4 Kapı 40 Makam Serisi

5. Sabır ve Kanaat 4 kapı 40 Makam


Dört Kapı Kırk Makam: Mârifet Kapısı – Sabır Makâmı Hoca Ahmed Yesevî’den gelen Dört Kapı Kırk Makam öğretisi, bizim tarîkat öğretimimizin temelidir. Hacı Bektâş Velî’den arslan erenlerine kadar hepsi bu öğretiyi gittikleri yerlere taşımıştır. Mesnevî’yi de Dört Kapı Kırk Makam’ın şerhi olarak görmek mümkündür. Bu sohbette mârifet kapısının sabır ve kanaat makâmını anlatmaya devam ediyoruz. Kaynaklar: Ahmed Yesevî, Dîvân-ı Hikmet ; Hacı Bektâş Velî, Makâlât (Dört Kapı Kırk Makam); Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn . Sabrın Üç Ayağı Sabır, insanı kemâle erdiren en

önemli olgulardan biridir. Sûfî için sabır, başına gelen hâdiseleri bir başkasına şikâyet etmeyip Allah’la alışverişte bulunmasıdır. Sûfî şikâyetini insanlara bildirmez, Rabbine bildirir. Hastalığını bile Rabbine arz etmesi sabırsızlık değildir; bu, Allah’ın hoşuna gider. Hz. Peygamber (s.a.v.) sabrı üçe ayırmıştır: birincisi musîbetlere karşı sabır, ikincisi ibâdette sabır —namaz bitmez, oruç bitmez, zikir bitmez; bu meşakkate sabretmek—, üçüncüsü günah işlememek için sabır —her şey elinin altında, gücün yetiyor ama istemiyorsun. Bu üç sacayağına sâhip olan kimse sabra sâhip olmuştur. Hadîs-i şerîfte buyurulmuştur

ki: “Kim musîbete güzelce sabrederse, Allah ona üç yüz derece yazar. Her iki derece arasında semâ ile arz arasındaki mesafe kadar yücelik vardır.” Sahâbe, “Bu derece nedir?” diye sorduğunda, Hz. Peygamber (s.a.v.), “Uhud sıradağları altın olsa tasadduk etseniz, bir dereceye ulaşamazsınız” buyurmuştur. İbâdette sabredene altı yüz, günaha karşı sabredene dokuz yüz derece yazılır. Cenâb-ı Hak, “Asra yemîn olsun ki, bütün insanlar hüsrândadır. Ancak îmân edip sâlih amel işleyenler, hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnâ” (el-Asr, 103/1-3) buyurmuştur. Sabrı bir başkasına

tavsiye etmek de kurtuluş vesilesidir. Sabretmek, sûfîliğin olmazsa olmazlarındandır; sabreden kimse gerçek mânâda takvâya erenlerdendir. Kaynaklar: el-Asr, 103/1-3; el-Bakara, 2/153 (“Allah sabredenlerle berâberdir”); Tirmizî, Zühd , 57 (sabır dereceleri hadîsi); Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn , IV/58-90 (sabır bâbı). Kanaat: Tembellik Değil, Hamd ile Yaşamak Tembelliği kanaat olarak görmek doğru değildir. Kanaat, bir kimsenin çalışması, çabalaması, gayret etmesi ve elde ettiğine kanaat edip hamd etmesidir. Hz. Mevlânâ’nın beytiyle ifade edilirse, bize dünyâ sevgisi değil, dünyânın peşinden koşmak haram kılınmıştır. Hz. Peygamber (s.a.v.),

Beytülmâl’den pay dağıtırken bir sahâbî, “Bu kadar mı? Haksızlık yapıyorsun” dediğinde, Hz. Peygamber (s.a.v.) ileride zuhûr edecek devlet başkanlarını haber vererek sabır ve kanaati tavsiye etmiştir. Hadîs-i şerîfte buyurulmuştur: “Gerçek zenginlik mal çokluğuyla değil, gönül tokluğuyla (tok gözlülükle) olur.” Sûfî, bir şeye ihtiyaç görmezse onun zengini olur; bir şeye ihtiyaç görürse onun fakîri olur. Bu, çalışmamak değil; çalışıp kazandığına hamd ederek Allah’a cevap vermektir. Kaynaklar: Buhârî, Rikâk , 15 (“Gerçek zenginlik gönül zenginliğidir”); Müslim, Zekât , 120; Mevlânâ, Mesnevî ,

