Dergah Sohbetleri Serisi

689. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri


Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri” width=”500″ height=”281″ src=”https://www.youtube.com/embed/4eEcrg3j01k?feature=oembed” frameborder=”0″ allow=”accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share” referrerpolicy=”strict-origin-when-cross-origin” allowfullscreen> Hem çaylarınızı için ben de kahvemi içeyim hem de kafa dağılsın. Varsa soru soracak olan sorsun. Selâmün aleyküm efendim. Efendim, eee, had, haddini bilmek ne demektir? Had, eee, sınırcı istemek ne demektir? Haddini bilmek ne demektir? Onu anladım. Bir daha bir şey söyledim. Haddince istemek. haddince istemek. Haddini bilmek insanın kendisini kendisini bilmesiyle alakalı. Eee bir kimse nefsini bilirse, nefsini tanırsa, kendini

bilirse haddini de bilir. Ama öbür türlü nefsini tanımayan, nefsini bilmeyen kimse haddini de bilmez. Nefsini ne kadar tanıdı, ne kadar bildi, o kadar da haddini bildi. Nefsini, kendisini tanı nefisi dediği şey burada insanın kendisiyle alakalı. Buradaki nefis hani kötülükleri emreden nefis noktasında değil. Buradaki nefis insanın bütünü. Yani bütün her şeyiyle beraber. O yüzden orada haddini bilmek o kimse kendisini bilmesiyle alakalı. kendisini ne kadar bildi o kadar haddini bildi. Öbür türlü hani normalde herkesin kendince bir haddi

hududu vardır. O kendi kendisini bilmesiyle alakalıdır. Diğeri neydi? Haddince istemek. Haddince istemek. Öyle böyle olunca normalde o kimse de kendisini biliyorsa haddini de biliyor. Haddini bildiği için de kendisince haddince istiyor. Hazreti Mevlânâ mesnevisinde sen bir saman çöpüsün dağı kaldıramazsın ki. İsterken diyor usturuplu iste edepli iste. O zaman bir kimse kendince saman çöpü saman çöpüyse o zaman onun dağı kaldırması mümkün değil. Ama insanlar bu noktada kendilerinin neye denk olduğunu, neye layık olduğunu farkında değil. Öyle olunca da

belki de denge olmayan şeyi istiyorlar, layi olmayan şeyi istiyorlar. E bu da o kimsenin kendisini bilmemesiyle alakalı. Kendisini bilmiş olsaydı kendince kendisini neye layık olduğunu bilecekti. Efendim Yusuf suresi 23. aye-ti kerime. Estezubillah. Evinde bulunduğu kadın onunla birlikte olmak istedi. Kapıları iyice kilitledi. O da ben Allah’a sığınırım. Ayet-i kerime devam ediyor ama izninizle ben buradaki Arapça tabiri meazallah bütün tefsirlerde, meallerde sığınma olarak geçiyor. Korkarım demedi. Allah’tan beni cehenneme atar dedi. Onu çok seviyorum yapam. Sığınmanın kaynağı, mahiyeti

ve varmak istediği hedef nedir? Efendim bu malum e Yusuf Aleyhisselam’ın kıssası ile alakalı. Yusuf Aleyhisselam kıssasında eee malum o devlet eee erkanının hanımı Yusuf’a göz koymuştu. Yusuf’a göz koydu. Onu tabiri caizse bir tuzak kurdu. Onu odada her tarafı kitledi ve onu sıkıştırdı. Bu manada da aslında Yusuf Aleyhisselam bir an böyle eee tam olarak reddetmedi onu. Kıssada asıl ve o kıssada benim en çok hoşuma giden yer. Öyle söyleyeyim. O esnada Yusuf Aleyhisselam bir an meyl etti. Bir

an meyledince o yine o Yusuf kıssasında başka ayet-i kerimede delilimizi gördü diyor. O esnada Yakup Aleyhisselam’ı gördü ve Yakup Aleyhisselam eee dişleriyle parmağını ısırıp sen ne yapıyorsun manasında Yusuf’u uyardı. Yusuf’u uyarmasıyla Yusuf ben Allah’a sığınırım dedi. Ama buradaki ilk etapta Yakup’un manevi olarak Cenâb-ı Hak’ın izniyle onu uyarması var. O uyarıyı aldıktan sonra Yusuf Aleyhisselam dedi ki hani ben ne yapıyorum? Allah’a sığınırım dedi. Tabii burada şimdi Allah’tan korkarım demedi. Allah’a sığınırım dedi. Sığınacağı en önemli, en yüce

makama sığındı. Çünkü orada normalde sığınma olunca Cenâb-ı Hak kendisine sığınanları korur, muhafaza eder. Orada eee o kimse Allah korkusu veya Allah beni cehennemde azap eder. Şundan bundan dolayı değil. direkt Allah’la olan irtibatına alakalı ona sığındı ve insanlar genel itibariyle Allah’a sığınırlarsa Allah onları muhafaza eder. Cenabı Hak kendi katından onları korur. Ve Yusuf Aleyhisselam’ı da kendi katından Cenabı Hak korudu. O zaman karşımızda hepimiz nefis taşıyoruz. Nefsimizin meyl edeceği bir şey çıkabilir burada. O kimse nefsimizin meyl edeceği

bir şey önümüze çıktığında Allah’a sığınmak en önemli oradaki vazifedir. Yani o kimse Allah’a sığınacak. Normalde şimdi eee bazı hadis-i şeriflerde mesela yine kullarının ağzından ben Allah’tan korkarım sözü vardır. Ama Yusuf Aleyhisselam’ın sözü burada ben Allah’tan korkarım demiyor. Allah’a sığınırım diyor. korkunun eee galebe çalmadığı, muhabbetin, sevginin ve yakınlaşmanın galebe çaldığı bir nokta orası. Allahu alem. Doğrusunu Allah bilir. Bir soru daha sorabilir miyim efendim? Telefona bakabilir miyim izninize ayeti kerimeyi? Bilmiyorum. Bakara suresi 284. ayeti kerime efendim göklerde

