Mesnevi Şerhi (2248. Beyitten) konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Mesnevi Şerhi (2248. Beyitten) hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız. >> Nerede? Kim Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine, topraklarına, ırzına tecavüz ediyorsa Cenabı Hak hepsinden de intikamımızı alsın. >> Cenâb-ı Hak Müslümanların intikamlarını >> Cenâb-ı Hak Müslümanları, zulmedenleri, kanını akıtanı yerle >> amin.
>> Güçlerini yok etsin. >> Onları dağıtsın. >> Ecm. Geçen hafta deniz ve inci onun vergisine nispetle ehemmiyetsiz bir hale gelmiş. Lütuf ve ihsan kaftan kafa yayılmıştı. Konumuz neydi? Bir eee kimse normalde öyle tasadduk ediyordu, öyle hayır hasenet ediyordu, öyle mal dağıtıyordu ki bu en zenginleri geçmişti. Konu buydu. O padişah topraktan ibaret olan şu yeryüzünde bulut ve yağmurdu. İşte o toprak nasıl cansızsa ve toprak nasıl ekilip dikilmezse, yağmur yağmazsa, bir işe yaramıyorsa o yüzden eğer bir devlet başkanında, bir devlette, bir aile reisinde, bir patronda adalet yok ise, adalet yok ise orası Orası yağmursuz kalmaya, orası bereketsizlenmeye, orası ne yazık ki çorak bir yer olmaya mahkumdur.
Oysa o devlet başkanı, o büyük zat normalde hem adaleti sağlıyordu hem de insanların arasında infak ediyordu, ihsan gösteriyordu. Ve o kimse rahmet bulutu gibi kimsesizlerin kimsesi oluyordu. Fakir fukaranın hakkını hukukunu gözetiyordu. O devlet başkanı ihsanda, tevazuda, ilimde o devlet başkanı berekette, lütufta, ikramda, hadsiz, hudutsuz işler yapıyordu. O yüzden normalde eee insanlara sadece o kimse mal dağıtmıyordu. İnsanlara sadece mal eee dağıtıp da insanların gönlüne oynamıyordu.
Ya o halkının içerisinde adalet dağıtıyordu. Bütün peygamberler birer adalet savaşçısıdır. Bütün Allah dostları aynı zamanda birer adalet savaşçısıdır. Eğer ki o Allah dostları adaletli olamıyorlarsa o alimler adaletli değiller ise halkın önüne geçen, seçilen, bir şekilde atanan ne derseniz deyin. Onlar adaletli değiller ise o topraklarda bereket olmuyor. O ailede bereket olmuyor. O iş yerinde bereket olmuyor. O insanda bereket olmuyor. O yüzden adaletsiz bir sistem, adaletsiz bir yönetim orada işte kıtlıklara sebep oluyor.
Örneğin herkes bereketi yağmurda görür. Yağmurda değildir. Bereket ayrı bir şeydir. Yağmur yağar ama normalde toprak size ürün vermez. Yağmur yağar ama ağaçlar size meyve vermez. Yağmur yağar siz ekersiniz ama normalde yedi başak vereceğini bir başak bile vermez. O yüzden bereket ayrı bir şeydir. Sadece yağmura bağlı değildir. Ama veelakin yağmurun kesilmesi de, yağmurların kesilmesi de orada bereketin olmadığını gösterir. Yangınlar, depremler, ondan sonra yağmursuzluk, normalde yağışların olmaması, kıtlık, bunların hepsi de birer işarettir.
Orada adaletin olmadığını, orada normalde insanların arasındaki hukukun gözetilmediğini, devlet millet kaynaşmasının olmadığını, arada hukukun doğru çalışmadığını gösterir. O yüzden birçok hadis vardır. Eğer orada adalet yok ise, eğer orada zekatlar düzgün dağıtılmıyorsa, eğer orada fakir fukaranın, güçsüzlerin hakkı korunmuyorsa Cenâb-ı Hak oraya tufanlar verir. Değişik tufanlar vardır. Onu insanlar ne olarak görürse o ayrı mesele. Otururlar derler ki bu tabiatın getirdiği bir şey.
İşte ne olacak? Kıtlık olur. Yağmur yağmaz. Tabiatın getirdiği bir şey, deprem olur. Tabiatın getirdiği bir şey, yangın olur. Tabiatın getirdiği bir şey işte dalgalar yükselir, gemiler batar. Hiç kimse Allah’ı hatırlamaz. Bakın, hiç kimse Allah’ı hatırlamaz. Sanki bütün bu olan tabiat olaylarının sahibi yok. Sanki bu tabiat olayları kendi kafasından oluyor. Depremler kendi kafasından oluyor. Allah’ın dahli yok. Yangınlar kendi kafasından oluyor. Rüzgar kendi kafasından esiyor.
Birden yangını büyütüyor ve geliyor. Diyelim ki bir yerde duruyor. Kendi kafasından duruyor sanki. Öyle diyorlar ya bize. Allah bizi affetsin. Oysa rüzgar bir taraftan rahmettir. Yağış bir taraftan rahmettir. Ama bir taraftan da bunların hepsi de afattır. Yağış normalde çok yağarsa sel alır gider. Yağmazsa yel alır gider. Yağdı sel aldı gitti. Yağmadı yel aldı gitti. Kuraklıktan yel aldı gitti. O yüzden Evet. Rahmet ayet-i kerimeye göre müjdedir. Yani hava yağınca, rahmet olunca müjdedir.
Veyahut da aynı rahmet senin ticaretine olabilir. Aynı rahmet senin evine olabilir. Aynı rahmet senin bedenine, aklına, kalbine olabilir. O zaman normalde sen bunun kıymetini bil. Doğru yerde, doğru zamanda, doğru platformda bunu kullan. Senin ilmin Allah’tandır, rahmettir. Senin zenginliğin Allah’tandır, rahmettir. Senin sağlığın Allah’tandır, rahmettir. Senin mutluluğun Allah’tandır, rahmettir bu. Sen o zaman normalde bunu doğru yerde kullanmalısın. Senin aklın Cenabı Hakk’ın rahmetidir.
Senin aklın düşünsenize gitti. Bitti gitti. gittiğinizi dahi aklının gittiğini dahi fark etmezsin. Bakın aklınızın gittiğini dahi fark etmezsin. Öyle büyük nimettir. O zaman aklını doğru yerde kullan. Aklını Kur’an sünnette kullan. Kalbi akıl büyük nimettir. Büyük rahmettir. Bakın büyük rahmettir. Tabiri caizse Cenabı Hakk’ın katından senin kalbine ilim indirilmiş. Büyük rahmettir. Senin kalbine bir feraset nuru gelmiş. Bir zikrullah nuru gelmiş. Büyük nimettir bu.
Hani ayet-i kerimede Cenabı Hak sudan laf açıldı. Hani der ya Allah size gökten temiz su indirdi. Şimdi bu ayeti kerimeye baktığınızda zahiren evet yağmurlar, içme suları bunlar Cenabı Hakk’ın size temiz su indirmesidir. Bu ayet-i kerime başka açıdan da bakmak lazım. Allah senin kalbine ilham etti. Senin kalbine doğruyu ilham etti. Asıl tertemiz su odur. Su çünkü eee maneviyatta ilimdir, berekettir, lütuftur. O yüzden senin kalbine su indirdi. İlmin ledün indirdi.
