, sen diyemezsin ‘3’de aynı olmuyor, 10 olursa aynı olur, bu köpeklerle değiştirdi.’» Yâ’nî elma armuttan farklı cinstir; aralarında fazlalıklı takas câizdir. Aynı cinste fazlalık faizdir.

«Size altın borcum var veyâ döviz. Ben bunu TL olarak ödediğin zaman, o anki kuru TL olarak ödemezsin. Ne borçlandıysan onu ödeyeceksin Hanefiye göre.» Borçlandığın cins ne ise, onunla ödeyeceksin. Dövizle borçlanan dövizle, TL ile borçlanan TL ile. «Bununla alâkalı da hadîsi şerîf var: Altında borçlanan, altında ödeyecekti; işte kâğıt parayla borçlanan, kâğıt parayla; gümüşte borçlanan, gümüşle ödeyecek. Bu konuda kesin nass vardır.»

20 yıl önceki çekler: Kâğıt parayla borçlanan kâğıtla ödeyecek

«O yüzden bir kimse ticâret yapmış 20 yıl önce — evet, doğru. Yâ ben de bir sürü alacaklı, öyle şimdi. Her biri hepsi de kuş oldu. Hepsi de vâr. Ama tipi adam şimdi 8 milyâr; adamın çeki varmış aradan geçmiş 22–20 yıl. Hattâ bir tâne imâm geldi de öyle; bu imâm malı almış bizden, aradan geçmiş bir vâ yıl. Sonra bir de geliyor, kızıyor bana: ‘Faydalı faiz alacağım ben senden!’ Dedim: ‘Yâ faize benim ne işim var? Bir avukat istiyor; avukat kendisi ister, beni ilgilendirmez. Benim 5 lira senden alacağım var; ben 5 lira bilirim’ dedi. Ben kaldırdım telefonun yanında: ‘Dedim ben senden faiz alıyor muyum?’ ‘Hayır’ dedi.»

«’Ben dedim git onunla görüş.’ ‘Yâ ben avukat parası vermek istiyorum, istersen?’ Hiç ödemedim, üzerinden 5–6 yıl geçmiş; dedi mi: ‘İmâm mısın?’ Dedim: ‘Mahşerî var, Allâh’tan korktum; istediyse ödemedim. Yâ ben sana 5 lira vereyim — hani avukatın parasını avukatı kongre sildirir’ dedi. ‘Sildirmem dedim; ne yapıyorsan yaptın bu. TL borçlanan, TL ödeyecek. Abone ol, TL ödeyen TL ödeyecek.’»

Vadeli para üzerinde alışveriş: Faiz tanımı

«Evet, bu vadeli olarak parayı parayla satmak da faizdir.» Faiz, satış akdinde şart koşulan bedelin dışında değiş–tokuşta taraflardan birine sağlanan fazlalıktır. «Yâ ben Özer’e bu kâğıdı sattım kaç para? 10 liraya sattım. 10 liraya sattıktan sonra ben Özer’den kalkıyorum 11 lira para istiyorum. Bu faiz oldu — fazlalık. İyi bakın, bu fazlalık faiz oldu. O zaman satış akdinde konuşulup konuşulmasına gerek yok. Her fazlalık faiz, abone ol.»

«O para değiş–tokuşu akdin akitlerde gerçekleşir. Bu akitte her iki bedelin de akit meclisinde teslîm alınması gerekir. Çünkü Peygamber Efendimiz: ‘Gümüşü gümüşle değiştirdiğinizde bunları peşin olarak teslim alın’ buyurdu. Demek ki bütün nakit alışverişleri peşin olacak. GTA V; abone ol.»

Hibe ile faizden çıkma — ve banka karşılığı çuvallaması

«Sen bana yardımcı oldun, onu olarak istemedim bunu. Bu hâkîkî tek konulursa, ve bu akit’e konulursa, akit fâsid olur. Sen bin lira hediye ettin, hibe ettim — bu ayrı. Bu hibe giriyor, o faize girmiyor.»