ve yerdekilerin hepsi Allah’ındır. İçindekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir. Sonra dilediğini affeder, dilediğini de azap eder. Allah her şeye kadirdir. Buhari’de geçen hadis-i şerifte de ümmetimin içinden geçen duygu ve düşüncelerden dolayı Allah onları sorumlu tutmaz. Hadisin bir başka rivayetinde yine ümmetin içinden geçen duygu ve düşünceler eğer söze ve fiiliyata geçmez ise Allah onları sorumlu tutmaz. Necim suresinde ayet-i kerimenin eee şeyini bilmiyorum. Hangi aye-ti kerime sayısını bilmiyorum üstadım. In h illa

vahyün yuha. Onun vazifesi sadece kendine vahyedileni vahyetmektir. Vahiyle ters mi düşüyor Peygamber Efendimiz? Burada başka bir ayeti kerime var. Bu Bakara’daki ayetten başka bir aye-i kerime daha var. Zaten Hazreti Ali efendimizin meşhur sözüdür. Yani nasuh ve mesh meselesini bilmeyen konuşmasın. Hani ilim konuşmasınlar. Başka bir ayeti kerimede eee Cenabı Hak bu ayet-i kerime geldikten sonra ashap bir feveran ediyor. O böyle bir fevaran edince hani ne olacak bizim halimiz deyince bu hadis-i şerifleri Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve

sellem hazretleri buyuruyor. Sebebi üzülü bu. Ama sonradan bir ayet-i kerime daha geliyor. O ayet-i kerimede de Cenâb-ı Hak diyor ki, “Sizin içinizden geçenlerden dolayı Allah sizi hesaba çekmez.” Şimdi diyeceksin ki iki tane ayet var. Bunlar tenakus. Hani birisinde diyor ki onun Allah sizin içinizden geçenlerden de hesaba çeker. Birisinde diyor ki ayet-i kerime bu da Allah sizin içinizden geçenlerden hesaba çekmez. Bunun bu fakir orta yolunu şöyle buldu. Yani normalde Allah sizin içinizden geçenlerden hesaba çekmez ve hadis-i

şerifler avama ait. Ya bir avam müslümanın içinden geçenlerden hesaba çekilmeyecek. fiiliyata dökmediği müddetçe. Hatta eee fıkıh kitaplarında geçer. Bir kimse niyet etse, meyhaneye girse, içmeye kalksa, içkiyi de getirse diyor masaya ve oradan geri dönse hem gittiği adım kadar hem de döndüğü adım kadar Allah ona sevap yazar. Çünkü o hani haramdan kendini uzaklaştırdı. Niyet etti, niyet etti. Gitti geri döndü. Hem gidiş adımına hem de dönüş adımına Cenabı Hak sevap yazdı. Ben hatta bazen sohbetlerde derim bu bundan

dolayı sakın ha böyle niyet edip de meyaneye gideyim ben oradan da sevap kazanayım oradan geri döneyim yapmayın derim. Şimdi bu bir şeyi insan haram işleyecek bilinçli bir şekilde haramdan uzaklaşmasıyla alakalı. Ama öbür ayeti kerimede hani normalde Allah sizin içinizden geçenlerden hesaba sormaz. Bu avama ait. Öbürkü hasa ait. Allah sizin içinizden geçenlerden hesaba sorar. Bu haslarla alakalı. O içinden geçirmeyecek hiç kötülüğü. Çünkü içinden geçirmesi demek kalple alakalı kalbin amelidir. Senin kalbinden hiçbir kötülük geçmemeli. Senin kalbinden kötülük

geçmezse kalbin tenvir oldu, temizlendi. Temizlenen bir kalp. Vücut da temizlendi, akıl da temizlendi. O kimsenin artık asla kötülük düşünmeyecek. Zaten bir kimse kötülük düşünmüyorsa onun kalbini Cenâb-ı Hak ihata etmiş. Kötülük düşünmüyor. Çünkü kötülük düşünüyorsa bir kimse ve o kötülüğü icra etmemiş olsa dahi onun kalbi kararır. Kalp karardıkça bir müddet sonra icra eder o kötülüğü. Şimdi bir kimse kötülük düşünüyor, icra etmedi. Bir daha kötülük düşündü. devamlı kötülük düşünüyor, icra etmiyor. Biz ona günah işledi demiyoruz ama onun

kalbi kararmaya başladı. Kötü düşündüğünden dolayı, kötü düşündüğünden dolayı bir müddet sonra o kötülüğü yapar. Çünkü kötülük kalpte onu yer etmeye başladı. Yerine getirmiyor ama yer ediyor. Mesela işte ben şunu gördüğümde şu lafı söyleyeceğim. gördü, söylemedi ama içindeki hırs, kin, nefret devam ediyor. O lafı söyleyecek ona. Onunla bir türlü onu içinden atamıyor. Veyahut da bir haram işleyecek. O haramı kendince niyetlenmiş. O harama gidecek. Bir türlü gitmiyor. Bir türlü olmuyor. Ama o haramı işleme onun kalbine oturdu. O

sonun sonuçta o haramı işler. İşleme ihtimali fazla. Öyle olunca evet sufiler içlerinden hani kalplerinden kötülük geçirmezler. Kalplerine bir kötülük gelirse hemen Allah’ı zikrederler, tövbe ederler. Kalplerine bir kötülük e hayali indiği için. O yüzden bu ayet-i kerimenin, iki ayeti kerimenin ortasını bu fakir böyle buldu. Doğrusunu Allah bilir. Son bir soru sorabilir miyim? Teşekkür ederim. Evlilikteki ölçülerden bir tanesi de denklik. Yanlış bilmiyorsam efendim bu denkliği ikili ilişkilerimizde iş ilişkisi, sosyal çevre ilişkisi ve kendi dairemizde sufi derviş ilişkiler

içisinde ölçü alabilir miyiz da ölçü almalı mıyız? Yani ölçü alabilir ama kibirliliğe düşmediği müddetçe kibirliliğe düşerse sıkıntı. Bir kimse bunu ölçü alabilir ama Hazreti Mevlânâ’nın ben her mecliste ağladım, her mecliste anlattım demesini de kenara bırakmayalım. Hazreti Peygamber bunu günlük hayatında denkliği gütseydi hiç kimse onunla konuşamazdı. O denklik gütmedi. O fakirle de konuştu, zenginle de konuştu, cebar bir kimseyle de konuştu, mülayim bir kimseyle de konuştu. O yüzden onun da sünnet seneye göre normalde arkadaş seçimi veya dost

