Mesnevi Şerhi (2199. Beyitten) konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Mesnevi Şerhi (2199. Beyitten) hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız.
Amin. Ecm. Konu başlığından devam ediyoruz. Malum bir hatırlatma olarak söyleyelim. Ne olduydu? İşte bir çalgıcı ihtiyar eee kendince tövbe edip mezarlığa git dedi. Bir mezarın kenarına yaslandı. Bundan sonra dedi ki rabbime döneceğim. Ona çalacağım ona söyleyeceğim. Dedi ve uyuya kaldı. O esnada Hazret-i Ömer radıyallahu anh hazretleri onun rüyasında gördü. Cenabı Hak onun rüyasında onu ilham eyledi. Git dedi orada bir tane dostumuz var. Dostumuza para yardımı eyle dedi.
Kısaca özetlemek gerekirse buydu. Ömer’in Allah ondan razı olsun ihtiyar çalgıcının nazarını varlık alemi olan istirak alemine çevirmesi. Yani Hazret-i Ömer radıyallahu anh hazretleri o ihtiyarın nazarını varlık aleminden istihrak alemine doğru çevirecek. Varlık alemi malum bu komple mevcut olan yani mevcudat olarak nitelendirilen eski dilde yani var olan her şeyin oluştuğu alem varlık alemidir.
Bakın bir şey normalde var edildiyse bu ister biz görelim ister görmeyelim. Mesela cinni taifesi görmüyoruz ama var. Onlar da varlık aleminin unsurlarıdır. Melekler görmüyoruz. Hani görenler vardır ama genel olarak toplumun büyük bir çoğunu görmez. Ama melekler vardır. Varlık alemidir. Cennet cehennem varlık alemidir. Lefhi mahfuz kürsü varlık alemidir. Çünkü bir şey kün varoluşa çıktı. varoluşa çıktıysa o varlık alemi olarak onu nitelendirilir. İstirak ise bir sufi terimidir. Sufi terimine göre istirak o kimsenin kendinden geçmesi, istirak hali o kimsenin kendinden geçmesi ve tamamiyetle Allah’a yönelme ile alakalı.
Ona biz istirak hali diyoruz. eski dilde. Ama onun yerine de yeni dil olarak işte koyabileceğimiz benim bildiğim bir şey yok ama ancak istirakı tarif ediyoruz. Bu direkt Allah’a yönelme. O kimsenin Allah’a yönelme noktasında kendisinden geçme.
Yani kendisinden geçme dediğimiz zaman pozitif akılla hareket etmeme. O yüzden istirak alemi dediğimizde bunun içerisinde birçok sufi terimler girer. Cezbe gibi, hayret gibi. fena olmak ve fenadan bekaya geçmek gibi. Normalde bunların hepsi de normalde istirakla alakalıdır. Ama bunların şimdi o kimsenin üzerindeki tecelliyata göre biz onu ayrı isimlendiririz. Üzerindeki tecelliyata göre, onun durduğu perdeye göre yine istirak halidir o. Ama onun ismi farklıdır. İşte o kimse rüya görmüştür.
Rüyayile alakalı o rüyada kendinden geçimidir. Halde kendinden geçmidir veyahut da fena haline tutulmuştur. Gelmiştir. Fena haline gelmiştir. Onların hepsi de bu normalde halle alakalı, rüyayla alakalı, manevi tecelliyatla alakalı bütün hepsi de istirak halidir. İstirak hali. O yüzden normalde hani Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretleri ona varlıktan istirak haline geçmeyi onu dillendirecek, ona anlatacak.
O yüzden hani bir insanın dünyaya bakış tarzı, tavrı vardır. Ondan sonra ama o dünyaya bakış tarzından, tavrından, dünyayla alakalı ilgi ve alakasından Allah’a cezbeyle, aşkla yaklaşmayı öğretecek. Hazret-i Ömer efendimiz ona bunun üzerine Ömer Çalgıcı’ya dedi ki, “Senin bu ağlaman aklının başında olduğuna delalettir. Senin ağlaman hani çalgıcı ne yapıyordu? Ağlıyordu, sızlıyordu. Hatta çalgı aletini yere vurdu. Dedi ki, “Beni yıllarca oyalandıran sensin. Ben” dedi, “bualgı aletin içerisinde, notaların arasında, şarkıların arasında ömrümü heva ettim” dedi.
Ağlamaya başlamıştı. Bu gözyaşı tabii çalgıcının bu döktüğü gözyaşı duygusallıktan değil artık. O derin bir idrak içinde, o derin bir idrak içinde olmakla alakalı farklı şeydir. Duygusallıktan ağlamak farklı bir şeydir. Her ağlayan hakikat noktasında değildir. Her ağlayan haklı da değildir. O yüzden her gözyaşı doğru değildir.
Bazı gözyaşı vardır tiyatrodur. Bazı gözyaşı vardır samimi değildir. Biz her gözyaşını samimi görürüz ama hakikati yani o kalplere tecelli eden Allah’tır. O yüzden normalde her gözyaşı doğru değildir. Hazreti Ömer efendimiz diyor ki normalde ona da eee kendi tabiriyle diyor ki sen ağlıyorsan o zaman diyor sen akıllı bir kimsesin. Yani bu normalde gözyaşı eee akılsızlıktan kaynaklanan bir şey değil. O manada söylüyor. Aklının başında olduğuna işarettir. E şimdi o zaman ama genel olarak o hani Allah için ağlayan bir kimse bu hakikat noktasında ağlıyorsa gerçekte onun kalbinin dirildiğine bir kimse yalnız kaldı Allah’ı zikrederken gözyaşı döküldü.
