4 Kapı 40 Makam Serisi

3. Marifet(Devamı) 4 kapı 40 Makam


Mârifet Kapısının Birinci Makâmı: Edepli Olmak Dört Kapı Kırk Makam yolculuğunda mârifet kapısına ulaşan sâlik, artık şerîat kapısının on makâmını, tarîkat kapısının on makâmını ve emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne gibi nefs mertebelerini geçmiş; kalbi ilhâm almaya başlamış bir kimsedir. Bu mertebeye varan kişinin ilk öğreneceği ve yaşayacağı makam, edepli olmaktır. Edep, mârifet kapısının birinci hâlidir ve sûfîlere mahsus özel bir edeptir. Kaynaklar: Kur’ân-ı Kerîm, Zâriyât Sûresi, 51/56 (yaratılış gâyesi); Necm Sûresi, 53/17 (gözü kaymadı); İmâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn , “Kitâbu

Âdâbi’l-Muâşere”; Abdülkâdir Geylânî, el-Fethu’r-Rabbânî . Zâhirî Edep: Hayâtın Her Ânında Edep Dâiresi Güzel ahlâk sâhibi olmak, bir kimsenin gözünden, kulağından, elinden, ayağından ve uzuvlarından haram bir şey çıkmaması demektir. Kendisini haramlardan uzak tutan, elini dilini kulağını muhâfaza eden kimse güzel ahlâk sâhibidir. Edepli olmak ise bunun çok ötesindedir; o kimsenin bütün hâl ve hareketleri, ibâdetlerinden sokakta yürümeye varıncaya kadar her şeyin edebine vâkıf olup o edebi yaşamasıdır. Yemek yemenin edebi vardır, tuvalete girmenin edebi vardır, evine girerken edebi vardır, çıkarken

edebi vardır, dükkâna giderken edebi vardır, bir arkadaşınla selâmlaşırken edebi vardır, sohbet ederken edebi vardır, eşine yaklaşırken edebi vardır, çocuğuna hitâb ederken edebi vardır. Karşıdaki kimsenin konumuna, durumuna, vaziyetine göre ona bir yaklaşma edep ve âdâbı vardır. Namazın edebi vardır, orucun edebi vardır, zikrullâhın edebi vardır, haccın edebi vardır. Her ibâdetin farzı, vâcibi, sünneti ayrı; edebi ayrıdır. Mârifet sâhibi olacaksa, bu edep dâiresinde yaşayacaktır. Varlığa yaklaşmanın edebi vardır; bir çiçeğe yaklaşmanın, bakmanın, koklamanın edebi vardır. Artık o kimse bütün edep

dâiresinde yaşar; onu saran, çevreleyen her şeyin edebi vardır. Kıyâfetin edebi vardır; onu giymenin, çıkarmanın, muhâfaza etmenin, katlamanın edebi vardır. Kirli deyip kıyâfetinizi atarsanız, kıyâfetinize edepsizlik etmiş olursunuz. Güzelce katlayıp koyacaksınız. Kaynaklar: İmâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn , “Kitâbu Âdâbi’l-Ekl”, “Kitâbu Âdâbi’s-Sefer”; İmâm Nevevî, el-Ezkâr (günlük hayat duâları ve âdâbı); Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî (edep bahisleri). Mevlevî Âdâbı ve Eşyâya Hürmet Mevlevî edebi, her şeye hürmetle yaklaşmaktır. Yatacağın zaman yastığını öpersin; “Sen olmasaydın boynum ağrırdı” dersin. Yorganını üzerine çekerken öpersin; “Sen

olmasaydın ben üşürdüm” dersin. Giyeceğin kıyâfetine, paltonuna “Cenâb-ı Hak seni bana verdi, hamdolsun” diye şükredersin. Sofranın edebi vardır, yemeğin edebi vardır, nasıl oturulacağının âdâbı vardır. Mârifet kapısında edep denildiğinde, o kimsenin bütün hayâtını ihâta eden bir edep kasdedilmektedir. Kaynaklar: Ahmed Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn (Mevlevî âdâbı); Ankaravî İsmâil Rusûhî, Mesnevî Şerhi ; Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî , I-VI. Eş ve Âile İlişkilerinde Edep Kadına yolda bağırılmaz, çağrılmaz, küfür edilmez, hakâret edilmez. O kadın da yolda, dışarıda kocasından bir laf söylemez; edebi vardır.

