Mesnevi Şerhi (2239. Beyitten) konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Mesnevi Şerhi (2239. Beyitten) hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız. Geçen hafta yine o cömertlikle alakalıydı konu. Dağıtmaktan dolayı elinde malmazsa Allah’ın inayeti seni hiç ayaklar altına çiğnetir mi? Buraya okumuştuk. Ondan önceki beyit de şun çınarın yaprakları dökülürse Allah ona yapraksızlık azığı bağışlar. devamında dağıtmaktan dolayı elinde malsa Allah’ın inayeti seni hiç ayaklar altına çiğnetir mi?
Burayı okumuştuk. Bir adam ekin ekince ambarı boşalır ama bu işin iyiliği tarlada belli olur. Fakat tohumu anbarak biriktirirse zaman geçtikçe bitler, fareler o tohumu yiyip bitirirler. Normalde çiftçilik olarak düşünün. Bir kimse normalde eee mevsimi gelince ambarında kalan tohumları tarlasına eker. Yani çiftçiler bunu daha iyi bilirler. Buyağ eken, arpa ekenler veyahut da meyve, sebze genelde sebze yetiştirenler tohumluk ayırırlar bazı şeylere. Mesela bir kimse buğday eker, buğdayın tohumluğunu ayırır veya yoğurt mayalayanlar yoğurttan bir maya ayırırlar.
Bunun gibi bir adam normalde ambarı boşalır yani tohumu saçar tarlaya ama bu işin iyiliği tarlada belli olur. Yani Allah başaklara bire 7 bire 700 verir ya bir tohuma. Bunu onunla alakalı. O yüzden eee bu manada tasavvufi manada ekin ekmek eee malı infak etmek yani sadaka vermek, iyiliğe harcamak, Allah yolunda harcamak. O noktada o kimse tohumu saçıyor yere. Yani ama tabii doğru yere bunu doğru yere vermek önemli. Doğru yere vermiyorsan o zaman bataklıya tohum atmak gibi oluyor bu.
Bir çiftçi gidip de bataklıya tohum atmaz. Normalde o çiftçi bakar toprak tavuğunda mı değil mi? Toprak tavuğunda değilse de tohum atmaz. tavını bekler. Onun sürer, tırmıklar, ızgaradan geçirir. O tava gelince atar tohumu. Mesela tohum attıktan sonra bir yağmur yağsa tohumu çürütür yine. O yüzden çiftçi onu bekler. Zamanını bekler tohumu atmak için. Ve ambarın boşalması o kimse infak etti. İnfak edince o kimsenin elinde meta azaldı. Eee, normalde hani o tarlada belli olur diyor.
O tarlada yeşermesi de o zaman ahirette ve dünyada onun karşılığını, meyvesini toplamak. Tabii sufi eee noktasın, sufilik noktasında bir kimse tohum atarken karşılık beklemez. O karşılık beklemez ne demek? O zaman sen bir karşılık amacıyla o tohumu attın. Yani bir hayır hasenet işledin karşılık bekliyorsun. Veyahut da bir iyilik yaptın karşılık bekliyorsun. Biz sufiler olarak karşılıksızlığı öğreneceğiz ve hayatımıza bunu adapte edeceğiz. Karşılıksızlığı yani biz bir iyilik yaptığımızda onun karşılığını beklemeyeceğiz.
Bir hayır hasenet işlediğimizde onun karşılığını beklemeyeceğiz. Onun karşılığını bekliyorsak biz ucuz amelelik ediyoruz. Sufi bu noktada karşılık beklemez. O yüzden normalde herkes ehli avam kendince karşılık bekler. Bir iyilik yaptığınızda karşısında iyilik bekler. O bu avam için normaldir. Hani hadis-i şerifte de size bir kimsede bir hediyede bulunursa, iyilikte bulunursa siz de ona misliyle veya aynıyla karşılık veriniz. Ama normalde veremiyorsanız da onun iyiliğini söyleyiniz der arkasından.
Onun iyiliğini söyleyiniz. Yani onun iyiliğini söyle ki işte iyiler artsın, iyilikler artsın. Ama o normalde ona karşılık vermedi. Misliyle veya aynıyla karşılık vermedi. Arkasından da onun iyiliğine dua etmedi. İyiliğini söylemedi onun. O nankörlerden oldu. Allah muhafaza eylesin nankörlükten. Öbür türlü ne yapacak o kimse? Normalde bu eee Müslümanların kendi içerisinde avamın işi. Ama bir sufi iyilik yaptığında karşılığında iyilik beklemeyecek. Bir sufi hayır hasenet işlediğinde karşılığından bir şey beklemeyecek.
Bunu fi sebilillah yapacak. Karşılıksız yapacak. Tebessüm karşılıksız olacak. İyilik karşılıksız olacak. Bu sufi ahabı, bu sufi ahlakı, bu sufi ölçüsü avam karşılık bekler. Bunu normalde sufiler karşılıksız sevmeyi, karşılıksız vermeyi, karşılıksız hizmet etmeyi kendilerine şiar edinecekler. Sohbet ediyorsun karşılıksız. Zikrullah ediyorsun karşılıksız. Birine bir lokma yediriyorsun karşılıksız. Birine bir hediye ediyorsun bir şeyi karşılıksız. Tebessüm ediyorsun karşılıksız.
Bakın sufi bu manada hiç karşılık beklemeyecek. O yüzden tohumu ambara koymak ne? O zaman o kimse eee maddi olarak malını saklıyor. Tohumu ambara koymak sufice manevi olarak o kimse bilgisini saklıyor. O kimse tecrübesini saklıyor. O kimse ilmini sorana cevap vermiyor. O konuda bir bilgisi var. O konuda bir tecrübesi var. bilgisini ve tecrübesini yaymıyor. Cömert değil, cimri. O kimse bilgisini ve tecrübesini yayacak, anlatacak ki o biriktirenlerden olmasın.
Hani o ilim öğrenmiş işte hadis alimi, hadis alimi ama ona bir şey soruyorsun. Ben onu kitabımda yazdım diyor. Filanca eserimde var. Onu anlatmıyor orada. Sana sormuşlar. Orada fisilillah ver onu. Ama yok saklayacak ya da onu paraya çevirmeye çalışıyor. Metaya çevirmeye çalışıyor. Allah muhafaza eylesin. >> O da tohumu. Tohumu ambara saklamak. Tohumu ambarda sakladı. Bir müddet sonra böceklenecek o. Bir müddet sonra kurtlanacak. Bir müddet sonra çürücek. Bir müddet sonra işe yaramaz hale gelecek.
