Sorular ve Cevaplar Soru: Bonzai krizine giren birini gördük; biz bonzai içenlere “bonzai içeceğinize esrar için” diyoruz. Zararı fazla olan bir şeyi bırakıp daha az zararlısını seçebilir mi? Cevap: Seçebilir. O kimseyi tedâvî etme noktasında, çok zarardan az zarara götürmek de bir karardır. Soru: Biblo, resim ve heykel meselesi — tam bir insan sûreti mi olması lâzım? Bana semâzen biblosu hediye ettiler; bu girer mi? Cevap: Eğer eli, kolu, ayağı ve yüzü (kaşı, gözü, burnu) belli ise — evet, sıkıntı
vardır. Bu bütün canlılar için geçerlidir, sâdece insan sûreti değil. Yapmak ayrı bir hüküm, evde bulundurmak ayrıdır; evde bulunursa oraya rahmet melekleri girmez. Fotoğraflar ise — anı olarak saklanan fotoğrafları evin bir köşesinde saklamakta bir beis yoktur. Soru: Devir iskât nedir? Ölenin arkasından yapılan harcama olarak Diyânet fetva vermiş, sonra dönmüş; bâzı cemâatler olması gerektiğini söylüyor. Cevap: Hadîs-i şerîfte bir kadın Hz. Peygamber’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) “babamın adına kurban kesebilir miyim?” diye soruyor; Efendimiz “evet” buyuruyor. Bir başka kadın
“babamın tutamadığı oruçları tutabilir miyim?” diyor; yine “evet” buyuruyor. (Buhârî, Savm 42; Müslim, Sıyâm 153) Kıyas yoluyla namaz fidyesi de düşünülebilir. Ama bugün toplumda uygulanan şekil böyle değildir: adam bir ömür namaz kılmamış, oruç tutmamış; öldükten sonra devir iskât yapılıyor — ben buna pek sıcak bakmam. Bilenlerle Bilmeyenler ve Bilgi Mertebeleri Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmesinde buyurur: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” ( ez-Zümer 39/9 ) Allâh yaratmış olduğu bütün varlıklara kendi istîdâdınca bilgi yüklemiştir. Birinci mertebe fıtrî bilgidir: arı
ne yapacağını bilir, çocuk doğar doğmaz anne memesine gider. İkinci mertebe, bir kimsenin etrafı gözleyerek bilgi sâhibi olmasıdır — İbrâhîm (aleyhisselâm) kıssası buna güzel bir örnektir: gece ay’ı gördü “bu benim rabbim olmalı” dedi; sabah güneşi görünce “bu daha büyük” dedi; güneş de batınca “ben batanları sevmem” dedi. ( el-En’âm 6/76-78 ) Üçüncü ve en kıymetli mertebe ise birisinin eğitimine, öğretimine tâbi olarak bilgi edinmektir. Bunun da kendi içinde dereceleri vardır: en yücesi vahiy — Cebrâîl (aleyhisselâm)’ın bir peygambere cenâb-ı
Hakk’ın emirlerini iletmesi. İkinci kategorisi kalbî vahiy — cenâb-ı Hakk’ın Meryem’e, Mûsâ’nın annesine vahyetmesi gibi. Üçüncü kategorisi rüyâ — hadîs-i şerîfte “Sâlih rüyâ, peygamberliğin kırk altı cüzünden bir cüzüdür” buyurulmuştur. (Buhârî, Ta’bîr 2; Müslim, Rü’yâ 6) Hikmet Nedir? Soru: Hikmet nedir? Cevap: Hikmet, cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarından bir sıfattır; sâhibi Allâh’tır. Genel olarak kelâmcılar ve ulemâ, hikmeti “bir şeyi yerli yerinde kullanmak, yerli yerinde tanzîm etmek” olarak nitelendirmiştir. Fikrî noktada bakarsak: fikri yerli yerinde, maksadına ve amacına uygun kullanmaktır. Harâbât Ehli
Soru: Harâbât ehli kimdir? Cevap: Harâbât ehli, dış görünüşüyle sanki Kur’ân ve Sünnet’i yaşamıyormuş gibi görünüp iç âleminde Allâh’la dost olan kimsedir. Eskiden pejmürde bir şekilde yürürlerdi; bugünün harâbât ehli çok iyi giyinebilir. Üzerinde hiç dindâr görüntüsü olmayıp, ama dîni en ince noktasında yaşamaya çalışan, hem ahlâkî hem de akîdevî olarak en hakîkat noktasında yaşayan kimsedir. Hadîs-i şerîfte buyurulur: Bir kimse bir topluluğa girdi, oturdu, çıktı gitti; hiç kimse onun gelip gitmesinden bir değişiklik hissetmedi — “cennetteki birini görmek istiyorsanız
ona bakın.” (İbn Mâce, Zühd 4) Harâbât ehli, fazla önde görünmeyen, öne çıkmayan; ama akîde ve dîni yaşama noktasında ince eleyip sık dokuyan kimsedir. Dilin Âfetleri Dilin birinci derecede âfeti: haram işlememek, gıybet etmemek, dedikodu etmemek, iftirâ etmemek. Bir kimsenin dilinden bütün Müslümanların emîn olması gerekir. Dilden çıkan en büyük kebîreler: gıybet, dedikodu, iftirâ, küfür, hakâret. Ben dili korumanın namazdan daha önemli olduğunu düşünüyorum. Bugünün Müslümanı dilden kaybediyor. Hz. Mevlânâ Mesnevî’sinde buyurur: “Senin ambarında neden buğday toplanmaz biliyor musun? Ambarında
bir delik vardır.” Ben bugün için o ambardaki deliğin dille alâkalı olduğuna inanıyorum. Ümmet-i Muhammed farz ibâdetlere dikkat ettiği kadar ahlâkına dikkat etmiş olsa kurtulacak. Sakalının dibine su değip değmediğini defalarca kontrol eden Müslüman, haramlara bu kadar dikkatli değil; diline bu kadar dikkatli değil. Koca Yûnus ne güzel söylemiş: “Ele geleni yersin, dile geleni dersin; böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın.” Derviş ve Zâkir Hangi Noktalarda Tâbi Olmalıdır? Soru: Derviş ve zâkir hangi noktalarda tâbi olmalıdır? Zıt düşüldüğünde ne yapılmalıdır?
