Mesnevi Şerhi

304. Mesnevi Şerhi (2153. Beyitten)

Mesnevi Şerhi (2153. Beyitten) konusunda Mustafa Özbağ Efendi sohbeti. Bu yazıda Mesnevi Şerhi (2153. Beyitten) hakkında tasavvuf perspektifinden önemli bilgiler ve değerlendirmeler bulacaksınız. Nerede Müslümanlara zulmeden Müslümanların kanını, canını, namusunu, şerefini ayaklar altına alan var ise hepsinden de Cenabı Hak intikamımızı alsın. Geçen hafta felsefe ile alakalı konuşmuşuz. Felsefecinin dini inkara yahud ehliyle mübahaseye kudreti yoktur. Böyle bir şeye girişirse hak din onu mahveder.

Onu okumuşuz. Oradan devam ediyoruz. Onun eli ayağı cansızdır. Canı ne derse ikisi de fermanına uyar dediğini yapar. Felsefeciler dilleriyle cansız şeylerin hareketini, seslenmesini inkar ederlerse de elleriyle ayakları bunun imkanına şehadet edip durur. Felsefeciler normalde hani eee cansız varlıkların bir ses çıkaramayacağına, onların bir akıllarının olmadığına, o yüzden normalde cansız varlıkların bu konuda kendi başlarına bir ihtiyarlarının da olmadığını söyler.

Oysa eee Hazreti Pir bunun normalde eee böyle olmadığını ispat etmek için kendi insanın üzerinden bir örnekleme yapıyor. Diyor ki onun eli ayağı cansızdır. Yani elinin ve ayağının kendi başına bir şey yapması, kendi kendine bir şey idrak edip de yerine getirmesi mümkün değil. Eli ve ayağı hareket ettiren insanın kendi içerisindeki canı. El bu noktada kendine münhasır, kendine ait bir aklı yok. Amama ve lakin vücuda ve akla tabi olduğundan hareket ediyor.

O yüzden cansız şeylerin hareketini, seslenmesini inkar ederlerse de elleri, ayakları bunun imkanına şehadet edip durur.” der. Oysa İslam eee bu konuda insanların cansız olarak gördüğü varlıkların da kendilerine ait bir canının olduğunu düşünür ve öyle hükmeder. veyahut da mahşerle alakalı ayet-i kerimelerde eee mesela mahşerde hesap zamanında insanların kendi elleri, ayakları, dilleri, gözleri, kulakları, uzuvları yani o kimse şahitlik yapacak ama iyi noktada ama kötü noktada.

O yüzden eee Yasin suresi ayet 65’te o gün onların ağızlarını mühürleriz. elleri bize konuşur, ayakları yaptıklarına şahitlik eder. Yani ağızınız mühürlendi. Elleriniz ve ayaklarınız, gözleriniz, kulaklarınız bu noktada şahitlik edecek. Göz diyecek ki ben bunu bunu yaptım. Dil diyecek ki ben bunu konuştum. El diyecek ki ben bunu böyle böyle yaptım. Ayak diyecek ki ben bunu böyle böyle yaptım. Yani bizim kendi uzuvlarımız bize şahitlik edecek. Zaten bir şey itiraz etme imkanımız olmayacak.

Hayatımız tabiri caizse böyle hızla gözümüzün önünden geçiverecek. Biz cehennemlikiz diyeceğiz. Kendi kendimize hükmedeceğiz. Ve Hazreti Pir eee bunu böyle söylerken tabii eee hep bunu derim ya mezhevi bir tefsirdir. Hani bildiğimiz eee Kur’an tefsirleri gibi değildir. Ama Kur’an ve sünneti, seniyeyi kendisini ölçü ederekten bir insanın dini hayatını, aile hayatını, sosyal hayatını komple dizayn eden bir muhteşem bir tefsirdir. İşte normalde eee yine Hazreti Bir muhakkak bu Kur’an’daki delillerden hareket ederekten insan bedeninin organlarının kendiliğinden konuşacağını, hareket edeceğini söylüyor.

