Mesnevi Şerhi (2241. Beyitten) konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Mesnevi Şerhi (2241. Beyitten) hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız. >> Müslümanların özgürlüklerini kısıtlayan her kim var ise hepsini yerle >> amin. Geçen hafta bu cihan tamamıyla fanidir. Aradığını sebatlı, kararlı alemde ara. Suretin sıfırdan ibarettir. Dilediğini mana aleminde dile. Acı ve tuzlu canı kılıç önüne koy.
Feda et de tatlı bir deniz gibi olan canı al. Buraya okuduk, buraya başladıydık. Buradan devam edelim diye öyle bıraktıydık. Gördüğünüz, gözünüzle gördüğünüz bütün cihan, bütün evren olarak nitelendirdiğimiz her şey ve içindekiler hepsi de fanidir. Bunun içinde dünya olarak biz dünyada yaşayanlar olarak bu dünya da fanidir. Dünyanın üzerindeki yaşayanlar da fanidir. O yüzden bu dünya geçici olduğu gibi dünyanın nimetleri de geçicidir. Dünyanın zenginliği de geçicidir.
Dünyanın fakirliği de geçicidir. Dünyanın makamı, mevkisi de geçicidir. Sonuç itibariyle bu dünya bitince bu dünyaya bu dünyaya ait makam, mevki, mal, mülk ne varsa hiçbir şeyi yanında alıp götüremezsin. Suret sıfırdır demiş Hazret Pir. O yüzden normalde bu dünya madem ki geçici sen normalde aradığını demiş sebatlı, kararlı alemde ara. O zaman aradığını sen ötelerden ara. Çünkü dünya geçici, bu suret de geçici ama mana bakidir. Mana geçici değildir. Ahiret hayatı geçici değildir.
Maneviyat da geçici değildir. O yüzden normalde gerçek varlık bu manada Allah’tır. Celle celalüu. O da geçici değildir. Öyle olunca sen normalde aracaksan sen Allah’ta ara. Bir şeyi kalıcı olandan ara. Ne aracaksan ebedi olana gözünü dik. Dünyanın geçici zevkine, heva hevesine değil. Dünyanın geçici şataatına, şatafatına değil. Bu beden de geçecek. Bu dünyadaki mal da geçecek. Bu bedendeki suret de geçecek. O yüzden sen bu dünyaya geldin. Allah’ı tanımak, bilmek için gönderildin.
Senin başka bir amacın yok. Başka bir yaratılış amacın da yok. O zaman sen bu dünyaya geliş amacına uygun bir hayat yaşa. Ona göre bir davran. O yüzden Hazreti Pir acı ve tatlı, acı ve tuzlu canı kılıç önüne koy, feda et de tatlı bir deniz gibi olan canı al. O yüzden sen bu nefsin geç. Burada canın ver dedi. Bu normalde kimse senin ölmeni istemiyor ama sen heva ve hevesini ilah edinmekten kurtul. Sen nefsin oyunlarından kurtul. Sen bu nefsi Allah yoluna feda et.
Nefsini Allah yoluna feda et. Nefsini oraya rahmet. Oraya boyun büktür. Yani sen nefsini Allah’ın emirlerine boyun büktür. Allah ve resulünün yoluna boyun büktür. İmanın kemaline var. İmanın kemaline varmak nefsi Kur’an ve sünnete boyun büktürmekten geçer. Sen nefsi boyun büktürmezsen senin imanın kemale ermez. Sana imansızsın diyen yok. İman ettin ama imanın kemale ermedi. Sebep sen nefsini çünkü Kur’an ve sünnete boyun büktürmüyorsun. Sen nefsini Kur’an ve sünnete tabi kılmıyorsun.
Sen nefsini kendi heva ve hevesine tabi kılıyorsun. Heva ve hevesinin peşinden gidiyorsun. Oysa bu dünya hayatı olarak her canlı ölümü tatacak. Herkes burada ölümü tatacak. Mecburi istikamet. Sen o ölümü tatacaksın. Sufilik ise ölmeden önce ölümü tatmaktır. O zaman bu neyle mümkün? Bu nefsini terbiye etmekle mümkün. Öyle haa demekle olmuyor bu işler. Veyahut da işte bir kediyi köpeğe bakmakla olmuyor bu işler. Sen nefsini terbiye edeceksin. Nefsini terbiye etmiyorsan sen o zaman candan geçmedin.
Nefsini terbiye edeceksin. Nefsini terbiye etmedikten sonra namaz kılmışsın, oruç tutmuşsun, zikrullah yapmışsın. Bunlar seni kurtarmayacak. Nefsini terbiye edeceksin. Eğer nefsini terbiye etmezsen o zaman sen bu dünyanın geçici heva ve hevesine kandın. Dünyanın geçici güzelliklerine aldandın. Sanki bu dünyada ebedi kalacakmış gibi dünyayla haşer neşer oldun. Allah muhafaza >> Asıl hayat ayet-i kerimede öyle diyor. Asıl hayat ahiret alemidir. O zaman sen asıl hayata kendini hazırla.
Yoksa dünya bir oyundan, eğlenceden ibaret diyor. Yine başka bir ayet-i kerimede. O zaman sen dünyanın oyun ve eğlencesine kandın. Oysa dünyayı ahiretin tarlası yapman gerekirdi. Ama sen dünyaya ahiretlik tohumlar ekmedin. Sen yine dünyada çürüyüp gidecek, dünyada kalacak dünyalık tohumlar attın. Dünyalık tohumlar atınca da o zaman sen dünya hayatında kaldın gittin. Allah muhafaza eylesin. >> O yüzden bir şey arayacaksan Hazreti Pir’in deyimiyle bu fanilikte arama.
arayacağını bakilikte ara. Yani sen ahirette ara arayacağını. Sen bu dünyanın peşine düşmüşsün. Aradığını bu dünyada bulmaya çalışıyorsun. O zaman sen normalde manaya bak. Sen surete takılıp kalıyorsun. Veyahut da vardır ya insanlar insanların suretlerine bakarlar. Suretine veyahut da insanın elbisesine, malına, mülküne bakar. Sen onun manasına bak. Manaya doğru yol yürü. Sen mana gözünü açmaya çalış. Mana gözünü açarsan sen insanların da hakikatini, eşyanın da hakikatine mazar olursun.
