Mesnevi Şerhi

322. Mesnevi Şerhi (2269. Beyitten)

Mesnevi Şerhi (2269. Beyitten) konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Mesnevi Şerhi (2269. Beyitten) hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız.


>> Ecmailiz. Malum birkaç haftadır Mesnevideki hikaye Müslümanların önlerinde önlerine düşen sahte önderlerle alakalı. Bunlar siyasi, bürokratik, dini. Bunun bütün hepsini de içine alan beyitler manzumesi. En son okuduğumuzda kendisinin nuru yok. Onunla görüşüp konuşanlar nereden nurlanacak? Burayı okumuştuk. Buradan devam ediyoruz. Bu çeşit şey yani kendisinin nuru yok. Kendisinin bir ilmi yok. Bir hikmeti yok. kendine faydası yok tabiri caizse bunları tarif ediyor. Bu çeşit şey gözü akan ve görmeyen kişiye benzer.

Gözüne ilaç çeker ama zararlı ilaçtan başka bir şey çekemez ki. Bu tip şeyhler kendini şeyh mürşit gören, kendisini toplumun önderi gören, alim gören, siyasetçisi, bürokratı hepsi de dahil. Buna bu tip insanlar normalde gözü akan görmeyen kişiye benzer. Yani normalde eee bizim çocukluğumuzda olurdu. Bazılarının gözleri akardı.

Çapak olurdu. Ondan sonra o çapaktan dolayı göremezdi veyahut da bir akıntısı olurdu. Onun eskiler ona bir göz hastalığı olarak bir hastalık söylüyorlardı da eee ağla başlayan benim hatırıma gelmedi şimdi o. Normalde öyle bir göz hastalığı o kimsenin görmesini engelliyor. Şimdi eee maneviyatı olmayanın, feraseti olmayan da yani tabiri caizse kalbi harekete geçmediyse, kalbi manevi gözü açılmadıysa o kimse de görmeyen kişiye benzer. Ve bu tip insanlar işte diyor ki gözüne ilaç çeker ama zararlı ilaçtan başka bir şey çekemez.

Bu tip alimler, bu tip şeyhler, bu tip siyasetçiler, bu tip bürokratlar bu noktada insanları doğru yola sevk etmezler. Hak ve hakikati anlatmazlar. Bunlar toplumu değişik yönlere sevk ederler veyahut da peşlerine düşen insanları Kur’an ve sünnet dairesinde değil, olması gereken şeyleri söylemezler.

Heva ve heveslerini ilah edindiklerinden dolayı onları değişik yerlere sevk ederler. Ebü Nayim’den ve Deylemiden hadis-i şerif. Ortalık karışır. Yalanlar yazılır. Adetler ibadetlere karıştırılır ve ashabıma dil uzatıldığı zaman doğruyu bilenler herkese bildirsin. Allahu Teala’nın meleklerin ve bütün insanların laneti dikkat edin buraya insanların laneti doğruyu bilip de gücü yettiği halde bildirmeyene olsun. >> Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sanki bugünleri anlatmış bize. Ama Adem’den itibaren hep doğruyu, hakikati bildiği halde söylemeyenler, saklayanlar bunu insanlara tebliğ etmeyenler, bunu devlet başkanlarına, siyasilere, bürokratlara tebliğ etmeyenler hep olmuş.

veyahut da insanları aldatmak için, onların ellerindeki dünyalıkları almak için, onlara şirin görünmek için doğruyu saklayıp gizleyenler hep olmuş. Ve Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki, “Ortalık karışır. Yalanlar yazılır.” Enteresan bir şey.

Şimdi sosyal medyaya baktığımızda yalanların dik alası var. Ortalık kan revan oluyor. Yalandan dolayı kan revan oluyor. Ve o kadar çok yalan var ki işin içerisinde insanlar yalanları doğruluyor. Diyorlar ki işte bu yalan ama doğru. Hani yalanı doğru kabul ediyorlar. Ve gıybetler, dedikodular, iftiralar ve algı yönetimleri insanları bunlarla aldatıyorlar. Ortalık karışır, yalanlar yazılır. Adetler ibadetlere karıştırılır. Adet biz zannediyoruz ki bu adetler sadece işte e normalde halkın içerisinde işte evde, ailede var değil.

Ben bazen diyorum ya onun şeyhinin şeyhi öyle yapıyormuş kardeş. Senin şeyhinin şeyhi öyle yapıyor ama bu doğru bir şey değil. Neden bunu ibadet gibi algılıyorsunuz? İbadet denince Kur’an ve sünnetle sabit veyahut da bir tarikatın adabı, erkanı Kur’an ve sünnete, imamların içtihadına, ilk sufilerin yoluna uygun olması lazım.

Ben tecrübemi aktarıyorum. Hani diyorum ya bir halifeyle tanıştım. Halife eee şalvarına cep diktirmiş dizine kadar. Ondan sonra hazır şeyh olunca o şalvarı giyecek. Neden dedim? Bizde dedi cuma selamı olur dedi. E dedim şey efendi dedi dergaha veya tekkeye veya toplanılan yere dikilir. Herkes gelir cumasını tebrik eder. Cebine de harçlık koyar dedi. O yüzden mi dedim dizine kadar şalvarın cebi. Evet dedi. Musa sizde yok mu dedi. Bende şalvar bile yok dedim.

Hani ben şalvar giymiyorum. Normal pantolon giyiyorum dedim. Bak dedim bende şalvar var mı? Benim cep dedim o kadar da dedim hani derin değil. Onu öğrenince o da kendine şeyhlik bekliyor. Dedim ki bu şeyhlik sana gelmez dedim. Dedim oğluna gider onun. Ve dedi ki oğluyla küs.

Vallahi barıştığını görürsün dedim. Oğlanın oğlu var mı dedim ben. Var dedi. Hatta onu bile atar şimdiden. Benden sonra oğlan olacak. Oğlandan sonra da onun oğlu olacak der. Dedim siz de ona keramet diye peşine takılırsınız dedim. Aradan bir ay geçti. Bir ay sonra gittim. Halife üzgün dedim. Ne oldu? Vallahi dediğin gibi oldu. Dedi. Rüyanda mı gördün? Dedi. Ya rüyada görmeye gerek yok mu dedim. Görünen köy kılavuz istemiyor.

Dedim ne yaptı? Oğluyla barıştı değil mi dedim ben. Evet dedi. Canciğer kuzu sarması oldu mu dedim ben. Evet dedi. Onun dedim şeyhlini ilan etti mi? Evet dedi. Dedim, “Torunu da ilave etti mi?” ona dedim eee ilan ettim mi onu da ilave ederek. “Vallah öyle oldu dedi. E dedim sen şalvarı ona hediye et artık dedim.

Hani ne yapayım ben dedi.” dedim sakın bırakma o. Çünkü bir önceki şeyhin de halifesiymiş. Halifelik makamında duruyor. Ondan sonra o vefat etmiş. Oğlu geçmiş. Ondan sonra yine halife. O şimdi oğlan geçecek dedim. Yine halifesin sen. Sıkıntı değil dedim. Halifeliğin tadını çıkar dedim. Sen halifelikte kalacaksın. Şimdi onun şeyhinin şeyhi de aynıymış. Değişmiyor bir şey. Bakın yani Kur’an ve sünnetin dışındaki bir şeyi tarikatın adabı olarak koymuşlar oraya veya edep olarak koymuşlar veyahut da alimler veyahut da işte siyasetçiler veyahut da bürokratlar sonuçta kendilerinin hakkı olmayan bir şeyi hakkıymış mı hakkıymış gibi gösteriyorlar ve ona devam ediyorlar. Yani gözü hasta olan şey hakikati görmeyen, hakikati anlatmayan. Hem hakikati görmüyor, gözü şaşı hem de bildiği hakikati anlatmıyor. Dili lal olmuş.

Yani suskun. Suskun olunca haksızlıklar karşısında susan dış şeytan. Madem ki o konuda bir bilgin yok, madem o konuda bir ehliyetin yok, çıkma meydana. Ama onları çıkarıyorlar meydana. Yani toplanıyor 3 be kişi. Sen bizim şeyhimiz ol.” diyorlar. Veyahut da bir yerlerden bir atama geliyor. Artık eee İngiltere Sarayından mı gelir, Mossat’tan mı gelir, Siha’den mi gelir? O topluluğun göbeği nereye bağlıysa oradan bir işaret geliyor. Diyorlar ki şuna tabi olun.

Sen çık. Sen buranın şeyhisin. O da şeyh oluyor. Veyahut da ülkeye dışarıdan biz şeyh ithal ediyoruz. Yani Kuzey Irak’tan, Suriye’den bir bakmışsın bundan 50 yıl önce, 100 yıl önce şeyhler gelmiş. İngiliz soytarısı olan şeyhler gelmiş. Evet. Onlar icazetleriyle geliyorlar. Bir de onlarda normalde Kazım Efendi söylediydi. Ondan sonra dedi ki şeyh icazeti, şeyh icazeti dedi ki 5.000 dolar.

Eee seyitlik icazeti.000 dolar dedi. Kazım Efendi söyledi. Onu dedi. Yazıyorlar getiriyorlar dedi. Şimdi böyle olunca o şeyhin gözü hasta yani gözleri hasta olan normalde görmeyen göz tabipliği yapabilir mi? Yapamaz. Gözü görmeyen bir kimse senin gözünü ameliyat edecek. Bu mümkün değil. Gözü hasta. Çünkü o senin göz ameliyatı yapamaz. Senin gözünü tedavi edemez. Çünkü neden? Kendisi manen kör. Allah muhafaza >> Yani çok özür dilerim burada hani körlere ait değil bu sözüm ama gözü kör olan bir doktor hangi gözü tedavi edecek, ameliyat edecek mümkün değil.