Cevap: Bizde zâkirlik, dergâhla alâkalıdır — ders, sohbet, dergâhın hizmeti. Bu noktada, Kur’ân ve Sünnet dâiresinde, dergâhın âdâb ve erkânı dâiresinde tâbi oluruz. Hiçbir zâkir kardeş, kendi nefsine âit, Kur’ân ve Sünnet’in dışında, dergâhı ilgilendirmeyen bir meselede tâbiyet beklemesin. Hadîs-i şerîfte buyurulur: “Tâbiyet, ma’rûf olandadır.” (Buhârî, Ahkâm 4; Müslim, İmâre 39) Küçücük bir sapma ileride kocaman bir sapmaya sebep oluyor. Eşlerinize de Kur’ân ve Sünnet dâiresinde tâbisiniz; eşleriniz sizden haram bir şey istediğinde yapmayın. Daha Fazla Sorular Soru: Bir kimseyi
yüzüne karşı övmenin ne gibi sıkıntıları olabilir? Cevap: Hadîs-i şerîflerde “belini kırdınız, boynunu vurdunuz” gibi tâbirler kullanılmıştır. (Buhârî, Şehâdât 17; Müslim, Zühd 65) Yüzüne karşı övmek İslâm ahlâkında yoktur; yalakalıktır. Ama bir kimsenin arkasından iyiliğini, hayrını, cömertliğini anlatmak sünnettir — ki insanlar onu örnek alsın, iyilik artsın. Soru: Abdest alırken ve namaz kılarken sürekli vesveseye kapılıp zorlanıyorum; bir abdest almam 10-15 dakikayı buluyor. Ne yapmalıyım? Cevap: Bu, tıpta “obsesif kompülsif bozukluk” (saplantı ve zorlantı hastalığı) olarak tanımlanır. Fikrî boyutu bir
düşünceye körü körüne bağlı kalmaktır; fiilî boyutu ise meselâ “kolum yıkanmadı, kuru kaldı” diye sürekli yıkamasıdır. Tedâvîsi: “Yıkanmış” diyecek, “su değmiştir” diyecek ve geçecek. Namazda “3 mü kıldım 4 mü?” derse 3 demiş gibi yapıp tamamlayacak. Psikoterapi faydalıdır; bu noktada fikrî bir disiplin gerekir. Soru: İlmihâl olarak ne okumalıyız? Ömer Öngüt’ün kitaplarını tavsiye eder misiniz? Cevap: Ömer Öngüt’ün kitaplarını tavsiye etmeyiz. İlmihâl okuyacaksanız Ömer Nasûhî Bilmen’in İlmihâl’ini, Kudûrî’yi, Emânet-Ehliyet’i (iki cilt) ve en güzeli dört cilt el-Hidâye’yi okuyun — bunlar
yeter. Kurban Kesim Hükümleri Soru: Kurban alırken ve keserken dikkat etmemiz gereken hususlar nelerdir? Hisseli kurbanlarda deri ve ayakları cemâat kendine alıp satıyor — bu câiz midir? Cevap: Kurbanın derisini, ayağını, kellesini satmak câiz değildir. Kesim parası karşılığı olarak da bırakılamaz. Hisseli kurban kesecek olanlar, hissedârların birbirlerini tanımaları gerekir; birisi sırf et için o kurbana niyet ederse, diğer hisselerin de kurbanları bozulur. Bir kimse et için kurban kesmez; kurban fisebîlillâh’tır. Kurbanının başında bulunmak sünnetlerdendir; yapabilirse kendisinin boğazlaması da sünnettir. Hz.
Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ) annemize “kurbanının başında bekle” diye buyurmuştur. Kadınların da kendi kurbanlarının başında beklemeleri sünnettendir. Kaynak: Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi ‘nin 506. Dergâh Sohbeti kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir. Âyet Referansları: ez-Zümer 39/9 · el-En’âm 6/76-78 Hadîs Referansları: Buhârî, Savm 42; Müslim, Sıyâm 153 (vekâleten oruç/kurban) · Buhârî, Ta’bîr 2; Müslim, Rü’yâ 6 (sâlih rüyâ) · Buhârî, Ahkâm 4; Müslim, İmâre 39 (tâbiyet ma’rûf olandadır)
· Buhârî, Şehâdât 17; Müslim, Zühd 65 (yüzüne karşı övme) · İbn Mâce, Zühd 4 (cennetlik kimse)
Kaynak
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı: https://www.youtube.com/watch?v=IkGI0qqSfPQ