O nasıl tohum bir müddet sonra işe yaramaz hale gelirse senin metan da bir müddet sonra işe yaramayacak. Sen onun zekatını vermedin, sadakasını vermedin, hayır hasenet işlemedin. O manevi olarak o para kurtlandı. Manevi olarak o mal kurtlandı. Manevi olarak o kendince kendi kendini tıkandı. Sen tıkattın onu. Sen zekatını vermedin. Sen ondan sadaka yapmadın. Sen ondan hayır hasenat işlemedin. Bu sefer sen manen kendince diyorsun benim şu kadar param var ama senin paran kurtlu.
Manevi olarak kurtlu. Sen şu kadar malın var diyorsun. Malın manevi olarak kurtlu. Allah muhafaza eylesin. >> Amin. >> Orada hani Hazreti Pir eee bitlenir fare girer diyor ya. Bitlenir fare girer. Fare nedir? Hırsızlıktır. Fare girdiği yerde hırsızlık yapar. Talan eder orayı yer içer orada pisler. Ortalıya bitlenir. Bitlendiği zaman o bir elbise düşünün. Elbise bitlenince işe yarar mı? Yorgan yatak bitlenince işe yarar mı? O kimse de bitlenir, şahıs da bitlenir.
Bitli elbise giydiği zaman o da bitlenir. O zaman manevi olarak da bitlenir o kimse. O zaman manevi olarak da bir fare girer ona. O kimse rüyasında görür, bakar ki işte evine fareler girmiş, bir şeyler yiyorlar, bir şeyler götürüyor dışarı. Rüyasında görür. Mesela işte onun malı, mülkü, evi bitlenmiş, üstü bitlenmiş. Rüyasında görürse hala hala derviş. O rüyasında böyle ikaz alırsa o iyi derviştir. Veyahut da rüyasında bir peygamber onu gider ikaz eder. Bir sahabe onu ikaz eder.
Bir pir onu ikaz eder rüyasında. O iyi derviş. Cenâb-ı Hak onun malını korumak istiyor. İkaz ediyor onu. İrşat ediyor. Sen zekatını doğru yere vermedin. Sen zekatını doğru yere vereceksin diyor. Bu enteresandır. İnsan zekatını dost doğru yere vermezse malını yele verir. O kendince havaya cıva yaptı. hava cıva yaparaktan etrafa kendince işte havalı cıvalı bir şekilde hesapta zekat dağıttı ama yerli yerine vermedi. Yerli yerine vermediyse onun malı yele gider.
Onun malı fareye bite bite böceğe gider. O kurda kuşa yem olur. Allah muhafaza eylesin. >> İnsanın kendisi de kurda kuşa olur. İnsan doğru istikamette yürümez. istikametini kaybederse o da kurda kuşe yem olur. Çünkü insan hevasına uyar, nefsine uyar. Doğru yerde, doğru zamanda doğru hareket yapmaz. Nefsine uymuştur. Heva hevesine uymuştur. O da kurda kuşa olur. O da elindeki nimeti kaybeder. O da elindeki nimeti onun Cenabı Hak uçurur gider. O kimse çünkü heva hevesine uydu.
O çünkü O çünkü nefsine uydu. O hevasını ilah edindi. O kendi çizgisini unuttu. Kendi dairesini unuttu. Nasıl davranması gerektiğini unuttu. Gaflete daldı. O gafletten dolayı ne oldu? Kendini kurda kuşa yem etti. Kendi şey kendisini şeytana yemetti. Kendisini nefsine yem etti. Allah muhafaza eylesin. >> Oysa Cenâb-ı Hak, kim Allah’a güzel bir borç verirse Allah onu kat fazlasıyla öder. Allah borç alır mı? Sen Allah için bir şey verirsen Allah için bir şey veriyorsun.
Bak karşılıksız vermek bu. Karşılıksız beklemeksizin vermek bu. Sen Allah için bir şey veriyorsun. Sen Allah için bir şey yapıyorsun. Allah için tebessüm ediyorsun. Allah yok ya. Paran olması şart değil. Allah için tebessüm ediyorsun. Allah için bir yetimin başını okşuyorsun. Paran varken değil bunu. Sen paran var. Sen yetimin başını okşamayacaksın. Yetimin cebini okşayacaksın sen. Sen paran varsa, senin gücün varsa yetime tebessüm etmeyeceksin. Yetimin cebine tebessüm edeceksin.
Sen yetimi tebessüm ettireceksin. Parası olmayan gitsin yetime tebessüm etsin. Senin paran var. Senin gücün var. Sen yardım etmeye muktedirsin. Sen yetimi tebessüm ettireceksin. Öbürkünün gücü yok, kuvveti yok. Kudreti yok. O tebessüm etsin. Ala ya senin paran var. Sen tebessüm edeceğim diye uğraşıyorsun. O zaman sen paran olunca hani zenginler geldiler ya Allah Resulüne dediler ki ya Resulallah hani bu zenginler tasadduk ediyorlar. Bizden öne geçiyorlar. Biz ne yapalım?
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onlara dedi ki, “Namazdan sonra 33 33 bunları çekin.” Tekrar geldi fukaralar. Dediler ki, “Ya Resulallah bu zenginler bunu da öğrendiler, bunu da yapıyorlar.” dedi. “Bunu öğrenmişler. Bunu da yapıyorlar. Cenabı Hakk’ın takdiri bu.” dedi. “Yapacak bir şey yok.” dedi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Onlara Cenabı Hak lütfetmiş dedi. O yüzden o kimse gücü yerindeyse, ilmi yerinde ise o kimse karşısındaki yetimi tebessüm ettirecek.
Öyle olunca sen Allah için verdin ya. Allah için verdin. Allah’a güzel bir borç verdin. Ayet-i kerime bu. Bakara ayet 245. Allah borç alır mı? Ama o kimse canını verdi. Ama malını verdi. Ama güzel ahlaklı davrandı. Tebessüm etti. Yapması gerekeni yaptı. O zaman o kimse Allah’a güzel bir borç verdi. Allah diyor onu kat fazlasıyla öder. Bakın burada 1e 700 yok. Kat fazlasıyla öder. Burada normalde bir kimse bire 10 bekler verir bire 10 gelir ona. O der ki bire 700 bekler verir bire 700 gelir ona.