«Banka sana diyor ki: ‘Şu kadar vereceğim, senin 100 bin liralık.’ Yâ ben sana 10 lira verdim; ben senden 11 lira beklemiyorum. Evet, yok — evet, veren kişi kendisi hediye etmiş. Onu da şüpheli görenler var: ‘Sebep, ya neden daha önce hediye etmedi ki sana?’ Hiçbir. Eyvallâh, bunu câiz görmüşler Hanefiler. Var mı? Mi, evet, şu an TL’ye çevirip verdiği için zordu; TL altını görecek alan da, veren de oy. Kâğıdın değeri onlarla 15’i arasında diye seviyorum yâ. Fiat 500 liraya sat — Hanife’ye göre sıkıntı yok, ki bunda sıkıntı yok. Vâr ya, kâğıt her yerde oynar. Sen dedin ki ’20 lira; almasına da maldetmiyorsun.’ Açık konuşuyorsun. İslâm’da aldatmak yasak.»

Dolar borcunun TL ile ödenmesi: Cins farkıyla faize girmek

«Ben de dolar borcu var ya da alacağı; bu çek yerde çekmiyor. Herhangi bir fark değil o günü geldiğinde. Kurdan ben 10 bin dolar düştü, bugün bitti; o evrağı karşılıklı adresimiz inkâr var mı, var ya — bugün 10.000 dolar yapıyor; çekin karşılığı düştü. Bir temiz vadesi gelmeden akit. Com bakmam lâzım. Burada da fark oluşu zaty; sağlık olduğu için sordum.»

«Burada da fark oluşuyor; olmuyor — doları almadı. Çünkü o esnâda var, çünkü orada dolar hesâbından düşecek dolar; almış olması lâzım. Doları almadı; ama olmadı, ne oldu? Burası 15 günlük 25 bin lira diyebilir bir. Şimdi alırsan 10.000 lira; 5 ay sonra dersen 25 bin lira; bir yıl sonra ödersen 35 bin lira; 5 yıl sonra ödersen 105 bin lira. Akit bitmedi daha, abone ol! Bu alışveriş bitmedi daha. Yâ ben aldım, gönder; ölüyor, olmadı.»

Fâtih alışverişi: Vade belli, miktar belli, para peşin

«Fâtih alışveriş oldu: Vadesi belli olacak, miktar belli olacak, parayı dediyse o koltuğu gönderecek beş bin liradan; Allâh isterse 130 lira olsun ya, onda para peşin, mal neresi oldu — sıkıntı yok. Var; o derse ki ‘Bana para olarak getir’, gene olmalı bu işin doğrusu altın borçlanmış; altın varsa, bu balı sattık.»

«Dolar — bu tekniği Kore bıraktı. Dolar kurunu faturalar bir tânesinde de ‘Senin bu kadar da TL borcum, o mavi geldi nerede; olarak bana ödeme şekliniz’ ama gene olmadı var oradaki konuşulanın cinsi değiştiği anda iş faize girdi. Bu fiyatı geçerli — pazarlık bitmedi daha, alışveriş bitmedi, takip bitmedi, fiyatı da belli değil, ucu açık fâsid alışveriş. Evet, abone ol, ribâ olsun yine, faiz yine de bak.»

Mutfak dolabı misâli: Akit bitmeden malzeme zamı

«Sen bana mutfak dolabı yap; hafta sonra bu iki hafta süresince mobilya malzemesi — ne zaman geldi? İki hafta sonra aradı: ’11 idi, 13 lira olmadı; akit bitmemiş.’ Çünkü sizin seni bu akit etmemiş, abone ol. Bu adama 120 lira, 118 da malzeme satın; 100 liradan geri alıyorsun — o kabul ediyor mu? Sen malı iâde mi alıyorsun, geleyim mi satın alıyorsun? Ve yağ desen 118 yazacağım, abone ol. İyi hadi, faturası keseceksin; yâ zaten 18 gene ödemeyecek, ha. O kesmiyor? O kesmiyorsa, o zaman, evet — o zaman zararlı çekecek bir tânelerim bu maliyeti 4 lira; seni abone ol, abone ol! 37 tânelerine gerek yok; ki ben sana faiz oluyor — aradaki fark ne değişti? Cinsleri aynı ise, faiz oluyor.»

Babanın helâl borç misâli: Hediye fazlalığı câiz olur mu?