seçiminde denklik buradaki söz konusu olmadı. Orada sadece bir kimse arkadaş olacaksa birisiyle denklen takvayı öne tutarsa o ala olur. Yoksa çünkü herkesin ekonomik durumu aynı olmayabilir. Herkesin ilmi durumu aynı olmayabilir. Mesleki durumu aynı olmayabilir. Öyle bir şey olunca o zaman normalde toplum içerisinde bir ayrışma olur veyahut da bir cemaat düşünün. Bu cemaat için içerisinde dayışma olur. Hani bazı cemaatler veya bazı tarikatlar böyle işte hani farklı düşünüyorlar. İşte belli meslek gruplarını belli yerlerde topluyorlar. Ne bileyim belli

ekonomik grupta olanları belli yerlerde topluyorlar. Bu sünnete eee uygun bir davranış değil. Öyle olunca bir kimse tevazu sahibi olacak. Kendince normalde bütün her kesimden arkadaşı dostu olmalı. nasihat edeceği, nasihat alacağı kimseler olmadı. Burada evlilikteki denkliği normal sosyal hayatta aramak çok bir sufi için uygun değil. Evlilikteki denklik de hukukla alakalıdır. Yani nasıl hukukla alakalıdır? Yani bir kimse, örnekliyorum, bir erkek işte kendinden zengin bir kadına hani talip olma noktasında sıkıntı yaşayabilir. Denkliği değil çünkü. veyahut da bir erkek

örneğin eğitim durumu aynı seviyede değil ama eğitim durumu aynı seviyede olmamasına rağmen mesela işte kendinden daha eğitimli, kendinden daha fazla maaş alan, kendinden daha fazla sosyal hayatı daha düzgün olan bir kadına talip olabiliyor. Bunu normalde Evet. Olabilir mi? Bunda bir aykırılık, bir durum var mı? Ama denklik aranırsa ki Hanefiler bu konuda çok titizler. denklik aranırsa o denkliği tutmuyor. Veyahut da kadınlar için de geçerli. Mesela bir kadında, bir bayan da hani kendi dengini aramıyor. O hayallerinin prensini

bekliyor. Beyaz atlı olacak. Gelecek pembe pancurlu evleri olacak. İşte öyle bir şey bekliyor. Oysa eee oradaki o denkliğe uyup uymayacağına da bakmıyor. O kimsenin denkliğe bakmaması kendini bilmemesiyle alakalı aslında. Denkliye bakmaması biraz da kibir kokuyor onda. Yani o neden kibir kokuyor? Bu bana layık değil dediğinde orada kibir söz konusu oluyor. O yüzden evlilikteki denklikte de böyle temkinli davranmakta fayda var. Ama eee bugün için insanlar bunların ne ilmi olarak biliyorlar ne de böyle sohbetle hani bu mevzuları

öğreniyorlar. Öyle olmayınca bir bakıyorsun ki işte yani bir erkek örnekliyorum eee çok zengin bir eee ailenin kızına talip oluyor veyahut da işte bir kadın işte e çok zengin bir erkeğe talip oluyor. Eee denkliğine bakmıyor veyahut da işte bazen eee bayanların sohbetinde diyorum bunu. Hani kadın talip oluyor işte zengin bir yere talip oluyor. İşte bir örnekliyorum bir düğüne gidecek, bir toplantıya gidecek. Hani işte oraya gideceği kıyafeti yok veya orada giyeceği ayakkabısı yok. Örnekliyorum işte yani eee yollarda

giyilmeyecek ayakkabıyı. Bazen ben dışarıda da görüyorum kadınları. Yani o o ayakkabı yolda giyilmez. Benim eski mesleğim ya ayakkabıcılık. O ayakkabı düğün salonunda giyilecek bir ayakkabı ama onu giymiş çarşıda dolaşıyor kadın. Hani bu normalde onun bilmediğinden kaynaklanıyor. Yani o ayakkabının nerede giyileceğini bilmiyor. Yani o öyle olunca o gidiyor mesela işte denkliğini görmüyor. 689. Mustafa Özbağ Efendi Hakkında Veyahut da bir kadın örnekliyorum işte denge olmayan bir adama kendince aşık oluyor. Onu istiyor. Onunla evlenmek istiyor. Yani deng hani

erkek bu noktada daha farklı bir kulvarda koşuyor. Böyle olunca veyahut da işte bir kimse az önce haddini bilmekle alakalıydı. Kendini bilmiyor, haddini bilmiyor. Olmayacak bir kızı istiyor mesela oğluna veya kendine. Yani olacak bir şey değil. Olmayacak olan bir şey. O böyle bir özgüven orada kibre mi dönüyor yoksa böyle bir hani o esnada akletmiyor onu. Normalde kendince denge değil. Halbuki o aile olarak da değil. Hiçbir şey değil. Örnekliyorum işte. Zaman zaman karşılaşılıyor. Toplumda da karşılaşır insanlar. İşte

