Dergah Sohbetleri Serisi

688. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri


Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri” width=”500″ height=”281″ src=”https://www.youtube.com/embed/F05QadpB0Wk?feature=oembed” frameborder=”0″ allow=”accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share” referrerpolicy=”strict-origin-when-cross-origin” allowfullscreen> Eşim kurbana yedi ortak giriyor. Hayvanı alıyorlar. Sonra ortaklardan biri vazgeçiyor. Ortaklıktan çıkıyor. Başka biri bunun yerine girebilir mi? 7 hisse olarak birisi almış. Birisi alınca onun yerine o kendi hissesine başkasına satma nasıl olur? Bu konuda çok sıkıntılar var. O yüzden hem ortakların iyi bilinmesi lazım. Buna Diyanet fetva veriyor böyle olmasına. Aslında bakacak olursan Diyanet büyük baş satıyor. Büyük baş

satarken de hisse olarak satıyor. Oradan fetva veriyor zaten. Normalde bir hayvan üzerine vermiyor. Hisse satıyor. Bu vakıflar da ne bileyim onlar bunlar da aynı şeyi yapıyor. Hanefi’ye göre tehlikeli. Ben bu sene zekat verdiğim için kurban kesmek istiyorum. Siz uzaktan vekalet verilerek kesilen kurbanda sıkıntı oluyor demiştiniz. Eşim araba olmadığı için ben uğraşamam dedi. Kesip hazır getiriyorlar. Birine vekalet ver kestir dedi. Ben ne yapmalıyım? Hzreti Ayşe annemize diyor ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ya Ayşe

kurbanının başında dur. Vekaletle kurban kesilir mi? El cevap kesilir. Bunda bir sıkıntı yok. Eğer o vekaleti alan kurum, şahıs neyse bu konuda sağlamsa, sahihse olur. Ama bir şey var. Bu haçta da var. Bu kurbanda da var. Mesela büyük marketler kurban satıyorlar. Onca kurban sattı. Kaç tane sattı? İşte diyelim ki 5.000 adet sattı. 10.000 adet sattı. Ya ikinci gün etin gelmesi doğal mı? Hayatın akışına aykırı. Yani 5.000 kurban kesmiş olsa bir gün de kesemez 5.000 hayvana. Ya

ben kendim kurban kesen bir insanım. Yani gençliğimde 1314 kadar bitiriyordum bir kuzuyu. Normalde 5.000 6.000 kurban satan bir şey düşünün. Bu marketleri düşünün. Nasıl ertesi günü kurbanını getirecek? Bir de parçalanmış vaziyette, işlenmiş vaziyette. Bir de veyahut da işte vakıfları düşünün. İyi hadi onlar 3 gün 4 gün kesecekler diyelim. Hani 4 3ün günün ikindiye kadar kesecekler diyelim. Ama ne yapıyorlar bilmiyorum. Haçta da aynı. Millet hacca gidiyor. Peki Türkiye’den yaklaşık işte 100.000 hacı 120.000 hacı gidiyor. 120.000in 120.000

kurbanın böyle 5 saatte 4 saatte kesilmesi mümkün değil. Sait mükün mü? Geldi mi Sait? Sait Türk kasaplarının bir günde hayvanları kesmesi mümkün. Diyanetin komple 120.000 hacısının kurbanı bir günde kesebilirler mi? Kesiliyor mu? 100.000 tane 115.000 günlük eee biz ele alırken kombin olarak kombinanın içinde balıklar var yani revanlar var heran günde 1800 tane her formülenin içinde de 60 tane rean var yani. Yani ne yapıyor? Bir mezba bir kombina günde 50.000 tane bir mezbaha günde 50.000 tane kesiyor.

Günde 50.000 tane 60.000 gibi İstanbul Bankasına ait 25 30 tane var. Ama Diyanet diyelim ki bir günde bitirebilir mi? 120.000irir şeyde biter ama 4 gün sürüyor. 4 gün sürüyor. 3 gün sürüyor. 3 gün sürüyor. Gün sürüyor oluyor. Ama normal olarak bir eee ürün en az 1600 parlak. Şunu öğrenmeye çalışıyorum. Diyanet 100.000 acı götürdü. 100.000 de kurban kesiyor. Bir günde bitirebilir mi? 45 saat değil 24 saat. E 45 saat sonra ihramdan çıkarıyorlar. Kurbanlarınız kesip o ayrı. Hatta