«O da 10652’de borcu olan geldi: ‘Benim için böyle aldım bunu kaç para?’ Dedi: ‘Babamız içerim sandığı mı?’ Bu başka bir yok, ki abone ol. Ali babanın yaptığı doğru ya — helâl adammış baban anama bak. Meselâ o şimdi ödeyecek olan var ya — ödeyecek olan kendiliğinden babanı istemiyor orada, kendiliğinden dese ki kendiliğinden babanı istemiyor: ‘650 lira’nın diyecek ki ben o gün için senden 10.000 koli aldırdım; bugün 10.000 colin taş para.» Hâni az önce vardı ya, hediye gibi konuşulan: Bugün 10.000 koli 10 milyâr lira; ama daha önce 650 liraydı. Bugün 10 milyâr lira. «Bir adam dese ki — şimdi borçlu olan kimse — ‘Al kardeşim, boğum üzerleri hibe ettim, bende karşıdaki kabul etse câiz olur, abone ol kadar.’ Bunu gelecek gelir; mert adammış o da, abone ol; ve hepsi de faize giriyor daha orada.»

Zeytin – yağ – buğday – pirinç: Farklı cinste takas serbest

«Geleceğim şimdi kurtuluş yolunu göstereceğim size. Sen zeytin verip yağla bilirsin, ama hiç önemli değil — zeytin verip yağ alabilirsin, zeytin verip zeytin alamazsın. Anlaşıldı — an. Az önce bizim Molla dedi ya: ‘3 numara zeytin verelim, bir numara zeytin alalım’ — bunu yapamazsın.»

«Ama zeytin verip yağ alabilirsin; zeytin verip buğday alabilirsin; zeytin verip pirinç alabilirsin. Bunda bir beis yok, abone ol.» Yâ’nî farklı cinsler arasında miktar farkıyla takas yapılabilir; aynı cinste yapamazsın.

Türkiye Cumhûriyeti devleti lâik bir devlettir

«Bu sözün başında söyledim: Türkiye Cumhûriyeti devleti lâik demokratik bir ülkedir; burada dînî bir kurum yoktur dedim, abone ol. Derse ki, ‘Sen hiç büyük mü yok’ — normalde varsa ödemiyorsa günah kebâra giriyor. Ödemeye geldiğinde ne ile borçlandı? Söylüyordum öyle ödeyecek. Evet değişmiyor.»

«Muş, o sesini yükselt, abone ol. Ve o normalde, eğer ki Ceyhan, oysa ortaya da bir zarar varsa mal satan; Chan kimse mal satan zararını karşılamakla mükellef.» Misâl olarak: «Abone ol, bu 95 model — ama 2009’a araba vereyim; ben arabamı alacağım. Sen 95 model arabayı kaça sattıysa parasını isteyebilirsin. Bir tek böyle işte sıkıntılar burada — o zaman kaç paraysa o parayı sileceğim ondan, tamâm. Yapacak bir yok onun da bizde, ama vicdânın o adam râhat olacaksa olacak; ama durum bu mu, yok — parayı alacağım. TL satmışsın; ben Ahmet geçer kurucak adam mı mi, evet.»

Vade farkı = nesîe faizi; kur farkı = katmerli faiz

«10.000 liraya 6 ay sonra almak üzere 1.500 lira ile değiştirmek pazarı mı? Para üzerinden nesîe faizidir.» Siz nereye olursa olsun bir yere bir para yatırdınız 1.000 lira; oradan 1.100 lira alsanız — daha iyi. O yüzden ne olmuş oldu? Faiz olmuş oldu.

«Bunlar göz önünde bulundurulduğunda, kur farkı üzerine faiz — bu benim sözüm — katmerli farzdır.» Hani başka bir âyeti kerîmede «kat kat faiz yemeyiniz» (Âli İmrân 130) diyor ya — bu kur farkı üzerinden katmerli olmuş oluyor. Çünkü öbür köyünün şeyi belli, miktarı belli; adam yüzde yirmi ödeyecekti, bir yıllık; bunun miktarı belli değil, yüzde yirmi alacak — bir de kur farkını alacak. «Bak, hem kur farkını alacağından dolayı kur farkı alacak faiz; öbür türlü normal fark alacak faiz. Bir de hani — doları TL’ye çeviriyor, parayı da görmüyor, anında alışır solmuyor; oradan da faiz. O yüzden katmerli faiz mi, evet?»

