Selâmün aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü, ömrünüzü ve yıllarınızı hayırlı eylesin. Hakkı hak bilip hakça yaşayan, bâtılı bâtıl bilip bâtıldan sakınan kullarından eylesin. Nerede Müslümanların kanı, namusu, şerefi ve toprakları ayaklar altına alınıyorsa, bunları yapanların hepsini Cenâb-ı Hak kahır ve perişan eylesin. Âmin. Ruhlar Âleminde Secde Meselesi Ruhlar âleminde secde konusu, çok önemli bir meseledir. Cenâb-ı Hak ruhları yarattığında onlara secde emri buyurmuştur. Ruhların hepsi bu ilk secdeyi ettiler; burada bir zorlama söz konusu değildi. Ruhlar, Rableri
karşısında kendi iradeleriyle secde ettiler. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmaktadır: “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” [1] Ruhlar âlemindeki bu secde, kişinin fıtratına işlenmiş bir kulluk alâmetidir. Dünyaya geldikten sonra bu fıtrî secdeyi hatırlayan ve devam ettiren kimse, gerçek anlamda ibadetin özüne erişmiş demektir. Bu mesele, tasavvuf yolunun temel edeplerinden biridir. Dergâh ve Câmi Âdâbı Topluluk içinde bazen yer tutma sıkıntıları yaşanmaktadır. Dergâhta ön kısımda oturmak isteyen, geniş oturup başkalarına yer bırakmayan kimseler olabiliyor. Bu durum,
ne yazık ki yok edilemese de farkındalıkla azaltılabilir. Bağırıp çağırmak ya da sert ihtar etmek, karşıdaki kimseyi incitmektedir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) mescid âdâbı hususunda şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz mescide geldiğinde, kimseyi kaldırıp yerine oturmasın.” [2] Bu hadîs-i şerîf, topluluk içindeki edep ve saygının önemini vurgulamaktadır. Zikrullah: Cehrî, Kalbî ve Hafî Zikir Tasavvuf öğretisinde cehrî zikrullah yolunun Hz. Ali (kerremallahu vechehu) Efendimiz’den geldiği, hafî zikrullah yolunun ise Hz. Ebûbekir (radıyallahu anh) Efendimiz’den geldiği kabul edilmektedir. Kalbî zikir
ise zikrin iç âleme yerleşmesidir. Cehrî zikrullahta, zikir yapan kişinin sesini yükseltmesi, Allah’ı açıkça anması söz konusudur. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmaktadır: “Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikret.” [3] Cehrî zikrullah yapan kimsenin aynı zamanda kalbî zikrullaha erişmesi lâzımdır. Eğer bu erişme gerçekleşmezse, zikrin hakikatini anlaması da mümkün olmaz. Zikir, yalnızca dilin hareketi değil; kalbin Allah’a yönelmesidir.
Kaynak
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbet kaydından yazıya aktarılmış ve düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı: https://www.youtube.com/watch?v=hWjh2H3iiPA