Mana gözün açılmazsa yani kalp gözün çalışmazsa sen ne eşyanın hakikatine ulaşabilirsin ne de insanların hakikatine ulaşabilirsin. Sen Allah’tan uzak insanları dost ediniyorsun. Çünkü mana gözün açık değil. Sen Allah düşmanlarını dost ediniyorsun. Çünkü manadan haberin yok. Bir bakıyorsun ki Allah düşmanıyla dost olmuşsun. Bir bakmışsın Kur’an sünnete iman etmemiş. İmanı kemale ermemiş. İmanı zayıf. Onunla dost olmuşsun. Bir bakmışsın ki sen Allah muhafaza eylesin küfre yardım ediyorsun.
Küfre hizmet ediyorsun. Mana gözün açık olmadığından sen hayırla şerli de ayıramıyorsun. Mana gözün açık olmadığından kim iyi kim kötü onu da irtedemiyorsun. Çünkü mana gözün açık değil. O yüzden Cenâb-ı Hak hani hadis-i şerifte Allah sizin suretlerinize bakmaz, mallarınıza bakmaz, kalplerinize bakar diyor ya. O zaman senin kalbinle ameline bak. Ey kalb, önce kendi kalbine bak ve kendi ameline bak. Başkasını bırak. Hadis-i şerifte Cenâb-ı Hak sizin kalplerinize ve amellerinize bakar.
Müslim’de geçer bu hadis-i şerif. Kalplerinize ve amellerinize bakar. Yani normalde benim kalbim temiz demekle de olmuyor. Ameline bakıyor senin. Hani biz ya namaz kılmıyorum ama benim kalbim temiz. Bırak kardeşim bu martavalı sen. Bunların hepsi de boş muhabbet. O namaz kılmıyormuş ama kalbi temizmiş. O Müslümanlar gibi değilmiş. Sen bütün Müslümanları sen gıybet ettin. Bütün Müslümanları kötü gösterdin. Küfre girdin. Farkında değilsin. Ben Müslümanlar gibi değilim dediğinde aslında dinden çıktın.
Sebep ya Müslümanlar dediğinden Adem Aleyhisselam’dan Muhammed-i Mustafa’ya kadar bütün peygamberler Muhammed-i Mustafa’dan bugüne kadar gelen bütün Müslümanları kattın sen işin içine. Sen ahmağ değil aptal dik alasısın. Küfrün batağına girdin sen. Sen ne ama Müslümanlara laf söylüyorsun? Bütün Müslümanlara laf söylüyor. O kimse hadsiz, hukuksuz, cahil hiçbir şey bilmiyor. Allah muhafaza eylesin. >> O yüzden Cenâb-ı Hak sizin mallarınıza, suretlerinize bakmaz.
Allah sizin kalbinizdeki niyetinizle fiiliyatınıza bakar. O zaman bir kimsenin kalbiyile fiiliyatı birbirine tutacak. kalbi ile fiiliyatı. E kalp bir yerde, fiiliyat bir yerde. Hani diyorlar ya, “Ben namaz kılmayı çok istiyorum ama bir türlü kılamıyorum. Kılamadığın müddetçe dinin direği gitti senin. Sen namazı kılacaksın beş vakit. Sen o beş vakit namazı hiç kaçırmayacaksın. Son kale namazdır. Çünkü bir kimsenin namazı yoksa onun dini vecibeleri gösterişten ibarettir.
Onun dini olarak davranış biçimi görüntüden ibarettir. O kimsenin namazı tamam olacak. O kimse namazı kılacak. O boynunu bükecek Allah’a. O boynunu bükmüyorsa laf onun her şey laf. Bakın her şey laf. Bütün her şey laf onun. Kardeş açık ol, kapalı ol, sakallı ol, sakalsız ol. Ne iş yapıyorsan yap, namazını kıl. Namazını kıl. Hadis-i şerifte namazı olmayanın dini de yoktur. Namaz dinde son kaledir. Orası yıkılırsa o kimsenin dini yıkılır. Namaz orta direktir. Evin direği gibidir.
Dinin direğidir namaz. O yıkıldı mı o kimsenin dini yıkılır. Bunları hafifletmeye gerek yok. Hadis-i şerifler bunlar. Bunları hafiflete hafiflete insanlar namazı önemsemez hale geldi. Namaz önemli kardeşim. Namazı terk eden bir kimsenin imanını göçüp gideceğine ihtimal verilmez. Bakın namazı kasten terk eden bir kimsenin bu dünyadan imanını göçüp göçüp gideceğine ihtimal verilmez. Namazı kasten terk etmiş. kasten terk etti o kimsenin namazı, evet o kimse imansız bu dünyadan göçer gider.
Büyük ihtimalle imansız bu dünyadan göçer gider. O yüzden Allah sizin Fiiliyatınıza bakar. Öyle sadece senin kalbine bakmaz. Senin ameline de bakar. Senin kalbin temiz. E sen huksuz davranıyorsun. Öyle bir şey yok. Onun kalbi temiz. O namaza gidecek ama rüşveti yan cebime koy diyor. O kalp seni kurtarmaz. >> O yüzden mana makbuldür. Niyet makbuldür. Amel makbuldür. Kimisi de mana makbuldür deyip ameli kenara atıyor. Değil kardeş. Mana makbuldür. Amel de makbuldür.
