Mesnevi Şerhi (2190. Beyitten) konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Mesnevi Şerhi (2190. Beyitten) hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız. 2190 beyti inşâallah oradan okumaya devam edeceğiz. Allah bana öyle bir ömür verdi ki o ömrün bir gününün kıymetini bile cihanda kimse bilemez. Malum o ihtiyar çalgıcı en son mezarlığa gitmişti. Mezarlıkta kendince Allah’a tövbe etmişti. Yalvırıp yakarmıştı. Ve Hazret-i Ömer radıyallahu anh hazretlerine Cenâb-ı Hak ilham etti, vahyetti.
Dedi ki, “Mezzarlıkta bizim bir dostumuz var. Git onu bul. İşte ona yardımcı ol dedi.” Ve Hazret-i Ömer radıyallahu anh hazretleri mezarlığı birkaç kez dolaştı. O ihtiyar çalgıcıyı buldu. İlk ihtiyar çalgıcı Allah’ın sana lütfu, ikramı, ihsanı var deyip onu müjdelendirdi. Onu müjdelendirince artık ihtiyar çalgıcı da o müjdenin neticesinde konuşmaya başladı. Geçen hafta hani dediydi ki ihsan ve vefa sahibi Allah cefalarla, suçlarla geçen ömrüme sen acı dedi.
Devam ediyoruz. Allah bana öyle bir ömür verdi ki o ömrün bir gününün kıymetini bile cihanda kimse bilemez. O hani Hazre Ömer radıyallahu anh hazretlerinin üzerinden gelen o manevi bilgi, manevi ilham, ona olan manevi müjde o çalgıcıyı kendinden geçirdi ve diyor ki Allah bana öyle bir ömür verdi ki bu diyor normalde hani e karşılığı verilebilecek bir şey değil. Kendinden geçti. Çünkü eee o tabiri caizse o esnada fena halini yaşadı. Hani sufilikte o kimse fena halleri vardır.
O eee sufilerce malumdur bu. Önce derviş kardeşinde fena olma. Sonra üstadında fena olma. Sonra Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’de fena olma. Ondan sonra Allah’ta fena olma. Sonra o fenalıktan sonra Allah’ta beka olma, beka bulma. Ondan sonra da Muhyiddin İbn Arabi oraya ehadiyet makamı der. Sonra da ehadiyete geçme. İşte o kimse değişik fena halleri yaşar. Dervişlikte, seyrü sülükte. Bu fena haller bazen bir anda yaşanır. Bazen zamana yayılır.
Mesela bir kimse gelir bir anda üstat çok sever. Üstat da fena olur. O kimse bir anda olabilir bu. O bir bakmışsınız ertesi gün o kimse peygamberde sallallahu aleyhi ve sellem’de fena olur. Bazen öyle olur ki bir anda hem üstatta hem peygamber efendimizde hem Allah’ta fena olur. Bu Cenâb-ı Hak’ın lütf ikramı ihsanıdır. Bunun mutat yolu bir mürşid-i kamile bağlanıp onunla zaman içerisinde o fena hallerini yaşamaktır. Mutadı budur. Ama bazen Cenâb-ı Hak bu mutadı yaşatmayabilir.
O kimse hani birden o cezbeye, o hayrete kapılıp o fena halini yaşayabilir. Normalde dervişler de şöyle düşünür. Ya dün geldi bugün fena oldu. Veyahut da dün geldi bak bugün icazeti aldı gitti. O, o aslında yıllar içerisinde kapalı bir şekilde tatlı tatlı o kapalı bir şekilde yetişiyordur. Veyahut da o kimse bir haberdir. Bir haber olarak kapalı bir yetişiyordur. Bir haber olarak kapalı bir şekilde yaşı yetişiyordur. O esnada o kimse bir mürşid-i kamille karşılaşınca o kapalı olan birden açılabilir mi?
El cevap açılabilir. İşte o zaman onun için o kimse o hayrete yakalayınca, o fena halini yakalayınca onun için zaman durur. Zaman yürüyordur ama o kendi nefsinde kendince onda zaman durur. Sanki eee orada bütün her şey eee onda yok olur. Öyle bir hal gelir ki eğer o kimsenin yolu daha hani devam edecekse tabiri caizse bir elinde dünya bir elinde ahiret olur. O normalde bir eline bakar dünya komple ahiret komple elinde. Ve o yüzden normalde o kimse artık eee ebediyetin kokusunu almıştır.
O ötelerin kokusunu almıştır. Ötelerin ona perdesi açılmıştır. Öyle olunca onun için o anın değerinin eee o anın kıymetinin eee bilinmesi yani ona bir kıymet biçilmesi, ona bir değer biçilmesi mümkün değildir. Ona deseler ki burada bunun canını vereceksin al can değil mi der. Malını vereceksin deseler al bu mal değil mi der. her şeyinden geçer. O ana, o an için her şeyini feda edebilir. O yüzden onun eee öyle bir anın değerini dünyalık olarak veya ahiretlik olarak biçmek mümkün değildir.
O yüzden bu hali yaşayan kimseler hani eee cennet cennet dedikleri üç beş kılman isteyeni versen onu der. O hali yaşayan, fena halini yaşayan sırat köprüsüne evler yapasım geldi der. O hali yaşayan bir kimse cehennemi yalayıp yutuveresim geldi de o fena hali o kimsenin üzerinde tecelli edince artık onun gözüne hiçbir şey görünmez ve bunu böyle hani böyle söylüyorum bir anda da verebilir hepsini diye. Bunu böyle bazen hani derviş olmayan hatta bazen ham dervişler de öyle düşünür.
Yani Cenabı Hak bula bula bu adamı mı verdi, bu adama mı verdi? Yani başka verilecek kimse yok muydu diye herkes kendi aklınca hükmeder. Yani Şey Efendi Allah rahmet eylesin onun üzerinde de öyle hükmediyorlardı. Yani Şeyh Efendiye baktığınızda zahir bir ilmi yok. kendisi de itiraf ederdi. Biz ümmiyik derdi mesela. Şimdi bazen böyle bazı çevrelerde hani ona mı kaldı bu iş gibisinden söylenirdi. Ondan sonra oysa hani Bakara 269’da Cenabı Hak öyle demiyor.
