Dergah Sohbetleri Serisi

693. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri


Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri” width=”500″ height=”281″ src=”https://www.youtube.com/embed/35J0uj80WUQ?feature=oembed” frameborder=”0″ allow=”accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share” referrerpolicy=”strict-origin-when-cross-origin” allowfullscreen> Nerede ümmeti Muhammed’i zulmediliyorsa, kanının namusu, şerefi, haysiyeti, toprakları haksız ve hukuksuz bir şekilde ayaklar altına alınıyorsa Cenabı Hak hepsinden de intikamını alsın. Rabbim ümmeti Muhammed’i nerede zorluk çıkaran, sıkıntı çıkaran var ise, haksız, hukuksuz davranan var ise Rabbim inşâallah hepsinden de intikamımızı alsın. Bir yerde ders yaptıran Çavuş abimiz var. Ama sizin de başka çavuş abimize sen de orada ders yaptır.

Peki bunu yaparken tavrımız ve tarzımız ne olmalı? İki tane çavuş var. İkisi de sırayla ders yaptıracak. Bunda bir sıkıntı yok. Burası makam iki yeri değil. Eee, normalde iki tane çavuş varsa ikisi de sırayla anlaşaraktan ders yaptıracaklar veyahut da birisi diyebilir sen dersleri yaptır, ben sen olmadığın zaman yaptırayım. Veyahut da kendi aralarında anlaşırlar. Bir esma o okutur, bir esma o okutur veya bir hafta o yaptırır, bir hafta o yaptırır. Bunda bir sıkıntı yok. Anda yaşamak nedir? Siz

anda mı yaşıyorsunuz? Kudret yurdunda anda mı yaşanacak? Sufi anı yaşar. Bu sufilikte bir edeptir, adaptır, terbiyedir. Yani ne geçmişi karan geçmişin karanlığından kaygıya düşer, ne de geleceğin karanlığından kaygıya düşer. Ne geçmiş onu Kur’an ve sünnete tabi olmaktan, Allah’ı sevmekten alıkoyar. ne de gelecek korkusu, kaygısı onu Kur’an ve sünnete tabi olmaktan, Allah’ı sevmekten alıkor. Burada genelde Müslümanları yıkan gelecek kaygısıdır. Yani geçmişle alakalı da insanlar kendi kendilerine psikolojik olarak sararlar. Ben bugün bu günahı işledim, benim bu günahım

affolmaz. Veyahut da ben dün şöyle hayat yaşıyordum. benim günahım affolmaz veya ben buradan toparlanmam gibisinden bu geçmiş kaygısıdır. Bu geçmiş kaygısı dervişi tabiri caizse müslümanı içinde kurt gibi yer bitirir. O yüzden sufi geçmişine tövbe eder. Bir daha o işlere bulaşmaz. Tövbenin hakikati odur. Ve bir de Zikrullah halakasına oturduysa der ki, “Benim geçmişimle alakalı bir işim kalmadı.” Sufiyi asıl Müslümanları bugün eriyip bitiren en önemli şey genel olarak çoğunluk gelecek kaygısıdır. Ülkede de bu pompalanır. İslam ülkelerinde bir

gelecek kaygısı vardır. Bizim ülkemizde bu daha fazladır. Yani normalde belirli bir kesimin altında yaşayanlar gelecekte nasıl bir hayat kurgulacaklar? bunun kaygısını yaşarlar. Dervişler de bundan etkilenirler. En az etkilenmesi gereken dervişler olmasına rağmen en fazla Müslümanlar ve dervişler etkilenir. Kendince kendi kendisini bu ticaret yapanlarda daha fazladır. Normalde memurda, amirde çok yoktur. Memur çünkü memurdur. Aylık maaşını bilir. Ay sonu geldiğinde maaşımı alacağım der. Ama esnaflarda gelecek kaygısı daha fazladır. Çünkü esnaf kendince düşünür. İş yapamazsam, iş olmazsa, yanlış