Mana kadar amel de makbuldür. Amel makbul olduğu kadar mana da makbuldür. Bunun ikisini denk götürmek zorunda bir Müslüman. İkisini denk götürecek. O yüzden Evet. Ha beden kabuk. Beden önemli değil. Beden kabuksa ne amaç istiyorsun o bedeni? Madem beden kabuk namma estetik oluyorsun. Madem beden kabuk namaz süsleyip püsüyorsun onu. Madem beden kabuk asıl olan ruh. Sen bedeni süslemek için bu kadar elbise modadır bilmem nedir boyadır dayadır. Neden buraya para harcıyorsun?
Söylediğinle fiiliyat birbirini tutmadı. Madem beden kabuk o zaman bedenini bu süslemenin derdi ne? Madem beden kabuk, yaz kreasyonu ayrı, kış kreasyonu ayrı. Madem beden kabuk, habire al masraf et, habire israf et. Madem beden kabuk, elin Fransız’ın kozmetiklerini bu kadar para niye? Öyle diyor bana hanımefendinin birisi işte hocam asıl önemli olan ruh değil mi? Allah affetsin beni. Bu kadar boya neden yüzünde dedim asıl önemli olan ruhsa? Hocam nereden anladınız boyalı olduğumu?
Anlamak için dedim bir şey olmana gerek kalmıyor dedim. Dedim bu kadar boyayı neden sürdün üzerine? Neden dekolte giyinip de çıktın dedim evden dışarı çıkarken? Madem ki beden kabuk. Neden aynanın karşısında 45 dakika durdun? Madem ki beden, kabuk, ruh asıl. E iyi güzel. Madem beden kabuk. E biz ruha bakalım. Ruhtan anlıyor sanki. Bilginç ya. Herkes çok biliyor ya. internetten okuyorlar ya her şeyi. İnternetten okuyor. Beden kabuk. Asıl olan ruh. Asıl olan ruh. Gördün mü ruhunu?
Neye benziyordu dedim. Dedim sözle bitmiyor bu iş. Dedim ruhun bedeninden çıktı. Beden ne olarak gördü ruh dedim. Nasıl dedi? Öyle ya dedim dedikodu yapıyorsan dilin kaç metreydi dedim. Harama bakıyorsan gözlerin kan çukuru muydu dedim. Haram yiyorsan, haram içiyorsan dedim miden dedim cehennem kazanı gibi mi gördün dedim. Hocam böyle mi görünüyor dedi. Böyle görünse ne yapardın acaba dedim. O bedeni mananız açılmış olsa bilmeden bir anlamadan, idrak etmeden haram yiyen bir kimsenin haram bir şeyini yeseniz midenizi ateş çukuru görseniz ne yapardınız?
Bir dedikodu yaptığınızda, bir gıybet ettiğinizde gece dilinizin 18 arşın tır gibi, 18 metrelik tır gibi olduğunu görseniz ve mahşeri gözünüzün önüne getirseler, o dilinizi yılan bağlar gibi üstünüze bağlasalar, onu taşıyacağım diye uğraşsanız gıybet eder miydiniz bir daha? O yüzden can vermek demek nefsi Kur’an ve sünnete tabi tutmak demek sufilik. Sufilik nefsi Kur’an ve sünnete tabi tutmak demektir. Nefsi Kur’an ve sünnete tabi tutmak demektir. O yüzden sen Kur’an ve sünnete o canını verirsin.
O zaman Cenabı Hak sana binlerce hakiki can feda eder. Binlerce canın olur senin. Öyle bir hale gelirsin ki bütün sıfatsal tecelliyâtlarda sen bir bakarsın ki bir tane neyse ismin Ahmet, Mehmet, Hüseyin, Ali neyse onu görürsün. Her ayrı perdede senden bir tane daha görürsün. Orada canı feda ettiysen Allah da sana can verdiyse nefis meratiplerinin neresindeysen o kadar can görürsün. Daha da ileri gidersen sen kemal şerbeti içersen, Cemalullah perdesine geçersen, o zaman sen bakarsın ki bütün perdelerde senden bir tane daha var.
316. Mesnevi Şerhi 2241. Beyitten Hakkında
Yaşa da gör. Hazreti Pir’in sözünü sana hakiki can verir dediğinden ne anladık? Anladı ki insanlar Mesnevi okuyorlar. Herkes Mesnevi ham. Sordum birisine çünkü biz dedi Mesnevii okuyaraktan yaşıyoruz dedi. Hakiki canan kasıt ne hocam dedim. Profesör Hazreti Mevlânâ’nın sen Allah’a bir can ver. Borç ödünç. O sana binlerce can verir dediğinde bu binlerce binlerce candan kasıt ne hocam dedim. Hazreti Pir burada neyi anlatmak istedi Kaldı. Evet kalacak zaten. Şimdi sohbetten devşirip söylerler.
O kimse cemal perdesine geçti mi Cenabı Hak ona bütün perdelerde onu var eder. O kimse kendisi hayretten hayrete geçer. Bütün sıfatlarda onu var eder. Binlerce can olmuş olur. Onu maşa gibi kullanır. Onu alet gibi kullanır. Ayrı mesela. O nefse hani nefsi vermek. Onun bir de zahiri var. Allah yolunda cihat edip şehit olmak. Bu işin kolay tarafıdır. Çıkarsın savaşa, savaşa çıkarsın canı verirsin. Orada bitti. Nefisle mücadele zordur. Nefise mücadele etmek zorun zorudur.
O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki, “Nefis de cihat cihad-ı ekberdir. En büyük cihattır dedi. Sebep sen savaş meydanına çık. Bir kurşunluk işin vardır. Kurşun atarken yersin, şehit olursun. Hiç vallaha gözünü kırpmazsın. Şu nefis var ya, o nefisle mücadele gerçekten herkesin ve bütün Müslümanların patinaj ettiği yerdir. Bütün Müslümanların. O nefis insanın takvasını bozar, orucunu bozar, namazını bozar, insanı bozar, insanın delikanlılığını bozar, kadının kadınlığını bozar, namusunu, şerefini, haysiyetini yerle bir eder o nefis.
