Mesnevi Şerhi

331. Mesnevi Şerhi (2295. Beyitten)

Mesnevi Şerhi (2295. Beyitten) konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Mesnevi Şerhi (2295. Beyitten) hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız. >> Bütün Müslümanlara özgürlük nasip >> Müslümanların özgürlüklerine pranga vuran, kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine tecavüz edenler Cenabı Hak hepsini de intikamını alsın, yerleyin. >> Amin. Eccmin konumuzla alakalı değil ama bir cümleyle bir eee bir şey beyan edeyim.

Eee sonra sohbete gireceğim. Tasavvuf vakfı olarak bugüne kadar hiç biz resmi veya gayriesmi hiçbir hac ve ömre organizasyonu yapmadık. yapmayacağız da. Bununla alakalı söylentiler, söylenenler hepsi de boş iftiradan ibaret. Kardeşler, arkadaşlar kendi kendilerine 3 kişi, 5 kişi, 10 kişi, 20 kişi toplanıp kendi kendilerine ümreye gidiyorlar. Hacca gidenler hacca gidiyor veyahut da bizim içimizden bu konuda hani eee kendince bu işin ticaretini yapanlar var.

bizi de ilgilendirmiyor. Ticarettir bu. Nasıl başka mesleklerle ilgilenenler bizi ilgilendirmiyorsa ticaret olarak bununla da alakalı bizi ilgilendirmiyor. Tekrar bunun altını çizerekten söyleyeceğim. Ben sağ olduğum müddetçe Tasavvuf Vakfı bu dergah hiçbir hac ve ömrü organizasyonu yapmayacak. Bugüne kadar yapmadı. Bundan sonra da yapmayacak. Bu konuda eee bütün arkadaşlara, kardeşlere bu konuda ilan edeyim. Biz bu bunlardan uzağız. Ha örnek veriyorum. Herkes kendi kendine bir şirkete gidip ömürini yapabilir mi?

Gitmeden de yapabilir mi? Neyi nasıl yapıyorlarsa herkes kendince yapabilir, edebilir. Bu bizi ilgilendirmiyor. Tekrar bunun altını çiziyorum. O yüzden asla ve asla da ilgilendirmeyecek. Ha kimsenin ömresine, haccına karışacak değil. Salim sen yeni geldin değil mi? Kaç gün oldu geleli? Kimle gittin? Arkadaşlarla gittiniz. Bir eee şirketle mi gittiniz? Turist vizesiyle kendi kendinize gittiniz. Böyle olduğunu biliyorum da ilan olsun diye söyledim. Bir de kimdi daha yeni gelen eşiyle beraber gitti?

Şey nerede? Orada mı ki? E siz kimle gittiniz? Bir şirketle mi ferdi olarak gittiniz? Şirket olarak değil yani ferdi olarak. O yüzden arkadaşlar herkes serbest. Bu konuda kimsenin benden izin almasına da gerek yok. Bu konuda tekrar söylüyorum tırnak içerisinde diyorum. Bizim vakıf olarak böyle bir çalışmamız yok. Hiç olmadı zaten. Vakfıf olarak böyle bir çalışmamız yok. Hiç olmadı. Ha bana soruyorlar. Ben diyorum Allah izin verirse inşâallah gideceğim diyorum.

Diyorlar ki ne zaman gideceksin? Hani bize de haber ver. Diyorum ki haberiniz olur gideceğim zaman ha millet kendince gelirse gelir beni ilgilendirmez. Bu noktada da herhangi bir eee zorunluluk, herhangi bir şey yok. Bu kadardı bu mesele. Tekrar söyleyeyim tasavvuf vakfının böyle hac ve ömre organizasyonu gibi herhangi bir organizasyonu yok. O yüzden resmi veya gayrimi böyle bir organizasyonumuz yok. Bana şirketlerden geliyorlar, ziyaret ediyorlar. O şimdi onların ziyaretlerine de müsaade etmiyorum.

Telefon açıyorlar. Ziyaret etmek istiyoruz hocam seni diyorlar. İşte böyle işte böyle diyorum. Boşuna gelmeyin. Ben bu tip işlerde yokum. Biz tırnak içerisinde tasavvuf vakfı olarak da yokuz diyorum ya. Bize oradan bir arkadaş görevlendir diyorlar. Ben onu da yapamam. Hakkınızı helal edin diyorum. O yüzden onlar mesela işte hocam hani öyle değil bize bir arkadaş görevlendir. Ha bir arkadaş görevlendireceğiz. Hazır ya burada müşteriler de öyle mi? Herkes hazır.

Bir de şu şey efendi bizi işaret etti diyecekler. Hazır potansiyel burada nasıl olsa hani ben yiyemedim sen ye hesabı. O yüzden tekrar tekrar söylüyorum bunlar dolaylı. Bazı şirketler çünkü işte ya hocanızla bizi bir görüştürün. Yok işte başka şirketle mi anlaşmış o? Yok başka şirketle mi anlaştı? Orayla mı gönderiyorsunuz? O yüzden yeni giden arkadaşlara örneklettim. Hakkınızı helal edin. >> Böyle boş bir muhabbetle sizin de canınızı sıkmış olmayayım.

O yüzden bugünün, bu gecenin veya buranın konusu değil ama veelakin hani Hazreti Mevlânâ Ceret Rumu Hazretleri mesnevisinde diyor ki sen seli baştan önle diyor. Biz seli baştan önleyelim veyahut da hani bir sivilceden bahseder. Sen hastalık sivilceyken önle onu da. O yüzden hani bazı şeylerin şu uyu vukuundan beter olurmuş. Hani bir şeyin, sözün böyle eee dolaşan lafın vukusundan daha fazla yara çarmış. Allah muhafaza eylesin. Böylece sivri sinekten tut da file kadar bütün mahlukat Allah’ın ailesidir.

Hak da ne güzel aile reisi. Gönlümüzdeki bütün bu gamlar heva ve hevesimizin, varlığımızın tozundan, dumanından meydana gelir. Bu kökümüzü söken gamlar ömrümüzün ora. Bu böyle oldu. Kuruntuları da vesveselerimizdir. Bil ki her hastalık ölümden bir parçadır. Çaresi varsa ölümün bir cüzünü kendinden kov. Ölümün bir cüzünden bile kaçamadığın halde onun hepsini başından aşağıya dökecekler. Bunu iyice bir Evet. Sivri sinekten sivri sinekten file kadar bütün mahlukat Allah ailesidir.

Hak da ne güzel Allah reisidir. O zaman bütün mahlukat, bütün varlık Allah’ın sıfatlarının tecelligahıdır. Bütün mahlukatın da rızkını üzerine alan Allah’tır. O yüzden Hud suresi ayet 6’da Cenâb-ı Hak buyurur ki, “Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın.” O yüzden dünya üzerinde veya dünyanın dışında bütün varlık aleminde ne kadar mahlukat var ise bütün hepsinin de rızkı Allah’a aittir. Allah bu konuda rızkı kendi üzerine vacip eylemiştir.

Cenabı Hak bir şeyi kendi kendinin üzerine vacip eyler mi? Allah da bütün yaratmış olduğu varlıkların rızıklarını kendi üzerine vacip etmiştir. Yani küçücük zerreden büyük kürreye kadar her ne var ise bütün hepsinin de rızkı Allah’a aittir. Allah bu noktada bu rızkı kendi üzerine almıştır. Secde ayet 7. Allah yarattığı her şeyi güzel yarattı. O rızkını dilediğine bol verir. Dilediğine de ölçülü kırar. O zaman Cenâb-ı Hak bir her şeyi en güzel şekilde yarattı.