İşte sahte önderler bu manada gözleri kör olmasına rağmen eee etrafındaki insanların veya peşine takılanların gözlerini ne yapacak? İşte kendince ameliyat yapacak. Oysa normalde kendi manevi olarak kendi gözü açılmamış yani kalbi gözü açılmamış olan bir kimse senin kalp gözünün açılmasına nasıl vesile olacak?

Seni nasıl terbiye edecek? Seni nasıl nefsi nefis terbiyesine kaçacak? Sana ne anlatacak? Onlar senin nefsinin terbiye etmesi için Evet. İlaç acıdır. Acı ilaç verecek sana. Diyecek ki Kur’an bu, sünnet bu. İmamların içtihadı bu. Buna uyacaksın diyecek. Ve ama ne yazık ki tabii bunların böyle toplumu aldattıklarından dolayı bakın bir kimse kendi kendisine günah işler. kendisine aittir bu. Ama bir kimsenin günahı topluma toplumu aldatır. Toplumu yanlış yöle sevk edenler. İşte bunların normalde kalpleri ve kulakları mühürlenir. Gözlerinde de perde vardır. Bakara ayet 7. Bunlar çünkü toplamı toplumu yanlış yere sevk edenler. Bunlar doğruyu bildikleri halde doğruyu aktarmayanlar. Hakikati bildikleri halde hakikati söylemeyenler. Kur’an ayetlerini eğip bükenler. Hadisleri inkar edenler ve hadisleri eğip bükenler. İlk sufilerin yolunu eğip bükenler.

Bunlar toplumun da gözlerini şaşı ettikleri için, toplumun da bakışlarını şaşı ettikleri için bunların gözleri kör olur manevi olarak ve bunların kulakları tıkanır manevi olarak. Hakikati duymazlar, hakikati görmezler ve bunların kalpleri de mühürlenir. Allah muhafaza eylesin. >> O yüzden bu sahte önderler manevi olarak kördür. ayet başka bir ayet-i kerimede de bu dünyada ama olan, kör olanlar öbür dünyada ahirette de ama kör olarak haşrolurlar. O yüzden bu dünyada hakikate gözlerini kapatan, hakikate kulaklarını tıkayan bir kimse öbür tarafta da ama olarak kalkacak. Eee, öbür tarafta da amar ama olarak halk olacak. Yine Ebu Hureyre’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte, “Air zamanda bazı kimseler çıkacak ve dini dünyaya alet edecekler.” Bakın bu hadis-i şerifi normalde bu Tirmizi’de Darimi’de geçer.

Bu bu hadis-i şerifi yeni İslam olduğumda okumuştum. Bu hadis-i şerif ahir zamanla alakalı ve bu hadis-i şerifleri bulacak olduğunuz yer hadis kitaplarının babül fitenlerinde bulursunuz bunları. Bu babül fitenden ders yapmazlar genelde alimler, şeyhler, siyasetçiler, diyanetçiler, ilahiyatçılar bu babül fitenden ders yapmazlar. Bunlar fiten hadisleri olarak da geçer. Ahir zamanda alet edecekler. Dini dünyaya alet edecekler. Siz oturun şimdi kendi kendinize. Siyasetçileri, bürokratları, şeyhleri, alimleri tefekkür edin. Bunlar ne yapacaklarmış?

Dini dünyaya alet edeceklermiş. Yani dinden geçinecekler. Dünyalıklarını dinden kazanacaklar ve dünya olarak, dünyalık olarak da dini alet edecekler. Bunlar bir kimse dünyası için dini alet ediyorsa hadis-i şerif onları anlatıyor. İnsanlara yumuşak görünmek için kuzu postuna bürünecekler. Yani bu onları sen çok tevazu ehli, çok ahlaklı, ince ahlaklı zannedeceksin.

Vay dilinden şeker akıyor, bal akıyor. O kadar tatlı konuşuyor ki, o kadar yumuşak konuşuyor ki hiç sert konuşmuyor. Hiç incitmiyor. Hiç kırmıyor. Ya harama haram demiyor mu? Harama haram da demiyor. Herkese mavi boncuk dağıtıyor. Neden? Herkesin dünyalığını toplayacak. Çünkü o şirin görünecek herkese. Münafıklık alameti bu. Herkese şirin görünmek. Ve onlar diyor kuzu posturuna bürünecekler. Dilleri şekerden tatlı fakat kalpleri kurt kalbidir. Onların dilleri şekerden tatlı olacak. Ama kalbi kurt kalbi.

Kurt ne yapar? Avını parçalar. Av ne? Dünyalık. Dünyalık deyince sadece para değil. İşin içerisine makam da giriyor. Dünyalık işin içerisine kadın da giriyor. Kadıncağız ondan iş istemeye gitmiş. O kadını elde edeceğim diye uğraşıyor. Makam sahibi ya. Kadın da bana telefon açıyor. Selamünaleyküm. Aleykümselam. E sen diyor böyle sohbet ettin.

Benim başıma geldi. Ben filanca partinin yöneticisine gittim. İşte bana böyle davrandı diyor. E dedim öyle makam sahibi onlar. Çünkü belediyede yok başkan yardımcısı, yok müdür, yok devlet dairesinde bir yerde müdür, amir. Öyle ya bunlar makam sahibi. Bir mazuratı var kadının gidiyor ona salça oluyor. Onlar dünyayı, dini dünyaya alet ediyorlar. Ben bazen Suriye’den anlatıyorum ya aslında Suriye’den gördüğüm şey her yerde var. Yani biz sıradayız. Pasaportta işte vize, geçici vize vurulacak.

Yani o önümüzde böyle bir Arap aile var. Yani oradaki pasaporttaki amir mührü vurmuyor. Rüşvet istiyor. Önümüzdeki kimse ona işte bir rüşvet verdi. Belli bir para verdi. Böyle vezne gibi bir yer var. Oradı pasaportta parayı uzattı. Parayı böyle aldı. Böyle şey yaptı. Yamulttu. Fıstı attı. Attı dışarı.

Beğenmedi parayı. Dedi ki daha fazla. Bir de çabuk ol dedi. Sallu namaza gideceğim dedi. Namaza gideceksin diyen Ahmir rüşvet alacak. Rüşvet istiyor. Nuri dedim bu bunlar dedim açıktan rüşvet alıp veriyorlar. Böyle bir devlet dedim batmaya mahkumdur dedim. Battılar zaten. Bir devlet dairesinde, bir belediyede rüşvet normal hale geldiyse o devlet batmaya mahkumdur. Ve insanlar işlerini yürütebilmek için rüşvetle işlerini götürüyorlarsa o devlet batmaya mahkumdur. O belediye Oranın halkı rüşveti normal gördüyse ve normal şekilde rüşvet alışverişleri oluyorsa o halk da bozulmuştur orada.

Çünkü amirler bozulmayınca alimler bozulmaz. Alimler bozulmayınca halk bozulmaz. Kimsenin kimseden şikayet edecek hali yok. Belediye gittin, belediyede rüşvetle iş dönüyor. Resmi daireye gittin, resmi dairede rüşvetle iş dönüyor. Halk da bundan memnun. Parayla olsun da işimiz bitsin diyor.

Sebep iş bitmiyor çünkü. İş bitmeyince kendince insanlar o tarafa doğru yönleniyor. Bunlar bir de kuzu postuna bürünüyor. Tatlı dilliler. Bunun en acı tarafı şu. İslami gibi görünen, muhafazakar gibi görünen, dindar gibi görünen insanların rüşvet alıp almaları ve insanları rüşvete alıştırmalı. Alıştırmaları. Bunlar hak ve hakikati söyleyeceğiz deyip belirli bir vazifeye gelip bunlar hak ve hakikati konuşmayanlar, hak ve hakikat noktasında hareket etmeyenler. Bunlar Allah, melekler ve insanların laneti bunların üzerine olacak.

>> Olsun da zaten. >> Bunlar çünkü İslami gelişmenin önünde curuflar. Bunlar bunlar İslami gelişmenin önünde münafıklar, mürtetler. Bunlar İslami gelişmenin önünde şeytanlaşmış insanlar. Bunlar İslammış gibi görünüp ümmeti Muhammed’in kanını hemen sülükler bunlar. Allah bunlara lanet eylesin. >> Çünkü bunlar İslam için uğraşan, Allah için uğraşan, Allah yolunda koşturanların önünde birer engel insanlar.

Çünkü bunlara bakaraktan dinden soğuyorlar. Bunlara bakaraktan İslam’dan soğuyorlar. Kur’an’dan, sünnetten soğuyorlar. Bunlara bakaraktan tarikattan, hakikatten soğuyorlar. Bunlara bakaraktan şeyhlerden soğuyorlar. Bir bakıyorsunuz şeyhler toplanmış bir yerde cuşu huruş ediyorlar. İsraf, lüks, şataat, şatafat gırla gitmiş. Bir bakıyorsunuz ki bilmem hangi şeye efendi lüksün, şatatın, şatafatın içerisinde yaşıyor. Bir bakıyorsunuz ki bilmem hangi hoca efendi işte şöyle lüksün, şatatın, şatafatın içinde yaşıyor. Bilmem hangi şeyhfendi, bilmem hangi şeyhfendi, kim olursa olsun.