yere bir mal verirsem, orada para kaptırırsam, çek kaptırırsam, şu şöyle olursa, bu böyle olursa, dükkan kirasını ödeyemezsem, evin kirasını ödeyemezsem bu gelecek kaygısı şeylerde, esnafta daha fazla olur. O yüzden derviş anı yaşar. Bu gelecek kaygısı eşler arasında olur. Bu adam beni yarın öbür gün boşar. Bu kadın beni yarın öbür gün boşar. Bu çocuklar beni gelecekte bakmazlar. Yüzüme de bakmazlar. Şöyle de olmaz, böyle de olmaz. Gelecek kaygısı insanı perişan eder. Şeytanın vesvesesidir. O yüzden derviş anı yaşar.

Yani kendince şöyle düşün kurgular ya insanlar. Kendince kurgular. örnekleyeceğim. Şimdi yarın öbür gün adlan şunu şöyle yapabilir. Ben şimdiden önlemimi alayım. Gelecek kaygısı bu. Şimdi bizim önceki zakirlerin bir kısmında bunu gördüm ben. Normalde birisine yetki vermiyor. Ona sorumluluk vermiyor. Kendince diyor ki bu gelecekte zakirlik yapar şimdi bana. Veyahut da bu bir zakir olursa veya zakirlik yapmaya kalkarsa diye gelecek kaygısı güderlerdi kendince. Ben de diyordum ki ya bellemeyin millet hizmet etsin. Herkesi çavuş edin. Koştursun herkes ne

olacak bundan dediğimde birisi bana öyle dedi. Dedim Mustafa kardeş sen dedi Bursa’da herkese çavuşluk veriyorsun. Yarın öbür gün bunlar sana zakirlik yapar dedi. Yetişsinler de şeyhlik yapsınlar dedim ben de. Yani yetişsinler şeyhilik yapsınlar. Biz de onlara müritlik yaparız. Bizim böyle bir derdimiz yok. Çünkü yani bu yetkiyi kullanmıyor. Bu tarikattaki veya sufi yolunda gelecek kaygısı. Birisi yetişirse benim makamıma oturursa. Birisi güzel Kur’an-ı Kerim okursa o Kur’an-ı Kerim okumasını başkasına verirse birisi şunu şöyle yapar da benim tahtım

sallanırsa. Bu dervişlikteki gelecek kaygısıdır. Allah muhafaza eylesin. Aşırı narsist biriyim. Sürekli her konuda kendimi haklı görüyorum. Bu durumda annemi çok üzüyorum. Bana dua eder misiniz? İkimize de Allah yardım etsin. Ben de böyle narsist bir kişiliğim var. Hep ben haklıyım. Bende de bu narsizmden var. Bende yok değil. Hatta ben haklılığımı Kur’an’a, sünnete, imamların içtihadına hele birisi karşımda haklıyım desin. Ben böyle felsefesini çıkarırım o işin. O yüzden sakın benim karşımda birisi ben haklıyım demesin. Asıl narsist kişilik burada

oturuyor. Tam narsistem. Bu gariplerim çekiyorlar beni 35 yıldan beri. Allah bizi affetsin. Bu normalde bir kimse hakkı ve hakikati biliyorsa hakkı ve hakikati söylemesi, hak ve hakikatte direnmesi, hak ve hakikatte inat etmesi cihattır. Ama yok bu hak ve hakikat değil de heva ve hevesinde inat ediyorsa heva ve hesinde, hevesinde bu böyle eee illaki ben aklıyım noktasında duruyorsa o zaman gerçekten cehennemliktir. Bunun içerisinde kibir vardır. Çünkü bunun içerisinde kibir vardır. O kibir insanı cehenneme götürür. Bu eşler

