Pazartesi, 29 Haziran 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Kurban ·

Vekaletle kurban kesmenin hükmü

Ben bu sene zekat verdiğim için kurban kesmek istiyorum. Siz uzaktan vekalet verilerek kesilen kurbanda sıkıntı oluyor demiştiniz. Eşim araba olmadığı için ben uğraşamam dedi. Kesip hazır getiriyorlar...

Mustafa Özbağ Efendi - Tasavvuf Sohbetleri ve İslami İlimler

1. Niyâz: Hakkı Hak, Bâtılı Bâtıl Bilenlerden Eyle; Zulümetenlerden İntikâmımızı Aldır

Selâmün aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i hakkı hak, bâtılı bâtıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakça yaşayan, bâtılı bâtıl bilip bâtıla karşı cihâd eden kullarından eylesin.

Rabbim nerede Müslümanlara zulmediliyorsa, nerede kanları, şerefleri, haysiyetleri, toprakları ayakları altına alınıyorsa, Cenâb-ı Hak hepsinden de intikâmını aldırsın. Müslümanlara saldıran, Müslümanları katledenleri helâk eylesin. Âmîn.


2. Kurban Ortaklığında Yedi Hisseden Birinin Çıkıp Yerine Başkasının Girmesi — Sıkıntılı

«Kurbanına yedi ortak giriyor, hayvanı alıyorlar, sonra ortaklardan biri vazgeçiyor. Ortaklıktan çıkıyor, başka biri bunun yerine girebilir mi? Yedi hisse olarak birisi almış; birisi alınca onun yerine o kendi hissesini başkasına satması nasıl olur?»

Bu konuda çok sıkıntılar var. O yüzden hem ortakların iyi bilinmesi lâzım. Buna Diyânet fetvâ veriyor böyle olmasına. Aslında bakacak olursan Diyânet büyük başı satıyor — büyük başı satarken de hisse olarak satıyor. Oradan fetvâ veriyor zâten; normalde bir hayvan üzerine vermiyor, hisse satıyor. Bu vakıflar da — ne bileyim onlar bunlar da — aynı şeyi yapıyor. Hanefî’ye göre tehlikeli.


3. Vekâletle Kurban Kesilir Mi? — Hz. Âişe Annemize Resûlullâh: «Yâ Âişe, Kurbanının Başında Dur»

«Ben bu sene zekât verdiğim için kurban kesmek istiyorum. Siz uzaktan vekâlet verilerek kesilen kurbanda sıkıntı oluyor demiştiniz. Eşim ‘arabamız olmadığı için ben uğraşamam’ dedi. ‘Kesip hazır getiriyorlar; birine vekâlet ver, kestir’ dedi. Ben ne yapmalıyım?»

Hz. Âişe annemize Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu: «Yâ Âişe, kurbanının başında dur.» Vekâletle kurban kesilir mi? El-cevap: kesilir; bunda bir sıkıntı yok. Eğer o vekâleti alan kurum, şahıs, neyse — bu konuda salîm ise, sahih ise — olur.


4. Marketler 5-6 Bin Kurban Satıyor, Ertesi Gün Etleri Geliyor: Hayatın Akışına Aykırı

Ama bir şey var. Bu hacda da var, bu kurbanda da var. Meselâ büyük marketler kurban satıyorlar — onca kurban sattık. Kaç tâne sattı? Diyelim ki 5 bin adet sattı, 10 bin adet sattı. Yâ, ikinci gün etin gelmesi doğal mı? Hayatın akışına aykırı. 5 bin kurban kesmiş olsa bir günde kesemez 5 bin hayvanı.

Yâ, ben kendim kurban kesen bir insanım; gençliğimde 13-14 dakikada bitiriyordum bir kuzuyu. İyi. Normalde 5 bin, 6 bin kurban satan bir şey düşünün — ne o? Bu marketleri düşünün — nasıl ertesi günün kurbanını getirecek, bir de parçalanmış vaziyette, işlenmiş vaziyette? Veyâhûd da vakıfları düşünün. İyi, hadi onlar üç gün, dört gün kesecekler diyelim — dördüncü, üçüncü günün ikindiye kadar kesecekler diyelim. Ama ne yapıyorlar, bilmiyorum.


