Allah’ı: Doğru Bir Tanedir: Herkesin Kendi Gözlüğü
Dinin yaşayışları vardır, dinin anlayışları vardır. Herkes bu noktada bakışı, yaşayışı ve anlayışı kapsar. Oysa doğru bir tanedir. O doğruya herkes kendi gözlüğüyle, kendi rengiyle, kendi mantığıyla, kendi yaşadığıyla bakar ve kendi kendine bir şey çıkarır. İnsanların yüzde doksan dokuzunun kendi kafasında o noktada bir doğrusu var. Ya doğrusunu teyit ettirmek için soru soruyor ya da doğru olduğunu bildiği bir fikri var, soru sormak için soruyor.
Kim kendi doğru bilgilerini, kendi doğru düşüncelerini ve kendi gözlüğünü bir müddet kenara bırakır da gerçek doğrunun gözlüğünü ve gerçek doğrunun aklını kendisine göz ve akıl olarak alırsa, o zaman doğru gerçek menziline ulaşmış olur.
Nur Metaforu ve Kendinden Geçmek
Ortada bir nur var. O nura hepiniz bakıyorsunuz ve hepiniz de kendi göz renginizi onda görüyorsunuz. Birisi yeşil diyor, öbürü kırmızı, öbürü beyaz, öbürü sarı. Aslında nurun rengi nurdur. Nurun rengi eşittir nur, nurun cismi eşittir nur. Ama biz nura baktığımızda kendi rengimizi, kendi cismimizi, kendi hayalimizi, kendi varlığımızı görürüz.
Nuru gerçek mahiyetinde görebilmemiz için önce kendimizden geçmemiz gerek. Kendinden geçmek demek kendini yok bilmek, kendi doğrularını silip atmak, kendi aklını bir kenara koymak, kendi ibadetlerini kenara atmak, yok görmek demektir. Kendinle alâkalı bir zerrenin dahi var olma ihtimalini dahi görmemek demektir. Ancak o zaman biz nurun gerçek mahiyetini görebilme imkânına sahip oluruz.
Dinin ve Tasavvufun Gayesi: Allah’ı Tanımak
Din, insanlara zorlaştırılmak için indirilen bir anayasa değildir. Din, insanlar Allah’ı tanısın, Allah’ı bilsin diye indirilmiş bir olgudur. Tasavvufun maksadı ve gayesi Allah’ı tanımak ve bilmektir. Bunun geçtiği yol bellidir: Allah’ı sevmek, Allah’a kul olmak, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine ümmet olmak ve O’nun ‘yapma’ dediklerini yapmamaktır.
Takva, Sabır ve Milliyet Meselesi
Takva şüphelileri terk etmektir, haramları terk etmektir, helâllere dahi temkinli yaklaşmaktır. Sabrın özü ise belâ ve musibetin O’ndan geldiğini bilip O’na güler yüzlü davranmaktır. O’nu biliyorsan bid’atleri terk edersin, millet sevdasına düşmezsin. Bütün insanların Âdem’den geldiğini bilerek bir millet felsefesinin boş olduğunu anlarsın. Milletse bir tek millet var: İnsan milleti, Âdem milleti.
‘Takvâ bakımından en üstün olanlar üstündür.’ O zaman bir Sırp Müslüman olursa, mü’min olursa, takvaca üstün olursa ‘Sırp’ diye kenara mı atacaksın? Atmayacaksın. O zaman senin milliyetin kalmadı bu manada.
Makam İddiası ve Kulluk
O’nu tanımak yoluna giren bir kimsenin makamı olmaz. Kendinde bir makam görüyorsan seyr ü sülûkte de değildir, takvâ noktasında da değildir, Allah’ı bilme noktasında da değildir. Kulluktan başka bir makam mı var? Kime karşı bir makam söz konusu olacak ki?