Yarattıklarının üzerinde bir noksanlık, eksiklik yoktur. Ve o yarattıkları eksiksiz, noksanlıksız yarattığı gibi rızıklarını da onların eksiksiz ve noksansız tamam eder. Bu noktada rızıklarını onların kesmez. Rızıklarını ortadan kaldırmaz, yok etmez. Bir canlının eceli geldiyse ölür ve rızıksızlık sebebiyle hiçbir canlı ölmez. Ama Cenâb-ı Hak kimisinin rızkını bol eder, kimisinin rızkını da ölçüle eder. Bakın oradaki ayet-i kerimede az verir demiyor. Ölçülü verir.

Ama hamdedenlere nimetlerimizi arttırırız. İnsanlar, kullar Allah’a hamdediyorsa Cenâb-ı Hak onların üzerindeki nimetlerini arttırır. O kimse hamdetmiyorsa hamdetmeyenleri Cenâb-ı Hak rızıksızlıkla cezalandırmaz. Ama ona ölçülü verir. Ona lazım olacak kadar verir. Öbürkü hamd ediyordur, çalışıyordur, gayret ediyordur, mücadele ediyordur. Cenabı Hak o hamdin yerine getiren o kimseye ne yapar? Ona eee arttırır nimetlerini. Rızık da nimetlerden birisidir. Dünya malı nimetlerden birisidir.

Eş dünya nimetidir. Çocuk dünya nimetidir. Ev, han, araba dünya nimetidir. Dünyada senin gönlünü hoş edecek her ne var ise, nefsine tatlı gelecek her ne var ise hepsi de dünya nimetidir. Cenâb-ı Hak bir kısmına dünya nimetlerini bolca verir. Ama bu normalde sebepler dairesinde bunu sebeple verir dünya gözünün içerisinde. Ama bazısına hiç sebepsiz de verir mi? Bu burası bizi ilgilendirmiyor. Biz cüz irade noktasında Cenabı Hak sebepsiz bir şeyi halk etmez.

Halk etmeye gücü var mıdır? Bazılarına sebepsiz de verir mi? Burası bizim irademizin dışında ama Cenâb-ı Hak genelde adetullah’ı öyledir. Sebepler üzerine tecelli ettirir her şeyi. O yüzden normalde eee yine Beyhaki’de hadis-i şerifte halk Allah’ın Allah’a en sevimli olan ailesine yani yarattıklarına en faydalı olandır. O zaman bütün Allah’ın yarattıkları Allah’ın aile ailesidir. İyullah’tır. İyullah olarak geçer. Hatta ailesidir. O zaman Allah’ın ailesine faydası dokunan kimse Allah’ın en çok sevdiğidir.

Hani çünkü sen bir hayvana yardım ettin, bir insana yardım ettin, bir açı doyurdun. Faydalı bir amel işledin. İnsanlığa karşı faydalı bir amel işledin. Önce müminlere, Müslümanlara, önce annene, babana, önce eşine ve çocuklarına. Çünkü cömertlik odur. Önce sen kendi eş ve çocuklarına cömertlik edersin. Cömertlik odur. Bu erkek çocuklar için önce annesine babasına cömertlik eder. Evli bir erkek önce eş ve çocuklarına cömertlik eder. Cömertlik senin evinden başlar.

Cömertlik senin evinden başlar. Sen önce eş ve çocuklarına cömert ol. Bunu özellikle üstüne basa basa söylüyorum ki bazı kardeşler bundan ölçü alsınlar. Sohbetlerde şahıslara yönelik konuşmak sufilerin adabı değildir. Sohbetlerde konuşulan şeyler o topluluğun yarayan kanallarına merhem sürmek. Orada bir sıkıntıyı gidermek içindir. Burada sohbette diyorsam, “Ey erkekler, eşlerinize vurmayın, dövmeyin. Bunu üzerine almayacak olan kimse, eşine vurmayıp, dövmeyip, sövmeyip, hakaret etmeyen kimse bunu üzerine almaz.

Ama eşini dövüyorsan, sövüyorsan, hakaret ediyorsan bu sözüm sana. Neden bana şey efendi bana konuşmadı deyip de küstahlık yapma bir de veyahut da bakın ne diyorum. Cömertlik önce eş ve çocuklarınızdan başlar. Sen önce eş ve çocuklarını düşün. Onlara cömert davran. Onlara iyi davran. israf etme. İsraf da ettirme. Çünkü ayet-i kerimede Cenâb-ı Hak onlar israf etmezler diyor. Müminlerden bahsederken mümin isen kadın erkek israf edemezsin. Mümin isen mümin isen kadın erkek sen aptalca moda manyağı olamazsın.

Salakça sen marka manyağı olamazsın. Mümin isen, mümin isen sen gösteriş budalası olamazsın. Mümin isen mümin değilsin, Müslümansın. Yapabilirsin. Hani görüyorsunuz ya bir başörtülü kadın işte dans ediyor, şarkı söylüyor, erkeklerin önünde kırdırıyor. Başında başörtüsü var. Ama mümin bir kadın bunu yapamaz. Müslüman her şey beklenir. Beklenmez aslında. Müslüman odur ki elinden, dilinden diğer insanlar emindir. Mümin odur ki diğer canlılar, varlıklar canından emindir.

Ne yazık ki 25 yılda Müslüman cenah gevşedi de gevşedi, dağıldı da dağıldı. gevşemeye ve dağılmaya devam ediyor. Kadını, erkeği. Hiç kimse şöyle düşünmesin. Ben de dahilim ya. Biz gevşemedik. Biz de gevşedik. Hepimiz gevşiyoruz. Hepimiz dağılıyoruz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden sohbetlerde bir şeyde bahsediliyorsa o fiiliyatı yaşayan kimse üzerine alınsın. Alınmasın değil. Onu üzerine alınsın. Bir de bugün gündüzde ona şerh düştüm. Hani birine telefon açıyorsun veya şunu yapmasın, bunu yapmasın diyorsun.

Kadın kocasına, kocası karısına soruyor. Sen mi söyledin? Ne yapayım şimdi? Rüyamda böyle böyle mi gördüm diyeim. Şahsı böyle faş medeyim. Daha bir iki gün önce açık konuşsam şimdi burada o erkek arkadaş rüyamda eşine zulmettiğini gördüm. Hadi söyleyin bana. Şimdi rüyamda eşi de orada kadınca da orada kızcağız orada. gencecik daha baba diye diye ağladı anlattı. Adam pervane dönüyor evin içerisinde anlatmasın diye. Hadi ne yapayım şimdi ben? Hadi söyleyin bana şimdi isim mi vereyim?

O hali yaşasanız, o hali yaşasanız yaklaşın böyle yeni gelenlere yol açın. Gelin yaklaş bana doğru gel. Gel bana doğru gel. İzmirlilere biraz benim hemşehrilerime biraz iltimas keçeyim. Gel yaklaş. Tamam mısınız Hacı Mehmet? Hoş geldiniz. Allah razı olsun. Şimdi bütün insanlar Allah’ın ailesidir. Bakın bunu sadece rızık olarak düşünmeyin. Bizim en büyük handikaplarımızdan birisi bak bütün insanlar, bütün varlık Allah’ın ailesidir. Sen ister eşin olsun, ister çocuğun olsun, ister kocan olsun, ister annen olsun, ister baban olsun, ister deden olsun, ister komşun olsun, ister iş yaptığın bir kimse olsun, ister çalıştığın bir yer olsun, ister ticaret yaptığın bir yer olsun, bakın bu tip şeyleri, bu tip şeyleri daraltmayın, genişletin.