5. Hac Kurbanı: 120 Bin Hacı, Bir Günde Bitirebilir Mi? — Diyânet 3-4 Günde Kesiyor

Hacda da aynı. Millet hacca gidiyor — peki Türkiye’den yaklaşık 100 bin hacı, 120 bin hacı gidiyor; 120 bin kurbanın böyle 5 saatte, 4 saatte kesilmesi mümkün değil.

Saîd, mümkün mü? — Geldi mi Saîd? Mümkün mü Saîd, Türk kasaplarının bir günde hayvanları kesmesi? Mümkün. Diyânet komple 120 bin hacısının kurbanını bir günde kesebilir mi? Kesilir. Kesiliyor mu? 100 bin tâne, 115 bin tâne — günlük? Biz beni aldırırken kombine olarak; kombinanın içinde hayvanlar var. Erboya’nın günde 1800 tâne; her kombinanın içinde de 60 tâne ârâ-yan.

Yâni? Bir mezbahı günde 50 bin tâne kesiyor. Ama Diyânet diyelim ki bir günde bitirebilir mi 120 bini? 4 gün sürüyor, 3 gün sürüyor. Şunu öğrenmeye çalışıyorum: Diyânet 100 bin hacı götürdü, 100 bin de kurban kesiyor — bir günde bitirebilir mi 4-5 saatte? 4-5 saat sonra ihrâmdan çıkarıyorlar; «kurbanlarınız kesildi» o ayrı. Hattâ kemisi sabahtan çıkıyor ya: «Kesildi» haber geliyor «kesildi» diye.


6. Kurban Kesilmediği Hâlde İhrâmdan Çıkmak ve Cinsel İlişkiye Girmek — Ayrı Cezâlar

İşin bir de bu tarafı var. Normalde o kimsenin kurbanı kesilmedi diyelim ki — o kurban kesildi diye kendince ihrâmdan çıktı, tıraş oldu, çıktı. Haccın tavâfını da yaptı diyelim ki; cinsel ilişki de serbest oldu. Ama kurbanı kesilmedi.

Bunları normalde o kimse: ihrâmdan çıktı — ayrı cezâ; cinsel ilişkiye girdi — o da ayrı bir cezâ. Allâh bizi affetsin.


7. Hz. Peygamber Temiz Soyağacından — Amcası Ebû Leheb O Soyağacının Dışındadır

«Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem temiz bir soyağacından geliyor demiştiniz. Amcası Ebû Leheb şirk ehli, Peygamberimize karşı gelen biriydi. Peygamberimizin amcası Ebû Leheb temiz soyağacının dışındadır diyebilir miyiz?»

Evet.


8. Hz. Hızır Aleyhisselâm Bir Peygamberdir — İlm-i Ledünn Doğuştandır

«Hz. Hızır aleyhisselâm seyr-i sülûk yaparak mı ledün ilmlerine sâhip olmuştur, yoksa Allâh tarafından bu ilim ona doğuştan mı verilmiştir?»

Hz. Hızır’ı biz bir peygamber olarak biliyoruz. O yüzden normalde bütün peygamberlerde ilm-i ledünn vardır. Mâşâallâh.


9. Ateist ve Agnostiklerin Argümanları: Gazâlî Hepsine Cevap Vermiştir

«Ateist ve agnostik düşünürler Tanrı’nın varlığını kanıtlayan argümanların hepsine eleştiriler getirmiştir. Bu eleştirilere karşı sizin yorumunuzu merak etmekteyim.»

Normalde bunların hepsi de Allâh’ın varlığıyla alâkalı eleştiri getirebilirler. Neden ateist oluyor? Eleştiri getirdiğinden; veyâ neden agnostik oluyor? Eleştiri getirdiklerinden dolayı, felsefe noktasında.