kimisi sabahtan çıkıyor ya. Hemen şey olup çıkıyor adam. Haber geliyor. Kesildi diye. İşin bir de bu tarafı var. Normalde o kimsenin kurbanı kesilmedi diyelim ki o kurban kesildi diye kendince ihramdan çıktı. Tıraş oldu. Haccın tavafını da yaptı diyelim ki. E cinsel ilişki de serbest oldu ama kurbanı kesilmedi daha. Bunları normalde o kimse ihramdan çıktı ayrı ceza, cinsel ilişkiye girdi. O da ayrı bir ceza. Allah bizi affetsin. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem temiz bir soy ağacından

geliyor demiştiniz. Amcası Ebu Leheb şirk ehli. Peygamberimize karşı gelen biriydi. Peygamberimizin amcası Ebu Leheb temiz soyağacının dışındadır diyebilir miyiz? Hazreti Hızır Aleyhisselam’ın seyri sülük yaparak mı Ledin ilmine sahip olmuştur? Yoksa Allah tarafından bu ilim ona doğuştan mı verilmiştir? Hazreti Hızır, biz onu bir peygamber olarak biliyoruz. O yüzden normalde bütün peygamberler, peygamberlerde il milletin vardır. Maşallah az yazmışsınız ya. Ateist ve egonistik düşünürler tanrının varlığını kanıtlayan argümanların hepsine eleştiriler getirmiştir. Bu eleştirilere karşı sizin yorumunuzu merak etmekteyim. Normalde

bunların hepsi de Allah’ın varlığıyla alakalı eleştiri getirebilirler. Yani neden ateist oluyor? Eleştiri getirdiğinden veyahut da neden agonistik oluyor? eleştiri getirdiklerinden dolayı felsefe noktasında tabii bunlar kendi kendilerine eleştiri getiriyorlar ama bunların hepsine cevabını Gazali vermiş. Gazali’den sonraki normalde veya önceki İslam’ın kendi içerisindeki eee felsefik düşünceye sahip olanlar da vermiş kindiden ibaret itibaren. Ama sonuç itibariyle bir kimse inanç kalbi bir mesele akli bir mesele değil. Öyle olunca kalbi bir meseleye akli hükmetmek de mümkün değil. Ama felsefenin zaten

normalde hani İslam’ın dışındaki felsefenin en büyük handikaplarından birisi akli aklı ilahlaştırması. Yani akla uymuyor. Akla uymayınca da aklı ilahlaştırıyor. Aslında bakacak olursan o zaman ruhu da kabul etmemeleri lazım. ruhu kabul etmiyor ama ruhi hastalıklar diye hastalık beyan ediyorlar. Madem ruh yok neden ruhi hastalık var? Veyahut da işte bir kimse normalde aklını kaybediyor, aklını kaybediyor ama yaşamaya devam ediyor. Normalde demek ki sadece akılla alakalı değil. O yüzden normalde bu ama agonistik olarak düşünsün ama işte kendince ateist

olsun ne olursa olsun bunlar kendilerince kendi felsefelerince Allah’ın varlığıyla alakalı peygamberlerin varlığıyla alakalı bu konuda değişik düşüncelere sahipler. Bir kötülük problemi, Teodise sorunu. Bu kötülük problemi Pavlos’la alakalıdır. Baştan onu söyleyeyim. Yani bu Pavlos’un düşüncesidir. Pavlos der ki, “Ondan sonra e kötülük yok. O yüzden de ceza yok der” der. Bu Paulus’un düşüncesidir. Yoksa ondan öncesindeki nerede? Hepsinde kötülük vardır. Kötülüğün de cezası vardır. Ama Pa normalde şu anki Hristiyanların fikir babası kendisi Yahudidir. Aslında Yahudi din alimidir kendisi.

Amma veelakin İsa Aleyhisselam’a sonradan döndüğü iddia edilir. Ve şu andaki o okunan İnciller de Pavlos’tan alıntıdır. Yani direkt İsa Aleyhisselam’dan değildir. O yüzden normalde o kötülük problemi ile alakalı Paulos der ki kötülük yoktur. Kötülük yoksa da ceza yoktur der. Şimdi soruya bakalım. Kötülük probleminin teodise sorunu. Eğer Tanrı her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve tamamen iyi bir varlıksa, dünyada neden bu kadar acı, kötülük ve adaletsizlik var? Bu durum böyle bir tanrının varlığıyla çelişiyor gibi görünür.