Sufi hiçbir karşılık beklemeksizin verir. Hiçbir şeyde karşılık beklemez. O zaman ayet-i kerime onun üzerinde tecelli eder. Allah ona kat verir. Sayısız verir. Fazlasıyla öder. Hani bu ne oluyor? Çiftçilikten laf açtık ya ekin ekmek gibi. Sen bir avuç tohum atıyorsun. Bir avuç tohum attığın yerden kaş çuval buğday alıyorsun. Bu onun gibi bir şey. Çiftçiler bunu iyi bilir. İşte 2 kilo normalde muhtar bir dölüm yarı kaç kilo buğday gider tohum olarak? Arpa >> kim dedi?
Eyv eyvallah ya. Ya asıl büyük çiftçi arkada ya. Yani bir dölüm tarlaya 25 kilo buğday. Normal şartlarda bir dölümden kaç ton alıyor? 25 kilo atıyor. 250 değil 500 kilo alıyor. 500 600 alıyor. Düşünün Allah bunu daha fazla veriyor. Yani normalde ektiğin tohum 25 kilo ama aldığın ürün 500 kilo. Bu onun gibi bir şey. O kimse fi sebilillah verdi. Karşılık beklemeksizin verdi. tohum ektianı Cenabı Hak ona kat veriyor. Daha fazla veriyor. O yüzden o normalde eee baktığımızda hani yine çiftçilikten gidelim.
Hazreti Pir tohumdan, ambardan bahsetmiş. O ambardan çıkardı 25 kilo tohum ekti ama ambar 600 kilo koydu, 700 kilo koydu. Yer düzgünse, harikaysa 750 kilo koydu. Ben normalde son rakamları ondan almak için sordum. Bizim Bayinder’da yer daha böyle önceden münbitti. yaklaşık dönümünden 800 kilo, 900 kilo bazı yerlerden 1 ton alırlardı. >> Evet. Ama tabii gün geçtikçe bu gübreler, ilaçlar şeyin, toprağın verimini yok ediyor. Topraklar kısırlaşıyor. Allah bizi iyi etsin.
O yüzden Evet. Normalde biriktirilen mal yani o kimse biriktirilen mal zekatı verilmeyen, sadakası verilmeyen, onun hayır haseneti yapmayan kimse, biriktirilen mal. Yani o kimse ne yaptı? Bilgiyi aldı, aldı, aldı, aldı. O bilgiyi hava atmak için kullandı. O bilgiyi parasal, dini bilgiler olarak söylüyorum. O kimse normalde para kazanmak için, onu maddeye çevirmek için böyle konuşmuyor hiç veyahut da yanındakilere, etrafındakilere anlatmıyor, öğretmiyor.
Kendince bilgiyi saklıyor. Allah >> O yüzden Tevbe suresi ayet 34 bunları söylüyor. Diyor ki, “Altın ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanları acı bir azapla müjdelen.” Bu ayet-i kerimeleri zahir olarak baktığımızda altın ve gümüş biriktiren yani o kimse zekatını vermedi, sadakasını vermedi. Hayır hasenetini vermedi. Mali olarak, madde olarak. Ama bu paradır, ama bu ekindir, ama bu meyvedir. Neyse ama bu hayvandır. Zekat verilmesi gereken mallardan zekat vermedi o kimse.
Bu kendince öyle dedi. Hani ben kazandım bunu. Burada kimsenin hakkı yok. Onlar da çalışsaydı, kazansaydı. Fakir fukara için söylüyor. Ha o ne yaptı? Onu diyor bir azapla müjdele. Altın ve gümüş biriktiriyor. Altın Allah’a aşıklık bilgisidir. Altın Allah’ı tanıma bilme bilme bilgisidir. Gümüş nedir? Gümüş normalde bu manada o Allah’ı ve tanımanın altında kalan fıkıh bilgisidir, hadis bilgisidir, tefsir bilgisidir. Vay o altın ve gümüş biriktirenlerin haline, vay o ilmi ledüne sahip olup da ilmi ledü kendisine saklayanlara, vay o Allah’ı bilme, tanıma bilgisine sahip olup da kendisini kenara çekip, kibirlenip insanlara bir şey anlatmayanlara, vay o ilim ehli olan hadisçiler, fıkıhçılar, tefsirciler, kendi kendilerine ilim ehli olup da bir köşede oturanlar Vay ki onlara vay.
Mesnevi Şerhi (2239. Beyitten) Hakkında
Onlara Cenabı Hak ilim kapısını açtığı halde ilmini insanların hizmetine yaymayanlara onlara Cenâb-ı Hak bir ilim kapısı açmış. O ilim kapısını onlara açmış. Ama onlar ilmi saklamışlar. İlmi gizlemişler. İlmi insanlara yaymamışlar. Evlerinde sıcak yataklarından, kışın sıcak yatağından, soğuk, yazında serin soğuk odasından dışarı çıkmayanlar. Bir de ahkam kesenler hem evinde rahatına bakacak hem etliye sütlüye dokunmayacak. Hadis alimi. Evinde rahat rahat yatacak, uyuyacak.
Tefsir alimi. Ne yapıyor bu kimse? evinde özel bakıyor, hayatını yaşıyor. Allah sana o ilmi verdi. Onun hesabını soracak senden. O hadis ilminin hesabını da soracak senden. O fıkıh ilminin hesabını soracak senden. O tefsir ilminin hesabını soracak senden. Sen ezanlar okundu. Neysin sen? Oradan para alıyorsun. Sen bunun ilmini yapmışsın. İnsanlara bunu yaymıyorsun. İnsanlara bunu tebliğ etmiyorsun. Allah bunun hesabını soracak senden. Sen altın ve gümüşü biriktiren hainlerdensin.
Başka bir şey değilsin. İnsanlar uyuşturucuya müptela olurken içkiye, kumara, hırsızlığa koşarken, gençler helak olurken bilmem kaç tane ilahiyat hocası, profesörü, bilmem kaç tane cami imamı, bilmem kaç tane müftü. Akşam olunca kıl beşi bitirişi, git evinde otur yat. Allah bunun hesabını soracak herkesten. Anneler, babalar, bu sohbeti dinleyenler, siz Kur’an ve sünneti öğreniyorsunuz. Kur’an’ı, öğrendiğiniz Kur’an ve sünneti çocuklarınıza ve eşlerinize aktarmıyorsunuz.