Senin kalbine eee vasıtasız bilgi indirdi ve kendi katından indirdi bunu. Bu büyük bir rahmettir. Bu büyük bir berekettir. Bu büyük bir lütuftur. Bu büyük bir ikramdır sana. seni bir Zikrullah meclisiyle hemhal etmiş. O normalde seni seni bir Zikrullah meclisine oturtturmuş. Biz Zikrullah meclisinde seni nasiptar etmiş. Seni zikretmiş. Eğer o seni zikretmeyecek olsaydı seni Zikrullah alakasına oturtturmazdı. Kim Allah’ı zikrederse zikrederse Allah da onu zikreder.
O zaman bu sana gökten indirilmiş berrak su gibi onun kıymetini bil. Onu normalde ehemmiyetli gör. Sakın ha ona karşı bir küstahlık yapma. Edepsizlik yapma. Sırtını dönme sakın. Çünkü Cenabı Hak eğer ki bir halkı böyle şefkat tokatıyla, bir topluluğu şefkat tokatıyla onları hizaya getirmeye çalışıyorsa böyle küçük küçük şefkat tokatları verir ona. Akıllan, kendine gel, toparlan. Bak daha büyük afatlara mazhar olacaksın. Daha büyüklere gebesin. Daha büyükler gelebilir.
Çünkü Cenabı Hak öyle kavimleri helak etmiş ki onların ne zenginlikleri, ne devletleri, ne güçleri, ne güzellikleri, ne şehirleri, ne koca devasa binaları, ne o devasa silahları, onların hiçbirisinin bir faydası olmamış. Cenâb-ı Hak yerleşsan etmiş. Herkes demiş ki bizim bitkilerimiz var, bağlarımız var, bahçelerimiz var. Bir çekirge sürüsü göndermiş. Ne varsa hepsini yemiş atmış. Bir tane çöp kalmamış çekirge sürüsünden. E geçmiş hala daha geçmiş ümmetler çekirge sürüsünden korkarlar.
Çünkü Cenabı Hak çekirgeyle afat vermiş. Bazı kavimlere helak etmiş. Depremle helak etmiş. Yanardağlarla helak etmiş. yangınlarla helak etmiş, su baskınlarıyla helak etmiş, kuraklıkla helak etmiş, zalimlerle helak etmiş. Yani o topluluğun başına bir zalim tayin etmiş. O zalim orayı helak etmiş, yerli eksan etmiş, dağıtmış oraları. Çünkü o helak nereden ne zaman, nasıl geleceğini, yönünü tayin etmek mümkün değil. O yüzden o padişah öyle bir padişah ki, o kimse öyle bir kimse ki hem yeryüzünü, bulunduğu yeri adaletle, hikmetle, doğrulukla yönetiyor ve aynı zamanda da insanlara tasadduk ediyor.
Kendine biriktirmiyor. Bakın kendine biriktirmiyor. Kendi eşrafına biriktirmiyor. Kendi yandaşlarına, kendi etrafına biriktirmiyor. halkın fakirinin fukarasını görüyor. Halkın ihtiyaç olanını görüyor ve doğru yerde, doğru zamanda müdahale ediyor. O yüzden o yeryüzüne bir bulut gibi, bir yağmur gibi. Çünkü normalde hani bulutun arkası yağmurdur. Yağmurun önü de buluttur. O yüzden o normalde rahmet bulutu gibi insanlar vardır. Rahmet bulutudur. Peygamberler örneğin rahmet bulutudur.
Hazreti Muhammed Mustafa rahmet bulutudur. Zikrullah halakası rahmet bulutudur. Namaz rahmet bulutudur. Oruç rahmet bulutudur. Zekat rahmet bulutudur. İyilik yapmak rahmet bulutudur. İnsanlara faydalı olmak rahmet bulutudur. Ve sen bu noktalarda duruyorsan, bu dairede duruyorsan, senin başında rahmet bulutu var. Sen gittiğin yere rahmet olursun. Gittiğin yere rahmet olursun. Sen insanların en faydalısı, etrafa zarar vermeyeniniz hadis-i şerifine uyarsan sen gittiğin yere rahmet bulut olursun.
Sizin en hayırlınız etrafa en fazla faydası dokunanınızdır. Hadis-i şerifini kendine ölçü edinirsen rahmet bulursun. Kim Allah’ı zikrederse Allah da onu zikreder. Sen Allah’ı zikredersen gittiğin yere rahmet bulut olursun sen. Çünkü normalde siz dünyadayken cennet bahçelerine uğrayınız. Oradan nimetleniniz. Ya Resulallah dünyadayken cennet bahçesi var mı? Allah’ı zikredilen meclisler ve o sizin orada zikretmekliğiniz de cennet nimetidir der. O zaman sen bir zikir halakasına oturduysan orası bir rahmet bulutudur.
Sen orada zikrettiysen yağmur üzerine yağdı. Çünkü oradan affolmuş olarak kalkınız. Başka bir hadis-i şerifte de geçmiş günahlarınız hayra çevrilmiş olarak kalkınız dedi. Rahmet bulutudur. O zaman öyle insanlar vardır gittikleri yere rahmet bulutu olur. Öyle insanlar vardır zikrullah’ın anahtarı hükmündedir. Onlar giderler iki orada zikrullah yaptırırlar. Rahmet bulutu olur orası. O yüzden sadece burada cömertlik mal dağıtmak değildir. İnsanlara faydalı olmak, insanları doğruyu aktarmak, doğruyu söylemek, adaletli davranmak, adaleti savunmak, hakkı ve sabrı tavsiye etmek.
Bunların hepsi de rahmet bulutudur. O yüzden gerçek manada devlet adamı demek malı halka dağıtmak demek değildir. Gerçek manada devlet adamı demek insanların arasında adaletli davranmaktır. Küçük esnafın maliye borcundan dolayı tepesine binip devasa şirketlerin vergi borçlarını affetmek adalet değildir. Adalet değildir. kendi etrafından insanlar gidip de hakimin önüne huzura çıkmadan, mahkemeye uğramadan bir kapıdan girip bir kapıdan çıkıyorsa ama hiç böyle suç denmeyecek bir şeyde devasa veyahut da onun burnundan getiriliyorsa bu adalet değildir.
İnsanların zenginliklerine, fakirler, fakirliğine, makamlarına göre hukukun önünde eşit değil ise orası adaletli değildir. Adaletli değildir. İnsanların arasında suç işleyenler, insanların canını yakanlar, insanların malını, namusunu, şerefini, haysiyetini ayaklar altına alanlar, tecavüz edenler mahkemelerin bir kapısından girip öbür kapısından çıkıyorlarsa orada adalet yoktur. Adaletin olmadığı yerde bereket yoktur. Adaletin olmadığı yerde insanlık yoktur.