O kimsenin kalbinin, ölü kalbinin dirildiğine işarettir. O yüzden normalde ölü kalp kalp Allah’tan haberi olmayan kişinin kalbidir. Diri kalp ise Allah’tan haberi olan, Allah’a yaklaşma noktasında olan kimsenin kalbidir.
O mesela hani hadis-i şerifte Allah’ı zikredenlerle zikretmeyenlerin arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah. Allah’ı zikredenler diridir. Allah’ı zikretmeyenler ölü gibidir.” diyor. O zaman bir kimse ağlayabiliyorsa Allah için onun kalbi diri kalptir. Bir kimse Allah’ı zikrediyorsa, Allah’ı zikrediyorsa, Allah’la bağ kurduysa, o kimsenin o zaman kalbi diri bir kalptir. Ama yok o kimse günahını ağlayamıyorsa veya Allah için ağlayamıyorsa o kimsede gözyaşı problemi var ise o zaman o kimsenin kalbi ölü kalptir.
Veyahut da eee bazen ağlamak da insanı aldatır. Yalnız insanı kendi kendini de ağlatır. Aldatır. İnsan kendince o ağlamanın arkasına da saklanabilir. Her ağlayış doğru değildir. Çünkü bazılarının kendi ağlaması kendisini de aldatır. Hatta bazılarının ağlaması onun için kendince bir perde olur. Önünde perde olur. Ağlayabiliyorsam benim maneviyatım var der.
onun önünde perde bile olur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden eee Tabarani’de geçen hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Allah’ı çok zikreden ve çok ağlayan bir kalp isteyin der. Demek ki bir kimsenin istediği şey ne olacak? Allah’ı çok zikreden, Allah’ı çok zikreden ve çok ağlayan bir kalp isteyecek. Bakın kalbi bir mesele bu burada. Bugün internet ne oluyorsa oluyor bize her taraftan şey geliyor, defans geliyor.
Allah yesin inşâallah. Yok olan yolu başka yoldur. Çünkü aklı başında olmak da başka bir günahtır. Yok olanın yolu başka yoldur. Çünkü aklı başında olmak da başka bir günahtır. Burada aklı başında olmak dünyevi anlamda meseleye bakmamızı gerektirir. Aklın başında olmak o kimsenin normalde dünyevi olarak bakılacak olursa faziletli bir kimsedir.
Aklın başındadır. Ya almayı, satmayı, vermeyi, gitmeyi, gelmeyi, dünyayı elde etmeyi çok iyi becerir. Biz hatta deriz ki böyle malı mülkü çoğaldıysa ne akıllı adam deriz. Ama sufilik yolunda o kimse aklını ilahlaştırıyor. İlahlaştırıyorsa onun için Allah’a yaklaşmada ayrı bir engeldir, perdedir o akıl. Mesela o akıl böyle kendince biz böyle sorguluyor her şeyi. Şimdi bu meşhur oldu ya insanların içerisinde sorgulayacaksın azizim. Her şey neyi sorgulayacaksın? Dini sorgulayacaksın. başta sorgulanmalı ayetler. Bak ayetleri anlamaya çalışalım demiyor. Ayetleri sorguluyor. Hadisleri anlamaya çalışmıyor. Hadis-i şerifleri sorguluyor. Bak sorguluyor. Çok akıllı çünkü. Çok akıllı olunca vahiyi sorguluyor. Çok akıllı. aklı ilahlaştırmış. Vahyi anlama noktasında yürümüyor. Vahiyi sorgulama noktasında yürüyor. Ve biz de böyle tabiri caizse aval avval dinliyoruz. Ne zeki adam ya.
Adam koca profesör ya. Ya bu zeki dediğin adam, koca profesör dediğin adam ayetleri sorguluyor. Anlamaya çalışmıyor, tabi olmuyor. Ya ayet sorguluyor. Hatta sonra birisi ne dedi? Böyle Allah’ın ayeti olmaz dedi. Sorgulamanın neticesi bu. O dedi ki bu Allah’ın kelamı olamaz. veya sorguluyorlar. Ya tövbenin son iki suresi ayet olamaz diyor. Bunlar Hazreti Peygamber kendi nefsinden kattı diyor. Sorgulamanın neticesi bu. Tabi olmak değil. Yani onu kabullenmek değil. Böylece onlar ne yapıyorlar?
aklı ilahlaştırıyor. Aklını ilahlaştırınca sufi yolunda ona negatif perde oluyor. Engel oluyor o akıl ona. O yüzden normalde ama genel olarak sufilerin en fazla hataya düştüğü yer orasıdır. Aklını ilahlaştırmasıdır. Vahiyi teslim olmayı, anlaşılmayı ister. Mesela biz Kur’an’ı sorgulansın diye indirdik demiyor. Biz Kur’an’ı anlaşılsın, yaşansın diye indirdik.
Kur’an sorgulansın diye indirilmedi. Kur’an’ı anlamak ve anladığınızı yaşamak için dua edeceksiniz. Çabanız o olacak. Ama yok. Biz Kur’an’ı, dini dolayısıyla sorgulayacağız. Akıl çünkü onda ne yaptı? İlahlaştı. Allah muhafaza eylesin. Yok olmak ise onun yolu ayrıdı ya. yok olmak yani fena haline gelmektir. Fena haline gelmek ise o kimsenin kendi benliğini terk etmesidir. Fena haline gelmek o kimsenin dinin hükümlerinin önünde boynuna eğmesi, ona teslim olmasıdır. Fena haline gelmek Cenabı Hakk’ın sıfatsal boyutlarında kendisinin üzerinde sıfatlarının karşısında kendisinden hiçbir noktanın kalmamasıdır.
O sıfatlarda fena olmaktır. Yok olmak orta yerden kaybolmak demek değildir. Bir sufinin yok olması demek kendince kendi heva ve hevesini terk edip benlik dediğim o benim heva ve hevesini terk edip her şeyiyle Allah’a yönelmesi, Allah’a teslim olmasıdır.