Bakara 269’da Allah hikmeti dilediğine verir. Kime de hikmet verilirse ona çok hayır verilmiş olur. Bundan ancak akıl sahipleri ibret alır. O yüzden Cenâb-ı Hak hikmeti dilediğine verir. Onu bir anda, bir anda cahili alim der mi? Bir anda o ona bütün manevi ilimleri kalbine akıtır mı? Bir anda onun normalde perdelerini açar mı? Allah’la yarışılmaz. Çünkü Cenabı Hak birisine bir şey vermeyi murat ettiyse onu durduracak olan hiç kimse yok. Allah birini aziz edecekse onu zelil edecek hiç kimse yok.
Allah’la yarışacak, onu engelleyecek bir kimse de yok. Cenâb-ı Hak birisini de zelil edecekse onun Cenâb-ı Hak’ın elinden onu kurtarıp aziz edecek de hiç kimse yok. Öyle olunca Cenabı Hak dilediğine hikmeti verir. Çalgıcıya da o hikmeti vermiş. O yüzden Allah bu dilediği hikmet, dilediğine hikmeti verir. Cenâb-ı Hak bundan da sorumlu değildir. Ve o kimse o hikmet verildi ise bir anda o kimse bu halleri yaşar mı? Bir anda onun kendisinin rabbiyle arasında perdeler kalkar.
O Allah’ı görüyormuşçasına yaşayanlardan olur. Hani ihsan nedir ya Resulallah diye sorunca Cebrail Aleyhisselam iman nedir? İslam nedir? İhsan nedir? Deyince Allah’ı görüyormuşçasına yaşamak dedi. O kimse bir anda Allah’ı görüyormuşçasına yaşayabilir. Bunu böyle belirli bir kategoriye katmak, bunu böyle belirli standar standard sokmak bu fakirce mümkün değil. Cenâb-ı Hak dilediğine hikmeti verir. Hikmet verdiği kimseyi de manevi olarak zenginleştirir. Ve o kimse o hikmet ile ne yapar?
Bütün her şeyin üstesinden gelir. Her şeyin altından kalkar. Çünkü Cenabı Hak onu kendi hikmetiyle donatmıştır. Ve Aclunide’de bir hadis-i şerif geçer. Hazreti Peygamber der ki, “Benim Allah ile birlikte olduğum öyle bir vaktim var ki ne bir mukarrep melek ne de bir mürsel nebi yani gönderilmiş peygamberler o vakitte yanıma girebilir” der. Demek ki o fena halinde fena hali o kulun veya o mürşidin veya o velinin Allah’la tabiri caizse perdesiz konuşmasıdır.
O yüzden o benimle görür, benimle duyar, benimle konuşur, sırrına erer o kimse. Tabii bu öğretiler insanların içerisinden kaldırılınca, bu öğretileri insanların arasından yok edince, insanların bu öğretileri alabilecek bir yer kalmayınca, bir yer kalmayınca bunlar insanlara yabancı geldi. Yani böyle bir şey olabilir mi tereddüdüne düştüler ve kendilerince böyle bir şey olmaz hükmüne vardılar. İlmi bilmediklerinden dolayı. manevi ilimlerden haberleri olmadıklarından dolayı veyahut da intisap ettikleri şeyhlerinin seyri sülukları olmadığından dolayı bu tip manevi hallerden de haberleri olmadı.
Kendilerince bunu normalde örtmeye saklamaya çalıştılar. Hala daha öyle. Deseler ki bizim böyle bir manevi hallerden haberimiz yok. Bizim şeyhimiz mürşid-i kamil değildi. O yüzden bize de herhangi bir seyrü sülük yaşatmadı. Seyrü sülük yaşatmadığı için biz de bilmiyoruz. Ne yapıyorsunuz? Gelene bir tane bir ders veriyorsunuz gönderiyorsunuz. Onun manevi halleriyle uğraşıyor musunuz? Rüyasına, haline, osuna, busuna bakıyor musunuz? Bunlarla alakalı bir bilginiz var mı?
Hangi nefis meratibinde ne esması çekecek bir bilginiz var mı? Hangi kalbi meratipte hangi esma çekilecek, hangi rabıta verilecek biliyor musunuz? Zaten dervişan dediğiniz de tembel. Onlar da zaten çalışkan değil. Onlar da oturup tevhit çekecek zamanları yok. Para kazanacaklar, ev bakacaklar, eşya bakacaklar, cep telefonuna bakacaklar. Ondan sonra durumları gösterecekler. Instagram’a bakacaklar. Kim ne paylaşmış ona bakacaklar. Saçma sapan videolar izleyecekler.
Saçma sapan videoları geçirecek zamanları olacak. Adam itikafta, itikafta video bakacağım diye uğraşıyor. Dersini çeksene. İtikafta telefonla uğraşacağım diye uğraşıyor. Dersini çek, girdini çek, derinleşmeye çalış. Allah bizi affetsin. İşte çalgıcı ihtiyar da bir an fena oldu. Bir an fena olunca dedi ki Allah bana öyle bir şey bahşetti ki bunun karşılığı yok. Bense bütün o ömrü her nefeste zir ve ben perdelerine harç ederek yeleverdim. Ah, Arap ve Acem tarzını anmaktan, Irak perdesi ile meşgul olmaktan acı ayrılık zamanını hatırımdan çıktı.
Yani o insanlar genel olarak dünya hayatını ahirete tercih ederler. Ya İbrahim ayet 3. İnsanların büyük bir çoğunluğu insanlar dünya hayatını ahirete tercih ederler. Yani ahiret hayatıyla hiç karşılaşmayacaklarmış gibi hayat yaşarlar. O yüzden burada da o çalgıcı da zir ve bem perdeleri arasında geldim gittim der. Bunlar normalde musikide ince ve kalın perdelerdir. Veyahut da şimdi böyle ben benim çok nota bir bilgim yok. Mesela işte doğu kalındır ya işte si de incedir.
Onu da nereden biliyoruz? Bizim Ali’den biliyoruz. C’den girden diyor şeye bizim neyzen yani ince ses. E bir de kalın ses var. O normalde işte o çalgıcı da diyor ki ince ve kalın seslerin arasından gittik. Normalde biraz musiki kulağı olan veya biraz böyle alem koşturan kimseler musiki kulağı varsa veya şarkı söyleyenler genelde seslerine bakarlar. Eğer sesleri normal düzgünse C’den gel. O C’den gir der yüksek volümde söyleyecek herkes C’den söyleyemez. Genelde pesten söylerler.