Bu ateistlerin en güçlü argümanlarından birisidir. Tanrı yani bu dilde Allah insanları yarattı. Onlara doğru yolu gösterdi. Ayet-i kerimede de dileyen bu yolda yürüsün dedi. Dileyen bu doğru yolda yürüsün. O doğru yolun karşılığı zıtlığı nedir? kötü yoldur. Ayet-i kerimede de iyilikler rabbinizden, kötülükler de nefsinizdendir dedi. Burada cüzi irade ortaya çıkar. Allah insanları yarattı. Cüzi iradelerini serbest bıraktı onların. Eğer yok öyle değil de Allah bütün kötülükleri normalde yaratmamış olsaydı o zaman iyiliğin bir anlamı kalmayacaktı. veyahut da iyiliği

yaratmamış olsaydı o zaman kötülüğün de anlamı olmayacaktı. Ama iki zıt var. Allah iyiliği de yarattı, kötülüğü de yarattı. İyi insanlar iyiliklerine devam etti. Kötüler de kötülüğü seçtiler. Kötülüklerine devam ediyorlar. Ama normalde kötülüğü de iyiliği de yaratan Allah. Ama kötülüğü Allah tabiri caizse istemeden yaratır. Sevmediği bir şeydir. Ama yaratıcı Allah’tır. La faili illallah. Fail olan Allah’tır. Çünkü normalde yaratan da Allah’tır. Ama ben bunu hep derslerde derim ya. İki tane gişe var. Birisinden kötülük bileti alıyorsun. Birisinden iyilik

bileti alıyorsun. Sen kendi cüz iradenle iyilik bileti alıyorsan sen iyilerden oluyorsun. kötülük bileti alıyorsan sen kötülerden oluyorsun. Burada yaratma hadisesi Allah’a ait. Ama yok buradaki normalde eee böyle düşünmüş olsaydık o zaman cebriye girecekti orta eve. Yani nasıl cebriye girecekti? Allah birisini kötü yarattı birisini de iyi yarattı. Kötü yarattığını sonra cezalandıracaktı. Bu da mantıksal değil. Bu da akılcılık değil. O yüzden o cebriyeye girmiş oluyor. O iyiliği ve kötülüğü seçmek bizim elimizde. İstersen peygamberlerin yolundan gidersin, istemezsen gitmezsin.

Gitmezsen sonun cehennemlik olur. Suç işlersen cezasını çekersin. Bu dünyada da çekersin, ahirette de çekersin. Dünyada çekiyorsan ahirette normalde çekmeyebilirsin. Amma veelakin suç cezasız değil. Bilimsel açıklamalar. Evrenin, yaşamın ve bilincin kökenine dair pek çok mesele artık doğa bilimleriyle açıklanabiliyor. Örneğin evrenin başlangıcının kozmoloji, canlıların evrimini, biyoloji, zihnin işçiyesini işte nörobilim açıklıyor. Bu yüzden bu açıklama borçlu için tanrıya başvurma gereği azılıyor. Bu noktada bir sıkıntı yok ki. din, dinin, İslam’ın bilimlerle alakalı bir sıkıntısı yok. Otursunlar, eee, varlığı incelesinler.

Otursunlar kozmolojiyi incelesinler. Otursunlar, eee, nörolojiyi, nörobilimi incelesinler. Bunda bir sıkıntı yok. Yani ilim olarak siz ha ne tarafa doğru giderseniz gidin, neyi incelerseniz inceleyin. Bunu normalde eee, dinle, bunun bağı şuradan var. Bunları ayet-i kerimelerden çıkarmanız mümkün değil. Çıkarmayabilirsiniz de. Siz kozmolojiyi araştırdınız da dinsiz araştırmayın mı dedi? Veya siz nöroimi araştırdınız da dinsiz araştırmayın mı dedi? Din ilim ilim Çin’de de olsa hikmet daha doğrusu ilim de demiyor. Hikmet Çin’de de olsa gidip alınız. Hikmet Müslümanın yitik malıdır.

Nerede bulursa alır. Bunlar da İslam’ın bir eee yasaklaması söz konusu değil. 688. Mustafa Özbağ Efendi Hakkında veya dinin bunda yasaklaması söz konusu değil. Yani siz uzaya gittiniz de Kur’an mı yasakladı size? Hatta Kur’an size düşünmeyi, varlığın üzerinde tefekkür etmeyi, yaratılışın üzerinde tefekkür etmeyi sevk eder. Ve o tefekkürü de hadis-i şeriflerde der ki, “O tefekkür 80 yıllık nafile ibadetten üstündür.” der. Öyle olunca siz varlığın üzerinde tefekkür edin. Varlığın üzerinde düşünün, analizler edin. Varlığın üzerinde çalışın. Bakın normalde

bu noktada dinin yasakladığı bir nokta yok. Ama şöyle bir şey var. Böyle sığ benim de karşı olduğum sığ dini mezhepler, meşrepler var. Şahsa ait bu. Yani bu tip böyle gelişmelere, bu tip şeylere açık olmayan Evet. Görüş ve düşünceye sahip olanlar var mı? Ama bunlar normalde dinin kendisi değil. Yoksa siz oturun Cenabı Hak ayı nasıl yaratmış, güneşi nasıl yaratmış, evreni nasıl yaratmış? Yaratılışın başlangıcına doğru gidebiliyorsanız gidin. Veyahut da varlığı istediğiniz noktada üzerine tefekkür edin. Nefsini araştırmak istiyorsanız

