Mesnevi Şerhi

311. Mesnevi Şerhi (2215. Beyitten)

Mesnevi Şerhi (2215. Beyitten) konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Mesnevi Şerhi (2215. Beyitten) hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız.

https://www.youtube.com/watch?v=bNAWt5v

Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Eftal zikir faemahu ilahe illallah. La ilahe illallah. La ilahe illallah. Hak. Muhammeden. Resulullah. Mürselin. Elhamdülillahi rabbil alemin. Amin. Selamünaleyküm. Aleykümselam. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Amin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti. Muhammed’i hakkı hak, batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı hak bilip hakkı yaşayan ve haykıran, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Amin. Nerede. Müslümanlara zulmediliyorsa, kanı, namusu, şerefi, haysiyeti ayaklar altına alınıyorsa, Cenâb-ı. Hak bütün o zalimlerden. Müslümanların intikamını alsın. Amin. Zulmeden o. Müslümanların kanını, namusunu, şerefini, haysiyetini, toprak topraklarını pis çizmelerinin altında ezen o siyonist. İsrail’i yerle amin. Destekçilerini yerle amin. Doğu. Türkistan’a özgürlük nasip eylesin. Amin. Doğu. Türkistan’a zulmeden. Çin’i yerle eylesin. Amin. Cenâb-ı. Hak.

nerede. Müslümanlara zulmeden var ise, haksız hukuksuz davranan var ise hepsini de yerleyin. Amin. Onların güçlerini yerle eylesin. Amin. Akıllarını yerle amin. Hepsini birbirine düşürsün. Amin. Hepsini de bu dünya üzerinden yok eylesin. Amin. Nuh. Aleyhisselam’ın dediği gibi tüm kafirleri ya. Rabbi helak eyle. Amin. Ecmin. 2215 beyitten devam edeceğiz. Geçen hafta bu sözler her an zuhura gelmeseydi durmadan zuhur ediş bu sözlerin söylenmesine sebep olmasaydı aklı cüzi külle ait sözleri söylemezdi. Normalde o ana kadar söylenen sözleri. Hz. Pir kendi aklına vurmuyor. Diyor ki bunlar birer ilhamın eseriydi. O ilham ki ardı ardına kesilmeyen, devamlı gelen ve devamlı geldiği için tabiri caizse doldu ve taştı. Böylece o dışarı taşmaya başladı o manada. Evet. Devam ediyor. Fakat birbiri ardınca durmadan.

zuhur ettikçe zuhur ediyor. Bundan dolayı da denizin dalgaları buraya gelip durmakta. Demek ki o manevi işaretler, o manevi feyuzatlar durmadan devam ediyor ve denizin dalgaları gibi durmak bilmiyor. Ayet-i kerimede. Cenâb-ı. Hak buyurur ki. Rahman suresi ayet 29. O her an bir iştedir. Demek ki. Cenâb-ı. Hak durmak, bilmeksizin hep yaratmaı halindedir. Bu hem zahir yaratmadır hem de bat yaratmadır. Ben farkındasınız zahirle batını çok ayırt etmem. Derim ki insanlar anlasın diye zahir batın ayrımı var. Yoksa. Allah eninde zahir batın ayrımı yoktur. Öyle olunca o her an bir iştedir. Her an yaratır. Her an diriltir. Her an farklı bir tecellidedir. Öyle olunca. Hzreti. Pir de durmadan zuhur ettikçe zuhur ediyor diyor. Zuhur etmek meydana çıkmak. Hani bir şeyin.

meydana çıkması. Cenab-ı. Hakk’ın ilmi-i ilahisinden bir meydana çıkıyor. Çünkü hani başka bir ayet-i kerimede de hani o bir şeyin olmasını istediği zaman ona sadece ol der. Onun ol demesiyle bütün her kendi hakikatine, kendi hakikatine uygun, kendi fıtratına uygun o var olur. Aslında var olur derken biz yine kendi dairemizden bakaraktan onun var olduğunu söylüyoruz. Onun normalde hakikat noktasında o zaten var idi. O yüzden buradaki denizden kastı. Allahu alem. Cenabı. Hakk’ın ilm-i ilahiyesi. Allah’ın kendi zatı. Buradaki dalgalardan da bizim anladığımız. Cenabı. Hakk’ın sıfatları, esmaları. Onun sıfat ve esmalarının tecelliyatı. Durmak bilmeksizin bir şekilde o varoluş devam ediyor. Ve durmak bilmeksizin bir şekilde eğer ki o sufi hayret makamına geçtiyse hayretten hayrete geçiyor. Ama öbür türlü varoluş hiç.

bitmiyor. Hiç kesintiye uğramıyor. Hiç kesintiye uğramıyor. Hatta. Hz. Mevlânâ Cretür. Rum. Hazretleri. Mesnevide böyle bir ışık anaforu koyar. Der ki bir ipliğin önüne bir ışık koymuş olsan hızla onu normalde çevirsen ışıktan bir daire olur der. Aslında ışıktan bir daire olur. Gözün yanılsamasıdır o. Yoksa o ışık bir tanedir. Hızlı döndüğü için sen o ışıktan bir daire görürsün der. O zaman varoluş her daim devam ediyor. Her an devam ediyor. Kesintiye uğramadan devam ediyor. O yüzden bir sufinin bir dervişin gönlü de bu manada bir sahil gibidir ilk etapta. Nasıl sahil gibidir? Derviş yetişirken o kimse o dalgalar tabiri caizse ona çarpar. Sahil gibi. Tecelliyata ram olan bir derviş. Eğer ki gönül dünyası berraklaştıysa, gönül dünyası aydınlandıysa, gönül dünyası.