Nefis öyle bir melanettir. Nefis öyle bir şeydir ki hiç yapmayacağını yaptırır sana. Hiç konuşmayacağını konuşturur. Hiç bakmayacağına baktırttırır. Nefis öyle bir melanettir. Nefse karşı devamlı uyanık. Asıl ribat odur zaten. Hani ribatla alakalı hadis-i şerifte düşman sınırlarında hani böyle nöbet tutmak der. Asıl düşman içimizde ne? Asıl ribat nefsin üzerinde devamlı nöbet tutmaktır. Uyanık olmaktır. Bu da ancak zikrullah ile mümkündür. Asıl cihat da budur.
Asıl canı vermek de budur. Eğer öyle olursa maddi manevi maddi hani siz o Allah yolunda öldürülenlere ölü demeğiniz var ya hadis ayet-i kerime. Bakara 154. O savaş meydanında öldü. Onlara ölü demeyiniz. Öbürkü de nefisle cihat yaptı. Nefis de cihat yapa nefs nefsini canını verdi. İşte ölmeden önce ölünüzün sırrına ulaştı. İşte ona da ölü diyemezsiniz. Siz şimdi hadi Üftadı Hazretlerine ölü deyin. Hadi Emir Sultan Hazretlerine ölü deyin. Hadi İsmail Hakkı Bursevi Hazretlerine ölü deyin.
Hadi siz Abdullah Görbüz Efendi’ye ölü deyin. Hadi siz Çorumlu Hacı Mustafa Efendi’ye ölü deyin. Hadi siz Hacı Ebubekir Babay’a, Hacı Alaydar Efendiye ölü deyin. Hadi siz geçmiş şey efendilere, pirendilere ölü deyin. Hadi diyemezsiniz. Onlar nefislerini eze eze yürüdüler. Herkes paraya bozulurken onlar bozulmadı. Herkes mala bozulurken onlar bozulmadı. Herkes kadına bozulurken onlar bozulmadı. Herkes onun bunun parasını üterken onlar ütmediler. Onların arkada trilyonlarca para miras bırakmadılar.
Çorum Hacı Mustafa Efendi Hazretlerinin fukara bir evi vardı. Gördüm biz zati ziyaret ettik Abdullah Efendi Hazretleriyle. O zaman Mustafa Efendi’nin hanımı da sağdı. Beni tanıştırdı. Allah rahmet eylesin. >> Hatta Hacı anne dedi, “Bu kim?” Abdullah Efendi dedi benden için bu dedi Bayındırlı ha meşhur Bayındırlı Mustafa Efendi bu mu dedi bana ben meşhur olmuşum haberim yok bu dedi. Görüştük konuştuk orada bazı konular konuşuldu. Fukara-ı Sabirinden arkaya 1720 trilyon para bırakmamış.
Çorumlacı Mustafa Efendi Abdullah Gürbüz Efendi de arkada 17 trilyon bırakmadı. Ben kalan mallarını çocuklarına ben paylaştırdım. Bir tane Geceekonda evi vardı. Bir tane de onun yanında eski dergah vardı. Bir de oturduğu ev vardı. Bir de caminin yanındaki ev vardı. Caminin yanındaki evin de yarısını bana ver dedi. Bu kadardı malı. Ben paylaştırdım çocuklarının içerisinde. Mustafendi, “Gel oğlum” dedi. “Bunları paylaştır” dedi. “Benim sağlığımda herkes nereye alacağını bilsin.” dedi.
Ben pay ettim malları. Bu ümmetin parası mıydı? Bu bilmem kimin parası mıydı? Ben eski evi birisi bir damadına verdim. Dergahı küçük damada verdim. Oturdukları evi de normalde iki oğlana verdim. Bu kadardı malı. O yüzden onlar nefislerine basa basa kıra kıra yürüdüler. Basa basa kıra kıra yürüdüler. nefisle cihat ettiler. O yüzden rüyada da görürler, halde de görünürler. Siz onlara ölü demeyiniz. O yüzden asıl önemli olan her zaman için derim. Nefis de cihattır.
Hani sahabeden bir kimse öbür vefat etmek üzereydi. Allah Resulü sordu. Dediler ki şehit oldu. Allah Resulü. gidin dedi bakın arayın bunu. Yaralıların içerisinde buldular. Ona sordular. Ne için savaştı? Bu kafirler gelir de bizim hurma bahçelerimize el koyarlar diye savaştım. Saddak ya Resulallah dediler. Bu hurmalık için savaşmış. Allah için savaşmamış. Sen sufiliğini Allah için yap. Nefsin için yapma. Sen dervişini Allah için yap, nefsin için yapma. Sen şeyhlini Allah için yap, nefsin için yapma.
Sen alimlini Allah için yap, nefsin için yapma. Dünyaya kanma, paraya pula kanma. Ben şeyhim deyip onun bunun malına konma. Ben şeyhim deyip ona buna salma salma. Ahir zaman şeyhliği yapma. Otur oturduğun yere. Kimseye şeyen deme. Kimseden bir şey isteme. Merak etme. Sen dost doğru yoldasan sana lazım olan yolda gelir. Ne lazımsa sen şeyhliğin şeyhlik makamının boynunu bükme. Kirletme o makamı. O makamı kirletme. Zakirlik makamını kirletme. Kimseden bir şey isteme.
Çavuşluk makamını kirletme. Kimseden bir şey isteme. Zakirlik yapacaksan dost doğru yap. Hiç kimseden hiçbir şey istemeden yap. Çavuşluk yapacaksan hiç kimseden hiçbir şey istemeden yap. Bu yol kaldırmaz. istismar etme. Ben hizmet ediyordum, ediyorum deyip de ona buna da çemkirme. Ona buna da laf söyleyeceğim diye uğraşma. Terbiyeni takın, ahlakını takın. Dost doğru bir dervişlik yap. Yoksa buradan yürür gidersin. Senin yürüyüp gittiğini kimsenin de haberi olmaz.
Kimse de senin peşinden nereye gidiyorsun demez burada. Hatta gidiyorsan yayı geriz biz daha uzağa gidersin. Gidin yayını geririz biz iyice. Daha uzağa gitsin. Yüzümüzü dahi görmesin isteriz. O yüzden evet sufilik manadır. Mana kadar da fiiliyattır. Ve Allah yolunda o kimse nefsini eze eze yürür. Allah bizi onlardan eylesin. >> Eğer bu kapıdan bunu almaya kudretin yoksa bari şu hikayeyi dinle. BCA bu sohbetleri yaptık. Sen hala da bu kapıdan bunu almaya kudretin yoksa sen bu hikmetleri bu normalde ta olayın başından itibaren anlattıklarımızdan bir ders almadıysan bu söylediklerimizden sen kendine bir hisse çıkarmadıysan zaten burada durma.
Dersini ver yürü git. Üzme hiç kimseyi. Öyle hala daha böyle kendince cömertlik gösterisi, kartondan insanlık yapma. Cömertlik yapacaksan dost yap. Neyin nereye verileceğini bil de yap. İnsanlık yapacaksan dostu yap. Sufilik yapacaksan dost doğru yap. Zakirlik yapacaksan dost doğru yap. Çavuşluk yapacaksan dost doğru yap. Sonra bir gün onun hesabını veremezsin. Dervişlik yapacaksan dost. Sonra onun hesabını veremezsin. Sonra o hesap çok ağır kesilir. Bir bakmışsın ki yerle olmuşsun manada.
Sonra gelmiş Geylana Hazretleri kılıcını vurur geçer. Hesabını soran olmaz. Kayda bile almazlar seni. Allah bizi >> Zamanında Kerem ve ihsanda hatem-i tayi geçen ve naziri bulunmayan halifenin hikayesi. Eski zamanda bir halife vardı ki hatem-i cömertliğine köle etmişti. İhsan ve adalet bayrağını yüceltmiş. Dünyadan yoksulluk ve ihtiyacı kaldırmıştı. Deniz ve inci onun vergisine nispetle ehemmiyetsiz bir hale gelmiş. Lütuf ve ihsan kaftan kafa yayılmıştı.
O padişah topraktan ibaret olan şu yeryüzünde bulut ve yağmurdu. Hatem-i Tai Arap tarihinde cömertliğiyle meşhur bir şahıs. Hazreti Pir burada öyle bir halifeden söz ediyor ki söz ediyor ki halife yani Müslümanların emiri. Müslümanların bugünkü tabiriyle devlet başkanı, Müslümanların bugünkü tabiriyle padişahı, kralı, ne bileyim işte cumhurbaşkanı, başkanı neyse öyle bir halifeden söz ediyor ki onun cömertliği hatemi bile gölgede bırakmış. Yani bu mecaz bu anlatılan halife mecazdan ibaret çünkü ve o cömertliğin örneği haline gelmiş o halife.
Çünkü cömertliğin öyle bir örneği haline gelmiş. Arap tarihinde en cömert insan olarak bilinen hatem tayeyi geçmiş. Ayeti hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, “Cömert kişi Allah’a cennete ve insanlara yakındır. Cimri kişi ise Allah’a, cennete ve insanlara uzaktır. Demek ki o cömert halife insanlara, Allah’a ve cennete yakın. Öyle yakın ki bakın cömerti Allah sever. Allah bir kulunu severse, bir kulunu severse Cebrail’e emreder.
Ey Cebrailim ben filancasıyi sevdim. Sen de sev ve gök halkına nida et. Cebrail gök halkına der ki, “Ey gök halkı, Allah filancayı sevdi. Siz de sevin. Melekler mümin kulların kalbine ilham ederler, vahyederler. Derler ki, “Allah filancayı sevdi, siz de sevin. Müminler de o kimseyi sever.” O yüzden derim ben sohbetlerde. Mümini ancak müminler sever. Mümini kafir sevmez. Mümini münafık sevmez. Mümini mürtet sevmez. Mümini fasık da sevmez. Müminin dedikodusunu kafirler yapar.
Müminin dedikodusunu münafıklar yapar. Müminin dedikodusunu ağır olacak. Ama öyle demiş İbn Mübarek. Annesi babası belli damgalanmış. Onu bunun çocukları yapar. Helallar ve haramlar nemmamlıkla alakalı bölümde geçer. O ayet-i kerime var ya onların soysuzlukla damgalanmışlar. Soysuzlukla damgalanmış sözünü İbn Mübarek Hazretleri der ki bu annesi babası belli ama gayrimeşru çocuktur. Annesi babası belli ama gayrimeşru çocuk. Yani Mustafa Özba tabiriyle onun bunun çocuğu.
Annesi babası belli ama gayrimeşru. Onlar soysuzlukla damgalanmışlar. Müminlerin arkasından gıybet eden, müminlere iftira eden, müminlerin olur olmaz arkasından konuşan insanlar soyu sopu belli olsa dahi gayrimeşru çocuklardır. İbn Mübare’e göre o zaman o normalde mümini ancak mümin sever. Mümini ancak mümin korur. Mümin korur. Mümini kafir korumaz. Mümini münafık korumaz. Mümü mürtet korumaz. Mümü fasık korumaz. Mümü neydi belirsiz insanlar korumaz. Ancak müminin mümini arkasından müminler korur.
Müminler korur. Geri kalan korumaz. O yüzden cömert kişi Allah’ın sevdiği kimsedir. Çok ayet-i kerime vardır. Allah cömertleri sever diye. Bakın çok ayet-i kerime vardır. Allah cömertleri sever. Allah tövbe edenleri sever. Allah namaz kılanları sever. Allah kendi yolunda cihat edenleri, mücadele edenleri sever. Allah’ın sevdikleri bellidir. Yani Allah böyle herkesi sevmez. Yani öyle bir Allah inancı oluşturur. Allah bütün kullarını sever. Sevmez kardeşim. Allah’ın lanetlediği kullar vardır.
Allah’ın lanetlediği kullar vardır. Öyle bir şey yok. Yeni bir din oluşturuyorlar. Allah >>
Ve o kimse hatem-i taiden fazla ya. O Allah yolunda sevdiklerini feda eden bir kimse Allah yolunda feda edince o kimse zaten iyiliğe erişiyor. Yoksa Allah yolunda bir şey feda etmiyorsan, Allah yolunda herhangi bir şeyin yok ise senin Allah yolunda Allah’ı sevdiğin dahi şüpheli. Allah muhafaza eylesin. Çünkü sevdiklerinizi Allah yolunda feda ederseniz iyiliğe kavuşursunuz.
Yoksa iyiliğe kavuşamazsınız diyor ayet-i kerimede. İhsan ve adalet bayrağını yüceltmiş, dünyadan yoksulluk ve ihtiyacı kaldırmıştı. O halife, o mecaz halife sadece mal dağıtmıyor. O kimse aynı zamanda adalet dağıtıyor. Çünkü bir devlet başkanının, bir devletin adaleti bozuksa o devlet başkanı da o devlet de yıkılmaya mahkumdur. Siz devasa camiler yapabilirsiniz. Fasta yaptılar. Dünyanın en büyük camisi nerede? Fasta mıydı? Fastaydı değil mi? Ama sen adalet dağıtmıyorsan orada ve senin senin teban adalet mekanizmasına güvenin kalmadıysa, rüşvet kol geziyorsa, kayırmacılık kol geziyorsa, insanlar rüşvetle, kayırmacılıkla kendi işlerini görüyorsa, orada bu tip işleri yapan kimseler bir cezaya mahkum edilmiyor.
A senin devlet başkanlığın devlet başkanlığı değil. Sen orada kartondan devlet başkanlığı yapıyorsun. O devlet devlet değil. O kartondan bir devlet. Devleti devlet eden adalettir. Devlet başkanını devlet başkanı yapan adalettir. Eğer adalet yok ise o devlette ve başkanda, orası küfür nizamıdır. Orası zulüm nizamıdır. Zenginlere ayrı adalet, fukaralara ayrı adalet oluyorsa, zenginlerin vergileri affediliyorsa, küçük esnafın vergilerinden dolayı ensesinde boza pişiriliyorsa o devlette adalet yoktur.
Zenginler ve ayırılmış, kayrılmış insanların mahkemede işleri görülüyorsa ve mahkemenin bir kapısından girip öbür kapısından çıkıyorlarsa ama fakir fukara olunca cezayı kitliyorsa o devlet adalet devleti değildir. O devlet hukuk devleti değildir. Bu devlet hukuk devleti değildir. Belirli bir partiye tabi olanlar, belirli bir yere tabi olanlar bir suç işlediklerinde suçlarının cezaları kesilmiyorsa ama normal vatandaş o suçu işlediğinde anında kodesi boyluyorsa, cezayı yiyorsa o devlette adalet yoktur.
316. Mesnevi Şerhi 2241. Beyitten ve Önemi
O devlet yıkılmaya da mahkumdur. Edebiyatta kalmayacak. Dicen’in kenarında bir kurt kuzuyu kaparsa bunu Ömer’den sorarlar. Bu edebiyatta kalmayacak. Öyle devlet olacak ki o kurttan kuzunun hesabını soracak. Kuzudan kurdun hesabını sormayacak. Kuzudan kurdun hesabını soruyorsa kurt seni yerken zorlanmış. Sen debelenmişsin kurt seni yerken deyip de kuzudan bunun hesabı soruluyorsa o devlet ve oradaki hukuk zalimin ta kendisidir. Çünkü kurttan hesap sorarlar.
Neden bu kuzuyu yedin diye? Kuzudan hesap sormazlar. Sen orada ne arıyordun? Kurdun iştağını kaldırdın. Bir de o seni yerken debelendin, kaçtın. Öyle bir hesap yok. O zaman o halife sadece mal dağıtan değil, aynı zamanda adalet dağıtan halifedir. Bütün peygamberler yeryüzünde adalet savaşçısıdır. Senin dinini sormazlar. Senin adaletini sorarlar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Habeş’e gönderdi Müslümanları. Tarif çok enteresan. Dedi ki oranın kralı adaletli bir kraldır.
Ama o Müslümanları oraya gönderdi. Tek özelliği vardı. Dedi ki o adaletli bir kraldır. O zaman bir devlet adaletiyle devlettir. O devlette adalet yoksa o zulüm devletidir. O zulüm devletidir. Adalet önünde insanlar eşit davranmıyorsa, devletin önünde insanlara eşit davranılmıyorsa, devletin ve hukukun önünde insanların zenginlikleri, makamları, siyasi fikirlerine göre davranılıyorsa o devlet zulüm devletidir. O zulüm, o devlet küfür devletidir. O devlet insanlara zulmeden bir devlettir.
İşte bu halife öyle değil. hem ihsan ediyor yani cömert davranıyor hem de adaletli davranıyor ve o adaletli bir devlet başkanı demek Hzreti hazretlerinin halifesi demektir. Devlet başkanı Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin halifesidir. Aynı zamanda o devlet başkanı adaletli davranırsa gerçek bir halife olur. Adaletli davranmıyorsa o gerçek bir halife değildir. O yıkılmaya mahkumdur. İmam-ı Azam bu konuda fetva vermiştir. Emirlerin yıkılması için fetvayı veren İmam-ı Azamdır.
Fetvayı vermek de kalmaz. tasadduk eder, para da verir. Hanefilerin imamı İmam-ı Azam Emevi devletinin yıkılmasına fetva verir. Çünkü adalet yoktur. O yüzden adaletli yönetici Buhari’de geçiyor. Allah’ın gölgesinde gölgelenecek yedi sınıftan biridir. Yedi sınıf var ya Allah’ın gölgesinde gölgelenecek. Bir tanesi de ne? Adaletli devlet başkanı. Adaletli yönetici. Sen bir yerde müdürsün. Adaletli davranırsan Allah’ın gölgesinde gölgeleneceksin. Sen bir yerde şefsin.