Tabii bu böyle sadece öldükten sonra da değil. Meşhurdur ya İsa Aleyhisselam’ın havarilerinden bir tanesi gelir Hatay’a. Hatay’a Antakya’ya gelir. Hatay’a Antakya’ya gelince orada bir iftiraya uğrar. Yani birisinin öldürdüğüne dair. Bu sefer günün Antakya eee şeyi kralı onu hapseder. Onu hapseder. Bir türlü oradan onu çıkarmaz. idam edilecek birini öldürdü diye. O bu sefer bunun normalde eee haberini alan İsa Aleyhisselam’ın baş havarisi Antakya’ya gelir. Antakya’ya geldikten sonra o normalde nerede der öldürülen kimse derler ki filanca yerde.

Öldürülen o kimsenin başına gider. Ondan sonra o öldürülene hitap eden seni kim öldürdü diye. O ölen kimse günler geçmiştir üzerinden. Ondan sonra o hitaba cevap verir. Der ki beni filanca kimse filanca yerde öldürdü. Ölen kimse konuşur o zaman. Normalde bu da bize gösteriyor ki demek ki hani cansızmış gibi görünen varlığın tamamıyla ne yapıyormuş? Konuşabiliyormuş. O yüzden eee ayet-i kerimede elleri ayakları şehadet eder diyor. Normalde bu manada ağaçlar, kuşlar eee taş toprak hepsinin de kendince bir lisanı vardır.

Çünkü yerin de göğün de nuru Allah’tır ve yerdekiler ve göktekiner hepsi de Allah’ı tespih ederler. Siz duyamazsınız diyor ya hani siz duymazsınız. Onların hepsi de Allah’ı tesbih eder. O yüzden ne varsa bir şey Allah’ı tesbih ediyorsa, bir şey Allah’ı zikrediyorsa biz onu normalde cansız görüyoruz. O Allah indinde ise onun bir canı var. Canı olmamış olsaydı o Allah’ı tespih etmezdi. O zikretmezdi. İsra ayet 44. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ı tesbih eder.

Hiçbir şey yoktur ki onu hamd ile tesbih etmesin. Fakat siz onların tesbihini anlayamazsınız. Bakın varlık alemine sudur eden hiçbir şey yoktur ki Cenabı Hakk’ı zikretmemiş olsun. Bütün her şeyin kendi lisanına göre zikri vardır. O yüzden sufiler bütün varlığa karşı, varlığa karşı kendilerince saygılı davranırlar. Taşa, toprağa, üzerindeki elbiseye, kullandığı ahl, edevata, bütün her şeye karşı saygılı davranırlar. Çünkü elinin altındaki her şey, gözünün gördüğü her şey Allah’ı tespih eder, zikreder.

Ama o zikir senkorizasyonunu sen anlayamazsın dediği sen zikretmiyorsun. Sen de iyi bir zakir olur, iyi zikredersen o bütün her şeyin onu zikrettiğini, onu tespih ettiğini duyarsın. Onu anlarsın da burada zikrullah çünkü en büyük nimetlerden birisi ve en büyük işlerden birisi. Yani bütün mükavanat varlığa sudur etmiş olan, kün lafzına mahsar olan her şey Allah’ı zikreder. Bir de hamd ile zikreder. Zikretmeyen hiçbir şey yoktur. Zikretmeyen hiçbir şey yoktur.

O zaman bir şey zikrediyorsa onun canı vardır. Bir şey zikrediyorsa o zaman onun böyle bir kendi kendimize biz cansız gibi görme lüksüne sahip değiliz. O kendi lisanıyla, kendi haliyle, kendi derecesiyle Allah’ı zikreder. Şimdi eee o yüzden her şey taşlar, dallar, ağaçlar, bitkiler, meyveler, sebzeler, içtiğin su, içtiğin su, içtiğin çay, tabak, çanak, kullandığın her şey, elinin değdiği, değmediği, gözünün gördüğü, görmediği her şey Allah’ı zikrediyor.