araştırın. Bundan bu noktada dinin herhangi bir yasağı yok ki. Allah bizi affetsin. O yüzden bu noktada dinin açıklama boşluğu yok. Sonsuz demeyeyim ama her daim büyüyen bir varlık var. Evren var tabiri caizse. Her daim büyüyen ve her daim yeniden yaratılan ve yaratmanın son bulmadığı bir evren var. Ve siz bunun neresinden tutarsanız tutun yürüyün. Bu noktada normalde sizi durduracak bir şey yok. Ve sizin yürüdüğünüz noktada ilim olarak gördüğünüz nokta bu benim kendi şahsi düşüncem. Yani parmağınızın üzerindeki

bir damla su bile değil. Şu anda varlık üzerinde ister kozmoloji olarak ister nörobilim olarak ister evreni tanıma olarak evren bilimi deyin. Siz nereye giderseniz gidin şu anda insanlığın elde etmiş olduğu çok büyüttüğü bilgi yemin ediyorum bunu inanaraktan söylüyorum tırnağınızın Ulaşıldıkları yer. Daha şu anda ilim dediğiniz, bilgi dediğiniz şey insanı çözümleyememiş. Gözünün önündeki insanı çözümleyememiş henüz daha bilgi, ilim. E insanı çözümleyememiş daha. Daha dağları çözümleyememiş. Daha okyanusu çözümleyememiş. Ya bırakın oralara gitmeye. Daha henüz piramidi çözümleyememiş. piramitleri

bırakın işte bir Göbeklitepe çıktı. Göbeklitepe’yi çözümleyemediler. Hani biz nereden gel? Maymundan geldiydik. 13.000 yıl önceki Göbeklitepe’yi kapattılar. Neden kapattılar? Çünkü bütün felsefeleri çöktü. Bize 100 yıldan 200 yıldan beri dayattıkları batının dayattığı felsefe Göbeklitepe’de çöktü. Göbeklitepe’de bak işte çıkarıyorlar. Cep telefonu var, bilgisayar var, arabalar var, uçaklar var. Göbeklitepe’de senin geldiğin ilim bu noktada değil. Hani biz taş devri, tuş devri, puş devri oradan geliydik. Hani biz maymundan gel dedik. Bize onu dayattılar ya. Hani nerede? Şu anda dünya

üzerinde bilgi yok, ilim yok. Dünya üzerinde algı var. Dünya üzerinde ilim, bilgi üzerinde sömürü var. Uyandırmıyorlar insanları. İnsanları köleleştirme var dünya üzerinde. Sanki çok büyük bir bilgiye, çok bir çok büyük bir ilme sahiplermiş gibi algıyla yönetiyorlar dünyayı. Ve bütün dünya insanlarını hangi dinden olursa olsun sömürüyorlar. Hangi dinden olursa olsun hepsini katlediyorlar. İlim, bilgi denilen bir şey yok. Daha kendini tanımamış insan. Koca Yunus’un dediği gibi ilim ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir. Sen kendin bilmezsen bu nice okumaktır.

Adam normalde insanı çözümleyememiş. Neden çözümleyemiyor? Çözümlemesi bitmez çünkü insanın. Siz ilk Adem’in yaratılışını çözün ilk önce. Cenabı Hak bütün isimlerini ona hıfzettirdi, öğretti. Bu ne demek biliyor musunuz? Bütün isimleri öğretti demek. Ultra insan demek. Her şeyiyle bir tamam insan demek. Hem mana olarak hem manevi olarak hem de zahiri olarak. Biz o insana ulaşamadık ki daha. Bakın o insana ulaşamadık biz daha. Neyi çözümlüyorlar? Sömürmeyi biliyorlar. Silahlanıyorlar. İnsanları savaştırıyorlar. Oradan sömürüyorlar. Başka bir şey değil. Ve dünya insanlığı

da milliyetçilikle, dinle, bakın, dinle, mezheplerle savaşmayı biliyor sadece. Din bir savaş aracı olmuş. Irkçılık bir savaş aracı olmuş. Meşrepler, mezhepler savaş aracı olmuş. Ekonomi savaş aracı olmuş. Siyaset savaş aracı olmuş. Ve bunlarla insanları sömürüyorlar. Bana söyler misiniz? İlkokulda, ortaokulda, lisede aldığınız ilimle bilgi ne? Üniversiteye gittiğinizde üniversitede aldığınız ilimle bilgi ne? Bir meslek sahibi oldunuz. Üniversiteden sonra bir meslek sahibi oldunuz. Aldığınız ilim ne, bilgi ne? Size ne veriyorlarsa o kadar biliyorsunuz, o kadar öğreniyorsunuz. Bir ilahiyat öğrencisi