örnekliyorum. Kız evi zengin. Kız evi oğlana bir damatlık alıyor. 30.000 liraya, 40.000 liraya, 50.000 liraya. Eee, erkek normalde kıza bir elbise alacak. 2.000 liralık, 3.000 liralık elbise alacağım diye uğraşıyor. Bu normalde denklik değil. Y eziliyor orada yani. Ama kadın talep etse mesela ekonomik olarak bakacak olursanız Hazreti Hatice annemizle Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ekonomisi denk değil. O gün için Hazreti Hatice annemiz eee Mekke’de Kureyş’te kadınların içerisinde en zengini. Babası yok hani vefat etmiş. Annesi

vefat etmiş. Bütün mal Hazreti Hatice’de büyük sermaye der. Hazreti Hatice annemiz bakın burada Hzreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona talip olmuyor. Hazreti Hatice annemiz ona talip oluyor. Şimdi eğer ki çok böyle eee hani hali vakti yerinde bir bayan o zaman gider mesela bir hali vaktinde o kadar yerinde olmayan hani bir erkeği talip olabilir. Bu sünnete aykırı değil. Yani erkek de ona şunu diyebilir. Benim seni ultra bir şekilde yaşatabilecek durumum yok. Benim eee mal varlığım

bu, hayatım bu. Bunu kabul ediyorsan eyvallah kabul etti. Öbür türlü de evlenilir. Yani normalde işte erkek gitti talip oldu bir kıza. Yani bunu da söyledi. Dedi ki benim hiçbir şeyim yok. Bu da eee olmayacak diye bir şey yok. Ama insanlar bu noktada evlenirlerken denkliği hem kültürel olarak hem eğitim olarak hem ekonomik olarak hem dini olarak. Dini olarak da önemli hem de dini olarak denkliği eee göz ardı etmemeli. Yani örnekliyorum işte eee erkek derviş haftanın 3 günü

4 günü 5 günü derse gidiyor. Şimdi onun derse gitmesine müsamakar davranacak. Ona seslenmeyecek dengi bir kız lazım. Sebep yani o derviş olursa o kızla veyahut da dervişliği bilirse bilecek adamın haftada 34 günü dersi var. Eğer bunu bilmezse zaten sıkıntı yani. Adama o zaman telefon nerede kaldın? Beni burada yalnızım bıraktın. Ben korkuyorum yani. Evlenince kadar korkmuyorlar. Evlenince korkuyorlar. Ben korkuyorum. Tril tiril titriyorum. Bak şimdi annemi çağırdım. Yok babamı çağırdım, yok amcamı çağırdım. Evde onlar şimdi. Sen yoksun.

E bu çocuğa 1 2 3 Çocuk bu sefer dengesi bozuluyor. Bir erkek de işte evlenecek işte derviş bir kıza talip oluyor. İyi ona söylüyor. Evlenmezden önce bak benim dersim var, şuyum var, buyum var. O da hatta kimisi de öyle diyor. Kızlar bana aktarıyorlar. Diyorlar ki ben zaten böyle bir şey istiyordum. Ben de derleneyim, toparlanayım. Ben de derse gelirim. Bir evleniyorlar kadına diyor ki, “Sen nereye derse gönderiyorsun adamı? İşin bir de bu tarafı var.” Adam diyor ki

kadına, “Sen nereye derse gidiyorsun? Ne bu ikide birde? Ben bu kadar bilmiyordum.” Ya sana bu kızcağız söyledi. Hatta kimisine diyorum ki ben. Benle önceden geliyorlardı işte görüşmeye. Diyordum bak bu kızın eğer ki derslerine laf söylersen hani böyle zikirlerine, toplantılarına laf söylersen aranız bozulur. Ona rağmen yine laf söylüyorlar. O zaman dini denklik de lazım. Yani sadece ekonomik denklik, eğitim denkliği, kültürel denklik veyahut da eee dini bunlar yetmiyor. Dini denklik de lazım. Mesela kültürel denklik denilince bu da

farklı anlaşılıyor. Ailelerin kendilerine göre kültürleri var. Aile kültürü. Bunda da denklik lazım. Mesela aile kültürü. Örnekliyorum. Şimdi benim babam işte eee kayın pederinde bir hiç ben bir lokma yemek yediğini görmedim. Bayramdan bayrama gider bir kahve içer. Bayramlaşır kalkar. 15 dakika babamın bayramlaşması. Annemi bırakır orada bir saat verir. Bir saat sonra gel der. Bir saat sonra annem döner. Bu şimdi bir aile kültürü. Şimdi normalde ben babamdan böyle görmüşüm ya işte örnekliyorum yani bunu o kimse ben sürdüreceğim

dediğinde aile kültür oluyor. Yani o normalde o aileye o zaman o aile kültürü de denk gelecek. Örnekliyorum şimdi bazı örnekliyorum işte kız babaları var kızını evlendirmiş. Hala daha onların evine karışacağım, damada karışacağım diye uğraşıyor. Her şeyine karışacağım diye uğraşıyor bu. Ama normalde hani aile kültürü o alışmış aileden karışmaya. Şimdi eee örnekliyorum o kıza talip olacak olan kimse kendisine karışılmasına müsaade edecek. örnekli onun kayın pederi işte nereye gidiyorsun? Şuraya senin ne işin var orada? Veyahut da adam

bir iş yapacak o işi yapma. Veyahut da bir şey yapacak her şeyine karışacak onun. Karışan kayıp ederler var. Ben tanıyorum. Aile kültürü ama bu farkında değil. Bunu devam ettiriyor o kimse. E şimdi onu onunla ondan kız alacak olan kimse bu aile kültürünü kabullenecek şimdi. Yoksa vuka çıkacak. Yani damat benim gibi başına buyruk birisi ya biri ona bunu burada sağdan git dese ben inadına soldan da gitmem. Havadan giderim. birisi bir şey beni zorlasın yapmam. Örnekliyorum. Kendimden örnekliyorum.

Birisi benim işime karışmaya kalksa elini değil kolunu koparırım onun. Ne karışıyorsun benim işime derim. Sana ne der çıkarım işin içinden. Şimdi örnekliyorum. Benim bu babamın kültürü. Babamın evine birisi karışacak. Sövülmedik yanı kalmaz onun. Veyahut da bize birisi bir şey söyleyecek. Gözünün üstünde kaşım var diyecek. Babam bunu duyacak. Onun sövülmedik yanını bırakmaz. Veya birisi anneme karışacak. Mümkün değil bu. Bu aile kültürü. Mesela ben bazen şimdi çevremdekilere bakıyorum. Bazen işte adam eşine herkes karışıyor adamın eşine. Han diyorum