tecelliye ram olduysa onun gönlü bu benzetmede teşbihte hata olmaz. Kıyı gibidir. Habire şak şak şak vurur ve her vuruş eskisi gibi değildir. Tek esmada da vurmaz. Tek sıfatsal tecelliyat da olmaz bu. Tabii başlangıçta normalde her vuruş ayrı bir nur perdesi, her vuruş ayrı bir feraset perdesi, her vuruş ayrı bir anlayış, ayrı bir idrak verir dervişe ve o derviş her geleni ondan bilmeye başlar. Artık onun sıfatsal tecelliyatı onun kalbine oturur, yerleşir ve onun esması onun kalbine yerle yerleşir. O hiçbir zaman durmaz. Burada önemli olan o dervişin gönlünün buna yatkın olması. Dervişin gönlünün buna yatkın olması. Gönülde kin, kibir işte ne bileyim yanlışlıklar, eksiklikler olmayacak. Onun gönlü saf bir hale gelecek. Nasıl saf bir hale gelir? Tövbeyle.

saf bir hale gelir. Zikriyle saf bir hale gelir. Sevgiyle saf bir hale gelir. Öyle olunca onun gönlünde. Hz. Pirin deyimiyle zuhur veya eskilerin deyimiyle zuhurat bitmek tükenmek bilmez. Bir ben onu hayret perdesi olarak nitelendiriyorum. O yüzden o tecelli dalgaları, o hayret perdeleri ardı ardına gelir. Ve ardı ardına geldikçe o kimse ilmi ledinden bilgilenmeye başlar. Artık onun gönlüne ilm-i ledün akar. Çünkü her esma kendi ilmiyle gelir. Her sıfatsal tecelliyat kendi ilmiyle gelir. Kendi ilmiyle geldiği için artık sen bu manada aslında başlangıç olarak zannedersin ki şu esma bu manada ama o manada değildir. Her esmanın vuruşunda, her sıfatsal tecelliyatta, her esma tecelliyatında ayrı bir mana, ayrı bir idrak olur. Ayrı bir nur rengi olur. Onun nurunun rengi.

de ayrıdır o. Çünkü normalde başlangıçta mesela mutmainnede başladı diyelim. Mutmainnedeki nurla işte devam etti. Ondan sonra diğer nefis meratiplerindeki nurlar farklı farklıdır. Bu başlangıç öğretiyile alakalıdır. Ama bunun özü aslından sonra ben bugün gündüz de dedim. Bir anda o kimse deryaya attı kendini yolunu tamamladı. Bir anda deryaya atmadı yolu onun uzadı. Çünkü nefis tuttu, heva heves tuttu, sevgisizlik tuttu. Arkasından bir sürü tuttu. Bir anda o sevip atamadı kendini. Sevip atmış olsaydı bir anda yolu bitecekti. Ama sevip atamadığı için yolu bir anda bitmedi onun. O artık normal çabalayaraktan yol yürüyecek. Çaresi yok. O yüzden bu noktaya gelen bir kimse artık onun üzerinde o büyük bir günah kebre girmediği müddetçe, insanlara haksızlık yapmadığı müddetçe, etrafına zulmetmediği müddetçe o.

zuhur onda devam eder. Ama ben bu hale geldim deyip de tövbeyi bırakırsa, zikrullah’ı bırakırsa, küstahlaşırsa, kibirlenirse kapısı kapanır. Onun yolu kapanır. Bunda en büyük tehlike odur. Kibirdir, küstahlıktır. Kendini bir zannetmektir. Onun yolu kapanır. Allah muhafaza eylesin. Amin. O bu tecellilere rahm oldukça tevazusunu arttırmalı. Tecellileri rahm oldukça kendini bilgisiz görmeli. Tecellileri arttıkça artık o demeli ki ben buranın en edna insanıyım. Allah bizleri onlardan eylesin. Amin. Ve bunlar vurdukça sende böyle sonsuz bir tefekkür kapısı açılır. Asıl tefekkür odur. Tefekkür böyle kendi kendine düşünmek değildir. O sıfatsal tecelliyatlara mazar olanın tefekkürü tefekkürdür. Veya esma-i ilahiyenin cilvesine kapılan o hayretten hayrete geçenin tefekkürü asıl tefekkürdür. Rabbim onlardan eylesin. Amin. İhtiyar çalgıcının hikayesi buraya varınca ihtiyar da yüzünü perde arkasına.