Bankalar arası transferler ve hadîsi şerîf: «Faizden hiç kimse kurtulmayacak»

«Şimdi geldik bu bankalar arasında transferlere onun sana işte mi yapılan işlemlere — şimdi biz bunları böyle ben size anlattım; dediniz ki: ‘Hepimiz de faize gömüldük, doğru mu?’» Bu hadîsi şerîf aynı zamanda öyledir: «Öyle bir zaman gelecek ki, faizle iştigâl etmez hiç kimse kalmayacak; dağdaki çoban dâhil. — ‘Yâ Resûlallâh, dağdaki çobanın işine ne, faizde?’ — ‘O da diyor: Faizde iştigâl edenin yemeğine, dâvetine katılacak; onun da Bursa’nın faiz gelecek.’»

«Şimdi ister şeyh ol, ister hisler halîm ol, ister zâlim ol — ne iş yaparsan yap. Türkiye Cumhûriyeti devletinde yaşasın, Almanya’da, Fransa’da yaşasan, bütün işlemler faizde mi? Evet. Ve bundan hepimiz de kursağımızda giriyor mu? Ha az önce bir râhatlayın hep, araba faiz, abone ol! Bak, şimdi faize ‘faiz değil’ demek küfür; bu sakına. Bu özellikle bunları böyle beyân ediyorum ki sakın faize ‘faiz değil’ demeyin; çünkü faize ‘faiz değil’ demek küfür.»

Hanefilerin kurtarıcı fetvâsı: Mekhûl hadîsi ve dârü’lharp

«Şimdi Hanefileri kurtaran bir fetvâ var. Hani bunu söylüyorum çok eleştiriyorlar ya beni — ben bunu söylerken, anlatırken insanları bu faiz girdâbından kurtaramıyorum. Bir hadîsi şerîf vardır, o hadîsi şerîf kurtarıyor insanları: Hz. Mekhûl hadîsi şerîfi. Hz. Mekhûl, kim? Tâbiîndendir; Fâtih bizzât; hattâ Hatîb Bağdâdî, Fakîh, pizzaya. O bir hadîsi şerîf nakdediyor diyor ki: ‘Harbî ile Müslümanın arasında faiz yoktur.’»

«Ben dârü’lharpte gayrimüslim bir kimseden 1.000 lira verip 1.200 lira alırsam — faiz olmaz! Ben gayrimüslim ikisi, 1.000 lira verdim 3.000’den aldım — yine faiz olmaz! Yâ ben gayrimüslim bir kimseye 1.000 lira verdim 5.000’den aldım — cihâd ettim! Neredeyse 3.000 lira verip 1.500 lira da aldım — gene cihâd ettim! Neden? Harbîyi ekonomik olarak çökertiyor. Buradaki mantık budur. Çünkü Hz. Abbâs radıyallâhu anh hazretlerinin Mekke’deki işi para satmaktı — müşriklere faiz para satıyordu.»

Beni Abbâs’ın çarkı: Kıyâmet alâmeti

«Âhir zamânla alâkalı hadîsi şerîflerde der ki: ‘Beni Abbâs’ın çarkı yeniden döndüğünde, Beni Abbâs’ın çarkı yeniden döndüğünde — hani, kıyâmeti bekleyin mânâsında — Beni Abbâs’ın çarkı nedir? Faizdir. Faiz ümmetin içerisinde yeniden dönmeye başladığında, âhir zaman alâmetidir; siz kıyâmeti bekleyiniz.’»

«Çünkü hem Bedir zamânı, hem de Uhud zamânı, Hz. Abbâs bu hâlde. Hz. Abbâs Müslüman olmasına rağmen faizcilik yapıyor. Faizle alâkalı Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri onu herhangi bir kısıtlama getirmiyor; müşriklere para satıyor.» Hz. Abbâs zengindir; ticâreti çok iyi bilen, parayı seven bir kimse. «Ben bunu küçümseyici olarak söylemiyorum; eticâreti çok iyi biliyor, para işlemini.» Bu durum ne zaman değişti? «Hz. Abbâs’ın faizleri kaldırıldı Mekke fethedildiğinde. Mekke fethedilince kadar Hz. Abbâs radıyallâhu anh hazretlerinin Mekke’deki müşriklere faizdeki alışverişleri devâm etti.»

Dârü’lharp tanımı: İslâm hukukunun icrâ edilmediği her yer

«Şimdi bir bu ölçü; ikincisi Hz. Mekhûl hadîsi şerîfi: ‘Dârü’lharpte harbî ile mü’minin arasında faiz yoktur’ diye. Şimdi a Müslümanların yönetimde olmadığı, İslâmî hukukun icrâ edildiği her yer dâru’lharptır. Müslümanların tekrar yönetime hâkim olmadığı ve gayrı-İslâmî hukukun uygulandığı her yer dâru’lharptır.»

