Mesnevi Şerhi

326. Mesnevi Şerhi (2283. Beyitten)

Mesnevi Şerhi (2283. Beyitten) konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Mesnevi Şerhi (2283. Beyitten) hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız. >> Ecmail. Telegram’da sıkıntı var mı? >> Görüntü >> ses var, görüntü yok. Şimdi de görüntü var, ses yok. Gel gör beni. Aşk neyledi. bağlanmıyor. Aç kapa mı yapayım Salim? Bilgisayarcıların en büyük silahı o. Bir şey oluyor mesela. Hemen bir açalım, bir kapatalım.

Açıp kapatmasını ben de biliyorum ama aç kapa düzelecek diyor. Şimdi gene Salim ne yapayım? Aç kapa yapayım mı? Şimdi ikisi de gitti. Hay hay Allahu hu Allah bağlanırsa bağlanacak. Bağlanmazsa artık YouTube’dan izleyecekler. Yapacak bir şeyimiz yok. Telegram’dakiner eğer Telegram’dan izleyemezseniz YouTube’dan izleyin. Şu anda bağlandı görünüyor bende ama her şey tamam. Aç kapağı yaptık yani. Bu geçen haftaya kadar genel olarak İslam ümmetinin veyahut da dünya üzerinde sahte önder, sahte siyasetçi, sahte bürokrat, sahte e şeyh bunlarla alakalıdı Hazreti Pir’in tespitleri tabi bundan işte 750 yıl, 780 yıl önce de bu tip şeyler yaşanmış, liyakatli.

olmayan bu Adem’den itibaren bu insanoğlunun en büyük problemidir. liyakatiz işte devlet başkanı olması, kral olması, liyakatsiz başbakanlar, liyakatsiz bakanlar, komutanlar, liyakatsız din adamları, liyakatsız şeyhler, alimler. Bunlar bütün eee Adem’den itibaren insanlık tarihi bunlarla doludur. Hazreti Pir de kendi zamanından ışık tutuyor herkese. O liyakatsız insanları tarif ediyor bize. Sonra şimdi bu e beyitten sonra da bir kimse liyakatsız bir üstada bağlandı.

Şimdi onların hallerini anlatıyor bize. Bazen bir mürit davacı ve yalancı bir şeyhe adamdır diye sadakatle inanır, itikat eder. Bu itikat yüzünden öyle bir makama erişir ki şeyhi o makamı rüyada bile görmemiştir. Bazen insanlar o davacı dediği iddia ediyor. Hani bir kimse ben şöyle şeyhim, ben böyle liderim, ben böyle devlet başkanıyım, ben şöyle bir parti başkanıyım, ben şöyle bir müdürüm, ben şöyle bir bürokratım işte ben şöyle bir mimarım, ben şöyle bir ticaret adamıyım, ben şöyle bir şöyleyim.

Bu normalde insanlık tarihinde bütün insanlarda vardır bu. Hani Hzreti Ali radıyallahu an Hazretleri cenk’e çıkar. Karşıdaki kimse Araplarda bu meşhurdur. Kendi soyunu ve kah soyunun kahramanlıklarını ve kendi kahramanlıklarını savaş meydanında bağıra bağıra bütün ordu dinler onu. Hazreti Ali efendimizin karşısında böyle söylenince Hazreti Ali efendimiz de kendi kahramanlıklarını ve soyunun kahramanlıklarını başlar haykırmaya. haykırınca arkadan Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri der ki, “Eğer savaşta olmasaydı Ali helak olduydu.

Savaşta olmasaydı Ali helak olduydu.” Bu aynı şey İbn Revha’da da vardır sahabelerin içerisinde. İbn Revha durur, durur, durur, durur. En böyle savaş heyecanlanır. Savaş kızışır. Kızıştığı zaman İbn Revha’ya bakar sahabe. O ne zaman ki üzerindeki sarıkla ağzını burnunu kapattı, öyle bir ck meydanına böyle haykırarak çıkar ve kendi kahramanlıklarıyla ecdatlarının kahramanlıklarını anlata anlata aykır aykıra çıkar. Allah Resulü onun arkasından da söyler. der ki revaha eğer ki bunu bu meydanda söylememiş olsaydı helak olurdu der.

İbn Rebaha bir de çok zikreden ve sahabeyi böyle zikrullah’a götüren hemen her şeyde her zaman sahabeyi hemen zikrullah’a davet edelim. Çünkü Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e şikayet ediyorlar. Diyorlar ki İbn Revha bizi tutuyor. Hemen Zikrullah halakasına oturtturuyor. Hemen Zikrullah’a oturtturuyor bizi. Allah Resulü diyor ki, “İbn Revah’ın meclisi ne güzel meclistir.” İbn Rvaha böyle e hani Allah’ı çokça zikreden, zikir konusunda çokça böyle gayretli olan ama aynı şekilde de savaşta da çok gayretli olan bir kimse.

Şimdi bir kimsenin savaş meydanında kendisini ve kendisinin anlatması cevaz görülüyor. Hani düşmanın gözünü korkutmak için, düşmanı 1-0 psikolojik olarak yenmek için 5-0 yenmek için. Diğer bir zamanda bir kimsenin kendini methetmesi, kendini övmesi ve kendisini böyle bir şeyde dava gütmesi hani kendisini methetme açısından uygun görülmemiş. Hele ehli tasavvuf hele ehli tasavvuf ben şeyhim bile dememişler. Ben dervişim dememişler. Ben sufiyim dememişler.

Her biri şunu söylemiş. Biz derviş adayı olursak ne hala? Biz derviş adayı olursak ne hala? Biz bu dergah bizi kabul etsin. Biz burada hani dervişlik yapmaya gayret edelim. Bizim için ne hala? Hani eee hep olamadık demişler ya. Gerçek sufiler oldum davası gütmezler. Gerçek bir şeyh de, bir mürşid-i kamil de oldum davası gütmez. Bu sufilik yolunda genel kaidedir. Eğer bir kimse oldum davası güdüyorsa o olmamıştır. Oldum davası gidiyorsa bir kimse o olmamıştır.

Burada davacı ve yalancı bir şeyhe adamdır diye sadakatle inanır. Bunun örneklerini çok gördüm ben. Hani bir kimsenin bir böyle eee icazeti olmayan, maneviyatı olmayan, o konuda liyakat sahibi değil, ehliet sahibi değil ama çıkmış meydana milleti toplamış. Ben o dervişlerle karşılaştığımda onlara söylediğim şey şuydu. Allah’ı çokça zikredin. Allah’ı çokça zikredin. Cenabı Hak muhakkak ki sizin zikirlerinizi boşa çıkarmayacak. Ben buna çok inanırım. Sen dost doğru bir yolda gidiyorsan ve sen de dost doğrusan Allah seni boşta bırakmaz.

Cenabı Hak senin yolunu düzeltir. Senin istikametini düzeltir. Sana layık bir mürşid-i kamil sana buldurur. Sen yeter ki çok çalış. Sen yeter ki onu canı gönülden iste. Onun mücadelesini ver. O yüzden müritler genelde hani derviş adayları, mürit adayları samimidirler ve aynı zamanda böyle tabiri caizse böyle safiyane bir halleri vardır. Kalpleri temizdir. Bu yola gitmek isteyenler, bu yolda yürümek isteyenler kendilerince manevi bir yol bulup da orada yürümek isteyenlerin genel halleri hani büyük bir çoğunluğu saf temiz insanlardır.