çekti. Ahvali de ihtiyar eteğini dedikodudan silkti. Ona ait bizim ağzımızda ancak yarım bir söz kaldı. Ey aysü işreti düzüp koşma uğrunda yüz binlerce can feda edilse değer. Can ormanındaki avcılıkta doğan ol. Cihan güneşi gid güneşi gidip canla oyna. İhtiyar çalgıcının hikayesi buraya varınca ihtiyar da yüzünü perde arkasına çekti. Aslında hep böyle arada söylüyorum ya ihtiyardan kasıt bir mürşit, bir veli ve zat zahiren de bize rehberlik yapıyor o çalgıcı. Ona bu açıdan da bakabiliriz. Veyahut da ihtiyarı biz. Cenabı. Hakk’ın bir tecelliyatı olarak da görebiliriz veya biz ihtiyarı. Muhammed. Mustafa’nın nuru olarak da görebiliriz. Bu noktada görme açısından bunların hepsi de. Nasıl görürsen gör ikiliktir. Ama biz onun diyelim ki bir mürşit olarak görelim. Ve o bu.

hali yaşayınca o ihtiyar çalgıcı habre gönlü varidata açılıp zuhurata açılıp perdeden perdeye geçmeye başlayınca artık o sözü bıraktı. Nasıl sözü bıraktı? Hani önceden kemanını yere vurduydu. Ben yıllardır şöyle yaptım, yıllardır böyle yaptım dediydi, tövbe ettiydi ve bir sürü kelam, pişmanlık hikayesi okuduydu bize hatırlarsanız. Artık bu zuhurat onun gönlünde tecelli edince, o hayretten hayrete geçince gönül. Cenabı. Hakk’ın sıfatsal esmanın tecelliyatlarına, daha irileri zati tecellilere mazar olunca artık sözü bıraktı. Söz yerine ne geçti? Hal geçti. Ve bundan sonrası artık dedi anlatılmaz bunlar. Konuşulmaz. Ya bu ancak yaşamak lazım. Bu hayreti idrak etmek, o hayreti yaşamak gerekir. O sıfatsal tecelliyatlara mazar olmaya devam etmek gerekir. O yüzden artık o hayret makamını anlatmak, o kalbe gelen sıfatsal tecelliyatları anlatmak.

için. Türkçe yetmez. Ona kelimeler yetmez. O çünkü normalde burada o hakikati, o kalbine gelen o kendisi ifade etmesi mümkün değildir. Çünkü o hakikat perdeleri, o hayret perdeleri dile kelama gelecek gibi değildir. Ancak. Hz. Pir gibi değişik menkıbelerle anlatmak gerekir. Onu direkt anlatmak, onu normalde kelimelere sığdırmak mümkün değildir. O yüzden peygamberler de. Kur’an-ı. Kerimde değişik menkıbeler anlatır. Ama ne yazık ki çok özür dilerim cahil kafalılar, ham kafalılar, işin hakikatinden uzak, maneviyatından uzak olan kimseler o menkıbeleri küçümserler. Oysa her menkıbe olmasa dahi büyüklerin anlatmış olduğu menkıbeler kendi içinde hakikat gizler. Bir şeyi direkt konuşsanız karşınızdaki kimse onu algılamayabilir, anlayamayabilir. Ama onu bir menkıbeyle anlatırsanız bunu anlatmak ve karşıdaki kimsenin bunu anlaması daha rahat olur. O yüzden artık.

Mesnevi Şerhi (2215. Beyitten) Hakkında

o, mürşit, o ihtiyar çalgıcı kendi faniliğini de görür ve, artık kendisini ortadan çıkarır. Kendisini ortadan çıkarıp meydanı hakka bırakır. Çünkü eğer sen meydanı hakka bırakmaz isen hala daha hiçli yakalamamışsındır. Kendi benliğinden geçmemişsindir. Artık söyleyen dil var ise, gören göz var ise, tutan el var ise senin bir hükmün kalmamıştır. Sen hala daha kendi hükmünü gütmen senin o hale gelmediğini gösterir. O hale geldiysen gören de odur, söyleyen de odur. Hatta daha ileri dinleyen de odur. İhtiyar eteğini dedikodudan. Ona ait bizim ağzımızda ancak yarım bir söz kaldı. Dedikodu nedir? Hikmete yabancı olan şeylerdir. Dedikodu nedir? Senin yaşamadığın şeyleri anlatmandır. Dedikodu nedir? Bir lafı alıp öbür tarafa götürmendir. Başkasından lafı alıp başkasına götürürsün. Dedikodudur. Hakikat dedikoduya aykırıdır. Siz bir.

başkasının yaşadığını veya söylediğini bir başkasına hikmet olarak aktaramazsınız. Eğer hikmet ehliyseniz o zaman kalbinize gelen hakikati anlatırsınız. Yok kalbinize gelen hakikat yok ise siz söyleyici olmayın, dinleyici olun. Sufi iyi bir dinleyicidir. Dinler sadece dinler. Ya mürşitsindir anlatırsın ya da müritsindir dinlersin. Mürşitler bir tarafı mürittir bir tarafı mürşittir. Mürşitler neye mürittir? Allah’a celle celalüa, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e. Onun bir tarafı mürittir. Onun bir tarafı mürşittir. Kime? Ihvanına, kardeşlerine mürşittir. Kardeş olmayana da mürşit değildir. Sebep çünkü ihvanına gönülden gönüle bir bağ vardır. Gerçek manada ona tabi olan gönlünü ona açan onun gönül dünyasından nimetlenir, feyizlenir. Aradığını ve istediğini ondan alır. Ama gerçek bir mürit değil ise, yüzeysel bir mürit ise sadece zahiri sohbetlerden alır alacağına. Ama.