Konuşuyormuş gibi söylerler. O konuşuyormuş gibi şarkı söylüyorsa onda hiç ses yok. Hani bunun en tipik örneği Arif Susandır. Muhabbet eder. Şarkı söylüyormuş gibi yaparken konuşur. O normalde o herkesin tarzı. O bu çalgıcı da diyor ki biz kalınla ince seslerin arasında gittik geldik. Yani burada tabii bunu böyle düz mantıkla anlarsak yani çalgıcı, kalın ve ince seslerin arasında gitti geldi. Ama tabii ben böyle anlamıyorum çalgıcıyı. Çalgıcı diyor ki ben dünya zevklerinin içerisinde dolaştım.
Ben ahiret hiç yaşanmayacakmış gibi geldi bana. Bu tip manevi hallerden de haberdar değildim. Ben o eğlenceden o eğlenceye gittim. İnsanları eğlendirdim. İnsanları aşka getirdim. Ben çalgımla kemanımı ağlattım. Musiki bilgimle öylesine şarkılar söyledim. Hem ağlattım hem güldürdüm. Hem zevklendirdim hem neşelendirdim. Ama ben ahiret hayatı veyahut da Allah sevgisini tanımadım. Harç ederek yele vermek çünkü şey ömrünü boş ve geçici şeylere harcadı. Boşa harcadı ömrünü.
Yele vermek demek o bizim eee ayıp söylemesi bayındır tabiri. Parasını yele verdi. Yani parasını boşuna harcadı. Ömrünü yele verdi yani ömrünü boşuna harcadı. veyahut da bir iş var. Tarlayı yele verdi. Yani tarlayı sattı parası gitti. Evini yele verdi. Evini sattı parası gitti. Veyahut da işte eşini çoluğunu çocuğunu yele verdi. Yani eşini çoluğuna, çocuğuna bakmadı. Yele vermek boş bedavaya harcamak. Allah muhafaza eylesin. O yüzden çalgıcı da diyor ki ben ömrümü yele verdim harç ederek.
Ayet-i kerime enam 32. Dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. O dünya hayatını bu oyun ve oyalanmada yele verdi gitti. Dünya hayatını bedavaya harcadığını söyledi. Bunu ne zaman dank etti? O fena halini yaşayınca denk etti. Asıl dedi alem ötedeymiş. Asıl hayat ötedeymiş. Asıl zevk, asıl neşe Allah’la fena olmaktaymış.” dedi. Bu sefer döndü. Kendince pişmanlıklarını sıralıyor. O normalde çünkü o pişmanlık o fena halini yaşayınca insan o güne kadar yaşamış olduğu ömrünü ömürden saymaz.
Der ki, “Bugüne kadar yaşamamışım. der ki, “Bugüne kadar heva heves içindeymişim.” Der ki, “Bugüne kadar ben kendimi düzgün Müslüman zannediyorum.” zannediyordum. Öyle değilmişim. Veyahut da bir kimse düşünün o güne kadar bir mürşitle tanışmamış. O gerçekten mürşidi sevdi. Onun eee hayatı değişti, ibadet lezzeti değişti. Zikrullah lezzeti değişti. O manaya bakışı bakışı değişti. Hatta işte o güne kadar bir sürü laf duydu. Bu mürşitler şöyle, şeyhler böyle, tarikatlar böyle, şunlar şöyle, bunlar böyle.
Bir sürü dedikodu, gıybet, iftira, kulaktan doyma, sistem bir taraftan, insanlar bir taraftan ne bileyim işte arsızlar, hırsızlar, namussuzlar, şerefsizler, din düşmanları, İslam düşmanları, herkes bir şey söylüyordu ama o esnada o bir yola girdi. Bir baktı ki kalbinde değişik pırıltılar var. Artık onun zikrullahı başka bir tatta, onun namazı başka bir tatta dedi ki ya bugüne kadar ben hiçbir şey yaşamamışım. Bu o kimse dergaha yeni girdi daha bir şeyhle yeni tanıştı daha bütün hayatının rengi değişti veyahut da bir müddet böyle orada yaşarken hiç böyle bir manevi haller yoktu.
Bir çarptı manevi hal onu onu uyandırdı. dedi ki, “Ey, ben kaç yıldır tarikatın içindeyim, dergahın içindeyim. Asıl hayat şimdiymiş. Ben bugüne kadar çelik çomak oynamışım. Ben bugüne kadar dergahın içerisinde yok ben baba dervişim, yok ben ana dervişim, yok ben eski dervişim, yok biz ne şeyhler gördük, yok bizim kaçıncı mürşidimiz bu. Ha öyle değilmiş. Onu bir an onu yaşayınca o zaman o kimse asıl hakikatin kapısını araladı. Hakikatin kapısını araladı. O zaman anladı.
Mesnevi Şerhi (2190. Beyitten) Hakkında
O zaman o hali yaşayınca o güne kadar geçen ömrünü yele vermişim dedi. Bu tarikat hayatı da dahil buna. Bir kimse o hal ile hallenince, fena halini yaşayınca isterse üstadında yaşasın, üstadında fena hali yaşasa o güne kadar olan tarikat hayatını hayattan saymaz. Der ki, “Ben bugüne kadar çelik çomak oynamışım. Dervişmiş gibi davranmışım. Seviyormuş gibi görünmüşüm.” Bu öyle değilmişler. Üstatta fena olsa bir çıt üstü. Sonra üstat onu der ki Hazreti Peygamber sallallah ve sellem’e hazretlerine gözünü dikeceksin.
Her halinde sünnet-i seniye tabi olacaksın. Her halinde, her adımında, her sözünde bu sefer o peygamber de fani olacak. O peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de fani olunca bu ne demek? Bunun en başlangıcı baktığı yerde Hazreti Peygamberimizi görecek. Sallallahu aleyhi ve sellem’i ben yanlış mı görüyorum diyecek. Bir daha bakacak başka yere. Orada da görüyor. Dağa bakacak. Komsle da Hazreti Peygamber efendimizin suretinde olacak. Ulu dağ üzerine geliyormuş gibi zannedecek.
Han diyecek ben karıştırıyor muyum acaba? Yukarı çıkacak güneşe. Güneşin rengi solacak. Güneş Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin suretine bürünecek. Göğe bakacak. Gökte kocaman Hazreti Peygamber sureti. Bakın bunları kitaplarda okumanız mümkün değil. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde fena olanların yaşadığı haller. Bak bardağın içerisinde dahi onu görecek içemeyecek suyu. O zaman o kimse diyecek ki bugüne kadar yaşadığım tarikat hayatı tarikat hayatı değilmiş.