arasında erkeklerde daha fazla görülür genelde. Yani erkek ben haklıyım der böyle diretir. Bir şey de haklı değildir. Halbuki narsist kişiliktendir o. Narsis kişiliklerin arkasında eee özgüvensiz kimlikler vardır. Cehalet vardır. Onun başka bir gediği, başka bir açığı vardır. Başka bir gedini, açığını narsistikten kapatmaya çalışır. Tabiri caizse onun arkasında kocaman bir delik vardır. O kocaman deliği narsistikten kapatır. Kadınlarda da erkeklerde de vardır bu. Onun böyle eee tedavi edilmeyecek bir açığı vardır. Narsist kişiliklerinin arkasında onlar o tedavi edilmeyecek

olan açığını başka şeyle böyle narsizmle kapatırlar. Allah muhafaza eylesin. Oysa Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin terbiyesi farklıdır. Onun terbiyesinde der ki, “Haklı olsa dahi bir kimse tartışmayı terk ederse o ehli cennettir der” der. Haklı olduğu halde tartışmayı terk etti. Bu sufi ahlakıdır. Tartışmayı terk etti. eşi, çocukları, derviş kardeşleri, arkadaşları öyle ya haklı bir konuda ama tartışmak istemiyor. Geri çekiliyor. Karşısında kafir yok, münafık yok, mürtet yok. Karşısında din düşmanı yok. Bunlara karşı ise direnilir. Hak

ve hakikati anlatmak için, hak ve hakikati ezdirmemek için. Ya eşin, eşine karşı neden öyle illaki haklıyım deyip de daha bastıracağım diye uğraşıyorsun? Hani cübbeli diyor ya kadın ne uğraşıyorsun diyor. Eninde sonunda o haklı olacak diyor. İşin ona düşecek diyor. Tartışma diyor. Doğru bir yöntem. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem bile tartışmamış. Dama çıkmış. Üç gün damda yaşamış. Yani 4üncü gün Hazreti Ebubekir, Ömer, Osman hepsi de geliyorlar. Hani ne yapılması gerekiyorsa yapalım diye. En sona ayeti kerime

iniyor da eşleri o zaman izaya geliyor. Ey habibim, istersen hepsini de boşa. Allah sana daha yenisini ve daha cedidini verecektir.” diye. Hazret-i Ayşe annemiz de diyor Allah diyor Muhammed’i diyor oldukça fazla sevindiriyor diyor her şeyinle. E şimdi hani eşler arasında gerek yok yani ben haklıyım diye diretmeye veyahut da işte çocuk anne babasına diretiyor, anne baba çocuğa diretiyor. Haklı ya illaki. Allah muhafaza eylesin. O yüzden narsizm insanın üzerinde var ise gerçekten psişik, psikolojik tedaviye ihtiyacı var o

kimsenin. Bakın onun psikolojik psişik tedaviye ihtiyacı var. Yani o eşine karşı, çocuklarına karşı hep o haklı vardır ya böyle despottu eski tabirde bunun adı despot bir kimlik. O hiç hata yapmıyor. Allah muhafaza eylesin. Allah’ın cemali ve Allah’ın veçi arasındaki fark nedir? Allah’ın cemali ile cemalleşmek ne demek? Allah’ı görmek mi demek? 693. Mustafa Özbağ Efendi Hakkında Yani normalde fark gören kimse farkta kalmıştır. Fark ehli olmuştur. Biz, ben farklı görmüyorum bunların hiçbirisini. Bir kimse farklı görebilir ama benim

için farklı yok. Cemalleşmek ne demek? Görmek mi diyor? Normalde Cenabı Hakk’ın cemal sıfatına mazar olmak ya da cemal sıfatında fena olmak ya da cemaat sıfatında beka olmak veyahut da cemaat sıfatında ehadiyete ulaşmak. Biz bu İsrail’i beddua etmekle yanlış mı yapıyoruz? İsrail’in bu korkak Müslümanları ortadan kaldırması için dua etsen daha mı iyi olur? Sen tecdid iman, tecid nikah tazele. Bu soruyu soran kimse Allah muhafaza eylesin. Bir kimse böyle bir dua edemez, böyle bir şeyi isteyez, böyle bir