İmam Maturi’den haberi yok. Bir ilahiyat öğrencisinin fıkıhtan, İmam-ı Azam’dan haberi yok. Diyanetteki bir müftünün İmam-ı Azam’dan haberi yok. Ama hepimiz de Hanefiyiz. İmam-ı Azam’dan haberimiz yok. İmam-ı Azam’ın fetvalarından da haberimiz yok. Siyasi fetvalarından haberimiz yok. Ekonomik fetvalarından haberimiz yok. Sosyal hayatı ilgilendiren fetvalardan haberimiz yok. Haberimiz olan şu: Abdesti bozan bozmayan, namazı bozan bozmayan, orucu bozan bozmayan, haccı bozan bozmayan ona da uymuyorlar haçla alakalı. Bunlara da Diyanet kendine göre boyna fetva üretiyor. Mesela Müzdelife vakfesinde durdurmuyor. Müzdelife

vakfesi Hanefi’ye göre vacip. terk ederse bir kurban gerektirir ona. Ama vakti girmeden müzdarife vakvesi yaptırıyor. Vakti girmeden namaz kılıyor musun? Vacip olan ibadeti nasıl yaptın? Vakti girmeden yaptı. Çobanlar geldi Allah Resulüne dedi ki biz çobanız. Hayvanları eee yırtıcı hayvanlar kapabilir. Biz gece şeytanı taşlayabilir misiniz? Taşlayabilirsiniz dedi. Diyanet 100.000 çobanı var. Koyun çünkü hepsi de. Onlara dedi ki, “Gece taşlayacaksınız.” Gece taşladılar. Senin senin çoban mısın? Vaktin var mı? Ey izdiham var. Hac izdihamdır. O zorluğa katlanacaksın ki

sevabın çok olsun. Müzdelife vakfesini yapacaksın. Ondan sonra şeytanı taşıyacaksın. Hepsine şeytanı taşlatıyor mu? Hanefi fıkhını da bozuyor. E ben böyle söyleyince Diyanetçiler sevmiyor beni. Böyle söyleyince ilahiyatçılar da sevmiyor. Hoca nasıl seviyorsa işte bir sefer kaptırdı kendini. E şimdi normalde Allah bizi affetsin. O yüzden hani sanki İslam evrenin çözülmesine karşıymış gibi bir algı oluşturuluyor. Değil kardeşim. Siz çözün tanrının gizliliği, gizlenme argümanı. Mesela örnek Allah gizli değil ki. Allah saklı değil ki. Biz Allah rüyada görülür dedik. Gittik

mahkemede yargılandık. Adam çıktı cuma günü benim için husesi vaaz yaptı. Allah rüyada görülür diyorlar dedi. Gittiler şey şikayet ettiler. Mahkemeye verdiler. Mahkemeye çıktım dedim koca müftü. Diyanetin kendi bastırdığı kitaptan haberi yok dedim. Diyanetin kendi bastırdığı İslam ansiklopedisinde var dedim. Diyanetin kendi bastırdığı Sabunide var, şunda var, bunda var. Hakime söylüyorum. Allah saklı, gizli değil. Bak direkt daha arkasından normalde hani sorunun ne olduğuna bakmadan yürüyor. Allah saklı gizli değil. Allah sıfatlarıyla tecelli ediyor. Cenabı Hakk’ın zatı saklı değil.

Zatını tefekkür etmemiz yasak. Burada zatı saklı değil. Zatını tefekkür etmemiz yasak. Zatı yok değil ki. Gelsinler bir sufiyle konuşsunlar bunları. Eğer Tanrı isteseydi varlığını açıkça gösterebilirdi. Gösteriyor zaten. Allah kendisini saklamıyor. Kens hadis-i kuts bilinmekte istedi. Bilinmekte istediği için bir şey yarattı. Nerede saklıymış Allah? Allah bilinmekte istiyor. Allah kendisini isar ediyor, gösteriyor. Nereden saklıymış, gizliymiş? Felsefecilerin yalanı. Allah meydanda. Sıfatları da meydanda. Zatı da zatıyla da meydanda. Allah saklı gizli değil. Bizim zatını tefekkür etmemiz yasak. Allah meydanda