Böyle kendilerince bir art niyet düşünmezler. Hani o öyle miydi böyle miydi diye düşünmezler. Ben böyle genel olarak karşılaştığım insanlar bu tip insanlardı. Bazıları ise bir menfaat için oraya gitmiştir. Onlar bellidir zaten. Onların bakışları, davranışları, tavırları. Onlar böyle orada bir şey elde edecek. Onlar bir makam elde edecek. Bir mevki elde edecek. Onların orada bakış açıları, düşünceleri farklıdır. Ben burada zakir olayım, şunu olayım, bunu olayım, şeyh olayım.

Bir şey olacak o. Veyahut da şöyle yapalım, böyle yapalım. Kimisi kooperatif kurmaya geldi bize. Kooperatif kurmaya gelmiş. Bunca kalabalık ya. Kimisi market kurmaya gelmiş. Diyor ki market kuralım. Bana geliyorlar bunlar. Mesela market kurmak isteyenler, kooperatif kurmak isteyenler, hac ömre işi yapmak isteyenler. Bunların biz bu sufilik hayatımız boyunca bunları gördük hep. Hala daha gelirler böyle. Hazır müşteri var ya burada. Ben hepsini devşireceğim onlara.

Diyeceğim ki ben yiyemedim alın siz yiyin tabiri caizse. Ha bunların bunlar saf bunlar. Ben bunların paralarını ütemedim. Gel sen üt diyeceğim ona. Adam bir hayal satıyor sana. bir hayal satıyor. Yani böyle bir hani yol yordam görmemiş olsan biraz da maneviyat olmamış olsa arkasına takılır gidersin. Öyle bunlar başka dergahlarda da görüldü ama bir baktın market açtılar. Sonra ne market kaldı ne para kaldı veya bir kooperatif kurdular ne kooperatif kaldı ne para kaldı.

Veyahut da işte adamın şeyhi demiş ki bana 500.000 000 dolar getir. Adam 500.000 dolar götürmüş ona. Bir de geliyor diyor ki bana bir esma ver. Ben bu 500.000 doları nasıl alayım? O esmayı bilsem dedim. Benim dedim o zaman için normalde dışarıda 1 milyon dolar alacağım var. Benim dedim battı. Yani baktığımız zaman 1 milyon dolardan fazladır dolar olarak hesaplasan. Ben çünkü üç sefer iflas ettim. Benim normalde üç iflasım da devletle alakalı. Bir son iflazım 28 Şubat’la alakalı devlet beni iflas ettirdi.

Ondan önce de devlet iflas ettirdi. Bir çek kanunu çıkardılar. Bütün çekler gümledi bizim. Ondan önce de Tansu Çilliler zamanında bir devalasyon oldu. Bitti benim işim. Yani üç batışımın üçü de devletle alakalı. Şimdi adam diyor ki bana bir esma var. 500000 dolarımı kurtarayım. Dedim ben o Esmayı bilsem önce ben kendimi okuyacağım dedim. Benim 1 milyon doların üzerinde hala dağılacağım var. Benim normalde eskiyi yeniyi toplasam ticaretten kalan 1,5 2 milyon dolar benim alacağım var.

Yani kimisi çeki patlattı, kimisi işte dolar patlattı. Patlatan pat önüne gelen patlattı bize. Sıkıntı yok. Şikayetim yok. Şimdi 500.000 doları getir demiş. Bir de şeyh fabrika kurmuş 500.000 dolarla. Onu da muhasebeci yapmış orada. İyi dedim paranın başına koymuş seni hiç olmazsa dedim. Orada maaşla çalışıyor. Salih de bakıyor öyle. Bu kadar olur mu diyor. O yüzden müritler genelde eee safiyane bir şekilde bir şeyhe bağlanır böyle ya da oradan başka bir beklentileri vardır.

Öyle gelir bizden geldikleri gibi gidiyorlar. Bakıyorlar burada ekmek yok. Burada öyle bir şey yok. Ümreye gideceğimiz zaman adam gelmiş. Ma aile seni misafir edeceğiz. Dedim ma aile ben çok kalabalık emrin olur benim senin diyor. Şimdi senin emrin olur diyor. 220 kişi ömreye gidecek. Biner dolardan 220.000 dolar, 00 dolardan 300 kusur bin dolar. Hani bunu ben şimdi konuşmak istemezdim. Ömreye götüreceğimiz, gideceğimiz firma dahi tereddütle baktı. Hani bu kadar para toplanır mı acaba diye.

O dahi tereddütle baktı. Baktım tereddüt ediyorlar. Ne kadar tutuyor toplam hesap dedim ben. Şu kadar tutuyor dediler. Çok özür dilerim. Ahmet Acar’dan da helallik alırım. Şimdi onlar benim ciddiyetimi de bilmiyor. Tanımıyorlar ya. Ahmet Accar, arkadaşlar nasıl kabul ediyorlarsa çek kes dedim çeklerini. Tamam baba dedi. Ondan sonra uygun mu dedim ben şirket sahiplerine. Tabii dediler. Ahmet Hacar’ın çekini alır mısınız dedim. Ne demek dediler. Rahatladı bunlar.

Hani Ahmet Acar’ın çeki deyince şimdi bir Ahmet Acar’a bakıyorlar bir bana bakıyorlar. Hani Ahmet Acar bunu nasıl kabul etti gibisinden kolay değil. O bir esnaf için de zor bir para. O zaman için 360 370.000 dolar mı ne tutuyordu? Ahmet Accer sen çek kes çeklerini ver arkadaşlara dedim. Tamam bitti. Orada işte pasaportların içerisinde geçmiş gün şimdi 50şer dolar mı 100’er dolar mı ne var onları düştüler. Sonra Ahmet Acar İstanbul’a gidince bunların çeklerini kesmiş.

Bunlar rahatladı. Bunlar e tabii biz paraları topladık, Ahmet Accar’ı götürdük, verdik dedik. Ahmet Acar al. Ondan sonra ama ondan önce adam diyor ki ma aile sizi ömreye götüreyim. 15 gün benim misafirim olun. Şu 350.000 doları ben bir alayım. Sonra zaten Ömre’ye gittiğimizde o şirket götürememiş hiç kimseye. Silkelemiş herkesi. Şimdi bu tip şeylerde insanlar safiyane olur. Mesela ben hep arkadaşlara derim. Arkadaşlar hareketlerinize dikkat edin. Tavır ve davranışlarınıza dikkat edin.

Buraya gelen kimse sanki böyle oraya gideceğim kuğular gibi dolaşacağım orada. Hani böyle hiçbir olumsuz bir şeyle karşılaşmayacak. O düşünceyle gelir. O da safiyane o düşünceyle gelir. Ona desen ki buradan kalk buraya git. Ha alınır o hemen. Bizim dervişler bile alınır. Böyle bir alınganlık bu benden kaynaklanıyor. Ben çok alınganım ya. Bütün dervişler alıngan bizde. Yani birine öte git desen Anasettin Hoca gibi İzmir’den selam verecek daha gidelim mi diye.

Siz bu hikayeyi bilmiyorsunuz tabii. Nasrettin Hoca hanımı demiş ki yatakta yatarken bey biraz öteye git demiş. Afyon’dan haber göndermiş daha gideyim mi diye. Han öte git demiş ya diyorum bize öte git deseler ne Afyon’u biz İzmir’den Haydi Yunanistan’a fethetmeye gideriz. Daha gidelim mi diye sorarız biz. Öte git diye. Hiç kimse demesin. Git kelimesinin G’sini dahi kullanmasın bize. G’sinin noktasını kullansa, anlatsak yandı keten elva yani git gelme işte G ile başlıyor ya bunların hepsi.