Adaletin olmadığı yerde insanca yaşamak mümkün değildir. Adaletin olmadığı yerde afiyet de yoktur, bereket de yoktur, huzur da yoktur, mutluluk da yoktur. adalet yoksa bir toplumun içerisinde o toplum dağılmaya, o toplum batmaya, o devlet de dağılmaya, o devlet de batmaya mahkumdur. O yüzden normalde gerçek devlet başkanı hem insanların kalbinin mamur olması, hem de ülkesinin mamur olması, hem de devletin mamur olması, hem de insanların arasında mutluluğun, huzurun, adaletin hüküm sürmesi için uğraşan kimsedir.
İşte Mesnevide bahsedilen devlet başkanı budur aslında. Mesnevi, Hazreti Mevlânâ Mesnevinin içerisinde enteresan örneklerle bize enteresan ölçüler koyar. O zaman normalde bir devlet başkanı, devlet başkanı hem devletine hem milletine hem topraklarına rahmet olmalıdır. Zahmet değil, zulüm değil. Eğer zulüm oluyorsa, zahmet oluyorsa orada sıkıntı vardır. Allah muhafaza eylesin. >> Ve insan, insan varlığıyla yeryüzüne rahmet olarak gönderilmiştir. Çünkü insanda bulunmayan, varlığın hiçbir tarafında bulunmayan bir özellik vardır.
İnsan Cenâb-ı Hak’ın kendi ruhundan üflediği emaneti taşıyan bir varlıktır. Hepimizde Cenabı Hakk’ın bize üflediği ruh var. Ve sen bunun farkında olursan, farkında olursan ve Adem olmaya çalışırsan, Adem olmaya çalışmak, kadın erkek ayrımı yoktur burada. Ademiyet yani insan olmanın en zirvesi. İnsan olmanın zirvesi. Peygamberlerin gönderilen kitapların, velilerin, Allah dostlarının derdi budur. İnsan olmaktır. Çok ibadet ederekten bir kimse cennete girmez.
insan olaraktan girer. Siz çok ibadet etseniz ama insan olamasanız, ademiyet vasfına ulaşamazsanız o zaman sizin ibadetiniz kabukta kaldı. Surette kaldı. Ne dedi ayet-i kerimede? Namaz insanı kötülüklerden alıkor. Eğer kıldığın namaz seni kötülüklerden alıkoymuyorsa sen hem namaz kılıp hem rüşvet yiyorsan, hem namaz kılıp hem adaletsiz davranıyorsan, hem namaz kılıp hem eşini dövüyorsan, hem namaz kılıp hem çocuklarına zulmediyorsan, hem namaz kılıp hem yanındaki çalışanlara zulmediyorsan, hem namaz kılıp işçinin, çalışanın hakkını zamanında ve tam bir şekilde vermiyorsan evet o namaz seni kötülüklerden alıkoyma.
I namaz senin suretinde kaldı. Sen hem namaz kılıyorsan hem insanlara hakaret edip küfrediyorsan hem namaz kılıp hem annene babana asi oluyorsan, isyan ediyorsan hem namaz kılıp hem de çocuklarına, anneye, babaya, etrafına zulmediyorsan hem namaz kılıp hem eşine zulmediyorsan, hem namaz kılıp hem kocana zulmediyorsan o namaz senin suretinde kaldı. İçine yerleşmedi. Ayet-ti kerime öyle değil. Ayet-i kerimede diyor ki, “Namaz seni kötülüklerden alıkoyar.
Allah’ı zikir de en büyük iştir. Namaz seni kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı zikir de en büyük iştir. Ardı ardınadır bu ayeti kerimeler. O zaman sufiliğin amacı insan olmaktır. Müslümanlık insan olmaktır. Mümin insan olmaktır. İhtiyacımız olan bu şu anda insan olmak. İnsan olmak iki ayağının üzerinde yürümek değildir. İnsan olmak yemeği ağzına götürmek değildir. Aslan da burnundan götürmez. Aslan da yemeği ağzına götürür. Gider bir sırtlan da yemeği ağzına götürür.
Bizim farkımız nedir? Biz yeryüzüne Allah’ın halifesi olarak gönderildik. Yani rahmet olmamız gerekir. Rahmet eşimize, çocuklarımıza, etrafımıza, topraklarımıza, insanlarımıza, bütün insanlığa rahmet olmaktır. Bütün insanlığa, sadece kendi nefsine değil, sadece kendi ülkene değil, sadece kendi dindaşlarına değil, bütün insanlığa rahmet olmaktır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hem insanlara hem de cinnilere peygamber olarak gönderildi.
Sadece ona iman edenlere değil o iman etmeyenlere de peygamber olarak gönderildi. Bütün insanlara, bütün cinnere, bütün varlığa peygamber olarak gönderildi. O yüzden biz onun ümmeti olarak insan olmak zorundayız. önce insan. Allah bizi onlardan eylesin. >> İnam ve ihsan sahibi Allah’ın vericiliğine masardı. Deniz ve maden onun ihsanına karşı zelzeleye düşmüş. Onun cömertliğine doğru kafile kafile gelip duruyordu. Kapısı hacet kıblesiydi. Şöhreti cömertlikle bütün aleme yayılmıştı.
Mesnevi Şerhi (2248. Beyitten) Hakkında
O öyle bir padişahtı ki o Cenabı Hakk’ın vericiliğine mastardı. Allah verendir. Allah ganidir. Allah cömerttir. Allah cömertliğin de üstündedir. Allah cömerttir. İsteyene verir. Allah cömertliğin üstündedir. İstemese dahi o kimse ihtiyacı varsa ona da verir. o hem zahir hem batın çift kanatlı bir padişahtı. O yüzden Allah’ın vericiliğine masardı. Yani zahiren böyle padişahmış gibi görünürken o aynı zamanda Allah dostuydu ve Cenabı Hakk’ın birçok sıfatına tecellide mazhar olmuş bir kimseydi.
Örneğin Rezzak ismi şerifine mazardı. Örneğin Elkerim ismi şerifine mazardı. Örneğin elvehhab ismi şerifine mazardı. Örneğin Elrahman ismi şerifine mazardı. Örneğin Errahim ismi şerifine mazardı. Çünkü o eee Cenabı Hakk’ın yeryüzündeki sıfatlarının tecelligahı olmuştu. Cenâb-ı Hak onun elinden dağıtıyordu. Onun elinden ihsan ediyordu. Onun üzerinden veriyordu ilmi. Onun üzerinden aktarıyordu. Nasıl peygamberlerin üzerinden Cenâb-ı Hak bir ilim aktardı? kitapla beraber onlara hikmet verdi ve kitabı da hikmeti de peygamberlerin üzerinden verdi.
Aynı şey velilerin üzerinden de hikmet verdi. Velilerin üzerinden ilim verdi. Aynı şey padişahların üzerinden Cenâb-ı Hak rezzak ismi şerifini, Cenâb-ı Hak adalet ismi şerifini, Cenabı Hak kudret ve kuvvet ismi şerifini onların üzerinden verdi. O zaman burada o kimsenin vericiliğinin vericiliği Cenabı Hakk’ın eee bir maşası, bir eşyası hükmünde. Yani o kimse hak ve hakikati konuşuyorsa o bilgi onun kendisinin değil Allah’ın. O Allah’tan gelene geleni aktarıyor.