Aslında sen de farkında değilsin. Senin hücrelerin de zikrediyor. Senin bütün varoluş noktasında bütün hücrelerin, bütün atomların, bütün elementlerin zikrediyor. Hepsi de zikretmeyen hiçbir şeyin yok. Çünkü varlık tamamiyetle bir zikir senfonosun içinde. Ne tarafa bakarsan bak her şey zikrediyor. Bundan insanoğlu kendisi gaflete düşüyor. Aslında kendi hücreleri de zikrediyor. Bütün hücreleri zikrediyor. Bu bazen bütün vücut aynı esmayı okur. Bazen vücudun belirli organları farklı farklı esmaları okur.

farklı farklı esmaları okur. Ama normalde bunun vahdeti birle birlemesi aynı esmaya geçmekle olur. O aynı esmayı yakaladığında vücut tamamıyla o esmayı söyler. Bu normalde Cenabı Hakk’ın sıfatsal tecelliyâtıdır. O kimsenin vücudu mesela komple hu esmasını okur. Komple hu esmasını okuyunca böbreğinden yüreğine kadar, bağırsaklarından diline kadar, dilinden gözüne kadar bütün bütün vücudu hu esması kesilir veya bütün vücudu hay esması kesilir veya bütün vücudu kahhar esması kesilir.

Bu o zaman öyle bir şey olur ki etrafındaki bütün eşyalar da öyle o esmanın içerisine girer. Senin etki alanına bağlı. Senin maneviyatına bağlı. Sen Hu esması, bütün vücudun Hu esmasını okuyorsa, halı, kilim, sandalye, masa, yorgan, yatak, dolap, gözünün gördüğü, görmediği her şey, kulağının duyduğu, duymadığı her şey hu esmasını çekmeye başlar. O senkarizasyondan kendini kurtaramazsın zaten. Onu kurtarmak da istemezsin. O ayrı bir insanda manevi haz olur.

Bunun gibi o sen istesen de istemesen de her şey zaten onu zikrediyor. Bakın her şey onu zikrediyor. Hani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri eline 2iü tane taş aldı. İki ü tane taş alınca o taşlar Allah’ı zikrediyordu. Allah’ı tespih ediyordu. Ondan sonra Hazret-i Ebubekirin efendimizin eline verdi. Hazret-i Ebubekir efendimizin elinde de zikrullah devam etti. Ondan sonra Hazret-i Ömer efendimizin eline verdi. Hazret-i Ömer efendimizin elinde de zikrullah devam etti.

Ardından Hazreti Osman efendimizin eline verdiik taşları. O normalde onun elinde de zikretmeye başladı. Bunu nakleden Ebu Zer Gifari diyor ki benim elime verdi. Benim elimde zikrullah durdu. Ben bunu böyle okuduğumda tüylerim diken diken oldu. Yani Ebuer-i Gifar gibi bir sahabenin iç eline normalde bir rivayette İbn Mesud’un eline veriliyor taşlar ve taşlar Zikrullah’ı kesiyor ve tekrar Hzreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri taşları eline almaya başladığında tekrar zikrullah başlıyor.

Mesnevi Şerhi (2153. Beyitten) Hakkında

Taşların zikrullahı ve taşların zikrullahını Hazreti Peygamber, Hazret-i Ebubekir, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Ebuer-ı Gifari ve diğer rivayeti de için alacağım. İbn Mesud o zikrullah’ı duyuyor. Bakın o zikrullah’ı duyuyorlar. Hepsi de duyuyor. O zaman biz cansız gibi gördüğümüz varlıkların hepsi de Cenabı Hak’ı zikrediyor. Ama bunu bir felsefeciye söylersen felsefeci bunu kabul etmiyor. Aklını önde tutuyor. Aklını önde tutaraktan bu böyle aklın işi değil diyor.

Bunu kabul etmiyor. Oysa mesela yemekler de zikrediyor. Yemekler de Cenabı Hak’ı tespih ediyor. Yemeklerin de dili var. Yine başka bir hadis-i şerifte yemekler dile gelirdi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e derdi ki, “Beni ye veya beni yeme.” Bunlar tabii. Şimdi eee bizim İslam toplumuna bu tip hadis-i şerifler anlatılmıyor, aktarılmıyor. Bunun sebebi şu. Hani metafizik ya bunlar. Bunlar halle alakalı, maneviyatla alakalı. Aklını almıyor. Çünkü yemeğin konuşmasına aklı almıyor.