Bizim için büyük handikap. Şimdi dervişler de şimdi buraya gelen de aynıdır. Safiyane gelir. Ona desen ki ayağını topla. Ben gittim oraya bana ayağını topla dediler. Lan nerede diyecekler sana burada diyecekler. Sebep burası terbiye yeri. Burada ayağını toplayacaksın. Burada iki dizinin üzerine oturacaksın. Burada yeni bir derviş gelmiş. Sen kalkacaksın onu oturtturacaksın. Örnek işte normalde o müritler bu safiyane düşünceyle gelirler ve o bir de hani şeyhim diyenin şeyhim diyor ya o kimse onun ölçüsü o kimse için hep zahiri.

Neden zahiri? O bakacak sakalına a sakalı güzel. Kafasındaki takkesi güzel. Cübbesi sırmalı. Gömleğin yakaları, düğmeleri bilmem nereden, kumaşı bilmem nereden öyle havalı böyle olacak. Öyle olunca harika böyle cübbesiyle dolaşacak, sarıyla dolaşacak, absürt şeyler konuşacak. Millet bunları istiyor. Öyle olunca mürit o kimseye de ihlas ve samimiyetle bağlanır. Bunların hani adam bana rüya anlatacağım diye uğraşıyor. Bayındır da işte esması ne mesela? La ilahe illallah.

La ilahe illallah. La ilahe illallah. La ilahe illallah. La il la ilallah. La il la illallah. Bir rüya gördüm. La il la illallah. Dedim dur rüyanı anlat dedim. Ne bana anlatıyorsun oğlum? Bayındır’ın yukarıda Yörük köyü var yukarıda dağda. Orada şeyh varmış haberimiz yok bizim. Diyor benim şeyhim filanca köyden diyor. Dağ köyü orası dedim ben. İsmini bile bilmiyorum. Dağ köyü değil mi orası dedim ben. Ne arıyor orada dedim. Aha mübarek orada bizim dedi. Halbuki o muskacıymış.

Sonradan öğrendik. Bu şimdi rüya anlatamıyor ona. Rüya anlatınca benim dersimi çoğaltacak gene diyor. Ömrü böyle devamlı la ilahe illallah bir sürü esma vermiş ona. Her rüya anlattığında bir esma daha vermiş. Bir zikir vermiş. Dedim kaç saat sürüyor? Yetiştiremiyorum dedi. 2324 saat sürüyor dedi. Kafeyi yiyeceksin sen böyle giderse dedim. Ama bak ona gidip rüya anlatamıyor. Size anlatmışımdır ben bunu daha önce. Sebep yine dersimi arttıracak benim diyor. Halbuki onun rüyasını tevil et.

Varsa bir esması esmasını söyle. Yürü git terbiye etmeye çalış. Öyle değil. O yüzden müritler bu noktada bir üstada bağlanırken art bir düşüncesi yoksa, cin fikirli değilse, şeytani bir kalbe sahip değil ise samimi bir şekilde o şeyhe bağlanır normalde ve eee mürit eğer orada iyi çalışırsa Hazreti Pir’in dediği bu. Bakın kime intisap ettiğiniz önemli ama velev ki bir mürşid-i kamile intisap etmediniz. Eğer iyi çalışırsanız, çalışırsa o kimsenin Cenabı Hak onun da kalbini açar.

Onun da kalp perdesi aralanır. Çünkü hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki, “Ameller niyetlere göredir. O kimsenin niyeti samimi ise, niyeti ihlaslı ise o kimsenin o zaman kalp perdesi açılır ve normalde yanlış bir şeyhe intisap etmiş olsa bile onun niyeti Allah içinse Allah onu yükseltir manevi olarak derecesini. Ve normalde o kimse bu sefer gerçek bir mürşide gider mi? hakiki bir mürşidi rüyasında görür mü? Ve normalde o aslında müridin o derviş adayının o safi niyeti o dervişe hazine gibidir.

Safi niyeti. Bakın şunu hiç unutmayın. Hep niyetinizi temiz tutun. Bu Müslümanı Müslüman eden, insanı insan eden, adamı adam eden, kadını kadın eden, derviş adayını derviş eden en önemli şey niyetin temiz olmasıdır. Niyetin düzgün olmasıdır. Eğer senin niyetin temiz ise, niyetin düzgün ise merak etmeyin sonucu muhakkak ve muhakkak hayır olur. Ama senin niyetin temiz değil ise, hedefin şaşkın ise, senin hedefin şaşkın olmak ne demek? Allah için orada değil.

Mesnevi Şerhi (2283. Beyitten) Hakkında

Allah rızası için orada değil. O kimsenin hedefi şaşkın. Şimdi gerçek bir mürşid-i kamilin dergahında senin hedefin şaşkın ise sen orada da duramazsın. Hedefin şaşkın. Senin ayağına bir şey dolanır. Senin gönlüne bir şey dolanır. Sen orada devam edemezsin. Çünkü senin hedefin bozuk, senin niyetin bozuk, senin için bozuk. Sen gerçek bir mürşid-i kamilin dergahına layık değilsin. O yüzden sen bay bay ettin oradan. Şimdi bir de bu tarafı var. Eğer gerçekten niyetin temiz ise Cenâb-ı Hak seni gerçek bir mürşid-i kamile ulaştırır.

dergahına ulaştın. Niyetin temiz değil ise, kalbinin istikameti şaşkın ise sen orada da duramazsın. İşin bir de bu tarafı var. Çünkü Allah rahmet eylesin Şeyh Efendiden itibaren hem kendi dergahımızda hem başka dergahlardan tecrübelerle konuşuyorum bunu. O yüzden normalde o ya mürşid-i kamilin dergahındaki safiyet. Bakın bir mürşid-i kamilin dergahında da safiyet vardır. O safiyet de hazine gibidir orada. Sen oradaki safiyeti bozmaya kalkarsan o safiyet seni dışarı atar.

O safiyet seni orada kaldırmaz. O safiyet seni orada tolere etmez. Bir yere kadar eder. Bir yerden sonra Geylan Hazretleri kulağından tuttuğu gibi fıydırır atar seni. Veya pirilerden birisi kulağından tutar atar. Şimdi hem mridin safiyeti hazinedir. Hem de dergahın safiyeti hazinedir. İki hazine birbirinin içerisine karıştı mı muhteşem bir şey çıkar ortaya. Çünkü mürit safiyane safi. Dergah da safiyane safi. Muhteşem bir iş çıkar orta yerde. Ama mürit safiyane mürşit.

Gerçek manada mürşit değil. Ehliyetli değil. O derviş çalışırsa, gayret ederse Cenâb-ı Hak onu bir mürşid-i kamile O dervişin çalışmasıyla alakalıdır. Ve ben bu safiliği, bu safiye safilik halakasını, perdesini manevi hazine olarak görürüm. Çünkü Hzreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisi mucibince eee ameller niyetlere göredir hadisini İmam-ı Azam Hazretleri fıkhında zirve yaptırmıştır bu hadisi. Bütün her şeyi niyete bağlar. İmam-ı Azam sufilik de niyettir.