Tabiri caizse bir radyo istasyonu gibi. Nasıl radyo istasyonunda bir verici var. Yani konuşan orada bir kişi ama binlerce kişi o radyoyu dinliyor. O vericilerden dinliyor. Allah tek bilginin sahibi o. Cenabı Hakk’ın sayısız sonsuz vericisi var. Her türlü maddi manevi o zaman o verici hükmündeki olan kimseler kendi mallarını, kendi ilimlerini dağıtmıyor. Zekatı veren kimse kendi malını dağıtmıyor. Kendi kendisine kibirlenip böbürlenip kendini bir şey zannetmesin.
Gani olan Allah, Allah’ın ona emanet verdiğini dağıtıyor. Kendi malını dağıtmıyor. kendi malını dağıtmadığı için onu kibirlilik de veriyorsa o kibirliliğinden dolayı o zekatın onda bir sevabı olmadı. O kibirliğinden hatta kibirliyse o olmadık yere gider verir. Olmadık yere verir. Çünkü kibirli kimse olmadık bir yere verecek ki Cenabı Hak ona bir şey nasip etmeyecek. O kendince olmadık yere nereye verdin? Bak sen dostuna bak, arkadaşına bak, kardeşine bak, yol yürüdüğüne bak.
Sen kimi sevdin ona bak. O zaman senin resmin çıkacak orada. İşte o yeryüzündeki vericiler ister bunlar veliler olsun Allah’ın yeryüzünde tayin ettiği kutupları olsun isterse devlet başkanı olsun isterse aile reisi olsun ister zakir olsun ister çavuş olsun ister evinde dersi açan kimse olsun isterse medresede alim olsun isterse medresede hoca olsun adı ne olursa olsun onun gerçek manada arkasında verici olan Allah’tır. Sen gözün şaşırmasın. Sen geleni Allah’tan gör.
Sen şahıstan görme. Şahsın elinde bir kudret, kuvvet yok. Anında unutturur Cenabı Hak isterse sana. O yüzden sen bir şeyi unuttuğunda hadis-i şerifte bu bana unutturuldu de diyor. Unutturuldu de. Senin unutmaya dahi gücün yok. Sen bir şeyi unutacağım desen dahi unutamazsın. Ancak Allah sana onu unutturur. O yüzden başka bir hadis-i şerifte de unuttuklarınızdan sorumlu değilsiniz der. Sebep unutturan Allah’tır. Kardeş unutma gücün dahi senin elinde yok. Sen kendini ne zannediyorsun?
Sen bir şey unutacaksan sen unutmuyorsun. O sana unutturuluyor. Senin unutmaya dahi gücün yok ki. Hatırlamaya gücün olsun. Unutmaya gücü olmayanın hatırlamaya gücü mü olur? Unutmaya gücün yok senin. O zaman hatırlamaya da gücün yok. O zaman Allah aklına geldiyse o Allah’tan geldi sana. Kendi kendine nefsine uyma. Kendi kendine bir fasulye gibi nimetten sayma. Sakın haı zikrediyorsan Allah’a hamdet. Biz zikrullah halakasına oturduysan Allah’a hamdet. O yüzden derim sakın ha zikrullah halakasına gelen bir kimseye ters bakma, yan bakma.
Sakın ona herhangi bir şey söyleme. Onu üzme, onu kırma. O oradan giderse vallahi de Allah senden hesap sorar. Sebep ona çünkü oraya oturtturan Allah’tı. Sen ne yaptın? Onu oradan gönderdin. Nefsine uydun. Kibirlilik yaptın. Kendini bir şey zannettin. Veyahut da nereye gidiyorsun sen? E işte biz dergaha gidiyoruz. Kime gidiyorsunuz? İşte Mustafa Efendi’nin oraya. Ona mı ders ondan mı ders aldınız? Aman bırakın gitti. Adam bıraktı gitti. Ne yaptın adamı? Şeytanın ağzına bıraktın.
Şeytana gitti adam. Bana da aynı şeyi yaptılar. Nereden ders aldın? Abdullah Efendiden. Ha ondan mı aldın ya? Adama kafa vuramadım diye ciğerim yandı. Sonra bıraktı gitti. Adam ne yaptı? Nereye gitti? Ha bir veliyi bıraktın da zamanın kutbunu mu buldun? Sen zamanın kutbunu bıraktın gittin. Nereye gideceksin sen? Sen güneşi terk etmişsin. Nereye gideceksin? Ama o yol kesici şeytanlaşmış insanlar insanların yollarını keserler. Oysa verici olan Allah’tır. Mürşit Allah’tır.
Allah Cenâb-ı Hak’ın ilmini aktarır. Gerçek mürşit odur. İsmi sıfatı Cenabı Hakk’ın sıfatıdır. Mürşit denilince Allah akla gelir. Bizim bayındırlı mürşit değil. Allah akla gelir. Gerçek manada mürşit odur. Gerçek manada veli Allah’tır. Cenabı Hakk’ın bu veli ismi şerifi kullarının üzerinde tecelli eder. Mürşit ismi sıfatı kullarının üzerinde tecelli eder. Sen onun arkasındaki gücü gör. Sen bir kimse çok akıllı. Onun arkasındaki asıl akıl sahibini gör. O kimse var ya keramet sahibi.
Asıl onun arkasındaki Allah’ı gör, gücü gör. O yüzden ona hesapsız ilim veren, ona hesapsız fıkıh ilmi, tefsir ilmi, hadis ilmi hesapsız. Ona ayetlerin özü hesapsız. Ayetlerin sırrı, ilmini veren Allah. Bu da manevi rızık. E Cenabı Hak ayet-i kerimede Allah dilediğine hesapsız rızık verir der. Şimdi hangi ayet? Hatırımda değil. Allah dilediğine hesapsız rızık verir. Dilediğine bakın dikkat edin. Dilediğine. Sen oturursun Abdullah Efendi Ümmi dersin. Nereden soracaktan sordun da bir yerden sana bilmiyor mu dedi.
18 yıl beraber dolaştık. birisi sordu da ona bilmiyor musun dedi. Ümmü hem bir de öyle derdi. Ne sordun da cevabını almadın? Onlarda manevi ilim var. Onlarda ilmiedin var. Sen beğenmedin Abdullah Efendi. Cenabı Hak dilediğine hesapsız rızık verir. Öyle de dedi. Allah rahmet eylesin Ali abi. Mustafa Efendi ben kendime bekliyordum şehliği dedi ama dedi Abdullah Efendi’ye verdi Cenabı Hak dedi ona verdi dedi. O da rüyasında görüyor. Bak kendine şeyhlik bekliyor.
Ben bana çok açık konuşurdu. Ben kendime bekliyordum dedi ama dedi rüyamda dedi dediler ki dedi Hazreti Mevlânâ’ya gitti. Ben oraya gittim dedi. Hazreti Mevlânâ bana dedi ki dedi yarın açıklanacak görevi. Git ilk dervişi sen ol dedi bana dedi. Ben dedi hiç kimseye paylaşmadım bunları dedi. Gittim dedi Nevşehir’e dedi. O gün açıkladı. Ben de dedim ki dedi, ben böyle böyle manevi rüya gördüm. Böyle böyle manevi bir işaret aldım. Müsaade ederseniz ben sizin ilk dervişiniz olmak istiyorum dedim.