O’nu tanıyan kimsenin aklı O’nun aklına benzer; kendi aklı yoktur. Bu, yemesini içmesini karıştırması demek değildir. Meselelere bakarken O’nun aklıyla bakmaya çalışır, O’nun gözlüğüyle bakar. Hadîs-i Kudsî tecellî eder: ‘Benimle görür, benimle tutar, benimle yürür.’ Bu, o kimse Allah oldu demek değildir, hâşâ. Ama O’nunla gören kendisine nasıl bir makam isnad edecek ki?
İnsanı Hayvandan Ayıran: Yaratılış Gayesi
Biz sabahleyin kalkıp işimize gidip yemeğimizi yiyip akşam eve gelince oturup çay içecek; bunun için yaratılmadık. Hayvanlar da sabahleyin çıkarlar, avlanırlar, yemlenirler, akşam yuvalarına dönerler. Onların da kendilerine göre aileleri var, alanları var. Bir aslan kendine alan biçiyor, siz de evinize kimseyi almıyorsunuz. Sizi siz yapacak olan unsur farklıdır: Allah’ı tanıma ve bilme.
Hesapsız ve Kitapsız Sevgi
Bir şey karşılığında birisini seviyorsanız, karşılık olarak sevdiğiniz şeyin kulu olursunuz. Üstadınızı, ‘sizi sevsin’ diye seviyorsanız o sevgiyle sonuca ulaşamazsınız. Allah’ı severken ‘Allah beni sevsin’ diye seviyorsanız o sevgide bir hesap kitap var demektir.
Biz Allah’ı severken Allah’tan bir şey mi bekleyeceğiz? Sevgimizin karşılığı varsa bizim hayvandan bir farkımız yok. Hayvan da otu bulduğunda Allah’a şükür diyor daha fazla seviyor, ceylanı yediğinde Allah’ı daha fazla seviyor. İnsanı buradan ayıran şey: biz ot veya ceylan için Allah’ı sevmeyiz.
Gece İbadeti: Geceyi Kim İçin Yarattı?
O’nu tanıyorsan gece yatak sana batar. Geceyi, kendisini tanıma yoluna düşenler için yarattı. Eğer geceyi uyumak için yaratmış olsaydı peygamberler geceleri uyurdu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu: ‘Yâ Âişe, müsaade eder misin ben Rabbimle konuşayım, Rabbimle hemhâl olayım?’
O’nu tanıyorsan yarından endişen olmaz. Yarından endişen varsa O’nu tanıyorum diye yalan söylüyorsun. Sana ne kadar lazımsa gelecek, merak etme. O’nu tanımıyorsan merak ediyorsun, şüphedesin.
Tarikat Putçuluğu ve Yol Tasnifi
Abdülkâdir Geylânî hazretleri ‘Ben Kâdirî yolu kuruyorum’ dememiş. Bahâeddîn Nakşibendî dememiş, Mevlânâ dememiş, Hacı Bektaş dememiş, Hacı Bayram dememiş, Yûnus dememiş, Hallâc-ı Mansûr dememiş, Cüneyd-i Bağdâdî dememiş, Sırrî Sakatî dememiş. Hep arkasından gelen putçular yapmışlar.
İnsanların nefsi, şeytan vesvesesiyle insanları putlaştırır. Tarikatın içinde de tasavvufun içinde de putlaştırılanlar vardır. Allah, tasavvuf ve tarikatın putçularından muhafaza eylesin.
O’nu tanıyanlar gerçek manada hiçbirisi dememiş ‘bize şu verildi’ diye. Önümdeki mihmandâr diyor ki: ‘Hakkıyla sana kulluk edemedim yâ Rabbî!’ Ben onun arkasından giderken nasıl derim ki ‘bana şu verildi’?
Postacı Metaforu: Mürşid ve Sevgiliden Haber
O’nu anlatan, O’ndan haber getiren, O’ndan bir şey söyleyenin önünde edepli duracaksın. Birisi sevdiğinden size mektup gösterse ne yaparsınız? Eskiden postacılar sevgiliden bir mektup getirirse insanlar evinde ne varsa en güzel şeylerini hediye ederlerdi.