«Aynı zamanda da çek cevâb oldu bizim Mehmet Emin’e cevâb oldu: Hâni dedi ya: ‘Yâ adamın hâkim faizle alâkalı dava veriliyor normâl değil.’ Çünkü gayrı-İslâmî bir hukuk; gayrı-İslâmî bir hukukta mü’mine kâfirin arasında faiz kalmadı. E şimdi, ama bunun altını çiziyorum: Hani az önce dârü’lharpta borç alışverişi nasıl olacak, dedi dîni. Nerede olursanız olun, Müslümanın Müslümandan faiz alması, vermesi câiz değildir.»

Müslümandan Müslüman’a faiz yasağı her hâlukârda

«Nerede olursanız olun, ister dâru’lharp, ister dâru’l-İslâm; nerede yaşarsanız yaşayın, Müslüman bir kimseden siz faiz alamazsanız. Ve mümkünse vermeyin; veremezsiniz daha ya. O yüzden Müslüman, borç alışverişlerine iyi bakın, dikkat etmekle yükümlüdür: Kimden mal alır, kime mal satar. Tâcir bu konuda işini bilen insan hükmündedir.» «Ben bilmiyordum» demek yoktur; bileceksin, öğreneceksin. Böylece Müslüman bir kimseden faiz almayacağını da bileceksin.

«Bak, şimdi sana geldi: Devletin açıkladığı bu kur artı faize şimdi. Devlet İslâm mı? E, devlet kendisini ‘Yok, ben İslâm değilim’ der; o, benim hukukunda İslâm değildi. İyi, o zaman alınabilir mi? Ne, alınabilir. Ben buradan hareket ederek alınabilir; bu anlaşıldı, değil mi? Bak, buradan hareket ederek de alınabilir. Şimdi elektrik parası, su parası, doğalgaz, telefon ödemediniz — faiz; ödediğiniz işte vergi dâiresi faize dediniz bakımından, hepsi de giriyor müşterinin içerisine giriyor. Dârü’lharp hukuku olunca buradan kurtuluyorsun ilk. Yoksa annenle Kâbe duvarının dibinde zinâ etmiş gibi günâha gireceğim.»

«Bu nasıl hadîs olurmuş?» — Mekhûl hadîsini reddedenler

«Bu hadîsi şerîfi de kabûllenmek istemiyorlar: ‘Bu nasıl hadîs olurmuş?’ dedi birisi. ‘Yâ’ dedi. ‘Sen okudun mu?’ dedim. ‘Hiçbir hadîs kitâbı okumadım, ama böyle bir hadîs olmaz’ dedi. ‘Sen faizcinin’ o zaman dedim, ona — vâr ama. Mü’min mü’minden aslâ alamaz, evet.»

Dârü’lharpte cezâlar düşer: «Hat cezâ uygulayamazsınız. O yüzden normalde İslâm’ın temel yönetimi, temel hükümlerinin uygulanması mümkün değildir; İslâm’ın vermiş olduğu cezâlar da düşer.» Bunlar tehlikeli sözler; ama fıkıh kitaplarında vardır. «Harbîden bir şeyi çalsam, hiçbir şeyi kasvet sen, bu kâbînden bu câiz olur ki — bunlar da harb hukukunun içinde. Bunları konuşmazlar; bunları konuştuklarında anarşi çıkar ortalıkta. Çünkü meselâ siz İngiliz HSBC miydi, ya neyse — İngiliz bankası dolandırabilirsiniz dârü’lharpta. Bu örnek eve gidip milyon dolar kredi çekip üstüne yapabilirsiniz dârü’lharp hukukunda.»

Almanya Millî Piyango misâli: Harbî kurumdan kazanım câiz

«Bunun gibi şeyler vâr. Meselâ işte de dâru’lharpta kumar oynayabilirsin harbînin var ya — sakın o. Millî Piyango, şunlar bunlar bunlara bakmayın ha; ve o Millî Piyango’nun hepsi de ayarlanıp düzenlemektir. Sen oradan böyle göstermelik birisine bir para kazandılar hep iterler. Oradan bu öyle. O Millî Piyango’da kalkıp da o Demirören’e yedirmezler öyle; sakın zannetmeyin. Demirören o parayı yiyor diye, bu öyle yedirmezler. Onlara öyle paraları Allâh bizi affetsin; ama millet Allâh affetsin gidecek bana. İşte oraya Millî Piyango olacak besleyecek böyle.»