Sen herhangi bir kimseye zulmetti Allah’ın ailesine zulmettin. Sen zannediyorsun ki benim eşim çat tokatı vurdun değil. Sen Allah’ın ailesine tokat vurdun. Kadın kocasını dinlemedi. O Allah’ın ailesi olan bir adamı dinlemesi gerekirken dinlemedi. Birine nasıl yardımcı olduğunda Allah’a en sevimli bir iş olarak geliyorsa birine zulmettiğinde de Allah’a en sevimsiz bir iş olarak geldi Allah’ın önüne. Sufi mantığı yerdeki taşa bile tekme vurmaz. Taş da Allah’ın yarattığı ailesindendir.

O taşı da, o taşı da sen fıtratına uygun kullanmak zorundasın. Bu maosu sen fıtratına uygun, yaratılış amacına uygun kullanacaksın. Bunu birisinin kafasına atmak için yaratılmadı. Bu sen bununla eşinin kafasına vuruyorsan hem mausa zulmettin Allah’ın eşyasına, varlığına. Bu senin değil. Bu sende emanet. Allah bunu sana emanet olarak verdi. Kullansın diye. Sen kendince buna ben para verdim. Benim oldu zannediyorsun. Cenabı Hak sana bahşetti. lütfetti, ikram etti.

Bunu sen yerli yerinde kullanmak zorundasın. Bu senin çocuğunun veyahut da hanımının kafasına vurulmak için yaratılmadığı ahmak kafalı derviş. Sen elindeki bütün eşyayı yerli yerinde kullanacaksın. Eşyayı yerli yerinde kullanmazsan da eşyaya zulmettin. Araba benin istediğin gibi patinaj çektiririm değil. Arabaya da zulmetmeyeceksin. Lastikler benim istediğim gibi bir patinaş çektiririm. Lastikçi Ömer’e Cenabı Hak rızkını verir. Sen patinajtiğim de işte lastikleri eriteceğim.

Ondan sonra Ömer abiden lastik alacağım diye düşünme. Cenabı Hak onun rızkını verir. Sen lastiğe de zulmetme. Sen hiçbir şeye zulmedemezsin. Senin elinin altındaki her şey Allah’tan sana bir emanettir. Eş, çocuk, anne, baba, arkadaş, dost, şeyh, kardeş, burası bu mekan. yollar, yürüdüğün şehir, yaşadığın kaza, yaşadığın ev, yattığın yatak, üstüne çektiğin yorgan Allah’ın sana bir lütfu, ikramıdır, ihsanıdır. Sen hepsine de yerli yerinde kullanmak zorundasın.

Sen yorganı halı gibi kullanamazsın. Sen yorganı yatak gibi kullanamazsın. Eşyanın hakikatine aykırı. Sen yorganı yorgan niyetine, sen yatağı yatak niyetine kullanacaksın. Eşyayı yerli yerinde kullanacaksın. O eşyaya da zulmetmeye hakkın yok senin. Senin bardağı alıp mutfakta çarpmaya hakkın yok. Ey kadınlar, sen normalde yemek takımını değiştirmek için tabağı kırma. Sen hem tabağa zulmettin, hem eşine zulmettin, hem de kendine zulmettin. Buna hakkın yok senin.

Bir erkek gömleği geydi. A hoşuna gitmedi bunun. Kesti, attı. Buna hakkın yok. Sen onu giymeyeceksen giyebilecek olan bir kimseye hediye et onu. Senin ona çöpe de atmaya hakkın yok. Allah israf edenleri sevmez. Sen zulmetme. Eşyana da zulmetme. Eşyaya da zulmetme. Kardeşlerine de zulmetme. Etrafına zulmetme. Allah bizi zalimlerden eylemesin. >> O yüzden bütün halk Allah’ın ailesidir. Bütün halk, bütün varlık Allah’ın Sen elinin altındaklara zulümle emredmadın ya.

Onlara iyilik yapmakla emrolund. Erkekler eşlerinize zulmetmeyin. Kadınlar eşlerinize zulmetmeyin. Erkekler eşlerinizle iyi geçinin. Adamın adamlığı hanımıyla iyi geçinmesinden belli olur. Adamın adamlığı hanımı ile iyi geçinmesinden belli olur. Kadının kadınlığı da adamın hanımından gönül hoşluğu olmasından belli olur. Çok iyi kadınım diye cartınma. Adamın gönlü hoş mu? Ona bak sen. Çok iyi erkeğim diye düşünme. Kadın senden memnun mu? Ona bak sen. Çok iyi babayım diye düşünme.

Çocukların Çocuklar lanet olsun böyle babaya ölse de malını yesem diye mi düşünüyorlar? Yoksa çocuklar Allah babamızı başımızdan eksik etmesin diye mi düşünüyorlar? Kadınlar şu adam zıbarsa gitse de diye mi düşünüyorlar? Yoksa ya Rabbi eşime hayırlı ömür var. Ben ondan önce ölmeyeyim. Ben ondan önce ölürsem rezil zebil olur. Ben ondan sonra öleyim deyip kendisi biraz daha yaşamayı mı istiyor? Dua ediyorum dedi. Yani benden önce ölsün diye dedi. Baktım ben böyle kadına ne yapacaksın?

Mesnevi Şerhi (2295. Beyitten) Hakkında

Rahat mı edeceksin dedim. Öldükten sonra durdu. Tabii dedim gömeceksin ondan sonra keyfine bakacaksın desene dedim kiralar da gelecek maaş da gelecek yok ben rezil olmasın diye düşündüm dedim öyle düşünce de ki adama dedim bak herif ben senden önce öleyim sen benden sonra olunca hemen evl rahat et ben seni rahat ettiremedim öyle şey mi olur hocam ya dedi. Eyvah dedim ya. Ama güzel dua. Çok masum değil mi? Ya Rabbi hani o benden önce ölsün ha rezil olmasın.

Ne kadar güzel. Oradaki beyin gerisini saklayacak onla. Her iyilik düşünce iyilik değildir. Herkes uyanık olsun. Allah muhafaza Evet. Hazreti Pir bütün mahlukatı Allah’ın ailesi olarak nitellendirirken bu tabii hadis-i şerifte var ya bu konuda halk ail Allah’ın ailesidir diye. Burada aslında bütün varlık, bütün varlığın tek bağlı olduğu yer Allah rububiyet sıfatı da dahil hiçbir sıfatını paylaşmaz. Rablik sıfatı da rububiyet rablıktır. Çünkü Allah’a aittir.

Ve bütün varlığın rabbi Allah’tır. Tabii Rab ismi şerifi aynı zamanda terbiye edici, koruyucu, muhafaza edici anlamındadır. O yüzden o Cenâb-ı Hak her bir varlığı, her bir varlığı görür, işitir. Onun ihtiyacına göre ne lazımsa onu ona ihsan eder. Ne lazımsa sen kendi kendine çok sana lazım olan şeyler sıralayabilirsin. Sana hakikatte ne lazımsa Cenabı Hak onu sana bahşeder. Rabbim cümlemize hayırlısını versin. >> Hayırlısıyla bol versin inşâallah. >> O yüzden Allah bu bu tür şeyleri direkt Allah’a bağlamak tevhittir.

Çünkü iyilikler rabbinizdendir. Bahşeden, lütfeden, ikram eden, ihsan eden de Allah’tır. Cenabı Hak bizleri bu şuurda oluştursun inşâallah. >> Gönlümüzdeki bütün gamlar heva ve hevesimizin, varlığımızın tozundan, dumanından meydana gelir. Yani normalde bizim gönlümüzdeki olan gamlar heva ve hevesimizin ve varlığımızın tozundan meydana gelir. Pardon varlığın tozundan, dumanından meydana gelir. Toz duman dediğinizde tozun ve dumanın bir ağırlığı yoktur.

gelip geçicidir. Toz da gelip geçicidir. Duman da gelip geçicidir. O zaman gamlar bizim o gelip geçici heva ve hevesimizin ürünleridir. Gönlümüzde bir gam var ise bizim heva ve hevesimizdendir. Bir keder, bir hüzün var ise heva ve hevesimizden dolayıdır. Müminin gönlü neşelidir. Müminin gamı, müminin kederi sevgiliden uzak kalmaktan gayrıdır. Ondan ona ondan gaflete düşmektendir. Yoksa aşığın gamı ve kederi dünya değildir. Aşığın gamı ve kederi dünyalık da Dünyalık olanların gam ve kederleri dünyalıktır.