Suyun konuşmasına aklı almıyor. Herhangi bir bitkinin konuşmasını aklı almıyor. Aklını almayınca reddediyor. Hani mesela işte bunun zayıf hadisler, hadisçiler kekik dile geliyor. Diyor ki, “Beni al ya Resulallah. Ben 70 derde devaımdır diyor. Bakın ben 70 derde devaımdır. Şimdi bunu desen ki aklı önde tutan bir kimse kekik dile gelmiş. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e buyurmuş ki demiş ki beni al ya Resulallah. Aynı şeyi ne yaptı? Davut’a yaptı.

Davut Callutla savaşmaya gidiyordu. Callutla savaşmaya giderken taşın birisi dile geldi. Dedi ki, “Ey Davut beni al.” O taşı eline aldı. Yürüyor, devam ediyor. Başka bir taş daha dile geldi. Dedi ki, “Ey Davut, beni de al.” Onu da aldı. Ondan sonra bir taş daha yolda dile geldi. Dedi ki, “Beni de al.” Onu da aldı. tane taş ü tane taş canı aşağı indirdi. Devasa o savaş makinesini aşağı indirdi. Taş dile geldi. Bakın taş dile geldi. Bu aslında taşın dili vardı zaten.

O esnada taş beni al diyerekten Davut’a seslendi. O yüzden mesela yine meşhurdur ya Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Uhud bizi sever, biz de Uhud’u severiz dedi. Uhud dediği dağ. Sırada sırf taştan oluşma. Uhud bizi sever, biz de Uhud’u severiz.” dedi. Demek ki Uhud seviliyor ve Uhud da onu seviyor. Veya Hazreti Peygambere sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine peygamberlik ilan edildikten sonra da edilmezden önce de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri taşlar ona selam sana ey Muhammed derdi.

taşlar yolda girerken giderken Mekke’deki taşlar Hazreti Peygamber salatu selam ederdi. Ona selam verirdi. Yani biz onu tabii muhakkak taş o ama konuşmaz zannediyoruz. veya başka bir hadis-i şerifte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Uhud’un üzerindeyken deprem oluyor. Deprem olunca ayağını veya bir rivayette de asasını vuruyor Uhud’un üzerine. Diyor ki, “Ey Uhud, sakin ol. Üzerinde bir nebi, bir sıddık, iki de şehit var.” diyor. Deprem kesiliyor anında.

Demek ki laf dinliyor. Uhud onun sözünü dinledi de ümmet onun sözünü dinlemedi. Uhud sözünü dinledi. Sakin oldu, durdu. Bir de burada Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mucizesi çıktı ortaya. Bir sıddık, iki şehit dedi. Sıddık Hazret-i Ebubekir efendimiz, iki şehit dedi Hazret-i Haz. Ömerle Haz. Osman efendimiz ikisi de şehit oldu. Demek ki cansız gibi görünen varlıkların hepsinin de bir dili var. Cansız değiller. Onlar konuşuyorlar.

Hazreti Pir bunu söylerken bizi manaya sevk ediyor. Bugünkü hani böyle eee uydurukça değil diyorum ben onu. Bizi metafiziğe götürüyor. Manaya götürüyor bizi. Yani maddenin ötesine götürüyor. Diyor ki sen etrafındaki dağı, taşı, toprağı, ağaçları, bitkileri cansız zannetme. Hani koca Yunus da diyor ya bizim sordum sarı çiçeğe annen baban var mıdır? Çiçek bana dedi ki annem babam topraktır. Peki sen sordun mu? Kendime soruyorum bunu. Ey Mustafa Özba sen sordun mu?

Sordun mu sarı çiçeğe? İlahi ne kadar güzel. Herkesin dilinde. Sen sordun mu? Sorduğunda cevap aldın mı? Ama bu bize şimdi tuhaf geliyor. Bu bize yanlış geliyor. Sen bir kuşla konuştun mu? Sen bir ağaçla konuştun mu? Sen bu direkle konuştun mu? Sen etrafındaki eşyayı nasıl hor kullandın? Gömleği yırttın. Yırtarken düşündün mü bunun da Allah’ı zikretti diye? Gömleği attın. Attığın gömlekle ne kadar zikrullah yapmıştın. O gömlek Zikrullah’a aşina olmuştu. Ve o gömlek Zikrullah yapmak için can hıraş atıyordu.

Sen ne yaptın? Gömleği çöpe attın. Oysa sufi çöpe atmazdı onu. Sebep çünkü o zikrullah’a aşinaydı. O Allah’ı zikrederdi. Neden sufiler kendilerince hep böyle fazla elbise değiştirmemişler? Aynı elbiselerle zikrullah’a gitmişler. Çünkü o elbiseler zikrullah’a aşina. E ne dedi Allah Resulü sallall hazretleri? Size ölü yani yıkık evle, harabe evle, mamur ev arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah. Harabe ev çok güzel de olsa içinde zikrullah yapılmayan evdir.

Evinizde zikrullah oluyor mu? Evinizde zikrullah olmuyorsa orası sizin villanız, sizin o beş yıldızlı eviniz, sizin böyle beş oda bir salonunuz harabe. Senin evinde zikrullah yapılmıyorsa, senin evine zikir ehli girmiyorsa, senin evinde zikrullah yok ise, harabe senin evin. İstediği kadar mamur olsun senin evin. Ama senin evin eski evinde zikrullah oldu. Orası mamurdur diyor. Zikrullah bu kadar kıymetli. Aranızda ölüyle diri aranındaki farkı söyleyeyim mi?

Söyle ya Resulallah. Allah’ı zikreden diridir. Allah’ı zikretmeyen ölüdür. Ölü Allah’ı zikretmeyen insanlar ölü hükmünde. Onlar öldüklerinde dirilecekler. Öldüklerinde uyanacaklar. Öldüklerinde kendilerine gelecekler. Gel sen o son nefesi vermezden önce Allah’ı zikret. Allah’ın zikriyle tanış ve o bütün kainatın zikrullah’ına sen de katıl. O büyük zikrullah senfonisine sen de katıl. Sen de o zikri yap. Kalk seherlerde Allah’ı zikret. Gündüz zikret. İşine giderken zikret.

Otururken zikret. Yemek yaparken zikret, ütü yaparken zikret, dedikodu yapacağına zikret. Telefonda oraya buraya bakacağınıza zikret. Orada burada dolaşacağınıza zikret. Allah’ı zikret. Allah’ın zikrinin dışında yaptığın her şey gaflet, heva heves. Bir kimsede zikrullah oturmuyorsa o kurtuluşa ermedi. Her an için ayağa kayabilir o kimsenin. O kimse zikirle hemhal olacak o kimse. Çünkü o müminleri tarif ederken Cenâb-ı Hak onlar ayaktayken otururken yanlarınızın üzerine dururken Allah’ı zikrederler.

Namazları kıldıktan hemen sonra diyor aye-ti kerimede ayakta zikrettin mi? Zikrettin mi ayakta? Sen yürürken zikrettin mi? Otururken zikrettin mi? Yatarken zikrettin mi? Ancak o zaman sen Allah’ı zikretmiş sayıldın. Bu ümmeti Muhammed’i zikirden de uzaklaştırdılar. Hucu mu olacaksın? Ben yeni derviş olduğumda herkesin sözü oydu. Aa hucu olmuş o. Evet hucu oldum. Allah’ı zikrettim. Ne diyorlarsa desinler Allah’ı zikret canım kardeşim. Kurtuluşun zikrullah’ta. Ölürken dilin zikrullah ile ıslak olsun diyor.