«Mesela bir kimse Almanya’da Millî Piyango oynatıyor — Almanya Millî Piyango idâresini aldatabilir mi? Evet. Orayı çökebilir mi? Evet. O para câiz olur mu? Evet. Hattâ gitti Almanya Millî Piyango İdâresi’ne. Ondan sonra bastı çöktü, aldı parayı — câiz. Ve dârü’lharbe (harbînin) malı, cânı, aklı, dîni, nâmûsu emniyette olmadığı gibi fetvâ böyle der; çünkü harbînin de yoktur da. Ama bunlar İslâm dünyâsında — bilhassa Türkiye’de — konuşulmaz. Allâh muhâfaza eylesin.»

İmâm Yûsuf, İmâm Muhammed ve İmâm Şâfiî’nin ayrı görüşleri

«Renault — Tabiî bu Hanefilerden İmâm Yûsuf’la, İmâm Muhammed de İmâmı A’zam’dan ayrılmış demiş ki: ‘Faiz, nerede olursa olsun, câiz değildir.’ İmâm Şâfiî de aynı şekilde demiş ‘faiz faizdir’ demiş. Yalnız İmâm Şâfiî’nin bir fetvâsı da var: Orada ‘İslâm hukuku uygulanmıyorsa, Müslümân şehîd oluncaya kadar Müslümanların orada İslâm hukukunu icrâ etmesi için cihâd etmesi farzı ayındır’ da — İmâm Şâfiî’de böyle bir sıkıntılı fetvâ var.»

«Şâfiîler, o yüzden örneğin kıl beşi bitirişi yapamazlar; sıkıntılı fetvâlar var Şâfiîlerde. O yüzden bilmem hızda Hanife’ye geçmeleri lâzım.» Vakit geçti; helâllik dilenir. «Burada küçük hadîsi şerîfler var, hani kısa olanlar — onlardan da okuyayım, hazırlık yapmışken.»

Aracılık hediyesi: Faiz kapılarından büyük bir kapı

«Kim bir kardeşinin işini yapmak için aracı olur, o da buna bir hediye verirse — kabûl ettiği takdîrde faiz kapılarından büyük bir kapıya girmiş olur.» Anlamı: «Yâ ben şimdi Hüseyin arkadaşa bir yardımcı oldum; bir de yardım ettim. Hüseyin arkadaşı belediyeye kattım, işe girdi; Hüseyin arkadaş kalktı dedi ‘yâ beni belediye’ye işe katı dedi; işte ben dedi ona, örneğin işte ne bin lira hediye vereyim’» dedi. «Faiz oldu, anladınız mı?»

«Biriniz kardeşine ödünç para verirse, ödünç alan kimse ona bir hediye ederse, kabûl etmesin. Evet, bu da sana cevâb bu — veyâ beni yine bildirmek ister sonra bilmesin. Ancak daha evvel aralarında hediyeleşme ve yardımlaşma câri ise, bu müstesnâ.» Bu anlaşıldı: Bu işin takvâ noktası: Daha önce birbirlerine hediye veriyorlarsa, bunda sıkıntı yok; ama borç para verince hediyeleşme oldu — bunda sıkıntı var.

Rüşvet: Dârü’lharpte hakkını alamayan veriyse câiz

«Bu dişlerimiz oluyor, bu adamlar onlara bir vermeden işimi çözmüyor — câiz bu damarlarda rüşvet vermek câizdir, işini görmek için, daha çık. Red var: Dârü’lharpta bir kimse hakkı olan bir alamıyorsa — hakkı olan bir alamıyorsa — rüşvet vermesi câizdir.»

«Ama bazen insanın beline vurmak isterler; ama ben böyle vurmak isteyenlerin kafasına vururum, evet. Tamâm, sabahtan beri anlattıklarımdan bir şey anlamadın o zaman, abone ol. O mübârek insan sohbeti dinlemedin mi baştan sona, ve Türkiye Cumhûriyeti devleti playing demokratik bir devlet; burada dîni bir kurum var mı dedim, yok dedim, abone ol. Bu faiz olurdu; ama gene dinlememiştim. Bak, konuştukça dinlemedin; hiçbir yere çıkıyor meydana, abone ol.»