İlk derviş oluyor. Şey efendim. E şimdi Allah dilediğine hesapsız rızık verir. Sen rızkı sen zannedersin ki yediğini içtin değil. O hesapsız rızık manevidir. Sen yediğin ne yiyeceksin ki? Sana hesapsız ekmek verse ne olacak? Günlük yiyeceğin bir ekmek. Sana hesapsız et verse ne olacak ki? Günlük yiyeceksin 2 kilo et. Sana hesapsız rızık verse ne olacak ki? Günlük yiyeceksin 1 kilo yağ, 2 kilo et, bir tane ekmek. Bu değil ayet-i kerimenin aslı. Ayet-ti kerimenin özü şu: Sana hesapsız rızık verir dilediğine.
Bu rızık manevidir. Dilediğini peygamber yapar. Ümmüden peygamber yapar. Bütün insanlığa rahmet yapar. Onu ümmüden peygamber yapar. Ben seni insanlara ve cinnilere peygamber olarak gönderdim.” der. Ümmüden yapar onu. Felsefeciden değil, matematikçiden değil, mühendisten değil. Çok zenginden değil. Çok zenginden değil. Validen değil, devlet başkanından değil. enteresan bir şeydir. Devlet başkanından Kimyacı, fizikçi, astronomici değildir. Felsefeci değildir. Dinler tarihçisi değildir.
Ya ümmidir. Cenâb-ı Hak ona peygamberlik verir. Bir de kitap verir. Bir de hikmet verir. Bir de ona mucizeler verir. Ve hiçbir peygamberin ulaşamadığı yere ulaşır. İki yay mesafesi kadar Allah’a yaklaşır. Akıl almaz, kalp almaz, ruh almaz, hiçbir şey almaz. Burayı almadığı için Cebrail’di o diyor. Ahmak değildi. Cebrail değildi o. Sen ahmaklık yapma. O peygamberdi ve Allah onu kendisine yaklaştırdı. Çünkü o dilediğine hesapsız rızık verir. Peygamberine de hesapsız verdi.
Hala da veriyor. Hala da veriyor. Hala da veriyor. Hala daha o iki yay mesafesinde duruyor. Bir veçesi iki yay mesafesinde. Orada zaten oradaydı. Zaten orada olduğunu kendisi de biliyordu ve orayı yaşadı. Tekrar vücut olarak yaşadı. Oradaydı ve hala daha bir veçesi orada, öbür veçesi de insanlığa ve ümmete yönelik. Allah dilediğine sayısız sonsuz rızık verir. Dilediğine Sen çalışırsın, çabalarsın o sana ait. Sen koşturursun. O sana ait. Koşturman dahi onun lütfudur.
Çalışman dahi onun lütfudur. Senin yürümen dahi onun lütfudur. Senin Allah yolunda koşman dahi onun lütfudur. Senin Allah hatırına gelmen onun lütfudur. İnsanlara Allah’ı tebliğ etmen onun lütfudur. İnsanlara Allah’ı anlatman onun lütfudur. Allah yolunda bir nefes harcamak onun lütfudur. Sen nankörlerden olmama. Sana düşen de nankör olmak değil. Sana düşen de vefasız olmak değil. Sana düşen de hain olmak değil. Cenâb-ı Hak sana bütün kapılarını açmışken, Cenâb-ı Hak sana bütün yollarını açmışken sen nefsine uyup şeytana uyup şeytanlaşmış iki ayaklara uyup sen hainlerden vefasızlardan olma.
Yoksa Cenabı Hak senden sen rahmete, berekete, lütfa sırtını döndün. Sen kendin yaptın kendi kendine. Allah >> O yüzden Allah bu manada çok verendir. Ben bazen derim ya Allah’tan az istemeyin kardeş. Allah’tan çok iste. Manevi ilmi çok iste. Dünya hayatı çok iste. Ahiret hayatı çok iste. Ama gelini de dağıt. İsa’nın havarileri gibi edepsizlik yapma. Musa’nın etrafındaki ümmeti gibi vefasızlık, hainlik, edepsizlik yapma. Ağır belki de sözüm. Musa’nın etrafındaki o Yahudiler Cenabı Hakk’ın rahmetine, bereketine, lütfuna, ikramına, ihsanına, ilmine Cenabı Hak ona cennetten onlara normalde yiyecek göndermesine rağmen onlar vefasızlık yaptılar, hainlik yaptılar, edepsizlik yaptılar, küstahlık yaptılar ve Cenâb-ı Hak cennetten gelen gökten o sofrayı onlardan kesti.
onların edepsizliğinden, onların küstahlığından, onların kibirliliğinden, onların zulmünden dolayı kesti. Onların adaletsizliğinden dolayı kesti. Sonra da dediler zaten ya Musa sen git rabbinle sen savaş. Biz savaşçılardan değiliz. Cenabı Hak onlara 2 saatlik yolu 40 yılda katlettirdi. Onlar iki günlük, 3 günlük, bir günlük yolu. Rivayetler 4 günlük diyor. 40 yıl bitiremediler o yolu. Sen Cenabı Hak’tan gelen o lütfu, o ikrama, o ihsana vefasızlık etme. Bir yol bulmuşsun.
Yoluna sımsıkı sarıl. Sen en büyük iş olan Zikrullah halakasındasın. Sen orada durmaya, orada tutunmaya çalış. Sen Zikrullah’ın ucundan tutmuşsun. Orada tutunmaya çalış. Orada durmaya çalış. Çünkü onun sana veren Allah’tır. Her şeyi veren Allah’tır. En büyük verici Allah’tır. En büyük gani Allah’tır. Allah ganidir. Sizler fakirsiniz der Cenabı Hak. Kardeş sen neyin havasını atıyorsun? Neyin kibrindesin sen? Unutmaya dahi mukhtedir olmayan bir kimsesin. Unutmaya dahi muktedir değilsin.
Bazen arkadaşlar giderler veya televizyonda çıkıyorlar ya psikiyatriler, psikologlar unut bunu. Ha nereyi unutacak? Unutmak onun elinde mi? Sana tecavüz etsinler de unut hadi bakalım. Öyle diyorlar ya psikologlar, psikiyatriler. Çocukluğunda bir travma yaşamış, şu bu filan. Bizim çocukluğumuzda böyle şeyler yoktu. Trav yaşadıysan babandan bir tokat yerdin. Travva yerine gelirdi. Tabii hele bizimkinde tramma yaşamaya zaman yok zaten. Ha benim travma var. Trav travmam var dese öyle bir tespit edilse o trva trva olur öyle küfür yememiştir.
Yer atar kenara. Şimdi şimdi ne ergenmiş lan? Ne ergeni lan? Nereye ergen? Ne bu kız ergenlik yaşıyormuş? A onun halleri var. Ne erkek ergen onun halleri var. Ha bizim çocukluğumuzda var mıydı lütf böyle bir şey? >> Hiç yaşamadık öyle bir şey. Biz yaşamadık. Ulan 5 yaşında demek ki biz olgunlaşmışız ha. Ergen neymiş bilmiyoruz biz. Şimdi ergen, kadın, erkek, kız erkek, kadın demeyelim, kız diyelim. Kızlar, erkekler böyle ergenlik halleri var. Allah bizi affetsin.