o kimsenin gönül penceresi açıldıysa ve gönül dünyası onun sohbeti almaya hazır ise o mürit o mürşidin gönlünden alacağını alır. Yok. Gönlü harekete geçmediyse, kımıldamadıysa o zaman mürit sadece zahir sohbetlerden alacağını alır. Yanlış mı? Değil. Ama eksik. Müride lazım olan gönül penceresini açıp gönül dünyasını sohbete hazır hale getirme, tecelliyata hazır hale getirme, esma-i sıfatının cilve-i rabbanesine açık bir hale getirmektir. Dervişin işi budur. Öyle olunca derviş dedikodudan kurtulur. Bir başkasının rüyasını anlatmaktan kurtulur. Kendi rüyasını anlatır. Bir başkasının halini anlatmaktan kurtulur. Kendi halini anlatır. Bir başkasının kalbine gelen o feyuzatı anlatmaktan kurtulur. Kendi kalbine gelen feyzatla zevk edinir. Kendi kalbine gelen feyzatı anlatır. Eğer normalde bir derviş kardeşinin feyzatını anlatıyorsa o yine dedikodu yapıyor ve bu meseleler bir.

de iddia halinde de değildir. O kimse artık kalbine gelen varidata göre konuşur. Ama kalbe gelen varidat da o hayal ürünü olmaması, heva ve hevesten gelmemesi gerekir. O gerçekten ilahi bir perdeden ilahi bir ses ile gelmesi gerekir. O zaman onun kalbi varidata açık. O zaman onun kalbi nurlanmış. Onun o zaman onun kalbi feraset nuruyla nurlanmış. O zaman onun kalbinde zikri lisani harekete geçmiş. O zaman onun kalbi ilmi-i ilahiden ilim almaya başlamıştır. Eğer bu hale gelmediyse derviş sussun. Sadece dinlesin tabi olsun. Yok. O kimse bu hale geldiyse ona da susmak yasaktır. Çünkü ilmi ket ediyor. Ilmi donduruyor. İlmi saklıyor. Kalbine gelen ilmi insanlara aktarmıyor. O ilmi kendi malı gibi görüyor. Kendisi gibi görüyor. O da onu tepes.

takla düşürür. Bu da doğru değildir. Bazıları işte böyle hani yok işte çok anlatmaz bizim efendi. Anlatacak bir şeysi yok. O yüzden anlatmaz. Eğer onun kalbine ilmi ilahiden damlamış olsa o bütün her şeyi yaymaya çalışır. Sahabe bir ayet-i kerime öğrenir. O ayet-i kerimeyi tebliğ ederdi. Saklamazdı. Rüyalarını da saklamazlardı. Hz. Muhammed. Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ilmi saklamadı. Bir mürşid-i kamil ilmi saklamaz. Bir mürşid-i kamil ilmi örtmez. Bir manevi ilim sahibi kimse o ilmini mezara götürmez. O ilim mezarda lazım değil. Zaten o ilim mezarda lazım değil. O ilim dünyadayken lazım. Dünyada yaşayanlara. Mezarda lazım değil. Öldü bitti. O esnada kaç tane kalp ehli olacak da gidecek onlar mezardan ilim alacak. Kendimi bir yere koymak için söylemiyorum.

Parantez içinde söylüyorum. Şeyh. Efendi bir tek bu fakire dedi. Oğlum benim kabrimin başına geldiğinde istediğini soran istediğinin cevabını alan dedi. İkinci bir kimse yoktu. Koca dergahta dedikodu yapıyorlar. Hepsi de büyük bir çoğunluğu. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu meselede artık o mürşid-i kamil dedikodudan çıkar. Nasıl dedikodudan çıkar? Başkasının sözlerini aktarmaz. Ben bazen hatta sayfada da veyahut da genel olarak diyorum ki dervişin paylaşacağı, paylaşım yapacağı bir. Kur’an’dır. İki sünnet-i seniyedir. İki imamların içtihadıdır. 3. 4 üstadının sözleridir. Büyüklerin sözleridir. Başka bir dedikodudan ibarettir. Çünkü başka bir dedikodudan ibarettir. Dervişin dinleyeceği, Derviş’in dinleyeceği. Kur’an’dır. Sünnet-i seniyedir. Hadislerdir. Ya imamların içtihatlarıdır, üstadının sözüdür. Geri kalan dedikodudan ibarettir. Abimiz şöyle dedi. Batsın senin abin. Ablamız şöyle dedi. Batsın senin ablan.

Neden yol keser? O yol keser, dedikodudan ibarettir. Kur’an, sünnet, imamların içtihadı, üstadın sözü bu kadardır. Geri kalan dedikodan ibarettir. O yüzden geri kalan bizim dilimizde meşhur bir ibare vardır ya yarım sözdür. Yarım sözle hareket eden yarıda kalır. Yolunu şaşırtırsın insanların. Sebep sen yarım söz ehlisin. Yarım söz ehlisen hiç konuşma. Hiç mikrofonu eline alma. Batarsın. Allah muhafaza eylesin. Amin. Bu ay su işreti düzüp koşma uğrunda yüz binlerce can feda edilse eğer ay su işreti aşırı derecede güzellik. Ay sü eski dilde bu ay sü. Hz. Pir bunu koymuş. Evet. Kız çocuklarınıza isim koyun. Yeni doğan kız çocuklarına, yeni doğacak olanlara. Aysü gidiyorlar böyle gavur isimcikleri koyuyorlar. Arıyorlar boyuna isim arıyorlar. Ne güzel bir isim değil mi? Aysü.