Faizin en şiddetlisi: Mü’min’in şerefine dil uzatmak

Hadîsi şerîf: «Muhakkak ki faizin en şiddetlisi, haksız yere bir Müslümanın şerefine dil uzatmaktır.» İyi bakın: «Faizin en şiddetlisi neymiş? Bir Müslümanın şerefine, haysiyetine dil uzatmakmış. Bu, dâire bir faiz! Allâh muhâfaza eylesin. Haklarınızı helâl edin; bu sohbet biraz böyle dikkat isteyen bir sohbettir.»

«O yüzden özellikle dinlemenizi tavsiye ettim; ve özellikle anlamadığınız yer aradı, sorun dedim. Yine de bu sohbeti inşâallâh geriye sarar, dinlersiniz.»

Hâtime: Bireysel sorumluluk ve takvâ tarafı

«Ben faizin ne olduğunu, nelerde faiz olup olmadığını söyledim. Sonuçta, biz bu devletin sınırları içerisinde yaşıyoruz; bu devletin hukuku ile yaşıyoruz; bu hukuk İslâmî değil. İslâmî olmadığı için biz, mecbûriyetten bu faiz girdâbının içindeyiz. Devletle ve kurumlarla olan ilişkilerimizin hepsi de bu mânâda faizle yönetiliyor ve yönlendiriliyor. Bizim bireysel birbirimizden bundan sorumluyuz.»

«Biz bireysel birbirlerimize olan alışverişlerimizde mümkün olduğunca, ama direkt — ama en direkt faizlerden uzak durmaya gayret edeceğiz. Bu işin takvâ noktası: Bankalardan faiz almak için uğraşmayacağım, iyi bakın. Bu işin takvâ noktası — diyorum, bankaların verecek olduğu faizlerden uzak duracağız. Biz bu tip işlere girmeyeceğiz.»

Aslî ihtiyâç ve dârü’lharp istisnâsı

«Biz mecbûr kaldık — adamın başını sokacak bir ev alması aslî ihtiyâcındandır Hanefilere göre; bir bineğinin olması aslî ihtiyâcındandır. Ve bunun gibi aslî ihtiyâcı karşılamak için bankalardan böyle işte alışveriş yapılabilir mi? Elcevâb: Yapılabilir. Mümkünse bundan da uzak — iyi bakın, mümkünse bundan da uzak durun. Mümkün olduğunuz noktada, dâirede, bankalardan uzak durma gayret edin.»

«Bankaların faizlerinden uzak durmaya gayret edin; kredi almamaya gayret edin; onlara borçlanmamaya gayret edin; mümkün ise hâliniz kadar yaşayın. Bu mümkün ise. Ama bazı âileler vardır, bazı insanlar vardır — yapacak bir yoktur; bir birikimde bulunayım, bir ev sâhibi olayım veyâ bir araba sâhibi olayım, işte 20 ay vadeli 30 ay vadeli bir araba alayım. Aslî ihtiyâcı; veyâ bir kimsenin işi var, o işini yürütmesi için bir tâne araba ihtiyâcı var, bir makineye ihtiyâcı var — çünkü işini yürütecek. O kimse bu tip mecbûriyet söz konusu olursa, buna söyleyecek bir sözümüz yoktur. Ama bir mecbûriyet yok ise uzak durmaya gayret edin. İşin takvâ tarafı budur.»

«Her fazlalık faizdir» — Kāide tekrarı

«Hâ, birisi diyorsa ki: ‘Yâ bu fazlalık faizleri faiz’ — canım kardeşim, her türlü fazlalık faiz! İyi bakın, tekrar altını çiziyorum: Kim ne anlatırsa anlatsın, kim ne söylerse söylesin, kim ne fetvâ veriyorsa versin: Her fazlalık faizdir bir. Ve her fazlalık — bu mü’min mü’minden bu fazlalık almamaya gayret edecek, kalmayacak, istemeyecek, bundan uzak duracak. Vâr; ama bireysel olarak, ama öbür türlü kurumlararası bankalardır, devlettir — bunlardan kaçması biraz zor. Haklarınızı helâl edin; sürçü lisân ettiysem affola.»