Ahiretlik olan Allah’a aşık olanların gam ve kederleri onların aşıklıklarından dolayıdır. O göz açıp kapatıncaya kadar sevgilinin cemalinden uzaklaşmak istemez. Ondan perdelenmek istemez. Hatta cemal perdesinde cemalleşirken dahi ona bir hüzün dalgası vurur. O çünkü o esnada dahi o hasretten hasrete o esnada dahi o bir nefes uzak kalmama düşüncesinde gam yüklüdür. Onun gamı dünya değildir. Onun gamı hastalığı değildir. Onun gamı yok beli armış, yok başımış, yok göze arımış.

ondan değildir. Aşığın gamı dünya ve dünyadaki dünyanın içindekilerle alakalı değildir. Aşığın gamı mahşukla alakalıdır. Sevgilisiyle alakalıdır. O yüzden dünya üzerinde bizim başımıza gelen şeylerin hepsi de bizim ellerimizin kazandıklarıdır. Bizim ellerimizin kazandıklarıdır. Şura ayet 30. Başınıza gelen her musibet ellerinizin kazandığı yüzündendir. Bundan kurtuluşun yolu o kimsenin nefsini terbiye etmesinden geçer. Çünkü nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.

Şems suresi ayet 9. Yani sen nefsini tezkiye edersen, nefsini terbiye edersen kurtuluşa erersin ve başına gelen musibetlerden dolayı da gam hüzün çekmezsin. Şimdi bir de hani başka bir hadis-i şerif vardı. Müminin başına gelen musibet, sıkıntı, dem, dert, gam, kasabet, hastalık mümine neydi? günahlarının temizlenmesineydi. Ona sabrederse onun makamının yükselmesine sebepti. O zaman sufi başına gelen her ne ise bununla alakalı önce kendi nefsine vurur bunu.

Muhakkak ben kendi elimin yaptığını çekiyorum.” der. Ardından bir çıt kendi kendine düşündüğünde iyi ki bu üzerime bu sıkıntılar geldi ki rabbim beni kendi huzuruna temiz almak istiyor der. Çünkü hastalıklar, gam, kasavet, dert, bunların hepsini hepsi de mümin için mümini temizleyen günahlardan arındıran olaylardır. O yüzden sufiler bu tip meselelere bakarken kendisinin bir arınma sürecinde olduğunu düşünür ve muhakkak benim günahlarım çok. Başıma gelen bu bela musibet, başıma gelen bu sıkıntı ben bunlara sabredersem, bununla sabırla mücadele edersem benim günahıma kefaret olacak.

Benim makamımın yükselmesine sebep olacak diye düşünür. Allah muhafaza eylesin. >> Bu kökümüzü söken gamlar ömrümüzün ora. Yani bu kökümüzü söken gamlar yani bu yaşadığımız gam, yaşadığımız hicran, yaşadığımız dert, yaşadığımız olumlu olumsuz bütün hadiseler nedir? Ömrümüzün ora. Yani bizim ömür törpümüz gibidir. Bir hastalık sebep olur, ölürsün. Bir gam sebep olur ölürsün. Yani o ne yaparsan yap ölüm size yetişecektir. Çünkü ölümün size yetişmemesi söz konusu değildir.

Ne yaparsan yap her nefis ölümü tadacaktır. Çünkü Ali İmran ayet 185. Cenâb-ı Hak bir kimseye bir nefes üflediyse ne kime üflediyse üfledi o ölümü tadacaktır. Herkes ölümle yüzleşecektir. Herkes melekler dahi ölümle yüzleşecektir. Cebrail dahil buna. Dört büyük melek dahil buna. Her varlık eceli geldiğinde, eceli geldiğinde ölümle yüzleşecektir. Ve nerede olursanız olun ölüm size yetişir. Nisa ayet 78. Nerede olursanız olun ölüm size yetişecektir. Hiçbir canlının ölümden kaçışı yoktur.

Hiçbir canlının. Cenâb-ı Hak neyi var ettiyse bu normalde varlığın tamamı da dahil buna. Varlığın tamamı dahil buna. O ölümle yüzleşecektir ve ölümden hiçbir şey için, hiçbir kimse için kaçış söz konusu değildir. O yüzden ama bu hastalıklar, bu gamlar, bu dertler, bu problemler adım adım, parça parça sizin ölüme yaklaşmanızdır. Ölüm insana çok yakındır ama normalde o insanın üzerindeki hastalıklar, sıkıntılar, problemler onun ölüme adım adım yaklaştığına işarettir.

O yüzden hastalığa baktığınızda bir nebze de sizi ölüme yaklaştıran bir sebeptir. Mesela bir ölüm sebebi nedir? hastalıktır. Örneğin o hastalığa bakarken bu beni ecele yaklaştıran, Allah’a kavuşmayı yaklaştıran bir olgu. Hastalığa küfretmeyin. Hastalığa isyan etmeyin. Hastalığa öf bile demeyin. Öf bile demeyin. Tedavisi neyse tedavisini aramak bize bu noktada şart kılındı. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tedavi olunuz dedi. Emir var burada.

Biz tedavi olma yolunda ilerleriz. Eşimize, çocuğumuza, kendimize bir hastalık bulaştıysa mümkün olduğu kadar biz ama kendimizi ama eş ve çocuklarımızı tedavi etme ve ettirmek için mücadele ederiz. Hani nasıl olsa ölüm gelecek, kapımıza dayanacak, tedaviye ihtiyaç yok diyenlerden değilim ben. Bunu bir kısım selef alimleri bunu söylemişler. Tedavi olmamışlar. Hiç tedavi tarafına da yönelmemişler. Bu bir içtihattır. O içtihada katılanlardan değilim. O yüzden Hazreti Pirin dediği gibi seli baştan önne sözü mucibince başımıza bir hastalık geldiyse tedavisi için onunla uğraşırız.

Hatta ölüm sebebinin olacağını bile bile ben kimseden sözümü esirgemedim bugüne kadar. Yakın dostlarımdan, arkadaşlarımdan mesela Seyit Taş’ın yüzüne söyledim. Hacı ölümün buradan senin dedim ama dedim dimdik ölmeni istiyorum senin dedim. Öf bile demeyeceksin dedim. Tedaviyile alakalı ne yapılması gerekiyorsa yaptık. Vicdanen rahatız. Bizim Hacı Oktay’ın yüzüne söyledim yalnız kaldığımızda. Bacı ölümün ölüm sebebim bu dedim ama dimdik yaşayacaksın dedim.

Moralini bozma. Ecel ne zaman gelecekse gelecek Moralimi bozmuyorum dedi. Dedim dimdik öleceksin. Öf bile demeyeceksin. Kim sorarsa çok iyiyim diyeceksin dedi. Bu kadar sufiyi ölüm yıkmamalı. Gerçek bir sufi ölüm korkusuyla yıkılmaz. Hastalıktan, gamdan, kasevetten, sıkıntıdan, dertten. Sufi yıkılmaz. Bir sufi Uludağ gibi metin durur. Kadın erkek o Uludağ gibi metin durur. Dertler, problemler onun göğsüne vurur, dökülür. Sıkıntılar onun göğsüne vurur, dökülür.