Tabiî bunlar kendi kendilerine eleştiri getiriyorlar ama velâkin bunların hepsine cevâbını Gazâlî vermiş. Gazâlî’den sonraki, normalde, veyâ önceki İslâm’ın kendi içerisindeki felsefik düşünceye sâhip olanlar da vermiş, kendinden îtibâren.

Ama sonuç îtibâriyle bir kimse — inanç kalbî bir mesele; aklî bir mesele değil. Öyle olunca kalbî bir meseleye aklî hükmetmek de mümkün değil. Ama felsefenin zâten normalde İslâm’ın dışındaki felsefenin en büyük handikaplarından birisi aklı ilâhlaştırması; akla uymuyor, akla uymayınca da aklı ilâhlaştırıyor.

Aslında bakacak olursan o zaman ruhu da kabûl etmemeleri lâzım. Ruhu kabûl etmiyor ama «rûhî hastalıklar» diye hastalık beyân ediyorlar. Madem ruh yok, neden rûhî hastalık var? Veyâhûd da bir kimse normalde aklını kaybediyor — aklını kaybediyor ama yaşamaya devâm ediyor. Normalde demek ki sâdece akılla alâkalı değil.


10. Kötülük Problemi (Teodise) — Aslında Paulos’un Düşüncesidir

«Kötülük problemi, teodise sorunu. Eğer Tanrı her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve tamâmen iyi bir varlıksa, dünyâda neden bu kadar acı, kötülük ve adâletsizlik var? Bu durum böyle bir Tanrı’nın varlığıyla çelişiyor gibi görünür. Bu ateistlerin en güçlü argümanlarından birisidir.»

Bir kötülük problemi — teodise sorunu. Bu kötülük problemi Pavlus’la (Paulos) alâkalıdır. Baştan onu söyleyeyim: bu Pavlus’un düşüncesidir. Pavlus der ki «ondan sonra kötülük yok, o yüzden de cezâ yok» der.

Yoksa ondan öncesindeki neredeyse hepsinde kötülük vardır, kötülüğün de cezâsı vardır. Ama Pavlus normalde şu anki Hıristiyanların fikir babası — kendisi Yahûdîdir. Aslında Yahûdî dîn âlimidir kendisi. Ama velâkin İsâ aleyhisselâm’a sonradan döndüğü iddiâ edilir. Ve şu andaki o okunan İnciller de Pavlus’tan alıntıdır; direkt İsâ aleyhisselâm’dan değildir.


11. Tanrı İnsanları Yarattı, Doğru Yolu Gösterdi: Cüz’î İrâde — İki Bilet Gişesi

Tanrı, bu dilde Allâh, insanları yarattı, onlara doğru yolu gösterdi. Âyet-i Kerîme’de de «dileyen bu yolda yürüsün» dedi — dileyen bu doğru yolda yürüsün. O doğru yolun karşılığı, zıdlığı nedir? Kötü yoldur. Âyet-i Kerîme’de de «iyilikler Rabbinizden, kötülükler de nefsinizdendir» dedi. Burada cüz’î irâde ortaya çıkıyor.

Evet, Allâh insanları yarattı, cüz’î irâdelerini serbest bıraktı onların. Eğer öyle değil de Allâh bütün kötülükleri normalde yaratmamış olsaydı, o zaman iyiliğin bir anlamı kalmayacaktı; veyâhûd da iyiliği yaratmamış olsaydı, o zaman kötülüğün de anlamı olmayacaktı. Ama iki zıd var. Allâh iyiliği de yarattı, kötülüğü de yarattı.

İyi insanlar iyiliklerine devâm etti; kötüler de kötülüğü seçtiler, kötülüklerine devâm ediyorlar. Ama normalde kötülüğü de iyiliği de yaratan Allâh; ama kötülüğü Allâh — tâbîr-i câizse — istemeden yaratır. Sevmediği bir şeydir, ama yaratıcı Allâh’tır. Lâ fâile illâllâh. Fâil olan Allâh’tır çünkü; normalde yaratan da Allâh’tır.