El-Hidâye 311. sayfa: «Savaş ülkesinde Müslüman ile harbî arasında ribâ yoktur»

«Bak, ibâreleri sıralarım; bu ibâreler fıkıh kitaplarından aldığım ibârelerdir. Biz bunu böyle geniş ölçekli sohbet eden, belki de yegâne tek kişiyim Türkiye’de. Yâ ben Don Kişot değilim; yel değirmenleriyle savaşacak kadar ahmak değilim. Kusisi de buraya el-Hidâye getirdim; burada kitap dârü’lharp ile alâkalı bahsi de burada 311. sayfa. Bu açın, okuyun el-Hidâye’den 111. sayfa, ibâre şu:

«’Savaş ülkesinde Müslüman ile harbî — Müslümanlara karşı çarpışan gayrimüslim — arasında ribâ yoktur.’ Ne demek? Normalde evde gayrimüslimlerle Müslümanların arasında faiz yok. Bu ibâre burada da açık; okuyabilirsiniz. Siz herhangi bir bankayı Müslüman görür müsünüz? Ben sana cevâb olduğunda mi, evet. Yâ o yüzden bu normalde bununla alâkalı daha başka yerlerde bu konuda açıklamalar var; fetvâlar var. O yüzden meselâ İbn Âbidîn’de var, Fetâvâyı Hindiyye’de var, Döner Günleri’nde var. Bu Dört Mezheb Vezîri’nde de var. Bunları arzu edenler bunları bakıp öğrenebilirler.»

Kapanış: Sohbeti dinleme tavsiyesi ve helâllik

«Tekrar söylüyorum: Sohbeti dinlemek isteyenler geriye dönüp yayınlandığında dinlesinler; anlamadıkları yer var ise önümüzdeki hafta gene sonra hâlinde buraya getirsinler. Ama sohbeti dinleyin; böyle dinlemeden boş soru sormayın. Dinleyin, anlamadığınız yeri sorun; biz bir de anlatalım, sıkıntı değil.»

«Belki de canı sıkıldı böyle vurmak diye ben genel olarak bak ibâreleri sıralarım — bu ibâreler fıkıh kitaplarından aldığım ibârelerdir. Haklarınızı helâl edin, gecemiz hayır olsun. El-Fâtihâ.»

Kaynakça

  • Kur’ânı Kerîm, Bakara 275 — alışveriş–faiz ayırımı; Âli İmrân 130 — «kat kat faiz yemeyin».
  • Buhârî ve Müslim, Büyûʿ Kitâbı: Altı eşyâ hadîsi (altın, gümüş, buğday, arpa, hurma, tuz — cinsi cinsine, peşin, eşit miktarda).
  • Sarf akdi ve para değişiminde meclisi akit şartına dâir hadîsi şerîfler (Hz. Ömer rivâyeti, «yanından ayrılma» kāidesi).
  • Hz. Mekhûl rivâyeti: «Dârü’lharpte Müslüman ile harbî arasında ribâ yoktur» — İmâmı A’zam’ın delili.
  • Mergînânî, el-Hidâye, dârü’lharp ile ilgili bahis (s. 311) — sohbette getirilip okunan ibâre.
  • Haskefî, ed-Dürrü’l-Muhtâr — 10 dirhem gümüş + 1 dânik artırma misâli ve fazlalığın iadesi.
  • İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr — dârü’lharp bahsi ve Hanefî istisnâsının tatbîkātı.
  • el-Fetâvâ el-Hindiyye — Hanefî fıkhında faiz ve sarf akdi.
  • Hz. Abbâs (radıyallâhu anh)’ın Mekke’deki para satışı ve Mekke fethinden sonra faizinin kaldırılışı: Sîret kaynakları.
  • «Beni Abbâs’ın değirmeni döndürüldüğünde» kıyâmet alâmeti hadîsi şerîfi.
  • «Faizin en şiddetlisi mü’minin şerefine dil uzatmaktır» hadîsi şerîfi.
  • «Öyle bir zaman gelecek ki faizden hiç kimse kurtulamayacak; dağdaki çoban dâhi onun tozundan nasîb alacak» hadîsi şerîfi.
  • «Borç para verene hediye etme» kāidesi ile hediyenin faiz kapısı olarak değerlendirilmesi hadîsi şerîfi.
  • İmâm Yûsuf ve İmâm Muhammed’in İmâmı A’zam’dan ayrılan görüşü; İmâm Şâfiî’nin dârü’lharp fetvâsı.

Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet serisinden derlenmiştir. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Sünnet, Silsile, Tekke. → Tasavvuf Sözlüğü‘nün tamamı