Sûfî Kıyâfet Âdâbı ve İmâmlık Tercihi
Sûfîler bir tercih yapacaklarsa kısa kollu değil uzun kollu, kısa sakallı değil uzun sakallı, sarıksız değil sarıklı, haydarisiz değil haydarili olanı tercih ederler. İmâmlıkta da aynıdır: sakallı imâm, Kur’ân-ı Kerîm’i tecvîdli okuyan imâm tercîh edilir. Daha takvâlı olan, İslâmî kurallara ve ritüellere tâbi olan kimseler öne geçirilir.
Namazda Huşû ve Tefekkür
Namaz kılarken odaklanma meselesi: Önce abdestinizi düzgün alın. Ardından Allah’ın husûsî huzûruna, husûsî yakınlığına doğru yürüdüğünüzü tefekkür edin. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem buyurmuştur: “Kulumun Bana en yakın hâli secde hâlidir.” Namazda secde var; o secde, kulun Allah’a en yakın olduğu hâldir. Bu hâli tefekkür ederek namaza girilmelidir.
Tefsîr Kitabı Tavsiyesi
Bir meseleye bakarken birinci derecede Tefsîr-i Taberî’ye bakıyorum. Orada bulamazsam Elmalılı Tefsîri’ne, Hadîslerle Kur’ân Tefsîri’ne bakıyorum. Ardından Kurtubî’nin tefsîri var; oraya bakıyorum. Çok az da olsa Tefsîr-i Kebîr — Fahreddîn Râzî’nin tefsîri — oraya bakıyorum.
“Dinde Aşırılık” Hadîsinin Mânâsı
Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem buyurmuştur: “Dinde aşırılıktan sakının; sizden öncekileri dinde aşırılık helâk etmiştir.” Dinde aşırılık, Sünnet-i Resûlullâh’ın çizgisini aşmaktır. Meselâ otuz gün Ramazan orucu farzdır; adam bunu kırkıya, elliye çıkarıyor. Namazın sünnetleri bellidir; bunun hâricinde namaz üretiyor. Din tamam olmuştur: “Bugün sizin dîninizi tamam ettim ve size dîn olarak İslâm’ı seçtim” buyurulmuştur.
Toplum içerisindeki “aşırı dîncî” söylemi ise farklıdır. O söyleyen kimse, kendi dâiresinde bir namaz kılanı “aşırı” olarak görüyor, sakal bırakanı aşırı görüyor. Sünnet-i Resûlullâh’a bağlı olan herkesi “aşırı” kategorisine koyuyor. Hâlbuki hadîs-i şerîfteki “aşırılık” ile toplumun kullandığı “aşırı dîncî” kavramı tamâmen farklıdır.
Biat Sünneti: Hz. Hasan’dan Osmanlı’ya
Hz. Hasan Efendimiz’in zamânında dînî biat ile siyâsî biat ilk kez ayrıldı. Oradaki Müslümanlar dînî olarak Hz. Hasan Efendimize biat ettiler; siyâsî olarak ise biatlarını Muâviye’ye yaptılar. Hz. Hasan Efendimiz vefât ettikten sonra Hz. Hüseyin Efendimize dînî olarak biat edildi.
Hz. Hüseyin Efendimiz’den sonra dînî biatlar çoğalmaya başladı; insanlar dînî olarak hadîs âlimlerine, fıkıh âlimlerine, züht ehli olan kimselere — sûfîliğin ilk başlangıç noktası burasıdır — tâbiînin ilk imâmlarına biat etmeye başladılar. Ardından sûfî yolu oluştu ve bu biatlaşma sünneti sûfîlerin içerisinde devâm etti.
Osmanlı’da Yavuz Sultan Selîm’den sonra halîfelik birleşince dînî biat ile siyâsî biat tekrar birleşti. Her Osmanlı padişahı aynı zamanda İslâm halîfesi oldu. Tekkelerin açılması, zavîyelerin idaresi, şeyhlerin atanması şeyhülislâm kanalıyla yapılıyordu. Bâtınî meseleleri de kontrol eden Meclis-i Meşâyih kurulmuştu.