Ne yapıyorsunuz burada dedim ben. E şeyhimiz orada nerede? Şeyde ne o >> Hilton’da? Buradan aşağıdan da cübbeliler, sarıklılar hepsi de Beytullah’a sırtlarını dönmüşler. Şeyhlerini görecekler. Şeyhleri de orada cam fanusun içinde. Yani o Hilton’un mescidi varmış. Oradan camdan görecekler. Yıl 92di. Yıl 92. E dedim gidin yanına. Bana baktılar.

Dedim şeyh nerede? Mürşit müritler de orada. Dedim, gidin yanına orada kılın namazı. Şeyhinizle beraber Beytullah’a tepeden bakaraktan şeyhim diyen kimse kibire bak. Beytullah’a Hilton’dan bakacak. Evet. Hilton ne? Gavurun oteli. Şeyh efendi nerede kalıyor? Hilton’da kalıyor. Hilton kimin? Yavurun. Ondan sonra kahrolsun emperyalizm. Bizim tipik solculara benziyorlar. Bu sesle oynamayın fazla. Az önceki ses iyiydi. Nefis sizi sesle oynatmasın. E hani siz az önce ne diyordunuz? Kahrolsun emperyalizm diyordunuz. Nerede kaldınız? Hilton’da. Şeyh Efendi nerede? Hilton’da. Allah’ım 92’de gördüğümü söylüyorum. Bunlar dünyayı kendilerine dünyayı kendilerine hedef etmişler. Nerede Şeyh Efendi’nin evi? Boğazda, yalıda. Neyle aldı? neile aldı? Ne iş yapıyor? Bir yerde Şeyh Efendi’ye misafir olduk. Şeyh Efendi ile beraber ısrar etti. illaki bizde kalın bugün dedi. Kalalım dedi.

O da devasa bir daire karşısında bir devasa daire daha. Dedim ki ya insanlar ne yaşıyor? Bu kimse eee Diyanet işlerinden vaizlikten emekli. Vaiz emeklisi. Söyleyecek laf yok. Şeyh Efendi bana baktı. Ben Şeyh Efendi’ye baktım. Tabii arada hizmet ediyorlar. Bir şeyler getiriyorlar. Bana böyle baktı. Sus Musta Efendi dedi. Hani içinden de konuşma. E sustuk. Sonra sabah oldu. Ondan sonra Mustaf Efendi dedi, “Yatamadın mı dedi. Kapının önünde bir tıkırtı oldu.

Başka hadiseler de oldu orada. Ben odayı terk ettim. Balkondan geçtim. Şey Efendinin kaldığı yere gittim kapısına sokuldum. Ondan sonra bu sabah namazı olduğunda ah işte ben kapıdayım. Ne oldu?” dedi. “Yok.” “Efendim.” dedi. “Uyuyamadın mı?” dedi. “Uyuyamadım efendim.” dedi. E şuraya yataydın dedi. “Yatamadım efendim” dedi. Kalktık, abdest aldık.

Ondan sonra namaz kıldık. E onun sabah virtleri var. Biliyorum ben. Siz dedim efendim hani istirahat edin dedim. He olur dedi. Sen gene kapıda mı olacaksın dedi. Evet efendim Ben bir daha kapıda olacağım deyince o zaman müsaade isteyelim gidelim dedi. E dedim siz bilirsiniz. Ev sahibini bekledik Şey Efendiyi. Ondan sonra kahvaltı olmadan olmaz hazır dedi. Peki kahvaltıyı yaptık çıktık. Ben onu Nevşehir’e bıraktım. Yolda analiz ettik. Tabii bana sordu.

Ne düşünüyorsun efendim? Şataatın şatafatın içinde yaşıyorlar Emekli vaiz bunu nasıl alacak dedim. emekli vaiz bunlar. Bu kim olursa olsun bu hakikati ben size anlatayım. Siz o hakikati öğrenerekten kime uyarlıyorsanız uyarlayın. Cenabı Hak şöyle cevap verecek. Bunlar kalpleri kurt kalbi. Bu siyasetçisi, bürokratı, şeyhi, alimi, dervişi, hacısı, hocası bu.

Yani bunun normalde siyasetçiler bunun en büyük kaymağını yer. Bürokratlar onlardan kalanları yer. Alimler, şeyhler bürokrat bürokratlardan kalanları yer. Alimlerin şeyhlerden kalanları da böyle işte o dergahın, o medresenin, oranın hocası, zakiri, çavuşu filan onlar yer. Onlardan kalanları da onlardan da kalanlar olur. Onları da böyle derviş olmadığı halde dervişlik jakası satan, maneviyatı olmadığı halde maneviyat jakası satanlar yer. Bu böyle silsile silsile aşağı doğru gelir. O kırıntıları da o hani e dervişlik jakası satanlar yer ki onlar aşağıda o kırıntılar eksilmesin diye mücadele ederler.

Onlar böyle o kırıntılar için mücadele Yani aman o zakir değişmesin. Aman o halife değişmesin. O kırıntılar devam etsin. Aman bu parti değişmesin. Neden sağlam cukka orada? işin kaymağı onlarda. Onlar değişmesin. Ne olur değişirse istikrarınız bozulur.

Mesnevi Şerhi (2269. Beyitten) Hakkında

Bir de şu bizden sonra gelenler de yiyecek. Hiç olmazsa biz yiyelim daha iyi. Bunlar devam eder. Cenâb-ı Hak da hitap ediyor bunlara. Allah şöyle buyurur. Bunlar benim affıma mı güvenip aldanıyorlar yoksa bana karşı mı böyle cüretkar davranıyorlar? Şanıma yemin ederim ki onların üzerine öyle bir fitne, musibet göndereceğim ki o çok yumuşak huylu, halim selim olan kimseleri bile şaşkına çevirecektir. Böyle olanların topluluklarına, böyle olan kimselerin üzerine Cenâb-ı Hak öyle bir fitne gönderecek, öyle bir musibet gönderiyor.

Onlar da şaşırıyorlar buna. Şimdi toplum olarak üzerimizde musibetler dolaşıyor. İçimizde fitneler dolaşıyor. Yağmurlar yağmıyor. Depremler oluyor. Yangınlar oluyor. Bir bereketsizlik var. Bir huzursuzluk var. Bir kaos var. Bir mutsuzluk var. Bir doyumsuzluk var. Bizde bu müsibet. Evde eşler doyumsuz, adamlar doyumsuz, çocuklar doyumsuz.

Evde huzursuzluk var, kaos var evde. Hiç kimse hayatından memnun değil. Hiç kimse huzurlu değil. Evin içerisinde yedikleri önünde, yemedikleri ardında derler ya. Yedikleri önünde, yemedikleri ardında ama evde huzur yok. Evde kaos var. Sokakta kaos var. Şehirlerde kaos var. Ülkede kaos var. Huzursuzluk var. Doyumsuzluk var. Mutsuzluk var. Cenabı Hak fitneyi koymuş. Evlerimize koymuş. Evde kadına erkeğe ama kadına ama erkeğe hazineyi koysan önüne doymayacak. Hazineyi koysan toplumun önüne hazineyi koysan doymayacak. Doyumsuzluk var. Lüks yerlerde yiyecekler. Lüks şeyler giyecekler. Lüks lüks lüks. Şat şatafat. Evler lüks, arabalar lüks, kıyafetler lüks. Yine de uyumsuzluk var. Yani millet bugün haberlerde okuyorum. Gece yarısından zorlunun önünde iPhone 17 olmak için millet kuyruğuya girmiş. En kötüsü iPhone’un 17’nin 100.000 L. Millet kuyrukta.

iPhone 17’ye bir gün önce alacak o kimse. Yine doyumsuz. Ertesi gün 18 çıksa 18 işin önüne girecekler. Her gün 17, 18, 19 çıkarıyoruz dese her gün kuyrukta olacaklar. Doyumsuz evlerde kıyafetler dolu, doyumsuz. Yiyecekler, içecekler dolu, doyumsuz. Bakın bu heva ve heves dervişlere de aksediyor. Dervişler de doyumsuz. Sen dervişe Kur’an sünnet anlatıyorsun. Onu dinlemiyor. O senden uçmayı bekliyor. Doyumsuz. Sen ona Kur’an ve sünneti anlatıyorsun. O alınıyor. Sen ona Kur’an ve sünneti tebliğ ediyorsun.

O kendince bu ne konuşuyor diyor. Ona Kur’an ve sünnetin dışında veyahut da o öyle alim Kur’an ve sünnetin üstünde konuşuyor. Evet. Onu bekliyor insanlar. Bilmiyor ki bir musibete düçar olmuş. Manevi musibete düçar olmuşuz. Hırsızlık, arsızlık içimize bizim düşmüş. Vefasızlık, ahlaksızlık, fitne, fücur içimizde.

Biz bir musibete düçar olmuşuz. Farkında değiliz. Haramın en dibi işleniyor. Farkında Haramlar normalleşmiş toplumda. Teşircilik normalleşmiş. Bugün bir yani erkek mi? Tabii erkek görünümündeydi. Dersten çıktım gidiyorum. Göbeğine kadar düğmelerini açmış gömleğinin bir de yoldurmuş tavuk gibi. Göğsünde hiç kıl tüyek böyle yürüyor yolda. Kendi kendime dedim ya bunlara da tesettür dedim farz. Ama kime söyleyeceksin? Erkekler de teşhirci olmuş. Kadınlar da teşvirci olmuş. Yani o soyunacak, sen ona bakmayacaksın.