adam bir şey demiyor. Babam da mümkün değil. Bu bir aile kültürü. Şimdi örnekliyorum yani. Veyahut da işte babam bize de çok karışmazdı. Bir yere kadardı. Aile kültürü bu. Bu şimdi o kültürler de önemli evlilikte. Şimdi kimse ha bir kimse aile kültürünün üstünde Kur’an ve sünnete tabi söyleyecek bir laf kalmaz ama hani o kendi eee aile kültürünü Kur’an ve sünnetin içerisine karıştırmaya kalkmasın. Bir de onu yapıyorlar. O yüzden evlilikteki denkliğe eyvallah, sosyal hayattaki denkliğe eyvallah değil. Efendim

evlilikte peki kadın ve erkek arasında yaş farklı denklik olarak eline alabilir mi? O normalde Hazret-i Ömer radıyallahu anh hazretleri eee 70 kusur yaşındaydı. Hzreti Ali efendimizin kızıyla evlendi. O zaman kızı onun 15-16 yaşlarındaydı. Hatta Hazreti Ali efendimizin kızı dedi ki, “Beni bu ihtiyara mı veriyorsun?” dedi. O yüzden orada yaş söz konusu değil. İslam noktasında yaş öyle söz konusu değil. Ama eee Hanefilerce kızı zorla evlendirmek yok. Şafilerde velisi, kızın velisi kızı istediğiyle evlendirir. Hanefilerde ise böyle bir

şey yok. Yani kızın oluru olacak evlilikte. Kız evet derse evlenebilir. Kimle isterse. Makul noktada. O yüzden eee yaş söz konusu değil bunda. İkinci soruyla alakalı bir şey sormak istiyordum. Nasih ve mensuh konusunda bu Bakara suresindeki iki ayet nasih ve mensuh olarak değil muhatabiyet olarak mı ele als ben? Evet, orayı nasuh mesuh olarak da alınabilinir ama ben orayı daha doğrusu ben Kur’an’da nasuh ve mesuh meselesi var ama ben bazı ayet-i kerimelerin bu manada hani bu içinden geçenleri

sormaz. Avma ait içinden geçenleri sormaz Allah eyvallah. Avam ait ama hasla alakalı öyle değil. İçinden geçenleri sorar. Yine ilahiyat çevrelerinde tartışılan bir konu. Peygamber efendimiz bir ayeti kerime nesedebilir mi? E peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir ayet-i kerimeyi nesetmemiştir hiç. Ama ayet-i kerimeye bir açılım getirmiştir. Açıklık getirmiştir. Burayı nesetmek olarak görürlerse o zaman eee abesle iştigal etmiş olurlar. İlmin dışına çıkarlar. Ve lev ki nesetse dahi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hakkıdır. Çünkü ne

konuştuysa vahiy konuştu. O ayet-i kerimeyi asıl derinlemesine manası bilinmemiştir. Derinlemesine manası bilinmediği için Hzreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o ayet-i kerimeye açılım getirmiştir. O yüzden Hzreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dini yaşayan bir kimsedir. Daha doğrusu yaşayan Kur’an’dır. Öyle olunca biz Hazreti Peygamberden sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden Kur’an’ın tefsirini görürüz. O yüzden sünnet-i seniye ittiba etmek, hadis-i şeriflere ittiba etmek çok önemlidir. Hazreti Peygamberde çünkü Kur’an’ın tefsiri vardır ana hatlarıyla. E böyle olunca Hzreti

Peygamber mesela eee bir şeyi hani bir ayet-i kerimeyi nesetmemiştir. Hiç açılım getirmiştir. Ne dersek bu sefer Allah’la yarışmış oldu. O açılımı onlar nes olarak görüyor. Mesela şimdi söylediğin o ayet-i kerimenin öbür neseden ayet-i kerimeyi biz şimdi söylememiş olsaydık, bilmemiş olsaydık biz diyecektik ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu ayet-i kerimeyi nesetmiş. Hani Allah sizin içinizden geçenleri hesaba çeker. Hadis-i şerifte de diyor ki hesaba çekmez. Bununla da ilgili zaten şey yapıyorlar. Ama öbür taraftak ayeti görmüyorlar

o zaman. Yani o zaman normalde o öbür taraftaki onu normalde iç içinden geçenleri sormaz dedi dediği ayet-i kerimeyi görmüyorlar. O zaman cehaletlerini aşmışlar, zır cahil olmuşlar. Yani çünkü o nesih mesuh meselesindeki ayet-i kerimelere baktığımızda o ayet-i kerimeler ümmeti kolaylaştırıcı şeylerdir. Mesela ilk önce şey giler. Allah sizin içinizden geçenlerden hesaba çeker ayeti gelir. Sonra Allah sizin içinden içinizden geçecek olanlardan normal hesaba çekmez ayeti gelir. Çünkü sahabe o esnada çok üzgün, çok bu konuda tedirgin. Bu konuda hani

biz bu işin içinden nasıl çıkacağız noktasında Hzreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onların o halini görünce o hadis-i şerifleri söylüyor. Ama ayeti kerime sonradan geliyor zaten. Öbür içinden geçenleri hesaba çekilmez ayet-i kerimesi sonradan geliyor. yıllar önce bu konuyla alakalı böyle hani buradan bu fakiri vurmaya kalktılar. Dedim ki böyle böyle sonraki ayeti ama ilahiyatçılar enteresan bir şey sonradan gelen ayeti kerimeyi görmüyorlar. Allah onların cahilliklerini yüzlerine vuruyor. Yani o normalde baksalar halbuki ayet-i kerimeyi görecekler. Belki de

görüyorlar. Biraz kasıtlı yapıyorlar onu. Orada kasıt var. Hani Hazreti Peygamber ayet-i kerimeyi nesetti. Buna hakkı yok noktasında duruyorlar. Nesetmeye hakkı yok. Bazı ilahiyatçılar nesetmeye hakkı var diyorlar. Aslında sellem hazretlerinin nesettiği yok. sadece açılım getiriyor. O ayet-i kerimeyi tefsir ediyor. Buradan ayet-i kerimenin manası budur diyor. Ama eee ümmetin içerisinde ne yazık ki belirli yetiştirilmiş elemanlar var. Bu elemanlar hani insanları dinden soğutmak, insanları din üzerinde şüpheye sevk etmekle vazifeli. O yüzden gidip böyle cımbızla çekiyorlar bazı şeyleri. Ondan

sonra fakat hani Kur’an daha tam anlaşılabilmiş bir kitap değil. Hani Cenabı Hak bunu anlaşılsın diye indirdi ama biz anlayamadık daha henüz. Hele belirli çevreler hiç anlayamadı. Onlar da kendilerini anladıklarını iddia ediyorlar. Bağırıyor ya Mehmet okuyan mıydı neydi? Bu Kur’an anlaşılmak için gönderildi. Hani siz neden başka şeylere bakıyorsunuz ya? Anlaşılmak için gönderildiyse bana elif lam mimi söyler misin bana? Hani hurufu-u mutakka denilen o ayetleri bana açıkla o zaman anladıysan sen. E yani normalde demek ki biz anlayamamışız

daha. Anlaşılmak için gönderildi. Yaşanmak için gönderdi. Biz henüz daha ümmet olarak Kur’an-ı Kerim’i tam anladık, tam yaşadık diyemeyiz. E ama onlar sanki hani Kur’an-ı Kerim anlaşılmak için gönderildi. Sen otur oku. Başka bir şeye gerek yok. Anlarsın o manada diyor. İyi oturduk biz okuduk. Elif lam mim dakika bir gol bir bakaranın başı. Bana ne anladığını anlat. Eliften kasıt ne? Lam’dan kasıt ne? Mim’den kasıt ne? Bana bunu söyle. E birisi dedi, “Sen ne anladın bundan? Eliften kasıt Allah

dedim. Lam’dan kasıt Muhammed-i Mustafa. Mim’den kasıt da ümmeti Muhammed dedim. Hadi ben böyle anladım. Ne diyeceksin sen şimdi buna?” Hiç kimse. O diyecek ki ya böyle olmaz iyi sen olanını söyle. Sen de olanını söyle. E şimdi normalde eee anlaşılması için göndermiş Cenabı Hak Kur’an-ı Kerim’i ama ümmet henüz dahi bunu anlayamamış, çözememiş. Ya bu gidişte zaten daha da geriye gidiyor. Hiç çözemeyecek. ileri gitmiyor ümmetin ilmi. Dikkat edin ümmetin dini ilimi ileriye gitmiyor. Birbirlerinden kes, kopyala, yapıştır yapıyorlar.

Yani hepsi de mealci olduğu çıktı ve meallerin %99.9’u benim nazarımda bakılacak meal Yani defalarca bir ayet-i kerimeyi dinliyorum. Hani sohbet hazırlarken. Yani oradaki ayet-i kerimedeki mastar kök çok bilgi sahibi değilim. Yani oradaki mastar kök farklı bir şey. Onların anlattıkları, söyledikleri meale aktardıkları farklı bir şey. Hele bu zikirle alakalı hani ayetler işliyorduk ya. Şimdi yaz dönemi geldiği için bir dahaki sonbaharı bekliyorum. 689. Mustafa Özbağ Efendi ve Önemi Şimdi mesela zikirle alakalı ayetlere baktığınızda yani o kadar böyle

hiç alakası olmayan şeyler var. eee mealler, me var hiç alakası olmayan yani oradaki ayellerinden gelseler zikri kapatacaklar. Zikir yok diyecekler, çıkacaklar. Yani ayet-i kerime çok açık ya. Hani namaz sizi kötülüklerden alıkoyar ama Allah’ı zikir en büyük iştir. Namaz sizi kötülüklerden alıkoyar ama Allah’ı zikir en büyük iştir. Ankabe ayet 45. Bunu nasıl evireceğiz, çevireceğiz diye uğraşıyorlar. Ya namaz söz konusu zaten. Namazdan ayetten önce namaz sizi kötülüklerden alıkoyar ama Allah zikir en büyük iştir demiş. Ya bunun başka

bir çözülümü yok. Ama hala daha bir tanesi demiş ki işte namaz en büyük zikirdir. Ya değil namazı söylemiş zaten. Veya siz namazlarınızı kıldıktan hemen sonra otururken ayaktayken yanlarınız üzerine yatarken Allah’ı zikredin. Ya namazı kıldıktan hemen sonra diyor namazdan hemen sonra Allah’ı zikredeceksin diyor. Ama bunu nasıl evireceğiz çevireceğiz diye uğraşıyorlar. Sebep Allah’ı zikirden insanları uzaklaştıralım. Şeytan öyle vesvese veriyor onlara. Direkt şeytanın kayığına binmişler gidiyorlar. Zikirden uzaklaştıracaklar bunun gibi. O yüzden normalde hani Kur’an-ı Kerim ayetlerini Hzreti Peygamber

sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yorumu üzerinden, hadisler üzerinden gidilse mesele bu kadar çıkmayacak. Problem çıkmayacak yani. Ama şu anda problem çok var efendim. Kur’an tam olarak anlaşılamadı ifade buyurdunuz. Biz de iman ediyoruz. Eee, sureyi hatırlamıyorum. Kur’an-ı Kerim’deki tabiri verun fil ilm ilimde rasih olanlar ilim ledüne sahip olanlar mı bunlar anlaşılacak? Anlayabilenler sadece onlardı. Tamamı değil. Gerektiği kadar. Aktarıldığı kadar mı? Vahyedildiği kadar mı? Gerektiği kadar. Ne kadar gerekiyorsa o kadar. Faydasız ilimden Allah’a sığınırız. Hadis-i şerif gerektiği

kadar onun daha ileri hani anlayaca hani daha ileri seviyede Asap bunu söylerdi. Onlara da gerekmedi. Tabiin teba tebai tabiin. Onlara da gerektiği kadar verilmiş. Çünkü o Kur’an bu manada başlı başına bir sır gerektiği kadar. O zaman kıyamete kadar anlaşılamayacak. Kesinlikle mi? Ya zaten Allah Resulü diyor ki sallallahu aleyhi ve sellem, “Benden önce dinin yarısı yaşandı. Benim zamanımda %25’i yaşandı. Ahir zamanda da kalan %25’i yaşanacak diyor. Ama ben şuna inanıyorum. Kıyamet kopuncaya kadar dahi Kur’an-ı Kerim tam