Ama ben bunu hep derslerde derim ya — iki tâne gişe var: birisinden kötülük bileti alıyorsun, birisinden iyilik bileti alıyorsun. Sen kendi cüz’î irâdenle iyilik bileti alıyorsan, sen iyilerden oluyorsun; kötülük bileti alıyorsan, sen kötülerden oluyorsun. Burada yaratma hâdisesi Allâh’a âit.


12. Eğer Allâh Bir Kısmı Kötü Yaratsaydı — Cebriyye’ye Düşülürdü; Mantıksal Değil

Burada normalde böyle düşünmüş olsaydık, o zaman Cebriyye girecekti ortaya. Nasıl Cebriyye girecekti? Allâh birisini kötü yarattı, birisini de iyi yarattı; kötü yarattığını sonra cezâlandıracaktı. Bu da mantıksal değil, bu da akılcılık değil. O yüzden o Cebriyye’ye girmiş oluyor.

O — iyiliği ve kötülüğü seçmek — bizim elimizde. İstersen peygamberlerin yolundan gidersin, istemezsen gitmezsin. Gitmezsen sonun cehennemlik olur; suç işlersen cezâsını çekersin. Bu dünyâda da çekersin, âhirette de çekersin. Dünyâda çekiyorsan âhirette normalde çekmeyebilirsin; ama velâkin suç cezâsız değil.


13. Bilimsel Açıklamalar Tanrı’ya Başvurma Gereğini Azaltıyor Mu? — İslâm’ın Bilimlerle Sıkıntısı Yok

«Bilimsel açıklamalar. Evrenin, yaşamın ve bilincin kökenine dâir pek çok mesele artık doğa bilimleriyle açıklanabiliyor. Örneğin evrenin başlangıcının kozmoloji, canlıların evrimini biyoloji, zihnin işlemesini nörobilim açıklıyor. Bu yüzden bu açıklama boşluğu giderildiği için Tanrı’ya başvurma gereği azaltıyor.»

Bu noktada bir sıkıntı yok ki. Dînin, İslâm’ın bilimlerle alâkalı bir sıkıntısı yok. Otursunlar varlığı incelesinler, otursunlar kozmolojiyi incelesinler, otursunlar nörolojiyi, nörobilimi incelesinler — bunda bir sıkıntı yok. İlim olarak siz ne tarafa doğru giderseniz gidin, neyi incelerseniz inceleyin.

Bunun normalde dînle bağı şuradan var: bunları âyet-i kerîmelerden çıkartmanız mümkün değil; çıkarmayabilirsiniz de. «Siz kozmolojiyi araştırdınız da, dîn sizi araştırmayın mı dedi?» Veyâ «siz nörobilimi araştırdınız da, dîn sizi araştırmayın mı dedi?» «İlim Çin’de de olsa» — hikmet dahâ doğrusu, ilim de demiyor — «hikmet Çin’de de olsa gidip alınız. Hikmet Müslüman’ın yitik malıdır; nerede bulursa alır.»


14. Tefekkür 80 Yıl Nâfile İbâdetten Üstündür — Sığ Dînî Görüşlerin İslâm’la Karıştırılması Yanlıştır

Bunlarda İslâm’ın bir yasaklaması söz konusu değil — veyâ dînin bunda yasaklaması söz konusu değil. Siz uzaya gittiniz de Kur’ân mı yasakladı size? Hattâ Kur’ân size düşünmeyi, varlığın üzerinde tefekkür etmeyi, yaratılışın üzerinde tefekkür etmeyi sevk eder. Ve o tefekkürü de Hadîs-i Şerîflerde der ki: «o tefekkür 80 yıllık nâfile ibâdetten üstündür» der.

Öyle olunca siz varlığın üzerinde tefekkür edin, varlığın üzerinde düşünün, analizler edin, varlığın üzerinde çalışın. Bakın, normalde bu noktada dînin yasakladığı bir nokta yok.