O yüzden sufi dertten, gaman, sıkıntıdan, problemden yıkılmaz. Onun için başına gelen her ne var ise, dert, gam, kasavet, hastalık, iflas, işsizlik, ne olduysa hepsi de onun faydasınadır. O seni olgunluğa eriştirir. O senin üzerindeki kirpası atar. O seni temizler. Sen öf bile deme. Sen hastalıkların içerisinde yaşasan dahi şuram ağrıyor deme. Hamdolsun çok iyiyim de. Böyle şeyhçilik oynayanlar vardır. Zakircilik oynayanlar vardır. Öf öf öf öf öf. Hiç unutmuyorum.

Bir zakir hasta olmuş. Herkes ziyarete gidiyor filan yatıyor orada. Hacı Oktay da dedi ki ya abi dedi herkes ziyarete gidiyor. Hani ne yapacağız? Gitmeyeceğiz mi dedi. Hacı Oktay o zakir hastalığı o dedim. Abi o nasıl oluyor dedi. Oğlum dedim zakir böyle dedim naz eder kendini. Hastayım der dedim. Dervişler etrafında döner onun dedim. Burada kim var dedim. Şeyhimiz var dedi. Dervişler nerede? Kimin etrafında lazım dedim. Şey efendim dedi. Nerede dönüyorlar şimdi Ha o abinin etrafında dönüyorlar dedi.

Sen nerede dönüyorsun dedim. Ben şeyhimin yanındayım dedi işte dedim herkes dedim şeyhinin yanında dönecek. Bir de şeyh hastalığı vardır dedim. Onu da söyleyeyim sana dedim. Abi o nasıl dedi? Şeyh efendi dedim naza çekecekse kendisini öhü öhü der dedim. Dervişler dedim etrafında pervane dolar. Aman şeyhimiz hasta der dedi. Bu da şeyh hastalığı dedi. İlave değil mi biraz daha hastalığına? Baba hastalığı vardır. Baba eve gelir hastadır, yorgundur. O gün o neler yapmıştır, neler yapmıştır.

O yüzden eş ve çocuklarına ayıracak zamanı ve sağlığı yoktur. Öf öf öf öf öf. Baba hasta. Yarın yarın da hasta. Ertesi gün ertesi gün çok yorgun. Ertesi gün ya bir müşteri geldi veyahut da iş yerinde bir müdür veyahut da iş yerinde şef veya iş yerinde patron problem yaşadı. Psikolojisi iyi değil. Lan bir gün de iyi ol ya. Nasıl yani? Bir günde neşeli ol ya. Bir gün de neşeli ol. Bu da baba hastalığıdır. Bir de ne var? Anne hastalığı var. Hep hasta çocuklarına karşı.

Eskiler yaşmak bağladılardı ya. Kadının kafasından yaşmak eksik olmuyor. Ya başı ağrıyor, ya beli arıyor, ya bu çocuklar ona problem çıkarıyor. Sorma dığdının dığdının dığdısı hasta olmuş bugün. ondan hasta oluyor. Her gün bir kaos var evde. Hasta kadın hasta hep anne hasta veyahut da kadın kocası var. A nasıl basmaya? Anne hastalığı veya kadın hastalığı. Hastalar hep. Çocuk geliyor. Anne hasta bir gün aşırı. Her gün hasta. Adam geliyor eve. Kadın hasta. Çekmiş eşfmanları var ya hani bizim günlerimiz var.

Hasta hasta. Muhabbeti uzatayım mı? Bizde bir tane usta var. Burad ustası. Hasta adam. trafik kazası geçirdi. Bir türlü iyileşmiyor. Cafer neydi adı ya onun? O hasta olunca bizim makinelerda hasta. Bir türlü düzen tutmuyor. Her gün bir tane makinenin bir tarafı kırılıyor. Yatıyor makineler. Usta sen gel dedim bir şey söyleyeceğim sana. Bak dedim sana kardeşane söylüyorum. Sen dedim iyileşmiyorsun bir türlü dedim. Sen dost doğru bakılmıyorsun dedi. Ne yapayım dedi.

Gideceksin dedim eşinle oturacaksın diyeceksin ki dedim hacı abinin selamı var bu patronun. Sen evde düzgün bakılmıyormuşsun. O yüzden seni hızla evlendireyim dostru. Sen bir bakım gör dedi diyeceksin dedi. Söyleyeyim mi dedi. Söyle arkanda ben varım dedi. Bu tereddüt ediyor. Bak söyle benim sözümü dinle dedim. Bu gitmiş eve hanımına demiş gel bakayım mutfağa buraya. Hanımın mutfağa gelmiş. Hacı abinin selamı var. Sen bir türlü iyileşemedin. Hanım sana düzgün bakamıyor.

O yüzden ben seni bir daha evlendireyim. Düzgün bakıl.” dedi. Demiş kadın. Otur sen burada bekle. Ev bunun dubleks. Ev değil otel odası olmuş. Otel olmuş. Hanımın annesi oradaymış. Annesine demiş topla valizini. He gidiyorsun hemen. Ben tabii arada sordum. Kayın valide valiz de mi gelmiş dedim. İki valiz de gelmiş dedi. Anasını göndermiş kayım kadın. Sonra kız kardeşi oğluyla beraber oradaymış. Demiş sen de topla valizlerini. Kadın diyor bunu. Diyormuş sen mutfaktan dışarı çıkma.

Otur sen de git. Kadının kız kardeşiyle oğlu da gitmiş. Şimdi yetişkin bir oğlan var. Bir de ondan küçük kız var. Demiş, “Haydi siz de nereye gidiyorsanız gidin evi boşaltın.” demiş. Gidin parka gidin, sinemaya gidin. Nereye gidiyorsanız gidin. Bizim İsmet usta sabah böyle sanki güneş doğmuş, aydınlanmış böyle tevessim. Bu Allah senden razı olsun dedi. Ben iyileştim dedi. Dedim haydi makinelerı dedim iyileştir. Şimdi makineler hizaya girdi ama şey yok. Bu eve gidiyormuş.

Dedim bak sakın ha benim sözümü dedim arada hatırlatacaksın. Ben Hacı abiye bunu bir danışayım. Ben yine keyfim kırıldı diyeceksin dedim. Bir yıl filan oldu. Karşılaştık yolda. Bir yılı geçiyor. Dedim nasılsın? O günkü kadar değil ama iyiyim gene. Dedim sen benimle devamlı görüşüyormuş gibi yap. Arada selamımı götür dedim sıkıştığın zamanla. Bu da kadın hastalığı. Hep hastalar. Erkek hep hasta. Hep yorgun. Allah muhafaza eylesin. >> Şunu da unutmayın. Bunu Hazreti Pir söyler.

Bir kimse yalandan hasta olursa Cenabı Hak ona hastalığın hakikatini, gerçeğini verir. Sen yalandan başım ağrıyor dedin. Allah sana baş ağrısını verir. Sen yalandan benim vücudum ağrıyor dedin. Allah sana vücut ağrısında verir. O yüzden hamdedin, şükredin. Kendinizi hasta görmeyin. Hastalık yoktur. Hasta vardır. Hastalık yoktur. Hasta vardır. Bir kimse kendini hastayım dediyse hastadır o. Hatta öyle hastadır, tedavisi yoktur onun. Bir de bununla böyle herkes sorar sorma.