Her şeyiyle. hayatını, gününü, ayını, yılını, ömrünü komple yaşarken her şeyiyle Allah’a yönelmesi ve kendi heva ve hevesinden, kendi nefsinden bir şey yapmamasıdır. İşte o esnada o kimse Allah’ın sıfatlarında yok olur. Ve normalde eee bu yol hani Allah’ta fena olmanın yolu ilahi aşktır. Bu ilahi aşka giden yol ise zikirdir, tövbedir, güzel ameller işlemektir. Allah’a teslim olmaktır. Çünkü o aşıklığa giden, o fenaya giden yol ancak bununla kurulur. O kimse Kur’an sünnet dairesinde zikirle, ibadetlerle, amellerle, hayırlı amellerle Allah’a yaklaşmanın yolunu arayacak.
O yolda yürüyecek ve ancak o zaman o kimse yok olmanın yolunu bulur. Çünkü Hazreti Mevlânâ başka bir beyitte aşk geldi mi akıl gider. Aklın gidişiyle sırlar açılır der. Demek ki o kimse aşıklık noktasına geldiğinde ona ilahi sırlar açılmaya başlar.
Ona manevi perdeler açılmaya başlar. Bu akılla açılmaz ama bu zikirle, tefekkürle, bu ibadetle Allah’ı çok sevmekle bu ilahi sırlar ona açılır. O kimse Allah’ı çokça zikretmiyorsa, edebini, adabını, erkanını Kur’an ve sünnete uydurmuyorsa, o yoldaki yürüyüşünü, Kur’an’a, sünnete, üstadın nasihatlerini uydurmuyorsa o kimse fena haline yaklaşamaz bile. O çünkü aşıklığı da yaşayamaz. Aşıklığı yaşayabilmesi için o kimsenin fena haliyle hallenmesi lazım. O yüzden Hazreti Mevlânâ’nın o yok olan yolu dediğimizde o bu normalde kendi nefsini ortadan çıkarıp benliğini yani kendisiyle alakalı hiçliği yakalamasıdır. O yüzden o normalde hiçliği yakalamadıkça kendi nefsini önde tutuyorsa o kendini nefsini önde tutunca o ancak nefis sarhoş olur. Kendi nefsini önde tutan ancak dünya sarhoş olur. Kendi nefsini önde tutan heva hevesini sarhoş olur.
O ilahi aşka ulaşamaz. O ilahi sarhoşluğa ulaşamaz. O yüzden o mesela yok olman olmadan olmaktan bir parmak dudağına çalışan çalınan bir parmak dudağına çalışan çalınan Hallacı Mansur. Bak bir parmak dün dudağına çalınmış. O ne diyor? Normalde enel hak dediğinde kendi nefsini ortadan kaldırdığını gösteriyor. Hak esmasının tecelliyatıdır. Kendi nefsini ortadan kaldırdığını gösteriyor ve o normalde eee bunu sen bu hale nasıl ulaştın diye sorulduğunda Hallacı Mansur’un cevabı çok muhteşem.
Diyor ki aklımın beni terk ettiği yerde onu buldum. Bakın, aklımın beni terk ettiği yerde onu buldum. Yani kendince aklımın beni terk ettiği yerde. Yani o kendisi aklını terk etmemiş. Akıl onu terk etmiş. Bu ilahi bir ikram. Sufiler kendilerince vahyin karşısında aklını öne sürmezler. vahyin karşısına karşısında bence böyle olması demez.
Mesnevi Şerhi (2199. Beyitten) Hakkında
Bir kimse vahyin karşısında bence böyle olmalı veyahut da sünnet-i seniyenin hadis-i şeriflerin üstadın nasihatinin karşısında bence böyle olmalı. O kimse aklını öne sürüyor. Sufiler aklın padişahlığını orta yerden kaldırmak için, yıkmak için uğraşırlar. Bu uğraşı sen verirsin ama Hallacı Mansur da ilahi bir el yordamı onun aklı onu terk ediyor. Bu muhteşem bir lütuf, muhteşem bir ikram. O yüzden diyor ki aklımın beni terk ettiği yerde ben onu buldum.
Akıl onda durduğu müddetçe onu bulmayacak. Akıl onu terk edince evet onu buluyor. Bunun gibi yani normalde aklı başında olmak başka bir günahtır ifadesi eee Hallacın bu sözüyle günah gibi görünüyor. Yani o bir sufi kendince vahyin veya Kur’an ve sünnetin önünde kendi akıl umdelerini öne sürmeyecek. Bir sufi kendi akıl ümdelerini Kur’an ve sünnetin önünde bence böyle olmalı bu ayet bö bu Allah’ın kelamı olamaz gibi vahyin karşısına çıkıyorsa o zaman o kimsenin henüz daha aklının ilahlığından kurtulamamış.
Rabbim bizleri kurtarsın inşâallah. Amin. Dolayısıyla aklın günahtan arındırıcı değil, perdeleyici olabileceği yani akıl çünkü normalde perdeleyici olur bu noktada. Çünkü aklın gözü genelde hep dışı dışarı görür, içeri görmez. Kalp ise içeri görür. Sen akılla baktığında hep dışı göreceksin ama gönül gözü açılmadıysa içi göremeyeceksin. Ama önemli olan hem kendi içini görmen hem de bu varlık aleminin hakikatine erişmen. E öyleyse sen bunu akılla metafizik noktasında ötelere doğru kanat çırpamazsın. Biz şehadet ederiz. imanla alakalı Allah’ın varlığına, birliğine şehadet ederiz. Meleklerin varlığına şehadet ederiz. Peygamberlerin peygamberliklerine şehadet ederiz. Kitapların indirildiğine şehadet ederiz. Ahiretin varlığına, hesaba, kitaba şehadet ederiz. Cennetin ve cehennemin varlığına şahidiz deriz. İman öyledir çünkü. Şahidiz deriz. Gördün mü cenneti, cehennemi görmedin. Ee ahireti yaşadın mı? Yaşamadın.
E şahidiz dedin. Hesaba, kitaba çekildin mi? Çekilmedin. E şahidiz dedin. Demek ki bu şehadet taklidi, tahkiki değil. E öyle olunca o kimsenin manevi gözü açılacak ki, manevi gözü açılacak ki iman noktasında şahit ol şehadet ederim dedi. Şahidim dediği şeyleri görsün. Çünkü Hazreti Ali efendimiz görmedim Allah’a ibadet etmem.” dedi. “Görmedim. Allah’a ibadet etmem dedi.” Ha bakmayın siz bu son dönem Allah’ın görülmez denilenlere. Y biz Allah görünür dedik bir de mahkemeye çıktık.
Dediler ki Allahlık iddia ediyor. Hala daha video dolaşıyor ya ortalıkta. Videonun çözünürlüğünde böyle hiçbir şey yok. Ama Diyanet mahkemeye verdi. Allahlık iddia ediyor diye. Bizde 9 sayfa ben de cevap yazdım. Allah’ın görülebileceğine dair hadislerle Diyanetin kendi İslam ansiklopedisinden alıntılarla bir daha hakime dedim Diyanet kendi bastırdı kitaptan haberi yok dedim.
Kendileri oturup kendi bastırdıkları dedim müftüler kendi bastırdıkları kitabı bile okumamışlar dedim. Kendi bastırdıkları kitapları okumuş olsalar dedim böyle bir şey yapmazlar. O yüzden zahir akıl bir müddet sonra o kimsede perde olur. Sufilik yolunda. Ha bir kimse sufilik yolunda değilse o zahir aklıyla övünebilir. Akıl da onla çelik çomak oynar zaten. O çok akıllıdır. Bu aklını daha da arttırır. O aklı arttıkça da şirki artar. Aklını arttıkça küfrü artar.
O kendince başlar o zaman Kur’an’ı, sünneti. Sonra Allah’ı bile sorgular. Allah muhafaza eylesin. Amin. Ama o normalde kalbi aklı çalışmış olsa kalbin çalışması demek bu akılsız demek değil. İnsanoğlunda iki akıl vardır. Bir akıl normal bildiğiniz yemeği ağzınıza götürmeye yarayan akıldır. Bir kimse yemeği ağzına götürüyorsa, ensesine götürmüyorsa akıllı hükmündedir.
Bir kimse suyu burnundan içmeye kalkmıyorsa akıllı hükmündedir. Bir kimse çorbayı kulağına götürmüyorsa koklasın diye akıllı hükmündedir. Akıl budur. Yani siz en deli gibi görünen kimsenin çorbayı kulağına götürdüğünü gördünüz mü? Görmediniz. Ben en delinin önüne çorba kasesi koyuyorum. Diyorum iç çorbayı ağzına götürüyor. Bu mu diyorum deli olan? E diyorlar bu. E bu diyorum neden kulağına götürmedi? Çorbayı da ağzına götürdü. Çorbayı koklamak için kulağına götürmüyor. Ağzım ensemdedir deyip çorbaya ensesine de götürmüyor. Akıl var demek ki. As yok onda akıl var. Tuvaletini yapıyor mu altına yapmıyor. Akıl var o zaman onda akıl yoksa o tuvaletini de o zaman daha henüz daha yapmayacak. Yani tuvalet ihtiyacı hissetmeyecek. Ne geldiyse salacak dışarı. Akıl var demek ki. O tuvaletini de gidiyor.
Dediğimiz akıl bu akıl. O kimse adresini buluyor mu? Buluyor. Evine gidiyor mu? Gidiyor. Eşini tanıyor mu? Tanıyor. Annesinin babasını tanıyor mu? Tanıyor. Akıllı. Akıllı. Bu normal bildiğimiz akıl. Bir de kalbi akıl var. Bilmediğimiz. Bilmediğimiz yer burası. Bizim kalbi akıl buna aklı aklı maat derler. Maat aklı maat kalbi akıl. Cenabı Hak hani kalpleri var görmezler. Bakın kalpleri var görmezler. Kalpleri var duymazlar. Kalpleri var duymazlar. Aa kalpleri var.
Demek ki kalp görüyor. Allah kendisi ayeti kerimesinde kendisi söylüyor. Kalpleri var ama akletmezler diyor. Kalpleri var ama akletmezler. Neden? Kalbi aklı çalışmıyor. Çünkü insanda en önemli merkez kalptir. En önemli merkezdir. İnsanın merkezi kalbidir. Dünyanın merkezi insandır. İnsanın merkezi de kalbidir. İnsanın kalbidir. Kalp iyi olursa bütün vücut iyi olur.
Hadis-i şerifte akıl iyi olursa demez. Kalp iyi olursa bütün vücut iyi olur. Kalp kötü olursa bütün vücut kötülüğe çalışır. O zaman o kimsenin kalbi aklının çalışması önemli ve kalbi mekanizması önemli. Kalbi mekanizma çalışıyorsa o zaman hiçbir yere sığmadım mümin kulumun kalbine sığdım, gönlüne sığdım. Çünkü kalbin bu noktada sınırı yok. Gönül dediğimiz o manevi metafizik olgunun sınırı yok. Bildiğimiz zahiri kalbin sınırı var. Ama o kalp dediğimiz, gönül dediğimiz, sufice konuştuğumuz onun sınırı yok.
Çünkü Allah sınırsız. Sınırsız olan Allah mümin kulunun kalbine tecelli ediyor. Ve hatta diyor ki ben hiçbir yere sığmam. Oraya sığarım diyor. Oraya sığarım diyorsa o zaman onun başlangıcı ve sonu yok. Ve o kimse ancak bu dediğimiz zikrullah ile, teslimiyet ile, tövbe ile o kalbi aklı çalışır.
Kalbi aklı çalıştıran en önemli unsur Allah’ı zikirdir ve tövbedir. O kimse için en önemli unsur odur. O tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir. İnşallah tövbe sahih ise ve Allah’ı zikreden Allah zikreder. ayetle sabittir. O zaman hatta başka bir ayette de Cenabı Hak der ki Allah’tan hakkıyla korkarsanız o size iyiliği de kötülüğü de ayırt edecek. Bakın iyiliği ve kötülüğü ayırt edecek bir anlayış verir. Ona normalde anlayış derken feraset deriz ya biz ona.
O iyiliği ve kötülüğü ayırt edecek Allah sizin gönlünüze bir feraset nuru verir. Hani bazen okumayı önde tutarlar. Yok canım kardeşim sen Allah’la bağını sağlam kur. Allah senin bilmediklerini öğretir. Siz bildiklerinizle amel ederseniz Allah size bilmediklerinizi öğretir diyor. Biz bildiklerimizle amel etmeden habire daha okuyacağız diye uğraşıyoruz.
Çok özür dilerim. Bunu eee Yahudiler için söylenmiş bu ayet-i kerime ama eşek kitap yüklü eşekler olmayınız demiş. Yani şu anda Müslümanlar kitap yüklüler. Eşek diyemem Müslümanlara ama kitap yüklüler ve okuduklarıyla, öğrendikleriyle amel etmiyorlar. Eğer Müslümanlar okuduklarıyla, öğrendikleriyle amel etmiş olsa tırnak içerisinde ülke bu halde olmaz. Tırnak içerisinde Müslümanlar bu halde olmaz. Tırnak içerisinde dünya bu kadar zalim olmaz. Ama Müslümanlar bütün her şeyi okuyorlar. Senden benden çok iyi biliyorlar.
Her şeyi ama yaşamıyorlar. Müslümanları eleştirmek hiç hoşuma gitmiyor. Ama velakin bu hale geldik. Kalbimiz çalışmıyor. Çünkü öğrendiklerimizle amel etmiyoruz. Aye-i kerime Cenabı Hak’ı sabah akşam Allah’ı zikredin. Sabah akşam biz Allah’ı zikretmiyoruz. Namazlarınızı kıldıktan hemen sonra ayaktayken otururken yanlarınız üzerine yatarken Allah’ı çokça zikredin ayet-i kerime. Biz böyle zikretmiyoruz.
Böyle zikretmeyince biz normalde ne yazık ki kalbimiz kalbi akıl çalışmıyor. Günahlarınıza tövbe ediniz. Bizim tövbemiz dilimizde. Biz tövbeyi de düp düzgün yapamıyoruz. Öyle olunca zahir akıl genel olarak hesap kitap ediyor hep. Genel olarak nefsani düşünüyor, dünyevi düşünüyor. Zahir aklın işi bu. Ve manevi olarak yol gidecek olanın da önüne bu engel. Bu şu demek değil. Sakın böyle bir şey algılamayın. Dünyayı terk edeceksiniz. Dünyalık işiniz olmayacak. Onu söyleyenlerden değilim.
Dünyaya aşık olmayacaksınız. Vahiye tabi olacaksınız. Nefsiniz tabi olmayacaksınız. Kur’an ve sünnete tabi olacaksınız. Kur’an ve sünnete teslim olacaksınız. Bu demek değildir ki dünyevi işleriniz olmayacak. Dünyayı boşa bırakacaksınız. Bu değil benim demek istediğim. Burada normalde o kimse aklını sufilik yolunda aklın haddini bilecek. Aklın haddini bilip diyecek ki burada ayet var buna teslim ol.
Aklın eee haddini bilmesi bu konuda hadis var. Burada buna teslim olur. Sufi ise onun haddini bilmesi üstadın bu noktada nasihati var. Bunu dinle. Kur’an sünnet dairesindese aklın normali hududu bu. Ama aklın bu hududunu biz aşıyorsak o zaman aklı biz ilahlaştırmış oluyoruz. Allah muhafaza eylesin. Yani aklın kılavuzluğunu inkar etmiyorum. Aklı kılavuzluğunu inkar etmiyorum. Burada mesele yanlış anlaşılmasını istemem. Akıl kılavuzdur. Eyvallah. Ama aklımız ilahımız değildir. Aklını kılavuz gibi kullanmak farklı bir şeydir. Ama aklı ilahlaştırmak farklı bir şeydir. Allah bizi affetsin. Aklın başında oluş geçmişleri hatırlamaktan ileri gelir. Geçmişin de Allah’a perdedir. Geleceğin de. Hazreti Pir burada telleri yakıyor bizim hepimizin de. Her ikisini de ateşe vur. Bu ikisi yüzünden ne vakte kadar ne gibi boğum boğum olacaksın?
Tekrar okuyayım bu beyitleri. Tam telma. Allah’a perdedir. Geleceğin de. Her ikisini de ateşe vur. Bu ikisi yüzünden ne vakte kadar ne gibi boğum boğum olacaksın? Cenâb-ı Hak her an yeniden bir yaratılıştadır. Her an yeni bir iştedir. Her an yeni bir tecelli üzerinedir. Cenabı Hak Rahman suresi ayet 29’da da o her an bir iştedir der. Yani Cenabı Hakk’ın eee en küçük zaman birimi dahi edemeyeceğim. Burada an olarak nitelendirilmiş.
Her an Cenabı Hak bütün sıfatlarıyla bir iştedir. O Cenabı Hak her an yeni bir yaratılış üzerindedir. Her şeyi yeniden yaratır. Seni, beni, alemi, kainatı, her şeyi. Bu aklın alacağı bir şey değil. Ancak kalbi aklın tecelliyata rağm olursa anlayabileceği bir şeydir. Böyle olunca eee sufiler bu ayeti bu ayeti eee her an Cenabı Hakk’ın sıfatsal tecelliyatlarına ram ol.
Tabiri caizse bunu seyret. Bunu gör. Her an yeni bir yaratılış üzerine bütün varlık. Bundan kendince bir tefekkür çıkar. Bundan kendince bir zevkini bul bunun. O yüzden normalde geçmişte kalan geçmişte kaldı. Gelecek ise henüz daha gelmedi. Sufiler anı yaşarlar. Onlar için önemli olan andır. Geçmişe takılıp kalan perdedir. Allah’a yaklaşamaz. Hani bazen insanlar günahlarını düşünürler. O günahları onda perde olur. O günahlarını düşünürken Allah’a yaklaşamazlar. Geçmiş onda ayrı bir perde olur.
Oysa Hazreti Pir dün dünde kaldı canca cazım der. Bugün yeni bir şeyler söylemek lazım der. Dün dünde kaldı. Dünde takılıp kalma ey sufi kardeş. Dün dünde kaldı. Ne işlediysen, ne yaptıysan o düğüne dünde kaldı o. Sen yıllar öncesini bugününe taşıma. İnsanların yaptığı en büyük eee gafletlerden birisi bu.
20 yıl öncesini 20 yıl sonrasına taşıyacağım diye uğraşıyor. 30 yıl öncesini 30 yıl sonrasına taşıyacağım diye uğraşıyor. Sen daha nişanlıyken bize böyle böyle yaptın. Kaç yıl olmuş evleneni? 35 yıl olmuş. 35 yılı taşıyor. Yük yapmış üzerine. Geçmişini kendisine yük yapmış. Geçmişini Allah’ın önünde, Allah’ın önünde perde oluşturmuş kendince. kendisini perdelemiş. Dün şöyle bir hayat yaşadıydım. Eyvahlar olsun. Düğünün ateşiyle yanıp tutuşuyor. Dün onda perde, bir kısmında da gelecek perde.
Yarın benim durumum ne olur? Yarın iflas edersem, yarın işsiz kalırsam, yarın eşsiz kalırsam, yarın çocuksuz kalırsam, yarın malsız, mülksüz kalırsam, yarın parasız kalırsam, ya yarın gelmedi daha. yarının ateşiyle yanıp tutuşuyor. Gelecekle alakalı yanmış. Gelecek kaygısı psikolojisini bozuyorlar insanların. Geçmiş kaygısı ve gelecek kaygısı insanların psikolojilerini bozar. Geçmiş kaygısıyla gelecek kaygısı insanın Allah’la arasını da bozar.
Mesnevi Şerhi (2199. Beyitten) Sohbeti
Geçmiş kaygısı o kimseyi yer bitirir. Geçmişini düşünmek o kimseyi yer bitirir. Canım kardeşim geçmişinde ne yaptıysan yaptın. Tövbe ettin döndün geri. Cenabı Hak sen tövbe edip geri döndüysen geçmişte yaptıklarını hayra çevirdi. Bırak ya geçmişini bırak. Takılıp kalma orada. Etraf takılıp kalacak zaten sende. Oho sen geçmişinde neler yaptıydın. Hepsini hayra çevirdi Allah. Onlar kafeyi yesin. Onlar telleri yaksınlar. Çünkü o Allah’ı öyle bilmiyor. Ama sen biliyorsun sufisin. Sen tövbe ettiysen Cenabı Hak günahlarını affetti. Senin ne geçmişe takılıp kaldın? kalma bırak. Geçmişte kumarda oynadın, içki de içtin, fuhuş da yaptın, şunu da yaptın, bunu da yaptın, her türlü melaneti yaptın. Yaptın ya oturdun zikir alakasına Allah’ı zikrettin. Bir üstada bağlandın. Senin geçmiş günahlarının hepsini ayre çevirdi. İman et.
Vahiye tabi ol. Hadis-i şerif. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, “Kim cemaatle zikrullah yapar ise geçmiş günahları hayra çevirilmiş olarak kalksın.” dedi. Peygamber söyledi. Mustafa Özban’ın sözü değil. İmam-ı Hanbel naklediyor hadis-i şerifi. Ben o peygamberin peygamberliğine iman ettim. O heva ve hevesinden konuşmaz. Ayet-i kerime var. O Allah’ın vahyle yaptı. ne yaptıysa şimdiki düzenbazlar gibi o da günah işlemiştir diyen çok affedersiniz südü bozuk, kanı bozuklardan değilim.
O ne yaptıysa vahiyle yaptı. Ne yaptıysa vahiyle yaptıysa bu söz de vahiy. O zaman zikrullah yaptık. Az önce üç tevhit okuduk. Geçmiş günahlarınız affolmuş olarak buradan kalkacaksın. İsterse birisi buraya temaşa etmeye, seyretmeye gelsin veyahut da işte ya ben Cafer oradadır, Cafer’i görmeye geldim desin. Üç tevhid burada orada affoldu.
Çünkü hadis-i kutside’de geçen geç diyor ki hadis-i kutside melekler dediler ki filanca oraya temaşa için gelmişti veya filanca diyor orayı normalde seyretmeye gelmişti. Cenabı Hak cevap veriyor. Ey melaikelerim şahit olun. Orası öyle bir meclistir ki orada bulunanları affetmemek Allah’ın şanına yakışmaz. Allah’la kim ortak olacak? O zaman geçmişini bırak. Geçmişin seni yakmasın. Gelecek kaygısı da seni yakmasın. Ya seni bu yaşa getiren Allah bundan sonra da götürür. Ya seni bugüne kadar ayakta tutan bundan sonra götürür. Seni ne zorlukların içerisinden, ne sıkıntıların içerisinden çıkarmış. Merak etme geleceğinde aydınlık olur. Ne gelecek ümitsizliği yaşıyorsun ki? Allah var, gam yok. Sen gelecek kaygısıyla kendini helak etme. Ve dünya için değmez sanki. Zaten dünya dediğin oyun oynaştan başka bir şey değildir.
O zaman gelecek kaygısı dünyevi bir kaygıdır. Şeytanın vesvesesidir. Nefsin heva ve hevesidir bu gelecek kaygısı. Hiç gelecek kaygın olmasın. Tövbe ettin, döndün, zikrullah alakasına oturdun. Geçmiş kaygısından da kurtul. Geçmişin ne ki? Allah muhafaza eylesin. Tirmizi geçiyor. Sabah olduğunda akşamı düşünme. Akşam olduğunda da sabahı düşünme. Sen Allah’a yönel. Sen Allah’a teslim ol. Senin anne karnında rızkını nasıl verdiyse dünya da bir anne karnı merak etme senin rızkını verecek ya.
Anne karnında seni bütün tehlikelerden nasıl koruduysa ya seni koruyacak dünyada da koruyacak. Sen Allah’a teslim ol. Sen ona teslim olmazsan o zaman bütün kaygılardan psikolojin bozulacak. Sonra gideceksin bir psikiyatriye. Diyeceksin ki işte şöyle oluyorum böyle oluyorum. al bu hapı diyecek. İyice psikolojini bozacak. Çünkü bütün psikiyatri haplarının hepsi de psikolojiyi bozmak için.
Siz Dünya Sağlık Örgütü denilen o sağlıksız vahşi örgütün insanlara faydalı bir şey mi yaptığını zannediyorsunuz? O Dünya Sağlık Örgütün’ün eee sattırdığı hapları, ilaçları, iğneleri size çok faydalı bir şey mi zannediyorsunuz? Hepiniz de müşterisiniz. Ben Dünya Sağlık Örgütün’nün müşterisiyim. Şeker hastasıyım. Habire boyna hap yut. Tedavi oluyor mu? Hayır. Müşterisin. Ne var? Tansiyon var. Boyuna hap yut. Ne var? Müşterisin. Müşterisin. Bugüne kadar normalde kim biliyordu? Psikiyatri haplarını, antidepresanları kimse bilmiyordu.
Şimdi ülke antidepresan bahçesi. Önüne gelen bir antidepresan atıyor. Kadınlar, erkekler evde ruh gibi dolaşıyorlar. Gidiyorlar bir psikiyatriye al bir tane antidepresan git. Geceleri uyuyamıyorum de. Ulan ben de uyuyamıyorum. Yıllardan beri bana telefon atıyorlar. Ya ben uyuyamıyorum. Ben yıllardan beri uyumuyorum diyorum. Ya uyuma dahi Allah’a çok zikredersin diyorum.
Kalıyor diyorum. Tevhit çek. Şeytan senin uykunu getirecek diyor. Sonra sabah arıyor. Vallahi efendim tevhit çekmeye başlayınca ne nasıldı? Uykum geldi. Öyle şeytanın işi ne? Sen otur gece namaz kılacağım 50 rekatte. Vallahi de billahi de hor uyursun. Daha ikinci 4 rekatta daha dört rekat bitmez. Esnes. Ne oldu? E uykun geldi. Tabii gelecek. Nefis bırakır mı seni? Şeytan bırakır mı? Gece ibadet edeceksin. Hazreti Ömer efendimizin oğlunun oğlu yani neydi?
Selim miydi? Şimdi ismi aklıma gelmedi. Abdullah’ın oğlu. Hazreti Resulullah diyor ki Abdullah için sallallahu aleyhi ve sellem’in hazretleri. Abdullah iyi adamdır ama diyor bir de gece namaz kılmış olsa diyor iyi insan ama gece namaz kılsa. Sonra diyor bu sözü duyunca babam diyor her gece hani uzun uzun namaz kılmaya başladı.
Ondan sonra az uyumaya başladı diyor. Hani iyi insan ama gecede namaz kılsa sen şimdi bir de gecede sen iyi sufisin. Güzel çok tatlı harika. Sıkıntı yok. Bir de gece namaz kıl. Bak nasıl uykun gelecek senin. Sen uyuyama. Al tesphe eline. Uyuyamıyorsun ya. Otur koltukta. La ilahe illallah. La ilahe illallah. La ilahe illallah başla. Ben uyuyamıyorum diyene. Gecede diyorum 10.000 tevhit çek. Ertesi gün arıyor beni. Vallahi çekemedim efendim diyor. Ne oldu? Uyudun mu diyor. Ben uyudum diyor. Hani uyuyamıyordun. Nefis insanı öyle yapar. Sen gece oturun 20.000 tevhit çekeceğim deyin. Bakın nasıl horluyorsunuz. Sabah namazını bile kaldırmaz sizi. Hatta kulağını fısıldar. Seni gece ben alt edemedim. Sen 10.000 Tevhit çektin. Şimdi sabah namazının vaktinde kılmasan da olur.
Bak vücudunda kalkmıyor zaten. Bir de şekerlisin bak kafan da bulanıyor. Eee e biraz daha yat ya. Kalktığında kılarsın. Şeytan üfler böyle ince ince. Bak dün çok yoruldum bir de. He ya biraz yat ya. Hani bir de sahabe varmış ya yani gece fırıncılık yapıyormuş işte sabah namazına kalkamıyormuş. Allah Resulü demiş ya ona hani sen kalktığında kıl. E ya senin de fırıncıdan eksik yanın mı var ya? Sen de gece ne o internette dolaştın, ne o YouTube’da dolaştın.
Ondan sonra Instagram’da dolaştın. Bir de ona buna çattın. O kafirdi. O münafıktı. Paylaşımlar yaptın. Bütün milleti uyandırdın ya. Cihat ettin. E ya sabah namazını yatıver biraz ya. Şeytanın işi ne? O yüzden şeytan o vesveseyi verir. Buradan psikolojik olarak uyuyamıyorum diyenlere nasihatım.
Oturun 30.000 tevhit çekeceğiz bu gece deyin. Bak nasıl uykunuz geliyor. Allah bizi affetsin. O yüzden normalde kalp kalp gelecek kaygısıyla geçmiş kaygısıyla perdelenir. O kaygıyı at. Rabbim bunlardan eylesin. Amin. O yüzden geçmiş gitmiştir. Gelecek henüz daha gelmedi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis-i şerifi muhteşem. Hani Müslim’de geçiyor. Kalbim perdelenir. Bu yüzden her gün 70 defa istiğfar eder. Başka bir hadis-i şerifte de diyor: “Ey insanlar, Allah’a tövbe edip ondan af dileyiniz.
Zira ben ona günde 100 defa tövbe ederim. ikisi de Müslim hadisi bunlar. Tövbe et. Kalbin bu noktada devamlı olarak çalışsın, durmasın durduğu yerde. Rabbim bizleri perdelenmiş kalple huzuruna çıkarmasın. Amin. Bir de bu geçmişle alakalı ümitsizliğe düşme. Bu normalde hadis-i kutsi şimdi devamlı sizler biliyorsunuz bunu.
Hep böyle bunu derslerde e söylerim, okurum. Her neyse bu hadis-i kutsi hepimizi ümitvar eden hadis-i kutsi. Bir kulah işlediğinde Allah’ım günahımı bağışla derse Allah tebareke ve teala kul bir günah işledi ve günahı bağıştıracak veya bu yüzden kendisini sorgulayacak bir rabbi olduğunu bildi de. Sonra kul tekrar günah işler. Rabbim günahımı bağışla der. Allah da kul bir günah işledi ve günahı bağışlayacak veya bu yüzden olduğunu bildi der. Sonra kul tekrar günah işlediğinde, “Rabbim, günahımı bağışla.” der.
Allah da kul bir günah işledi ve günahı bağışlayacak veya bu yüzden kendisini sorgulayacak bir rabbi olduğunu bildi: “Ben seni affettim. Artık dilediğini yap” buyurur. Siz yapmayın. Halı bizim dervişler çünkü bu tip şeyler ha dilediğini yap dedi. Hadis-i kutsi var. Nasıl olsa her perşembe de zikrullahlığa gidiyoruz.
Derslere de gidiyoruz. Eee vur patlasın çal oynasın. Ya hadis-i kutsi de var. E biz zaten tövbe ediyoruz. Her gün 100 sefer sübhanallahi ve bihamdihi sübhanallahil azim ve bihamdihi estağfirullahelazim. Kim bunu günde 100 sefer söylerse deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder. Müjde, müjde üzerine o zaman kaydır ya bir taraftan. Allah muhafaza eylesin. Ben yapayım da siz yapmayın. Yani öyle bir bazen kaydırıyoruz biz böyle. Allah bizi affetsin.
O yüzden ümitsizliğe düşme. Tövbe tövbende samimi olarak kal. Merak etme Cenabı Hak senin günahlarını hayra çevirir. Ney gibi boğum boğum olmak. Öyle dedi ya hani. Ney gibi boğum boğum olmak. Bu da hani neyin içi boş olursa güzel ses çıkarır. Bunu neyzen daha iyi bilir. Neyin içerisini güzelcen temizlemen lazım.
Neyin içerisinde o boğumlarında hiçbir pürüz kalmayacak. Eğer boğum boğum olursa güzel ses çıkmaz ondan. Net ses çıkmaz. Kaliteli ses çıkmaz. Hem neyin kargısı düzgün olacak? böyle düp düzgün olacak ve içindeki boğumları güzel temizlenecek. İçimdekileri boğumlar güzel güzel temizlenirse o zaman güzel bir ses çıkar. Şimdi burada boğum boğum olmasını Hazreti Pir diyor ki sen diyor normalde ney gibi boğum boğum olacaksın bu ikisi yüzünden yani sen bu gelecek ve geçmiş kaygısı yüzünden ney gibi boğum boğum olacaksın yani senden düzgün ses çıkmayacak yani gelecek ve geçmiş kaygısıyla sen Allah’ın dili olamayacaksın sen manevi bir dil olmayacaksın Sende manevi bir kalp olmayacak. Sende o perdelenmiş bir kalbe sahip olacaksın. Boğum boğum. Allah muhafaza eylesin. Amin. 2249. Burada bırakayım mı?
Aslında sohbet de çok hoştu ama neyse ben bitirmiş olayım. Neyde boğum bulundukça sırdaş değildir. Dud sesin mahremi olamaz. Buradan devam edeceğiz. Hazreti Pir telleri yakmaya devam ediyor. bizi hayretten hayrete geçiriyor. Elfatiha salavat. Amin.
İlgili Sohbetler
- 259. Mesnevi Şerhi (1920. Beyitten)
- 140. Mesnevi Şerhi (845-854Beyit)
- 50. Mesnevi Şerhi (325-338 Beyit)
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için Tasavvuf – Vikipedi sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Mesnevi Şerhi (2199. Beyitten) konulu bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi tarafından gerçekleştirilmiştir. Daha fazla Mesnevi Şerhi (2199. Beyitten) sohbeti için sitemizi takip edebilirsiniz.