Tabii. Aysü ilahi güzellik. Bir bahçen baktığınızda cemalullah. Cenabı. Hakk’ın celal ve cemal tecelliyatı. Çünkü en güzel isimler onundur. O yüzden genelde. Aysü aşırı derecede güzel demek. Aşırı derecede o aklın üstünde bir. Aklın üstünde bir güzellik. İşret diyor ya bu aysü işreti. Aysü işret de böyle aşıklar toplanır söz söyler ya. Ayü işreti deyince aşıkların toplandığı bir meclis. Bütün güzellikler orada. Ben onu böyle zikir halakası ama zikir halakasında herkes vecd ehli olmuş. Kendisi kalmamış zikredenlerin öyle bir hayret perdesine geçmişler. O ilahi güzelliğin tecelliyatına bırakmışlar kendilerini ve her biri esmanın güzelliğinde kaybolmuşlar. Öyle bir veç haline, öyle bir sarhoşluğa düşmüşler ve o güzelliği yakalamak, o veç halini yakalamak için binlerce can feda edilir. Ya. Hz. Pir de öyle.

diyor. Düzüp koşma uğrunda yüz binlerce can feda edilse değer. O veç haline ulaşmak, o güzelliklerin tecelliyatına mazhar olma ve o. Cenabı. Hakk’ın cemal tecelliyatında yok olma, fena olma. Bu muhteşem bir bu. Bunun tabiri caizse perdenin aralandığı yer zikrullah halakasıdır. Boş muhabbetlere kanmayın. Zikrullah halakasının kıymetini bilin. Bu dünyadayken bilin. Bu cemal perdesi ancak halk-i zikrullah’ta aralanır. Çünkü o kimse halkei zikrullah’a oturduğunda geçmiş günahları affolur. O Allah’ı zikrettikçe. Allah da onu zikreder. Allah onu zikrettikçe o kimse kendi çabası olmadan parlar. Allah’ın onu zikretmesi demek onun gönlünün en aşağıda, onun gönlünün tecelliyata açık, gönlünün tecelliyata mazhar olması demektir. En aşağısı cemal dalgalarında, cemal perdelerinde onun dolaşması demektir. İşte o güzelliği görmek, o. Cenab-ı. Hakk’ın cemal tecelliyatına mazar olmak,.

o. Cenabı. Hakk’ın aşkında fena olmak, fenafil aşk olmak, fenafil aşk olmaktır. O artık o kimse şeyhinde fena. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemde fena. Bütün fenalardan geçip fena fil aşk olmaktır. O aşkta fena olmaktır. Aşkta fena olmanın yoluna binlerce can feda etse az gelir. Bütün malını mülkünü feda etse az gelir. Bütün nefeslerini feda etse az gelir. Bu dünyada onun karşılığı yoktur. Fenafil aşkın. 100.000 canlı olacak ki saniyede verirsin. Saniyede. Orada dervişin, orada sufinin hedefi fenafil aşk olmaktır. Çünkü ancak o zaman kalp cemal sıfatının tecelliyatına mazar olur. Kardeşler, arkadaşlar, canlar ben size yolun kısasını anlatıyorum. Ben uzun yol anlatmıyorum size. Benim uzun yol gidecek zamanım yok. Ben tez canlı bir insanım. Beklemeye hiç gelemem ben. Tez varmalıyım.

varacağım yere. O yüzden tez fenafil aşk haline yakalayın. O yüzden 100.000 can ne olacak ki? 100.000 dirhem ne olacak ki? 100.000 altın ne olacak ki? O hal ile hallenmeye bütün dünyayı feda etseniz yine az gelir. Can ormanındaki avcılıkta doğan ol. Cihanın güneşi gidip canla oyna. Bu dünya dediğiniz nefis de heva hevesle doludur. Bu dünya dediğiniz karanlıkta doludur. Bu dünya ancak ve ancak senin gönlünün aydınlanmasıyla aydınlanır. Ve bu vücut karanlıktan ibarettir. Bu vücudu aydınlatacak olan senin kalbine gelen tecelliyattır. O yüzden vücut da karanlıktan ibaret bir metadır. Öyle olunca sufi bu can ormanında, bu karanlığın içerisinde doğan gibi avcı olmalı. Neyle? Nasıl oynamalı? Güneşle oynamalı. Güneşin diyor ne diyor? Cihanın güneşi gidip canla oyna. Git onunla oyna.