Ama şöyle bir şey var: böyle sığ — benim de karşı olduğum sığ — dînî mezhepler var, şahsa âit bu; bu tip böyle gelişmelere, bu tip şeylere açık olmayan, evet, görüşü ve düşünceye sâhip olanlar var, mı var. Ama bunlar normalde dînin kendisi değil.

Yoksa siz oturun: Cenâb-ı Hak ayı nasıl yaratmış, güneşi nasıl yaratmış, evreni nasıl yaratmış, yaratılışın başlangıcına doğru gidebiliyorsanız gidin; veyâ hattâ varlığı istediğiniz noktada üzerinde tefekkür edin, nefsinizi araştırmak istiyorsanız araştırın. Bu noktada dînin herhangi bir yasağı yok ki. Allâh bizi affetsin. O yüzden bu noktada dînin açıklama boşluğu da yok.


15. İnsanlığın Şu Anki İlmi Tırnak Üzerindeki Bir Damla Su Değil — Daha İnsanı Çözümleyemediler

Sonsuz demeyeyim ama her dâim büyüyen bir varlık var — evren var, tâbîr-i câizse — her dâim büyüyen ve her dâim yeniden yaratılan ve yaratmanın son bulmadığı bir evren var. Ve siz bunu neresinden tutarsanız tutun, yürüyün; bu noktada normalde sizi durduracak bir şey yok.

Ve sizin yürüdüğünüz noktada — ilim olarak gördüğünüz nokta — bu benim kendi şahsî düşünceğim: parmağınızın üzerindeki bir damla su bile değil. Şu anda varlık üzerinde kozmoloji olarak, ister nörobilim olarak, ister evreni tanıma olarak — evren bilimi değil — siz nereye giderseniz gidin, şu anda insanlığın elde etmiş olduğu çok büyüttüğü bilgi — yemin ediyorum bunu inanarak da söylüyorum — tırnağınızın üzerindeki bir damla su bile değil ulaşıldıkları yer.

Daha şu anda «ilim» dediğiniz, «bilgi» dediğiniz şey insanı çözümleyememiş. Gözünün önündeki insanı çözümleyememiş henüz daha bilgi, ilim. İnsanı çözümleyememiş daha, daha dağları çözümleyememiş, daha okyanusu çözümleyememiş. Yâ, bırakın oraları gitmeyi — daha henüz piramidi çözümleyememiş piramitleri. Bırakın, Göbeklitepe çıktı, Göbeklitepe’yi çözümleyemediler. «Biz nereden geldi, maymundan geldiydik» — 13 bin yıl önceki Göbeklitepe’yi kapattılar. Neden kapattılar?


16. Göbeklitepe Bütün Felsefeleri Çökerttı — Cep Telefonu, Bilgisayar, Araba, Uçak Var

Çünkü bütün felsefeleri çöktü. Bize 100 yıldan, 200 yıldan beri dayattıkları — batının dayattığı felsefe — Göbeklitepe’de çöktü. Buyurun Göbeklitepe’ye bak — çıkarıyorlar: cep telefonu var, bilgisayar var, arabalar var, uçaklar var Göbeklitepe’de. Senin geldiğin ilim bu noktada değil.

«Biz taş devri, tunç devri, puş devri — oradan geldiydik; biz maymundan geldiydik» — bizi onu da yattılar ya. Nerede? Şu anda dünyâ üzerinde bilgi yok, ilim yok; dünyâ üzerinde algı var. Dünyâ üzerinde ilim, bilgi üzerinden sömürü var. Uyandırmıyorlar insanları; insanları köleleştirme var dünyâ üzerinde. Sanki çok büyük bir bilgiye, çok büyük bir ilme sâhiplermiş gibi algıyla yönetiyorlar dünyâyı. Ve bütün dünyâ insanlarını, hangi dînden olursa olsun, sömürüyorlar; hangi dînden olursa olsun hepsini katlediyorlar.