Hadis-i şerifte Allah Resulü sahabesine sahabesine söylüyor bunu. Diyor ki bana bir şey söyle. Bana bir nasihatte bulun. Kurtuluşa ereyim onunla diyor. Sahabe kurtuluş için çırpınıyor. Bizim gibi kat alacağım, yat alacağım, elbise alacağım, şunu şöyle yapacağım, bunu böyle yapacağım diye çırpınmıyor. Son nefesi için çırpınıyor. Kurtuluşu için çırpınıyor. Soruyor Hazreti Peygambere sallallahu aleyhi ve sellem’e, “Bana öyle bir şey söyle, ben onunla kurtulayım.” Diyor ki, “Dilin ölürken zikrullah ile ıslak olsun.

Ama bu ümmeti Muhammed’e, bu insanlara tarikat düşmanlığı, veli düşmanlığı, şeh düşmanlığı, tasavvuf düşmanlığını içimize yerleştirdiler. Bir tane kaydırugu bir adam çıktı. Onun üzerinden bütün ehli tarikata saldırdılar. Dertleri ehli tarikat değil. Dertleri İslam. Ne yazık ki müslümanım diyenler de saldırıyor. Ne yazık ki ehli tarikatım, ehli cemaatım diyenler de saldırıyor. Birisi çıkıyor diyor ki yani Bediüzzaman Saidin Nurs hazretleri dedi ki diyor o zaman tarikat zamanı değil.

Mesnevi Şerhi (2153. Beyitten) ve Önemi

E okudun muat 29 mektup 9 kısım 8. telvihi okumadın. Hatta okutmadınız da hatta mektubatın içinden kaldırdınız. Onu bunun zamanı değil dediniz. Bediüzzaman Said Nurs hazretlerinin kitabına ihanet ettiniz. Yoluna ihanet ettiniz. Bu şuna benziyor. Bu hadis-i şerif şimdi söylenmez. Allah Resulü söylemiş. Bu hadis şimdi söylenmez. İhanet ettiler. Hazreti Peygambere de ihanet ettiler. Kur’an’a da ihanet ettiler. Din adına ihanet ediyorlar. Şimdi cihat ayetleri konuşulmaz.

din adına, dine din adına, din adına dindarlar dine ihanet ediyor. Kur’an’a ihanet ediyor. Herhangi bir ayet-i kerimenin bu zamanda uygulanmayacağını söyleyen bir kimse küfür ehlidir, kafirdir. O İslam dünyasına ihanet ediyor. Satılmış, şerefsiz, kanı bozun teki. İnsanlar da onu dinliyorlar. Bir hadis-i şerif. Bu hadis-i şerif bu zamanda söylenmez diyen kimse Hazreti ihanet ediyor. O dinine ihanet ediyor. Sana mı düştü? Bu hadis-i şerifin hangi zamanda söylenip söylenmeyeceği aynı şey.

Bediüzzaman Said Nurs hazretlerinin 29. Telvi tasavvuf, tarikat, hakikat namları altında öyle nurani, öyle şirin bir yol vardır ki denizler mürekkep olsa, bütün ormanlar kalem olsa, o deryadan bir damlayı yazamaz diyor. Bunu söylediğimde önce risaleciler karşı geliyor. Orada diyor çünkü bir kimse diyor adi samimi bir derviş olsa silsile-i meşayiye duyduğu muhabbet cihetiyle zındikanı karşısında asla diyor imanını yok etmez. İmanı gitmez. Ama diyor bir kimse mütefennin alim olsa bugünkü zındikanın karşısında imanını koruması müşkülleşmiştir diyor.

Zikrullah var. Çünkü o kimse zikirle dirilecek. Kalbin zikirle dirilecek kalbin zikirle temizlenecek. Zikrin yoksa insan değilsin. Zikrin yoksa insan değilsin. Sebep her an için sapkınlığa düşebilirsin. Her an için. Her an için hayvandan daha aşağı bir mahluk olursun. Sebep çünkü sen Zikrullah’a sırtını döndün. Zikrullah’ı unuttun. Zikrin yok. Zikrin yoksa sen insan bile değilsin. Görüntün insansın. Çok net konuşuyorum. Bir kimse zikrullah’a sırtını döndüyse Allah’a sırtını dönmüştür.