Ona yaklaş. Cihan güneşi. Allah’tır. Sen bu nefis karanlığından kurtul. Bu dünya karanlığından kurtul. Bu heva heves karanlığından kurtul. Bu vesvese karanlığından kurtul. Bu aşksızlık karanlığından kurtul. Bu sevgisiz. Bu mal sevgisi karanlığından kurtul. Bütün seni. Allah’a yönelmeni, yönelmeni engelleyen her karanlıktır. Bu karanlıklardan kurtul. Ona yaklaş. Onunla yan. Onda var ol. Onda yok ol. Her nefes ve bu hale gelince o zaman sende söz bitecek. Bu hale gelince sende dedikodu bitecek. Bu hale gelince sende heva heves de bitecek. Sen aşta fani olursan karanlıktan aydınlığa çıkacaksın. Aşkta ilahi aşk. Benim buradaki aştan kastım. Allah’tır. Sen onda fena olursan o zaman normalde bütün bir şekilde kemale erenlerden olacaksın. Allah cümlemizi onlardan eylesin. Amin. O yüzden ihtiyar dedikodudan kurtuldu. Heva hevesten.

kurtuldu. Maleyanı şeylerden kurtuldu. Artık geriye çekildi ve söz bu manada evet ne anlatılırsa anlatılsın eksik kaldı. Yüce güneş can vere gelmiştir. Her nefeste boşaldıkça doldururlar. Ey manevi güneş, can ver de eski cihana yenilik göster. İnsanın vücuduna akıl ve ruh gayp aleminden akar su gibi gelmekte. Her nefeste sen nefesini boşalttıkça yeni bir nefesle o seni doldurur. Bu işin zahir tarafı. O ölü toprağa hayat verir. Fusulet ayet 39. Sen bir ölü topraksın. O ölü toprağa can veren. Cenâb-ı. Hak. Nasıl güneş bütün dünyaya can verir? Bitkiler, hayvanlar, insanlar o güneşin ışığından, ısısından faydalanır. O güneş dünyanın hayat bulmasına sebep olur. Buradaki. Hz. Pir yüce güneş diyor. Yüce güneş deyince ben bunu. Allah’ın zatı tecellisi olarak algıladım. Bir başkası.

Mesnevi Şerhi (2215. Beyitten) Sohbeti

bir başka şekilde algılayabilir. O yüzden ister sen ona zati tecelli de, istersen ona. Muhammed. Mustafa’nın nuraniyeti de, isterse sen onu mürşid-i kamilin nuraniyeti de, aslında baktığında. Hz. Mevlânâ’ya göre bunların birbirlerinden farkı yoktur der. Hz. Pir öyle söyler. Çünkü. Hz. Pir vahde-i vücudun adını anmaz ama söylemleriyle onu anlatır ve hikayelerle meseleyi oraya getirir. O yüzden buradaki can vermek biyolojik değil. Buradaki can vermek manevidir. O bir kimsenin gönlünü uyandırmak. Bir kimsenin gönlünü ihya etmek, nefsin karanlıklarından ona nefes verip, ona zikrullah verip onu aydınlığa çıkarmaktır. Bunu mürşit üzerinden tecelli etse de asıl ona can veren. Allah’tır. Bunu bir peygamber üzerinden tecelli etse de manevi bu manada asıl canı veren yine. Allah’tır. Avam yeni derviş onu mürşidin üzerinden görür.

Onu peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in üzerinden görür. Nur. Allah’a aittir. İlim. Allah’a aittir. Hidayet. Allah’a aittir. Rahman olan. Allah’tır. Rahim olan. Allah’tır. Bütün tecelliyat. Allah’ındır. Bütün fiiliyat. Allah’ındır. Maddi manevi ona can veren. Allah’tır. İnsanı nefsin karanlıklarından aydınlığa çıkaran. Allah’tır. Dünyanın karanlığından onu aydınlığa çeken. Allah’tır. Onun önüne perdeleri açan. Allah’tır. Ona fiiliyatları gösteren. Allah’tır. Ona esma-i sıfatlarının tecelliyatına mazhar eden. Allah’tır. Mürşit de. Allah’ın maşası hükmündedir. Allah’ın maşasıdır. O yüzden normalde o manada baktığında hani. Hz. Pir ister o mumdan yan ister bu mumdan yan der. Çünkü hepsi de bir mumdan yanmıştır. O yüzden o gönlü uyandırmak, o nefsi uyandırmak, her nefes alışverişte o kimse zat-ı ilahinin tecelliyatına mazar olması. Cenab-ı. Hakk’ın o kimsenin üzerinde lütufudur, ihsanıdır, ikramıdır.

Çünkü her nefes alışverişte onunla alışveriş olur. Bazen biz dervişlere çift esma veririz. Hu esması, hay esması çift okunur. Hu h yaptığında hem esmayı dışarı verirken hu der. Hem de esmayı içeri alırken de hu der. Hem esmayı dışarı verirken hey der. Esmayı böylece ikili okur ki hem esmayı dışarı verirken hay der hem de esmayı içeri alırken hay der. Bu sefer o derviş hem nefsi nefesi verirken de doludur. Nefsi nefesi alırken de doludur. O hu verir hu alır. Hay verir hay alır. Kayyum verir kayyum alır. Alışveriş onunladır. O gönlün uyanıklığını veren, o nefesin uyanıklığını veren. Allah’tır. Celle celalüu. İster bir velinin üzerinden versin, ister bir çöpün üzerinden versin, ister bir kayanın üzerinden versin, ister bir karıncanın üzerinden.

versin, isterse o bir denizin dalgasından versin, isterse denizin kenarında karanlıkların içerisinde denizden h diye ses versin. O onundur. Onu iki görme. Nereden gelirse gelsin esma sana. Esma ondan gelir. Sen zakir esmayı böyle verdi dersin. Değil. İkiliktir o. Zakirin üzerinden esmayı veren de odur. Sen dersin ki şeyh efendi esmayı böyle verdi. Zahirde görünen odur. Esmayı veren odur. Esmayı alan da odur. Kim. Allah’ı zikrederse. Allah da onu zikreder. Bu ayet-i kerimenin tefekkürüne ne akıl yeter ne kalp yeter. Etmez. Bu her şeyin üstünde bir şeydir. Yetmez. O yüzden o her verişte ve alışta o doldurur, o boşaltır. Dolan da odur, boşalan da odur. O her an bir iştedir. Her an zikredeni zikretmektedir. Öyle olunca o ölüye hayat verir.