olarak anlaşılabilmiş olmayacak. Bu benim kendi inancım. Biz anlayamayacağız. Yani insanlar onu tam olarak anlayamayacaklar. sellem hazretlerinin ben hani en yüksek derecede anladığına inanıyorum. Bak en yüksek derecede onun anladığına inanıyorum. O da aktarmadı. İfade buyurdunuz. Peki gerek gereklilik zamansal gereklilik toplumsal zamansal hepsi de var işin içinde. Şimdi ben burada oturayım size. Muhyiddin İbn Arahabi’den melekutla melekut alemindeki ruhaniyetlerin normal zahiri görünebileceğini anlatayım. zahiren görünen şehadetteki görünen varlıkların da melekut aleminde farklı bir şekilde görünebileceğinden anlatayım. Hadislerle ben bunu

donatayım burada. Şimdi çok özür dilerim burada kardeşleri küçümsemek için değil. Kaç tanesi içimizdekilerin kaç tanesi böyle bir hali yaşadı? bunu anlayabilmesi için ben bunu edebiyat olarak anlatılması olarak değil anlayabilmesi için kaç tanesi böyle bir hal yaşadı? Bunlar böyle hani dinin kendi içerisinde geçen şeyler. Şimdi anlatıyoruz değil mi? Hadis-i şerifte diyoruz ki geldi birisi bak dinin temel sorusu. Geldi bir kimse dedi ki iman nedir? İslam nedir? İhsan nedir? Kıyamet ne zaman kopar? Alametleri nelerdir? Bunları sordu mu?

Allah Resulü o gittikten sonra dedi ki, “Bu soruyu soran kimdi? Bildiniz mi?” Sahabe dediler ki dıhyeydi. Allah Resulü de dedi ki dedi ki o dıhye değildi. Cebrail kardeşimdi. Bir de kardeşim sözü var. Cebrail kardeşimdi. Size dininizi öğretmeye geldi. Şimdi oradaki sahabeler derinlemesine bütün her şeylerini dine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin indirmiş olduğu dine vakfetmişler her şeylerini. Hani tabiin diyor ya tebay tabini diyor. 3üncü kuşağı diyor. İkinci kuşak 3üncü kuşağı diyor. Birinci kuşak için diyor

ki siz onları görseydiniz bunlar deli derdiniz. Onlar da sizi görseydi bunlar dinden dönmüşler sizi kılıçtan geçirirdi diyor. Şimdi böyle bir sahabe onu dıhye olarak gördü. onu Cebrail Aleyhisselam olarak görmedi. Onun Cebrail Aleyhisselam olduğunu Hazreti Peygamber efendimiz söyledi. E şimdi demek ki melekut alemindeki ruhaniyetler insan suretinde görünebiliyor mu? Yani biz onları insan suretinde görüyoruz ama biz onun gerçek hakikatini görüyor muyuz? Aynı şekilde zahirde gördüğünüz kimseler, şehadet aleminde bir kimse melekut aleminde farklı bir şeyde görünebilir mi? El

cevap görünebilinir. Peki bunu anlattık. Yaşayan kim? Benim ifade etmeye çalıştığım şey bu. Yani biz Kur’an’ı bu noktada anlamaktan uzağız. E şimdi bütün İslam dünyasına bangır bangır bağırdılar mı riyayla amel olmaz diye. İlahiyatlarda, diyanetlerde bangır bangır bağırıyorlar değil mi? Rüyayla amel olmaz. E ezan neyle amel ediliyor? Rüyayla desene. Rüya ile amel olmaz de. Hadi ezanı değiştir veya kapat. Bang bağırıyorlar değil mi? Rüyayla amel olmaz. Peki Bedirle alakalı ayet-i kerimede ben size kafirlere az gösterdik. Kafirlere de size

az gösterdik. Ayette sabit mi? Az gösterdik diyor ya. Az göründ gördüler, yürüdüler savaşmak için. E rüyayla amel ettiler. E Yusuf’un kıssasında rüyayla amel edildi. Bu bu insanları hani maneviyattan manadan uzaklaştırma. Hazreti Peygamber de peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür. Sahih rüya dedi. Ee sen dedi bizim ilahiyatçılar da diyanetçiler de bangır bangır bağırıyor. Rüyayla amel olmaz. E hadis-i şerif var. Peygamberliğin 46 cüzünden bir cüz. Ne yapacağız şimdi o zaman? Burada büyük bir oyun var çünkü. Yani buna artık

böyle bağırasım geliyor. Bir kısım çevreler insanların dinle bağlarını, maneviyatla bağlarını kesmek için yetiştirilmişler. Perdelemek için yetiştirilmişler. Ben artık ne ilahiyata diyanete inanmak istemiyorum. İnanmak istemiyorum. Acı şeyler bunlar. Yani dıhye suretinde gördüğü iyi ya. Ben dıhye suretinde görmek istemiyorum. Bunun bana yolunu kim gösterecek? Ben o göz tembelliğini, o mana tembelliğini yaşamak istemiyorum. sellem hazretlerinin ashabı cinni taifesini görüyordu bazıları. İyi kardeş kim görüyor şimdi? Cinni tayfesini görsek biz böyle zahiren bizim kaçacak yerimiz bizim kafe oynatır bizim insanlarımız.

Cinni taifesi deyince aman o o üç harflilerden bahsetme. Kur’an bahsediyor. Cin suresinde hususi var. İyi görünür kardeşim. Konuşulur da görünür de. Ama normalde şimdi insanlar öyle bir haleti ruhiye kattılar ki yani cin deyince cin çarpımışa dönüyorlar. Yani sadece gördüğümüz bu bu alem yok ki. Elhamdülillahi rabbil alemin. Alemlerin rabbine hamdediyoruz. Kaç alem gördük kardeş? Kaç alem dolaştık? Çok kısa geldiğimiz alemi gördük mü ya? Geldiğimiz alemi gördük mü? Ruhlar alemini gördük mü? Yürü geriye doğru. Hadi sorguyu orada

rabbike eee normal ben sizin rabbiniz değil miyim hitabını aldık mı? O estantaneyi yaşadık mı? Senin ruhun orada. Sen benim rabbimsin dedi. Secde etti. Onu gördük mü? O ruh bizde. Şimdi o ruh bizde. Başka oradaki ruh ayrı, buradaki ruh ayrı değil. E ne zaman yaratıldı onu da bilmiyoruz. E şimdi ne diyor ilahiyatçılar? Bir kısmı anne karnına düşünce diyor Cenabı Hak onun ruh yeni ruh ona üfler. İlahiyatçılar böyle demiyor mu? E Cenabı Hak o zaman çok özür dilerim.