Tebliğ etmiyorsunuz. Kendinizi buraya getiriyorsunuz. Çoluk çocuğunuz eğer ki buraya gelmiyor da oraya buraya gidiyorsa yanlış yere gidiyorsa vay sizin halinize. Siz çünkü ilmi yaymıyorsunuz. Siz çünkü iyiliği yaymıyorsunuz. Ümmet olarak bundan sorumlu bütün ümmet. Siz iyiliği yaymakla mükellefsiniz. Siz doğruyu yaymakla mükellefsiniz. Siz ümmeti Muhammed olarak ev kuşu olamazsınız. Evinizde koltuk olamazsınız. Siz evinizde sehpa olamazsınız. Siz evinizde bilmem işte vizyon sehpa olamazsınız.
Evinizde televizyon olamazsınız siz. Siz ev eşyası değilsiniz. Siz müslümansınız. Siz müminiz siz evinizde bir sehpa gibi orada oturamazsınız. Bunu yapamazsınız. iman ehli yangın var ortalıkta. Evinde oturamaz. Oturuyorsa o kimse evinde o iman onda kemale ermemiş. İman ona tecelli etmemiş. Sen evladına, eşine, akrabalarına, annene, babana, etrafına tebliğ edemiyorsan, sen en yakınına tebliğ edemiyorsan, ona anlatamıyorsan vay senin haline vel asr hüin. Bütün insanlar hüsrandadır.
Ancak iman edip iyi amel işleyen hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna. Sen bununla eğer kendini dizayn etmezsen vay senin de haline sen de altın ve gümüş biriktiriyorsun. Oh ne kadar güzel derviştin. Güzel oturdun Allah’ı zikrettin. Kimle zikrettin? Oğlun yanında mı? Kızın yanında mı? Gelinin yanında mı? Damadın yanında mı? Nerede bunlar? Bunlar nerede? Sen o zaman iyi bir baba değilsin. Çocuğun senin yolundan gitmiyorsa. Sen iyi bir anne değilsin. Çocuğun senin yolundan gitmiyorsa.
Sen o zaman çocuğuna farklı davrandın, eksik davrandın. Çocuk dedi ki, “Kim bu babam?” “Ya böyle mi Müslüman olacak? Bunun gittiği yerde hayır yokmuş dedi. Kız veya oğlan baktı annesine, “Böyle mi Müslüman oluncak, böyle mi derviş olacak?” dedi. Gitmedi onun yolundan. Anneler babalar siz de altın ve gümüş biriktirmişler gibi azapla müjdeleneceksiniz. Anlatmadınız. İlmi yaymadınız. Etrafı anlatmadınız. Yanı başınızdaki komşuya anlatmadınız. Anlatamadınız. Çünkü iyi bir komşuluk tesis etmediniz siz.
Komşunuz sizden rahatsız. Anneniz babanız sizden rahatsız. Evlatlarınız sizden rahatsız. Kayın valideniz, kayın pederiniz sizden rahatsız. Onları anlatamadınız dostu. Siz de azapla müjdeleneceksiniz. Çok tövbe edin, çok zikredin. Etrafınıza iyi davranın. İyi davranın. Ve bu tasadduku sadece paraya vurmayın. birine nasılsın kardeşim demek dahi tasadduktur. Ona selam verme. Onunla konuşma. Sen nesin kardeş? Sen ne olduğunu söyleyeyim mi? Sen firavunsun. Başka bir şey değilsin.
Sen sınıf farkı gözetiyorsun. Makam farkı gözetiyorsun. İnsanlara ayırıp kayırıyorsun. İnsanlara tepeden bakıyorsun. Bu soru sorulur mu şimdi? Bu halinle firavunsun. Başka bir şey değil. Allah muhafaza eylesin. >> O yüzden mallarını Allah yolunda harcayanların durumu her başağında 100 tane olmak üzere yi başak veren bir tanenin durumuna benzer. Allah dilediğine kat verir. Allah lütfu geniş olan ve her şeyi bilendir. Bakara ayet 261. Sen maddi manevi her şeyini dağıt.
Maddi manevi vermen gerekeni ver. Sevgini yay, lütfunu, ikramını yay, güleryüzlülüğünü yay, merhametini yay insanlara, insanları sınıflara ayırma, insanları sınıflara bölme. Bu konuşulur, bununla konuşulmaz deme. Geniş yürekli ol. Geniş yürekli ol. Senin yüreğin İsa kazanı gibi olsun. Senin yüreğinde yaş kuru tohum. Senin yüreğindeşersin. Yanlışlığı al yüreğine. O iyileşsin orada. O bilmiyor. O öğrenmedi. Çünkü ona tebliğ eden olmadı. Ona anlatan olmadı. Al onun yüreğini al.
Oğlunu kızını atma. O şöyleydi. O böyleydi. Atma dışarı. Al onu yüreğinin içine al. Oğlunsa yüreğini al. Kızınsa yüreğini al. Arkadaşınsa yüreğine al onu. Gelinin yüreğini al. Damadın yüreğini al. İçine al onu. Yeşert onu. Onu yeşert. O bir kuru dal. Sen al onu yüreğinde aşkla, muhabbetle, zikirle, fikirle, tatlılıkla yeşer tonu dışlama, atma. Allah muhafaza eylesin. >> Hadis-i şerif Müslim’den. Kul bu benim malım der. Halbuki ondan gerçekten ona ait olan sadece şunlardır.
Bak kul benim malım dermiş. Hadis-i şerif. yiyip tükettiği, giyip eksittiği, Allah yolunda verip sevabını kazandığı onunmuş. Malın neymiş senin? Giyip eksittiin, yiyip tükettiğin bir de Allah yolunda harcadığın senin malın. Allah yolunda harcadığın üç şey. Bakın, üç şey senin malın. Dördüncüsü yok. Hadis-i şerifte Allah yolunda harcadığın, giyip eskittiin, yiyip tükettiğin geri kalanını dünyada bırakıp gideceksin. Çünkü bırakacaksın. Geri kalanını dünyada bırakıp gideceksin.