O diriden ölü çıkarır, ölüden diri çıkarır. O istediğine istediği tecelliyatı yaşadır. O yüzden o nefsin karanlıklarından kurtulup, nefsin karanlıklarından kurtulup kalbin aydınlık deryasına, denizine o kimsenin kendisini atması gerekir. Bu kibirle olmaz. Bu gösteriş de olmaz. Bu heva heves de olmaz. Bu neme lazımla olmaz. Bu illaki aşıklıkla olur. İllaki zikirle olur. İllaki gönül vermekle olur. O yüzden. Hz. Pir burada devam ediyor. Ey manevi güneş can ver de eski cihana yenilik göster. Ben bunu sözümün başında söyledim. Allah celle celalüu dedim. Çünkü benim nazarımda o manevi güneş. Allah’tır. Celle celalüu. Hz. Pir. Allahu alem onu kastetti ve o kimse can ver de eski cihana yenilik göster deyince ona yeni bir can ver. Eski candan bıktık usandık. Ey güzeller.

güzeli, sen canımızı o ilk günkü gibi güzelleştir. Hani yarattıydın ya bizi yarattığın zaman kendi ruhundan üflediydin. En temiz halimizdi bizim kendi ruhundan üflediğinde en temiz halimizdi. Hiçbir şeye bulanmamıştık. Hiçbir şeye karışmamıştık. Hiçbir. Hiçbir. Bizim üzerimizde ağırlık yoktu. Sen kendi ruhundan bize bir ruh üfledin ya ve sonra bizi sürdün, gönderdin. Ya biz o günden beri her şeylere bulandık. Toza, toprağa, çamura bulandık. Kire, pise, pasa bulandık. Biz her türlü yanlışlıklıya, her türlü eksiklikliye bulandık. Nefsimiz neyi emrettiyse onu yaptık. Hala da yapıyoruz ama ümit ediyoruz. Sen her an bize yeni bir can üflersin. Bizi yeniden tertemiz edersin. Bunu beklemekteyiz biz. Hani baharı bekleyen kumrular gibi yeniden bizi temizleyip kendi katına almanı bekleriz. Tozumuzun, toprağımızın, kirimizin, balçığımızın bakmadan senin.

ininde bizim kirimiz ne olur ki? Senin ininde bizim tozumuz ne olur ki? Senin ininde bizim yanlışlığımız, eksikliğimiz ne olur ki? Biz sana iman ettik. Senin varlığına, birliğine, sıfatlarının tecelliyatına iman ettik. Biz bu iman üzerinde durup seni haspel kadar eksik zikretmeye devam ediyoruz. Sen bize yeniden can ver. Amin. Bizi yeniden ihya eyle. Amin. Gönüllerimizi tenvir eyle. Amin. Gönüllerimize tecelli eyle. Amin. Bizleri ilahi aşkınla aşklananlardan eyle. Amin. Bizleri ilahi aşkınla süslediklerinden eyle. Amin. Bizlerin dillerini zikrullah ile ıslak olanlardan eyle. Amin. Bizlerin öyle gönüllerini tertemiz eyle ki sen oraya misafir ol ya. Rabbi. Amin. Ve sıfatsal tecelliyatlarını mazhar eyle. Amin. Esma-i cilvelerini orada bizlere göster. Amin. İlmi ilahini bizim gönlümüze akıttığın gönüllerinden eyle. Amin. Bizim gönlümüzü öyle eyle.

ki biz seninle orada konuşalım. Biz seninle dertleşelim. Biz seninle halleşelim. Ya sen söyle biz dinleyelim ya da biz yarım yamalak sözlerimizi anlatalım. Senin önünde bizim anlatmamız. Musa’nın asasını anlatmak gibi olur. Ama sen söyle biz dinleyelim. Amin. Sen anlat biz idrak edelim. Amin. Sen tecelli eyle biz onunla süslenelim. Amin. Ecm. İnsanın vücuduna akıl ve ruh gayp aleminden akar su gibi gelmekte. Ruhu kendinden üfledi. Ruh bizim değil zaten. Ruhla beraber aklı da bize üfledi. Akıl da bizim değil. O yüzden akıl. Cenab-ı. Hakk’ın insana lütfettiği bir ikramdır, bir ihsandır, hediyedir. Ve. Hz. Pir diyor ki, “Bunların her ikisinin de kaynağı gayp alemidir. Onun katından gelmektedir. Onun ilmi ilahisinden gelmektedir. Çünkü hani. Cenâb-ı. Hak. Adem’i yaratırken onun şeklini tamamladı.