17. Yûnus: «İlim, İlim Bilmektir; İlim, Kendin Bilmektir» — İlk Âdem’in Bütün İsimleri Bilmesi

İlim, bilgi denilen bir şey yok — daha kendini tanımamış insan. Koca Yûnus’un dediği gibi: «İlim ilim bilmektir; ilim kendini bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır?» Adam normalde insanı çözümleyememiş — en önemli. Neden çözümleyemiyor? Çözümlemesi bitmez çünkü insanın.

Siz ilk Âdem’in yaratılışını çözün ilk önce. Cenâb-ı Hak bütün isimlerini ona hıfzettirdi, öğretti. Bu ne demek biliyor musunuz? Bütün isimleri öğretti demek — ultra insan demek; her şeyiyle bir tamam insan demek; hem mânâ olarak, hem ma’nevî olarak, hem de zâhirî olarak. Biz o insana ulaşamadık ki dahâ; bakın o insana ulaşamadık biz dahâ. Niye çözümlüyorlar? Sömürmeyi biliyorlar. Silahlanıyorlar, insanları savaştırıyorlar, oradan sömürüyorlar — başka bir şey değil.


18. Dünyâ İnsanlığı Milliyetçilik, Din, Mezhep, Ekonomi, Siyâsetle Savaşmayı Biliyor — İlim Algı, Bilgi Sömürü

Ve dünyâ insanlığı da milliyetçilikle, dinle — bakın dinle — mezheplerle savaşmayı biliyor sâdece. Din bir savaş aracı olmuş, ırkçılık bir savaş aracı olmuş. Meşrebler, mezhepler savaş aracı olmuş. Ekonomi savaş aracı olmuş, siyâset savaş aracı olmuş; ve bunlarla insanları sömürüyorlar.

Bana söyler misiniz: ilkokulda, ortaokulda, lisede aldığınız ilim ne, bilgi ne? Üniversiteye gittiğinizde, üniversitede aldığınız ilim ne, bilgi ne? Bir meslek sâhibi oldunuz — üniversiteden sonra bir meslek sâhibi oldunuz — aldığınız ilim ne, bilgi ne? Size ne veriyorlarsa o kadar biliyorsunuz, o kadar öğreniyorsunuz.

Bir ilâhiyat öğrencisinin İmâm Mâtürîdî’den haberi yok. Bir ilâhiyat öğrencisinin fıkıhtan, İmâm-ı A’zam’dan haberi yok. Diyânet’teki bir müftünün İmâm-ı A’zam’dan haberi yok. Hanefî’yiz, hepimiz de Hanefî’yiz, doğru mu? Evet. İmâm-ı A’zam’dan haberimiz yok; İmâm-ı A’zam’ın fetvâlarından da haberimiz yok. Siyâsî fetvâlarından haberimiz yok, ekonomik fetvâlarından haberimiz yok, sosyal hayatla ilgilendiren fetvâlarından haberimiz yok.


19. Müzdelife Vakfesi Hanefî’ye Göre Vâcip — Diyânet Vakti Girmeden Yaptırıyor

Haberimiz olan şu: abdesti bozan-bozmayan, namazı bozan-bozmayan, orucu bozan-bozmayan, haccı bozan-bozmayan — ona da uymuyorlar haçla alâkalı. Bunlara da Diyânet kendine göre boyuna fetvâ üretiyor.

Meselâ Müzdelife vakfesini de durdurmuyor. Müzdelife vakfesi Hanefî’ye göre vâcip; terkederse bir kurban gerektirir ona. Ama vakti girmeden Müzdelife vakfesi yaptırıyor. Vakti girmeden namaz kılıyor musun? Hayır. Vâcip olan ibâdeti nasıl yaptın vakti girmeden? Yaptı.