Bırakıp gitmek kötü mü? Hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sahabeye diyor ki, “Sen çocuklarının arkandan dua etmesini istemez misin? O zaman çocuklarına biraz diyor mal bırak.” Hani sahabeden bir kimse diyor ya, “Ben malımın tamamını infak etmek istiyorum.” Olmaz diyor. “Yarısını diyor, “Olmaz” diyor. “Üçte birini olmaz diyor. Ondan sonra 1te birini deyince bu da bile fazla diyor. Bu bile fazla ama diyor sen çocuklarının arkandan dua edecek bir mal bırakmak istemez misin?” diyor.
O zaman şu var. Ölçü halde önümüze ölçü geldi. Bizim bir ölçü var. Ben sen yani Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tabiri caizse şöyle diyor: “Ben senin malının tamamını istemiyorum.” Malının tamamı ne zaman verilecekti? O büyük savaşta verilecekti. Rumlar gelirken Hzreti Ebubekir efendimiz malının tamamını getirdi. Onu reddetmedi. O zaman Hazret-i Ömer efendimiz yarısını getirdi. Onu reddetmedi. Bakın onları reddetmedi. Çünkü Rumlarla büyük bir savaşa hazırlanılıyordu.
Ama o savaş geçti. Sahabe diyor ki ben diyor malımın tamamını infak etmek istiyorum. O diyor ki hayır olmaz. O zaman burada infakın ölçüsü çıktı. Sen malının tamamını Allah yolunda harcayacağım diye uğraşma. Hani birisi de çıktı öyle dedi ya televizyonlarda. El açık mıydı neydi? İhsan eli açık. Zekat olarak sana neyi vereceklerini söylüyorlar. Zekat demiyor. Halbuki orada da ayet-i kerimede de. Neyse öyle desin. Malının tamamını diyor. İhtiyacınızdan fazlasını diyor.
Allah Resulü burada ölçüyü koymuş. Tamamı değil. Mesela ticaret mallarından, altından gümüşten. Bunu vermekle mükellefsin. Onu verirken de Allah yolunda koşanlara, Allah yolunda harcayanlara vereceksin. Allah yolunda vereceksin ve Allah için vereceksin. Öyle kendince kendi kafandan heva hevesinden içki içine kumar oynayana bir gitmiş pavyonda batırmış. Pavyonda batıranı çıkaracağım diye uğraşıyor. Kimi çıkarıyorsun sen? Gitmiş cığıt cırt olur olmaz kredi kartını borçlanmış.
İşte benim filancam var. Kredi kartına borçlanmış. Neye borçlandı? Kredi kartına nereye borçlandı? Hesabını kitabını bilmedi. Eline bir tane plastik geçirdi. Var yok her yere cırtlattı. E hayır ona değil. Gitti kumardı kaybetti. Gitti içki içti. Gitti huardalık yaptı. Ona değil gitti. Allah düşmanlarıyla beraber yedi içti. Ona değil aldı ama Allah düşmanı ona vereceğim diye uğraşıyor. Türkiye’deki Müslümanlar gerçek manada Allah yolunda koşan, Allah için fakir fukara olan onlara normalde zekatlarını tam anlamıyla vermiş olsalar Türkiye’deki Müslümanlar güçlenir.
Ha Türkiye’deki ne yazık ki fukara Müslümanlar da şunu yapıyorlar. Ona 1000 lira veriyorsun. Kadınsa gidip boya alıyor kendine. Karnını doyurmayı düşünmüyor. Çoluğunu çocuğunu doyurmayı düşünmüyor. Yani şimdi yaptım diye söylemiyorum bunu. Ders olsun diye söylüyorum. Kadıncağızı götürdüm. Akkurun içine bıraktım. Dedim al ne alacaksan buradan dedim. Bizatii yaşadığım şeyi söylüyorum. Bu gidiyor oradan bisküvit alıyor. Gidiyor oradan çikolata alıyor. Gidiyor oradan atıştırmalıklardan alıyor.
Hadi canı istemiştir. Onları alabilir dedim. Yani yokluktan dolayı almamıştır. Hani pirince şekere fasulyeye ne zaman sıra gelecek diye bakıyorum ya. Pirinç, fasulye, un, şeker bunları almıyor kadın. gitti kolu aldı, gitti gazoz aldı, gitti bisküvi aldı, gitti çikolata aldı. Bakıyorum hala daha böyle uzaktan seyrediyorum ne alacak diye. Bunları alıyor. Dedim, “Senin iki tane çocuğun yok mu?” Var. Dedim, “Kardeşim sen” dedim tencereye girecek olanı alsana önce dedim.
Bu kaldı şimdi oranın çocuklar komple o neydi adı? Fethi miydi? >> Ferit. Şimdi onlar samimiyiz. O ara bütün erzakları filan onlara yaptırıyoruz. Her şeyi onlara yaptırıyoruz. Şeyimiz iyi. Diyaloğumuz iyi. İşte ayıp söylemesi yapıyor mu diye değil. Şimdi hani bir bir yere bir şey lazım oluyor. Gidin alın hesabıma yazdırın benim diyorum. Diyalog iyi. Baktım olmuyor. Çocuklardan birine dedim bir araba getirin bana oradan. Getirdiler. Kadını aldım yanıma. Şimdi diyorum önce tencereye girecek olanı al.
İşte ayıp söylemesi. Fasulye, pirinç, bulgur, makarna, salça, yağ, peynir, çay, şeker. Kadın bakıyor. Diyorum kızım önce diyorum tencereye girecek olana bak sen. Bunlar diyorum bunları da al. Sıkıntı değil. Bunları da al. Ama sen önce farzı yerine getir. Karnını doyur önce. Bizdeki sıkıntı da bu. Yani ne fukara iyi güzel veriyorsun 2.000 L gidiyor liralık manto oluyor. Eskisini söylüyorum şimdi zaten mantoları 1.00 liradır herhalde. 1000 liradır 1500 liradır.
Bilmiyorum da kaç? 5.000 L manto. Bismillâhirrahmânirrahîm. Bir laf söyleyeceğim şimdi. Uçacak ortalık. Sustum ama içim böyle patla diyor. Böyle coş diyor. Susayım mı? Allah muhafaza etsin. >> Ben eskide kalmışım o zaman. Ben hala daha üstümdeki gömlek 16990 ya geride kalmış. Benim geydiğim pantolon 499.90 manto 5.000 L. Söyleyecek laf yok. Biz manto da yaptıralım bari matbahaya ya. Nerede tekstilden sorumlu yok mu orada matbahtalar? Onlar alt üst takımı kaça satıyorlar?