I/983-985 (dünyâ sevgisi). Hayâ Makâmı: Takvânın Zirvesi Hayâ, bir kimsenin haramlara karşı utangaç olması, nefsinin çirkinliklerinden uzak durmasıdır. Ehl-i takvâ için hayâ, seyri sülûkun başlangıcıdır. Hayâ duygusu üç katmanlıdır: Allah’tan utanmak, halktan utanmak ve kendi nefsinden utanmak. Atasözümüzde de, “Allah’tan utanmadın, insanlardan da mı utanmadın?” denilmiştir. Takvânın zîrve noktası, ihsan makâmıdır: Allah’ı görüyormuşçasına ibâdet etmek. Bir kimse bu hâle ulaşırsa hevâ ve hevesi bilmez, nefsinin çarpmasına uğramaz, şeytanın vesvesesine kapılmaz. Hz. Peygamber (s.a.v.), “Geçmiş peygamberlerin sünnetlerinden dördü vardır: hayâ, güzel

koku sürünmek, misvâk kullanmak ve evlenmek” buyurmuştur. Yine “Utanmıyorsan istediğini yap!” sözü tehdit içerikli bir uyarıdır: utanmayı yitiren, hayvandan daha aşağı bir mahlûk olur. Hz. Peygamber (s.a.v.) sahâbeye, “Allah’tan hakkıyla hayâ edin” buyurduğunda, sahâbe “Biz zâten Allah’tan utanıyoruz” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.), “Benim kastettiğim sizin anladığınız hayâ değildir. Allah’tan hakkıyla hayâ etmek: başını ve onun taşıdıklarını muhâfaza etmen, batınını ve onun ihtivâ ettiklerini muhâfaza etmen, ölümü ve toprak olacağını hatırlaman, âhireti dileyenin dünyâ hayâtının zînetini terk etmesidir” buyurmuştur

(Tirmizî). Kaynaklar: Buhârî, Edeb , 77 (“Utanmıyorsan istediğini yap”); Tirmizî, Kıyâmet , 24 (hakkıyla hayâ etmek hadîsi); Ahmed bin Hanbel, Müsned , V/3 (dört sünnet hadîsi); Gazzâlî, İhyâ , III/350-370 (hayâ bâbı). Kalbin Temizliği ve Zikrullâh Hz. Peygamber (s.a.v.), “Vücutta bir organ vardır; o temiz olursa bütün vücut temiz olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. O da kalptir” buyurmuştur (Buhârî, Müslim). Kalbi günahtan arındırmazsan elin, gözün, ayağın günaha gider. Günahı kesmenin, günah yolunu kapatmanın yeri kalptir. Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurmuştur:

“Eğer kalpte zikrullâh yoksa, kalbe şeytan oturur. Zikrullâh oraya oturursa şeytan dışarı çıkar.” Bir kimsenin kalbinde zikrullâh varsa şeytanı kovmuştur; yoksa kalbinden kötülükler, günahkâr düşünceler geçecektir. Kur’ân-ı Kerîm’de, “Allah sizin kalplerinizdekini bilir” (Âl-i İmrân, 3/29) buyurulmuştur. Sûfîler için kalbin iç temizliği —günahı düşlememek, günahı tasavvur etmemek, günahı planlamamak— çok önemlidir. Kalpte zikrullâh varsa hayâ da vardır; hayâ varsa sabır da vardır. Bunların hepsi birbirine bağlıdır. Kaynaklar: Buhârî, Îmân , 39; Müslim, Müsâkât , 107 (kalp hadîsi); Âl-i İmrân, 3/29; Gazzâlî,

İhyâ , III/1-25 (kalbin temizliği); Kuşeyrî, er-Risâle , “Zikir” bahsi. Dînini Öğrenmekte Utanma Yoktur Cenâb-ı Hak, “Allah gerçeği söylemekten çekinmez” (el-Ahzâb, 33/53) buyurmuştur. Sahâbe kadınları, mahrem meselelerini soracakları zaman bu âyet-i kerîmeyi cümlenin başına koyarak sorarlardı. Hz. Peygamber (s.a.v.), Ensâr kadınları için “Onlar dinlerini öğrenmekte çok hırslıdırlar” buyurmuştur. Bir sûfînin soracak kapısı üstâdıdır; üstâdından başka bir kimse değildir. Soru sormakta utanma yoktur; dînini öğreneceksin, bilmiyorsun, soracaksın. “Bilmediklerinizi zikir ehline sorun” (en-Nahl, 16/43) âyet-i kerîmesi bu hükmü teyit etmektedir. Kaynaklar: el-Ahzâb,

33/53; en-Nahl, 16/43; Buhârî, İlim , 50 (Ensâr kadınlarının soruları); Müslim, Hayz , 61.


Kaynak

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı: https://www.youtube.com/watch?v=6U3xnKUCVx0