Allah kendisini saklamış olsaydı bir şey yaratmazdı. Ama Cenabı Hak tanınmaklığı, bilinmekliği istediği için bir şey yarattı. Nerede saklık var? Nerede gizlilik var? Sen görmüyorsun. Felsefecisin ya gözün kör. Senin felsefecisin ya kalbi aklın da yok senin. Allah meydanda kardeşler sıfatlarıyla tecelli etmekte her an. Allah saklı gizli değil. Ontolojik eleştiriler, ontolojik argüman. Tanrı tanımı gereği vardır. Birçok filozof tarafından bir kelime oyunu veya mantık hatası olarak görülmüştür. Var olmak bir varlığın özüne eklenen bir özellik değildir. Var olmak bir

varlığın üzerinde Allahsa bu söz konusu. Var olmak bir varlığın özünde olması gereken bir şeydir. Yoksa biz var edeni tanımamış oluruz. Var edileni de tanımayız. O zaman ben normalde bir var eden bir de var edilen olarak görürüm. Ben panteist değilim. Her şey o değil benim için. Ben ondan bir parça değilim. Varlığın herhangi birisi ondan bir parça değil. Bir var eden var, bir de var edilen var. Ama bu noktada bir kimse eğer ki var olmak varlığın özüne eklenen

bir özellik değildir dediğinde o zaman o kimse kendisini de inkar eder. O zaman bugüne bu ana kadar gelen soruların hepsi de hiçe gider. Sebep sen yoksun ki bu soruların nereden geldi? Sen yoksun ki bu düşüncen nereden geldi? Kendi kendisini inkar etmektir bu. Bir var eden var. Bir de var edilen var. Biz bu noktada var edileni de varı da var edeni de kabul ediyoruz ve hesaba kitaba çekileceğimizi de kabul ediyoruz. O yüzden normalde varlığın kendi üzerinde varlık

tecellisi vardır. Yani var eden var edenin kendisi varoluşu vardır. Vardır yani onun normalde varoluş dedim sonradan oluşma gibi değil. Var ki bir şey yarattı. Yarattığı şey de var edilen. Bütün her şeyi yarattı. Bütün her şey onun var ettiği bir şey. O yüzden varlığı ancak varlığıyla açıklanır. Bu mümkün değil. Başka türlü kültürel görecelik. İnsanlık tarihi boyunca binlerce farklı tanrı ve dini inanç sistemi oluşmuştur. 688. Mustafa Özbağ Efendi ve Önemi Her kültür kendi tanrısını gerçek sayar. Bu çeşitlilik

tanrı inançlarının insan icadı olabileceğini düşündürür. Tabii bunu böyle düşünürseniz normalde evet her kültür kendince bir tanrı inanışı var. Bir tanrı inanışı var. Aslında bunu söyleyenin de bir tanrı inanışı var. Bir şeyin olmadığını söylemek, bir şeyin yok olduğunu söylemek. olmadığını söylemek onun var olduğunu gösterir. Bir şeyin ismi varsa var o. O zaman tanrı düşüncesini sen yok edemezsin ki. Var ki tanrı düşüncesi oldu. Gittin ilk insana. O maymundan geldiğini düşünüyor ya. İyi maymuna gittin. Maymunu var eden var.

kendi kendine mi oluştu? Kendi kendine oluştu. Kendi kendine oluştu. Ya öyle öğrettiler ya bize. Denizin içerisinde bir tane normalde bir hücreydik. Hücre karaya çıktı. Kendi kendine büyüttü kendini. Darwin teorisi bu değil mi? Ondan sonra o maymuna geldi. Yani balık olmadı, aslan olmadı, sırtlan olmadı. Yani insana en yakın varlık ne var? Dediler ki maymuna benzetelim. Onu da söyleyen kim? Siyonist bir Yahudi Darwin. Siyonist bir Yahudi. Yani aslında Yahudi dinine sahip değil o zaten. Bütün mozgulluklar Yahudilerden çıkar

dünya üzerine. Siyonist bir Yahudi ve o normalde şimdi düşünebiliyor musunuz ne oldu? Bilmem kaç bin yıl geçti. Ondan sonra o maymuna çevrildi. Sonra bir de bizim önümüze değil mi? Bir de şekil getirdiler. Böyle yürüyen bir tane var. Ondan sonra düzeldi. Elleri, ayakları düzeldi. Bilmiyorum kaç bin yıl önce oldu değil mi? Peki o maymunu kim var etti? Kendi kendine var oldu. İlk varlığı kim var etti o zaman? Velev ki öyle oldu. İlk varlığı kim yarattı? Kozmolojiye göre

varlığın başlangıcı var. Bakın şu anda kozmoloji ilmi, evren ilmi varlığın bir başlangıcının olduğunu söylüyor bize. İyi varlığın bir başlangıcı var ise varlığı kim yarattı? Nerede yarattı? Nasıl yarattı? Şimdi eğer ki biz normalde kabul edersek dinin olmadığını ve her kültürün kendi dininin olduğunu oluşursak evet öyle oluştu. Geriye doğru gittik. Hani ilk dini bulmamız lazım ya. Hangi uyanık bir din icat etti? O icat ederken onun gönlüne nereden geldi bu din anlayışı? Nereden öğrendi? Maymunun bunu öğrenmesi mümkün mü?

kafalıın bunu çalışıp da öğretmesi mümkün mü? Peki normalde 5.000 yıl, 10.000 yıl geçmiş hiçbir tane maymundan insan oldu mu? Ama insandan oldu. Allah Yahudilerin bir kavmini, bir kavmi maymuna benzetti. Bunların kalıntıları var bizde. Allah bizi affetsin. Bilimde kabul edilen iddialar gözlem ve deneyle test edilebilir olmalıdır. Tanrı hipotezi ise gözlenemez ve test edilemez olduğu için bilimsel bir iddia olarak görülmez. Onlar normalde Allah bilinci, normalde Allah’ın varlığı ile alakalı bilimsellik arıyorlarsa kainata baksınlar, yaratılışa baksınlar. Ama görmek istemiyorlar.

Rukiye ilmindedir. Psikolojik huzursuzluklar için okutulmalı mı? Havas ilmi nedir? Allah razı olsun. Normalde böyle psikolojik huzursuzluklarla alakalı havas ilminden veya rukye ilmi denilen o rukye yapmakla alakalı bunlarla alakalı bir kimse faydalanabilinir mi? Her cevap faydalanabilinir. Var çünkü Hazret-i İbrahim’in Sümer halkından olduğu, Sümerlerin de Türk soyundan geldiği söylenmekte. Tüm peygamberler Hazret-i İbrahim soyundan geldiğine göre Peygamber efendimiz Türk müdür? Bizim damarımızı kabartmayın. Sohbetlerinizde sigaranın haram olduğunu bahsediyorsunuz. Ben derviş olduğumdan beri sigara zararlı olduğu için, sigara zararlı olduğu

için ben sigaranın hep haram olduğunu söylüyorum. Diyanet sonradan benim fetvaya uydu. Ben Diyanetten önce sigara haram diyordum. Çünkü sigaranın zararları belli. Bir şeyin zararı belli ise ona helal demek mümkün değil. Hani bir kısım Şafii uleması o zaman için zararları bilmediğinden hani mekruh dememişler. Şafiilerin bir kısmı sonradan gelen Şafiler ama sonradan gelen Hanefiler de bir kısmı mekruh demiş. Hanefiler eee Hanefiler mekruh demiş ama sigaranın zararları tam bilinmiyor o zaman için. Ama şu anda sigaranın zararları biliniyor. Emperyalizmin

elinde sigara. Şu anda her sigara içen kimse emperyalizme hizmet ediyor şu an. Her sigara içen, her sigara içen tekrar söylüyorum emperyalizme hizmet ediyor. Böyle olunca normalde sigara vücuda vermiş olduğu zararlardan dolayı haram. Mekruh kabul edenler Hanefi’ye göre mekruhun devamı günahı kebardir. Günah-ı Kebar de haramdır. Mekruh bir sefer işlersen mekruhtur. Devam ediyorsan o alışkanlık haline geldiyse o günah kebay girer. Sigara içen bizden değildir şeklinde bir düşünceniz var mı? Böyle bir şey yok. Yani onu ondan öyle sigaraya

varıncaya kadar bizde içki içen de var, kumar oynayan da var, gıybet eden var. Dedikoden var. Bizim içimizde her şey var. O yüzden günah kebar işleyen bir kimseye dair ben bizden değildir demem. Buna da hiç kimsenin hakkı yok zaten. Din olarak da hakkı yok. Ben sigaraya çok sert muhalefet eden birisiyim. Ya belki de hani geçmişte babamın hastalığıyla alakalı olabilir. Sigara çünkü sebebiyet verdi. Sebebi sigara. Yoksa ecel bir adım öne, ne bir adım sonraya. Ama normalde gerçekten hani

sigaraya karşı nefreti makamındayım. Hele dervişlikte, sufilikte hani bu tip şeylerden uzak durması lazım bir sufinin, bir dervişin. O yüzden buna dikkat etmesi lazım. Ama yani günah keba varken işte içki içmesi, kumar oynaması, gıybet etmesi, dedikodu etmesi, iftira etmesi gibi veya yalan söylemesi gibi birçok büyük günah kebarler dururken yani o bizden değildir demek benim haddime değil. Allah bizi affetsin. Biz de normalde adam içki içse gelse başımız gözümüz üstüne deriz, oturturuz yanımıza. Bir de demli çay içeriz ona.

Deriz ki kafası yerine gelsin. Zikrullah yapacağız çünkü deriz. Öyle bir şey yok. Allah bizi affetsin. Burası böyle eee şey olarak görmeyin yani işte ya herkes kalem gibi. Öyle değiliz biz. Ben de dahilim buna. Bizim her tarafımızda bir eğiklik, bir yamukluk vardır bir taraflarımızda. Biz buraya kendimizi düzeltmeye geliyoruz. O yüzden birisinin bir günah kebar varsa o bizden değildir. Demek bizim harcımız değil. Yani İsa Aleyhisselam bir kadın zinadan dolayı taş taşlanacak ya sözü çok meşhur demiş ilk taşı

hiç günahı olmayan atsın demiş. İlk taşı hiç günahı olmayan atsın demiş. O yüzden biz hepimiz günahkarız. Ben sizin adınızı da söylüyorum. Hakkınızı bana helal edin. Helal olsun. Varsa ben günahsızım diyen onun elini öpelim. Ha birazdan günahsız hale geleceğiz. O zikrullah’tan sonra hadis-i şerif var. Kim cemaatle Allah’ı zikretti oradan günahları affolmuş olarak kalksın. Bir hadis-i şerif daha var. İmam-ı Hanbel naklediyor bunu. Cemaatle zikrullah yapanlar günahları hayra çevrilmiş olarak kalksın diyor. Bak bu günahları affetmiş. Bu ayrı hadis-i

şerif İmamı Hanbel’in naklettiği affolmuş olarak değil. Bu diyor ki günahları hayıra çevrilmiş olarak kalksın. Biz o hadis-i şerifi kendimize ölçü ediyoruz. O yüzden zikrullah bittiği anda kalbinizi selamette tuttunuz. Zikrullah’ı başladınız. Geçmiş günahlarınız hayra çevrildi. Ama biz böyle aykırı insanlarız. Biz daha buradan zikrullah biter. Biz başlarız gene yazdırmaya. Yapacak bir şey yok. Allah bizi affetsin. Sigara için bir derviş kardeşimize nasıl nasihatte bulunmak doğru olur? Ben şeyhimin söylediğini söyleyeyim. Daha yeni ders almıştım. Yeni derviştim. Trede sohbette böyle

eliyle böyle yaptı. Bu ağız dedi. Bu dil Allah dedi mi dedi. Allah dedi mi? Yalan söylemez, gıybet etmez, dedikodu etmez, iftira etmez. İşte dilin afetlerini saydı. Sanki bana baktı böyle. Sigara bile içmez dedi. İçimden dedim ki bu söz sana Mustafa Özba bana baktı. Çünkü biz çıktık sohbetten. Oktay var yanımda. Allah rahmet eylesin. Oktay yak abi dedi. Oktay ben bıraktım dedim. Ne zaman dedi. Az önce dedim. Al dedim paketi çakma. Ben içmiyorum bundan sonra dedim. Abi her

şeyi bırakacaksın aklıma gelir bu aklıma gelmez dedi. Aklına geldiğin geldi dedim. Oktay bitti benim için dedim. Ben bir daha dedim ağzıma bile koymayacağım dedim. Cenabı Hak hamd olsun. Bir daha hiç ağzıma koymadım. Ben bir şey bıraktım dedim de bırakırım. Geri de dönmem bir daha. Bende öyle bir dirayet vardır. İnat vardır. Şeyh efendi derdi. Allah rahmet eylesin. Mustafa Efendi inatçısın. Evet öyleyim efendim derdim. Yani şey değil inatçıyımdır ben. Ben bıraktım bırakış o bırakış. Bütün her şeyi hani

bırakılması gerekenleri bıraktım. Bir daha geri dönmedim. Cenabı Hak öyle bir hususiyet vermiş. Bana da bir şeyi bırakmış olmayayım. Bırakınca bir daha geri dönemiyorum. geri dönüş olmuyor bende. Bu ne olursa olsun ama hayatımın içerisinde bu ne olursa olsun bir şeyi bıraktığım zaman kalıyor. Bir daha geri dönüşüm olmuyor. Allah bizi affetsin. Eftal zekir faemahu la ilah illallah. La ilahe ilahe illallah. Hak muhammeden resulullah. Cemiyenbi vel mürselin. Velhamdülillahi rabbil alemin. Elfatihama salavat. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala

ali Muhammed. Kaynak Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir. İlgili Sohbetler