Baba çocuklarına dışarıda azarlamaz, seslenmez, yüzünü dökmez, mutsuz etmez; evde ne yapacaksa yapar, terbiye edeceğini öyle söyler. Dışarıda davranışın edebi ayrı, evin içinde davranmanın edebi ayrıdır. Sûfîler, evde dillerine geleni söyleyemezler. Çocuklarının yanında erkekler eşlerine diledikleri gibi konuşamazlar; edebi vardır. O çocuk seni derviş görecekse, sûfî görecekse, sen eşine edep dâiresinde davranacaksın. Kadınlar da evde erkeklerine ağızlarına geleni söyleyemezler; çocuklar sizi rol model görecektir. Evde iyi bir eşe nasıl davranılması gerekiyorsa öyle davranacaksınız. Tarîkat demek edep demek, sûfîlik demek edep

demektir. Kaynaklar: Buhârî, Sahîh , “Nikâh”, 97 (kadınlara güzel muâmele); Müslim, Sahîh , “Radâ”, 61; İmâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn , “Kitâbu Âdâbi’n-Nikâh”. Dergâh ve Sohbet Âdâbı Bu edebi öğrenmenin birinci yolu hadîs-i şerîflerdir, ikinci yolu tarîkat ehlinden ve sûfî âdâbından öğrenmektir. Otur, oranın büyükleri vardır; büyüklerine bak, seyret, dinle. Dün gelip çok bilmişlik havası taslama; bil ki burada herkes tâlibdir, hiçbir zaman öğrenciliğini unutma, edebini terk etme. Sen âmir olmuşsun, memur olmuşsun, zenginsin, fakirsin; bunları bırak. Burada neler gelmiş geçmiş;

Âdem’den beri bu yol vardır, nice bilenler, nice çok ötenler geçmiştir. Onların hâtâsı senin farzından iyidir; onların hâtâsı senin iyiliğinden iyidir. Otur seyret, otur dinle. Sen karakol yüzü görmedin, onlar gördüler; senin kapında polis durmadı, onun kapısında durdu. Edebini muhâfaza et, biliyormuş havaları yapma; edep yoldan geçer ve edebi olmayan isterse sarı kula da dolansın, yıkılır. Edebini muhâfaza etsin. Çay içmenin dahî edebi vardır. Topluluk içinde yavaşça içeceksin, ses çıkarmayacaksın, şapırdatmayacaksın. Kaşığını edep dâiresinde karıştıracaksın, kenara vurup çıt çıt ses

çıkarmayacaksın. Derviş çayı bitince bardağını kaldırıp “Bana çay ver!” demez; bekleyecek, edeple duracak. Çay dağıtan da gözünü açacak, “Yâ Rabbi! Kimin çayı boşaldıysa bana göster ki hizmet edeyim” diyecek. Kaynaklar: İmâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn , “Kitâbu Âdâbi’s-Sohbe”; Sülemî, Âdâbu’s-Suhbe ; Kuşeyrî, er-Risâle , “Edep” bahsi. Sabır ve Edep: Evliyâ Kıssaları Bir zât varmış; eşi ona şirretlik yapıyormuş, bu adam hep sabrediyormuş. Kadın olanca kötü lafı söylüyormuş; ama bu zât edebi muhâfaza ediyormuş. En sonunda kadın dayanamamış, bir tokatı yapıştırmış. O

zât kıbleye yönelmiş hâlde idi; kafasını bile kaldırmadı. Ama o esnada doğudan batıya bütün hâller açıldı, bütün varlık gözünün önünde tecellî etti. Bu zât “Elhamdülillâh” dedi. Kadın şaşırdı: “Bir tokat yiyorsun, Elhamdülillâh diyorsun?” dedi. O ise o tokatla hangi makâmdan geçtiğini idrâk etmişti. Bir başka kıssa: Bir şeyh, hacca giderken yol üstünde bir şeyh efendiyi ziyâret etmiş. Eşi çok sert, çok geçimsiz bir kadınmış. Adam evden kovulmuş, kapının önünde beklemiş. Baktı ki şeyh efendi geliyor; iki tane aslan onun emrinde,

sırtlarına odun bağlanmış, aslanlar odun taşıyor. Hoş sohbet ettiler. Adam hacca gitti; dönüşte tekrar o zâtı ziyâret etti. Kapıya bir başka kadın çıktı; nârin, nâzik, kibâr bir kadın. Hürmetle karşıladı, yemek ikrâm etti. Meğer önceki eşi vefât etmiş, ihvân toplanıp “Efendi çok çekti” diyerek onu güzel huylu bir hanımla evlendirmişler. Fakat şeyh efendi dedi ki: “O eski hâlimi özlüyorum. Aslanlar artık beni dinlemiyor, önümde bir şeyim kalmadı. O yüzden odunları kendi sırtımda taşıyorum.” İşte o eski eşin sertliğine sabredişi, onun

mânevî makâmının sebebiydi. Kaynaklar: Ferîdüddîn Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ (evliyâ menkıbeleri); Abdülkâdir Geylânî, el-Fethu’r-Rabbânî ; İmâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn , “Kitâbu’s-Sabr ve’ş-Şükr”. Mânevî Edep: Üstâda ve Hz. Peygamber’e Karşı Edep Bir de bu işin zâhir tarafının ötesinde mânâ tarafı vardır. Mânâda üstâdına karşı edebini muhâfaza etmek, Hz. Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem’e karşı edebini muhâfaza etmek lâzımdır. Üstâdın zâhirde söyledikleri vardır, bir de mânâda söyledikleri vardır. O mânâda söylediklerine itirâz etmemek, gözünü ondan ayırmamak edeptir. Mârifet ehlinin edebinde iki husus vardır:

Birincisi, zâhirde sünnetleri icrâ etmek; ikincisi, mânâda söylenenleri harfiyyen yerine getirmek ve o edebi korumaktır. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bir şeyi yap dediğinde yapmak, at dediğinde atmak, tut dediğinde tutmaktır; tereddütsüz. Şeyhin de sana at dediğinde, şerîata uygunsa atarsın; tut dediğinde, şerîata uygunsa tutarsın. Bu mânevî edeptir; tereddüt etmezsin. Kaynaklar: Kur’ân-ı Kerîm, Necm Sûresi, 53/17-18 (gözü kaymadı, aşmadı); Buhârî, Sahîh , “Rikâk”, 38; Kuşeyrî, er-Risâle , “Edeb” bahsi; Hucvirî, Keşfu’l-Mahcûb , “Edep” bölümü. Rüyâ ve Hâl Edebi Mârifet

kapısında bir kimse hâl sâhibi olduğunda, rüyâ görmeye başladığında, bunlara itâat eder. Üstâdı vardır; bir hâl gördüğünde gelir, üstâdına anlatır: “Hâlimde böyle bir şey gördüm” der. Bir şey yapılması gerekiyorsa üstâdı söyler, esmâsı değişecekse üstâdı bildirir. Rüyâsını üstâdına yazar; Ahmet’e, Mehmet’e, komşuya değil, üstâda yazar. Edebi budur. Rüyânızda Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem size bir şey emrederse, o mesele bitmiştir. “Yapamam, edemem” demenin yeri yoktur; hangi akılla Hz. Muhammed Mustafâ’ya “yapamam” diyebilir bir kimse? Eğer o hâl gerçekten hâlise,

gerçekten mânâ tecellî ettiyse, sen başını bile kaldıramazsın; hayır diyecek hâlin yoktur. O yüzden edebi vardır bu işin. Necm Sûresi’nde Cenâb-ı Hak buyurur: “Gözü kaymadı ve aşmadı.” Gözünün gördüğünü kalbi de tasdîk etti. İşte bu, mârifetteki edebin zirvesidir; artık onun gözü şaşmaz, kalbi de şaşmaz. Bir kimse hâlinde Abdülkâdir Geylânî hazretlerini gördüğünde, gözü gördü, kalbi de ilhâm aldı, “Bu Abdülkâdir Geylânî’dir” dedi; veyâ bizzat kendisi “Bana Abdülkâdir Geylânî derler” buyurdu. Ortaya şek şüphe yoktur; gözün gördüğünü kalp tasdîk etti. Bu,

Necm Sûresi’ndeki âyetin tecellîsidir. Hz. Ebûbekir radıyallâhu anh efendimizi gördüğünde de aynıdır; onu gözün gördü, kalbin tasdîk etti, şüphe yok, soru işâreti yok. Sakın edebi muhâfaza et, şüphe etme; söylediklerini iyi dinle, koru. Sana bir emir verirlerse harfiyyen yerine getir; gözünü budaktan ayırma. Öleceğini bilsen, mezâra gireceksin bilsen, yürü; şek şüphe etme. Kaynaklar: Kur’ân-ı Kerîm, Necm Sûresi, 53/11 (“Kalp, gördüğünü yalanlamadı”); Buhârî, Sahîh , “Ta’bîr”, 10 (rüyâda Hz. Peygamber’i görmek); Abdülkâdir Geylânî, el-Gunye li-Tâlibî Tarîki’l-Hak ; Kuşeyrî, er-Risâle , “Rü’yet”

bahsi. Şeyhlik İddiâsı ve Hâl Sâhipliği Bakın, “ben şeyhim” diyenlerin pek çoğunda bu hâllerden haberleri yoktur. Şu anda Türkiye’de şeyh olduğunu iddiâ edenlerin yüzde doksan dokuzunda böyle bir hâl bulunmamaktadır. Kimisi ortaya çıkıyor, müthiş lâflar edip batırıyor; kimisi kılıç kuşanıp dolaşıyor. Ama bu hâllerden hiçbirinin büyük çoğunluğunun haberi yoktur. Zâhirde güzel görünüyorlar ama kabir hâlleri yok, rüyâ hâlleri yok, rüyâ tâbir edecek ilimleri yok, mânevî hâlleri yok. Mânevî bir hâl gösteren kimse ise Abdülkâdir Geylânî hazretlerini görmüştür; gözü gördüğünü kalbi

de tanımıştır. Kaynaklar: İmâm Rabbânî, Mektûbât , I/36 (gerçek mürşidin alâmetleri); Hucvirî, Keşfu’l-Mahcûb ; Abdülkâdir Geylânî, el-Fethu’r-Rabbânî . Allah bize bu hâlleri yaşayanlardan eylesin. İnşâallah önümüzdeki hafta mârifet kapısının ikinci makâmı olan “bencillik, kin ve garazdan uzak olmak” konusuyla devâm edeceğiz. Haklarınızı helâl edin; bizden yana da helâl olsun. El-Fâtiha.


Kaynak

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı: https://www.youtube.com/watch?v=VdFGw8f6cH4