Hayvanlar aşağı mahluktur. Bir kimse zikrullah yapmıyorsa, zikrullah yapmıyorsa, Allah’ı zikretmiyorsa, hayvandan daha aşağı mahluktur o. Bunları konuşmak için cesaret lazım. Mümin cesaretlidir. Mümin hakkı ve hakikati her platformda haykırır. Başı uğruna haykırır. Çünkü sen hala daha elindeki yiyeceğin zikrullah’ını duymadıysan kendini sorgula. Sen kullandığın eşyanın zikrullah’ını duymadıysan kendini sorgula. Kendi hücrelerinin zikrini duymadıysan kendini sorgula.

Yürürken taşların zikrini, duvarların zikrini, ağaçların zikrini, kuşların zikrini duymuyorsan kendini sorgula. Canım kardeşlerim bunlar uzak şeyler değil. Kendinizi Allah’a teslim edin. Kendinizi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine teslim edin. Sünnet-i seniyeye tabi olun. Gidecek olduğunuz tek yol var. Kur’an ve sünnet. Hazreti Muhammed Mustafa’nın sünnet-i seniyesi. Onun mucizelerini, onun mucizelerini tekrar tekrar okuyun. yaşamış olduğu halleri, yaşamış olduğu hayatı okuyun.

Deyin ki bu neden bizde yok? Gitti mezarın başına, mezarın başına dedi ki bu kardeşleriniz kabir azabı çekiyor. Şimdi profesörüm diyen kimseler kabir azabını inkar ediyor. Bakın Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gitti yanında birçok sahabe var. dedi ki bu kardeşleriniz kabir azabı çekiyor. birisi dedi ayakta bevletmekten dolayı, birisi laf getirip götürmekten dolayı, laf getirip götürenler, dillerine sahip olmayanlar, olur olmaz konuşanlar, bir başkasının sözünü bir başkasına götürenler, duyduğunu bir başkasına aktarman yalan olarak değil, yar yalan olarak yeter denilen hadis-i şerifi es geçip duyduğunu bir başkasına aktaranlar Allah nasıl hesap verecek?

Kabir azabı var. Kabir azabı var. Allah Resulü kabre vakıf idi. Hepsinin başına birer tane hurma dalı dikti. Hepsinin başına üç tane mezarın başına üç tane hurma dalı dikti. Dedi ki bunlar rüzgar estikçe hay esmasını okuyacak ve bunların dedi kabir azabını hafifleyecek. Bizim mezarlıklarımız o yüzden kara selvilerle doludur. Neden kara selvi hiçbir zaman yeşil yaprağını yok etmez? Mezarlıklarınızı kara selilerle donatın. Bunu da terk etti ümmeti Muhammed. Gidin mezarların başına kara selvi dikin.

Gidin annenizin, babanızın mezarının başına kara selvi dikin. O aidiyet kesmedin. Ve annenizin, babanızın veya yakınlarınızın o vefat eden kimsenin başında o selvi esttikçe hadis var. Çünkü kabirdekinin kabir azabı hafifleyecek. E gidiyorsunuz şimdi gidin mesela işte İmam Birgiva Hazretlerinin başında kocaman bir kara selbi var. 4 be kişi toparlansa ancak bir onu sarar. Çünkü o eskiler bunları önemserlerdi. Her şey Allah’ı zikreder. E bunu felsefeciler kabul etmiyor.

İslam dünyasında dai bir kısım insanlar bunu kabul etmiyor. Allah’ı zikretmeyen hiçbir zerre yoktur. Allah bizi zikredenlerden eylesin. O yüzden mahşerde de vücudunuz dillenecek. Bütün azalarınız dinlenecek. Rabbim o mahşer yerinde bütün ümmeti Muhammed’i muhafaza eylesin, korusun. Cümlemizi orada e uzuvlarımızın aleyhimize şahitlik etmesinden korusun. Affolmuş olarak huzuruna alsın bizleri. Aff aff olmuş olarak alsın ki o Hazreti Muhammed Mustafa’nın ve diğer peygamberlerin önünde bizi Cenabı Hak utandırmasın.