Sen O’nu seviyorsan postacısını da seveceksin, mektubunu da seveceksin, postacının ayakkabısını dahi seveceksin. ‘Ben seni seviyorum ama senin postacını kabul etmiyorum’ dersen, sevdiğin der ki: ‘Ahmaktır, ahmak! Beni seviyorsun, benim postacımı sevmiyorsun, benim mektubumu sevmiyorsun. Nasıl sevgi bu?’
Akıl Senin Şeytanındır
O’nu tanıyorsan aklına uymazsın. Şeytanı dışarıda arama; akıl senin şeytanındır. Mûsâ aleyhisselâm kırk gün kendinden geçmiş. Demek ki sen kendindesin henüz. O’nu gördüğünde sen kendindesin demek, onu görmedin demek. O’nu görmüş olsan vallahi kendinden geçersin; aklın kalmaz, fikrin kalmaz, gözün kalmaz, kulağın kalmaz, sen kalmazsın.
Aklından gelme! O’nu sevenin yanında dahi aklın işi yok. Eğer aklın iş olmuş olsaydı şeytan akıllıydı; ama Allah’ın emrine secde etmedi. Akla uydu, nefse uydu. O’nu tanıyan aklına uymaz.
Çoban ve Ağa: Kimden İsteyeceksin?
O’nu tanımayanlar başkasından bir şeyler isterler. Padişahı bilmiyor, ne yapacak oradaki çobandan isteyecek. Çobanın sahibi var, koyunların sahibi var. Akıllı olsa onların sahibini bulsa, gider ağadan ister. Ağa bir tane istersen on bir tane verir, on bir tane istersen yüz bir tane verir. Ama çoban bir tane bile veremez.
Allah diyor ki: ‘İsteğine her şeyi veriyorum! Ne istersen veriyorum!’ Yok yok, ne vermeyecek ki? Ama sen sevgilinden sevgiliyi iste. Dünya istiyorsan verir, kadın istiyorsan verir, ev istiyorsan verir. Kesinlikle bulursun. Ama O’nu tanımak için geldik dersen hepsinin sevgisini kaybedersin; bu yok etmek demek değil, onların sevgisinin seni bağlamaması demektir.
Sevgilinin Emanetleri
Hatun vermiş, çocuk vermiş, arkadaş vermiş, dost vermiş, hayvan vermiş, araba vermiş, ev vermiş, iş vermiş — hepsi sevgilinin emaneti. Onlara iyi bak! Emaneti hıyânet etme! Onlarla iyi geçin. Sevgilinin emanetini kırma. Sana bir vazo vermiş, ne güzel; ama vazoyu sevdiğinden daha çok sevme.
Karşılıksız Kulluk Beyanı
Diyeceğiz ki: Ey Sevgili, sen sevilsin diye seni sevmedim. Sen bakıp gözetesin diye sevmedim. Sen başımı okşayasın diye sevmedim. Sen gözümün yaşına bakasın diye gözümün yaşını akıtmadım. Sen beğenirsin diye namaz kılmadım. Sen beğenirsin diye oruç tutmadım. Cennete girmek için değil.
Allah bizi affetsin. Biz O’na kul olmaya çalışıyoruz. Kul olmak için O’nu tanımak için uğraşıyoruz. O’nu tanımanın zevkine varın. O’nu tanımak için O’nu sevin. O’na âşık olmaya çalışın. O’nu düşünün. O’nu tanıyorsan şeyhi de tanırsın, peygamberi de tanırsın, yolu da tanırsın, izi de tanırsın.
Kaynakça ve Referanslar
Hadîs-i Şerîfler
- Hadîs-i Kudsî — “Kulum benimle görür, benimle tutar, benimle yürür”: Buhârî, Rikâk, 38; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI/256. Nevâfil ibadetleriyle yakınlaşan kul hakkında.