Çünkü senin niyetin ne? Senin hedefin ne? Senin maksadın ne? Ben zakirim deyip kendine ev aldırmak mı? Ben nakibim deyip de kendine para toplamak mı? Ben nakibim deyip de dervişlerden ticaret yapmak mı? Senin niyetinle? Senin niyetinle? Ben şeyhim deyip de dervişleri belirli bir akçeye bağlamak mı? Senin niyetinle? Burada niyet çok önemli. Çünkü eğer niyeti bozuksa kimsenin o eninde sonunda yıkılmaya mahkumdur. Hani sufilerde bir ibare vardır. Testide ne varsa sızan da odur.

Dışarı testi o kimsenin gönlüdür. Senin gönlünde ne var ise senin dilinde de o vardır. Kalp dükkandır, dil tüccardır. Senin gönlünde kibir varsa dilinde de kibir vardır. Gözünde de kibir vardır. Senin gönlünde kendini beğenmek varsa gözünde de dilinde de kendini beğenmek vardır. Senin gönlünde çıfırt çarşısı varsa senin dilin de gözünde çıfırt çarşısıdır. Senin gönlünde mal sevgisi varsa senin dilinde de mal sevgisi vardır. Senin gönlünde ne var ise dilinde ve gözünde o vardır.

Bu kaçınılmaz bir şeydir. Gönlünde Allah olanın dilinde de Allah olur. gönlünde Allah var ise dilinde de onun Allah vardır. Onun gönlünde ne var ise hangi sevgi gönlünde yüksekse dilinde o vardır. Şimdi benim unutamadığım estantenelerden birisidir. Bizim Hüseyin Aga’nın kayın pederi Ahmet Duran abi şikayet ediyor. Sivas’ın çavuşları, nakipleri Ahmet Duran abiyi şikayet ediyorlar. Gözümün önünde olan hadise bu. Diyor ki oradaki zevat birisi efendim diyor Ahmet Duran diyor.

Aynen böyle Ahmet Duran diyor. Bir kimse bir zakiri için ismiyle Ahmet Duran diyemez. Ahmet Duran abi diyecek ona. Yaşı kaç olursa olsun. Bakın yaşı kaç olursa olsun bir kimse zakir mi? Zakir bayansa abla diyecek ona. Onu ismiyle hitap etmeyecek. Ona erkekse abi diyecek ona. Yaşı önemli değil. Sufiliğin kaidesi budur. Bunu bu kaide çiğnenmez. diyor ki Ahmet Duran içimden dedim eyvah gitti bu adam dedim içimden. Sen yılların zakiri Çorumlu Hacı Musta Efendi’den ve Şeyh Efendi intisap edeceği zaman ben size intisap ederim ama benim bir itikafa girmem lazım.

Benim itikafımı idare edebilirseniz ben sizden ders alacağım diyen kimse benim dervişliğimin bu ilk aylarında şahit olduğum bir şey bu. Abdullah Efendi diyor ki aynı derganın insanı. Bakın bunlar Ahmet Duran abinin önünde Hac abi var. Sivas’ın zakiri ama Ahmet Duran abi de o Sivas’ın zakiri nakibah Ahmet Duran abi de nakip Çorumlu Hacı Mustafa Efendi’den nakip diyor ki itikafa ben diyor itikafa girersem itikafımı idare edersen diyor ben ders alırım senden.

Ahmet Turan abi öyle boş bir kimse değil. Allah rahmet >> O da diyor ki, “Buyur gir.” O da giriyor. Şimdi bizim dergahta bir dervişin itikafa böyle bir hani maneviyatı açık olan bir kimse itikafa girdiğinde onun itikafını idare etmek öyle normal zahire göre itikafa girmek gibi değil. İtikafta bir sürü haller yaşayacak. İtikafta bir sürü hadiseler yaşanacak. O şeyh orada Allah’ın izniyle hazır nazır olacak. Öyle itikaf, öyle itikaf değil. Öyle camide 50 kişi girmişler.

Herkes layom yapıyor. Orada şarkı türkü söylüyor. Öyle itikaf değil. Şey efendi bu fakiri itikafa katardı. Ne o sıralıyor? Yağlı yemek yok, tuzlu yemek yok, hayvansalgı daha yemek yok, et yemek, şunun yemek. Telefonda durdum. İlk itikafa gireceğim. Ha, hiçbir şey yemeyeceksin dedim. Bende benim kalbime gelen o oldu. Hiçbir şey yemeyeceksin yani dedim. Tamam Mustafa Efendi. Tamam efendi dedi. Öyle şeyhe bir şeyi iki sefer anlattırmak mümkün değildir. Adapta şeyh sormayacak.

Yaptın mı diye. İkinciyi anlatmayacak sana. Bizim öğrendiğimiz edep buydu. Sıraladı, sıraladı, sıraladı. Ben şoktayım zaten. Ben itikafa kim girecek diye sormak için aradım. Sen giriyorsun dedi bana. Ben de orman işletmesinde çalışıyorum ya. Hani memur gibiyiz. Sen gireceksin dedi. Emredersiniz efendim. Ne yapacağım dedim. Normal günlük dersini çekeceksin. Günlük 3 gün dedi 70.000 70.000 gün çekeceksin. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görürsen 4.

gün 10.000 salavat-ı şerife çekeceksin. Sonra 100.000 lafzi celalat çekeceksin. Sonra bir tevhit, bir lafzi celal. Bir tevhit, lafzi celal 100.000 70.000. Öyle bitireceksin. Başladı sıralama. Yağlı yemeyeceksin, şunu yemeyeceğim, bunu yemeyeceğim. Bir sürü şey aklımda tutmam benim biraz zor oldu. İçim kalbime gelen hiçbir şey yemeyeceğim dedim. Öyle itikaf ediyoruz biz. Ben Allah beni affetsin. İlk itikafımda üç dilim ekmek aldım yanıma. Birinci gün bir dilim, ikinci gün bir dilim, 3üncü gün bir dilim.

4üncü gün ekmek yok, su yok hiçbir şey yok. Zeytin aldım yanıma. Bir 3 be tane. Bir de çay. 4düncü gün bir lokma yemek yok. 5 6 7 8 9 10 bir lokma yemek yok. Bir tek çay içiyorum geceleri oruç devam ediyor. Ben 5inci gün geldiğinde bir baktım benim yanaklarım çökmüş, gözlerim çökmüş. Aynaya ilk defa baktım. İtikaf mahalinden dışarı çıkarken kafamı bir tane örtü örtüyorum. Güneşe bakmak yok. Güneşi görmek yok. Aydınlıkta durmak yok. Dışarıda vakit geçirmek yok.

Tuvalete gidiyorsun. Tuvalette bir şey çıkmıyorsun zaten. Normalde işte vesvese olmasın diye gidiyorsun çıkıyorsun abdest alıyorsun. Kafamda kocaman örtü var. Direkt itikaf meine giriyorum. Dünya kelamı konuşmak yok. Herhangi bir kimseyle görüşmek, konuşmak yok. Ramazanın son 10 günü. Bizim dairede müdür, müdür yardımcısı, şefler camiye gelmişler. Basmışlar teravide demiş ya ben onun müdürüyüm. Demişler neyi olursan ol görüşmek yasak görüştüremeyiz. Ahmet Duran abi de böyle itikaf yapmış.

Tabii itikafta bir sürü haller, rüyalar, onlar bunlar. Ondan sonra ağlaya ağlaya şeyh efendiye gidiyor. Ben sana intisap etmeye geldim deyince diyor ki çık seyahate. Gördüklerinin hepsini de diyor seyahatte anlat. Bu işler öyle. İlk geldiği yer Tire. Bize haber gönderdiler. Dediler ki dışarıdan bir misafir var. Bu akşam gelin. Ben gittim Ahmet Duran abiyi o zaman tanıdım. ağlaya ağlaya itikaftaki yaşadığı halleri anlatıyor. Şimdi bir mürşid-i kamilin dergahı böyledir.

Ağlaya ağlaya anlatıyor Ahmet Uran abi. Bakıyorum böyle. Ondan sonra daha ben itikafı bilmiyorum ya. Diyorum garibim atmışlar içeri diyorum aç susuz bırakmışlar. Onun ramazanına Mustafa Özbağ garibi garip olan oldu. Benim ikinci itikta ben bir dilim ekmek götürdüm. Yesen ne oluyor, yemesen ne oluyor dedim. Birinci gün bir lokma, ikinci gün bir lokma, 3üncü gün bir lokma. Bunu kendimi methetmek için söylemiyorum. O itikaf böyle bizde çatırtılı geçiyor. Sonra bizim bir imam vardı.

Onu kattık itikafa. Tabii ben gidiyorum. Birinci gün sordum. Hoca bir şey var mı? İkinci gün sordum bir şey var mı? Üçüncü gün Oktay da yanımda. Oktay’la beraber girdik odaya tekrar. Hoca bir şey var mı? Benim içime daraltı girdi. Yani bayındır da birisi itikafa giriyor ve üçüncü gün tevhitleri çekiyor. Daha peygamber efendimizi görmüyor. İmam benden alim. Kur’an’ı Muranı her şey çok güzel. Ben bu nasıl olur? Gençlik öyle bir şey. Hemen ayağa kalktım ben. Oktay da ayağa kalktı.

O da ayağa kalktı. Femennahu başladık tevhide ayakta. La ilahe illallah. La ilahe illallah. La ilahe illallah. Allah dedi. Attı kendini. İmam bizim içimden dedim ki tamam perde açıldı. Mustafa kardeş gördüm. Elhamdülillah gördüm. Elimi tutmuş benim elime çek. Bırak dedim elimi dedim. Şeyh efendinin himmeti o dedim. O adam dahi gitti dergahtan. Şimdi bu manevi şeyler farklı şey. O yüzden şeyhler bir vesiledir. Sen çalışacaksın, sen koşturacaksın. O yüzden ama bir hani mürşit gerçekten bir mürşid-i kamil değil ise o dervişini yetiştiremez, yükseltemez onu.

dervişlerin manevi halleri açılmaz. Onlar manevi kör olurlar. Ama o öyle çalışır, öyle gayret eder, şeyhi ona hayret eder. Şeyhi ona hayret eder. Biz Bolu’da şeyhler toplantısı var. Orada Şeyh Şaban-ı Veli’nin makamı ve haziresi var ya. Şeyhler orada toplanmışlar. Şey efendi dedi, “Önce oğlum” dedi, “makamı ziyaret edelim.” Biz gittik o makamı ziyarete bizim arkamızdan halifeler koşa koşa geldi. Orada üç tevhit okuduk. Ondan sonra orada şeyhler sıralı. Onun başında üç tevhit okuduk.

Şey efendi vurdu. Aa ne gördün dedi. İşte şu oldu, bu oldu. Efendim şuradaki dedim zahat var. Bunun yanındaki o dedim halakaya katılmadı dedim. Orada bulunduğu yerden dedim kabirden ayağa kalktı. Orada dedim ders yaptı dedim. Şey efendi baktı naz etti dedi. O dedim Zaat efendim dedim ismini söylemeyeyim şimdi filanca efendinin babasıymış dedim. Nasıl biri dedi. Ben şimdi onun kıyafetleriyle gözümün önüne geldi. Kıyafetleriyle tarif ettim. Biri ağlıyor yanımda.

Onun başına geçtik. Üç defitte onun başında okuduk. Aa ne oldu? Gönlü oldu mu? Oldu efendim dedim. Tebessüm etti. Sarmaştı dedim. Seninle de benle de hepimize sarmaştı dedim. Aa iyi oldu o zaman desene dedi. İyi oldu efendim dedim. Şimdi öbür halife diyor ki o benim şeyhimdi diyor. Sen onun rüyanda mı gördün? Hayır şimdi gördüm. Dedim hayır şimdi gördüm dedim. Böyle oluyor mu?” dedi. Neden olmasın? Sizde olmuyor mu?” dedim. “Yok.” dedi. E dedim yani biz de dedim yolda giderken dahi görürsün dedim.

Normal bizde dedim. Allah Allah dedi ya. Tarif etmeseydin inanmazdım dedi. E dedim işte böyleydi. Aynı şeyi müyesser yaşattıydı bize. Şeyde Suriye’de koca mezarlık, Emevi mezarlığı. Mezarlığının içerisinde müyesserin şeyhinin mezarını arıyoruz. Şey efendi üç devi okuttu. Dedim efendim şurada dedim ileride tepenin oradan dedim ayağa kalktı dedim orada dedim müyesserin şeyhinin şeyhi ilerideki tepede orada oradan kalktı dedim oradan zikrullahğa katıldı buraya da gelmedi dedim müyesser soruyor.

Nasıl birisiydi dedim başında beyaz sarık vardı. Üzerinde kaput gibi bir şey vardı. Böyle dedim krevize kaput giymiş dedim işte şöyleydi böyleydi. İnce yüzüydü. Sakalı şöyleydi. Müyesser evet evet namam niam diyor. Baktım müyesserin imtihanına giriyoruz. Bir anda adamın gözleri gözümün önüne geldi. Müesserin göz renginden. Müesserin gözlerine böyle iki parmağımı uzattım. Tak gözünün önünde durdu. Gözlerinin rengi de bunun gözlerinin renginden dedim müyesser bıraktı kendini.

Başladı ağlamaya. Ondan sonra da yolda dönüşte bizim Nevşehir’den hoca vardı Nuri. Nuri’ye diyor ki Nuri. O da Nuri uyuklamalı. Ben arabayı kullanıyorum diyor. Şeyh Mustafa’ya söyle. Benim kızımı ona vereyim diyor. Nuri de yapıyor şimdi. Ben ne dediğini anlıyorum. Nuri’ye döndüm. Lan Nuri dedim ben. Buyur abi dedi. Oğlum sen kimden yanasın lan dedim ben. Şimdi böyle durdu. Oğlum dostu mütercimlik yapacaksan yap dedim. Ne söylemiyorsun dedim bana ne söylediğini ya.

Abi kafeyi yemiş ya. Ne demek lan kafeyi yemiş dedim. Ne söylemiyorsun bana dedim. Benim kızımı nikahlayalım diyor dedim. Ne söylemiyorsun bana sen dedim. Abi anladın mı? Allah senin iyiliğini versin dedim. Hani o zannediyor ki ben onu anlamayacağım. İmam kafası. O da imamdı. Dedim ne demiyorsun bana dedim. Ya bu kafeyi yemiş abi ya. Diyor oğlum ne kafeyi yemiş dedim. Adamı biliyor dedim. Adamı tanıyor dedim. Adam dedim adamı tanıyor. Ne söylemiyorsun sen dedim. Şakalaşıyoruz tabii.