Bakarsan sen edepsizsin. Soyunan değil, bakan edepsiz. Soyunan ahlaksız değil. Bakan ahlaksız. Soyunan gayet normal. Özgürlüğünü yaşıyor. Bakan, bakan hain gözlü. O edepsiz. Yani soyunmak, teşvircilik, özgürlük. Bakmak hainlik o. Taciz etmek o. Lan nereye bakacaksın? Hiçbir yere bakma. Yere bakaraktan gideceksin. Nereye toslayacağın belli değil. Ama o hale gelmiş.

Müsibet fitne içimizde. Bunun birinci sorumlusu alimler. E amirler. İkincisi alimler. Üçüncüsü halk. Ama bundan rahatsızlık duymuyoruz biz. O yüzden herkes cürretkar davranıyor. Cürretkar davranıyor. Cenabı Hak’a vermiş olduğu hesabı düşünmüyor. Ve normalde bunlar öyle bir musibet geliyor ki sen yumuşak da olsan, sert de olsan, alim de olsan, zalim de olsan, o musibetten nasibini alıyorsun. O fitneden nasibini alıyorsun. Çünkü musibetler ve fitneler bir bireyseldir. İki aileseldir. 3 toplumsaldır.

Bir kimse bir fitneye düçar olur. Bireyseldir. Kendi yaptığından dolayı kendisini bir fitneye maruz kalır. Aksi seda. Bir aileye bir fitne, bir musibet oraya musallat olur. Aksi seda. O aile düzeni kaçırmıştır. Bir kimse kendi düzenini kaçırmıştır. Ona bir fitne, bir musibet, bir bela ona gelir. O Kur’an ve sünnet dairesinde davranmıyordur.

Kur’an ve sünnet noktasında davranmıyordur. Birey bu çocuk olabilir, bu anne olabilir, bu baba olabilir, önemli değil. Bunlardan bir tanesi Kur’an ve sünnete göre davranmıyorsa, Kur’an ve sünnet düsturlarına tabi olmuyorsa önce o bireyin kendisine gelir müsibet. Sonra o mübet o bireyde durmaz. O müsibet o aileye sıçrar. Anneye, babaya, eş ve çocuklarına sıçrar. Müsibet bu noktada bireyden aileye geçer. Sen zannedersin ki sivilce benim yanağımda çıktı. O sivilceden bütün vücut hasta olur.

O vücuttan bütün aile hasta olur. Ailede durmaz, sülaleye geçer. Sülalede durmaz, o komple topluma geçer. Bir ahlaksızlık, bir edepsizlik ona müsaade edildiğinde topluma geçer edepsizlik. Sen bir ahlaksızlığa, bir edepsizliğe, bir namussuzluğa, bir hırsızlığa, bir rüşvete, bir herhangi bir çıplaklığa, herhangi bir gayriah ahlaki bir şeye gözünü yumarsın, sende kalmaz o.

o aileye sirayet eder. O aile onun çilesini çeker. O aile o musibetin altında ezilir. O aile o musibetten dolayı üzülür. O çocuk zanneder ki ben sadece kendime yaptım. Hayır sen aileye de o musibetin içine kattın. Çocuk zanneder ki ben kendim içki içtim. Hayır sen ailey de o musibetin içine kattın. Çocuk der ki kız erkek neyse gayriah ahlaki bir davranışın içerisine girer. Aileye ateş düşürür. O sen bir ailene gelin alırsın.

Gelin gayri ahlakıdır. Aileye ateş düşürür. Sen aileye bir damat alırsın. Damat gayri ahlakıdır. Aileye ateş düşürür. Aileye ateş düşürür. Sen zannedersin ki o musibetten sadece ben uğraşacağım. Hayır, senin ailen uğraşır onunla. Orada kalmaz. O aileye düştüğü zaman o sülaleye düşer. Aileye düştü. O ailenin amcası var, dayısı var, teyzesi var, halası var.

Var. Anneannesi var, babaannesi var. İki tane dedesi var. Var. Bakın o musibet bütün her yere bulaştı. Her yere bulaştı. O yüzden o sen yumuşak da olsan, sen halim selim de olsan seni de şaşkına çevirir. O musibet bak seni de şaşkına çevirir. Sen de apışır kalırsın. Sen de o hastalığa düçar olursun. Göz yumdun. Çünkü göz yumunca senin de kalbin kararır. Sen ona normalde gerekli olan nasihati yapmazsan, ona gerekli tepkiyi göstermezsen sen de o hastalığa düçar olursun.

Çünkü susmak dilsiz şeytanlıktır. Sen alim de olsan, sen şeyh de olsan, sen derviş de olsan, sen çoş da olsan, sen zakir de olsan sen eğer ki o gayri ahlaki duruma, o düzensizliğe, o fitneye, o musibete, o haksızlığa sen dur demezsen o sana da bulaşır.

Bulaşır. Şurada birisi birisine zulmetse ve o zulme sizler sessiz kalsanız buraya zulüm hakim olur. O zulme siz sessiz kalamazsınız. Birisi burada bir ahlak dışı bir şey yapsa sen ona göz yumsan o burada ahlakmış gibi oturur. Onun cezasını kesmekle mükellefsin. Ona nasihat edersin. Nasihatten anlamıyorsa cezasını keser atarsın. Sıyrır atarsın. erik sıyırır gibi. Nereye gidiyorsan git dersin, ahlaksızlığını, edepsizliğini buraya sirayet ettirme dersin. Korumak zorundasın. Çünkü sen gelecek olan nesillere temiz bir dergah bırakacaksan, gelecek olan nesillere temiz bir aile bırakacaksan, gelecek olan nesillere temiz bir sülale bırakacaksan sen kolunu dahi kesmek zorunda kalırsın.

edepsizliğe, hayasızlığa, düzensizliğe, hukuksuzluğa, haksızlığa sen sessiz kalamazsın. sessiz kalırsan orada düzen ahlak bozulur. Bu ister bireysel olarak bireyin kendisinde ister aile olarak ister böyle küçücük bir topluluk bir mahalle dersi isterse bir il dersi bu kim olursa olsun orada eğer ki bir adab erkana aykırı bir şey var ise orada bir ahlaka aykırı bir şey var ise muhakkak ki sen onu nasihat edeceksin.

Nasihat ederekten tepkini göstereceksin. Nasihatle mesele çözülmüyorsa o zaman cezasını keseceksin. Bunu yapmakla mükellefsin. Anneler babalar çocuklarını bu noktada iyi yetiştirmeye gayret edecekler. Çocuklarının ahlaki konumlarını muhafaza edecekler. Alacak oldukları gelinleri, alacak oldukları damatları dikkat edecekler. dikkat etmek zorundalar. Yoksa ailenin içerisine ateş düşecek, yoksa ailenin içerisine fitne girecek. Yoksa ailenin içerisine musibet girecek. Bu herkes için geçerli. Herkes için geçerli. Ve sakın ha aile bireyleri bana bulaşmayacak diye zannetmesin. Sana da bulaşacak. Senin de kapını çalacak o musibet. Sakın sülale bireyleri bize ulaşmayacak zannetmesin. Senin amca çocuğun olabilir, senin kardeşin olabilir. Sana da bulaşıyor. Senin yeğenin olabilir. Sana da bulaşıyor. Sana bulaşmayacak diye bir şey yok. Senin torunun olabilir. Sana da bulaşıyor. Sana da bulaşmayacak diye bir kaid yok.

Ve bunda herkes şaşkına döner. Ve topluluklar bir tarikat düşünün. Tarikat dünyaya mütallik. Paralar havada uçuşuyor. Milyon dolarlar. Sen oradasın. Buna sen de destek oluyorsun. Sen de onu tasdik ediyorsun. O musibet seni de bulacak. Bir cemaat düşünün. Gayri İslami bir hayatları var. İngilizler kurmuş. Mossat kurmuş, cı kurmuş, İngilizler kurmuş var. Osmanlı’dan itibaren kurmuşlar burada. Onların devam etleri var. E sen orada sessiz kalıyorsun. O müsibet sana da bulaşacak.

Allah muhafaza >> Kenzülmdan hadis-i şerif. Kişinin namazına, orucuna bakmayın. konuştuğunda doğru konuşup konuşmadığına, kendisine emniyet edildiğinde güvenilirliğini ortaya koyup koymadığına, dünya kendisine güldüğünde takvayı elden bırakıp bırakmadığına bakıp öyle değerlendirin. Hadis-i şerif. Kişinin namazına, orucuna bakmayın. konuştuğunda doğru konuşup konuşmadığına bakın. Konuştuğunda hak ve hakikati mi aynı anlatıyor yoksa hak ve hakikati yutuyor mu?

Hak ve hakikati mi insanlara tebliğ ediyor yoksa ayetleri, hadisleri çarpıtıp kendi heva ve hevesine göre mi tebliğ ediyor? Konuştuğuna bakın. Onun konuştuğu ne? Onun söylediği ne? Ona bakın. Ne tebliğ ediyor ona bakın. Nereye davet ediyor ona bakın. Kime çağırıyor ona bakın. Nereye çağırıyor ona bakın. Adam hani rüşveti alacak ya beğenmedi. Namaza gideceğim diyor. Müslüman kardeşimiz. Rüşvetçi Müslüman kardeşler bunlar. Rüşvetçi Müslüman kardeşler. Müslüman Kardeşler örgütünü biliyorsunuz değil mi?