şeyi düşünemez bile. Cehalet bu. Rabbim korusun inşâallah. Yakın bir zamanda ev dersleri için isteyen istediği ile birlikte ders yapabilir ama perşembe ve cumartesi günleri hariç. O günler derviş kardeşler üstadın dersini takip etsinler demiştiniz. Fakat cumartesi akşamı ev dersi yapan kardeşler izninize tabi olarak derslerine devam ediyorlar. E şimdi normalde ben bunu söylüyorum. Pazar, perşembe ve cumartesi günlerine ders koymayın. Arkadaşları serbest bırakın diyorum. Bazen normalde kadınlardan, erkeklerden telefon açanlar oluyor. İşte biz başka bir gün toplanamıyoruz. O gün

ders yapabilir miyiz? Zikir yapabilir miyiz? Şimdi bir kimseye ben kendi nefsimden söyleyeyim. Yani biz burada toplanıyoruz. Zikir yapabilir miyiz? Ben ona yapmayın diyemem. Yani Allah’ın zikrini yasaklayanlardan daha zalim kim olabilir? ayeti kerime. Şimdi bazı şeyleri normalde arkadaşlar, derviş kardeşler veya yeni eski önemli değil yani. Normalde işte ben eee hani onlar böyle kendilerince böyle bir zikulay yapabilir miyiz? Yapabilirsiniz. Bunu yasaklamak çünkü o şey değil. Hani benim e yapabileceğim bir şey değil. Şimdi bir de eee Allah rahmet

eylesin Şeyh Efendi Hazretleri beni zakirlik noktasında çok serbest bıraktı. Yani eski arkadaşlar şahittir buna. Hiç işimize karışmazdı bizim. Bursa’ya münhasırdı bu. Ve ben bayındırdakan da karışmıyordu. Ben ödemişteyken de karışmıyordu. Ben Bursa’ya göçdü kendisi beni. Bursa’da da karışmıyordu. Veyahut da benim gittiğim yerler vardı. Onlara oralara da karışmıyordu. Ben oradaysam yani ben özgür bir şekilde eee tabiri caizse zakirlik yaptım. Bana neden bunu böyle yaptın? Böyle enderdir söylediği şeyler. Yani öyle o da böyle hani sorgulamak maksadıyla değil öğrenmek

maksadıyla. Hatta bir ara eski arkadaşlar hatırlar. Ben İsmail Hakkı Bursavi’de hepiniz de çavuşsunuz dedim. Ders yaptırın koşun çalışın Allah yolunda. Bu manada söyledim. Bunu hemen Şeye Efendiye yetiştirmişler. Burada bulunan herkesi çavuş yaptı. Hani olur mu böyle diye. Allah rahmet eylesin. Şey Efendi Bursa’ya geldiğinde böyle hafif tebessümlü bir şekilde Mustafa Efendi, “Oğlum o gece herkesi” dedi, “çvuş etmişsin” dedi. “Ettim efendim” dedim. Ben de saklamıyorum. Çalışsınlar, koştursunlar efendim dedim. Hizmet etsinler dedim. Her mahallede zikrullah olsun. Her evde

zikrullah olsun dedim. Ala, oğlum doğru düşünmüşsün dedi. Şimdi benim icazetim oradan geliyor. Koşun kardeşler. Herkes evini barkını Zikrullah’ı açsın. 3 kişi, 5 kişi, 10 kişi toplayın arkadaşlarınız. Ama yeni böyle dervişleri toplayacağım diye uğraşmayın. Mesela geçenlerde bizim Adnan geldi bayramda. Bizim evde ders yapılmasını yasaklamışsınız diye bir üzüldüm, bir üzüldüm ona ben. Ya ben nasıl bir dersi yasaklarım? Kim benim adımdan böyle yalan söylüyor bunu? Çok üzüldüm. Hani ben Atna’nın evinde yapılan dersi Zikrullah’ı yasaklayacağım. Yemin ediyorum çok üzüldüm.