Neden? Çobanlar geldi Allâh Resûlü’ne dedi ki: «Biz çobanız, hayvanları yırtıcı hayvanlar kapabilir; biz gece şeytanı taşlayabilir miyiz?» «Taşlayabilirsiniz» dedi. Diyânet 100 bin çobanı var, koyun çünkü hepsi de. Onlara dedi ki: «Gece taşlayacaksınız.» Gece taşladılar. İyi. Senin çoban mısın? Değilsin. Vaktin var mı? Evet. E, izdihâm var — hac izdihâmdır, zorluktur. O zorluğa katlanacaksın ki sevâbın çok olsun. Müzdelife vakfesini yapacaksın; ondan sonra şeytanı taşlayacaksın. Hepsine şeytanı taşlatıyor mu? Evet. Hanefî fıkhını da bozuyor.

E ben böyle söyleyince Diyânet’çiler sevmiyor beni. Böyle söyleyince ilâhiyat’çılar da sevmiyor. Hoca, nasıl seviyor — bir sefer kaptırdı kendini. Allâh bizi affetsin.


20. Tanrı’nın Gizliliği Argümanı — Mahkemede Yargılandık: «Allâh Saklı-Gizli Değil, Sıfatlarıyla Tecellî Ediyor»

O yüzden sanki İslâm evrenin çözünmesine karşıymış gibi bir algı oluşturuyor — değil kardeşim, siz çözün.

«Tanrı’nın gizliliği, gizlenme argümanı: Eğer Tanrı isteseydi varlığını açıkça gösterebilirdi.»

Meselâ — örnek — Allâh gizli değil ki. Allâh saklı değil ki. Biz «Allâh rüyâda görülür» dedik; gittik mahkemede yargılandık. Adam çıktı, Cuma günü benim için had-suç vaaz yaptı: «Allâh rüyâda görülür diyorlar» dedi. Şikâyet ettiler, mahkemeye verdiler. Mahkemeye çıktım. Dedim: «Koca müftü, Diyânet’in kendi bastırdığı kitaptan haberi yok» dedim. «Diyânet’in kendi bastırdığı İslâm Ansiklopedisi’nde var» dedim. «Diyânet’in kendi bastırdığı Sâbûnî’de var, şunda var, bunda var.» Hâkime söylüyor.

Allâh saklı-gizli değil. Bak direkt — dahâ arkasından normalde sorunun ne olduğunu bakmadan yürüyor. Allâh saklı-gizli değil. Allâh sıfatlarıyla tecellî ediyor. Cenâb-ı Hakk’ın zâtı saklı değil; zâtını tefekkür etmemiz yasak. Burada zâtı saklı değil — zâtını tefekkür etmemiz yasak. Zâtı yok değil ki, var; zâtı var. Gelsinler bir sûfîyle konuşsunlar bunları.

Allâh kendisini saklamıyor. Hadîs-i kudsîsi: «Allâh bilinmek diledi.» Bilinmek dilediği için bir şey yarattı. Nereden saklıymış Allâh? Allâh bilinmek diliyor; Allâh kendisini izhâr ediyor, gösteriyor. Nereden saklıymış, gizliymiş? Felsefecilerin yalanı. Allâh meydanda, sıfatları da meydanda, zâtıyla da meydanda. Allâh saklı-gizli değil. Bizim zâtını tefekkür etmemiz yasak. Allâh meydanda. Allâh kendisini saklamış olsaydı bir şey yaratmazdı. Ama Cenâb-ı Hak tanınmaklığı, bilinmek dilediği için bir şey yarattı. Nerede saklılık var? Nerede gizlilik var? Sen görmüyorsun, felsefecisin yâ — gözün kör senin; felsefecisin yâ — kalbi aklında yok senin. Allâh meydanda kardeşler, sıfatlarıyla tecellî etmekte her ân. Allâh saklı-gizli değil.


21. Ontolojik Argüman: «Var Olmak Bir Özelliktir» — Var Eden ile Var Edileni Kabûl Ediyoruz

«Ontolojik eleştiriler — ontolojik argüman: Tanrı tanımı gereği vardır. Birçok filozof tarafından bir kelime oyunu veyâ mantık hatâsı olarak görülmüştür. Var olmak bir varlığın özüne eklenen bir özellik değildir.»