Evet. Bunlar radikal. Bunlar böyle öyle adlandırılıyor ya. Bunlar böyle Müslüman kardeşler noktasındalar. Yani fiilalil Kur’an’ı okuyorlar bunlar. Teymiye’yi okuyorlar. Bunlar böyle ehli tasavvufu beğenmiyor. Bunlar yani tarikatlar bırak uyutuyorsunuz siz. Siz uyanıksınız. Evet. Dünya uyanığı bunlar yutuyorlar boyuna. Bu işler parasız olmuyor çünkü yutuyorlar. Allah muhafaza eylesin. >> Namazına, orucuna bakmayın.

konuştuğuna bakın. Namazına, orucuna bakmayın. Fiiliyatına bakın. Namazına, orucuna bakmayın. Ağzından çıkana bakın. Namazına, orucuna bakmayın. Ne konuşuyor, ne tebliğ ediyor ona Güvenilir mi değil mi ona bakın. Dünya kendisine güldüğünde yani şu işimizi hallediv neyse günahımızı çekeriz. Y bir sürü kimse imza atacak. E e her imza sahibine 10.000 L versek 10 kişiye gitse 100.000 lir lazım. Bir de heyete girecekmiş bu mesele. E heyete girince heyette de 5 kişi var.

Onlar da onlara 50.000 L 150.000 L. Bunlar 10 yıl önceki muhabbetler. O zaman o kimse hani dünya kendisine güldüğünde ne yapacak? Zoru gördüğünde ne yapacak? Sıkıntıyı gördüğünde ne yapacak o kimse? Bunlar hepsi de önemli unsurlar. Allah bizi affetsin. >> Yine kenzül umvan hadis-i şerif. Kişinin namazı orucu sizi aldatmasın.

Dileyen oruç tutar, dileyen namaz kılar. Fakat güvenilir olmayanın da dini olmaz. size okunmayan hadisler. Dileyen namaz kılar, dileyen oruç tutar, dileyen ibadetini eder. Önemli olan güvenilir olmak. Eğer bir kimsenin güvenilirliği yoksa onun dini de olmaz. Güvenirliği olacak. Allah bizi güvenilir olanlardan eylesin. >> Devam ediyor Hazreti Pir. Yoksulluk ve meşakkatte bizim halimiz de böyledir. Bize aldanıp da hiçbir konuk gelmez. Yani o hakiki mürşitler, hakiki siyasetçiler, hakiki bürokratlar, hakiki dervişler, hakiki alimler, bunlarda dünyalık yoktur.

Bunlarda dünyalık olmadığı için bunlar mala, mülke, makama tamah etmedikleri için bunlar gösterişe, şatata şatafata değer vermedikleri için bunlar tabiri caizse fakr ve sabır noktasında yaşadıkları için bunların çok müşterileri olmaz. O yüzden bunların dergahlarına, bunların partilerine, bunların hiziplerine çok rağbet edilmez. O dergahlara, o mürşitlere, o tekkelere, o medreselere çok rağbet edilen olmaz.

Şahatat yok, şatafat yok, gösteriş yok, para yok, dünyalık makam yok, mevki yok. İşte manevi olarak tarikatın içerisinde makamlar, mevkiler böyle havada uçuşmuyor, dağıtılmıyor. Adam Almanya’dan yazıyor bana. İcazet verecekseniz size geleceğim derviş olacağım diye diyorum. Rüyamızda görürsek veririz. Bir daha yazıp çizmiyor. İtalya’dan yazıyor. Selamünaleyküm şey efendi. Aleykümselam. İşte benim dedem filanca şeye efendiydi veya babam filanca dedesi değildi. Babasıydı onun. Babam filanca şey efendiydi. E işte eee bana bir icazet lazım.

Ondan sonra ben geleyim sizi ziyaret edeyim tabi olayım. Kardeş rüyamızda görürsek, halimizde görürsek icazetini veririz. Görmezsek bir şey diyemeyiz. Bir daha selam sabah yok. Yani onlar çünkü böyle makam, mevki istiyor. Böyle bir ona makam vereceksin. Ona bir mevki vereceksin. Ona bir şey vereceksin. Yani ondan sonra da eğer onun sorumluluğunun altında sen patinaj çekeceksin.

Onu öyle düşünmüyor o. Çünkü onu normalde o kendince öyle alışmış. Ona öyle biliyor. Kazım Efendi’ye sordum. bu adamı tanıyor musun? Dedim, “Tanıyorum.” dedi. Dedim, “Böyle böyle icazet istiyor.” dedim. Güldü. Onlar dedi, “Bosna’dan gitme” dedi Almanya’ya dedi. Dedim, “savaşta mı kaçtılar?” “Evet dedi.” Hah. Mürşit savaşta memleketini bırakıp gitmiş. Adı ne? Şey, adı ne? Mürşit. Savaşta Bosna’yı terk etmiş gitmiş. Orada durup savaşamamış. Orada durup mücadele edememiş. Zoru görünce terk edip gitmiş.

Bunlar sizin hayatınızın prensipleri Birisi zoru görüp gidiyorsa gene gider. Bir kimse zorluğu gördüğünde gidiyorsa tekrar gider. O güvenilir değil. Bir kimse bir toplulukta, ailede, iş yerinde bir sıkıntı oldu. Gitti mi o kimse? Gitti. O bir daha gider. O bir daha gider. O yapar. Size birisi bir laf söyledi mi?

söyledi. Bir daha söyler o. Bunu yazın kenara. Ya dersini vereceksiniz dostu bir daha yapmamaya tövbe edecek ya da o bir daha yapar onu. Allah muhafaza >> O yüzden normalde hani bu tip eee istikameti düzgün, disiplinli olan Kur’an ve sünnete bağlı dergahların dervişleri az olur. Makam yok, mevki yok. Devlet dairesinde yerleştirme yok. Öyle ya. Şimdi Türkiye’de öyle tarikatlar var. Devlet dairelerini parsellemişler. Öyle cemaatler var. Devlet dairelerini Parsellemişler.

Bu bir ekip çıkıyor, başka bir ekip Normalde işte Fethullah Gülen cemaatini temizliyorlar. yerine başkası geliyor. Yarın öbür gün onları da temizler. Bir operasyon devlet onlara yapar. Ondan sonra başka birileri gelir. Gelir. Birileri orayı doldurur yine. Sonra devlet ona da operasyon yapar. Ben 16 yaşında siyasetle tanıştım. 14 yaşında tanıştım.

Ülkücülükle tanıştım. E yaşım 64. 50 yıl. E gördük hepsini de. O yüzden devlete, belediyelere bulaşmayacaksın. Siyasete bulaşmayacaksın. Seni kullanır atar. Kullanır atar kullanma tarihin bitince. Allah bizi affetsin. >> Enam ayet 32. Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Ahiret yurdu ise Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. O zaman bu kimseler dünya hayatını oyun eğlence yapmışlar. Dünyanın zevki sefası tatlı gelmiş. O esnada heva ve hevesi görmemiş.

O esnada ilaheleri görmemiş. Ama asıl yurt neresi? Ahiret. O yüzden bir mürşid-i kamil dervişlerini kolay yollardan değil, heva heves yolundan değil, nefsaniyetin, şeytaniyetin kol gezdiği yoldan değil. Ya Kur’an ve sünnet de onu nefis terbiyesine çağırır. Ona Kur’an ve sünneti tebliğ eder. Çünkü ondan nemalanacağı bir şey yoktur. O her ay onu bir maaşa bağlamamıştır.

Şimdi Türkiye’de dergahlar varmış duyuyoruz. Her ay belli bir miktarda para vereceksin dergaha. Cemaatler varmış duyuyoruz. Her ay beli bir miktarda o cemaate para aktaracaksın. Duyuyoruz. Türkiye’de vakıflar var. Türkiye’de dernekler var. Her ay ücret oraya vereceksiniz siz. Şimdi böyle olunca sen ne yaparsan yap orada baş köşede oturuyorsun. Kim daha fazla para verdiyse o baş köşede oturuyor. Kimin makamı daha yüksekse o baş köşede oturuyor. Geri kalan Parya avam.

Parayı veren düdüğü çalıyor. Orada nefis kol geziyor orada. Heva, heves kol geziyor. Orada Kur’an ve sünnet yok. Orada hakikat yok. Orada hakikatin hakikati de yok. Onlar nefse tatlı gelen şeyler. Nefse tatlı gelen öğretiler alınıyor. Öyle de olur canım. Nasıl yani? Başörtüsüz namaz olur mu? Oluversin canım. Ne olacak ki?

Böyle bir şey yok dedim. Bir şeyh bunu söyleyemez. E dedi filancanın şey efendi böyle diyormuş. Yanlış duymuştur o dedim ben. Yanlış duymuştur deyince kadının kendisi açtı telefon bana. Merhaba merhaba dedi. Benim arkadaşım aramış yanlış duymuşsunuz demiştir dedi. Evet dedim yanlış duymuşsunuzdur. Yok dedi. Biz sohbetteydik dedi. Oradaydık. Benim başım açık dedim. Ben dedi, “Ben namaz kıldım” dedi. E dedim, “namazın farzlarından birisi tesettüre riayet etmek. Namazın farzı dedim.

Nasıl olacak dedim. Bu namaz olmaz. Fasit dedim. Vallahi bizim üstadımız kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız dedi.” dedi. Tabii ardından SAS takımı çıkmış. Hep beraber ilahiler söylemişler. Sanat musikisinden güzel böyle şarkılar. Kadınlı erkekli mi dedim ben. Evet dedi. Aa hocam dedi. Siz hiç dedi böyle düşünmüyorsunuz yani dedi. Yok dedim biz dedim böyle eee Türk sanat musikisi anlamıyoruz.