Matbahta 00 lira. Neyse toparlayayım ben şimdi yani. İşte 5.000 liramış ya o kimseye bak. 5.000 L asgari ücretin 1te biri. Kaç para asgari ücret? 1örte biri gidip mantaya veriyorsa o kadının hesabı kitabı bilmiyordur. Cümleyi korusun. >> Derviş kardeşlerimizi korusun. >> Bu bu normal değil. Bu bana normal gelmedi. Şimdi toparlayayım. Şimdi o kimseye sen 2.000 L 3.000 L veriyorsun. O o zaman için yani işte ihtiyacı var. 2.000 L vermişiz gitmiş 00 liralık mantı almış.
Yapma ya yapma. Veyahut da bir derviş kardeşe bir para veriyorsun. Açık açık konuşuyorsun bunları. Ha bir duyuyorum 3 be arkadaşını dağa et yemeye götürmüş. Ulan biz sana onu evine çoluğuna, çocuğuna yidiresin diye verdik. Bunlar tecrübe tabii. Ondan sonra velat dalin amin. Kimin evinde yiyecek yoksa bana telefon atsın. Hiç önemli değil. Gece gece, gündüz gündüz hiç önemli değil. Bakın bunu açık konuşuyorum. Bunu açık ve net söylüyorum. Bütün kardeşlere söylüyorum.
Kimin evinde yiyecek yoksa Allah rızası için bana söylesin. Söylemezse sorumluluğu ona ait. Ben onun hesabını ahirette verme vereceğim diye uğraşamam. Bunu açık bir şekilde söylüyorum. Bir kimsenin yiyeceği, içeceği yok. Ondan sorumluluk hissediyorum kendimde. Ben ondan sorumluyum. Ben onun lüksünden sorumlu değilim. Ben onun boyasından, dayasından sorumlu değilim. Ben onun işte israfından sorumlu Bu dergahın insanı komşusu açken tok yatan bizden değil demiş.
O yüzden bizden değil demiş. Bu çok net. Hani hadis-i şerifte de Allah Resulü diyor ya, “Ben hepinizin de babası mesabesindeyim. Kimin neye ihtiyacı varsa bana söyleyecek diyor.” Bir kimse, bir üstat sorumludur bundan. Kendisini bundan sorumsuz kılamaz. Bir kimse dergahın başında sorumluysa, o dergahın başındaysa bu benim kendi inanışım. O bundan sorumludur. Bir dervişin birisi aç yatarsa o şeyh bundan sorumludur. Onu aç yatırmayacak. Yoksa gitsin dağda taş olsun.
Mesnevi Şerhi (2239. Beyitten) ve Önemi
dağı kabul ederse bakın tekrar bunun altını çiziyorum. Öyle posta oturmak değil bu iş. Böyle bir şey yok. Sen ondan sorumlusun. Nerede olursa olsun. İsterse Fizanda’da olsun. Fizan’daki dervişin aç yatamaz. Sen ondan madden manen de sorumlusun. Lüksünden sorumlu değilim. Mantosundan, boyasından, dayasından, ayakkabısından sorumlu değilim. Kim aç yatarsa ondan sorumluyum. O yüzden bu konuda da bize söylemeyen kendi kendisinin hesabını verir. Ben bunu açık bir şekilde söylüyorum sohbetlerde.
Sorumluyum bundan. Yoksa oturmayacaksın buraya. Bu kadar basit. Diyeceksin ki arkadaşlar ben bu sorumluluğu yerine getiremeyeceğim. Hakkınızı helal edin. Kendinize bir şeyh arayın. Bu kadar basit bu. Allah >> O yüzden mal o zaman neymiş? Yiyip tükettin, giyip eksittin ve Allah yolunda verdiğin senin malınmış. Diğeri senin değilmiş. O yüzden geri kalan ne? Ambardaki tohum gibi bitlenecek, kurtlanacak, fareler aşıracak. Başka bir şey değil. Hani bir taraftan gedi kaçılacak.
O ambardan gidecek o. O normalde o gediyi de kapatamayacaksın sen. Sen sonra düşüneceksin kendi kendine. Rüzgar esti, yel aldı. Yağmur yağdı, sel aldı. Yangın oldu, afat oldu. Aldı götürdü. Ha aldı götürdü. Neden aldı götürdü acaba? Muhtar çok hayır yapmanız lazım değil mi? Muhtara da bir buradan bir zoka atayın. Millet toplanmış, zikir yapmış. Ha oralarda kim yaptı zikrullah’ı? He mikrofon verin muhtara >> köye kim geldi? Gece zikrullah halakası kurdu ya.
>> Benim ağza görmüş efendim. Ben görmedim. >> Ağza görmüş. Nerede görmüş? Çamlıkta efendim. >> Çamlıkta ne yapıyorlarmış? >> Zikir yapıyorlarmış efendim. >> Cehri. >> Evet efendim. >> Herkes de duymuş yani. >> Yani duyanlar duymuş efendim. >> Duyanlar duymuş. Aza duymuş ama. >> Aza bütün köye yaydı şimdi ha. >> Bütün köy şimdi zikir yapanları mı merak ediyor? >> Allah Allah. Bir de gençmiş değil mi onlar?
>> Sarıklı cübbeli dedi. >> Allah Allah. Cevdet bu artıyor. Bunlar şey değil mi? Vay muhtarım vay. Demek ki ateş de alıp götürmüyormuş. Ha imtihan yaşayacaktır insan. Cenabı Hak onu oradan sınacaktır. Bu ayrı mı mesele? Hani geçmişten anlatırlar ya. Demişler bütün gemi battı. Bir büyük zatın da malı varmış gemide. Herkes üzülmüş, o üzülmemiş. Demişler ki, “Herkes üzüldü, sen üzülmedin. Ben inanıyorum ki” demiş, “Benim malım helal. Ben onun zekatını bir tamam verdim.
Benim malıma bir şey olmaz demiş. Aradan bir zaman geçmiş. Batan gemiden onun malı kurtulmuş. Başka bir gemi o malı almış. Üzerinde adres madres yazıyor ya. Dönmüş dolaşmış mal gelmiş ona. Herkes hayret etmiş. Demiş nasıl oldu? Demiş ki ben onun zekatını verdim. Bak ben onun zekatını verdim. Daha malın zekatını önden vermiş. Ben onun diyor zekatını verdim. Ha o zaman yer almasın, fareler üşüşmesin, börtü böcek üşüşmesin. Sana da malına da Allah yolunda harcan.
>> Allah’ım muhafaza eylesin. >> Ben hep şuna inanırım. Sen verdin değil mi? Allah için verdin. Merak etme. Senin elindeki bir tanecik kuru tohumdan binlerce tohum verir. Cenabı Hak sana binlercesini verir. Sen böyle verdikçe Cenabı Hak sana daha fazla verir. Etrafındakınlar dedikodu yapmaya başlarlar. Bak bana para gelen yerler önce Suudi Arabistan veriyordu. Olmadı sonra İran vermeye başladı bana. Olmadı son dönem Katar vermeye başlamış bana. Hani soruyorlar ya bu değirmenin suyu nereden geliyor?
Uludağ’dan diyorum ben. Çok uzak bir yer değil halbuki. Ama yok o normalde dedikodu başlar. Şimdi de herkes der. Nereden oluyor bu ya? kardeş sen Allah yolunda harcadıkça Cenâb-ı Hak sana yardım edecek. Sen Allah için yap bunu. Sen Allah için yürü. Sen Allah için yürü. Dünya üzerinde korkulacak tek adam vardır. Tek insan vardır. Hayatını Allah’a adayan insandan kork. Hayatını fi sebilillah Allah’a adayan kadından, erkekten, çocuktan, anneden, babadan kork. Onun duası keskin kılıç gibidir.
Onun nazarı, ortalığı yakar yıkar. Ondan kork. Sen ona muhalefet edeceğim diye uğraşma. Tecrübe 38 yıllık bendeki. Ben derim ki dervişle uğraşma. Dervişle uğraşan devrilir. Dervişe ters yapma. Dervişe ters yapan ters döner. Dervişe tepeden bakma. Dervişe tepeden bakanın altı üstüne gelir. Dervişi istismar etme. Dervişi istismar eden perişan olur. Dervişi aldatma. Dervişi, dervişliğinle aldatırsan helak olursun. Helak olursun. Çünkü derviş Allah için yola çıkmış bir kimsedir.
Derviş Allah için dervişlik yapar. Onu eleştiren de ters takla gelir. Onunla alay eden de ters takla gelir. Ona tepeden bakan da ters takla gelir. Onunla uğraşan da ters takla gelir. İki yakası bir araya gelmez. Fi sebilillah. Allah yolunda koşan bir kimseyle uğraşan bir kimsenin iki yakası bir araya gelmez. Bu tecrübe bakın bu tecrübe. Sakın ha bu yola girdiysen herkesi kendinden evla bil. Herkesi, kendinin haricindeki herkesi evliya bil. Gözünün önünde yanlışını görsen bile de ki benim gözüm aldanmıştır, yanılmıştır.
Ben yanlış görmüşümdür. de kimseyi küçümseme. Hele bu zamanda dinsizin, arsızlığın, hırsızlığın, namussuzluğun, şerefsizliğin, her türlü üç kağıdın kol gezdiği bir zamanda, her türlü ahlaksızlığın, her türlü düzenbazlığın kol gezdiği bir zamanda genç yaşlı, kadın erkek her şeyi arkada bırakmış. Allah için Allah’ı zikretmeye gelmiş. Sohbete gelmiş. Onunla uğraşan yemin ediyorum ters takla gelir. Ters takla gelir. O yüzden sen Allah için zikrullah’a git. Allah için gönlünü ver.
Allah için kanadını yay. Allah için insanlara gönlünü ser. Allah için insanları ayırma kayırma. Allah için sohbetine git. Allah için zikrullahına git. Allah için Allah yolunda yürü. Merak etme. Cenabı Hak sana binlercesini verecek. Sana sayısız verecek. Ve sana ters yapan, yanlış yapanların da Cenabı Hak hepsini ters getirecek. Çünkü o en büyük işle iştigal ediyor. Allah’ı zikir. Bir de karşılıksız o Allah’ı zikrediyor. Karşılıksız. Karşılıksız dervişlik yapıyor.
Karşılıksız seviyor. Muhteşem bir şey. O hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşerde Allah’ın gölgesinde gölgelenecek. Sen kimle uğraşıyorsun ya? Sen kime tepeden bakıyorsun? Firavun gönüllü. Sen kime beğenmeme zikrediyorsun? Kimi beğenmeme zikrediyorsun? Ancak Firavun gönüllüler Allah’ı zikredenleri beğenmezler. Allah’ı zikredenleri kerih görürler. Onlar firavun gönüllüdür. Onlar Nemrut gönüllüdür. Sen onları İslam zannedersin. Zahiren İslam’dır. Hani diyor ya Yunus dışı Müslüman içi kafir çok olur diye.
Onlardan onlar. Allah bizi affetsin. >> Bu cihan tamamıyla fanidir. Aradığını sebatlı, kararlı alemde ara. Suretin sıfırdan ibarettir. Suretin sıfırdan ibarettir. Dilediğini mana aleminde dile. Acı ve tuzlu canı kılıç önüne koy. Feda et de tatlı bir deniz gibi olan canı al. Bu alem, bu cihan fanidir, geçicidir. Bu dünya geçicidir. Bu cihan dediğiniz şey bir avuç bile değildir. Bu evren dediğiniz şey bir avuç bile değildir. Bir avucunuzu dahi doldurmaz. Bu kocaman evren dediğiniz şey.
Bu kocaman evren dediğiniz cennet cehennem dahil buna. Arşla levhi mahfuz kürsü dahil buna. Bu cihan dediğiniz şey insanın avucu kadar bile değildir. Avucu bile büyük gelir Sen bu cihanı varmış gibi gösterene tabi ol. Sen ona yönel. O yüzden senin suretin sıfırdır. Toprak hatta bir damla meni. Bir damla da değil. Bir küçücük hücre. onu damla olarak nitelendirmiş. Damlanın içerisinde küçücük bir hücre. O yüzden senin suretin 0. -1 de değil, +1 de değil. -1 olursa değeri var.