Bir de bir kimse bunu böyle söylerken yani şeyhin ağzında yalan mı söylenir ya? Allah muhafaza eylesin. Doğru değil bunlar. Ben bazılarının dersini alırım. Dersini aldığım halde derim ki sen zikrullah’a devam et. Enderdir benim buraya gelişini yasakladığım insanlar. Bakın enderdir. Bir insanın Zikrullah’tan yasaklamak demek, Zikrullah’ı bıraktırmasına sebep olmak demek çok büyük bir facia benim için. Ben o yüzden derim, “Sakın ha birinin zikrine engel olmayın. Birinin buraya gelmesine engel olmayın. Siz bir yanlış davranışta bulunursunuz. Adam zikrullah’a gelmez.

Bunun vebali çok ağır. Veya o kimsenin günahını yüzüne çarpmak, eksikliğini yüzüne çarpmak. Onun yüzüne çarparsın sen. O esnada o kendi kendine şöyle düşünür. Ben şimdi akşam oraya gideceğim. Onunla gene yüz yüze kalacağım. Ben nasıl onun yüzüne bakacağım der. Gelmez dersen hepsini uyar. O yüzden sakın ha ben bu konuda birisi bana dese ki bakın bugün Perşembe değil mi? Burada ders var. Hani sufi adabınca, bizim adabımızca ana ders var. Bir kimse bana dese ki biz perşembe günleri toplanacağız

burada ders yapacağız. Kardeş derganın adavına aykırı ama siz yapacaksanız yapın derim. Sebep ben o kimselerin zikrularını yasaklayamam. O yüzden bana da sorarlar. Biz cumartesileri burada toplanıyoruz. Allah mübarek etsin. Devam edin kardeşim. Orada bir kişi Allah dese sebep olacaksınız. E yasaklasam ne olacak? Kaç kişi toplanıyor orada? 10 kişi toplanıyor. E tamam 10 kişi toplanıyorlar. 10 kişi Allah’ı zikrediyorlar. Gönül arzu eder ki başka gün toplansınlar. Hani ola ki bir birkaç tanesi hani der ki ya şeyhin sohbetine gideyim

veya işte üstadın sohbetini dinleyeyim. E bundan da böyle onu da oradan ayağını kesmek de vebal. Allah muhafaza eylesin. O yüzden asla ve asla ben normalde hiç kimsenin zikrine zikrine engel olmam. Eee yanlış bir şey olmadığı müddetçe de oradaki zikrullah’ı iptal etmem. Yani şimdi bu soru böyle gelince eee Adnan aklıma geldi. Allah razı olsun. O bayramda geldi dedi. Böyle böyle böyle söylemişler dedi. Çok üzüldüm. Lütfen Allah rızası için mesela eee kız alışverişlerinde hani düğündü, nişandı, istemeydi. Bunlar

da benim adımı kullanıyorlar. Ben bilsem de bilmesem de. Buna alışığım ben yıllardan beri hani geliyor işte bana derler, “Filancanın kızına bakmaya gideceğiz. Gidin bakın Allah mübarek etsin derim.” O öyle demez. Efendinin şeyi var, hükmü var. Hani biz bu kızı alacağız. Halbuki ben de bana derler, “Tamam gidin bakın, anlaşın, görüşün. Benim bir hükmüm olmaz.” Mesela bunu açık açıkça söyleyeyim ben. Ben hiçbir bayan arkadaşa bir şeyde hükmetmem. Evlenin demem. Bakın, anlaşın, görüşün. Yani birbirinize uyuyorsa evlenin. Bu kadar