Arabesk de dedim büyümüşüz ya biz dedim bize en acısı lazım. Müslümden lazım Ferdiden’den lazım dedim bize. Oran Gencebay’dan lazım. Biz dedim öyle Türk sanat musikisi bu eğitimi almadık biz dedim. Bir dedi kadınlı erkekli söylemiyor musunuz dedi. Hayır dedim kadınlar toplanırlar zikir yaparlar ilahiler söylerler kendi kendilerine. Dedim dedim biz öyle kadınlı erkekli hep beraber cuhşu huruşa geçemiyoruz dedim. Tabii ben gözümle gördüğüm de bir topluluk var. Çekirgede gittiydik bizim Seyit Taştı.

Allah rahmet eylesin. >> Adam tabii bizi götürecek olan dedi ki bir taksi tutarsanız dedi. Bizde araba maraba yok. Ben sizi götürürüm dedi. Bir taksiye. Aha olur dedik biz. Nereden alacağız seni? Emir Sultan’ın oradan. Evi de Emir Sultan’da. Biz Seyit Taş’la gittik. Emir Sultan da bekliyor sonra.

Ulan bir baktık adamın kocaman külah cübbe. Adam banka emeklisi. Biz konuşurken normal kıyafetteydi. Ondan sonra kocaman bir kafasında şey takke değil artık külah. Kocaman bir sarık cübbe şavvar. Çekirgede bir eve gittik. Salon bu kadar var. Evin salonu. Biz hayatımızda öyle ev mi görmüşüz desem yalan olur. Böyle polis karakolunun sağında. Aa girdik içeri. Şeyhfendi içeride. Kadınla erkekle hepsi bir yerde. Curcuna çok güzel harika. Muhteşem. Onlar da akşam namazını yeni kılmışlar. Biz kıldık da gittik. Emir Sultan’ da biz kıldık da gittik. Onlar da yeni kılmışlar böyle. Oy seydo dedi ki kurban nereye geldik? Dedim sus. Bir de bizi götüren dedi ki ona göre dedi size ders vermek isterse dedi vereceği dersi alın. Münafıkların ağzına sakız olmayalım dedi.

Mesnevi Şerhi (2269. Beyitten) Sohbeti

Dedim biz dervişiz. dedi. Ne olursunuz dedi. Bunu dedi, “söylemeyin de” dedi. On dedim şimdi bir de ders almak var. Şimdi Şeye Efendiye giderken böyle çok özür dilerim hepinizden de böyle ben şimdi böyle yayılmayayım diye arkaya yastık koyun. Bunda yastık da yok. Böyle yayılmış vaziyette. Şeyh efendi, ben şimdi böyle önüne geldim. Üç adım yapacağım. Bir adım yaptım, bir oyun kestim. Böyle bir doğruldu. Bir adım daha attım. Bir boyun daha kestim.

Biraz daha doğruldu. Üçüncü adımı bittim. Bir adım daha attım. Bir boyun daha kestim. Koltuğun ucuna geldi. Uzattı elini. Benim kendi içimden sözüm vardı. Ben şeyhimin elinden başka bir el öpmem diye elini uzattı. Ben yavaşça düzelttim. Tokalaştım. Ondan sonra sen nerenin gülüsün dedi. Dedim Neevşehli Abdullah Gürbüz Efendinin dervişiyim dedim.

Yaptı. Seydi arkamda Karabela. Allah rahmet eylesin. >> Arkamdan diyor ki ben elini öpmem bunun. Ben hiç arkama dönmüyorum. Dönsem güleceğim çünkü o böyle böyle bu tip şeylerde rengi değişiyor çünkü renk değiştiriyor. Neyse biraz kenara çekildim. O da geldi. O da toka yaptı. Elini sıktı. Ondan sonra biz geçtik bir yer gösterdiler. Oturduk biz ikide birde diyor ki kurban nereye geldik? Dedim sus hiçbir soru sorma. Bir şey deme dedim ya.

Seyret sadece dedim. Neyse işte sofralar kuruldu. Kadınla erkek herkes oturuyor bir yerde. Ondan sonra en enteresanı şu. Bir tane kukuletası yeşil, sarı yeşil, cübbesi yeşil, içindeki elbisesi yeşil, ayağındaki donu yeşil, her şey yeşil. Ondan sonra bana diyor ki Sey yeşilli kim? Diyor lan oğlum sus. Ondan sonra bu diyor pe benziyor diyor.

Anladınız siz onu. Oğlum sus konuşma diyorum. Seydo sus diyorum konuşma. Bak bak. He eye bak diyor. Şimdi o böyle değişik hareketler yapıyor. Şeyh efendi işte bir şey söylüyor. O böyle yapıyor oradan. Bu bizimki durmuyor. Diyorum hacı dur sakin ol. Yok bizi diyorum kovacaklar buradan. kovazlarsa bu plerler, pller pemeler diyor. Neyse yemekler yeniyor. Bir kadın geldi o yeşilliğe. Böyle kolu burada onun. Ondan sonra o böyle en az şey efendi kadar şathatlı, şatafatlı, böyle gösterişli. O böyle geldi onun kollarına dokundu. Zeytinyağlı beğendin mi? Dedi. H çok güzel olmuş. Dedi. Kadın da bir say attı. Hani o beğendi ya. Ondan sonra bir sohbet şeyh efendi böyle bir cümle söylüyor. Oradan kadının birisi hay diye cezbeye geliyor. Bizimki durmuyor.

Bizimki kurt kaynıyor her tarafında. Lan hacı otur oturduğun yere. Ben diyorum sus bak arada yanındakinle samimi olmuş. O arada adam İstanbul’da bilmem hangi bölgede Toyota bayisiymiş. dedi ya bu Toyota bayisimiz ulan sana ne dedim ya otur oturdun yere sağındaki tanışalım efendi dedi. Tanışalım efendim dedim. Ben Mustafa Özbağ dedim adam İstanbul’da demir tüccarıymış. mesleğiyle beraber söylüyor. Herkes zengin belli halinden zaten ama böyleşu huruş içindeler ve o böyle nefse tatlı geliyor tabii. Sonra şey efendi bir böyle kısa bir sohbet etti. Her sobette kadınlardan, erkeklerden hay hu hak kimin sesi daha fazla çıkarsa o daha fazla cezbeye geliyor. Bizimki boyuna peyalıya. Ondan sonra en son nokta artık eee normalde dedi ki bu da dedi rahatetül adeviyeendi sohbet dedi.

Yani kendisinden değil rabeteviye bunu söylemiş. Ortalı koptu. Hu hay hak filan. Ondan sonra durdu. Sonra bitti sohbet. Hayırlı geceler herkese dedi. Kimse kalkmıyor. E kimse kalkmayınca hayırlı geceler bize. Hacı bu söz bize dedim. Neden dedi. Ulan bir yabancı biz varız gelenek kuşu gibi dedim. Halimiz maydanda dedim biz fukarayız. Her birinin dedim cübbesi, kukulatası sarığı filan 10 numara dedim. Bir biz varız burada. Bize diyorlar dedim. Kalk dedim gidelim.

Biz kalktık tabii. Ben bir selam verdim. Selamünaleyküm. Aleykümselam. Gerçekten bir kişi bile kalkmadı. Biz iki kişi kelib kelin kuşu gibi kalktık. Getirdiğimiz adamı seyde bırakır mı? Yürü dedi ona. Ben daha kalacağım dedi. Nereye kalıyorsun burada dedi. Anca beraber dedi gidelim. Bana müsaade edin beni bırakırlar dedi. O kukulatayla zaten taksiye maksiye binemez o.

Hani benim yanımda kuaför var. O kuaföre gelen kızlar var. Evlenecek olanlar. Ben bakıyorum hani bazen girenleri görüyorum. 1.55 çıkarken 1.85. Kocaman kafayı yükseltmiş. Onu diyorum Gülten abla nasıl yükseltiyorsun bu kafayı? Diyorum ben. Alıştım artık diyor bana. Tabii o damat da bilmiyor ya. Hani girdi 1.65 bakıyor hatun hani evlenecek. Kadın 1.65 1.55 normal taksiyle getiriyor. Hadi götür taksiyle sen onu. Vallahi 185 yukarı doğru ne taksiye giriyor ne dolmuşa biniyor.

Bir kavga çıkıyor yan tarafta. O gelinin annesi var ya ortalığı böyle dumana çıkarıyor. Adamı böyle yerle eksan ediyor. Sen nasıl böyle taksiyle geldin? Sen gelinbaşı olacak bilmiyor musun diye. Bir tanesi gitti kango getirdi. Kangoya da sığmadı. Bir daha bağırış çağırış davrına bekliyor ama orada. Tabii ardından o Ford transitlerin yükseğini getirdi damat.