Cumhuriyet Dönemi ve Sûfîliğin Devâmı
Cumhuriyet’le berâber, halîfeliğin kaldırılması ve padişahlığa son verilmesiyle Müslümanlar siyâsî olarak başsız kaldı. Ancak sûfîler, biatlaşma sünnetini dergâhlarda ve tarîkatlarda devâm ettirdiler; bu yol günümüze kadar geldi. Her türlü baskıya, zulme ve sıkıntıya rağmen bu yol hiç kapanmadı, hiç inkıtâya uğramadı.
Babadan oğula bile olsa, Cumhuriyet’in ilk baskıcı dönemlerinde bu yolu devâm ettirmek kolay değildi. Cezaevine girmek, basılma, malların müsâdere edilmesi gibi sıkıntılar göze alınarak devâm ettirilmiştir. İstiklâl Mahkemeleri’nde kayıtlı yedi yüzün üzerinde kişi var; kayıtsızların ne olduğu belli değildir.
Sûfîlerle Uğraşmanın Âkıbeti
Tarih boyunca, insanlık tarihi boyunca sûfîlerle savaşan siyâsîler, askerî erkân — hepsi de çökmüştür. Gerçek sûfîlerle uğraşan, kendi aptallığıyla giyotinin altına kafasını kendi kendine koymuş olur.
Fîsebîlillâh oturmuş dervişlik yapan kimseye — ister zâkir olsun, ister çavuş, ister nakîb, ister şeyh, isterse adı sanı bilinmeyen bir derviş olsun — kim zulmederse, kim haksızlık yaparsa ve tövbe etmezse, onun helâlliğini almazsa; bu tecrübeyle sâbittir ki o kişi kendi ayaklarıyla giyotinin altına kafasını vermiştir.
Biatlaşma Duâsı
Biatlaşma duâsı şu söz üzerine yapılır: Allah’a ortak koşmamayı; beş vakit namazı kılmayı; Ramazan orucunu tutmayı; zekâtı eksiksiz vermeyi; gücü yeterse hac farîzasını yerine getirmeyi; harâmlardan uzak durmayı; helâl dâirede yaşamayı; dilin, gözün, elin, ayağın ve cinsel uzuvların harâmlardan kurtulmasını… Yâ Rabbi! Azmettik, söz verdik. Bu biat üzerine son nefesimizi verenlerden eyle. Bu biat üzerine kabre inenlerden eyle. Bu biat üzerine mahşerde yeniden dirilenlerden eyle. Âmîn.
Kaynaklar
Hadîs: Secdenin Allah’a en yakın hâl olması — Müslim, Sahîh, “Salât”, 215: “Kulun Rabbine en yakın olduğu hâl, secde hâlidir.”
Kur’ân-ı Kerîm: Mâide Sûresi, 5/3 — “Bugün sizin dîninizi tamam ettim ve size dîn olarak İslâm’ı seçtim.”
Hadîs: Dinde aşırılıktan sakınma — Nesâî, Sünen, “Menâsik”, 217; İbn Mâce, Sünen, “Menâsik”, 63.
Hadîs: Biat sünneti — Buhârî, Sahîh, “Ahkâm”, 43; Müslim, Sahîh, “İmâre”, 41.
Tarih: Hz. Hasan’ın Muâviye ile anlaşması — İbn Sa’d, et-Tabakātü’l-Kübrâ, III/248; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, VIII/41.
Tarih: Osmanlı’da Meclis-i Meşâyih — İlmiye Salnamesi; Osmanlı Devlet Teşkilatı Kaynakları.
Kaynak
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin 512. dergâh sohbeti kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı: https://www.youtube.com/watch?v=eB12uou81oE