basit. Allah bizi affetsin. O yüzden zikrullah’a da karşı gelemem. Rabbim muhafaza eylesin. Dergahtaki bazı kardeşler sizin ayet hükmünce zikre engel olmamak için izin vermiş olabileceğinizi, bu sebeple üstadımızın hükmünün geçerli olabileceğini söylüyorlar. Her iki görüşte de niyetlerin halis olduğu bir zıtlık var gibi görünüyor. Ameller niyetlere göredir. Ama ben tekrar söyleyeyim. Ben hiç kimsenin zikrullah’ını yasaklamam. O yüzden yasaklamadığım için kardeşler bana bir şimdi mesela birisi telefon açsa biz cumartesileri toplanıyoruz zikrullah yapıyoruz dese Allah mübarek etsin derlerim. Tekrar

söylüyorum bunu. Bu konuda yasak koymam. Her ne kadar hizmet güzel olsa da dervişin önceliği üstadına hizmet, üstadının hükmüne itaat değil midir? Normalde bir kimse ne yaparsa yapsın üstadıyla alakalı üstadın adap ve erkanına üstadın hükmüne itaat edecek. Bir taraf hükmünüze bir taraf izninize tabi oluyor. Doğrusu nedir? İkisi de doğru. Ya normalde şimdi tekrar bu konuda aynı şeyi devam ettireceğim. Benim hükmüm meydanda. Buna rağmen normalde bir kimse bu konuda benden izin istiyorsa ben hayır demem. Alınan izinler sadece

kişileri mi bağlar, bütün dervişleri mi bağlar? Normalde o kimse kendince 3 be arkadaş evde toplanıyorlar. Herhangi bir bay bayan onlar normalde o kimse de evine dersi açan kimse telefon açıyor bana diyor ki böyle böyle biz burada ondan sonra hani toplanıp ders yapacağız arkadaşlar kimisi çalışıyor diyor mesela örnek çalışan bayanlar var onların gündüz derslerini takip etmeleri zor oluyor bu sefer gece toplanıyorlar veyahut da cumartesi pazar toplanıyorlar çalışan erkekler var onlar hafta içerisinde gidemiyorlar. Bu sefer hafta sonlarında

toplanıyorlar. Bunun gibi. Ha bu konuda tekrar söyleyeceğim. Adama bir kimse bana telefon açar söylerse ben Gürsu mahallesinde ders yaptırma yetkisi hangi çavuşadır? Edeben hangi çavuşun ders yaptırması uygundur? Oranın ilk çavuşu Murtaza. Murtaza derslere gidiyorsun değil mi oraya? Murtaza orada olduğu müddetçe Murtaza dersi yaptırır orada. Murtazanın olmadığı zamanlarda nerede şey? Direğin arkasında kalmış. Murtazavun ilk çavuşu. İlk göz ağrımız. Çavuş mahalle dersinde dervişleri devrana çıkarabilir mi? 693. Mustafa Özbağ Efendi ve Önemi Devran zikri sadece üstada ve halifeye

aittir. Kredi kartıyla kurban kesilir mi? Neden kesilmesin? Gusül abdesti almadan önce namaz abdesti almak neden sünnet? Sünnet Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri öyle yapmış. Zikirde devrana çıkmanın yararı ve artısı var mıdır? Varsa nedir? E devran ayrı bir zikrullah ritüeli. O yüzden büyük pirendiler bunu bu zikrullah’ı böyle yapmışlar. Biz de öyle yapıyoruz. Büyük bir heyecan duyuyorum ben böyle kendimce devranda. O yüzden arkadaşların da devranda eee heyecan duyduklarını hissediyorum. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki,

“İslam dininden itidat eden erkeği yeniden İslamiyet davet edin. Tövbe ederse kabul edin. Etmezse boynunu vurun. İslam dininden ayrılan kadını da yeniden İslamiyet davet edin. Kabul eder Müslüman olursa ne güzel. Aksi halde onu cari olarak esir alın.” buyurulmuştur. Hadis-i şerifin manasını açıklayabilir misiniz? Hadis-i şerif açık normalde. Çünkü dinden çıkan bir kimse cariye hükmüne girer İslam’da. E kadını öldürmüyor. Erkeği öldürüyor, kadını öldürmüyor. Pozitif ayrımcılık yapıyor. Gerçekten İslam dini normalde pozitif ayrımcıdır kadınlara karşı. Herkes erkeklerinin pozitif ayrımcı olduğunu

