Mesnevi Şerhi (2286. Beyitten) konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Mesnevi Şerhi (2286. Beyitten) hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız.
>> Ecm. Kaldığımız yerden devam edeceğiz inşâallah. En son Hazreti Pir’den hali tıpkı gece ortasında kıble arayana benzer. kıble bulunmasa bile namazı caizdir. Yani normalde o kimse bir üstada bağlandı. O üstat aslında ehil değil idi. Mürşid-i kamil değil idi. Bu konuda liyakatlı bir kimse değildi. Ama derviş ona samimi bir şekilde intisapen bağlandı. Çünkü bildiği şeyh oydu. İlmi o kadardı. Bilgisi o kadardı. Öyle olunca samimi bir şekilde bir üstada intisap etti.
Samimi. Öyle olunca Hazreti Pir onu tarif ediyor. Diyor ki en son burada kaldıydık. O kimsenin hali ondan sonra gece kıbleyi bulamayan, kıble yönünü tam tespit edemeyen, ondan sonra kimsenin namaz kılması gibidir diyor. Onun namazı nasıl caizi ise o da bir üstat bulamamış. bir tanıyamamış, daha doğrusu üstat bulmuş da onun mürşid-i kamil mi değil mi bu konuda bir bilgisi yok.
Zahiri ve manevi olarak bu sefer bir üstada intisap etmiş. Onun bu noktadaki hali karanlıkta kalan kimsenin kıble aramasına benzer diyor. Tabii bununla da alakalı bilmiyorum geçen hafta anlattım mı anlatmadım mı? Sahabeler gece namaz kılmak istiyorlar. Gece namaz kılmak isteyince herkes kendince bir kıble yön tayin ediyor ve herkes o yön tayin edince oraya da bir işaret koyuyor. Hani kim kıbleyi kestirebilmiş mi, kestirememiş mi? Sabah olduğunda bakıyorlar ki herkes farklı bir yöne namaza durmuş.
Öyle olunca bunu Hazreti Peygambere söylüyorlar. Sallallahu aleyhi ve sellem’e. Yani hangimizin namazı tamam oldu? Böyle bir namaz caiz olur mu kıbleye dönülmeden diye bu sefer ayet-i kerime iniyor. Ne tarafa yönelirseniz yönenin Allah’ın vecihi o taraftadır diye. Ve böylece hepsinin namazı kabul olunmuş oluyor.
Böyle bu noktada da bir kimse samimi iyi niyetli bir üstada intisap etti ama o üstat da isabet ettiremedi. Hani şimdi önceden yasaktı. Ülkede her şey öyle olunca bir kimsenin kalkıp da ben şeyhim, ben üstadım demesi biraz yürek istiyordu. Böyle olunca da herkes pusuyordu yerinde. E şimdi tabii bu biraz serbest olunca eee şeyh enflasyonu oldu ülkede. Herkes sabah erken kalkan ben şeyhim dedi veyahut da bir rüya gören veya kendince bir şey gören ertesi gün sabah ben şeyhim dedi. Yürüdü. Hatta rüya görmesine bile gerek yok. İkiü kişi toplandılar. Sen şeyhimiz ol dediler. O da ben tamam dedi. O da şeyhlik oldu. İşte 4 be kişi toplandı. Bir kurul oluşturdular. O kurul bir tane şeyh tayin etti. Oldu.
Onlar da şeyh öyle. E bir kimse de gitti şarkıcı, türkücü, defçi, dümbekçi bir kimseye şeyh diye intisap etti. O kimse karanlıkta kaldı. Hiç kimseden haberi yok. Hiç kimseden haberi yoksa o zaman ne oldu? Gitti ona intisap etti sahih bir şekilde. Tabii Hazreti Pir’in bunu yazdığı zamanla bugünün arasında fark var. Neden fark var? İşte o zaman için bir kimsenin herhangi bir böyle başka bir kimseden bir bilgi yok, bir haber akımı yok.
Öyle olunca oradaki kimse bir kimseyi duydu, intisap etti. Şimdi öyle değil tabii. Yani internet denilen bir şey var. Normalde bütün herkes sohbetleri varsa orada, ne bileyim konuşmaları orada. Yani bugün insan bu noktada eee daha eee bilgiye çabuk ulaşabilecek noktada davacı ve yalancı şeyhin can kıtlığı gizlidir.
Fakat bizdeki ekmek kıtlığı meydanda. Niçin bunu davacı şeyh gibi gizleyelim? Neden fayda olmadığı halde utanıp arlanarak can çekişelim? Yani davacı şeyhin can kıtlığı gizlidir. Yani can kıtlığı gizlidir dedi. O manevi bir yokluk yaşıyor. Manevi bir kuraklık yaşıyor. Aslında manen onda herhangi bir şey yok. O yüzden normalde aslında can kıtlı gizlidir dedi. O gıdasız on bu noktada o böyle bir manevi bir boyutu yok. Normalde manevi bir feyzi de yok.
O ile olması normalde o kimsenin eee kalbi uyanık değil, kalbi derilmemiş. Kalbi uyanık olmayınca, kalbi dirilmeyince ondan manevi bir bilgi akması, manevi bir terbiye olması, onun mesela işte nefis meratiplerini kat etmesi veya kalbi meratipleri katetmesi o şeyhin katettirmesi veya kendisinin de kat etmesi mümkün değil. Çünkü o nefis meratiplerini bilmiyor, kalbi meratipleri bilmiyor.
Öyle olunca normalde bir dervişe böyle bir manevi bir eğitim verecek, manevi bir bilgi aktarımı yapabilecek şey değil. Hani okurlarsa kitaptan okurlar, okuyamazlarsa konuşacakları bir şey yok. Çünkü kalplerinde ilmi ledün tecelli etmemiş. Kalplerindeki o perde kalkmamış. Kalbi perdeli. Öyle olunca gözü de perdeli, dili de perdeli, kulağı da perdeli. Öyle olunca normalde o kimsenin aklı da kalbi akla tabi değil. O yüzden bunlar aslında kendince zahiren canlı ama manen ölü bu tip insanlar.
Çünkü bir kimsenin kalbi harekete geçmediyse o kimse zahiren canlı gibi görünür ama manen ölüdür o. Çünkü normalde eee onların hakikatten, marifetten konuşmaları da mümkün değildir. Ancak bir kitabi bir bilgiye sahip olabilirler. kitabi bir bilgiye sahip oldukları için 500 yıl önceki bir kitabı okudularsa 500 yıl önceki kitabı bilgiye veya 1000 yıl önceki kitabı bilgiye sahipler.
Oysa zaman değişmiş, insanlar değişmiş, algılar değişmiş, bakış açıları değişmiş. İnsanların bu noktada bilgiye erişmeleri daha kolay. O yüzden veyahut da manevi hastalıklar değişmiş. Bölgeye göre değişir, şehre göre değişir. Kazalara, köye göre, yaptığı işe göre o kimsenin manevi hastalıkları değişir. Ama veelakin bu normalde canı kıt olan yani manen ölü olan bir kimsenin bunlardan haberi olmaz. Bunlardan haberi olmadığı için o normalde gizli bir kıtlık içerisindedir. Ona bir şey sorsan bade yani sonra der. Ne desen sonra diyecek. Ne sorsan sonra diyecek. Onun bu konuda bir etkinliği ve yetkinliği yok. Allah muhafaza eylesin. >> Çünkü eee bu konuda bu meseleler iddia eee edilecek bir mesele de değil. Çünkü bu Cenabı Hakk’ın kendi eee zat-ı uluhiyetinde var olan bir şey.
Bunu bir kimsenin ulufe dağıtır gibi dağıtması da mümkün değil. Araf ayet 178 ve 179. Allah kimi hidayetine erdirirse muhakkak ki o doğru yolu bulmuştur. Demek ki normalde Cenabı Hakk’ın hidayete erdirdiği olacak o kimse ve Allah hikmeti dilediğine verir. Başka bir ayet-i kerime. O kimse Cenâb-ı Hak’ın hikmet verdiklerinden olacak. Önceki ne olacak? Hidayete erdirdiği kimse olacak. Ardından ne olacak? Hikmet verilen kimse olacak. Ama yok hidayete erdirilmemiş, o kimseye hikmet verilmemişse o zaman o sapkınlardan oldu. Sapkınlardan ve sapıklardan oldu. Kimi de saptırırsa işte onlar hüsrana uğramış kimselerdir. Yani o kimse saptıysa, olmadan oldum dediyse, bilmeden bildim dediyse, kendi heva ve hevesini ilah edindiyse, kendi nefsinin doğrultusunda yürüyorsa, koşuyorsa onların kalpleri vardır fakat anlamazlar. Bakın kalpleri vardır anlamazlar.