Şimdi şey efendi de sanki bilmiyormuş gibi. Mustafa Efendi ne oldu nuriyle diyor. Dedim bu kime çalıştı belli değil efendim bunu dedim. Ne oldu dedi. Dedim böyle böyle dedi bana dedim tercüme etmiyor dedim. Nur sen de bunun anlamayacağını mı düşündün diyor. Gülüyor şey efendi. Tabii paçayı zor yırttık oradan biz. Bir gidip iki gelecektik neredeyse. Şimdi derviş çalışırsa onu görür. Gerçek bir mürşid-i kamil değil ise başındaki gerçek bir mürşid-i kamile yolu açılır onun.

Yeter ki derviş çalışsın. O yüzden o dervişin makamı yükselmez diye bir şey yok. makamı yükselir. Bir küçük kıssa hani bir Muhyiddin İbn Arabi Hazretlerinin zamanında bir çoban var ya Arabi anlatır bunu da. Çoban demiş ki ya herkesin bir şeyhi var şu demiş çiçek çok güzel dağda bu çiçek de demiş benim şeyhim olsun. oturmuş her gün. Allah Allah çiçeğin önünde sonbahar gelmiş bir rüzgar çiçek önde derviş arkada çiçek önde derviş arkada ibn Araba hazretlerinin Şam’daki dergahın önünde çiçek sükun bulmuş.

Arabi içeriden bağırmış. Gel çoban efendi demiş. Sen şeyhine demiş kuru bir çiçek mi zannettin? O kuru bir çiçek dahi olsa seni istikamete götürür. Sen çalışmazsan orada kalırsın. Orada kalırsın. Yol yürür müsün? Orada kalırsın. Ama Allah bizi affetsin. >> O yüzden çalışmak lazım. Bu suretle müride su ve ateş bile zarar vermez. Halbuki şeyhe zararlıdır. Fakat bu nadirdir. Fakat nadir olarak talibin itikadındaki parlaklık yüzünden şeyhin yalanı talibe faydalı olur.

Bakara ayet 286. Allah kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yü yüklemez. Senin gücünden fazlasını sana yüklemez. Sen normalde eğer samimi mürit yanlış şeyhe düşse dahi onun için bir imtihan olur. Ama onu ihlasıyla o yükü taşır. Cenabı Hak ona bir fazladan yük yüklemez. Yani bir mürşid-i kamile Cenâb-ı Hak fazladan yük yüklemez. Dervişler der ki ya şeyhin yükü çok ağır. E ona ağır gelmez. O o karşıdan bakana ağır gelir. Cenabı Hak hiçbir varlığa zulmetmez.

Mesnevi Şerhi (2283. Beyitten) ve Önemi

Hiç kimseye gücünün üstünde bir güç yüklemez. Bir kimse vardır 100 kişiyi idare edebilecektir. Orada 10incisi derviş olmaz. Sebep o zakirin kalbi, gönlü, maneviyatı 100 kişilik. 101 olacaksa oradaki zakir değişmesi lazım. Gücü yetmiyor onun. Bir çavuşun 5 tanedir gücü. 10 tanedir, 20 tanedir. Gücü yetmezse onu değişir orada. O çavuş da kendini geliştirecek. O da çalışacak ki onun dervişleri de çoğalacak. Çavuşluğu genişleyecek. Onun zakirliği genişleyecek. Dervişler genişleyecek.

Bu sefer onun nakipliği gelecek. Nakipliği gelince oradaki dervişler çoğalacak. Sonra nüabbalığı gelecek. Dervişler çoğalacak. Onun normalde hepsi de orantılı. Orantısız bir şey yok. O yüzden hani o bir kimse samimi bir müşyhe düştü. Çalışırsa Cenabı Hak onu oradan başka yere sevk eder. Efendim ben filanca yerde derviştim. Hep rüyamda sizi görüyordum. Bana da diyorlardı ki sen bizim geçmiş şeyhlerimizi görmüşsündür. Değil ama sizmişiniz. O ister Amerika’da olsun, ister Çin’de olsun, ister Japonya’da olsun, ister Rusya’da olsun, derviş çalışıyorsa gerçek bir mürşid-i kamili Cenabı Hak buluşturur ona.

O yüzden o böyle Cenabı Hak fazladan yük yüklemez. Hiç kimse zulmetmez. senin kaldırabileceğini verir. Bu kadındır, bu çocuktur, bu iştir, bu aştır, bu derviştir, bu dergahtır. Senin götürebileceğini veririz Cenabı Hak. Ha sen hem çalışırsın, kalbini değiştirirsin. Sen kendini değiştirmedikçe o seni değiştirmez. Sen kendini değiştirirsin, o seni değiştirir. Sen kendini değiştirirsin, o seni değiştirir. Sen kendini değiştirmezsen o seni değiştirmez. Sen karınca tabiatlısın, karınca tabiatlı gidersin.

Değiştirirsen kendini deve tabiatlı olursun. Bir karınca devenin gücüyle çeker mi? Manevidir bu işler. Allah ona güç verir, değiştirir onu. Ha sen değiştirmezsen o da seni değiştirmez. Sen kendince kendini terbiye edeceksin, değiştireceksin. Kendini genişleteceksin. Kendini derinleştireceksin. Allah’ı zikredeceksin. Ahlakını düzelteceksin. O yüzden normalde mesela hani şey Yunus suresi var ya hani Allah dostlarına korku yoktur. Allah dostlarına onlar mahsun da olmayacaklar, mahcup da olmayacaklar diye mahsun ve mahcup olmayacaklar.

Yani Cenabı Hak o dostunu mahcup etmez. Onu genişletir. O dostssa o Allah’ın dostuysa onun kalbine ilham eder. O Allah’ın dostuysa sen ona sor soracağını. Cenâb-ı Hak onu mahsun eylemez, mahcup eylemez ortada. Allah onu ortada bırakmaz. Bakın Allah onu ortada bırakmaz. Onun kaldıramayacağı bir yük yüklemez ona. Mürit adayına, müridine, zakirine, çavuşuna, nakibine, nügabbasına, halifesine kaldıramayacağı bir yük yüklemez. Ama insanlar heva ve heveslerini ilah edinirlerse kaybederler.

Bu ayrı bir mesele. Sana samimi bir niyetle çalışmak düşer. Sana samimi bir niyetle gayret etmek Sana samimi bir niyetle yol yürümek düşer. Geri kalan Allah’ın işi. Ha sen yürüdüm deme. Ama Allah’tan yardım dile. Cenabı Hak’a boynunu bük. Koşacağım diye niyet et. Sen çık koşmaya. Senin yardımcın Allah’tır. Senin vekilin Allah’tır. Yolumuzda mücadele edenlere yollarımızı açarız. Sen mücadele edersen senin yolun açılır. Sen mücadele etmezsen senin yolun açılmaz.

Sen mücadele edersen hakikati bulursun. Sen mücadele etmezsen hakikati bulmazsın. Hepsi de gayrete tabidir. Gayretsiz olmaz. Alın terinsiz olmaz. Evde yataraktan dervişlik olmaz. Keyfini düşünerekten çavuşluk, zakirlik olmaz. Keyfini düşünerekten nakiplik, mügabbalık, halifelik, şeyhlik olmaz. Bakın olmaz diye altını çizerekten, direterekten söylüyor. Hepsi de gayrete tabidir. Hepsi de iyi niyete tabidir. İyi niyet ve gayret. O zaman normalde herkes niyetinin karşılığını bulur.