düşünür. Yani asıl pozitif ayrımcılık İslam’da kadınadır. Yani birçok hüküm vardır böyle. Hani kadın bu konuda öldürülmez, erkek öldürülür. Bu şeyde de aynı. Dinden irtidat edenler için de aynı. Erkekler öldürürler, kadınlar cariye hükmüne girer. Yani normalde öldürülmez yani kadın. Geçmişte yaşadığım bazı diyalogları unutamıyorum. hakkıma girildiğini düşünüyorum. Gidip konuşmalı mıyım yoksa zamanla önemsizleşmesini mi beklemeliyim? Geçmiş geçmiştir ya. Boş ver yürü git anı yaşa. Geçmişe takılma. Allah muhafaza eylesin. Büyük günahtan kurtulmak için ne tavsiye edersiniz? Şöyle bir şey

yani bir günah ya. Biz şimdi o günahtan kendi kendimize bundan nasıl kurtulacağız diye kendi kendimize harap ediyoruz. Ya bunun özel bir şeysi yok. Bıraktım diyeceğim. Bu kadar basit ya. Bu kadar basit mi? Bundan sonra yapmayacağım diyeceksin. Bırakacaksın. Ha bırakamıyorsun. Kendine ceza kes. Mesela ben bu günahı işlediğimde 5.000 lir tasadduk edeceğim. İnsanların en çok vurulduğu yer şimdi. Nasıl bas baya yetmedi. Gene işledin. 5.000 liraya bastırdın işledin. 10.000 lir da. Ya bu zamanda Müslümanların canını acıtan para çünkü.

Ha Cavit Çağlar gibi yapmayın yani. O normalde zamanın başbakanına yavşak dediydi. Onu para cezası verdiler. Para cezası verince dedi ki tekrar yavşak diyorum dedi. Alın parayı dedi. Alın bu para değil mi dedi. Böyle de yapmayın. Sonra o gitti başbakan da onun elini öptü zaten ki adam doğru söylemiş. Bir de işin o tarafı var. Hadis-i şerifte Allahu Teala’nın başınıza getirdiği amir ve hükümdarlara itaat etmenizi emrederim buyuruluyor. Bu hadisi açıklayabilir misiniz? Başka bir hadis-i şerifte de Müslümanların itaat

edeceği emir iman ehli. Kur’an ve sünnete tabi olması gerekiyor. Kur’an ve sünnete tabi olmayan bir emir, Müslümanların emiri kabul edilmiyor. Yani Kur’an’ı kendisine, kitap, sünnet seneyi de kendisine rehber, Hzreti Muhammed Mustafa’yı kendisine peygamber olarak o kimse buna iman edecek. Din gününe, ahiret gününe iman edecek. Kadere iman edecek. İmani meselelere iman edecek ve bununla alakalı amel de edecek. Böyle olursa o kimse Müslümanların emri hükmüne giriyor. Eğer böyle değil ise o kimseler, o kimse Müslümanların emiri hükmünde değil.

Yani Kur’an ve sünnetle hükmederse Müslümanların emiri, Kur’an ve sünnete göre hükmetmezse o Müslümanların emri sayılmıyor. Aileden sadece babanın kazancı var ise, babanın malı varsa her aile efradı için her senede bir kurban ve bir atire kesmek lazımdır hadisini nasıl anlamalıyız? Normalde o zaman böyle bir şey var. E eş ve çocukların malı mülkü yok. O zaman eee Hanefi’ye göre kim zekat veriyor? Eğer baba da zekata dahil değil ise bir kurban kesilecek. O zaman hane halkına niyet ederekten bir