Anca girdi içeri. Tam içeri girecek. Tamam ya. Davl zurnaya dedi vur. Tabii o kuaförden çıkarken davnayla çıktı böyle ama 1.55 1.85 olmuş. Bu sefer baktım damat yanında küçük kaldı. Hani damadın yükselecek bir şeysi yok çünkü gitti. Bunlar da öyle kukulataları çok yüksek. Taksiye binmesi mümkün değil. Hani o kukulatayı çıkarıp da binmesi lazım. Biz de gelmedi. Şimdi sonrasını ondan öğrenmiş Seyit Taş. Ne yaptınız bizden sonra demiş. Bizimki bırakır mı? Deveyi doğduğu yere kadar kovuyor. Demiş, “Ne yaptınız?” Adam söylememek istemiş istememiş. Bir küfretmiş, sövmüş, söyletmiş ona. “Kurban bizden sonra” dedi, “otmuşlar kadınlı, erkekli zikir yapmışlar. Ondan sonra cuhuşu huruşa geçmişler. O manada o öyle demiyor da ona dili yetmiyor zaten.” Mesela bir Mitsu bir şeyi söyleyemeden gitti.

Biraderler bir araba aldı dedi. Ne aldılar dedi. Misisipi aldılar dedi. Ulan düşünüyorum. Hacı ne aldılar dedim. Bu sefer Mississibi de geçtiğim için M ile başlayan bir şey daha söyledi. Aradan 2ü dakika geçti. Dedim hacı anlayamadım ne aldılar biraderler dedim. gene mail başlayan bir şey söyledi. Sonradan öğrendim. Misibiş almışlar. Onun öyle halleri vardı. Mesela et yemeyenleri ne diyorlar? >> Vejetaryen değil mi? Ha birisi et yemiyor ona dedi. Bunlar satanist ya. demiyor bunlar dedi. Seyittaş’ın da anılası varmış demek ki o gece ben bir durdum böyle nasıl yani dedim ben satanist bunlar et yemiyor dedi. Sonradan hani vejetaryen yerine vejetanın yerine satanist olmuş. Yani o böyle bir isim bulurdu. Alakalı alakasız önemli değil. O gün de onları çözmüş.

söyledi. Allah muhafaza eylesin. >> Şimdi nefse hoş gelen bir yer olursa millet kalabalık olur. Ama Kur’an sünnet imamların içtihadı deyince orası kalabalık olmaz. Mesela bu evlerde de aynıdır. Evde baba Kur’an, sünnet desin, çocukların canı sıkılır. Evde anne Kur’an, sünnet desin, adam uygun değilse adamın canı sıkılır. Ailede birisi sülalede Kur’an, sünnet desin. O biraz yani tabiri caizse dışarı atılır. O yüzden nefse açık olan yollar çok kolaydır. Şeytaniyete, nefsaniyete açık olan yollar çok kolaydır.

Senin eğrine, doğruna, onuna, buyuna söylemezler. Çünkü sen ne yaparsan yap ona bir şey diyen olmaz. Allah muhafaza eylesin. >> Oysa Buhari’de geçiyor hadis-i şerif. Cennet nefse hoş gelmeyen şeylerle kuşatılmıştır. Cehennem ise şehvetlerle kuşatılmıştır. Demek ki cennet nefse hoş gelmeyen şeylerle kuşatılmış. Cehennem de o zaman nefse tatlı gelen şeylerle kuşatılmış.

O yüzden mesela bu ben bu beyitleri biraz kendimize de yordum. Eee, bizim kapımıza dünya menfaati umanlar, ne bileyim bir böyle makam mevki umanlar gelmezler. Bizde böyle şeyler yok. Çünkü normalde bizde mal yok, bizde şöhret yok, bizde şataat yok, bizde şatafat yok, bizde böyle dağıtı, ulufe dağıtılır gibi makam yok. O yüzden bizim kapılar öyle eee dolmaz taşmaz ama normalde eee bunların kol gezdiği yerler paralar, pullar, makamlar dolaşıyorsa ortalıkta evet oraları biraz daha böyle şatafatı şataatı yerindedir, gösterişi yerindedir.

Böyle onların dergahları, makamları, mevkileri güzeldir. Böyle hoştur. Hani var ya hadis-i şerif. Ahir zamanda camiler süslü olacak ama içi boş olacak. Yani bu da onun gibi bir şey. O tekkeler, dergahlar böyle süslü. Kendileri para vermiyorlar ya. Öyle olunca dağıt dağıtabildiğin kadar şeyh onun parasını ödese canı yanar.

Onun dağıttıramaz onu. Ama şeyh ödemiyor ya nasıl olsa. O yüzden taşa, toprağa, süse ödüyorlar böyle. Rabbim muhafaza eylesin. >> Oysa İslam hadis-i şerif öyle diyor. Müslim’de geçiyor. Garip başladı. Yine garip olarak dönecektir. Ne mutlu o gariplere. O garip dergahlar, garip mürşitler, garip dervişler ne mutlu onlara. Garip cemaatler. Öyle parası, pulu yok, makamı mevkisi yok. Devlet kademesinde bir amcası yok. Öyle ya işte geçenlerde bir yerde sohbet oldu.

Dedi ki vakfı neden aldılar elinizden biliyor musunuz? Biliyorum Biz dedim birilerinin boyunu eğmedik. Birilerini de dedim sarayda elemanları var, adamları var. Bizden aldılar onları verdiler. Doğru dedim. Belli sarayda adamları var. Sarayda adamları olunca aldılar, verdiler, sattılar. Herkes makamları var çünkü. E bizim bizde makam yok, mevki yok. Devlet kademesinde, bürokraside bir kimsemiz yok.

Bizim bu dille zaten kimse yanaşmaz bize. Öyle demiş. Biri üstadınızda o dil olduğu müddetçe demiş siz daha çok çekersiniz demiş. E dedim çekeriz. Ne yapalım dedim. Yani Mars çekilecekimiz çekeriz. Doğruyu, hakkı, hakikati görüp bilip de susacak değiliz bu saatten sonra. Allah muhafaza eylesin. >> O yüzden eee eee bir eee mesleğin hakikatine eren, sufilin hakikatine eren normalde eee bilhassa dervişlik yolunda o çilesiz bir dervişlik yoktur. Sıkıntısız bir dervişlik yoktur.

Eğer bir kimsenin o dervişlik yolunda bir çilesi, bir sıkıntısı olmuyorsa o bir eee kendince bir zorluğu olmuyorsa eee o yolda sıkıntı vardır asıl. Allah muhafaza eylesin. >> Ama dışarıdan hor hakir görünen, dışarıdan fakir, dışarıdan işte böyle arkaları olmayan hani siyasi bürokratik bir desteği olmayan o tip dergahlar, o tip topluluklarda maneviyat vardır.

İşin hakikati vardır. Rabbim bizleri onlardan eylesin. >> Amin. O yüzden biraz böyle eee hakikate ermemiş eee dünyanın saltanatına şatafatına kananların kapıları biraz kalabalık olur. Ama Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışanların kapıları çok kalabalık olmaz. Onların böyle kapılarında çok bekleyen olmaz. Çok böyle eee gösteriş yok, şatafat yok, şataat yok. O şey efendi giderken 20 kişi birden yanında koşmuyor. Bizim şey eee Çanakkaleli bizim Yusuf Hoca Çanakkale’de bana soruyor. Diyor ki bir işin olduğunda yalnız mı gidip gelirsin diyor.

Bana tuhaf geldi böyle. Yusuf hoca kimde olacak benim yanımda dedim. Evet. Çarşıda bir işim olunca kendim gidip geliyorum dedim. Ondan sonra bazen dedim hani böyle yorgun olurum, argın olurum, bir şey olur dedim. Bizim dedim Hacı Erkan’ın yanında Onur var dedim.

Onur’a söylüyorum dedim. Onur şunu alıver bana, şunu yapıver bana. Onu da dedim Hacı Erkan açık çeki dedim. Ne zaman bir işin olursa Onur’a söyleyebilirsin diye dedim. Öbür türlü gider kendim hallederim, kendim yaparım dedim. gene sordu. “Yalnız mı gidiyorsun?” dedi. “Yalnız gidiyorum” dedim. “Neyle gideceğim dedim.” Yani onun tuhafına gidiyor şimdi. Hani ben çarşıya çıkınca yani yanımda 34 kişi avane yürüyecek filan. Ondan sonra dedim yok öyle bir şey.

Ben bütün işimi yalnız yaparım dedim. Sohbete gideceğim yalnız giderim. Yalnız gitmeyi tercih ederim dedim. Dedim herkes hani beraber gidelim diye düşünür. Ben dedim götürmek istemem. kazası var, belası var, her şeyi var dedim yolda. O yüzden dedim birini sürüklemek istemem ben dedim. Kendim gider gelirim dedim. Ben dedim bu konuda dedim kimsenin de dedim hani sorumluluğunu üzerime almak istemem.

Tabii ona tuhaf geldi. Ondan sonra bir de diyor hani işte size yemek yidiremiyoruz, bir şey yapamıyoruz dedim. Bak burada dedim net söylüyorum ben dedim hiçbir yerde yemek yemek istemiyorum. Ben hiçbir yerde konaklamak istemiyorum. Şimdi de net söylüyorum. Ben sohbete gittiğim yerlerde yemekti, içmekti, dinlenmeydi. Bunları yaşamak Kardeşler, arkadaşlar, dervişler davet ediyorlar, söylüyorlar. Bazen işte hani eee kırılmalarından korkuyorum, incinmelerinden korkuyorum. Bazen böyle hani onlar bir de bilhassa yeni olan yerler böyle bu konuda incinirler, kırılırlar diye düşünüyorum.

Bazen hani böyle işte kaçamak yapıyorum öyle ama ben istemiyorum. Açık ve net bu konuda ben kendime bir hizmet de istemiyorum. Ben o konuda hani kendi çizgimin bu konuda kendi eee dış durumun kendim tarafından çiğnenmesini de istemiyorum. Allah razı olsun hepsinden de arkadaşlardan.