Bir hastalık var. E tedavisi yokmuş. Şimdi öyle diyene diyorum ki Allah diyorum dermanını yaratmadığı hiçbir dert yoktur diyor. Sen bulamamışsındır, biz bulamamışızdır. >> O yüzden bu gamlar, kederler, bu sıkıntılar ölüme doğru koşan merdivenler gibidir. Ölüme doğru koşan merdivenler gibi. O yüzden bunlar ölümün habercisi gibi. Allah muhafaza etsin eylesin. >> Bil ki her hastalık ölümden bir aşağıya dökecekler. Bunu iyi bil. Yani Cuma suresi ayet 8.

De ki, sizin kendisinden kaçtığınız ölüm mutlaka size ulaşacaktır. Sonra da gaybi ve görüleni bilene döndürüleceksiniz. Yani normalde her hastalık ölümden bir parça. Yani sen o parçadan kaçamazsın. Veyahut da o parçayı üzerinden kov. Yani kendince de ki ben hasta değilim. veyahut da hasta kendini görüyorsan tedavi ol. O h, o ölümün cüzünü, parçasını kendinden kov. Ha sonuçta ölüm seni gene bulacak. Sıkıntı yok. Ama sen o ölüme giden o hastalık cüzünden kurtulmanın yolunu bul.

Yani tedavi ol. Ben bazen diyorum tedaviye karşı çıkacak olsam ben karşı çıkacağım diyorum. Bunu acındırmak için söylemiyorum. Şeker hastasıyım. Her gün ilaç kullanıyorum. Bunda sıkıntı yok. İlaç kullanmak da sünnet-i seniye. Tedavi olmak sünnet-i seniye. Ve şeker hastaları kendinize iyi bakın, tedavi olun. çeker hastaları daha uzun yaşıyor. Sebep kendilerine iyi baktıklarından dolayı diyorlar ki, “Aman şunu yemeyelim. Bu bize sakıncalı. Aman bunu yersem 3 ay sonra, 4 ay sonra tahlile gideceğim.

Tahlilde doktor bey bakacak, ezdeceksen hiç diyet etmemişsin.” Nasıl? E çıkacak orada. Hemoglobin 9.6. Vay sen önüne gel eline geleni yemişsin sen. Hani derviş az yerdi. Sen ne yaptın? Hem bir de şeker hastasısın. Oturdun bir tepsi baklavayı yedin. Şeker hastasısın. Döndün dolaştın attın ağzına ne gelirse. E gittin 3 ay sonra gözlerin belertilmiş kana. E bir baktı 9.6 6. Annemin şekerini bir ölçüyoruz biz. Tabii aletler ölçmüyor ya. Hastanede ölçüyorlar. Anne Allah’ına, dinine, imanına dedim ya söyle.

Ne yapıyorsun dedim ya kızmayacak mıın dedi. Kızmayacağım dedim ya. Bizim bu Ayşe var ya dedi. Evet dedim. Saf teki bu dedi. Konuya buradan girdi. Dedim ne oluyor? Bu dedi hani bana kahvaltı yaptırmaya geliyor ya dedi. Evet dedim ben. Bu gelmezden önce Mustafa dedi ekmeği alıyorum dedi. Yarım ekmeği dedi yarıyorum dedi. Bu kadının gözleri görmüyor. Görse ne yapacak belli değil. İçine dedi tereyağını peyniri yatırıyorum. Bir de bal döküyorum dedi. Ayşe gelmezden önce dedi onu bir güzel yiyorum dedi.

Mesnevi Şerhi (2295. Beyitten) ve Önemi

Sonra damdan dedi karpuzu dedi kaldıramıyorum ya dedi. Ayağımla sürüye sürüye çeşme başına getiriyorum dedi. Ben de içimden diyorum ki iyi ki ağız görüyor. Karpuzu böyle kavaya kaldırıyorum dedi. Bir atıyorum yere dedi. Cof tak dedi. Yarılıyor dedi. Bir güzel bir tane karpuz yiyor kadın. Bir karpuzu yiyorum Mustafa dedi. Ondan sonra bir su tutuyorum dedi. Hani karpuzun çekirdekleri gitsin diye. Bizim saf geliyor dedi 11’de anne kahvaltı hazırlıyorum dedi. Bir de onu taklit ediyor.

E dedim bir de ondan kahvaltı yapıyorum. Bir de ondan kahvaltı yapıyorum dedi. Anne dedim 680 az. Her seferinde komadan dönüyorsun sen Şimdi kendine bakmayınca gözler gidiyor. E şeker hastası bakacak kendine. Şimdi sorsam bizim hocama şimdi bana diyeceği şey şu demiyor bana. Allah razı olsun benim hayatımı bildiğinden hani beni tanımayan gidiyorum şimdi. Selâmün aleyküm. Aleykümselam. bir eee endokrinci bir hanımefendi işte baktı. Ondan sonra böyle kafasını salladı.

Ondan sonra üzülmeyeceksin, sıkılmayacaksın dedim. Hocam anlatma daha ilerisini gerek yok dedim. Dedim sana bir vaka anlatsam şimdi dedim sen dedim bugün dedim hasta bakamazsın. Nasıl dedi? Dedim iki gün önce dinlediğim bir vakayı anlatıyorum size. Dedim bir anlattım gözleri doldu. Gözlüğü filan attı. Ne yaptın bundan sonra dedi. E dedim ne yediğini anlıyorsun, ne içtiğini anlıyorsun dedim. Öyle dedim Leyla gibi dolaşıyorsun dedim. Hiçbir şey dedim yerde misin gökte misin belli değil dedim.

Böyle durdu. senin dedi şekerin geçmez o zaman dedi. Teşekkür ederim dedi. Bana tavsiye edeceğiniz bir şey var mı dedim. Hızla insüline başlaman lazım dedi. Bütün hepsi de bunu söylüyor. Buna da teşekkür ederim dedim. Ondan sonra dedi hani bunları biliyorsun ama dedi Murat hoca dedi eee sizi dedi bana yönlendirdi dedi hani şekerinizi takip edelim dedi. Allah razı olsun hocam inşâallah müsait olursak dedim geliriz. Şimdi ne diyor bana? Üzülmeyeceksin diyor. Sıkılmayacaksın.

Bir derdin olmayacak. Bir gamın olmayacak. Bir tasan olmayacak. Türkiye de yaşadığını unutuyor herhalde. Türkiye’de doğmak bile risk. Neden bir kısım beyaz Türkler Amerika’ya doğurmaya gidiyorlar? Burada doğum bile risk. Çocukluk risk. İlkokula gittin risk. Ortaokula gittin riskin daha da arttı. Lise tamamıyla risk. Üniversiteye gittin ran böyle riskin karek kökünde yaşıyorsun. Hele ticarete başladın mı yandı keten elva bir gece de iflas edebilirsin. Ben böyle televizyona bakarken iflas ettim sabaha karşı.

Tabii dolar 1000 kusur liraydı. Sabahü 3.000 kusur lira oldu. Dolar geceye başlarken 1000 kusurdu. Sabah olduğundu 3.000 kussur oldu. Ben sabah dedim ki Mustafa Özba ifla ettin Bak iflas ettin dedim. Benim bir iflazım daha var. Bütün çekler mahkemede yani icraya vermiş mi? Tahsil edilsin diye. Tansu bir yasa çıkardı çek kanunuyla alakalı. Cezayı mezayı kaldırdı. Bizim çeklerin hepsi de kağıt oldu. Ondan sonra arkamızdan davul çalıyorlar. Hoca da böyle olur mu?

İflas eder mi? Ulan asıl biz iflas ederiz. Çalmak bilmiyoruz. çırpmak bilmiyoruz. Hiçbir şey bilmiyoruz. Eçekler kağıt oldu. Avukata dedim, “Veysel Bey ne yapacağız şimdi?” dedim. “Yapacak hiçbir şey yok hocam.” dedi. “Nasıl yapacak bir şey yok dedim.” Ben kağıt oldu bütün çekler dedi. Türkiye’de ticaretle risk. Cafer’in birinden alacağı vardı. Anlatıyorum böyle. Cafer de bana hayal kuruyor diyor. “Onu tahsil edersek” diyor, “Şu şöyle yapalım, bunu böyle yapalım.