- “Bir kul beni severse ben de onu severim, Cebrâîl’e emrederim”: Buhârî, Edeb, 41; Müslim, Birr, 157. Sevilen kulun göklere ilân edilmesi.
- “Ameller niyetlere göredir, hicretin neyse ona kavuşursun”: Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1; Müslim, İmâre, 155.
- “Hepiniz fakirsiniz, açsınız; benden isteyiniz”: Müslim, Birr, 55 (Hadîs-i Kudsî).
- “Benden sonra siz çok zengin olacaksınız”: Buhârî, Rikâk, 7; Müslim, Zühd, 6.
- “Hakkıyla sana kulluk edemedim yâ Rabbî”: Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, II/247.
- Hz. Peygamber’in gece namazı — “Yâ Âişe, müsaade et Rabbime ibadet edeyim”: Buhârî, Teheccüd, 2; Müslim, Müsâfirîn, 125.
- “Oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha güzeldir”: Buhârî, Savm, 2; Müslim, Sıyâm, 163.
Âyet-i Kerîmeler
- “İnne ekramekum indallâhi etkâkum”: Hucurât Sûresi, 49/13. Allah katında en üstün olanınız takvâca en üstün olanınızdır.
- “Yâ eyyühennâsu innekum fukarâu ilallâh”: Fâtır Sûresi, 35/15. Ey insanlar, hepiniz Allah’a muhtaçsınız.
- Mûsâ aleyhisselâm’ın asâsı ve sihirbazların îmânı: A’râf Sûresi, 7/115-122; Tâhâ Sûresi, 20/65-70; Şu’arâ Sûresi, 26/43-48.
- İbrâhîm aleyhisselâm’ın ateşe atılması: Enbiyâ Sûresi, 21/68-69.
- Mûsâ aleyhisselâm’ın kırk günlük Tûr buluşması: A’râf Sûresi, 7/142.
- Âdem aleyhisselâm’ın cennetten çıkarılması: Bakara Sûresi, 2/35-38; A’râf Sûresi, 7/19-25.
Tasavvuf Büyükleri (Sohbette Zikredilen)
- Abdülkâdir Geylânî (ö. 1166): Kâdiriyye tarikatının pîri. el-Gunye li-Tâlibî Tarîki’l-Hakk; Fütûhu’l-Gayb.
- Bahâeddîn Nakşibend (ö. 1389): Nakşibendiyye tarikatının pîri.
- Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (ö. 1273): Mesnevî-i Ma’nevî; Dîvân-ı Kebîr.
- Hacı Bektâş-ı Velî (ö. 1271): Makâlât.
- Hacı Bayram-ı Velî (ö. 1430): Bayrâmiyye tarikatının pîri.
- Yûnus Emre (ö. 1321): Dîvân; Risâletü’n-Nushiyye.
- Hallâc-ı Mansûr (ö. 922): Kitâbü’t-Tavâsîn.
- Cüneyd-i Bağdâdî (ö. 910): Tasavvufta ‘seyyidü’t-tâife’ unvanı.
- Sırrî Sakatî (ö. 867): Cüneyd-i Bağdâdî’nin dayısı ve hocası.
Fıkıh ve Tefsir Kaynakları
- İmâm Gazzâlî: İhyâu Ulûmi’d-Dîn, III. Cilt — Kitâbu Âdâbi’l-Muâşere (zühd, dünya malı); IV. Cilt — Kitâbü’l-Fakr ve’z-Zühd.
- İmâm Rabbânî: Mektûbât-ı Rabbâniyye, I/272 — Makam iddiası ve nefs terbiyesi.
- İbn Kayyım el-Cevziyye: Medâricü’s-Sâlikîn, II/456-480 — Sabır, takvâ ve zühd mertebeleri.
- Kuşeyrî: er-Risâle, Bâbü’l-Fakr — Hakiki fakirlik ve zenginlik.
- Hucvirî: Keşfu’l-Mahcûb — Seyr ü sülûk, fenâ fillâh ve bekâ billâh bahisleri.
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi