Size soru sormak konusunda nasıl olmalıyız? Bunun ölçüsü nedir? Hadis-i şerifte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş buyurmuş ki soru üç şey için sorulur. Bir kimse bilmediği için sorar. Bilmediğini bilmediği için soran kimse bilmediğini öğrenir. İki irşat için sorar. kendisi biliyordur ama yanındaki bilmiyordur veya bir başkası bilmiyordur. O bilmeyen kimse öğrensin diye sorar. Bu da irşat sorusudur. O kimse karşıdaki kimseyi utandırmak için sorar. Utandırmak için soran da kendisi utanır der. E bu noktada biz kendi
daremizde Kur’an, sünnet, tasavvuf dalımız bu. Kur’an sünnet da bilebildiğimiz kadar fıkıh, bilebildiğimiz kadar Kur’an, bilebildiğimiz kadar sünnet, bilebildiğimiz kadar sufilik tasavvuf adında, tasavvuf şemşesinin altında sorulan sorulara cevap vermeye gayret ederiz. Bu normalde kendimizce bildiklerimizi anlatırız. Bilmediğimiz bir şey olursa öğrenir gelir arkadaşlara, kardeşlere bunu aktarmaya gayret ederiz. Bunun dışında bizim soru sormakla alakalı Adafkan Dairesinin olduğu müddetçe herhangi bir sıkıntımız yok. Bir problemimiz yok. Herkes sorusunu sorar. İşte genel anlamda bu tip böyle kalabalık cemaatte böyle genel olarak
işte herkes sorusunu yazıp koyuyor. Yıllardan beri böyle bir usul gelişti. Bu diğer illerde, ilçelerde de sohbete gittiğim yerlerde de aynı usul devam ediyor. Orada da herkes kendince ne sorması istiyorsa, eee, sorusunu sorup buraya işte vazifeliler getiriyorlar. Tekke’de de öyle. Ondan sonra bir şeyde ne o? Gelibolu mevlesinde canlı sorulu cevaplı oluyor. Bazen fırsat kalırsa sohbetin sonunda ben yine olur mu olur birisinin kafasına bir şey takıldıysa sorsun diye bekliyorum. Oturuyorum orada. Bu noktada birisinin bir sorusu varsa sorusuna
da cevap vermeye gayret ediyoruz. O yüzden bu noktada genel olarak Kur’an ve sünnet dairesini sufi adap ve erkanını aşmadığı müddetçe bir sıkıntı yok. Türkiye’nin Kudüs konusundaki adımlarını nasıl buluyorsunuz? Önümüzdeki süreçte Türkiye’yi ne türlü zorluklar beklemektedir? Türkistan birliği hakkında düşüncelerinizi lütf eder misiniz? Türkiye zaten uzun müddetten beri nasıl zorluklar bekleniyor derken zorluğun içinde. Zaten bu zorluk daha da ağırlaşaraktan devam edeceğine inanıyorum. Çünkü bazı şeyleri uygulamak, bazı şeylerde belirli şeyler yapmak eski dengeleri bozar. Eski dengeleri bozunca o
dengesi bozulan muhakkak intikam olmaya çalışır. Bu kaçınılmaz sondur. Bu nerede olursanız olun, ne yaparsanız yapın eğer süre gelen bir dengeyi bozuyorsanız siz o denge sahipleri sizden intikam almayı isteyeceklerdir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Mekke’de peygamberliğini ilan edince Mekke’de süre gelen bir denge, bir hiyerarşi, bir sistem vardı. sellem hazretleri o sisteme olmaz böyle deyince sistem sahipleri o dengenin bozulmasına müsaade etmek istemediler. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle mücadele ettiler. Bakın, Mekke’deki ve Medine’deki
mücadeleyi biz hepimiz sadece bir din mücadelesi olarak görürüz. Bu dinin siyasi tarafını, askeri tarafını, toplumsal tarafını, ekonomik tarafını görmeyiz. Yani bu sadece bir iman mücadelesi gibi bize gelir. Hatta 150 200 yıldan beri, 300 yıldan beri bize bu böyle aktarılmaya çalışılır. Şimdi de böyle aktarılmaya çalışılıyor. Mesela değişik kanallarda, değişik menfezlerde İslam’ın bir devlet modelinin olmadığını, İslam’ın bir devlet modeli dayatmadığını, İslam’ın bir hukuk modeli olmadığını, İslam’ın bir hukuk modeli dayatmadığına dair İslami kesimden başka yerlerden de değil yani.
Yani kendince, muhafazakar kesimden, İslami kesimden kendince işte profes ilahiyat profesörleri, ne bileyim işte ilahiyatçılar, diyanetçiler, siyasetçiler, sosyologlar bize tatlı tatlı konuşmaların arasında bunu anlatıyorlar. Bize bunu söylüyorlar. Sebep yani sen çıplak bir şekilde Allah’a iman ettin. Eee, peygamberin peygamberliğini kabul ettin. İşte ibadetlerini yerine getir. Yani bunun ibadetlerini yerine getirdiğin müddetçe sana hiç kimse bir şey söylemez. Avrupa’da da sana kimse bir şey söylemez. Amerika’da da kimse sana bir şey söylemez. Türkiye’de de kimse bir şey söylemez. Sen işte
hacca gidecekmişin git ama Beytullah’ta bu böyle olması lazımmış deme. Veya Medine-i Münevvere’de bu böyle olmaz deme. Veyahut da herhangi bir İslam topraklarında yani halkı Müslüman olan bir topraklarda oranın devlet sisteminin Kur’an ve sünnetin dışındaki tavır ve davranışlarını eleştirme. Ona bir şey söyleme. Uluslararası arenada uluslararası ekonomik sömürgeye karışma. Ekonomik sömürgeye devam etsin. Vahşi kapitalist sistemin neüğü belirsiz olan bu deccal sistemi devam etsin. Yani göstermelik böyle kuklalık işler, hareketler. Ondan sonra o emperyalist güç artık böyle bir bu
jargondan bıktım artık. Yani emperyalist güçlerin onun gücüne boyun eğdiğim müddetçe sanki böyle çok güç varmış gibi gösteriyorlar ya bize. Oysa Kur’an-ı Kerim’de kafir tek millettir diyor ya. Yavrular tek millettir. Değişen bir şey yoktur. Emperyalist güç dedikleri gavurların bütünüdür. Nerede bir gavur varsa o Müslümanı kendine dost eder mi? Bizi aldatıyorlar. Şu bizim dostumuz, bu bizim dostumuz, şu bizim dostumuz. Bunlar bize dost ülkeler. E öbürkünler düşman ülkeler. E dost ülkeye baktığınızda aman o çok mu yani senin dinine,
diyanetine, dindarlığına, geleneğine, göreneğine, kültürüne saygı duyacak? Hiç alakası yok. O yüzden Anadolu’daki Müslümanlar bilinçlendikçe, Anadolu’daki Müslümanlar şuurlandıkça, Anadolu’daki Müslümanlar bu konuda diğer İslam ülkelerine bir ümit oldukça bu zorlama devam edecek. Ama eee sonuçta ele avuca sığmaz bir Anadolu insanı var. Bu Anadolu insanı normalde işte 12 Eylül durduramadı, 28 Şubat durduramadı, 15 Temmuz durduramadı. Yani durmuyor bu. 60 ihtilali durdurmadı yani. Onlar bir tıraşlıyorlar, bir şeyler yapıyorlar. Bir müddet eee Anadolu’daki İslami gelişmeler inkıtaya uğruyor. Düştüğü yerden yeniden
kalkıyor. Yine bir birileri çıkıyor, çılgınca işler yapıyor. Mücadeleye devam ediyorlar. Yine onlar bir müddet sonra tekrar oluyor. Tekrar mücadeleye devam ediyorlar. Birileri çıkıyor o mücadeleye devam ediyor. Bozuluyor o mücadeleye devam eden insanlar veya yoruluyor veya bozuluyorlar. Ama onların yerine geçenler yeniden taze bir kan olarak yeniden yürüyorlar. Yeniden yürüyorlar. Bu bitmek tükenmez bilmeyen bir şey. Bu Cenabı Hakk’ın ilahi hikmeti. Bir bayrak düştüğü yerden kalkar. İşin fıtratı budur. Bakın işin fıtratı budur. Bu bayrak Anadolu’da düştü. Bu yine
Anadolu’dan kalkacak. Çaresi yok bunun. Hani demiş ya zannetme bu tekerlek kalmaz tümsekte. Bu tekerlek tümsekte kalmaz. Bu saatten sonra Allah’ın izniyle hiç kalmaz. İnsanlar şuurlandı. İnsanlar bu noktada belli bir tecrübe sahip oldu. Dinleye dinleye insanlar tecrübe sahip oldu. Eski bir zamanda olmuş olsaydı yani 15 Temmuz durmazdı yani püskürtülmezdi. Ama şuurlu insanlar ben böyle dile getirdiğimde kızıyorlar verili çevrelerdeki insanlar. Ben diyorum herkesten önce sokağa inen bir topluluğuyuz diyorum. Ben bu toplulukla evet gurur duyuyorum. Bu bilince bu
şuura sahip. Rahatından, malından, canından, mülkünden, eşinden, çoluğundan, çocuğundan, her şeyinden geçip yani kolay bir şey değil. Uçaklar havadayken, tanklar yürürken insanların sokaklara dökülüp darbeyi durdurmaya çalışması bir cesaret lazım. E şimdi onu sulandırmaya çalışıyorlar. Değişik şeyler. Herkes bir taraftan onun kimisi ekmeğini kaymağını yemeye çalışıyor. Kimisi sulandırmaya çalışıyor. Herkes bir şey yapmaya çalışıyor. Cenabı Hak hamd olsun. Biz fi sebilillah meydandaydık. Bizim gibi binlercesi, bizim gibi onlarcası, milyonlarcası meydandaydı. Bu büyük bir şuur. Bakın bu büyük bir şuur. Bu
büyük bir adım. Bu sadece içeride büyük bir adım değil. Bu yurt dışındaki belirli merkezlere ve menfezlere de büyük bir cevap. E öyle olunca Türkiye gerçekten zor bir süreç yaşıyor ve bu zor sürece devam edecek daha. Çünkü bir tabiri caizse varoluş mücadelesi veriyor. Ben Türkiye’nin varoluş mücadelesi olarak görüyorum bunu. Ha birileri şöyle diyebilir işte yok tayyipçisiniz yok AK Particisiniz yok AK Partili şeyh, yok tayyipçi şeyh. Ben bir partici değilim. Bakın ben partici değilim ama şunu unutmayın. Bir
mücadele var ise bu mücadele içerisinde insanlar bir iki türlü mücadele ederler. Hem fikri planda hem devletler planında. Bir bir lider vardır. Liderin altını oymaya çalışırlar. Bu mücadelenin bir tarafıdır. İki, direkt lidere saldırırlar. Bu değişmeyen taktiktir. Bakın bu değişmeyen taktiktir. Şimdi Amerika’da ne yapıyorlar? Direkt Trump’a saldırıyorlar. Öyle değil mi? Trump’un altında bir taraftan oymaya çalışıyorlar mı? Çalışıyorlar. Trump’un altını oyuyorlar. Ne yapıyorlar? Adam başkan yardımcısı istifa ediyor. Yok bilmem ne sekreteri istifa ediyor. İstifa ettiriliyor aslında onlar. Bakın
onlar istifa ettiriliyor. Böylece ne yapıyor adam? Yanı başında adam bir bakıyor ki ertesi gün yok. İstifa etmiş veyahut da ertesi gün karşı cepheye geçmiş. Trump’la böyle mücadele ediyorlar. Ben Amerika’dan örnek vereyim size. Aynı zamanda da Trump’un kendisine saldırıyorlar. Seçilinceye kadar hiç saldırmadılar. Seçileceğini tahmin etmediler. Seçilince boyun eğmedi ilk etapta hiçbir yere. Boyun eğmeyince saldırdılar her tarafa. Aslında adam kendince milliyetçi. Adam kendince iyi işler yapıyor. Körfezi bir alıoru etti. Gitti körfez alıoru ettikten sonra 250 300 milyar
dolarlık milyon milyar dolar mıydı? Milyar dolardı değil mi? 250 300 milyar dolarlık silahı sattı geldi. 550. Mustafa Özbağ Efendi Hakkında Güney Kuzey Kore ile bir ortalığı bulandırdı. savaş çıkacakmış gibi Güney Kore’ye, Japonya’ya bir 250 milyar dolar, 300 milyar dolar da onlara sattı. 600 milyar dolar ağzım yüzüm Avrupa’ya sattı. Gelir gelmez adam 1 trilyon dolar dışarı silah satışı yaptı. Aslında Amerikan ekonomisini kurtardı. Bakın Amerikan ekonomisini kurtardı ama yetmedi. Belli merkezlere, müenfezlere Saldıra saldıra sonuçta kurtuluş semidi. Bunların
hepsi de uluslararası oyun. Bunlar büyük oyunlar. En sona Kudüs kozunu sürdü Yahudilere yaranmak için. E o da tepti. Şimdi ben gelirken haberleri dinledim. İşte Birleşmiş Milletler reddettir. Ha reddetse de bir şey değişiyor mu? Bir yaptırımı var mı? Adam yine gidip de ben konsolosluğu oraya kurarım der mi? İşin bir de bu tarafı var. Yani Birleşmiş Milletler reddetti deyip de hani bu işin reddetmesinin bir herhangi bir şeysi yok. karşısındaki yani veya İsrail Devleti çok mu Birleşmiş Milletler kararlarını
önemsiyor? Hiçbirisini önemsemiyor. Hiçbirisini de bakın hiçbirisini diyorum ya gavurlar tek millettir diye. Orada İsrail Birleşmiş Milletler kararlarının hiçbirisini önemsemiyor. Hiçbirine de tabi olmuyor. Ona bir şey diyen yok. Ama Irak’ta kitle imha silahı var teresi. Terenesiyle Irak’ı yerle bir ettiler. Bakın yerle bir ettiler. Yerle bir ettiler. Afganistan’ı yerle bir ettiler. Libya’yı yerle bir ettiler. Şimdi Yemen yerle bir oluyor. Yemeni de Suutlara yerle bir ettirecekler. Katar’ı da yerle bir edeceklerdi. Katar hemen Türkiye’ye yanaşıp da Türkiye’ye hemen üs
müsaadesi verince Türkiye’de paldır küldür oraya silahlı kuvvetlerini götürüp üst kurunca baktılar ki normal değil bu. Biraz daha Katar’ın üzerine gitseler Katar’la hemen bir anlaşma yapacaklar. Bir şey yapacaklar. Katar ellerinden iyice gitti. ürttüler ama sonuçta Türkiye’de yerleşti oraya. E Katar’a da sattı adam silah. Satmadı değil. Katar’a da rüşveti. Katar’da rüşvet verdi mi? Rüşvetten daha fazla. Hatta rüşvet de değil. Çöktü Katar’a. Katar’dan alacağını aldı mı? Ha Katar diyecek ki ya bu tüfekler neden çalışmıyor? Demeye hakkın var mı?
Sen tüfekler çalışmıyor diye geri göndersen o tüfek de gelmeyecek. Sanki o silahların hepsi de çalışır vaziyette mi olacak? Ellerinde ne kadar şimdi geri kalmış teknoloji varsa hepsini de satacak, gönderecek. Sanki ileri teknoloji bir şey mi satacak? Amerikan ordusunda kullanılmayan eski silahlar ne kadar varsa hepsi de derlenip toparlanacak. Hatta boyamaya dahi gerek duymayacaklar. Boyamayacaklar bile. Bakın boyamayacaklar bile. Hepsini gönderecekler. NATO ülkelerine Amerika ne gönderiyordu? En eski teknolojiyi gönderiyordu. Ne adı altında? İşte Amerikan yardımı, NATO yardımı veyahut
da işte uzun vadeli sana silah satıyor. Hep kullanılmış, kullanılmamış sana yeni silah mı gönderiyor? Bu tekstil makinelerı gibi. Senin gücün yoksa ne yapıyorsun? Gidiyorsun kullanılmış tekstil makineler alıyorsun. Miyadını doldurmuş. Miyadını doldurmak üzere. Biz kendimizden biliyoruz. Paramız yok. Gittik burada makinesi aldık. Aldığımız burada makinelerı ne? Revizyon görmüş. Revizyon görmüş. 1978 model. Revizyon görmüş. Bir de sevindik. Revizyon görmüş diye. 78’de revizyon görmüş daha doğrusu. E kaç model? 60 model, 58 model, 55 model, 40 model, 35 model. Avrupa
Birliği İsviçre’de köylerde insanlar hayatlarına devam etsinler diye bakın köyde adam hayatına devam etsin diye Avrupa Birliği fonundan gitmiş bir Burade makinesi üreten bir firmayla anlaşmış. Köylere Brode makinelerı kurmuşlar. Alp dağlarının eteklerine. Adamda iki tane makine var. Eşi, kendisi, çocukları öyle çalışıyorlar. Tıkır tıkır, tıkır çalışıyor. Adam kendi işinde de 8 saat çalışıyor. Almayı da devlet taahhüt etmiş. Demiş ki ben sen üret bunu. Ben alacağım. O adam da aynı süt ürettiği gibi. Bakın biz öyle süt ürettirmeye çalışıyoruz.
O tekstil ürettiriyor. Devlet diyor ki, “Senin ürettiğin fistoyu ben satın alacağım. ürettiği fistoyu satın alıyor. Kime veriyor? Fransa’ya veriyor. Avrupa Birliği bünyesinde. Fransa ne yapıyor? Diyor ki Türkiye’ye ben sana kredi açacağım. Ekonomik kredi olur. Ne yapacaksın? Sana fisto göndereceğim diyor. Ne fistosu? İş çamaşırılık fisto. 5000 5.000 dolarlık. 5 milyon dolarlık. Neyse sen paketin içerisinde ofis doları da Sen Fransa sana ekonomik yardım ediyor zannediyorsun. Öyle diyorum. Geliyor sen normalde bizim bürokratlar içeride Fransız hayranı çok, İngiliz hayranı
çok Alman hayranı çok olmasa dahi götürüyorlar, yidiriyorlar, içiriyorlar, lüks otellerde yatırıyorlar. İmzalıyor bizim bürokratlar orada. Hollanda’dan tereyağı geliyor bize. Hollanda’dan peynir geliyor. Hollanda ekonomik olarak bize kredi açıyor. Ya siz zannediyorsunuz ki para kredisi açtı. Diyor ki sana 1 milyon dolar kredi açtım. Bunun diyor 1 milyon doların yarısıyla peynir tereyağı çökelek göndereceğim sana diyor. Sende yokmuş gibi sana gönderiyor onu. Sen onu uzun metrajlı ödüyorsun. Yine bedava değil. Bu silahlar da aynı. Adam geliyor sana şu kadar silah
alacağız. Sana birinci kalite silahı vermiyor ki. Eski modeli satıyor sana. Ama sende o eski model de yok. Sen eski model tezgahı alıyorsun. Yok çünkü sende yeniyi alacak güç yok. Yenisini çok pahalı söylüyor sana. Ya üreteceksin onu kendin ya da satın alacaksın. E üretmeye kalkarsan önünde o kadar devasa aşman gereken yerler var ki aşman mümkün değil. Birkaç kişi deniyor, çarpılıyor devlete, geri dönüyor. Bakın çarpılıp geri dönüyor. Dışarıdan gelen ucuza geliyor veyahut da kolaya geliyor. Devlet politikası bunlar.
Devlet kendi için öyle bir politika oluşturuyor. Mesela devlet dese ki tekstil makinelerı 5 yaşından, 3 yaşından fazlasını getirmeyeceksin. Örneğin bu sefer iç sanayide onun çözümünü arayacak insanlar. Kopyasını yapacaklar. Mesela Çin kopyacılıkla mücadelede imza atmıyor adam. Fuarlarda insanlar mal şimdi teşhir etmiyorlar. Çinliler gelip kopyalıyorlar. Aynısını 10 gün sonra yapıyor adam. E Çin imzalamamış ki ben kopyalamayacağım diye. Umrunda değil adamın. Sen bir şeyi görsün anında fotoğrafını çekiyor. Anında yapıyor adam. Milli makinenin fotoğrafını çekiyor Tekstil makinelarının moto moto
aynısını Çin üretiyor ama Çin malı bizde de o var ya Çin malı ya yani şey söyleyeler şunu kötü adam dünyanın en büyük sanayisine sahip şu anda. En zengini kes, kopyala, yapıştır yapıyor adam bitiyor. Adam yapıyor. Vomatex’in aynısını yapıyor Çin ama Çin malı. Ne bileyim işte bilmem ne tekstil makinesi yapıyor adamlar. Biz onu yapmıyoruz ya kendimizce. Biz çünkü Avrupa Birliği’ne imza atmışız. Ona buna imza atmışız. Önümüze ne getirdilerse imzalamışız biz. Bize demişler bunları imzala. Biz hepsini de
imzalamışız. Şimdi örneğin işte sen Nike’ı yapamıyorsun burada. Nike’ın üzerinde o logosunu yapamıyorsun. Çin yapıyor ve Çin yapınca da Çin’in malını toplayamıyor Nike orada. En iyi saat X saat değil mi? Motomat aynısını yapıyor. Hacı Ahmet anlatıyor bana. En pahalı saat Rolex diyelim değil mi? Diyor ki aynı model Rolex’in diyor 100 dolarlık olanı da var diyor. 1.000 dolarlık olanı da var diyor. Çakma diyor 500 dolarlık olanı da var diyor. 300 dolarlık olanı da var diyor. Ama 1.000 dolarlığını
alınca diyor 30.000 dolar Rolex’te o saat diyor bak 30.000 dolar onda 1000 dolar. Aynısı diyor. Saatçı dahi anlayamaz onu diyor. Bakın saatçı dahi onu anlayamaz diyor. Çok zor diyor. Millet şimdi diyor konunda saat taşıyor diyor. Çin malı diyor 1000 dolarlık diyor. 30.000 dolar Rolex’te o diyor. Ama o 1000 dolar alıyor onu oradan diyor. 1000 dolar. Ve onu sen Çin’de gidip de Rolexi o saati toplatamıyor. Sen top sen de topluyorlar. Böylece ne yapıyor? Seni geri bırakıyor. Sen
bir şeyi taklit edemiyorsun. Sen bir şeyi üretemiyorsun. Üreteceğin zaman da sana zaten geliyor. Senin tepene biniyor. Bakın üstünü örttüler. Bakın üstünü örttüler. 250 tane uçağı toprağa gömmüş ülke. Araştırmanın üstünü örttüler. Siz bunları küçük haberler olarak geçiyorsunuzdur. 250 tane uçak, savaş uçağı. Ben basından takip ettim. Basından okudum. Okuyanlar vardır. Var mı okuyanlar? elini kaldırsın. Bak okumuşlar 250 tane uçağı toprağa gömmüş bir ülke. Bunun altına kim imza attı? Bu kararnamenin altındaki altında kimlerin imzası var? Açıklanıyor mu? Bunlar
mahkemeye veriliyor mu? Bunlar hukukun önüne çıkarılıyor mu? Bu imzayı atanlar vatan hainliğinden yargılanıyorlar mı? Bu tespit edilen 250 tane uçak o günün parasıyla bugünün F16’sı diyelim biz. 12,5 milyar dolar. Şu anda tanesi 50 milyon dolar bir tane orta vadede şu anda 250 uçak 12,5 milyar dolar 12,5 milyar dolar yapıyor. Dış borcun %10’u. Dış borcun %10’u 250 tane uçak. Kim hesap soruyor? Belli değil. Ne kadar tank gömüldü biliyor mus? Ne kadar gemi batırıldı biliyor musun? Ne kadar
top tüfek gömüldü biliyor muyuz? Koca uçağı gömen bir zihniyet tankı topu gömmez mi? 250 tane uçağı gömen bir zihniyet. E böyle olunca tabii ne oluyor? Ülkeler geri kalıyor. İslam ülkeleri geri kalıyor. Anadolu geri kalıyor. E şimdi yavaş yavaş ekonomisi düzeliyor. İnsanlar bilinçleniyor. insanlar sevsinler sevmesinler. Eleştirsinler eleştirmesinler. Sonuçta kafa kaldıran bir tane başkan var. Lazım bakın. Bir dönem daha durması lazım adamın. Yani lazım böyle bağıracak, çağıracak, kaykılacak. bizim karakteristik özelliğimizi öne çıkaracak bir kimse lazım. E ne
yapıyorlar? Ona saldırıyorlar. Ne yapıyorlar? Onun tabanına saldırıyorlar. 550. Mustafa Özbağ Efendi ve Önemi Onun etrafına saldırıyorlar. Normal normal. E ne yapıyorlar? Türkiye’ye saldırıyorlar. E Türkiye en sona eline silahı aldı. E 15 Temmuz’dan sonra elini silah alıp önce Güneydoğu bir güzel hendek temizliği yaptı. Hendek temizliği bitti. Ardından Suriye’ye doğru bir temizlik daha. Aslında Irak’da bir temizlik lazım. Yani o Barzani devlet sevdasından vazgeçmeseydi Türkiye’nin eline iyi bahane çıkacaktı. Ama terör zaten bahane yürüyecek ya. Mesela eskisi gibi PKK’nın
sesini duyuyoruz mu şimdi? Duymuyorsunuz. E Türkiye yumruğunu vuruyor. Bahan Türkiye’nin eline bahane vermek istemiyorlar. Şimdi baktılar önceden normalde böyle bir hareket yapmıyordu. Şimdi yapıyor hareket. E şimdi daldı, girdi, dağıttı, oturdu oraya. Şimdi baktı, oturdu. Suriye’de oturuyor. Şimdi Türkiye bizim orada deve güreşleri olur. Deve girer, kafayı sokar, bir dalar oraya. Öbürkü bağlayacağım diye çöker. Ondan sonra alır onun altına bir oturur. Üstüne üstüne deve oturur keyf eder. Altındaki Türkiye’de onu yaptı. içinde daldı, oturdu, çöktü üstüne. Alttaki yıklıyor
şimdi. E aynı şey Irak’ta da olabilir. Olması lazım zaten. Aynı şey Yunanistan’a da olması lazım inşâallah. Yani o adalar, madalar hepsi de böyle bir gecede silinip süpürülmesi lazım. Temizlenmesi lazım. Olması lazım bunların. Ve bunları yapacak da cengaver insan lazım. Öyle yurtta suh, cihanda suht sözü sözünün arkasında durup da öyle pısırıkla pısırıklıkla olacak bir şey değil. Barış için muhakkak savaşman lazım. Savaşmazsan barış olmaz. Bir evde adam güçlüyse, adam adamlık yapıyorsa orada bir baş kaldırı olmaz. Herkes oturur
oturduğu yere haddini bilir. Herkes evde adam fısırıklık yaparsa veyahut da zulmederse o zaman sıkıntı çıkar. Dergah da aynıdır. Her yer aynıdır. Dergahta da öyle pısırık bir zakir olsun. Pısırık bir çavuş olsun, pısırık bir şeyh olsun. Dergahta da iş yürümez. Herkesin nefsi öne çıkar. Herkes kendi heva hevesine göre iş yapacağım diye uğraşıyor. E birisi heva hevesine uyduğunda onun parmağını kesecek biri lazım. E daha da dinlemiyor. Kolu kesilecek. E daha da dinliyor. E yapacak bir şey yok. Kelleyi
alacaksın, koyacaksın ortaya da. Bu her yerde aynıdır. Bu değişmez bir şey. Sen susarsan cevap verilm verilmesi gereken yerde uygun bir dille cevap vermezsen ertesi gün daha fazlasını yapar sana. Dünyanın düzeni, sistemi bu. Neden ehli sufi gerektiğinde şeriata göre davranmak caizdir? Sufiler içinde kaidedir o. Sufinin sufi adabı sufiler avama değildir. Sen avama sufilik yapmaya kalkarsan sen ezdirirsin kendini. Ona kısasa kısas lazım. Sebep o avam çünkü. O senin sufi adabından, ahlakından anlamaz ki. Sen onu sufilik yapacağım diye
uğraşıyorsun. O senin tepende debelenmeye çalışır. Sen sufilik yapacağım diye uğraşırsın. O senin istediği gibi seni evireceğim, çevireceğim diye uğraşır. Allah affetsin. Bu fakirin meşhur tezidir. Parmak kesilecek yerde parmak keseceksin. Kol mu kesilmesi gerekiyor? Kol Baş mı kesilmesi gerekiyor? Baş Sevilmesi mi gerekiyor? Şefkat mi göstermen gerekiyor? şefkat göstereceksin. Zalime şefkat gösteremezsin. Mazluma da zulmedemezsin. O zaman zalime baş kaldırman gerekiyor. Zalimin parmağı kesileceksse parmağını keseceksin. Kolu kesilecekse kolunu keseceksin. Çünkü o o zalim. Biz adap olarak bunu uyguluyoruz
biz. Ha bir kimse der ki ben bu sufi adabı hoşuma gitmedi benim. E işte ben vurana siz gerek, sövene dilsiz gerek, derviş gönülsüz gerek. Ben hiç kimseye bir şey demeyeceğim der. Ama bu sövene sizi biz başka türlü anlıyoruz. Sufi kardeşin senin. Anlamamış o esnada. Yanlış konuşmuş sana. Sen ona merhamet göster, şefkat göster. Ama öbürkü gelmiş kibirlenmiş, böbürlenmiş. Yok kardeş dur bakalım ya. Allah muhafaza eylesin. Hele devlet olunca, devlet olunca, devlet parmak kesileceği yerde parmak kesmesi gerekir.
Devlet kol kesmesi gerekiyorsa kolu kesecek. Baş kesmesi gerekiyorsa kesecek. Yoksa devlet olmaz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden önümüzdeki süreçte Türkiye daha badireler atlatır. Bu Kudüs meselesinde Türkiye önderlik ediyor. Türkiye önderlik edince e tabii normalde Türkiye’nin önderliğine ses çıkarmasa da Avrupa şu anda ileride bize de bir sıkıntı çıkaracak deyip herkes bilenebilir. Geliri olan bir bayanın eşinden arstlik isteme hakkı var mıdır? Normalde kadınların geliri kadına aittir. Hanefiler demişler ki bir erkek eşine, çoluğuna, çocuğuna bakmakla mükelleftir. Onların kendi
hayat, bak onların hayat standardında onlara hayat kurmakla yükümlüdür. kadının babasından, annesinden, oradan buradan bir geliri vardır. Erkeğin o geliri, gelire göz dikme hakkı yoktur. O yüzden kadın kendi annesinden, babasından veyahut da kendis kendi isniatifinde kendince bir geliri varsa onu kenara koyabilir. Erkek erkekten kendi standardında harçık alabilir. Cenaze sahibinin evinde toplanıyor ve yemek yapmalarını yasaklanan matemden bir parça bilirdik. Yapmalarını mı, yapmamalarını mı? Kaynak İbn Mace hadiste geçen durum günümüzde yapılıyor mu? Adetlerimizce yanlış mı yapıyoruz acaba? Bunu
normalde yapmalarını mı, yapmamalarını mı? Soru buradan mı, bayanlardan mı? Buradan bir kardeş vermiş. Burada şunu söylemek istiyor zannedersem babacığım. Hani verilen cenaze yemekleri doğru mu? Hadis-i şerifte bunun tersi var diyor. Verilen cenaze yemekleri doğru mu? Hani cenazeye gelenlere yemek vermeyeyim mi? Hadis-i şerifte cenazeye gelenlere yemek verilmemesi hususunda bir sıkıntı olduğu söyleniyor benim anladığım kadarıyla. Ama bugün böyle bir şey veriliyor diyor. Bunun doğruluğu, yanlışlığı nedir veriliyor? bir parça bilir. Cenaze sahibi yemek yaparsa o matemden sayılırmış. Bizde
cenaze sahipleri yemek yapmaz ki. Bizde böyle bir anlayış var sanırım. cenaze sahipleri cenaze evinde pide falan böyle bir şey yap ama cenaze sahipleri yapmaz onu. Mesela bizim Bayinder’da uygulanan şey şudur. Mesela bir kimse vefat etti diyelim ki orada sormadım. Yok yok ben şey olarak açıklıyorum. Bizim Bayındır’da birisi mesela bir evde cenaze var. O evde yemek pişirmezler. Hiç yemek yapmazlar orada. gelene gidene o evin işte etrafındaki konu komşu akrabaları ağırlar dışarıdan gelenler yani evde yemek yapmazlar. Ben
meseleyi tam anlayamadım. Bunu soran kimse bir daha sorsun bunu ya tam net bir şekilde. Türkiye’deki bir firmanın malını yurt dışına satmaya aracı olup bundan komisyon almak caiz midir? Hadis-i şerifte buyuruldu ki Beceli radıyallahu anh anlatıyor. Biz Resulullah zamanında ha cenaze sahibinin evinde toplanıyor ve yemek yapmalarını yasaklanan matemden bir parça bilirdik. Ha orada cenaze evine toplandılar. Cenaze sahibi de orada yemek yapınca matemasında oluyor. Bizde genelde bayındırdaki usul cenaze sahibi yemek yapmaz için. Etraf oradakileri yedirir, içirir. Bir
kadın kaç yaşındaki erkek çocuğunun yanında tesettürlü bir halde olmalıdır? Kadın kendi çocuğunun yanında neden tesettürlü olsun ki? Yani tesettürden kasıt başını örtmesi mi? Soru erkeklerden mi bayanlardan mı? Bir kadının kendi çocuğunun yanında saçını başını açmasında bir beis yok. kendi çocuğunun yolunda Türkiye’de hiç kimse soyunmaz zaten kadınların büyük bir çoğunluğu ama kadın kadına da olsa kadın kendi çocuğuna da olsa göbek deliğiyle diz kapağının arası zaten mahrem ama normalde erkek çocuğunun yanında da kadınlar zaten soyunup geymezler edep
ederler. Tesettüre riayet ettiğini söyleyen bir kimse için çok ışıltılı, makyajlı, mantosuz, topuklu ayakkabı ile bulunması durumunda çok dikkat çekici olması onun kalbinin temizliği ile günah olmasını değiştirir. Kızın ve yeğenlerin bu halde onlara nasıl anlatabilirim? Bu tabii İslam tesettürü gün geçtikçe normal çizgisinden bu moda denilen illetle normal çizgisinden ayrılıyor. Bu moda denilen illet ne yazık ki Müslüman bayanları daha fazla vurdu. Erkekleri de vuruyor. Erkekler de daracık pantolonlarla dolaşıyor. Rikralı pantolonlarla dolaşıyor. Erkekler için de sıkıntılı. E bayanlar
için de var. Bayanlar normalde bu noktada ben Hanefi’ye göre bir kadının nasıl tesettürlü olması gerektiğini söyleyeyim. Kadının yüzü, elleri ve ayakları müstesna. Geri kalan her yeri örtülü olacak. İçi görünmeyecek. Vücut hatları belli olmayacak. İçi görünmeyecek. Vücut hatları belli olmayacak. Bir bayanın makyajlı bir şekilde dışarı çıkması da caiz değil. Hanefi’ye göre söylüyorum. Bu renge takılmıyorum. Yok işte böyle şu renkte geyse, bu renk de geyse. Şimdi zaten tekstil öyle bir hale geldi ki rengarenk. Bunda bir sıkıntı yok.
Ama öbür türlü içi görünmeyecek. Vücut hatları belli olmayacak. El yüz ayak müstesna örtülü olmuş olacak. Günümüz gençliği için karakter duruşunda ev, aile, okul sistemi ve dış çevreyle beraber bulunan bu düzende hedef ve ahlak eğitimi nasıl verilir? Ne yapılmalı? Kur’an sünnet dairesinde. Kaynak Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir. İlgili Sohbetler İslam’da Ahlak İrfan Sohbetleri Tasavvuf Nedir?