Adaletli davranırsan bir yerde başkansın, belediye başkanısın, daire başkanısın. Ne başkan olursan ol, adaletli davranırsan bir yerde zakirsin. Orada adaletli davranacaksın. Dervişlere adaletli davranırsan Allah’ın gölgesinde gölgeleneceksin. Sen bir yerde çavuşsun. Orada adaletli davranacaksın. Adaletli gölgeleneceksin. Yok sen bir yerde zakirsin. Kim sana teman ediyor abi abla yapıyor. Sen ona peşkeş çekiyorsan bir şeyleri adaletli davranmıyorsun. Oğlunu, kızını, gelinini peşkeş çekiyorsan dergahı adaletli davranmıyorsun.
Sen böyle sana el avuç açanlara, böyle temanna edenlere davranıyorsan adaletli davranmıyorsun. Sen adaletli bir zakir olacaksın. Sen adaletli bir çavuş olacaksın. Sen adaletli bir şeyh olacaksın. Sen adaletli bir hoca olacaksın. Sen adaletli bir müdür olacaksın. Sen adaletli bir başkan olacaksın. Belediye başkanı, o başkanı, bu başkanı, ne başkanı dersen de sen adaletli bir Genelkurmay Başkanı olacaksın. Sen adaletli bir bakan olacaksın. Sen adaletli bir cumhurbaşkanı olacaksın.
Böyle olursan Allah’ın gölgesinde gölgeleneceksin. Hadis-i kutsi çok açık net. Buhari’de geçiyor. Çocuklarının arasında adaletli davran. Çocukların arasında adaletli davranmıyorsan sen adaletli baba değilsin. Sen çocukların arasında adaletli davranmıyorsan sen çocukların annesi noktasında zalim bir annesin. Zalim bir babasın. Adaletli davranmıyorsun. adaletli davranmıyorsan sen zalimsin. Kim olursa olsun İslam adaletiyle ayakta durur. İnsan adaletiyle ayakta durur.
Bir işletme adaletiyle ayakta durur. Bir kurum adaletiyle ayakta durur. Bir devlet adaletiyle ayakta durur. Adalet yoksa bir yerde orada hiçbir şey arama. Hiçbir şey arama. Bazen olur ya işte bir semazen talimlere gelmemiştir ama o tanındık bir annesi babası tanınmış birisidir. Onu programa çıkarırsın. Adaletli davran. çıkarma talime gelmediyse ölçüm başka bir şey olabilir. Aman ben bunu çıkarayım pissin bu. Sevsin bu normalde buraya eee aidiyet kesetsin. Onun başındaki kimsenin niyeti buysa söyleyecek bir laf yok.
Ama öbür türlü ya bu benim arkadaşımın oğlu benim arkadaşımın kızı. adaletli davran. Sen adaletli davranmakla mükellefsin. Herkese ve her şeye adaletli davranmak. Allah bizi onları onlardan eylesin. >> Nahl suresi ayet 90. Şüphesiz Allah adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara yardım etmeyi emreder. Allah’ın emri budur. Adalet, iyilik. >> Adalet olmadan yapılan bir ihsan, yardım, adalet yok ya. O böyle hani bir rüzgar eser her şey alır götürür ya. Öyle bir rüzgar eser alır götürür.
Adaleti yoksa bir şeyde o yeri de bir rüzgar eser götürür. Aile aile bir rüzgar eser götürür. Adalet yok. Dergah eser eser götürür. O kimin dergahı olursa olsun adalet olacak. O bir kurum adalet yoksa yıkılır gider, dağılır gider. dağılır gider. Adalet önemlidir. Allah bizi onlardan eylesin. >> Deniz ve inci onun vergisine nispetle ihsan kaftan kafa yayılmıştı. O kimse öyle hikmetli infaklarda bulundu. O halife öyle yerli yerinde işler yaptı. Öyle böyle nerede kime yardım edilecekse buldu onu.
Kime infak edilecekse onu buldu. İnfak etmek için infak etmedi. Kime infak, nereye infak edilecekse oraya infak etti. Yani sohbetin başında infak ediyormuş gibi görünüp Allah düşmanlarına yardım etmedi. Kafirlere, münafıklara, mürtetlere, Allah yoluna laf söyleyenlere yardım etmedi. Ya Allah yolunda koşuşturanlara infak etti. Allah yolunda dostluk kurmaya çalışanlara infak etti. Nerede fakir fukara var ona infak etti. İnfak ettiği kimsenin tembelliğini arttırmadı.
infak edersin. O infak geliyor diyen tembellik yapar. Çalışmaz, koşturmaz, gayret etmez. İnfak edenler de ya bu bizim dostumuz, arkadaşımız bunu görelim der. Doğru değil. Doğru yere infak etmek, doğru yere dağıtmak. Zekatını, sadakanı, fitreni veyahut da yapılan hayrını doğru yere. İşte bu halife infakını doğru yerlere yaptı. Yele savurmadı. rüzgarın önüne yemetmedi onu. Öyle yolun öyle olunca o böyle ihsan doğru yere yaptıkça deniz ve inci mecaz buradaki anlam onun vergisine nispetle ehemmiyetsiz bir hale geldi.
Yani o öyle doğru yerlere isabetli bir şekilde infak etti. Deniz ve inci onun yanında sınıfta kaldı. Oysa denizi düşünün. Hani bütün zenginlikleri ve inciyi içinde taşıyor. Ama o normalde eee onun o denizin incisi tabiri caizse yani Hazreti Pir tabirimi hoş görsün. Çakıl taşı gibi oldu. Hani cilli var ya meşe. Çocukların okuduğu inci hani oynadığı biz meşe diyoruz ona. Burada Bursa’da cilli diyorlar değil mi? Biz bayınlarda meşe diyorduk ona oynarken çocukluğumuzda.