Yeni yeni çıktı bunlar. Bizim gençliğimizde böyle bir şey yoktu. Ha çocuk kaç yaşına geldi? Bakkalı öğrendim. Git bakkaldan şunu al gel. Elinde bir tane defter. Çocuk 4 yaşında daha elinde defter gelirdi bizim bakkal dükkanına. Ondan sonra iki tane ekmek. Annem iki tane ekmek istedi. İki ekmeği yazardık biz onun defterine. On kendi defterimize de yazardık. 5 yaşındaki çocuk. Ben 78 yaşında bahçeye maydanoz bulamaya gidiyordum. Gece saat 2’de. Kaç yaşında? 12 yaşındayken oo dumanını çıkarıyordum ortalığın.
Kaç yaşındasın? >> 14. 14 yaşındayken kaç tane sevgilim olduğunu bilmiyordum. Sen kaç yaşındasın? Sen kaç yaşındasın Fatih’in oğlu? >> 14. Var mı 18 yaşında olan elini kaldırsın? 16 yaşında olan. 16 yaşında kim var? Sen 16 yaş 16 yaşındayken ev bakıyordum o yüzden diyorum. Ne travması ya? 16 yaşındayken ev bakıyordum. Babam vefat etti. Bütün evi bana emanet etti. Kaç yaşındasın? >> 12 yaşında. 12 yaşındayken bütün fırından gelen ekmekleri sayıyordum tek.
İlkokula giden kim var burada? Sen ortaokula gidiyorsun. Sen ortaokula gidiyorsun. Sen ortaokul. İlkokula giderken sabahin önce şeker pirinç tartıyorduk. Sabahin çünkü iş çok. Şimdi neymiş de ergenmiş, travması varmış, bilmem nesi varmış. Allah bizi affetsin. >> Böyle olunca da insanlar tabii normalde gün geçtikçe değişime uğruyor. Allah bizi korusun, muhafaza eylesin. >> Allah çok verendir. Veren Allah’tır. Bütün her şeyi. Bütün her şeyi. O yüzden sakın ha birisi size bir şey gönderdi.
Bir şey verdi. Hani hadis-i şerifte diyor, “O sana lütfudur. Sen istemeden geldin. Onu diyor, geri çevirme. Geri çevirdin nankör o kimse. Bu sadece mal mülk değil. Birisi seni zikrullah’a davet etti. O davetin sahibi Allah. Birisi seni namaza davet etti. O davetin sahibi Allah. birisi seni zekata, hacca, iyiliğe davet Seni davet eden Allah verici o. Çünkü Allah bizi ona hamdedenlerden eylesin. >> Deniz ve maden onun ihsanına karşı zelzeleye düşmüş. Normalde deniz ve maden malum o bolluğun sembolü, cömertliğin sembolü.
Mesnevi Şerhi (2248. Beyitten) ve Önemi
Ama asıl deniz ve maden dendiğinde deniz maneviyattır. Onun ihsanına karşı zelzeleye düşmüş. Yani o öyle bir veli, o öyle bir devlet başkanı ki o maneviyatın içinde, maneviyatın içinde olduğundan o maneviyat böyle bir ırgalanmakta devamlı. İçeride çünkü çok hareketlilik var. Bir veli öyle eee Fırat Nehri gibidir. O velin iç alemi okyanus gibidir. Kah devasa yüksek dalgalar. Çah böyle sığ gibi görünür. Aşağıdan vurur o zaman. O yüzden bir velinin kalbi, bir mürşidin kalbi, bir devlet başkanının kalbi okyanus gibidir.
Aynı zamanda da okyanusun içerisinde devasa madenler vardır. İşte inci gibi, zümrüt gibi, yakut gibi. Hatta okyanusun diplerinde işlenmeye hazır. O kadar devasa madenler vardır ki onu zaman içerisinde insanlık meydana çıkaracak. Okyanusun dipleri maddi manevi madenlerle doludur. Okyanusun dipleri henüz daha dünyada öğrenilememiştir, keşfedilememiştir. Denizin altında, okyanusların altında ne var? tam olarak bilinmemektedir. Hangi varlıklar yaşar, hangi medeniyetler var, bunlar bilinmemektedir.
Bakın bunlar bilinmemektedir. Ve bunlar ahir zamanda yeryüzüne sudur edecektir, çıkacaktır. Ahir zamanın son diliminde. O yüzden normalde maden ise okyanusun içerisindeki hikmettir. Okyanus manevi dünya maneviyattır. Maden de onun içerisindeki hikmettir. Allah bilgisidir. İnsan bilgisidir. Manevi bilgidir. O yüzden deniz ve maden o ihsana karşı. Yani o öylesine veriyor, öylesine veriyor ki Cenabı Hak o verdikçe Allah ona daha yenisini, daha cedidini, daha derinini, daha genişini veriyor.
Eğer o vermemiş olsa, ihsan etmemiş olsa ki böyle bir şey mümkün değil. O zaman Cenâb-ı Hak’ın ona karşı olan cömertliği de kesilecek. E sen cömertsin. Veriyorsun, ihsan ediyorsun. Allah sana daha fazlasını veriyor. Çünkü Allah dilediğine hesapsız verir. Allah dilediğine hesapsız verdiğinde o senin değil. Sen dağıttıkça o daha da gelecek ve normalde aslında ihsan etmek aslında cömertlik etmek aslında insanlara yaymak bu konuda insanların eee hizmetine amade olmak o kimsenin fıtratı hükmündedir.
O yüzden o hak dostu olan kimse bunları asla ve asla kendi nefsinden bilmez. kendi nefsine de ayırmaz. Allah muhafaza >> Onun cömertliğine doğru kafile kafile gelip duruyordu. Bütün o denizin içerisindeki o manevi bilgiler, oradaki madenler, o maddi manevi rızkın genişliği, enginliği ve bu konudaki hesapsızlığı ona geldikçe geliyor. Geldikçe geliyor. O da verdikçe veriyor. O etrafına dağıtıyor. o etrafındaki insanlara muhtaç olanlara veriyor ve normalde o muhtaç olanlara verdikçe ve etrafındaki dertlerle dertlendikçe, etrafındaki kederlerle kederlendikçe, etrafındaki insanların normalde sıkıntılarını kendisine sıkıntı gibi gördükçe o Evet.
Bütün ona dertliler, aşıklar, müşkülatı olanlar, ondan sonra sıkıntıda olanlar hepsi de ona doğru koşuyor. Ona doğru geliyor. Çünkü maddi manevi olarak, maddi manevi olarak Allah’ın veren eli olmuş. Maddi-i manevi olarak Allah’ın veren eli, gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, söyleyen dili olmuş. Ve Cenabı Hak adına veriyor. Cenabı Hak adına ilmini dağıtıyor. Cenâb-ı Hak adına hikmeti dağıtıyor. Allah adına yapıyor. Çünkü sahibi Allah. Başka hiç kimse değil.