+1 olursa değeri var. Senin varlığın sıfırdan ibaret. Senin bu vücudun sıfırdan ibaret. Sen kendi kendinin vücudunu var görüyorsun. O da senin değil zaten. O da senin değil. O zaman gerçek varlık odur. Gerçek varlık o. O ondan başka bir varlık yok. Sen varı var zannediyorsun. Sen o algıya, o zanna kurban gidiyorsun. Sen şu nefsi bir feda et. Sen bir nefsi feda et. Asıl var olanı göreceksin. Sen nefsi feda edemediğinden dolayı var olanı görmüyorsun. Sen nefsini ayağının altına alamadığından dolayı o cemale ulaşamıyorsun.
Sen ben ben dedikçe batıyorsun. Ona buna ahkam keseceğim derken batıyorsun. Bu fani evrende, bu fani evrende, dünyada da demiyorum. Durma, geçici olan şeyler seni aldatmasın. Sen gerçek baki olan ona yönel her şeyinle. Vücudunu, kaşını, gözünü düşünme. Öldükten 10 gün sonra hepsi de toprak olacak ki çek. Ölümü tatacak. Her şey ölümü tatacak. Sen burada mükafat bekliyorsun. Burada nefsini düşünüyorsun. Burada heva ve hevesini düşünüyorsun. Burada makamını, mevkini, paranı, pulunu düşünüyorsun.
Hani kim götürdü? Benim anne dedemin dağı, Bayındır’ın dağın yarısı onunmuş. Hani ne götürdü? Benim baba dedemin dede ağaçta, dede ağaçta 5.000 dölüm yeri varmış. Hani ne götürdü giderken? Benim ailemin bizim sokakta 6 tane evi vardı. Ne götürdü annem yanında giderken? Benim babam mahallenin en iyilerindendi. Ne götürdüler yanlarında? Bir bakkal düşün. Bakkal dükkanı düşünün. Günde 2000’le 2.500 arası ekmek satıyor. Kışın 2.00 ekmek satıyor. Yazın 2000 ekmek satıyor.
Bir bakkal dükkanı düşünün. Şimdi benim diye market satmıyor onu. Böyle bir tane kara kaplı defter vardı içinde alacak doluydu. Dedem ölmezden önce anneme demiş ki bunu Mustafa’ya ver. Anama dedim bunu bana mı bıraktı dedim ben. Ateşin içine atıverdim ben. Sağlığında bana faydasının olmayan şey dedim öldükten sonra mı faydası olacak dedim. Annem çırpınıyor atma diye. Bir böyle kalın defterden bir teneke yağ geldi alacak. Onun da ne kadar borcunun olduğunu bilmiyorum.
Köyden birisi geldi. Selâmün aleyküm. Aleykümselam. Ben bakkalı Ahmet Agan’ın çocuklarını arıyorum. Ben torunuyum dedim. Çocuğu yok başka dedim. Ya benim dedene borcum vardı da dedi onu bu bir teneke yağı getirdim. Hakkınızı helal edin dedi. Vallahi benden yana helal olsun dedim. Beni ilgilendirmiyor dedim. Yalan olmasın ya. Bir teneke yağ geldi. Anneme demiş burada demiş duvarın içerisinde demiş altınlarım var. Onları al senin olsun demiş. Ben anneme sormadım bile ne kadar var diye.
Hala daha hiçbirimiz bilmiyoruz ne kadar altın vardı orada diye. Ne götürdü yanında? 6 tane evi yıkıl yıkıldı. Abim sattı. Ben sattım. Ayşe’ye başka yerden e hak ver dedik E orada bir tane ev kaldı. Ben onu da satacağım zaten. O da yıkılıyor. Ne götürüyor insanlar yanında? Dünya hayatı oyundan, eğlenceden ibaret. Biraz da sen oyna. Biraz da sen eğlen. Ben sizi malınız olmasın demiyorum ha. Öyle bir şey yok. Allah yolunda koşacaksan paran pulun olacak, malın olacak.
Buraya gelmenin bir bedeli var. Öyle değil. Böyle ham hayal noktasında Adım atıyorum para bugün Türkiye’de. Otobüs bileti ne kadar Bursa’da? >> 35 lira. Ben gece 12’den sonra bindim. 75 lira mı? Ne aldı garajdan? 12’den sonraymış. Var mı 12’den sonra garajdan binen? >> Terminalden bindim. 75 lira değil mi? Hala daha 70 80 kusur mu oldu? İyi ki 75 binmişim. Tabii terminalden bindim. Herkes bana baktı. Bu kocaman sakallı ne arıyor burada gecenin saatinde diye.
Bir de bende bilet yok. Dedim bilet yok. Nasıl yapacağım dedi. Kartın var mı? Baktım orada 75 mi ne yazıyor? Ulan dedim bu ne? vatandaşın kullanacağı bir eee şey toplu taşıma bu kadar pahalı olmaması lazım. Gerçekten insanlar bu konuda protesto etmeli. Toplu taşıma, su, elektrik, doğalgaz pahalı olmamalı. Yok pahalı. Gerçekten pahalı. Belediyeler, devlet bu konuda farklı bir davranışı içerisine girmeli. Su pahalı olmaz. İslam’da su paralı Hoş yakın da havadan da para alacaklar da böyle giderse Allah muhafaza eylesin.
>> Evet. Dünya hayatı oyun eğlenceden ibaret. Bu buradan kasıt şu değil. Bunu anlamayın ya. Biz hiç mal sahibi olmayacağız. değil canım kardeşim. Senin çoluğunu çocuğunu barındıracak kadar bir evin olması, çoluğunu çocuğunu barındıracak, misafirini ağırlayacak bir evin olması, senin bir bineğin olması bu zamanda elzem asli ihtiyaç. Asli ihtiyaç. O yüzden dünyayı bu konuda reddedenlerden değiliz. Allah muhafaza eylesin. >> O yüzden ama aradığını bu fani dünyada arama.
Saat 2240 olmuş. Ben yine kendimi kaybettim. Hakkınızı helal edin. >> Helal olsun. >> Buradan kaldığımız yerden devam edelim. O yüzden uzatmışız bu beyitleri. Eee, bu ara kendimden geçiyorum herhalde sohbet ederken. Saati bakmaya aklıma gelmiyor.
Kaynak
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir.
İlgili Sohbetler
Daha fazla bilgi için Tasavvuf sayfasını inceleyebilirsiniz.