Aye-i kerime. Kalpleri vardır anlamazlar. Yani algılayacak olan, anlayacak olan kalp yani kalbi aklın çalışması gerekir. Kalbi aklın çalışmazsa o kimsede o zaman o kalbi körlerden olur. Fakat anlamazlar. Gözleri vardır görmezler. Kulakları vardır işitmezler. İşte onlar hayvan gibidir. Hatta daha sapıktırlar. O kimse kalbi körlük yaşıyor. O kimse kalbi eee perdeleri açılmamış. Ama o kimse hani bir kimse açılmamış. Kendince o müritlik yapma, mürit olma noktasında o kendisin kendisinde böyle bir şeyin olmadığını biliyor.
Bir üstat bulmuş. O üstada intisap etmiş. Ama intisap ettiği üstat kalbi kalbi var ama kalp kör, kalp perdelenmiş, kalp kararmış. Anlaması mümkün değil. Çünkü sapkınlardan olmuş ve normalde gözleri var görmezler. Yani o kalbin de bir gözü var ama kalbin gözü kapalı. Neden? O kimsenin kalbi çalışmadığından dolayı manevi gözü kapalı.
Kalbi çalışmadığından dolayı manevi kalp eee kulağı da kapalı. Onun normalde manevi olarak da işitmesi mümkün değil. Hani bazen size anlatırken diyorum ya hani sen oturursun Zikrullah’a Allah’ı zikretmeye başlarsın işte sen onu mevcut kulağınla duydum zannedersin. Bir ıslık duyarsın, bir ses duyarsın. Bakınsın etrafa. Ses yok. O senin manevi kulağının açılmaya yön tuttuğuna işaret. Ondan korkma. veyahut da hani biz diyoruz ya o kimse hal gördü veya yakaza oldu.
O kimse uyar uyur uyanıklık arasında zikrullah yaparken gözünün önünde bir şeyler cereyan etti. Onun kalp gözü açılma safhasında. Bakın onun kalp gözü açılma safhasında. O zaman kalpleri vardır. Onlar görmezler noktasından çıkıyor o derviş ve kulakları vardır duymazlar. O derviş o halden çıkıyor. Eğer kalbi mühürlendiyse, sapkınlardan olduysa onda bu tip tecelliler yok.
Ve onlar hayvan gibi. Yani bir kimsenin böyle kalbi çalışması yok ise. Çünkü kalpler ancak zikrullah ile mutmain olur. Ayet-i kerime bu. O kimse Allah’ı zikretmiyor. Allah’ı zikretmediği için kalbi mutmain olmuyor. Allah’ı zikretmediği için kalbine şeytan yerleşiyor. Kalbine şeytan oturuyor. Kalbi ihata eden şeytan. Böyle olunca o kalbi bir körlük yaşıyor. Kalbi bir körlük yaşayınca o kimsenin manevi gözü açılmıyor. O kimsenin manevi kulağı da açılmıyor. Ve o kimse bu halden bu halinden haberdar olsa oturacak iman edecek.
Hidayete ermesi için dua edecek. Allah’ı zikredecek ibadet edecek. Bu noktada kalbi anlayışa açılacak. Kalbi perdesi kalkacak onun. Ama bunun da farkında değil. Böyle olmasına rağmen bir cemaatin başına geçmiş. Kendince şeyhlik yapıyor. Dervişleri ütüyor. Etrafına zarar veriyor. Etrafına faydalı olacağına etrafına zarar veriyor.
İşte o sapkınlardan oldu ve hayvandan daha aşağı varlık. Ya düşünebiliyor musunuz? Herhangi bir Müslüman için de geçerli bu. O kimse Müslüman ama o kimsenin normalde kalbi aklı çalışmadı. Kalbi idrakı yok. Kalbi feraseti açık değil. Onun kalbinde feraset nuru ihvata etmemiş. Açılmamış. Onda basiret olmamış. Bu sefer o kimsenin manevi gözü de kapalı. O kimsenin manevi kulağı da tıkalı. Allah muhafaza eylesin. O kimse heva ve hevesini ilah edinmiş.
Heva ve hevesini ilah edindiği için o sapkınlardan oldu. Hayvandan daha aşağı bir varlık oldu. Bazen bu ayet-i kerimeyi okuduğuma okuduğumda Cenabı Hak’a sonsuz hamdediyorum. Sonsuz şükrediyorum. Bizi bir mürşid-i kamille buluşturmuş, tanıştırmış. bizi Zikrullah halakasında buluşturmuş, tanıştırmış ve Zikrullah halakasında bu seneye kadar bizi beni kendim için söyleyeyim Zikrullah halakasında devam ettirmiş.
Bu sonsuz bir lütuf. Bu ikramı, bu ihsanı görmemek, bu Cenabı Hakk’ın lütfunu, ihsanını görmemek gerçekten körlüktür. Cenabı Hak’a hamdediyorum ki bizi hayvanlıktan kurtarmış. Diğerleri hayvan hatta daha sapıktırlar. Yani hayvandan daha sapık, hayvandan daha aşağı. İmandan haberi yok, hidayetten haberi yok, İslam’dan haberi yok, Kur’an’dan haberi yok. Hatta düşman sapkın bu sefer hayvandan daha aşağı bir varlık. Veyahut da zikrullah’a düşman, tarikata düşman. Bilir bilmez o kimse zikrullah’a düşman.
Hayvandan daha aşağı varlık. Bakın hayvan değil, hayvandan daha aşağı bir varlık. Ve insanlar bu hayvandan daha aşağı varlık olan insan görünümündeki sapkınlarla aynı toplumda yaşıyor. Bu normalde dünya olarak baktığımızda kabir azabı olarak bir müslümana bu yeter. Satkınların arasında yaşamak, çıplakların arasında yaşamak, her türlü melanetin yaşandığı bir toplumda dinini muhafaza edip, imanı muhafaza edip orada yaşamaya çalışmak, samimi söylüyorum kabir azabı gibi.
Yani bugün kendini bilen bir Müslümanın sokakta yürümesi zor. Kendini bilen bir Müslümanın bir alışveriş merkezinde yürümesi zor. Çarşıda yürümesi zor. Orada burada yürümesi zor ve dışarı çıktığında kendini bilen bir Müslüman sanki çıplaklar kampına girdi. Çıplaklar kampında dolaşıyor sanki. Yani kadınların yatak odasında kocalarına giyecek olduğu kıyafetlerle şimdi insanlar dışarıda dolaşıyor özgürlük adına. Bunun da adına özgürlük denmiş. Teşirciliğin, pornografin adı özgürlük oldu ülkede. Bildiğiniz Teşir de değil artık bunlar.
Bildiğiniz Dışarıda izliyorsunuz. Millet otobüste sevişiyor, trende sevişiyor, yolun kenarında sevişiyor, yolda sevişiyor, banklarda sevişiyor, pastanelerde sevişiyor, ticarethanelerde sevişiyor, ne bileyim o alışveriş merkezlerinde sevişiyor. Birliğiniz pornonografii izliyoruz. Teşri geçti. Ya bana görünüyor bunlar. Ben sokağa çıkamıyorum. Nasıl çıkıyor insanlar bilemiyorum. Yani bir 50 adım, 100 adım bir yere gidecek oluyorum.
Kafamı nereye çevireceğimi şaşırıyorum. Bunlar Evet. Bu hidayetten nasibi olmayan, imandan nasibi olmayan ve İslami bir hayattan, İslami bir tesettür sisteminden haberi olmayan yani sanatçısı gibi dolaşan sanatçı da diyemeyiz onlara. Bugün şarkıcılarımız, türkücülerimiz, türkücüler demeyeyim de Orta Yerde konsere çıkanlar belli. Bikiniyle konsere çıkıyorlar ve bunu özgürlük diyorlar. Ve bu Müslüman halkın çocukları da ne yazık ki onlara gidiyor. Artık onlar da nasıl gidiyorsa bu son dönemlerde örtülü kadınlar da kızlar da gitmeye başladı. izlemeye gidiyor herkes ve hiç kimse de buna bir şey demiyor. Yani bir çarşaflı bir kadın yolda yürüyünce herkes ona hakaret ediyor. İnsanlar ona hakaret gözüyle bakıyor. Hakaret bakışlarının altında yürüyor. Sakallı bir kimse böyle kadınlar belli hani böyle seslerini duymuyorum zahiren. Sakala laf söylüyorlar.
Laf söylüyorlar. Erkekler laf söylüyor. Kendi içlerinden laf söylüyorlar. Ve sakallı, cübbeli veyahut da örtülü, tesettürlü bir kadına bildiğiniz saldırı var. Manevi olarak da, zahiri olarak da. Ve herkes suskun. Ama bir kendisini sanatçı adı takılan pornografi elemanı şarkıcıyım diye çıkıyor. Ona hiç kimse bir şey demiyor ve izleyicisi çok. Düşünebiliyor musunuz? Satın alanı çok. Allah muhafaza eylesin. Bunlar sapık, bunlar sapkın ve bunlar hayvandan daha aşağı bir varlık. Değer verenler, kıymet verenler hayvandan daha aşağı bir varlığa kıymet verdiklerinden dolayı kendileri de aynı statüde.
Siz sapkın bir kimseye değer verirseniz siz de sapkınlardansınız. Kumarbaza değer verirseniz siz de kumarcılardansınız. Siz ayyaş bir kimseye değer verirseniz siz de ayyaşlardansınız. Siz Kur’an’a küfreden bir kimseye değer verirseniz siz de aynısınız. Siz Kur’an’a karşı gelen bir kimseye değer veriyorsanız siz de aynısınız.
Değişen bir şey yok. Siz Allah ve resulüne dost olan bir kimseye dost olduysanız Allah’a dostsunuz. Siz Allah ve resulünü çok seven bir kimseyi siz de sevdiyseniz evet siz de Allah’ı çok sevdiniz. Bunun karşılığı Allah ve resulüne düşman olana sen dost olursan sen Allah’a düşman oldun. Sen Allah’a düşman oldun. Sen Allah’ı zikredene dost olursan Allah’a dost oldun. Sen Allah’ı zikredene düşman olana dost olursan sen Allah’a düşman oldun.
Düşünebiliyor musunuz? Evimizde, çarşımızda, iş yerimizde, memleketimizde dolaşan insan kimle dostun? Kimi seviyorsun? Kimi seviyorsun? Sevdiğin nerede dolaşıyor? Neyi seviyorsun? Neyi? Hani Hazreti Pir başka bir Mesnevinin beytinde “Neyi seviyorsan osundur der.” Yani sen kafiri seviyorsan kafirsin. Sen mümini seviyorsan müminsin. Sen Allah dostunu seviyorsan Allah dostusun. Başka bir şey değil.
Allah muhafaza eylesin. Yani bu kimselerin dışları canlı, içleri ölü. Biz o insanlara bakarken bu canlı diri diye görüyoruz ama değil. Bunlar ölü. Çünkü normalde hani başka bir hadis-i şerifte hep söylerim ya ey ashabım size ölüyle dirinin arasında söyleyeyim mi? Söyle. Allah’ı zikredenler diri, Allah’ı zikretmeyenler ölü gibidir. Allah’ı zikredenler diridir. Allah’ı zikredenler o zikirle ölürse mezarlarında bile diridir. Onlar kabirlerinde de deridir. O yüzden Allah yolunda ölenlere siz ölü demeyiniz.
Ayet-i kerimesi onlar için de geçerli. Onlar nefisleriyle mücadele ettiler. Onlar heva ve hevesleriyle mücadele ettiler. Allah yolunda durmak için, o hidayet dairesinde durmak için her şeylerini feda ettiler. Ve dilleri zikrullah ile ıslak olarak ve son nefesleri tevhid, zikrullah ile öldüler. Onlar toprakta da diriler, mahşerde de diriler.
Onlar kabirde de diriler. Her yerde diriler. Çünkü Allah’ı zikirle hemhal olan, dilinde ve kalbinde zikrullah ile vefat eden bir kimse diri. Ebediyen diri hem de. Ama öbürkü zikrullah’tan uzak zikrullah’a düşman diriymiş gibi görünse de o ölü. Hazreti Pir devam ediyor. Bizdeki ekmek kıtlığı meydanda. Yani bizdeki ekmek kıtlığı meydanda. Şimdi fukara dergah ekmek kıtlığı dergah fukara. Orada normalde lüks yemekler yok. İhtişamlı sofralar yok. Orada böyle şataat yok.
Şafat yok Hazreti Pir’in sofrasında ve normalde bizdeki diyor durum meydanda. Bizdeki durum ne? Ekmek kıtlığı. Öbürkünde durum ne? Onda manevi kıtlık var. Ama dergahta ne var? Orada ekmek kıtlığı var. Yani zahiri kıtlık var. Evet. Sen normalde dergağ gittin bir çorba verirlerse içeceksin veyahut da içten değilse yemek o günkü onu içen varsa yoksa o da yok.
Mesnevi Şerhi (2286. Beyitten) Hakkında
diyor Hazreti Bir diyor ki bizdeki kıtlık meydanda ne bu ekmek fıklı ekmek kıtlığı ama o fukaralık yani normalde çünkü normal sufi topluluklarda sufi dergahlar çok zengin değildir zahir olarak sebep onlar dilenmezler onlar istemezler onlar halka el açmazlar yok tekke yapacağız para toplayalım şunu yapacağız Para toplayalım. Şuyumuz yok. Para toplayalım. Bunlar istemezler. İstemeyince de insanlar onlara vermez. Zaten gider gösteriş yapan, şataat yapan, şatafat yapan veya orada saygınlık kazanacağını düşündüğü yerlere insanlar verir.
Ama öbür türlü fukara bir dergah, fukara bir yer. İnsanlar oraya vermezler. Orada bir gösteriş yok, şataat yok, şatafat yok. Oraya bir para verince oradan demeleri lazım. Oo, filanca efendi hoş geldiniz. Onu şuraya baş köşeye alalım. Oo, fişmanca hoş geldin. Seni şöyle alalım. Öyle olması lazım.
Ha bizimkinde öyle değil. Bizde diyorlar ki oradan kalk buraya otur. Kıyamet kopuyor. Öyle para verenler bir yerde, yüksek memurlar bir yerde, onların dersleri bir yerde. Tabii ya öyle olması lazım. E burada herkes yere oturmuş. Ne olursan ol, kim olursan ol. E böyle olunca da tabii zenginler tercih etmiyor. Hani kendisini zengir, zengin gören fukaralar tercih etmiyor. Öyle olunca Hazreti Pir’in dergahı da aynı. O da fukara. Diyor ki bizdeki ekmek kıtlığı meydanda.
Ama Bakara ayet 273 ne diyor? Nice fakir vardır ki kendilerini iffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır. Nice fakirler vardır. İfffetlidir. O iffet abidesi gibidir. Hiç kimseye el aç el açmaz. Şeyen lillah demez. Hiç kimseden hiçbir şey istemez. Ama fukaradır. Fukara olduğu halde herkes onu zengin zanneder.
Allah onu zengin gösterir. Allah onu zengin gösterir. Oysa yoktur onda. Ama herkes onu zengin zanneder. Neden? Vakarından dolayı. Neden? İfffetinden dolayı. Neden? Dilenmediğinden dolayı. Neden? Kendisinin ihtiyacı varmış gibi göstermediğinden dolayı. Çünkü sufi ihtiyaç sahibi olduğunu göstermez insanlara. Hani bazen sohbetlerde derim ya, “Sen kazancının %10 %10 fazlasından giyin. İyi giyin.” Neden? Seni bu derviş, bu fukara bu istemeye gelmiş, dilenmeye gelmiş demesinler. Yoksa hani dervişlerin adını çıkarmışlar ya sufilerin adını.
Dilenen, istenen, zayıf. Vur ensesine hor hakir gör. Ona kibirlen öyle görmüşler. Hatta sen sufiyim deyip de kibirlenen kibirlenince bir salak oluyorlar. Beklemiyor. Hep Müslümanları böyle zayıf, kimliksiz, kişiliksiz, böyle istediği gibi böyle şamar olanı gibi şamarlayacak. Öyle görüyor. Ama karşısında vakarlı, heybetli, vakarlı, heybetli ne yaptığını bilincinde o kimse mümin.
Sıradağlar gibi metin duruyorsa bu sefer pusuyor. Hayırdır ne kardeş? Kilon kaç para senin deyince duruyor. Beklemiyor öyle bir şey. Ama Müslümanlar, müminler ne yazık ki kendi üzerlerinden İslam’a kötülük yapıyorlar. Dilenerekten dilenmek yok İslam’da. Kim dilenir? Bir günlük yiyecek ekmeği olmayan bir kimse dilenir. O da ne kadar? Bir öğünlük dilenir. Bir öğünlük yemeği bulduysa onun dilenmesi caiz değildir. Bir öğünlük yemeği buldu. Onun dilenmesi caiz değildir. Hazret-i Ömer efendimize şeyen dedi.
Bir kimse. Baktı sırtında torba var. Torbasındaki buğdayı, arpayı ne varsa devesi kendi devesinin önüne attı. Ona o zaman bir akça verdi. Şimdi senin dilenmen caiz dedi. Bir akça verdi. Yani senin bir günlük ekmeğin varsa dilenemezsin. Sufi bir günlük ekmeği olmasa dahi dilenmez. Onun dileneceği bir tek yer vardır.
Allah. O başka bir yere dilenmez. O ya Rabbi der. oturur Allah’ı zikreder ve Cenabı Hak onun ihtiyacı olan şeyi neyse ayağına getirir. Ayağına getirir. Senin dilenmene ihtiyacın yok. Otur Allah’ı zikret. Ne ihtiyacın var ise Cenabı Hak senin ayağına getirecek. Ne ihtiyacın varsa az zikredersen olmaz. Sen Allah’ı zikret. Hatta daha ileri boyut. Eşse eş, çocuksa çocuk, malsa mal, paraysa para, arabaysa araba, katsa kat, yatsa yat. Allah senin önüne getirecek.
Allah’ın vaadi haktır. Cenabı Hak hadis-i kutside Allah’ı zikrettiğinden dolayı kendi ihtiyaçlarını dile getiremeyenin bütün ihtiyaçlarını Allah görür diyor. Buna iman et. Ne ihtiyacın varsa Allah senin ihtiyacını görecek. Sen yeter ki Allah’ı zikret. Sen Allah yolunda koş. Senin ihtiyacını görecek olan Allah. Çünkü bütün peygamberlerin dilinden bizim ücretimizi verecek olan Allah, bizi doyuracak olan Allah.
Peygamberlerin dilinden, tebliğden dolayı sizden bir ücret istemiyoruz. Peygamberlerin dilinden. Yasin ayet 21. Sizden ücret isteyenlerin peşinden gitmeyin. Sizden hiçbir şey istemeyenler var ya. Evet. Onlar hidayete erdirilmiştir. Sizden bir şey istemeyenlerin peşinden gidin. Birisi sohbet ediyorum, zikrullah yapıyorum. Yok şunu yapıyorum, yok bunu yapıyorum. Sizden bir ücret istiyorsa, sizden bir yardım talep ediyorsa o hidayete erdirilmiş değil. O Allah’a güveni olmayan bir kimse. O Allah’a yaslanmayan bir kimse. O Allah’tan dilenmeyen bir kimse.
Yok. Hayır, o başka bir yola çıkmış. Allah muhafaza >> Zümer ayet 52. Allah’ın rızkı genişletip daraltması bir imtihandır. O zaman senin rızkının daralması ve genişlemesi senin imtihanındır. Sen ona buna saldırma. Ona buna yüklenme. Rızkı genişleten de daraltan da Allah. Sana parayı genişleten de daraltan da Allah.
kapitalist sistem gibi düşünme. Sen çalış, gayret et. Seni genişliğe ulaştıracak olan Allah. Senin daraltını alacak olan Allah. Sana lütfedecek, ikram edecek, ihsan edecek olan Allah. Senin derdine derman olacak olan Allah. Senin darlığını genişletecek olan Allah. Senin sıkıntıdan ortadan kaldıracak olan Allah. Senin başındaki belayı, musibeti ortadan kaldıracak olan Allah. Sen Allah’ı zikret. Allahla hemhal ol. Sen merak etme. Allah’a güven. Allah’a dayan. Sen sen merak etme. Senden bir şey kopar giderse Allah daha iyisini, daha yenisini sana verecek. Hani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin eşleri dünyalık istediler Hazreti Resulullah’tan sallallahu aleyhi ve sellem’den. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onlarla tartışmadı, bir şey yapmadı. Evinin damına çıktı. Birinci gün, ikinci gün, 3üncü gün evinin damında yaşıyor.
Hzreti Ebubekir efendimiz geldi Hazreti Ayşe annemize. Hani siz Allah Resulüne bir şey mi dediniz? Hazreti Ömer efendimiz geldi esma. Siz ne yaptınız peygambere? Dama çıktı. Damda yaşamaya başladı. Ve Cenâb-ı Hak 3üncü gün ayeti kerimesini indirdi. Ey habibim hepsini de boşa. Allah sana daha iyisini daha yenisini verecektir. Dedi. Hatta Hazreti Ayşe annemiz dedi ki Allah Muhammed’e çok cömert. Bu ayetten sonra bu ayet-i kerime geldi. Herkes tuz buz oldu ortalıkta. Allah sana daha iyisini, daha yenisini verecek dedi. Evet. Kadın erkek sen Allah’ı zikret ve senden bir şey gittiyse kadındır, çocuktur, maldır, paradır, puldur, dosttur, arkadaştır. Senden bir şey gitti. Vallahi de, billahi de, tillahi de. Allah sana daha iyisini, daha yenisini verecek. Sen Allah’ı zikretmeye devam et.
Sen Allah’ı zikretmeye devam et. Sen o zikrullah’ı kendine tac eyle. Kendine mihmandar eyle. Kendine yol eyle. Ve zikrullah’ı kendi kalbine oturtturmak için uğraş. Gerçekten Cenabı Hak ihya edecek seni. Herkes dağıldı derken Allah seni toplayacak. Herkes yerle yeksan oldu derken Allah seni diriltecek. Herkes tozu dumanı kalmayacak derken Allah senden kocaman bir çınar ağacı yapacak. Ve seni terk edenler ve sana sırtını dönenler ve sana seni böyle dudağının ucuyla küçük görenler şaşırıp kalacaklar.
Allah seni çünkü mihmandar eylecek. Allah seni aziz edecek. Sen Allah’ı zikret. Kim Allah’ı zikrederse Allah da onu zikreder. Sen zikretmeye devam et ve senin üzerinde sana yaraşmayanlar dökülüp gidecek. Senin üzerinde sana sana layık olmayanlar senin üzerinden ve etrafından dökülüp gidecek. Sen Allah’ı zikretmeye devam et.
Bakın bu ister eş olsun, ister çocuk olsun, ister mal olsun, ister araba olsun, ister para olsun, ne olursa olsun sen Allah’ı zikretmeye devam et ve sen Allah’a yaslan, Allah’a dayan. Yemin ediyorum ne kadar senin etrafında ve sende curuf var ise o curuflar seni terk edip gidecek. Dökülecekler senin üzerinden. Çünkü nasıl bir demiri sen bir ocakta kızdırırsan demir demirin üzerindeki curuflar dökülür ise ben metal işlerinde okudum. Demiri atarsın ocağa.
Körüğü de basarsın. Körü basınca demirin üzerindeki curuflar dökülür. Böyle kırmızıdan sarıya dönen bir renk alır demir. Ve öyle olunca ona istediğin şekli verirsin. Ona istediğin şekli verirken altında örs elinde çekiç. Üstadın elinde hem çekiç vardır hem örts vardır. Sen o ateşin içerisine girince manevi sana şekil verir.
Yeni bir kimlik verir ve üzerindeki curuflar gider. Her imtihan senin üzerindeki curufların dökülmesine sebep olur. Sen öf bile deme. Allah sabret. Allah’ı zikret ve mücadelene devam et. Sen ister senin kendi şahsi üzerinde olsun, isterse bulunduğun dergahta, toplulukta olsun, nerede olursa olsun, isterse ailende olsun, ne kadar curuh var ise etrafında onlar dökülüp gidecektir. Çünkü o ateşe dayanamayacaktır. Birey olarak sen o zikrullah’a devam et. Senin etrafındaki veya sendeki curuflar da dökülüp gidecektir.
Takva bozacaktır etrafındakileri. Allah sevgisi bozacaktır etrafındakileri. Neden? Onlar çünkü Allah’ı hakkıyla sevmiyorlar. Allah’ı hakkıyla kulluk etmiyorlar. Sen takva sahibi olunca dökülecektir etrafındaki curuflar. Sen istenmeyen adam, istenmeyen kadın olabilirsin. Neden? Takvandan dolayı. Neden? Allah’a olan yakınlığından dolayı. Çünkü sen ibadet düşünüyorsun, zikrullah düşünüyorsun, sohbet düşünüyorsun, Allah yolunda koşuşturmak düşünüyorsun.
Öbürkü gezmek düşünüyor. Öbürkü ne düşünüyor? O heva ve hevesini ilah edinip o nefsin kendisinin nefsi bir keman çalıyor. O kemanın önünde oynamak istiyor. Nefsi zurnaya geçiyor. O zurnanın önünde oynamak istiyor. Nefsi neyi istiyor? Saz dembek dümbek istiyor. O onun önünde oynamak istiyor. Ama sen zikrullah yapmak istiyorsun. O dökülüyor etrafından. Üzülme, mahzun dolma. Allah seninle. Bırak giden nereye gidiyorsa gitsin. Hatta ne diyorum ben? Biz iyice yayıeriz. Daha uzağa gitsin. Bizden uzak olsun. Evet. Cuhufuh çünkü. Allah muhafaza eylesin. >> Bizler bu sufi atüdür. Biz fukaralığımızdan, biz ekmek kıtlığımızdan, bizim bu noktada zahir olarak herhangi bir eksikliğimizden utanmayız. Tüccarların arasında meşhur sözdür bu. Varını veren utanmamış. Varını veren utanmaz. Bizim o yüzden bu noktada hamdolsun bir sıkıntımız yoktur.
O yüzden bizim normalde asıl utanacağımız şey bizim asıl utanacağımız şey manevi olarak bizde hazinenin olmaması. Hazine boş manevi olarak asıl utanmamız gereken bu. Kalp çalışmıyor. Asıl utanmamız gereken yer bu. Manevi gözümüz açılmamış. Asıl utanmamız gereken yer bu. Manevi kulağımız açılmamış. Asıl utanmamız gereken yer bu. Bizim kalbimizde basiret nuru harekete geçmemiş. Asıl utanmamız gereken yer. Burası. Biz fukaralığımızdan utanmayız. Bizim şataatımız yok, şatafatımız yok. Utanmayız bundan. Ö işte biz arkadaşlara özel yemekler veremeyiz.
Utanmayız bundan. Bizim derviş yemeği bir çorbamız olur. Derviş yemeği bir pilavımız olur. Bizim bu kadar. Bundan da utanmayız. Neden biz sadece pilavda atıyoruz? Utanmayız bundan. Varını veren utanmamış. Cenabı Hak’a hamdolsun. Asıl utanılacak olan şey o kimsenin kalbi ilimlerden uzak olması. Asıl utanılması gereken şey onun kalbi harekete geçmemiş.
kalbi harekete geçmediğinden dolayı il milletin onda olmamış. Asıl utanılması gereken bu. Hazreti Pir devam ediyor. Niçin bunu davacı şeyh gibi gizleyeyim? Yani biz fukaralığımızı, ekmek fukaralığımızı, yemek fukaralığımızı veyahut da bir kimse bizim bu noktada belli halimiz. Bundan dolayı biz neden gizleyelim ki bunu? Bundan dolayı biz gizlemeyiz. Bundan bir sıkıntımız yok. Bizim normalde gösterişe de, riyaya de ihtiyacımız yok. Olduğumuzdan fazla göstermeye de ihtiyacımız yok. Aman bizi zengin görsünler, böyle bir derdimiz yok.
Aman bizi paralı görsünler, böyle bir derdimiz yok. Aman bizi bürokrasi, bürokrasiye kul köle olalım. Böyle bir derdimiz yok. Aman bunların dostları var. işte milletvekili, yok işte meclis başkan yardımcısı, yok cumhurbaşkanlığında işte onun böyle danışman var orada işlerini onlar görüyor. Yanımızda cumhurbaşkanından danışman validir, savcıdır, hakimdir.
Bizim böyle bir şeylerimiz yok. Biz fukara insanlarız. Bizim bürokraside de öyle tanıdığımız filan kimse yok. Bizim öyle siyasette de tanıdığımız kimse yok. Bizi de çok sevmezler zaten. Hatta büyük bir çoğunluğu hiç sevmez. Bundan bir gocunduğumuz bizim bir şeyimiz yok. Neden gizleyelim bunu? Bazen kardeşler telefon açıyorlar. Belediyede tanıdık var mı? Vallahi yok diyorum ben. İnanamıyor hiç kimse. Kimisi telefon açıyor beni bir şey zannediyor. Diyor ki bir milletvekili tanıdık olsa bu işimiz çözülecek.
Yok diyorum hiç kimseyi tanımıyorum ben diyorum. Biz hiç kimseyi tanımıyoruz biz. ne milletvekili, ne bürokrat, ne belediye başkanı, ne yancısı, ne rüşvetçisi, ne bilmem neisi. Tanımıyoruz hiç kimseyi. Millet de hani böyle vardır tanıdığı diye. Hatta birisi öyle dedi ya Mustafa hocam dedi senin hiç kimse tanıdığın yok mu dedi.
Yok dedim ben ya. Dedi baya baya yok diyorsun dedi. E var yokken dedim var mı diyeyim yalan mı söyleyeyim dedim. Bizim böyle bir yoksa yok bizde bu konuda da bir hani riyakallık yapamaya yapmaya da ihtiyacımız yok. Saklamaya da ihtiyacımız yok. O yüzden normalde bizim bu noktada hiçbir derdimiz yok. Biz o yüzden hani gizlenecek bir şeyimiz de yok bizim. Ne gizleyelim ki? Biz ortadayız. Sohbetlerimiz de ortada. Yaptıklarımız da ortada.
Bizim durumumuz da ortada. Biz öyle millet de ama Cenabı Hak hani nice fukaralar vardır. Herkes onu zengin zanneder diyor ya. Dışarıdan öyle görünüyoruz ama gerçekten öyle görüyor. Annem bile inanmadı benim iflas ettiğime. Dedim ya ben iflas ettim 1 milyon dolar borcum var dedim. Durdu böyle. Sen ne dersin dedi bana.
Ulan dedim ya insanın anası inanmayınca kim inanacak dedim. Hatta ben iflas ettim diyorum. Bazıları diyor ki böyle çok samimi geliyor. Abi nereye kaçırdın paraları diyor. İnanmıyor adam. Baktım böyle dedim yok ya iflas ettim ya dedim borcum var. Nereye? Millet gitmiş birilerini bulmuş. Yok İstanbul’dan mülk mi aldı? Yok başka yerlerden nereye gidiyorum? İstanbul’a sohbet sohbete gidiyorum. İstanbul’dan mülk aldım zannetmişler. Tapudan elemanlar bulmuşlar. İstanbul’da benim adıma mülk arıyorlar.
bulursanız söyleyin dedim ya satayım oraya borçlarımı ödeyeyim dedim. Yani iyi dışarıdan tabii çok varlıklı görünüyoruz elhamdülillah. Y varlıklı demeyeyim zengin çünkü zengin. Zenginlik ayrıdır. Varlık ayrıdır. Zenginlik parayladır. Varlık tapuyladır. Dışarıdan bakıldığında demek ki ben öyle görünüyorum. Sıkıntı yok. O da Bakara ayeti var ya. Bakara o. Sen nereye gidersen git herkes seni böyle zengin caflı bir şey zanneder.
Elhamdülillah. Ben bundan bir sıkıntım yok. Ha benim tabii problem yok. Ben bir de şata yapıyorum ya hepinizden en zengin benim diyorum. Aslında ben onu manevi olarak söylüyorum ama maddi manevi ikisini de söyleyeyim. Ben hepinizden de zenginim elhamdülillah. varsa benden daha fazla zenginim diyen bu gece çökerteyim onu. Onu bizim eski dükkanın üstünde Kasap Mustafa vardı. Fide Kızıklı. Öyle bir mevzu oldu. Böyle baktım dedim öksüz Bursa’nın en zengin adamı benim dedim.