İnşallah Cafer dedim. Adam kafasına sıktı. Cafer’e dedim. Cafer senin kafana mı sıktı? Kendi kafasına mı sıktı bu? Dedim bu kendi kafasına sıkmadı. Senin kafana sıktı dedim. Cafer’in o zaman o günün parasıyla yaklaşık 800.000 lirası battı. doktor, hanım ve beyler bizim gibi insanlara da diyor ki hiçbir şeyi kafaya takmayacaksın. E nasıl yaşayacaksın? Hiçbir şey kafaya takmamak için ya ısrar içeceksin onu da neşelendirenden bulacaksın. Ya da gideceksin şeye, psikiyatri doktoruna diyeceksin ki ben ölüyorum, bitiyorum.

Bana bir tane hap yaz. Atacın yarım. Hatta o diyecek ki sana çeyrek at. Sen diyeceksin ki ya çeyrek yetmez bana yarım atacaksın. Bizim lüleci vardı ya Recep bizim ona bağırdı. Doktor Lüleci dükkandan bağırdı şimdi ona. Buyur dedi. Tamam mı doktor? Morallerimiz çok bozuk. bizim dedi. Şimdi o arada da onun abileri parayı normalde eee para dönüyor. Dükkandan çıkan para tarıma gidiyor. Tarımdan satılınca tekrar dükkana geliyor. Dükkana gelmedi o sene para. Recep normal değil.

Mişko bizim. Moraller bozuk. Senetler gelecek, çekler gelecek. Kafası yerinde değil. Dedi ki kafamız hiç iyi değil. bize dedi oradan bir hap gönder, bir ilaç gönder, bir şey yap dedi ya. Ondan sonra e gelsin Mustafa alsın dedi. Onda Rus motor var ya. Ben şimdi aldım lüleciyi de motora gittik. O aşağıda eee sağlık ocağında bu gitti oradan bize bir tane af verdi. Böyle şey kutu değil böyle tek tek. O gün için ismini de ne bilmiyorum. dedi ki bundan çeyrek çeyrek için dedi.

Çeyrek için dedi. İyi geldim dedim Recep abi çeyrek içecekmişin dedim. İyi ver dedi Efe ya dedi. Kafam hiç iyi değil dedi. Bir tane çeyrek işte o sen de iş dedi bana. Dedim Recep abi bendeki dert kimde var dedim. Çeyrek yetmez bana dedim. Ben yarım içtim. Gayet güzel. Kakara kukara ha ha ha hi yoldan geçene filan böyle. Ben bakıyorum an diyorum Recep’e faydası oldu. Hani neşelendi adam. Kendime bakıyorum değişen bir şey yok bende gene. Ulan dedim hani bunda çeyrek bu kadar hani fayda yaptı.

Yarın bende fayda etmedi. Hani dedim belki de yarım saat sonra, bir saat sonra fayda eder. Aynıyım ben. An ben öbür o çeyreye de attım. Saat 3 oldu, 4 oldu. Neşe bende ne ara? Dertleri zevk edinmişiz biz. Dedim Recep abi bu iş sana yaradı dedim. Bende hiçbir şey yok. Bizim oğlan dedi ya bu kadar da mı dertlisin ya dedi. Ha dedim öyle mi işim demek ki dedim hap da bana dedim fayda etmedi. Allah Allah ya çocuğumuza bak ya diyor. Şimdi bu bazen Efe diyor bazen çocuğumuz diyor bazen bizim oğlan diyor annemin uzaktan akrabası onlar.

Anamın sülalesi eski geniş ya. İyi bu gerisini anlatmayayım artık. Şimdi diyeceksiniz ya ne yapıyorsun sen filan. böyle yaşamak için Türkiye’de hani bizim gibi insanlar bir de risk içindeyiz. Nasıl dertlenmeyeceksin, gamlanmayacaksın? Bir telefon yetiyor bize. Selâmün aleyküm. Aleykümselam. Şikayet gibi olacak ama bir anlatıyor. Tamam bitti. Hele zulme uğrayan da zulmeden de dervişse gel şimdi işin içinden çık. zulme uğrayan kadın ise ben biraz eee pozitif ayrımcıyımdır.

Ben kadınları koruyup kollama noktasında ben pozitif ayrımcıyımdır. Herkes de bilir bunu baştan beri. Herkes bilir. Ben pozitif ayrımcıyımdır. Yani kadınlara karşı, İslam da kadınlara karşı pozitif ayrımcıdır. Kadınlar erkeklere Allah’tan verilen bir emanettir. E şimdi bir şey dinleyince tamam hatta bazen bir gün bile yetmiyor. Gülüşün sahte oluyor, neşen sahte oluyor, tebessümün sahte oluyor. içinden onu yaşıyorsun. Sen neden bunu yaptı? Neden bunu etti? Ben bu kızı bunun için mi verdim buna?

Bu kızcağız dervişti. Derviş diye bir adamla evlendi. Bunun için mi evlendi? Bu bitmiyor. Veyahut da dervişin başına bir sıkıntı geliyor. O o dertle dertleniyorsun. Allah muhafaza eylesin. >> O yüzden ölüm herkese gelecek ve bütün hastalıklar bu manada ölümden bir parça, bir cüz yavaş yavaş sana doğru gelecek. >> Ama normalde o sana ulaşmadan ölüm seni teyet geçmeyecek. Herkese ulaşacak muhafaza. Rabbim muhafaza eylesin. >> Sufiler o ölüm gelmezden önce kendilerini ölüme hazırlar.

Bir çıtı ölmeden önce ölünüz hadis-i şerifinin kendi üzerlerinde tecelli etmesini etmesi için uğraşırlar. Ölmeden önce ölünüz. O yüzden normalde tabii bu eee Hazreti Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri bu hadis-i şerifin üzerinde muhteşem bir metafor kurar. Ama bizim anlayacağımız şu. Biz ölmeden önce ölüp şeriaten kendimizi her an hesaba çekmenin ve o hesap neticesine göre davranmayı düşüneceğiz. Tabii sufiler biraz da aceleci. Hemen o ölmeden önce ölünüz hadis-i şerifini tecelli etsin.

Hemen Allah’a vusat olsun. Hemen kemale ersin diye bakıyorlar. Öyle değil. Rabbim bizleri >> O yüzden toparlayacak olursak bütün mahlukat O yüzden hiçbir şeyi hor görme. Hiçbir kimseyi ve hiçbir şeye zulmetme. Ve bütün mahlukatın rızkı Allah’a aittir. Birisinin işine engel olma. birisinin çalışmasına engel olma. Birisinin hakkını yeme. Birisinin rüşvetle onunla bunla işte adamım vardı, şuyum vardı, buyum vardı deyip birisinin hakkına, hukukuna girme.

Birisi bir iş yapıyor. Sen gözünü onun işine dikip onun işini çalmaya çalışma. birisi bir pazarlık yapıyor. O pazarlığın içerisine girme. Birisi bir kadına, bir kıza talip olmuş. O sonuçlanmadan sen o kadına, o kıza talip olma. Bir erkek bir kadınla görüşme yapıyor. Evlenecek kadın olarak sen o erkeğe talip olma. İş bozma, ara bozma. İnsanların hukukuna riayet et. Tevazulu ol. Allah’ın mahlukatına karşı tevazulu ol. Allah’ın mahlukatına iyilik düşün. Hep iyi olmaya çalış.