Hiçbir şey de değil. Allah’tan geleni Allah’ın kullarına dağıtıyor. Aslında ondan geleni ona dağıtıyor da kul görelim. Yine ondan gelen ona gider. Yine Hud’dan gelen Huya gider. Haydan gelen haya gider. Kapısı hacet kıblesiydi. Şöhreti cömertlikte bütün aleme yayılmıştı. O öyle bir kimse olmuş ki halkın gönül kıblesi olmuş. O diyor ya hacet kıblesiydi diye. Hacet kıblesi olmak demek ihtiyaçlarını ona bildirmek demek. O kimse Allah’a ya Rabbi diyor. Allah kendi dostunu ona görevlendiriyor.
O ya Rabbi dedikçe Cenabı Hak ona sebepler dairesinde o velilerini, o kutuplarını ona amade ediyor. Diyor ki o ya Rabbi dedi Allah’ı zikretti. Gece ona bir hal oldu. O normalde o zamanın kutbunu görüyor veyahut da o kutbu görüyor. O veliyi görüyor. Onun manevi olarak hacet kapısı oluyor. Manevi olarak hacet kıblesi oluyor. O normalde onu kendinden görecek. Bazen insanlar kendilerince aldanırlar. Yani bu kim? Bizim şeyhimiz mi? Şeyhimiz acaba ne ki bu? Hatta onu böyle dayanamaz sen nesin diye sorar.
Neden o hacet kıblesi? Çünkü o normalde manevi olarak insanların problemlerini çözen, manevi olarak insanlara yol gösteren. Öyle olunca bu tip zatlar genel olarak ehlibeyt ahlaklıdır. Genel olarak ehlibeyt damarlıdır. Genel olarak bu tip zatlar tabiri caizse ehlibeyt aynası gibidir. Onu görenler ehlibeyt görmüş gibi olurlar. Aslında onlar manevi olarak ehlibeyttir. İnsanlar zahire göre hükmederler ama onlar gerçek ehlibeyttir. Sordular peygambere sallallahu aleyhi ve sellem’e.
Ya Resulallah gün geçtikçe, ehlibeytin çoğaldıkça biz onları nasıl tanıyacağız? Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri net cevap verdi. Kim Kur’an ve sünnet seneyime sımsık yapışırsa o benim ehlibeytimdir. Sımsıkı yapışanlar zamanın kutupları, velileri, evliyalarıdır. O yüzden onlar ehlibeyt gibidir. O kapıya gelen maddi manevi problemlerini çözer. O kapıya gelen bu noktada manevi olarak herhangi bir sıkıntısı kalmaz. O kapıya gelen, orada hacetini söyleyen, orada normalde derdine manevi olarak derman arayan onu orada bulur.
O yüzden o Allah dostları da verdikleri şeyleri kendisinin olarak görmez. Ben bazen hizmet eden kardeşlere derim ya burada hizmet ediyorsunuz. Kendinizi bir şey zannetmeyin. Allah’ın lütfu. Bir şey dağıtıyorsunuz. Bu sizin malınız değil. Bu Allah’ın. Sen Allah’ın malını dağıtıyorsun. Allah’ın malını ikram ediyor. Allah ikram ediyor. Sen kendinden bir şey görme. Sana o hissi veren de Allah. seni kendi yolunda hizmet ettiriyor. Bu lütfu bil, bu ihsanı bil, bu ihsanı bil.
Ona göre yürü. Allah bizi onlardan eylesin. >> 2250’den devam edeceğiz. Onun vergisinden, onun cömertliğinden Acem de şaşırmıştı. Rum da Türk de hayrete dalmıştı, Arap da. Hayat suyu Kerem Deniziydi. Onun yüzünden Arap da dirilmişti. Acemde buradan inşâallah Allah’tan bir şey gelmezse önümüzdeki hafta 2250 beyitten Haklarınızı helal edin. >> Helal olsun. >> Allah razı olsun. Sürçilan ettiysek affola. Bazen bizim sohbetlerimizden alınanlar oluyormuş.
Arkadaşlar benim herhangi bir siyasi kiliğim yok. Bunları ikide birde söylüyorum. Benim siyasi bir kimliğim de yok. Siyasi bir kliğim olmadığı gibi siyasi bir kimliğim de yok. Benim siyasi bir partilerle de işim yok. Benim dinim Kur’an ve sünnet. siyasetim, vatanım ve millet. Benim başka bir şeyim yok. Hiçbir siyasi partinin ön bahçesi, arka bahçesi değilim. Hiçbirisine bakın hiçbirisine hiçbir dini klim de yok. Ben Kur’an ve sünnete tabi ibadetlerini Hanefi fıkhına göre yapan bir Müslümanım.
Sufiliği de ilk sufilerin yolu olarak algılayan ilk sufilerin durlarına bugün için uymaya çalışan bir kimseyim. Daha fazla değilim. Allah bizi affetsin. >> O yüzden böyle eee bizim konuşmalarımızdan bazı siyasi partilerin alınması kendilerinin işi. Beni ilgilendirmiyor. Hırsıza hırsız demeyeceğiz de rüşvetçiye rüşvetçi demeyeceğiz de kime ne diyeceğiz? Bu kadar yani adam yapıyorsa yapmasın. Haksız davranıyorsa davranmasın. adaletsiz davranıyorsa davranmasın.
Vatandaşları bölüp parçalıyorsa bölüp parçalamasın. Zengine ayrı, fakire ayrı davranıyorsa dininin yarısı gider diyor hadis-i şerifte. Hukukun önünde, devletin önünde, zengin de fakir de bir olsun. bir değil ise bunları uygulayanlar da Allah kahr perişan eylesin. >> Bizim bu konuda bir sıkıntımız yok. Yani böyle böyle de hani onları böyle Allah işte şö böyle hani olumlu yaklaşamıyorum. Bu insanların ciğeri yanarken ben onlara olumlu yaklaşamıyorum.
Bu insanlar normalde adaletsizliğe, hukuksuzluğa, bu insanlar rüşvete, bu insanlar ayırmacılığa, kayırmacılığa böyle duçar oluyorsa ben bunları yapanlara karşı rahmetli davranamıyorum. Toleranslı davranamıyorum. Ben bu insanların içerisinde yaşayan bir insanım. Benim ayrıcalıklığım yok. Ben sırtça köşklerde oturmuyorum. Ben bu insanlarla beraber yemek yiyorum. Onlarla beraber pilava kaşık atıyorum. Onu hep beraber yaşıyoruz biz. Bizde ayrım gayrım yok. Herkes aynı yerde oturuyor.
E zengini de fakiri de burada. Ben de buradayım. Ee o zaman birilerinin canı yanmışken birileri hukuksuzluğa, adaletsizliğe duçar olduysa benim canım yanıyor onlarla beraber. O yüzden ya böyle etmese, böyle dua etmese dili çok sivri. Yok ben hususi dilimi sivreltmiyorum. Benim dilim Kur’an ve sünnet dili. Vel as insane lefi hrillzine amen ve amat ve bil hakk ve tev sabır. Bütün insanlar hüsrandadır. Bütün insanlar o veliydi, o evliyadı, o nakşibendiydi, o kadiriydi, o rufaydı, o mevleviydi, o devlet başkanıydı, o bürokrattı, o askerdi, o polisti.