O yüzden bizim ölçümüz Kur’an ve sünnet olsun. Bizim ölçümüz imamların içtihadı olsun. Bizim ölçümüz ilk sufilerin yolu olsun. Bizim ölçümüz o olsun. Söylediklerimiz de öyle olsun. Yaşantımız da öyle olsun. Bizim elimizden, dilimizden, gözümüzden, kulağımızdan kimseye zarar gelmesin. Herkes bizim dilimizden emin olsun. Herkes bizim elimizden emin olsun. Herkes k bizden emin olsun. Ben bugün Zikrullah’a gideceğim. Benden hiçbir şey talep etmeyecekler. Hiç kimse bana yan gözle bakmayacaklar. Ben bugün sohbete gideceğim.

Bugün bizden hiçbir şey istenmeyecek. Bizim zakirimiz, bizim çavuşumuz bize tepeden bakmayacak. Bize yanlış bir kelime konuşmayacak. Bizi ayrıştırmayacak. Biz normalde hangi meslekten, hangi meşrepten olursak olalım biz normal derviş statüsünde herkes aynı statüde hayatına devam edecek. Bizim birbirimizden bir üstünlüğümüz yok. Bizim birbirimizden bir bu konuda herhangi bir ayrıcalıklığımız yok.

Hepimiz bu e Allah’ın dergahının kuluyuz. Hepimiz buradayız. O yüzden hani Hazreti Pir’in dediği gibi toprağın altında usta da bir, çırak da bir. Demiş. Toprağın altında usta da bir, çırak da bir. Bizim yüzümüzden bir kardeş buradan soğumasın. Bizim yüzümüzden bir kardeş buraya mesafeli olmasın. Bizim yüzümüzden olmasın. Zakirlerimiz, çavuşlarımız bu konuda ölçülü hareket etsinler, dikkatli hareket etsinler. Bilhassa zakir kardeşler dervişlerle ticaret yapmasın. Dervişlerin ticaretlerine karışmasın. Onlarla bu noktada bir şey kar edeceğim diye onlarla bir şey yapmaya kalkmasınlar.

Nefis girer işin içerisine, şeytan girer işin içerisine. Bunlardan uzak dursunlar. Dervişlerin parasından, malından, mülkünden, dervişlerin evinden, barkından uzak olsunlar. Bu konuda kendilerini dünyalıya döndürmesinler. Çünkü dünyaya dönerse bu noktada oradaki ahenk bozulur. Bir zakir dervişlere dünyalık gözüyle bakarsa ahengi bozulur.

Bir çavuş etrafındaki dervişlere dünyalık gözle bakarsa dengesi bozulur, ahengi bozulur. Bir derviş etrafına dünyalık bakarsa ahengi bozulur. Aman ya ben şununla arkadaş olayım da onun arabasıyla gider geliriz. Aman ben şunla arkadaş olayım da işte onun evinde yer içerim veyahut ben bununla dost olayım da ondan faydalanırım. Bunlar ahengi bozar. Bunlar ahengi bozar. Bunlar dervişliği bozar. Aman şuraya gideyim de ben orada evlenirim. Ahengi bozar, dervişliği bozar. Ben oraya gideyim de işim düzelsin.

Orada işi bozulur daha. Ben böyle açık konuşuyorum. Derviş olunca işinizde, aşınız da, eşiniz de bozulabilir sıkıntı yaşayabilirsiniz. Bunun garantisi yok. Muhallebi yerken dişiniz kırılır. Bunun garantisi yok. Derviş olmak tabi olmaktır. Bazen bir arkadaşa bunu bırak diyorsun, bırakamıyor. Ne oldu? Ani derviştin sen. Bırak dediğimizde bırakacaksın.

Bırakmıyor. Veyahut da bunu şöyle yap dediğinde yapamıyor. Bunu yapma dediğimizde yapıyor gene. E hani dervişlikti bu. Yap dediğinde yapacaktın ya. At dediğinde atacaktın ya. Yapamadın da atamadın da. E nerede kaldı dervişlik? Kalmadı. Gitme diyorsun gidiyor. Konuşma diyorsun konuşuyor. Nerede kaldı dervişlik? E burası layloylom yeri değil. Sana yapma dediklerinde yaparsan ben açık açık söylüyorum. Oraya yazarım diyorum. Konuşma dediğimde konuşuyorsan yazarım oraya. O disiplini bozmayacaksın. Bırak dediğinde bırakacaksın. Bırakmıyorsan senin dervişlik yolunda bayağı yol alacaksın. Daha disiplini bozuyorsun. E anlatırken kolay geliyor size herhalde. Kapalı çarşıda lokanta var. Saat 2.30 deyince ekmek bile kalmıyor. Dedim efendim isteyen var satabilir miyim dedim. Dursun dedi. O zaman o zaman için 230.000 lira para veriyorlar. Güzel para. Bir ay sonra geldi.

Yemek yedik. Aynı yerde. Ellerini cebine soktu. Onun bir cübbesi vardı. Böyle eski arkadaşlar bilir. İki elin iki yanında cepli. Ellerini cebine soktu. Hiç unutmuyorum. Dükkana dışarıdan baktı. Sat Mustafa Efendi buraya dedi. Bir ay sonra alacak olana dedim ki dükkan satılık 130.000 1000 lira veriyorum dedi. Getir parayı dedi. Aldı getirdi parayı. Akşam oldu 3 saat 300’te yemek yedik. Çıktık saat 6.30 7’ydi. Getir parayı dedim. Sattım sattım bitti.

Parayı getirdi. Kuyumcuydu. Yanındaki adamı aldı. Gittim akşama selamünaleyküm. Aleykümselam. Sanki onu biliyormuş gibi. Ne oldu Mustafa Efendi? Sattın mı dükkanı? Sattım efendim. Maşallah. Allah mübarek etsin. dedi. Ertesi güne bırakmadım dükkanı satmak için. Pervişlik bu. Bazen anlatıyorum ya. Konya’ya kadar gittik. Audi 80. Ne güzel gümrükten çıkarmışsın. Pırıl pırıl araba.

Ha şeyefendiyi onunla gezdireceğim. Öyle torpidye vurdu. Audik sana teşekkür ediyoruz. Buraya kadar getirdin bizi.” dedi. Ben şoför koltuğundayım. Kırmızı ışıkta duruyoruz. Döndü bana. “Sat Mustafa Efendi bunu” dedi. Emredersiniz efendim dedim. Birisi böyle arabanın içinden bakıyor. Efendim bir şey diyebilir miyim bu arkadaşa? Dedim satılık dedim. Satılık mcum ya ilgileniz dedi. Konya şivesinden. Ben çektim elfenin. Efendim? Müsaade eder misiniz? Tabii dedi. Ben indim adamın kartını aldım bindim arabaya.

Şeyefendiyi bıraktım. Bir eve. Orada kadınların sohbeti vardı. Bıraktım oraya. Gittim adamın dükkanını buldum. Adam konfeksiyon işi yapıyor. Selamünaleyküm. Aleykümselam dedim. Baktır ettir. Ne yapıyorsan yap dedim. Araba bu. Ne istiyorsun dedi. Ne yapar dedim. Hiç unutmuyorum. 7.000 kusur lira bir para söyledi. Hayırlı olsun dedim. Yalnız benim bir işim var dedi.

Ne var dedi. Nevşehir’e dedim şey efendiyi bırakacağım yerim. O dedi yanındaki kimdi dedi. Şeyhimdi dedim. Yok ya dedi. Evet dedim. Filanca camide bu akşam sohbet var. Sen de gel. Geldi oraya camiye o da sohbete zikrullah’a katıldı. Ben ertesi gün sabah Şeyh efendiyi şeye bıraktım. Nevşehir’e döndüm adama telefon açtım. Gel arabanın satışını al. Şeyh efendiye de o gün dedim sattım efendim arabayı. Dedim sattın mı Mustafa Efendi? Sattım.

Aferin oğlum dedim. Dervişlik at demişler atacaksın. Tut demişler tutacaksın. Kur’an ve sünnetin içinde mi? Evet. Konuşma. Konuşmayacaksın. Bırak bırakacaksın. Yürü yürüyeceksin. Dur duracaksın. Kur’an ve sünnetin içinde mi? Evet. Başka yerde bunu böyle normalde tolerans gösterirler. Biz de dövecek değiliz adamı ama at dediğimde atmamış. Tut dediğimde tutmamış. Git dediğimde gitmemiş.

Gel dedim de gelmemiş. A yok. derviş bir şey demiyorum ama o daha bayağı yol gidecek. Allah bizi affetsin inşâallah. O yüzden yolumuz Kur’an’a, sünnete, imamların içtihadına ve ilk sufilerin disturlarına uygun olacak. Rabbim bizi onlardan eylesin. >> Elfatiha salavat. Önümüzdeki hafta Allah izin verirse inşâallah sağlık afiyet olursa 2270 beyittenen devam edeceğiz. 10 yıllık kıtlığı mücessem olarak görmedinse gözünü aç da bize bak. Görünüşümüz davacı adamların içi gibi gönlü kapkara fakat dili şaşalı.

İlgili Sohbetler

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için Tasavvuf – Vikipedi sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Mesnevi Şerhi (2269. Beyitten) konulu bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi tarafından gerçekleştirilmiştir. Daha fazla Mesnevi Şerhi (2269. Beyitten) sohbeti için sitemizi takip edebilirsiniz.