Böyle baktı şimdi varsa benden daha zengin dedim. İsim söyle. Bu gece çökeceğim dedim ona. Bu kaldı. Öbür taraftaki esnaflara demiş. Bu demiş mafya babası be çökeceğim diyor demiş ortalığa. Oradan üst taraftaki komşu geldi. Ya ne dedin öksize? Dedi. Ne demişim dedim. Senden için mafya babası diyor dedi.
O öyle görmüş demek ki dedi. Söyleyecek bir laf yok. O yüzden şimdi insanlar böyle karşıdaki kimsede Allah bunu gösteriyor. Seni çok güçlü gösteriyor. Bunda bir sıkıntı yok. Bakara ayet tecelli diyor. Öyle değilim deme sakın ha. Öyle dersen Allah’ı yalancı çıkarırsın. Şimdi de bu tarafı var. var. Elhamdülillah diyeceksin. Allah öyle göstermiş seni. Çünkü bu muhteşem bir şey. Eşini öyle gösterir, çocuklarını öyle gösterir, arkadaşlarını öyle gösterir, etrafı öyle gösterir.
Sen sakın o elbiseyi çıkaracağım diye uğraşma. Allah sana öyle bir elbise giydirmiş. Seni herkese zengin gösteriyor. Daha ne istiyorsun? Allah seni herkese varlıklı gösteriyor. Bırak Allah’ın işine karışma sen. Yok ben öyle değilim deme. Bırak sal yakasını. Allah sana nasıl bir elbise giydirdiyse o elbiseyle dolaşacaksın. Allah dilediğini aziz eder.
Çünkü Allah dilediğini aziz eder. Dilediğine hikmet verir. Dilediğini vakarlı gösterir. Sen kafan önde gidersin. Heybet verir sana. Sen kafanı ey öyle yürü yolda. O sana heybet verir. Heybet. Yol açılır sana. Senin kafanı kaldırmana gerek yok. Ama böyle saf salaklar gibi etrafına bakıp gidersen o heybet olmaz. Sen çarşıya gir Allah’ı zikrederekten yürü. Yol açılır sana. O zikrullah sana heybet verir. O zikrullah sana vakar verir. O zikrullah sana adamlık verir.
O zikrullah sana kadınlık verir. O zikrullah sana efelik verir. O zikrullah sana öyle bir heybet verir. Yol açılır sana. Sana bakan bir ürker. Sen dosta güven düşmana kahır olursun. Bir yürü meydan adam görsün. Bir yürü meydan kadın görsün. Bir yürü meydan derviş görsün. Öyle yürü. Böyle sümsük salaklar gibi derviş olmaz.
Mesnevi Şerhi (2286. Beyitten) Sohbeti
Derviş Allah’ı zikreder. Allah’ı zikrederekten yürür. Vakarlığı yürür. O öyle yürü. Yürüdüğün zaman millet baksın direği görmesin. Çarpsın direklere. Direkte fotoğrafı çıksın onun. Kim toparlıyorsa toparlasın onu. Sen öyle yürü. Ama sen böyle sümsük salaklar gibi yürürsen o dervişlik değildir. Derviş vakarlıdır. Derviş heybetlidir. Dervişin başı diktir. Dervişin göğsü ileridedir. Derviş kafirlerin içerisinde sümsük salak dolaşmaz. Burada o boynunu bükeceksin. Dervişler dergahta horoz dışarıda tavuk. Dervişler burada horoz dışarıda sümsük salak gibi dolaşıyorlar. Yok öyle dervişlik yok. Derviş dervişliğin heybetini üzerinde taşıyacak. Yürüdüğün zaman alem yürüyecek arkandan. Melekler yol açacak sana. Öyle Allah’ı zikredeceksin içinden. Gümbür gümbür zikrullah edeceksin içinden. Öyle zikrullah yapacaksın. Sümsık salaklar gibi tesvih elinde. He öyle dervişlik yok. Derviş dedin vakar abidesidir. Derviş dedin heybet abidesidir.
Derviş dedin bakışları keskin. Sümsıklık salaklık yok öyle. Benim bildiğim dervişlik o. Yürüdüğün zaman ahlem yürür arkandan. Yürüdüğün zaman yollar açılır sana. Yürü sen. Allah’ı zikret. Yürü. Nereye gidiyorsan git. İstersen 5.000 kişinin arasına gir. 5.000 kişiye bir tane derviş yeter. 5.000 kişiye bir derviş yeter. Bize farklı bir müminlik, farklı bir Müslümanlık, farklı bir dervişlik anlatmışlar. Yok öyle bir şey. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri haçta ne yaptı?
Kafirler kendileriyce bak bunlar zayıflamışlar. Bunlar güçsüz deyince hemen açıverdi omuzunu. Başladı böyle heybetli yürümeye. Heybetli yürümeye başlayınca bütün kafirler sustu. Herkes pustu. O zaman derviş kafirlere karşı heybetli yürür. Münafıklara karşı heybetliür. Pornoculara karşı heybetliür. Heva ve hevesini ilah edinmişlere karşı eybetli görür. Derviş sümsük salak Allah onun üzerine dervişsik elbisesi geydirdiyse onda heybet de vardır.
Onda vakar da vardır. Onda cesaret de vardır. Onda hidayet de vardır. Onda basiret de vardır. Onda feraset de vardır. Derviş odur. Sümsük insandan derviş olmaz. Sümsük kadından derviş olmaz. Derviş her şeyiyle derviştir. O yüzden o dervişlik o kimsenin üzerinde durur. Dervişlik saklanmaz çünkü. Dervişlik saklanmaz. O kimsenin derviş olduğu yürüyüşünden, heybetinden, vakarından belli olur. O derler ki ya bu adam derviş belli. Evet. Bu adam derviş belli. Abim yere göe anlatıyor.
Biz Şişli’de yürüyoruz. Kadın bana baktı önündeki diraği görmedi. Güm vurdu dirağa. Ben vakarımla devam ediyorum abim. Dedi ne yaptın ya? Dedim ne yaptım? Dedi ya kadın direğe vurdu dedi. Vurmasın dedim ya. Ne yapsın adam dedim. Ömr hayatında bir adam gördü. Felahş açtı dedim. Evet. Kibirlenmek yok.
Sen öyle yürü. Allah’ı zikret. Ama Allah’ı zikretmezsen olmaz. Bu ancak zikir insana heybet verir. Sen Allah için Allah’ı zikret. Merak etme o senin elbiseni giydirecek. O senin elbiseni giydirecek. Rabbim muhafaza eylesin. >> O yüzden gösteriş yok, şataat yok, şatafat yok. Ne var? O Allah için yürümek var. Eğer öbür türlü olursan hani gösteriş için yapanlara da Cenabı Hak şey koyuyor, şert düşüyor. Yani bir kimse iyilik yapıyor gösteriş için.
Zikrullah yapıyor gösteriş için. Bir kimse dervişlik yapıyor gösteriş için. Yok. O gösterişin sebebi Allah’ı az zikretmesinden. Az zikrederse bir kimse gösterişe düşer. Az zikrederse bir kimse şatata şatafata düşer. Az zikrederse bir kimse heva ve hevesini temize çıkarır. Allah muhafaza >> Nisa ayet 142. İyiliği gösteriş için yaparlar ve Allah’ı çok azanlar.
Bu münafıklık alametidir. Allah muhafaza eylesin. >> Münafıklık alameti yok. Biz olduğumuz gibiyiz. Riya yok, gösteriş yok. Olduğumuzdan fazla göstermek yok. Olduğumuz gibiyiz. Rabbim bizi onlardan eylesin. >> O yüzden sufi, sufi kendi farkını gizlemeye çalışmaz. Bir gerçek veli, bir gerçek mürşid-i kamil kendi farkını gizlemez. Onu örtmez. O elbise Allah’ındır. Çünkü o yüzden Allah’ın giydirdiği elbiseyi örtmeye çalışmaz. Bize fukara elbisesi giydirmiş. Eyvallah. Bize zenginlik elbisesi giydirmiş. Eyvallah bize vakar elbisesi giydirmiş.
Eyvallah bize hidayet elbisesi giydirmiş. Eyvallah bize basiret elbisesi giydirmiş. Eyvallah bize feraset elbisesi giydirmiş. Eyvallah. Bize dervişlik elbisesi giydirmiş. Eyvah. Eyvallah. Saklanacak, gizlenecek bir şey yok. Hani sahabeden bir kimse Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle gösterişten, riyadan bahsetti ve elbisesinin, eteklerinin yerde sürülmekten, bunu kibirlilikten bahsetti.
Sahabeden bir kimse geldi. Ya Resulallah ben iyi geyinmeyi seviyorum. Bu da kibir mi? Bu da riya mı? dedi. hazretlerinin cevabı muhteşem. Allah vermiş olduğu nimeti kulunun üzerinde görmek ister. Allah sana dervişlik nimeti vermiş. Allah o nimeti senin üzerinde görmek ister. Allah sana zikrullah nimeti vermiş. Allah senin üzerinde o nimeti görmek ister. Bu sadece kıyafetle alakalı. Bunu algılamayın. Bunu sadece Müslümanlar kıyafetle algıyor Allah. Ben güzel giyinmeyi seviyorum.
Hadis-i şerifin metni öyle ya. Canım kardeşim Allah’ın vermiş olduğu nimet bir tek kıyafet mi sende? Sende Allah’ın vermiş olduğu hidayet nimeti var. Sende Allah’ın vermiş olduğu sufilik nimeti var. Dervişlik nimeti var. Zikrullah nimeti var. Allah’ın senin üzerine verdiği rızık nimeti var. Sana vermiş olduğu rızıklardan paylaş. Maddi manevi paylaş.
Sana Cenabı Hak nimet vermiş. O nimeti senin üzerinde görecek. Dervişlik nimeti de onun da görecek senin üzerinde. Sen ne ama Allah’ın geydirmiş olduğu elbiseyi çıkarıyorsun ki? Hayır. Hayır. Üstadım öyle derdi. Ne görüyorsan, ne görüyorsanız oyuk biz. Yani sen şeyh görüyorsan şeyh, derviş görüyorsan derviş. Ne görüyorsan o senin gözün onun üstündeki ne elbisesi gördüyse o sen. Seni derviş gördüyse sen o elbiseye yok biz değiliz. Dervişiz elhamdülillah. Sufiyiz hamd olsun.
Ya bir zikir cemaatiniz var mı? Var Evet. Saklayacak bir şeyimiz yok. Biz Allah’ı zikreden kullarındanız. Ve isimizi saklayacağız. Bir soru sorarsan saklamayız. Neyse hakikat anlatırız. Boğazımızda ilmek olsa dahi anlatırız. Derdimiz yok bizim. Derdimiz yok. Biz meydandayız. Rabbim bizi muhafaza >> Neden fayda olmadığı halde utanıp can çekişelim?
Neden hakikatle yüzleşmeyelim? Neden hakikatin hakikatiyle yüzleşmeyelim? Neden doğruyla yüzleşmeyelim? Bizim eksikliğimiz meydanda neden bununla yüzleşmeyelim? Biz neysek meydandayız. Neden bununla Bizim bundan utanacak bir şeyimiz yok. Biz neysek meydandayız. Hazreti Pir diyor ki, “Neysen meydanda ol. Riyaya, gösterişe ihtiyacın yok. Allah sana ne verdiyse koy ortaya.” koy orta yara. Bu kadar basit. Allah >> Hatta biz eksikliğimizi kendimiz itiraf ederiz. Biz eksikliğimizi insanlara söyleriz. Bizim bundan bir derdimiz olmaz.
Biz bundan mutluluk duyarız. Bir de biz eksiyiz. Biz noksanız. Biz kusurluyuz. Biz günahta işleriz. Bizim bu konuda bunu böyle söylerken gösteriş olarak, riya olarak söylemiyorum. Samimiyetimle söylüyorum. Hele biz birbirimizi günahsız görecek noktada değiliz. Yok ya biz günahkarız. Biz masadan kalkmay insanlarız. Biz bu kadarız. Ne görüyorsan oyuz. Biz bu kadarız.
Saklanacak, gizlenecek bir şeyimiz yok. birisi dedi daha önce dedi içki içiyormuşunuz dedi. Hem de nasıl içiyordum dedim. Kaldı saklayacağım gizleyeceğim. Öbür taraftan diyor ki hocam saklamasın sakla örtelim diyorum Allah’ın affettiği bir şeyi neden örtmeye çalışacağım diyorum. Ya böyle kaldı. Nasıl ya? Ben dedim zikrullah alakasına oturdum. Cenabı Hak dedim ne kadar benim eski günahım varsa yenisi eskisi hepsini de hayra çevirdi. Ben buna iman ettim. Amin. >> Buna iman ettim ben. Hadis-i şerif sahih. Sahih. Hadis-i şerif mi? Hadi şerif. Hepsi de sahih. Kim Allah’ı Zikrullah meclisinde oturdu. Orada zikretti kalktı. Geçmiş günahları hayra çevirildi. Bitti. Hadis-i şerif. Resulullah ne söylediyse heva ve hevesinden söylemedi. Tövbe eden, tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir. Sübhanallahi ve bihamdihi. Sübhanallahil azim.
Ve bihamdihi estağfurullahelazim. >> Allah >> bitti bu kadar. Deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder. Allah’la mı yarışacaksın? Allah’ın affettiğini sen affetmezsen affetme. Allah’la mı yarışıyorsun? Kim zikrullah halakasını oturdu? Az önce üç sefer tevhit okuduk. Zikrullah halakası. Kim o zikrullah halakasında Allah’ı zikretti? Kalktı geçmiş günahları hayra çevrildi. Sen Allah’la mı yarışacaksın? Allah bunu vadetmiş. Sen kimsin? O yüzden gocmayız. Meydandayız. Utanmayız da bu noktada utancımız yok.
Meydandayız her şeyimizde. Her şeyimizde meydandayız. Rabbim herkese hidayet eylesin. Kendi cemaline döndürsün. >> Cemalinden ayırmasın. >> Sen öyle zikrullah et. Öyle tövbe et. Öyle nefsini yerlere vur. Cenabı Hak seni cemaliyle müjdelesin. >> Bunu mu saklayacaksın? Sonra o cemaliyle cemallen o aşkın dadasına düşen, o aşkın perdesine düşen her tarafı aşk olur.
Neresini gizleyecek, neresini saklayacak? Saklayacak, gizleyecek bir şeyimiz yok. Cemaline vustat olduysan yürü. Cemal senin, meydan senin. Seni saklayacaksın. Sen Allah’a aşıksan seni saklayacak bir şeyin yok. Sen Allah’a aşıksan, senin gizleyecek bir şeyin yok. Sen Allah’a aşıksan, Allah senin kalbine il milletini verdiyse taşak senden zaten. Nereye saklıyorsun sen? Dolu küp taşar. Boş destinesini taşacak. Bardak dolarsa taşar. Dolmazsa taşar mı? Taşmaz. O zaman bardak taştıysa içinde ne varsa o taşar. Senin kalbin testi gibi olsun. Senin kalbin küp gibi olsun. Senin kalbin derya gibi olsun. O kalpte Allah aşkı var ise Allah aşkını anlatacak. Allah’a aşıklığı anlatacak. Sana Allah’ı anlatacak. Sana Allah’ı anlatacak. Allah’ı sevmeyi anlatacak. Allah’a aşık olmayı anlatacak. Allah’ı zikretmeye anlatacak. Allah’ın yolundan gitmeyi anlatacak sana.
Başkan ne anlatacak? Destide ne varsa sızıntıda o var. Bizde sızıntı yok. Bizde taşıyor. Fırat Nehri gibi kabul etmiyor sızıntıyı. Taşacaksa Allah aşkı taşacak insanda. Mal sevgisi değil. Onun bunun sevgisi değil. Allah sevgisi olacak. O kimsede Allah sevgisi varsa onun saklayacak bir şeyi yok. Onun gizleyecek bir şeysi yok. O yüzden utanıp neden can çekişelim? Utanmıyoruz. Yaşadıysak yaşadık. İster o taraftan yaşayalım, ister bu taraftan yaşayalım. İster bir hatuna aşık olalım, ister bir adama aşık olalım, ister sallığa aşık olalım.