O çiftçiydi. O zanatkardı. O münafıktı. O Hristiyandı. O Yahudidi. Bütün insanlar hüsrandadır. Ancak iman edip iman edip iman etti. İman Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına mahşere din gününde hesap vereceğine, kaderin varlığına, cennete, cehenneme, cennetin ve cehennemin ebedi olduğuna, bunlara iman edecek. Bunun dışında bir iman tanımıyorum ben. O zaman iman eden, salih amel işleyen yani iyi ameller işleyen, farzları yerine getiren, nafilelerle Allah’a yaklaşan, salih amel, insanlara faydalı olan, insanlara zarar vermeyen, salih amel, insanların içerisinde insanların derdiyle dertlenen salih amel yetmedi.
Hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna. Hakkı tavsiye etmek. Adem’den beri insanların nefsine uydu. Adem’den beri insanların ayağının kaydı. Adem’den beri alimlerin, şeyhlerin, alimlerin, şeyhlerin, amirlerin, amirlerin, hakimlerin ayağı kaydığı yer hakkı tavsiye etmek, hakkı konuşmak, hakkı haykırmaktır. Sen alim olabilirsin. Hakkı konuşmuyorsan sen ahir zaman alimisin. Yerin cehennemsin. Sen şeyh olabilirsin. Hakkı konuşmuyorsan, hakkı anlatmıyorsan senin yerin cehennemdir.
Sen hakkı konuşacaksın, hakkı savunacaksın, hakkı haykıracaksın. Hak Kur’an ve sünnettir. Hak insanlıktır. İnsanca davranmaktır. Sen o hakkı tavsiye edeceksin. Hakkı tavsiye etmiyorsan sen de hüsrandasın. Hüsrandasın. Sen ne olursan ol, kim olursan ol, makamın, mevkin, mesleğin, senin ırkın, dilin ne olursa olsun eğer sen hakkı tebliğ etmiyorsan ve hakkı yaşamıyorsan hüsrandasın kardeş. Dilin çatal olmasın. Dilin sivri olsun da dilin çatal olmasın. Dilin çatalsa kork.
Zengini ayrı konuşuyorsun, fakir ayrı konuşuyorsan dilin çatal senin. Sen bürokrata ayrı konuşuyorsun, insanlara ayrı konuşuyorsan dilin çatal senin. Sen siyasetçiyi ayrı konuşuyorsun, insanları ayrı konuşuyorsan dilin çatal. Senin dilin kopsun senin. >> Sen o zaman hakkı haykırmak zorundasın. Allah sana o ilmi verdiyse sen o ilimle hakkı haykırmak zorundasın. Eğer hakkı haykırmıyorsan sen dilsiz şeytansın. O zaman sen şeytana dostsun. Allah’a değil.
Sen gece gündüz şeytanla ilmek ilmek kaneviçe şeytanlık örüyorsun. Başka bir şey değil. Sen insanların parasına gözünü dikmişsin. Sen insanın insanların dünyalığına gözünü dikmişsin. Sen 3 be kuruşa bozulanlardansın. Sen bozuksun. Sen bozuksun. Senin cinsin bozuk, cibriyetin bozuk. Senin kanın da bozuk, sütün de bozuk. Allah tövbe edenlerin tövbelerini kabul eder. Dön bozukluktan dön çatal dillikten dön. Vefasızlıktan, hainlikten, iki yüzlülükten dön. Dön nankörlü olmaktan dön geriye.
Yoksa sen hüsrandasın. 4.üncü madde ne? Sabrı tavsiye etmek. Yolda sabır, imanda sabır, İslam’da sabır, sufilikte sabır. Cahil insanların içerisinde yaşamak sabır. Bu sokaklarda yaşamak sabır. Bu sosyal bozukluğun içerisinde insanın kendisini temiz tutmaya çalışması sabır. Bu kirliliğin içerisinde insanın Sen o sabrı göstereceksin ve o sabrı da insanlara tavsiye edeceksin. Etrafına tavsiye edeceksin. Kardeş namazda sabır, oruçta sabır, zikirde sabır, dersini çekmekte sabır, iyi insan olmakta sabır.
Annene sabır, annene karşı sabır, babana karşı sabır, eşine karşı sabır, çocuklarına karşı sabır, derviş kardeşlerine karşı sabır, zakirine karşı sabır, şeyhine karşı sabır. Sabrı tavsiye edeceksin. Yanında çalışan eleman sabır. Ona da sabrediyorsun. Müşteriye sabır, ona da sabrediyorsun. Müşteri kıllık yapıyor, tüylük yapıyor. Şunun şurasında bu varmış. Bunun burasında bu varmış. Burası olmamış. Ona da sabrediyorsun. Esnaflık kolay bir şey değil. Ben bir arkadaş tanıyorum.
Cevdet ustaya dört sefer gitti. Arabanın arkasından ses geliyor diye. Cevdet de dört sefer arabasına bindi gitti geldi. Cevdet ne var dedim. Hiçbir şey yok dedi. Eee dedim ben ha geliyor işte böyle dedi. Biz de gidip geliyoruz dedi. Yok bir şey diyoruz dedi. Ona diyormuş ki ya evet senin yanına gelince ses gelmiyor diyormuş. Müşteriye de sabır. Biz de esnaflık yaptık. Hala daha yapıyoruz. Müşteriye de sabır. Sabır imanın yarısı diyor. Hakkı ve sabrı tavsiye etmek.
Hüsrandan kurtuluş bu. O yüzden kardeşler dilim sivri gelebilir size. Hamdolsun çatal değil. A dilim dili sivri böyle işte konuşuyor dereden tepeden diyebilirsiniz. Ayrılabilirsiniz bizden. Bu noktada sıkıntı yok. Biz insan toplamaya çıkmadık. Böyle bir derdimiz yok bizim. Ben Kur’an ve sünnet mücadelesi vermeye çalışan bir kulum. Başka bir şey değil. Rabbim bizleri affetsin. >> Cümlemizi affetsin. >> Katından lütfetsin. >> Katından ikram etsin.
>> Katından meccanen versin. >> Katından sıkıntılarımızı def eylesin. >> Katından müşkülatlarımızı hal eylesin. >> Katından maddi manevi her ne derdimiz sıkıntımız var ise hepsine de şifa >> Amin. katından bizleri emanına alsın. >> Bizleri cemalullah’ında yaşasın. >> Cemalullah’ına vustata erdin. >> Cemal perdesinde yaşattıklarından >> Bizi aşkullah’ına ulaştırsın. >> Kendini aşık kullarından eylesin.
>> Kendisini zikreden kullarından eylesin. >> Kendisine hamdeden kullarından eylesin. >> Kendisinin bütün nimetlerine mazhar olan kullarından eylesin. >> Bizleri maddi manevi emanını alıp kendi cemalinde yaşattığı kullarından eylesin. >> Ecmin. Elfatihama salavat.
Kaynak
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir.
İlgili Sohbetler
Daha fazla bilgi için Tasavvuf sayfasını inceleyebilirsiniz.