Hani adamın birisi Müslüman bir kadına aşık olmuştu da o da hicret etti. Allah Resulüne sordular. Dediler ki, “Ya Resulallah, o da hicret sevabı alacak mı?” Dedi ki, “Niyet.” Neye niyet ettiyse onun sevabını alır. Kadına niyet eden kadını bulur. Metaya, dünyaya niyet eden dünyayı bulur. Allah’ı niyet eden Allah’ı bulur. Sen niyetin ne? Mal satmak. Çıkarsın malını satarsın. Hicret ettin sen. Evinden, barkından, işinden, aşından, eşinden, sevdiklerinden ayrıldın.

Hicret ettin. Senin o ticaretin bereketli olur. Merak etme. Niyetini sağlam tutama. Kimseye aldatma. Aldanma da aldatmak için de yola çıkma. Senin ticaretin bereketli olur. Niyetin ne? Çoluğuna çocuğuna helal rızık. Sen niyetin ne? Temiz ticaret. Merak etme Cenabı Hak senin niyetini boşa çıkarmaz. Sen neye çıktın yola? Tertemiz bir evlilik yapmak için çıktın. Vallahi Cenabı Hak seni tertemiz bir evlilik yaptırır. Niyetin oysa. Senin niyetin ne? Sen evlilikten Kur’an ve sünnet dairesinde bir evlilik, Kur’an sünnet dairesinde evladı iyi al düşündün.

Allah sana onu verir. Niyetin o senin. Allah onu sana verir. Olmadıysa sen yalancısın. O zaman niyetinde sıkıntı var senin. Senin niyetin sahih değil. Sen yola dervişlik için çık. Temiz bir dervişlikli için çık. Cenabı Hak senin niyetini tesis edecek. Merak etme. Daha az önce arkadaşlara dedim. Biz ben yola çıktığımda dedim ulan bu hayyul harara gürereden kurtulayım kenara geçeyim dervişlik yapayım diye yola çıktım ben. Dedim benim niyetim buydu. Ben çok hareketli bir hayat yaşadım o zamana kadar.

Dedim ben sükunete ereyim bir derviş olayım. Böyle bir kenara çekileyim, dervişlik yapayım dedim. Biz kaynar kazanın içine düştük. Kaynar kazan da değil. Kocaman bir okyanus fokur fokur kaynıyor. Onun içine düştük biz. Ben kendi nefsim için ne zakirlik, ne nakiplik, ne çavuşluk, ne şeyhlik, hiçbir şey bilmiyorduk. Hala daha bilmiyorum ben. Ben hala daha bilmiyorum. Daha benim ağzımdan kimse duymamıştır. Ben şunu oldum diye. Veya şey efendiyi Allah affetsin efendim bana şunu verin.

Ağzımdan çıkmamıştır. Dilim kopsun çıktıysa. Ben hiç kimseden hiçbir şey isteyemem kolay kolay. Şimdi millet bana mesaj atıyor, telefon atıyor. Bana icazet verebilir misiniz? Halifelik verebilir misiniz? Şeyhlik verebilir misiniz? Hayret ediyorum ben. Allah bizi muhafaza eylesin. >> Niyetin temiz olsun. >> O niyetinin karşılığını bulacaksın. Dervişlikse tertemiz bir dervişlik yaşa. Niyetin bu olsun. Ticaret, tertemiz bir ticaret yap. Merak etme senin ticaretin ayağa kalkar.

Karşınızda üç sefer iflas etmiş insan var. Hem böyle 5 lira, 10 lirayla değil, milyon dolarlarla iflas etmiş insan var. Ben hep şuna inanırdım. Ben bu parayı kumarda, kadında, kızda, barda, pavyonda yemedim. Ben israf edip gösterişe, şata şatafatı düşüp de yemedim. Benim paramın nereye gittiği belli. Allah beni ayağa kaldıracak diyordum. Ben buna inanıyordum ve diyordum ki göreceksiniz ben bütün borçları ödeyeceğim ve Mustafa Özbağlı olarak dimdik ayakta duracağım.

Beni seyredeceksiniz. Beni diyorum seyredeceksiniz ve pişman olacaksınız. Biz bu yanlışlığı neden yaptık? Neden buna bu kötülüğü yaptık? Neden bunu arkadan hançerledik? Neden hainlik yaptık diye pişman olacaksınız diyordum. Ve mahşerde sizin boğazınızdan tutacağım. Allah’a hesap vereceksiniz diyordum. Hesap verecekler. Arkamdan iftira edenler, yalan söyleyenler, gıybetimi edenler, olmayan şeyleri olmuş gibi gösterenler. O yüzden bakın şu hadis-i şerifi kendinize ilke edinin.

Ameller niyetlere göredir. Bütün hadisleri hadislere ulaşamamış olsaydık şu hadis bize ışık tutmaya yeterdi hayatımıza. Ve şunu unutmayın. Herkes niyet ettiğini görür. karşısında, elinde, önünde herkes, her kim olursa olsun ameller niyetlere göredir ve onun önünde, elinde, arkasında göreceği şey niyet ettiğidir. Başka bir şey değildir. Bakın başka bir şey değildir. Bunu bir kendinizde bir hayat ilkesi, bir distur olarak alın ve niyetinizi temiz tutun. Bazen şataat gibi gelir arkadaşlara, kardeşlere.

Ben kendimi bildim bileli. Cenabı Hak hamdu sena olsun. Ben birisine kötülük düşünmemişimdir hiç. Kendimi böyle sınıyorum. Kendimi bildim bile. Hiçbir kimse düşmanın dahi olsa ben ona kötülük düşünmemişimdir. Dervişlikten önce de o kadar çok sıkıntı yaşadım ki ben etrafımdan, yakınlarımdan, her taraftan babam öldükten sonra ben hiç kimseye kötü bir şey düşünmedim. Kötü bir şey tasarlamadım. Birine kötülük yapmayı düşünmedim hiç. Ben bugüne kadar birinin parası, karısı, kızı, evladı, malı, mülkü beni hiç ilgilendirmez hiç kimse Niyet benim için zirve bir şeydir.

Zirvedir bu. Benim niyetim ne? Ben ona bakarım. Başka bir şey yaşanmış olabilir. Ben niyetime bakarım. Benim niyetim ne? Allah bizi niyetini bozanlardan eylemesin. >> Son nefesimize kadar niyeti temiz olanlardan eylesin. >> Böyle olunca bir kime bağlanırsan bağlan. Niyetin temiz ise sen merak etme. Cenabı Hak seni naçar bırakmaz. Meydanda bırakmaz. Sen ne yaparsan yap, niyetin temiz ise, niyetin temiz ise merak etme, amelin temiz ise merak etme. Sen yıkılmazsın.

Fatih Terim’in bir tabiri var ya, biz bitti demeden bitmez. kendisinden çok hoşlanmam ama sözü düzgün söz. Hani milli takım için söylüyor ya biz bitti demeden bitmez. Hep de bizi ipe götürür. Hiç baştan bir bir şey olmaz yani. Biz hep telaş ederiz. Son dakika biz bir yere gideceksek son dakikada gideceğiz. Bizim kaderimiz bu demek ki şimdi gene değil mi? Milli takım öyle mi olacak? Gene demek. Öyle olacak değil mi? Yine öyle uzaktan izliyorum ama yine son dakikaya gidiyoruz biz değil mi?

Bizim Türk milletinin kaderi bu. Biz bir şeyi son dakikada halletmeye çalışırız. Son dakikaya gelinceye kadar yaparız ya. Hani olur ya işte ne değişecek? Kimlikler değişecek. Biz son gün gideriz. Ehliyetler değişecek. Son gün yığılıyor. Bir ay daha izin veriyorlar. ik ay daha izin veriyorlar. Bir de ne diyoruz biz biliyor musun ya? Muhakkak müsaade edecekler bir ay daha. Ya boş ver ya. Tabii biz son dakika bir milletiz. Gerçekten biz böyle bıçak kemiğe dayanmadıktan sonra biz harekete geçmiyoruz.

Bizim harekete geçmemiz için bıçak kemiğe dayanması lazım. O zaman da önümüzde kimse durmuyor. Bizim hiç kimse durmuyor. Biz son dakika insanız. O yüzden niyetlerinizi son dakikaya kadar hiç bozmayın. >> Niyetlerinizi son nefesinize kadar temiz tutun. >> Son nefese kadar zikrullah halakasında daim durun. >> Ve inanın ki Cenabı Hakk’ın cemaliyle cemallenip bu dünyadan göçüp gideceğimize ben inanıyorum. Siz de inanın. >> Ben o inançta yaşıyorum.

Diyorum ki hatta hani eee Cenabı Hakk’ın vermiş olduğu nimetlere nankörlük değil bu. Yani ya Rabbi diyorum son nefesimde de benim bana o kadar çok nimet bahşetmişsin ki Cenabı Hak’a hamd olsun. Ben bana benim üzerimde vermiş olduğu nimetlerin zerresine dahi ben hamdine yapabilecek bir kimse değilim. Maddi manevi maddi manevi. Cenabı Hak o kadar lütfetmiş, o kadar ikram etmiş, o kadar ihsan etmiş ki saymamış. saymamış sonsuz hamdu sena ediyorum. >> Hiç kimseye boyun bükmeden, muhtaç eylemeden 64 yaşıma getirmiş benim.

Elhamdülillah. >> Ve dimdik yaşatan Rabbime hamdolsun. >> Dimdik yaşattı beni bugüne kadar. Ben ne bir bürokrat tanırım, ne siyasetçi tanırım, ne gizli odaklar tanırım. Hiçbir şey tanımam. Hiç kimseye boyun bükmem. Dik bir insanımdır. Geçimsiz bir insanımdır. Agresif bir insanımdır. Öyleyimdir. Rabbim öyle beni lütfetmiş. Aile de öyle yetiştirmiş. Babam da öyle çok dik bir insandı. Babam da öyle boyun bükmesini bilmezdi. Ana avra söver geçerdi. Bu adam silahını çıkarır anıma dayar.

hiç aklına bile gelmezdi. Ben içimden diyordum ki şimdi bu adam silahını çekecek, dangadak vuracak. Daha onun üstüne üstüne gidiyordu. Adam def olup gidiyordu. Ondan öğrendik biz. Boyun bükmemeyi babam öğretti bize. Hani kadınmış, evlatmış, dedem de dahil. Buna babam için söylüyorum. Hiç dedeme de boyun bükmüyordu. Saygısızlık yapmıyordum. Boyun da bükmüyordu. Ben bazen anlatıyorum ya. Ben anne dedemin evinde bir lokma yemek yediğini görmedim. Babamın bayramdan bayrama gider bir kahve içer.

Bayramınız mübarek olsun der. 15 dakika 16 dakika yok. çok dik bir insandı. Ben Rabbime hamdediyorum. Cenabı Hak beni de dimdik yaşattı bugüne kadar. >> Ben bütün dervişlere de bunu tavsiye ederim. Ben Oktay’a bile dedim. Oktay ölümün buradan yavrum. Hiç kimse yok. Ölümün buradan ama senin dimdik ölmeni istiyorum dedi. Seni gömerken de mezarına dimdik gömeceğim dedim. Öyle öleceksin. Sana yakıştığı gibi öleceksin. Boynunu bükmeden öleceksin dedim. Boynunu bükmeden öldü Oktay.

Ben Seyit Taş’a da aynı şeyi söyledim. Seyid o hastalığın buradan dedim. Ölümün de buradan. Buradan mı dedim? Buradan dedim. Senin yüzüne söylüyorum dedim. Ben adamın yüzüne söylerim söyleyecek olduğumu. Senin yüzüne söylüyorum dedim. Ölümün buradan ama dedim dimdik öleceksin. Sen Mustafa Özbağ’ın arkadaşısın, dostusun dedi. Dimdik öleceksin dedi. Dilin tevhitle dimdik öleceksin dedi. Hamdolsun dimdik öldü. Bu dergahın kadını, erkeği, dervişleri dimdik yaşayıp dimdik ölecek.

>> Bunu kendinize hedef seçeceksiniz. Eğilmeden, bükülmeden, bulanmadan. Hazreti Pir diyor ya, “Her gün bir yerden bir yere göçmek ne güzel. Her gün bir göçtüğün yerden tekrar göçmek ne güzel. Eğilmeden, bükülmeden, bulanmadan. Eğilmeden, bükülmeden, bulanmadan bir yerden bir yere göçeriz. Eğilmeyi bilmeyiz. Bükülmeyi bilmeyiz. Bulanmayı bilmeyiz. Sevdik mi tabirimi hoş görün Allah’ına kadar severiz. Sevgimize dayanacak olan dağlar bile yoktur. Sevdiğimizi severiz.

Sevmedik mi de sevmeyiz. Yüzüne de söyleriz. Seni sevemedik kardeş. Sen kendine bir şeyh ara. İlk görüşte aşka inananlardanız. Baktık, gördük, sevdik mi bitmiştir mesela. O bizim elimizi bırakmadığı müddetçe biz onun elini bırakmayız. O bizim elimizi bıraktıysa da ebediyen dönüp bakmayız ona. Ebediyen dönüp bakmayız. Bu fakiri böyle tanıyın. dönüp bakası olmayan bir insanım. Ben yolda yürürken daha arkama bakmam. Tanıdık bir kimse gelsin de beni alsın diye düşünecek diye.

Arkaya bakmak yoktur. Buzağı inek değilim. Habire arkaya bakacak. Dimdik görürüm. Sevdiysem sevmişimdir. Günahsa günahtır. Benim günahımdır. Bu bu konuda da çok netimdir. Kusursa benim günahımdır. Özür dilemesini de biliriz, af dilemesini de biliriz. Ama boynumuzu bükmeyiz. Boynumuzu bükmeyiz. Kırılır o boyun bizde ama bükülmez. Kıranı da alkışlarız. Helal olsun deriz. Bir delikanlı çıktı. 64 yıldan sonra boynumuzu kırdı deriz. Onun da elini öperiz. Eğer nefesimiz kalırsa ama boynumuz kırıldıysa nefesimiz bitmiştir.

O nefes durduğu müddetçe de boynumuz kırılmaz Allah’ın izniyle. >> Haklarınızı helal edin. >> Helal olsun. >> Bizden yana da helal olsun. Geceniz hayır olsun. >> Rabbim niyetlerini temiz tutanlardan eylesin. Oo, Telegram çalışıyormuş ya. Hiç bakmadım ben ama. >> Maşallah. Allah nazardan saklasın. Salih elfatiha dedik mi ya? Hatırlamıyorsun. Sen de mi kaybettin kendini? Elfatiha salavat.


Kaynak

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir.

İlgili Sohbetler

Daha fazla bilgi için Tasavvuf sayfasını inceleyebilirsiniz.