Bütün her şeyini dizayn etti ve onu en güzel demeyeyim de ahsen-i takvim üzerine yarattı. Ahsen-i takvimi güzel demek ahsen-i takvimi anlatmaya yetmez. O yüzden bazı. Kur’ani terimler vardır. O terimleri anlatmak için. Arapça bile yetmez. Orada bütün diller suskun kalır. Kur’an. Arapça indirilmiştir ama mana itibariyle. Arap dili onu anlatmaya yetmez. Onu dünya dillerinin hiçbirisi de anlatmaya yetmez. Kur’an öyle bir sırlı ilahi kitaptır. Onu normalde çok iyi. Arapçada bilse bir kimse mana itibariyle onu anlatamaz. İşte ahsen-i takvim de böyle bir kelimedir. İnsanı anlatmaya diğer kelimeler yetmez. O ancak ahsen-i takvim üzerine yaratılmış bir varlıktır. İnsan ne yazık ki güdük dillerle bunu anlatmak, anlamak da mümkün değildir. Zaten buna bakarsan hiçbir dile hakaret değildir. Ahsen-i tafyim ilahi bir.

kelamdır. O ilahi kelamın ancak o kimse manasını anlayabilir. Atten maksat manada gizlidir. Sözde değildir. Söz gelir geçer. Mana hakikat kalıcıdır. Ve ne yazık ki insanoğlu hakikatten uzaklaştı ve gönüller hakikate kapandı. Gönüller hakikate kapanınca sığ sözlerin arkasına saklandı insanoğlu ve dini de sığ sözlerle anlamaya çalıştı ki en büyük handikap bu. Oysa din manadı. Kur’an bir manadı. Hz. Muhammed. Mustafa bir manaydı. Mürşid-i kamiller bir manaydı. Pir efendiler bir manaydı. Ama kimse o mananın peşine düşmedi. Herkes işin, sözün süslüsüne baktı. Kıyafetin süslüsüne baktı. Şatatına, şatafatına baktı. Mahna ortadan kalktı. Yetim çocuklar gibi kıyıda köşede kaldı. O yüzden ahseni-i takvimi en güzel şerit en güzel şekilde yarattı demek ahsen-i takvimi anlatmak demek değil. Çünkü ahsen-i takvimin arkasında. Cenabı. Hakk’ın.

ruhundan üfledim dedi ruh var. Bu manayı anlamazsa insan ahsen-i takvimi anlaması mümkün değildir. Cenâb-ı. Hak. Allah’ı. Cenâb-ı. Hak kendisini bir kimseye tanıtmazsa o kimsenin ahseni takvimi anlaması mümkün değildir. Allah bir kimsenin gönlünü ferasete açarsa ancak o kimse ahseni takvimi manasını anlayabilir. Ancak o kimse o zaman. Kur’an’ın manasına ulaşabilir. O da kendi zaviyesinden, kendi kalp dünyasından, kendi kalbine gelen tecelliyat kadar. Ama o orada bitmez. Bitmek, tükenmek bilmeyen bir ilmin kapısında durmaktır mana. Ve. Cenâb-ı. Hak o insanı, Adem’i yarattı ve ona kendi ruhundan üfledi. Bunu düşünmez insan. Bunu düşünmez. Kendi kendine bunu tefekkür etmiş olsa ben bunu akıl üstü kalp üstü bir onu neye benzetirsiniz? Hiçbir şeye benzetemezsiniz. Bir tek insan onun kendi ruhundan üflenmiş halidir. Insan.

aslında manadan ibarettir. İnsan manadan ibarettir. Çünkü onun üflediği ruhu taşımaktadır. Onun üflediği ruhu taşımaktadır. Bunu düşününce insan bunu tefekkür edince o zaman insan tabiri caizse ancak. Allah’a layıktır. İnsan dünyaya layık değildir. İnsan ancak. Allah’a layıktır. İnsan. Allah’adır. Çünkü. Allah insanı kendisi için yaratmıştır. Kendisi için yarattığı için ona ruhundan üflemiştir. Ruhundan üfledi. Hatta ayet-i kerimede ruhumdan der. Ruhumdan. Hicr suresi ayet 29. O yüzden insanın ruhu mekan olarak ötelerdir. Dünyaya ait değildir. Ve o direkt tabiri caizse. Allah’a bağlıdır. Sana bağlı değildir. Eğer o kimse gönlünü ruhunun sahibine bağladıysa aşkını, muhabbetini, tabiyetini komple her şeyini ona bağladıysa o gayp aleminden gelecek olan bütün her şeye mazhar olur. Varidatlar, ilhamlar, hayretler, o esma-i sıfatlarının sonsuz tecelliyatları o kimsenin gönlünde.

neşev olur. Bana hakkınızı helal edin. Bu gecelik bitsin. Daha fazla devam ettiremeyeceğim. Tekrar hakkınızı helal edin. Helal. Benden yana da helal olsun. Geceniz hayır olsun. Amin. Elfatiha salavat.

İlgili Sohbetler

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için Tasavvuf – Vikipedi sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Mesnevi Şerhi (2215. Beyitten) konulu bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi tarafından gerçekleştirilmiştir. Daha fazla Mesnevi Şerhi (2215. Beyitten) sohbeti için sitemizi takip edebilirsiniz.