Hatta öyle olur başlangıcı. Bir şeyhi olur, bir Hazreti Peygamber olur. Şeyhin mürşitliği o zaman belli olur. Geri kalan kumda oynasın. Bir an peygamber sallallahu aleyhi ve sellem olur. Bir an üstadı olur. Anlar ki o perdede Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri üstat olur noktası hiç bitmez. Dervişte fena fillah’tta da olur, beka billah’ta da olur. Üstat delildir. Manevi olarak üstat manevi delildir. O kimsenin o yaşadığı hallerinin şeytani olmadığına delildir.
O yüzden Geylani Hazretleri üstadı olmayanın, şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır demiş. Hadisçiler bunu zayıf hadis demişler. İşte bu illa kabul etmezler ya bu tip şeyleri. Yani kabul etmeyecek onu. Hadisçiler bunu zayıf hadis olarak söylerler. Ben böyle zayıfı, kuvvetli de ayırmak istemem ama Geylani Hazretlerinin sözü de diye diyen olur. Fena halinde de aynı şeyi yaşar insan. O cemal noktasına yürürken fenada da aynı şeyi yaşar. üstadıdır delili. O yüzden o çalgıcı o fena halini yaşayınca diyor ki bugüne kadar ömrümü ben yele vermişim.
Eyvallah eyvallah olsun ki küçek makamının tazeliği yüzünden gönlümün ekini kurudu. Gönlüm öldü. Eyvahlar olsun bu 24 makamın sesinden ki kervan geçti. Gündüz de bitti. Küçek makamının tazeliği. Tabii bizim halk dilinde bu köçek makamıdır. Bunun teknik terimi küçek makamıdır. O normalde küçek makamı eee bu Türk müsikisinde en lezzetli, en böyle tatlı, taze, neşeli makamlarından birisidir. Tabii onun böyle kulağa hoş gelince gönlü de oynatır. Bu bu hüzünlü makam değildir.
Çünkü o normalde öyle hoş gelince tabii insanın dünyevi bir lezzet, dünyevi bir tat, o meşguliyetler diyor ki beni aldattı. Bu dünyevi tat, bu küçek makamının tadı, lezzeti beni dünyevi olarak aldattı. Gönlümün ekini kurudu diyor. Gönlümün eki ekini kurudu deyince hani benim dini inancımdır bu. Cenâb-ı Hak bütün kullarının gönlüne iman tohumunu, iman nurunu, İslam nurunu, İslam tohumunu işte zikir tohumunu Cenabı Hak vermiştir. Bütün kulların gönlünde bu vardır.
Allah adalet sahibidir. kullarına nimetlerini saçmıştır. Ama kullar dünya zevkine, dünyanın heva ve hevesine aldanır ve o Cenabı Hakk’ın gönüllerine serpiştirmiş olduğu iman tohumunu, İslam tohumunu, ahlak tohumunu, zikir, muhabbet, aşk tohumunu yeşertmez. Kulun kendisi yeşertmez. Dünyanın heva ve hevesine dalar. Dünyanın heva veesine dalınca sadece dünyanın yüzüne bakarlar ve ahiretten gafil olurlar. Ayet-ti kerimede de Rum suresi ayet 7’de de eee onlar dünya hayatının görünen yüzünü bilirler.
Ahiretten ise onlar tamamen gafildirler der Cenabı Hak. O çünkü o kimseler ahiretten gafildirler. Bir çıt sonra ahireti de inkar ederler. Çünkü onlardaki o iman tohumu yeşermemiştir. Bu kulun kendisiyle alakalıdır. Onlardaki ihlas doğumu, samimiyet doğumu yeşermemiştir. Bu insanın kendisiyle alakalıdır. O insanın gönlündeki sevgi tohumu yeşerip aşka dönüşmemiştir. Bu insanın kendisiyle alakalıdır. Cenabı Hak ona vermiş ama o kimse dünyanın zevkine, sefasına dalmış.
Yönünü dünyaya çevirmiş. Ahirete gafil. Ahiretle alakalı hiçbir şey yapmıyor. Veyahut da o kimse bu dünyanın geçiciliğini görmemiş. Kim Rahman olan Allah’ı zikirden yüz çevirirse biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan her zaman onun arkadaşıdır. Şüphesiz ki bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyar. Onlar da kendilerinin hidayette olduğunu sanırlar. O kimse aslında Allah’ın zikrinden yüz çevirmiş. kendisi yüz çevirmiş. Hatta daha ileri gitmiş zikrullah yapanlarla alay ediyor.
Daha ileri gitmiş zikrullah yapanlardan nefret ediyor. Daha ileri gitmiş zikrullah yapanlara düşman. Zikrullah yapanlara düşmansa, zikrullah yapanlarla alay ediyorsa, zikirle alay ediyorsa o kimse kafirdir direkt. E şimdi zikrullah’tan yüz çevirdi. O şeytanla dost oldu. Zikrullah yapsaydı Allah’la dost olacaktı. Ama Zikrullah’tan yüz çevirdi. Şeytanla dost oldu. Şeytanın vesvesesiyle yürümeye başladı. Ve şeytan onu doğru yoldan alıkoydu. Ve bir de o kendisini hidayette gösterdi şeytanına.
Ya bak Müslümanların hepsi de yalancı. Senin yalanın yok. Bak Müslümanların hepsi de düzenbaz sen düzenbaz değilsin. Bak Müslümanlar dost doğru bir ticaret yapmıyorlar. Sen doğru ticaret yapıyorsun. Bak gavurlar bile namuslu. Bu Müslümanlar namussuz. Müslümanların hepsi için söylüyor. Bir tane iki tanesi için söylemiyor. Duymuşsunuz. Normal duymuşsunuzdur normal hayatta bu sakallıların hepsi böyle. Adem’den Muhammed Mustafa’ya kadar bütün peygamberler sakallı.
Bu sakallıların hepsi böyle deyince peygamberleri de güme götürdü. Bu Müslümanların hepsi böyle deyince peygamberler Müslüman. Ağzından çıkanı kulağı da duymuyor. Kulağı da çünkü mühürlenmiş. Ayet-i kerimede. Onların gözleri vardır görmezler. Kulakları vardır duymazlar. Onların kalpleri mühürlenmiştir der. Kalpleri vardır akletmezler. Mühürlenmiş. Çünkü sebep onlar şeytanla dostluk kırıyor. Şeytanla yolculuk yapıyor. Şeytanla yol yürüyor. Onlar çünkü dünya hayatının debdebesine kapıldılar gittiler.
Hayatı bu dünyayla zannediyorlar. Yani bir bakıyorsun İslam’la bağlantılı ve alakalı üzerlerinde hiçbir şey kalmamış ne yazık ki. Günümüz öyle olmaya başladı. Eş, çoluk, çocuk laf geçiremiyor hiç kimse. Bir bakmışsın yanında kadın çarşaflı onun yan kınamak için söylemiyorum. Kadın çarşaflı yanındaki kızı çıplak. O kadıncağız kafasını kaldıramıyor kızından utancından dolayı. Kulağımla duydum. benden uzakta yürü biraz diyor. Dünya hayatını geçici olduğunu unuttular.
Unutturuldu Müslümanlara 150 yıldan beri dini eğitim yok. 150 yıldan beri dinin ahlakı yok, eğitimi yok. Hiçbir şeysi yok. Ülkemizde 100 yıldan beri laik eğitim var. Dini bir eğitim yok. Camilerde yok, okullarda yok, televizyonlarda yok, sokakta yok. Hiçbir yerde yok. Hiçbir yerde yok. Tarikatlarda yok. Cemaatlerde yok. Dini eğitim yok. Gittiğin zaman para ver. Para Allah para. Para Allah para. eğitim vermiyor. Kur’an ve sünneti anlatmıyor onlara. Dinin hakikatini anlatmıyor.
Yeter ki para versinler. Haydi kurban geldi. Vekalette kurban kesin. Verin vekaletleri verin. Sonra sucukçuya satılan kurban etleri yakalanıyor. Para dini eğitim yok. Gerçekten Kur’an ve sünnet eğitimi verilmiş olsa Türkiye bu halde olmaz. Memleket bu halde olmaz. Uyuşturucu almış götürmüş, fuhuş almış götürmüş, içki almış götürmüş, heva heves almış götürmüş, çıplaklık almış götürmüş. Anne baba çocuğuna söz getiremiyor. Çocuk anne babaya asi. İsyan almış götürmüş.
Kadınlar kocalarını dinlemiyor. Kocalar kadınlara zulmediyor. Anne babalar çocuklara zulmediyor. Zulmederken dini İslam hani Allah adına zulmettiğini söylüyor. Bir de bir de Allah’a iftira atıyor. Gerçek bir dini eğitim yok. Olması da mümkün değil zaten. Sistem ley dini eğitim yok. Yani siz milli denilen denildiğine bakmayın. Milli değil yani. Adı milli olan hiçbir şey milli değil. Allah bizi affetsin. Ve böyle olunca insanlar Allah’ı unutmuş vaziyette, Allah’tan uzaklaşmış vaziyette, e dini bir eğitim olmayınca da uzaklaşmaları normal.
Yani Müslüman rüşvet yer mi? iktidar olunca yiyor. Müslüman kendisinden iş isteyen bir kadına cinsel olarak onu kullanmaya çalışır mı? Acı şeyler. Konuşamıyorlar da bunları konuşamazlar. Sen o güne kadar Kur’an, sünnet, vatan, millet de ondan sonra Kur’an ve sünnete ilk sırtını dönen sen ol. Bir makamı görünce bozul, parayı görünce bozul, bozul Allah bozul. Her yerden bozul. Bozuluyorlar. Allah bizi affetsin. Tırnak içerisinde manevi eğitim yok. Çünkü manevi eğitim yok.
Tarikatlarda da manevi eğitim yok. Adı tarikat olarak geçenlerde yok. Çünkü başlarındaki şeyhleri olgunlaşmış kemallermiş. Seyr sölük çıkarmış şeyh değil. Seyri sülük çıkarmış bir şeyh olsa kellesi gitse de hakkı anlatacak. O bütün şeyhler hakkı anlatsa bu böyle olmayacak. En fazla cezaevleri şeyhlerle dolu olur. Başka bir şey olmaz. Allah bizi affetsin. Fecir ayet 24. Öyle bir gün gelir ki kişi, “Keşke bu hayatım için önceden bir şey gönderseydim.” der. Ahiretle alakalı.
Onlardan birine ölüm gelince der ki, “Rabbim beni geri çevir. Ta ki boşa geçirdim dünyada salih bir amel işçiğim işte. Çalgıcının feryadı bu. Ömrümü hebba etmişim diyor. Ey Allah, bu feryat edenin elinden feryat. Bu feryat edenin elinden feryat. Hiç kimseden değil. Bu medet isteyen medet. Şikayetim en çok kendimden. Artık çaresizliğin eşinde, artık yokluğun eşiğinde ve kendi nefsinin karanlığında boğulmuş, kendi nefsinin zindanında yolunu kaybetmiş. Ve o kimse artık Cenabı Hak’a sığınıyor.
O fena halini yaşadı ya. O fena halini yaşayınca geçmiş günlerinin tövbesini yapıyor. Diyor ki feryat edenin elinden feryat. Yani artık dış dünyayla da irtibatını kesmiş. Kendisine yönelmiş. Kendi içine yönelmiş. Hani az önce dış dünyayile alakalı söyledi. Dedi ki ben feda ettim. Her şeyimi yele verdim dedi. Bu dışarısıyla alakalıydı. Şimdi içine döndü. Diyor ki feryat edenin elinden feryat. Hiç kimseden değil. Bu medet isteyen medet. Şikayetim en çok kendimden.
Bir kimse kendinden şikayetçiyse hakikati bulmuştur. Genelde insanlar dışarıdan şikayet ederler. Annem bana şöyle davrandı o yüzden böyle yaptım. Pişmanca bana böyle davrandı da ben o yüzden yaptım. Zakir bana ters baktı ben de gittim. Çavuş bana dedi ki ayağını topladı beni küstürdü. Ben de gittim. kendi nefsinden görmüyor bir şey. Bir kimse dışarıdan görüyor. Yani hep dış etkenler. Ülkede öyle ya bir şey oluyor. Dış düşmanlar var. Müslümanlar için işin kolayı.
Biz yapacaktık ama müsaade etmediler. O dervişlik yapacaktı ama ona müsaade etmediler. O çok iyi bir derviş olacaktı ama ah başındaki zakir o çok iyi bir derviş olacaktı ama ah şu şey efendi var ya. Evet ilgilenmedi onunla. Ah be o çok iyi bir derviş olacak. Tamam şeyhi bir rüya yazdı. şeyhi okumadı bile. Yoksa o iyi bir derviş olacaktı. Dünya müslümanlarının en büyük handikapıdır insanın kendi nefsini temize çıkarması. Müslümanların kaçtığı yerdir, sığındığı yerdir.
Ne kadar güzel. Hata onun değil. Evde kadın hatasız. O adamdan dolayı öyle yaptı. Onun hatası yok. Bunu bir kenara yazın erkekler. Onlar hatasız varlıklardır. Akıllı adam evde hanımla dövüşmez. Köyde muhtarla dövüşmez. esnaf yapıyorsa, esnaflık yapıyorsa muhasebeciyle dövüşmeyecek. Bir de avukatıyla dönüşmeyecek. Dövüşmeyecek. Esnaflık yapanların dövüşmeyeceği çok yer var. Muhasebeci var, maliyeciler var, avukat var, hakimi, osu busu, savcısı var. Çünkü dövüşürse yer cezayı.
Ama bunlarla işi yok. Evde hanımla dövüşmeyeceksin. Her an başına ne geleceği belli değil. Hatta daha ileri kovalanabilirsin de böyle geleceksen gelme denilebilirsin de. Gözüne al bunu. O yüzden dövüşmeye gelmez. Bir bakmışsın yorgan yastık koltuğunun altında. Hani salona git dediyse öp de başına koy. Salon yakın. Barışma ümidi var. Seni evde istemiyorum deyince sakın erkekler kanunlar öyle şimdi öyle bu ev benim ben kalacağım ben kalırım sakın ha bir bir telefona bakıyor anında polis kapıya geliyormuş anında adama diyorlarmış yürü nerede kalacaksan kalbası olan arabasında kalıyor.
İş yeri olan gece adam saat 200’de telefon açtı. Ben ne yapayım dedi. Senin iş yerin var değil mi dedim ben. Dedim dostu git iş yerine dedim. Orada dedim çekyat üçlü koltuk var mı? Sen iyi şanslızsın dedim. Dost doğru git o üçlü koltuğu ev yap kendine dedim. Sonra dedi, “Vallahi birkaç gün sonra alışırsın.” dedi. Arkadaşlar genelde alışıyorlar dedi. Sen dedim git sabah ben sana dedim gerekli notları vereceğim dedim. Gitti dedim iş yerine banyon var mı? Oraya bir tane duş taktır dedim.
Hani duş almak için elektrikli bir şey taktır dedim. Çek yatı yatak haline getirecek. yastıktır, yorgandır, battaniyedir, bir şeyler al. Sonra git dedim iç çamaşırı al, havlu al. Efendim ben temennelliim mi evden gittim dedi. Ne zaman döneceğim belli değil dedim. Tabii buna nöbetçi hakimlik bir ay evden uzaklaştırma vermiş. Ben dedi kimseye söyleyemiyorum. Söyle dedim ne var bunda dedim. Allah Allah. Vallahi çok ağrıma gidiyor dedi. Ağrına gitmesin dedim. Sen oraya bir yaşam merkezi kur dedim.
Mesnevi Şerhi (2190. Beyitten) ve Önemi
Dedi, “Benim gibi kaç kişi var?” “Vallahi bayağı var bizim dergahta dedim. Öyle bakma milletin herifi olarak dolaştığına dedim. Ben dedim onları böyle dedim organize ediyorum dedim. Sen merak etme. Ben söylemem kimseye dedim senin evden kovalandığına dedim. Tabii kadın durmadı. bir ayın üzerine bir ay daha aldı. Bunun ümidi vardı biraz böyle dönme noktasında ikinci ay alınca ümidinin %70’i gitti. 3ünc ay alınca hepsi bitti. Dedim nasıl hissediyorsun şimdi kendini?
Üçüncü uzaklaştırmayı daldı. Vallahi dedi, “ben kursam iyi olacak herhalde dedi. Bunu dedim ilk zamanda söyledim sana. Git bir tane 1 + 1 tut dedim sana.” Dedim. Sen ümidin vardı senin dedim. Şimdi git bir tane 1 +1 eşyalı tut sen. Dedim tuttu. Dedi ki dünya varmış. Şimdi artık dedim kartlar senden yana. Tabii ben bu arada eşine ve çocuklarına baktırttırıyorum. Mali durumu eksik etme. Gönder paralarını diyor. Tabii o güne kadar çocuklar oğlan var. Oğlan diyormuş, “Baba, bu hayat böyle yaşanmaz.
Hani annemle konuşayım gel özür dile. Dön geri diyormuş.” Hani çocuklar böyle adamın hayatını pejmurde görüyor yani. Dedim şimdi farklı olacak bak dedim sen şimdi 1 + 1’e geçseydin baştan dedim bunlar dedim erkekler bu sohbetim size aynı zamanda kadınlara tabii dedim 1 + 1’e geç biraz da iyi bir yer tut dedim tutmuş oğlan küçük oğlan demiş ki baba neredesin o da demiş oğlum ben hayatımı değiştirdim e demiş demiş. Baba hani bir gelseydim yanına gel demiş.
Baba çok lüks yerde duruyorsun sen demiş. E oğlum ne yapayım demiş. Geldim buraya göçtüm demiş. Burada yaşıyorum artık. Çocuk koşa koşa eve gitmiş. Babam değişti demiş. Babam lüks bir hayat yaşıyor demiş. Babamı kaybettik demiş. Hemen öbür çocuklar da gelmişler gece. Beni tabii mesaj yazıyor. Çocuklar geldi. Sakın taviz verme. Sakın dönme dedim. Dipdirü dur. Yok ben yeni bir hayat kurdum. Demişler dedim öyle diyeceksin. Diyeceksin ki dedim bir daha geldiğinizde haberli gelin.
Olur mu olur benim bir misafirim olabilir diyeceksin. Bende taktik mi biter demiş. Bir daha gelirken haberlik gelin. Benim misafirim olur bu sefer kadın örtüyü mantıyu kapasıyah alacaklı gibi kapıya vuruyormuş. Nerede o demiş. Kim nerede demiş. Kim nerede? Çocuklar misafir olur dedi demiş. Olur ne olacak demiş. Ben demiş boynu uzaklaştırmalıyım. Topla demiş eşyanı. Yok demiş gelmiyorum. İşin gücün rast gelsin. Kovalarken düşünecektin demiş. Yalvar yaka yok. Önce bir rest çekmiş olmamış.
Yalvar yakarmış olmamış. Gitmiş mutlaktan bıçak almış. Senin bıçaklarım demiş. Vallahi demiş al bıçakla. Ben gelmiyorum. Kadınlar burası da size ait. gönderirken dikkat edin. Ha öyle kadın erkeklik yapıyor ama hele bu dergahtası erkekliği sökmez. Mustafa Özba sağ olduğu müddetçe bizim arkadaş sonra döndü tabii. Ben dedim tamam bu kadar özrün sonunda dön ama dedim ev dursun orada. Şeytan azap da gerek. Arada diyeceksin ki ben evimi özledim. Yalvarıyormuş kadıncağız.
Dergaha da geleceğim. O diyormuş Mustafa var ya diyormuş onu da şeyhim olarak kabul edeceğim diyormuş. Bizimkine diyorum sakın ha evi bırakma. Bir artı biri. Arada git diyorum ben oraya. Bir koku yay, ısıt orayı. Ne dese bizimki son dönem. Efendim ben orada mutlu oluyorum diyor bana. Oğlum dedim tamam hastalık bulaştıysa sana dedim. Sen bundan sonra dedim şimdi bir yerden ev alırsın. Aldı şehrin kenarından bir yer. Şimdi arada oraya gidiyor. Kadının saçları dikili.
Ne kovuyorsunuz? Allah muhafaza eylesin. O yüzden insanlar nefislerini temize çıkarır. Ama o kimse erdemliliği bulduysa, o kimse fenaya eriştiyse artık nefsini temize çıkarmaz. O nefsini kötülemeye başlar. O hatayı kendisinde arar. Bir kimse hatayı kendisinde ararsa erdemli olur. Hatayı başkasına yüklerse onda erdemlilik yok. Yusuf ayet 53. Ben nefsimi temize çıkarmak istemem. Çünkü nefis şüphesiz ki çokça kötülüğü emredendir. Ancak Rabbimi merhamet ettiği müstesnadır.
Demek ki nefis normalde insanlara kötülüğü emrediyor ama bazıları Cenabı Hakk’ın merhamet ettiği kimseler. Kimler bunlar? Bunlar mürşid-i kamiller. Bunlar veliler. Bunlar evliyalar. Bunlar düzgün sufi olan kimseler. Bunlar Cenabı Hakk’ın merhamet ettiği kimse olur. Bunların nefsi onlara kötülüğü emretmez. Bakın emmarede, levvamede olan kimselerin nefisleri onlara kötülüğü emreder. Vurana vur, kırana kır, sövene söv. Ona laf söyleyene o da laf söyler. kötülüğü emrediyor nefis ona.
Git işte bir gece felekten çal ya. Ertesi gün tövbe edersin. Ha bugün de namazı kılmaya vereyim. Ne yapayım ya? Her gün kılıyorum yarın tövbe ederim. Kötülüğü emrediyor nefis. Allah muhafaza eylesin. Ahzap ayet 72. Şüphesiz ki insan çok zalim ve çok cahildir. İnsan zalim ve cahildir. O yüzden nefsine uyar ve nefsine uyduğu zaman da kendini temize çıkarır. Hep bir kimse Mustafa Özbağ hariç burada hep nefsini temize çıkarıyorsa o nefsine uymuştur. Mustafa Özba Kur’an’dan, sünnetten bir delil getirir.
Kendini temize çıkarır. Felsefik olarak uğraşma. Yenileceksin muhakkaktır. Yenilirsin. O yüzden hariç tutuyorum kendimi. Ne güzel şatat yaptım değil mi? Öyleleri vardır ya o hiç haksız değildir. Evde karı koca arasında muhakkak ikisi de hiç haksız değil. Sabahtan akşama kadar haklılıklarını ispat edeceğiz diye uğraşırlar. Dinle alakalı da öyledir ve hep böyle tartışmadır. Hep haklı birisi haklı hep. Hele ben çok iyi tanıyorum. Bir Mustafa Özb var. Sen ne dersen de Allah onu affetsin.
Gerçek müritler, kemale ermiş olan insanlar başkasının kusuruyla ilgilenmezler. Onlar eee kendi nefislerini kusurlu görürler ve kendilerince kendi arızalarını, kendi arızalarını, arızalarını Allah’a dilekçe verir gibi söylerler. Bende şu var. Ya Rabbi beni bundan kurtar. Mesela ya Rabbi ben kibirliyim. Benim kibirden kurtar. Ben şata ve şatafata düşkünüm. Beni bundan kurtar. Ya Rabbi dünyanın zevklerine dalabiliyorum. Beni dünya zevklerinden kurtar. Ya Rabbi ben dünyanın gösterişine aldanıyorum.
Beni dünyanın gösterişine aldananlardan eyleme. Ya Rabbi ben insanlara hava atmayı seviyorum. Beni bundan kurtar. Ya Rabbi ben etrafını küçük görmeyi seviyorum. Beni bundan kurtar. Ben bu tip yanlışlıklar, eksiklikler yapıyorum. Beni bunlardan kurtar. Beni tenvir eyle. Beni temizle. Beni kendine yakışacak, kendine layık bir kul eyle. Kendini bilen kimse böyle bu minval üzerine dua eder. Kendi nefsine üzerine basar. Ben haklıyım diye böbürlenmez. Allah’a bile ben haklıyım diyor.
Böbürlenen insan var. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bir hani eee iyi bir mümin başına gelen her türlü sıkıntı, bela, musibet, hastalık, her ne var ise bunları normalde kendi günahlarından, kendi işlemiş oldukları yanlışlıklardan ve hatalardan kaynaklandığını düşünür. Yani senin başında bir musibet var ise, senin başında senin istemediğin bir hal var ise, senin başında senin böyle sıkıntıya sokan bir durum var ise bu senin kendi yaşadıklarındandır.
Kendi elinin ürünlerindendir. Hakan kardeş hoş geldin. Seni görmek büyük mutluluk ya. Bak sohbeti bile kestim bak seni görünce. Sorular hazır mı? Seni bekliyoruz ya. Bak yazlar geçti, kışlar geçti. Bu yaz da geçiyor. İnşallah senin sorularınla hayat buluyoruz ya. Yeniden kendimizi yeniliyoruz. Allah razı olsun inşâallah. O yüzden iyi bir mümin başına gelen musibetle, sıkıntıyla alakalı başkasını suçlamaz. der ki bu bu benim yaptıklarımdan dolayıdır. Ben bir yerde muhakkak bir melanet işledim.
Bir yanlışlık yaptım. Bir hata kusur işledim. Bu benim başıma geldi der. Müslüman mümin böyle düşünür. Başka türlü düşünmez. Öyle olunca da kendi nefsini ezer. Bak kendi nefsini ezer. Derviş kardeşlerin yapmış olduğu hata da bu. Kendi nefislerine vurmuyorlar. Müslümanların yaptığı hata da bu. Allah bizi muhafaza eylesin. Kimseden medet yok. Yalnız ve ancak bana benden yakın olandan medet var. Çünkü bana bu varlık her an ondan gelmekte. Varlığım mahvolunca da ancak onu görürüm.
Başkasını değil. Artık fena hali bu aslında. Fena halinin de üstünde bu. Biraz böyle vahdeet-i vücut kokuyor burası. Burada hani Arabi ekolünden vahdeet-i vücut kokusu var burada. Çünkü varlığım mahvolunca ancak onu görürüm. Başkasını değil. Bu artık fenadan bekaya geçiş. Fenada kendisinin yok olduğunu gördü. kendisini hiçleştirdi. Fenada yok oldu. Her daim nereye bakarsa baksın onda fena oldu. Kendisini görmedi. Kendisinden geçti. Yani bir gören var, bir de görülen var.
Artık beka halinde dedi ki varlığı mahvoldu. Yani hiçliğe ulaştı. Hiçliğe ulaşınca artık sadece onu görüyor. Başkasını değil. Bu cemalullah’ta beka bulmak. Cemalullah’ta fena oldu. Her yerde onu gördü. Ardından Cemalullah’ta bekaya ulaştı. Bekaya ulaşınca artık kendi varlığından geçti. Artık kendisini de görmüyor. Kendisini görmeyince sadece onu görüyor. Bu Muhyiddin İbn Arabi Hazretlerinin eee kendisi vahdeet-i vücut demez. Onun söylediği sözden daha ileri bir sözdür.
Artık varlığı mahvoldu. Ancak onu görüyor. Başka bir şey görmüyor. Eşyada, varlıkta komple onun cemalini seyrediyor. Artık onun için Ahmet’ti Mehmet’tti. Onun için artık Harun yok. Onun için her baktığı yerde o var. Ne tarafa dönerseniz dönün Allah’ın veçi oradadır. Aye-i kerime. Artık acziyetini artık kudretini kendi acziyetini gördü. Kendisinin kudretinin olmadığını gördü. Kendisini kudretli görmeyen acizdir. O zaman kudretli olanı tanır. Kendisinde ilmi görmeyen asıl ilim sahibini görür.
O kendisini alim görüyorsa asıl ilim sahibini görmüyor. O kendisini mürşit sanıyorsa asıl mürşidi görmüyor. Kendisini fıkıh alimi görüyorsa asıl fıkıh sahibini görmüyor. Kendisini mürit zannediyorsa asıl mridi görmüyor. kendisini iyi bir derviş görüyorsa asıl iyi bir dervişi görmedi. Kendisini mümin görüyorsa asıl mümini tanımadı. Asıl mümini tanımadı. O yüzden o kimse aciziyeti yakaladı. O çalgıcı Cenabı Hakk’ın ona olan lütfunu, ikramını, ihsanını, fena halini yakaladı.
onu yakalayınca artık fenadan bekaya geçti ve dedi ki ben kendimi hiçliğe verince her yerde onu görüyorum. Yani ihsana ulaştı. İhsan neydi? Görüyormuşçasına yaşamaktı. O ihsana ulaştı. Allahu alem. O yüzden artık ona ondan daha yakın olan var. Biz insana şah damarından daha yakınız. Ondan ona geçti. O hale ulaştı. Varlığı mahvoldu. Varlığın mahvolması demek hiçliği yakaladı. Her şey çünkü helak olacak. Her şey yalnız Allah baki kalacak. Bunu o kimse dünya hayatında yaşayacak.
Zaten kıyamet kopulunca mecburi istikamet. Herkes onu yaşayacak. Ama kıyameti o kimsenin bu dünyada yaşadığı ve bu dünyada o ayet-i kerime onun üzerinde tecelli etti. Her şey helak oldu. Yani kendi üzerinde her ne var ise nefsine ait hepsi de helak oldu ve kendi üzerinde baki olan Allah kaldı. kendi üzerinde zaten öyleydi ama öyle olduğunu idrak etmiyordu. Ne zaman ki Cemalullah’ta fena ve beka halini yaşadı. Cemalullah’ta fena ve beka halini yaşayınca kendi üzerinde kendisininmiş gibi gördüğü bütün sıfatlar helak oldu ve kendi üzerinde var olan bütün sıfatların gerçek sahibinin Allah olduğunu iyice idrak etti ve kendisine de baktığında sadece ve sadece onun sıfatsal tecelliyâtını seyretti.
O yüzden o hadis-i kutsi onda tecelli etti. Onunla görür, onunla duyar, onunla konuşur, onunla tutar, onunla düşünür, onunla fikreder, onunla zikreder. Artık kendisine ait hiçbir şey onda kalmadı. Bu seyrü süluk sonu. Eğitimi bitti. Bundan sonra devam edecek mi? Ama onun eğitimi bitti. Burada artık yürüyüşü onunla, duyuşu onunla, konuşması onunla, görmesi onunla, fikretmesi onunla, zikretmesi onunla, şükretmesi onunla hamdetmesi onunla her şey artık onunla.
kendi cüz iradesini oraya bağladı ve idrak etti. Göklerin ve yerin nuru Allah’tır. İdrak etti. Artık asıl sevilmesi gereken o idrak etti. Her şeyi kudret ve kuvveti altında tutan o. ve dedi ki azziyet halinde ben bir hiçim ben bir yokum dedi. Bu da o yüzden o kimse artık eee Cenabı Hakk’ın sıfatlarının tecelligahı oldu, ayna oldu. Allah bizi onlardan eylesin. birisi sana para verse, altın saysa sen ona bakarsın. Kendine değil. Bu da ona benzer. Birisi sana para versek sen ne yaparsın?
Kendine bakmazsın. Parayı verene bakarsın. Cenabı Hak sana lütfeder, ikram eder, ihsan ederse sen kendine bakmazsın. Hep ona bakarsın. Her an o lütuf, o ihsan sende kesintisiz devam ederse sen ona bakarsın. Kendine değil. Artık o kesintisiz lütfa ulaştıysan artık sen hep o kesintisiz lütfu vereni hatırlarsın. Başka bir şey değil. Gözünü ondan ayırmazsın. Allah bizi onlardan eylesin. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Vaktinizi fazlaca. Önümüzdeki hafta konu başlığı.
Ömer’in Allah ondan razı olsun ihtiyar çalgıcının nazarını varlık alemi olan istirak alemine çevirmesi. Buradan devam edeceğiz. Allah izin verirse inşâallah. Elfatihama salavat.
Kaynak
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir.
İlgili Sohbetler
Daha fazla bilgi için Tasavvuf sayfasını inceleyebilirsiniz.