O yüzden insanların kemiklerine varıncaya kadar, tüylerine varıncaya kadar mahşer yerinde konuşacak. Hepsi de bunu kabul etmeyebilir aklı evveller. Ama bu hadislerle sabittir. Rabbim bizleri muhafaza eylesin inşâallah. Konu başlığı Peygamber Aleyhisselam’ın mucizesi. Ebu Cehil Aleyhillan’in elinde taş parçalarının dile gelerek Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in doğruluğuna şehadet etmeleri. Ebu Cehil’in elinde taş parçaları vardı. dedi ki, “Ey Ahmet, şu avucumda ne saklı?

Çabuk söyle. Madem ki göklerin sırrına vakıfsın, peygamberen avucumda ne saklı? Peygamber, onlar nedir? Ben mi söyleyeyim yoksa onlar mı doğru olduğumuzu söylesin? Bizi taksi tasdik etsinler. Hangisini istersin?” dedi. Ebu Cehil, “Bu ikincisi daha garip.” deyince peygamber dedi ki, “Evet Allah onda daha ilerisine de kadirdir.” dedi. Derhal Ebu Cehil’in avucundaki taşların her biri şehadet getirmeye başladı. İbadete layık hiçbir şey yoktur. Ancak tek Allah tapılır.” dedi ve “Muhammed Allah’ın elçisidir.” incisini deli.

Ebu Cehil taşlardan bu sözü işitince hiddetle taşları yere vurdu. Tabii hiddetle yere vurmakla kalmadı. Dedi ki, “Sen tam bir büyücüsün. Orada bırakmadı. Sen” dedi, “Bir büyücüsün işte. Hazreti Pir bu örneği, bu hadis-i şerifi buraya alaraktan bir hem cansız gibi görünen taşların Allah’ı zikrettiğini, cansız gibi görünen taşların Hazreti Muhammed Mustafa’nın peygamberliğini kabul ettiğini, cansız gibi görünen taşların Allah’a ibadet ettiğini gösterdi taşlar kendiliğinden o Hazreti Peygamber o elindekiler benim kim olduğunu söylesin deyince eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve resulühu dedi taşlar.

Öyle deyince Ebu Cehil attı taşlar elinden. Çünkü Ebu Cehil şuna inanmıyordu. Allah’ın varlığına, birliğine ve aynı zamanda Muhammed Mustafa’nın peygamberliğine iman etmiyordu. Şimdi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mucizelerini inkar edenlerle Ebu Cehil’in arasında bir fark yok. O gün için Ebu Cehil o mucizeyi inkar ediyordu. Sen büyücüsün diyordu. Bugün de Hzreti Muhammed Mustafa’nın mucizelerini inkar ediyorlar. Ve demek ki hadis-i şerifle sabit oldu ki cansızmış gibi görünen varlıkları da Cenabı Hak’ı zikrediyor.

Hazret-i Muhammed Mustafa’nın peygamberliğini tasdik ediyor ve o bu taşların konuşması bu konuda çok rivayet var taşların konuşmasıyla alakalı. O yüzden mesela bütün bu noktada Hazreti hazretlerinin peygamberliğini bütün bizim canlı veya cansız olarak nitelendirdiğimiz bütün varlık onun peygamberliğini ilan etmiş oldu. Rabbim bizleri o peygambere hayırlı bir ümmet eylesin. Bizleri zikir ehli eylesin. Her daim kendisini zikreden kullarından eylesin. Günahlarımızı, kusurlarımızı affı mağfiret eylesin.

Yolumuzu, istikametimizi Kur’an ve sünnet noktasında daim eylesin. Önümüzdeki hafta Allah sağlık, afiyet, nefes verirse inşâallah çalgıcı hikayesinin sonu ve Emirel Müminin’in Ömer’in Allah ondan razı olsun. kendisine hatif söylediğini alıp ulaştırması. Bu konu başlığından inşâallah devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Bizden yana da helal olsun. Elfatiha selavat.


Kaynak

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı yukarıdaki YouTube oynatıcısından izlenebilir.

İlgili Sohbetler

Daha fazla bilgi için Tasavvuf sayfasını inceleyebilirsiniz.