kurban kesilir. Bu da hadiste mevcut. Peygamber efendimiz şöyle buyurdular. Kimin kesecek kurbanı varsa Zilhic ayının hilale girince kurbanını kesinceye kadar saçından ve tırnaklarından hiçbir şey kesmesin. Hadiste tam ne anlatılmak istemiştir? Hanefiler buna çok eee bunu böyle uygulamamışlar. Malikiler, Hanbeliler bunu uygulamışlar. E kurban kesecek olan kimseler son 10 gün eee normalde tırnak kesmemişler işte eee koltuk ve kasık arası tıraş etmemişler. Saçlarını sakallarını kesmemişler. Böyle bir bu hadis-i şerife binaen doğru. Böyle bir hadis-i şerif de var. Ama

Hanefiler bunu hani uygulanma noktasında çok eee şey yapmamışlar. eee, sıkı durmamışlar. Eee, bu hadis-i şerifi Allah affetsin ben çok öncesinden bilirim. E, ben de bu hadis-i şerifin üzerinde çok sıkı duranlardan değilim. Ondan sonra bir de hani insanın kendince eee bu Zilhiccen’in son 10 günü de olsa başka günler de olsa daha kuvvetli bir sünnet var ise insanlar o kuvvetli sünneti icra etmeye çalışırlar. Mesela benim için daha kuvvetli sünnettir bu. Ben toplum içindeyim. İnsanlara bir İslam’ı dilimin döngü

de anlatmaya çalışıyorum. Bu noktada normalde bir Müslümanın bakımlı olması daha kuvvetli bir sünnet. Saçının, sakalının derli toplu olması, tırnaklarının kesilip temiz olması, vücudunun temiz olup eee gereksiz kokuların olmaması. Çünkü yaz mesela örneğin 10 gün koltuk altınızı tıraş etmediniz. Örneğin 10 gün eee etek tıraşı olmadınız. Yani evlisiniz işte bir erkek için veya bir kadın için de bunlar önemli temizlikler. Kuvvetli sünnet bunlar. Bakın kuvvetli sünnet. Mesela en az hiç olmazsa haftada bir gün cumaya koltuk altı ve kasık

tıraşını olaraktan cumayı kılmak ve cumaya giderken gusletmek, kokulanmak, temiz elbiseler giymek, temiz bir şekilde cumaya gitmek kuvvetli sünnet. Şimdi burada ders yapıyoruz. Kuvvetli Örnekliyorum. Burada birisinin üzerinde farklı kokular olmaması lazım. Yanı başında o kimse senin kokundan tiksinmemesi lazım. Veya sohbet ediyorsunuz, sarmaşıyorsunuz birisiyle. Siz farklı kokular sizin üzerinizde olmaması lazım. Yani farklı vücut kokuları olmaması lazım. Yani hoş olmayacak vücut kokuları, hoş olmayacak ağız kokusunun olmaması lazım. Yani ekşi ekşi, küflü küflü kokmamak lazım. Bu daha kuvvetli bir

sünnet. Okulda hocamız meleklerin hiçbirisinin cinsiyeti yoktur dedi. Dershanedeki hocamız dört büyük melek erkek. Kalan tüm melekler kadındır dedi. Meleklerin hiçbirisinde cinsiyeti yoktur. O dershanedeki hocaya da Allah hidayet eylesin. Meleklerin üzerinde cinsiyet atfedilmez. Çünkü melekler cinsiyetsizdir. Rabbim bizleri affeylesin. Cenabı Hak’a hamdü sena olsun. Duanızla Cenabı Hakk’ın merhametiyle, lütu elhamdülillah açıldım. Şimdi sabaha kadar sohbet edebiliriz. Allah’ın izniyle sabaha kadar da ders yapabiliriz. Ha sonra ne olacak bilemeyiz. O ayrı mesele. Eftali zikriahu ilahe illallah. ilaheillallah. Hak Muhammeden resulullah.

Cembiel mselin velhamdülillahi rabbil alemin. Elatiha salavata. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali Muhammed. Kaynak Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir. İlgili Sohbetler