Yani o inci meşe hükmünde kaldı. Böyle at meşe oynar gibi oyna. O yüzden eee Cenabı rahmet hazineleri, iyilik hazineleri Allah’ın elindedir. Bakın bunu hiçbir zaman unutmayın. Rahmet, rahmet Allah’ın sıfatıdır. Hazine ondadır. Hazine onundur. Sen tasadduk ederken onun hazinesinden harcarsın. Onu kendi malın gibi görme. Tasadduk ettiğin şey senin değil. Zekat veriyorsun ya senin değil. Onun hazinesinden veriyorsun. Hani o hazinenin sahibi o sana demiş ki şu kadarını dağıtacaksın.
Sen onunkini dağıtıyorsun. Sen kendince kendi malını dağıttığını zannediyorsun. Senin bu bir malın yok bu dünyada. Senin bu malın yediğin, içtiğin, giydiğin ve harcadığın yani o da sana ibadet, amel olarak geliyor. Yoksa bu dünyada bir şey kalmayacak sana. O yüzden gerçek cömertlik, bu manada gerçek cömertlik doğru yere vermek. Gerçek cömertlik. Bir de sadece mal dağıtmak da değil. Gerçek cömertlik, adalet dağıtmak. Gerçek cömertlik, hikmet dağıtmak, gerçek cömertlik, af dağıtmak, gerçek cömertlik, dua dağıtmak, gerçek cömertlik, himmet dağıtmak, gerçek cömertlik insanlara maddi manevi gönlünü açıp onlara yardımcı olmak.
Gerçek cömertlik bu. Biz cömertliği sadece mal dağıtmak, para dağıtmak olarak alıyoruz. O kimse birisine tebessüm etse dahi gerçek cömertlik yapmıştır. Gerçek cömertlik. Birine tebessüm etmek, birine yardımcı olmak, birine desteklemek, birine muhabbet beslemek. O bir canı sıkılmış. Onu rahatlatmak cömertliktir bunlar. Cimriler insanlardan uzak dururlar. Katı kalpliler insanlardan uzak dururlar. Kibirliler insanlardan uzak dururlar. İnsanlar da onlardan uzak durur.
Katı kalpliler insanlardan uzak dururlar. İnsanlar da onlardan uzak durur. Affetmeyenler. İnsanlar onlardan uzak dururlar. Allah da ondan uzaktır zaten. Ve o da insanlardan uzaktır. Hazreti Peygambere ne diyor? Sen onları affetmeseydin. Sen onlara tatlı davranmasaydın. Sen onlara sert ve kaba davranmış olsaydın senin etrafında hiç kimse kalmazdı.” diyor. Peygamberine söylüyor. Sert ve kaba davrananlar cimri ve kibirlilerdir. Sert ve kaba davrananın etrafında kimse kalmaz.
Ondan sonra beni kimse sevmiyor. Bana kimse bakmıyor. Benim selamımı kimse almıyor. Sert ve kabasın. İnsanlara ters davranıyorsun. İnsanlara yanlış davranıyorsun. O yüzden senden insanlar uzaklaşıyor. İnsanlar neden uzaklaşır insanlardan? Sert ve kaba davranışlardan dolayı, katı davranışlardan dolayı. Esnafsın sert ve kaba davranamazsın. Esnafsın esnaflığını yap. Müşterilere sert ve kaba davranma. Eşine, çoluğuna, çocuğuna, akrabalarına sert ve kaba davranma.
Babasın çocuklarına ve eşine sert ve kaba davranma. Annesin eşine ve çocuklarına sert ve kaba davranma. Kardeş, abi, abla etrafına sert ve kaba davranma. Sert ve kaba davranıyorsan iletişimin bozulur. Müdürsün, amirsin, memursun. Sert ve Hakkaniyetli davran. Adaletli davran. ve hayatını ona göre dizayn et. O yüzden cömertlik sadece mal dağıtmak değil. Güzel huylu olmak da güzel eee cömertliktir. İnce ahlaklı olmak, o ahlakı sergilemek de cömertliktir. Allah bizi onlardan >> O padişah topraktan ibaret olan şu yeryüzünde bulut ve yağmurdu.
Buradan devam edeceğiz inşâallah. Telegram’da yazdım ama yine burada beyan edeyim. Hakkınızı helal edin. >> Böyle birkaç gün eee ince bir rahatsızlık öyle diyelim. Ondan sonra böyle Telegram’daki kardeşlere cevap veremedik. telefonlara cevap veremedik. O yüzden eee tekrar kardeşler haklarını helal etsinler. >> Bunları daha önce de söylediydim ama yine de belirtmekte fayda görüyorum. Bazen arkadaşlar hani cevap verilmedi diye kendince hani ben çok mu kötüyüm bana cevap verilmedi?
Öyle bir kendi kendilerine öyle düşünüyorlar. Eee, öyle değil yani. Gerçekten artık yaş da geçiyor. Belli rahatsızlıklar var. Bazen zaman o rahatsızlıklar nüks ediyor. Öyle olunca da biz bazı eee üzerimizdeki eee nafile olan ibadetleri bu manada eee yapamaz hale geliyoruz. O yüzden bunları alışacaksınız yavaş yavaş. Yapacak bir şey yok. Hakkınızı helal edin. Helal olsun. Tabii yine de arkadaşlardan bu tip şeylerden dolayı özür diliyorum. Bu normalde eee bile bile kasıtlı yapılmış bir şey değil ama artık yaşın gereği bu tip şeyler yaşayacağız demek ki.
O yüzden eee sizler de alışacaksınız. Hakkınızı helal edin. Helal olsun. >> Geceniz hayır olsun. >> Elfatiha salavat.
Kaynak
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir.
İlgili Sohbetler
Daha fazla bilgi için Tasavvuf sayfasını inceleyebilirsiniz.