Ben sizin rabbiniz değil miyim diye. Madem k anne karnına düşünce yaratıyor yeni o zaman varlığı yaratırken o zaman ruhlar aleminden bir ruh yok o zaman. Ama ayet-i kerimede diyor ki oradaki misakınız var, sözünüz var diyor. E şimdi o anne karnına düştüğü anda ona Cenabı Hak ruhu yeni yarattı. ona üfledi deyince ruhlar aleminde o zaman Cenabı Hak çok özür dilerim ama havaya mı sordu? Ben sizin rabbiniz değil miyim diye. Aye-i kerime, birçok ayet-i kerime var. Orada söz

verdiniz diye. Bunlar işi akılsallaştırmak için çığrından çıkarıyorlar. dini akılsallaştıracaklar. Sen ruhun varlığını kabul ettiğin anda din akılsallaşmaz. Sen iman kalb ile tasdik dediğin anda akılsallaşmaz. Sen ahiret dediğin anda akılsallaşmazdın. Ama amaç akılsallaştırıp bu akıl dışı deyip ayet-i kerimelerin büyük bir kısmını yok edecekler. Akıl dışı çünkü. Ama çok O yüzden masum bir ilim olarak görmüyorum veya masum bir ilim fantezisi olarak da görmüyorum. tasarlanmış, ayarlanmış, cımbızla çekilmiş insanların ahiret inancını, ahiret inancını yok ediyorlar. Yani birisi de çıkıyor

kabir azabı yok diyor. Öbürkü çıkıyor hani Paulos vari bir İslam getirmek istiyorlar. Buna zaten siyaset yatkın, iş çevreleri yatkın, dünya çevresi yatkın. Buna hepsi de yatkın yani. Çünkü hani Kur’an ve sünnet deyince farklı bir ideoloji çıkıyor ortaya ara. Bakın inanç inançla alakalı değil. sadece bir ideoloji çıkıyor. Kur’an, sünnet deyince ekonomisi, sosyal hayatı, ondan sonra askeri hayatı, devlet eee çalışması sistemi komple hayatı içine alan bir ideoloji çıkıyor. Bildiğiniz ideoloji çıkıyor. Yani bundan sıyrılmak istiyor. İslam dünyası da

bundan sıyrılmak istiyor. Yani Müslümanların başındaki hükümetler, krallar, kraliçeler, ne bileyim devlet başkanları, işin siyasetinde olanlar İslam’ın bu ideolojik yönünü görmek istemiyorlar. Yani sadece namazı kılacaksın, orucu tutacaksın, hatta namazı da vaktin olursa kılacaksın. Hatta namaz da salat demektir. Salat da övmek demektir. Sen översen namazı kılmış olursun. Sıkıntı değil. Gece gündüz sen Allah’ı öv. Namaz o namaz Bu muhteşem bir savaş var. Ve bizim içimizdeki satılmış alim müsvetteleri, satılmış şeyh müsvetteleri, satılmış siyaset müsvetteleri, satılmış bürokrat müsvetteleri bunlara çanak

tutuyor. Yani böyle otur bir ilahiyatçıyı dinle böyle şeye basıyor tabiri caizse bam tellerine basıyor olumsuz olarak. Yani o gençler de tabii bir bakıyor, bir onu söylüyor, bir onu söylüyor ortasını bulmuyor. Veyahut da onun normalde gerçeğini, hakikatini söylemiyor. İnsanlar dinden soğuyorlar. E bizim gibi 3 be konuşanı da bir iki mahkemeye veriyor zaten. Onu da susturmaya çalışıyor. Uydur kaydır bir yerden bir şey bulacak. Yani Mehmet Emin uğraşıyor sonra. Ya çok basit yani. Koca Bursa müftüsü adam size çıktı.

Benim hakkımda vaazı nasihat etti. Allahlık iddia ettiğime dair bitti. Adamlar mahkemeye verdi. Bakın mahkemeye verdi. Ben Allahlık iddia etmişim. Bizim Hacı Erkan’ın rüyasından dolayı yani adamlar hususisi bununla alakalı mahkemeye verdiler. Yani sen böyle metafizik meselelerden konuşmayacaksın. Manevi meselelerden konuşmayacaksın. Bunu normalde. İstediğin kadar hadis söyle, ayet söyle. Ne bile istediğin kadar istediğini söyle. ona bakmıyor. Ben 9 sayfa şey hazırladım. Cevap hazırladım. Meh Mehmet Emin Bey dedi ki onları yazmazlar oraya dedi. Bir dedi şeye al. Ne o

işte hafıza şeyine öylesi git dedi yaz. Onlar almazlar onu öyle dedi. Adam bir baktı ya bunu nasıl yazacağım dedi. Vallahi nasıl yazacağım. Sen diyor bu soruları nereden bildin diyor bana. Hadi bakalım dedim. Yok bunları dedim sor. Sen sorunu sor. Biz buradan dedim cevaplarını sana aktaracağız. Dedi ya bunları yazmasak dedi. Yazalım dedim. Hakim de bilgi sahibi olsun dedim. İlahiyat diyanetçiler de bilgi sahibi olsun dedim. Yani normalde kendi bastırdıkları kitaptan haberleri yok. Yani insan İslam ansiklopedisinden haberi yok

bir ilahiyatçının, diyanetçinin. Onların zamanları yok zaten para saymaktan onu okumaya. Allah bizi affetsin. Eftal zikir la ilahe illallah. La ilahe Hak muhammedenahlillahiemin elfatihama salavat. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali Muhammed. Kaynak Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir. İlgili Sohbetler