İkisinden de utanmayız. Aşık olalım. Utanmayız. Hazreti Pir öyle demiş. Aşıklık ister o cihetten olsun, ister bu cihetten olsun delildir bize demiş. Evet. Aşıklık delildir. Delil. O yüzden utanmayız. O yüzden Allah muhafaza eylesin. Ve bu sadıklığımızdan da bu sadıklığımızdan da utanmayız.
Bu aşıklığımızdan utanmayız. Bu harabatlığımızdan utanmayız. Bu sufiliğimizden utanmayız. Bu düşkünlüğümüzden utanmayız. Bu fukaralığımızdan utanmayız. Yeter ki Allah elimizden tutmuş olsun. O yüzden Rabbim bizleri kendine dost olan kullarından eylesin. >> Rabbim böyle hani hadis-i şerifte var ya saçı başı dağınık toz toprak içinde ve kapılardan geri çevrilen nice insan vardır ki Allah adına yemin etse Allah yeminini yerine getirir. Müslim rivayet etmiş. Allah cümlemizi böylelerinden >> Bizleri öyle sufi, öyle kendine aşık, öyle kendine dost eylesin ki ağzımızdan çıkanı Cenabı Hak icra etsin.
>> Dualarımızı kabul eylesin. >> Tövbelerimizi kabul eylesin. >> Zikrullahlarımızı kabul eylesin. >> Bizleri kendi emanına aldığı kullarından >> Katından lütfettiği kullarından eylesin. Amin. >> Katından ikram ettiği, katından rızıklandırdığı, katından ilediyle süslediği kullarından >> Nerede Müslümanlara zulmeden, haksız, hukuksuz davranan var ise hepsinin de hidayeti mümkün ise hidayet eylesin.
>> Hidayeti mümkün değilse hepsini de kahrı perişan eylesin. >> Makamlarını altüst eylesin. >> Güçlerini altüst eylesin. Amin. >> Ve onların bir gözlerini kör eylesin. >> İbret alem için hem dünyada da hem mahşerde de onları körlerden eylesin. >> Elfatihama salavat. Haklarınızı helal edin. >> Helal olsun. >> Bizden yana da helal olsun. Bir mikrofon verin misafirlere bakalım. Buyur. Hem normalde kim Ya sen tanıt ya delikanlı tanıtsın. Hadi hadi Mücahit sen tanıt ya da sen tanıt.
Hadi Mücahit sen tanıt. Hadi >> Şeyh Abdullah Efendi o Dağıstan’dan geliyor. Nakşifendi eee tarikatında eee hizmet ediyor Dağıstan’da, Rusya’da. eee Ali Efendi İngşistan’dan geliyor. O da Çeçenistan’ın hemen yanında yine Rusya’ya bağlı bir eee Cumhuriyet. Orada İslam Üniversitesi’nde eee hizmet ediyor. Talebeleri var.
Şeyhimiz hazretlerini ziyarete gelmek istediler. Elhamdülillah biz de onları acizane getirdik. Hamdü senalar olsun. >> Allah sizi de bizi de şeyhimizin sofrasından, dergahından ayırmasın inşâallah. Amin. >> Bir selamlama yap. Seni tanıyor herkes şimdi burada eee Dağıstan’dan, Kavkasya’dan İhvanlardan, kardeşlardan çok selamlar söyleriz inşâallah. >> Aleykümselam. >> Başka ne değil? >> Eyvallah. >> Allah razı olsun. Haklarınızı helal edin. Eyvallah. Allah razı olsun. Misafirleri alın. Ha tamam tamam >> tamam.
İnşallah semayı izlesinler. Evet. >> Tamam. Biz o videolarda görürseniz böyle hani koşturaraktan zikrullah yapanlar var ya işte ingşistan gelen onlar az önce videolarını gösterdi dedim hayranım ben size. 60 km hıza çıkıyorlarmış koşarlarken. Allah izin verirse gideceğim ziyaret edeceğim >> inşâallah. İnşallah Allah’tan bir şey gelmezse. Az önce içeride biraz sohbet ettik.
Dedim hayranım ben sizi. Ben uzun zamandan beri o Zikrullah’ı izliyorum. Eee, internette Cenabı Hak ocağına denk getirdi bizi. Ben izliyordum. Diyordum ki kendi kendime, “Ya bunlarla bir tanışmak lazım, bir görüşmek lazım.” Ondan sonra ana dedim bunlarla tanışmalı gitmeli dedim oraya. Ya nefesimiz yetmez. Benim yetmez ama dedim orada koşmalı böyle dedim ne güzel koşuyorlar böyle ahenk içerisinde. Az önce onu da öğrendim. Cenazeye giderlerken de koşuyorlar böyle zikrullah yapa yapa.
Kadirov da aynı tarikatlanmış. Geçenlerde Kadirov’un da böyle bir şeyini izledim. Videosunu izledim. O da Zikrullah yapıyor. Onun evinde de oluyormuş Zikrullah. O yüzden bu inguş’tan gelen eee Efendi orada da onun evinde de oluyormuş aynı zikrullah. Koşuyorlar elhamdülillah. Hem bir de 2 saat 3 saat yapıyorlarmış. Mücahit söyledi dedi.
2 saat 2 bu5 saat 3 saat süay yapıyorlar dedi. Ben gitsem pert olurum orada. Ben gideceğim kenarda duracağım. Koşabildiğim yere kadar koşacağım. Diyeceğim ki benden bu kadar. Ben kenardayım bundan sonra diyeceğim. Ama öyle koşuyorlar elhamdülillah. Bir görürseniz öyle Instagram’da filan onlara beğeni yapın. Çünkü ayaktayken, yatarken, ondan sonra otururken Allah’ı çokça zikredin. Zikrullah’ın böyle işte şu şekilde olacak diye bir şeysi yok. Koşarken nasıl la ilahe illallah, la ilahe illallah koşuyorlar böyle.
Muhteşem. Benim kanım kaynıyor böyle kabarıyorum. Diyorum ki gitmeli, koşmalı orada diyorum ben. Ya da sizi mi koşturuttursam acaba ya? Ama bir gideyim orada onun bir terbiyesini alayım. İlk önce bir oradan gideyim bir nasıl koşuluyor, ne yapıyorlar bir öğreneyim inşâallah. Ondan sonra gelelim burada koşalım artık.
>> Kapalı spor salonuna inşâallah. Hep beraber karakoldayız sonra. Karakollar da almaz. Bizi kapalıda başlarlar şey almaya, ifade almaya. Ne yapıyorsunuz? Allah’a zikrediyoruz. Diyecekler ki ya hangi taşı kaldırsak siz varsınız altında. Ne aykırı bir topluluksuz diyecekler. Elhamdülillah. Ama dediğin doğru bak ya. Cafer Allah razı olsun ya. Level atladın bak şimdi. Kapalı spor salonunda hep beraber koşuyoruz. 5.000 kişinin koştuğunu düşün Efendim o efendiin danışmanı olan resmi davet gönderirseniz biz de resmi olarak ziyaret ederiz demişler kendileri.
Resmi davetince gelince de danışmanı zaten kapalı spor araç yap. >> Tamam resmi davet edelim Şeyfendiye o zaman tamam sıkıntı yok. Resmi olarak davet edelim biz Şey Efendiyi gelsin ağırlarız burada. Onlarla semaya hayran. >> Tamam. Hiç gelsin burada gece gündüz sema var bizde.
Orada hem sema ederiz hem zikrediz. >> Tamam. >> Türkiye yeni bir kazandı. >> En sonunda biz sürüleceğiz Niyazi Mısırı gibi Türkiye’den komple. Sürecekleri bir ada da yok. Önceden varmış sürmüşler. Allah iyi etsin. İnşallah geleceğiz, koşacağız. İnşallah. >> İnşallah. [kahkaha] Elhamdülillah. Ya deli deliyi dakikada buluyor ya. Selamünaleyküm. >> Aleykümselam. Yeah.
İlgili Sohbetler
- 285. Mesnevi Şerhi (2041. Beyitten)
- 187. Mesnevi Şerhi (1370-1385 Beyit)
- 68. Mesnevi Şerhi (458-466 Beyit)
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için Tasavvuf – Vikipedi sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Mesnevi Şerhi (2286. Beyitten) konulu bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi tarafından gerçekleştirilmiştir. Daha fazla Mesnevi Şerhi (2286. Beyitten) sohbeti için sitemizi takip edebilirsiniz.