Kimseye kötülük düşünme. Kimseye zarar vermeyi düşünme. Hiç kimseye zarar vermemeye gayret et. Elini olur olmaz yere uzatma. Dilini olur olmaz şeylere uzatma. Dilini tut. Gözünü tut. Olur olmaz her yere bakacağım. Her şeyi göreceğim diye uğraşma. Gözünü haramdan sakın, dilini haramdan sakın, kulağını haramdan sakın, elini haramdan sakın, ayağını haramlardan sakın, uzuvlarını haramdan sakın, sakın şirke düşme. Sakın anne ve babana öh bile deme. Anne ve babanın duasını al.

Anne ve babana aykırı olma. Anne ve babanla kavga etme. Anne ve babana sert konuşmalar yapma. Anne ve babana haklı olsan da küsme. Anne ve babanla geçimini iyi tut. Eğer mümin isen kardeşlerinle iyi geçin. Derviş kardeşlerini iyi geçin. Derviş kardeşlerinin dervişini istismar etme. Dervişlerin malını, parasını, pulunu, makamını istismar etme. O şu işi yapıyor, ben o işimi onunla görürüm. O yüzden samimi olayım diye düşünme. Kalbini fesada çekme. Kardeşlerine hizmet et.

Anne baba kardeşlerinle aranı bozma. Onlar sana haksızlık yapsa dahi sen onlara küsme. Onlara savaş açma. Sen onlar haksız olsa dahi sen onlarla haksızlık noktasında mücadele etme. Hakkını koru ama küsme. Ama onlarla savaşma. Fıtratınla da savaşma. Fıtratınla da savaşma. Fıtrat nedir? Senin erkek olarak doğmandır. Kadınlaşmaya, yumuşamaya bakma. Lanetlik bir iş yapma. Sen kadın olarak yetişmişsin, büyümüşsün. Erkekleşmeye çalışma. Allah’ın lanetlik işlerine bulaşma.

Bulaştıysan da tövbe et, geri dön. Bir daha asla o tarafa meyletme. Haramlardan uzak dur. Haramlara meyletme. Haramı alışkanlık haline getirme. Haramı alışkanlık haline getirirsen Allah muhafaza eylesin. Bir müddet sonra haramı haram olarak görmezsin ki küfre düşersin sonra. Rabbim muhafaza eylesin. >> O yüzden gam geldi Allah’a şükret. Dert geldi Allah’a hamdet. Varlığına Allah’a hamdet. Yokluğuna Allah’a hamdet. Her halinde Allah’a hamdet. Evlenmişsin, eşine sahip çık, Allah’a hamdet.

Evlenmişsin, karına sahip çık, Allah’a hamdet. Kocana sahip çık, Allah’a hamdet. Çocuklarına sahip çık, Allah’a hamdet. Çocuklarının ufak tefek kusurlarından dolayı çocuğuna zulmetme. Nasihat et. Hata yapacaktır. Eksik davranacaktır. Yanlış davranacaktır. Çocuğunu silip atayım diye düşünme. Bir daha anlat. Bir daha nasihat et. Bir daha nasihat et. Çünkü o da Allah’ın ailesi. Çocukların da Allah’ın ailesi. Eşin de Allah’ın ailesi. Kocan da Allah’ın ailesi. Annen, baban, kayın pederin, kayın validen Allah’ın ailesi.

Dayıların, amcaların, teyzelerin Allah’ın ailesi. Akrabaların Allah’ın Evinde hayvan besliyorsun. Hayvanı fıtratına göre yaşat. O da Allah’ın ailesi. Hayvanı esir etme. Hayvanı kafese koyma. Hiçbir hayvan esaret için yaratılmadı. Hiçbir hayvan. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hayvanlara eziyet etmeyi de yasakladı. Hayvanları fıtratının dışına çıkarma. Zulmediyorsun. Hayvanları ne yapıyorlar şimdi? Kısırlaştırıyorlar. Zulmediyorlar hayvanlara.

Sen erkek misin? Hadi seni kısırlaştırsınlar. Sen kadın mısın? Hadi seni Hiçbir canlıyı kısırlaştırmak küfürdür, zulümdür. fıtratla savaşmaktır. Sen onun Cenabı Hakk’ın vermiş olduğu fıtratını ortadan kaldırıyorsun, zulmediyorsun. Ne dedi şeytan? Ben onları fıtratlarını bozmakla aldatacağım.” dedi. Şeytan oyunudur. Fıtrat değişikliği. Bu sadece kadının erkeğe benzemesi, erkeğin kadına benzemesi değildir. Siz bir hayvanın da fıtratını değiştiremezsiniz. Hayvanın fıtratını bozamazsınız.

Şimdi hayvanlarla alakalı bir laf olunca herkes hayvan sevici oldu. Kediyi kısırlaştırdın. Hadi sen de kısırlaşsana. Hadi kadınsın, erkek yüzü görmeyeceksin bundan sonra. Hadi erkeksin, kadın yüzü görmeyeceksin bundan sonra. Sen o hayvanı yaptın ya. Sen o köpeği kısırlaştırdın ya. Sen o kediyi kısırlaştırdın ya. Hangi hakla Allah mısın sen? Neden ilahlık yaptın? Neden Allah’ın işine karıştın? O da Allah’ın ailesi. Sen hayvana da zulmedemezsin. Sen tavuğa da tekme vuramazsın.

Yılan sana zarar vermiyor. Öldüremezsin onu. Sufisiyen, sufien sen öldüremezsin. Akrep sana zarar veriyor mu? Ben bayağı oluyor böyle. Baktım tam bir onun kapının eşiğinde küçücük bir şey böyle bir de kuyruğunu dikmiş. Kibre bak dedim ya. Küçücük bir şey kuyruğunu dikmiş. Dedim kuyruğunu dikiyorsun şimdi. Dedim seni dışarı atsam kediler seni dedim ham yapacak. Hadi dedim sana bir iyilik yapayım buradan uzaklaştırayım. Aldım Faraşla şimdi böyle şeyin içine. Komşular ne o akrep dedim öldürsene dedim.

zararı yok. Ne öldüreyim dedim. Nereye götürüyorsun? Şuraya harabelerin içerisine atacağım dedim. Yıkık evler var ya oralarda. Kaldılar öyle. Ben aldımşın içerisine götürdüm. Yıkık evlerin içine attım. Kedinin önüne de atamazsın onu. Kedi gitsin bulsun avlansın. Yiyorsa yesin. Beni ilgilendirmez. Beni ilgilendirmez. Sen zulmedemezsin hiçbir şeye. Allah bizi muhafaza eylesin. >> Rabbim cümlemizin sıkıntılarını def >> Dertlerine derman eylesin. >> Maddi manevi hastalıklarına şifa >> Maddi namevi borçlularımıza edalar nasip >> Cümlemizi katından affetsin.

>> Katından lütfetsin. >> Katından ikram etsin. >> Amin. katından darlıklarımızı genişliğe çevirsin. >> Katından muratlarımızı maddi manevi tecelli ettirsin. >> Katından her ne derdimiz var ise maddi manevi ona derman eylesin. >> Gönlümüze ferahlık versin. >> Kalbimize aşkullah’ını nasip eylesin. >> Dilimizi zikrullah’la süslesin. >> Kalbimizi zikrullah ile neşelendirsin. >> Sırrımızı zikrullah ile sırlandırsın.

>> Ruhumuzu zikrullah’ın perdelerinde perdeden perdeye, hayretten hayrete geçirsin. >> Elfatihama salavat.


Kaynak

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir.

İlgili Sohbetler

Daha fazla bilgi için Tasavvuf sayfasını inceleyebilirsiniz.