Var olmak bir varlığın özünde olması gereken bir şeydir; yoksa biz var edeni tanımamış oluruz, var edileni de tanımayız o zaman. Ben normalde bir var eden, bir de var edilen olarak görürüm. Ben panteist değilim. Her şey o değil benim için; ben ondan bir parça değilim. Varlığın herhangi birisi ondan bir parça değil. Bir var eden var, bir de var edilen var.

Ama bu noktada bir kimse eğer ki «var olmak varlığın özüne eklenen bir özellik değildir» dediğinde, o zaman o kimse kendisini de inkâr eder. O zaman bu âna kadar gelen soruların hepsi de hiçe gider. Sebep: sen yoksun ki, bu soruların nereden geldi; sen yoksun ki, bu düşüncen nereden geldi. Kendi kendisini inkâr etmektir bu.

Hayır, bir var eden var, bir de var edilen var. Biz bu noktada var edileni de, var edeni de kabûl ediyoruz; ve hesâba-kitâba çekileceğimizi de kabûl ediyoruz. O yüzden normalde varlığın kendi üzerinde varlık tecellîsi vardır. Var eden, var edenin kendisi — var oluşu vardır; vardır yâni. Onun normalde var oluşu — dedim — sonradan oluşma gibi değil. O vardır; var ki bir şey yarattı. Yarattığı şey de var edilen, bütün her şeyi yarattı; bütün her şey onun var ettiği bir şey. O yüzden varın varlığı ancak varlığıyla açıklanır; bu mümkün değil başka türlü.


22. Kültürel Görecelik: Her Kültürün Bir Tanrı İnanışı Var — Bir Şeyin İsmi Varsa O Vardır

«Kültürel görecelik: İnsanlık târihi boyunca binlerce farklı tanrı ve dînî inanç sistemi oluşmuştur. Her kültür kendi tanrısını gerçek sayar. Bu çeşitlilik tanrı inançlarının insan icâdı olabileceğini düşündürür.»

Tabiî bunu böyle düşünürseniz normalde — evet, her kültür kendince bir tanrı inanışı var; bir tanrı inanışı var. Aslında bunu söyleyenin de bir tanrı inanışı var.

Bir şeyin olmadığını söylemek — bir şeyin yok olduğunu söylemek, olmadığını söylemek — onun var olduğunu gösterir. Bir şeyin ismi varsa, var o. O zaman tanrı düşüncesini sen yok edemezsin ki — var ki tanrı düşüncesi oldu.


23. Darwin Bir Siyonist Yahûdîydi — Maymundan İnsan Olmadı, İnsandan Maymun Oldu (Yahûdîlere)

Gittin ilk insana — «o maymundan geldi» diyorsa, iyi, maymuna gittin. Maymunu var eden var. Maymun kendi kendine mi oluştu? Kendi kendine oluştu — öyle öğrettiler ya bize. Denizin içerisinde bir tâne normalde bir hücreydik; hücre karaya çıktı, kendi kendine büyüttü kendini.

Darwin teorisi bu değil mi? Ondan sonra o maymuna geldi — balık olmadı, aslan olmadı, sırtlan olmadı; insana en yakın varlık ne var? Maymun var. Dediler ki «maymuna benzetelim.» Onu da söyleyen kim? Siyonist bir Yahûdî, Darwin. Siyonist bir Yahûdî — aslında Yahûdî dînine sâhip değil o. Zâten bütün moskovluklar Yahûdîlerden çıkarıyor üzerine.

Ve o normalde — şimdi düşünebiliyor musunuz? — «Ne oldu bilmem kaç bin yıl geçti, ondan sonra o maymuna çevrildi.» Sonra bir de bizim önümüze değil mi, bir şekil getirdiler: böyle yürüyen bir tâne maymun var; ondan sonra düzeldi elleri-ayakları düzeldi. İyi. Bilmiyorum kaç bin yıl önce oldu değil mi? Tamam güzel. Peki o maymunu kim var etti? Kendi kendine var oldu. İlk varlığı kim var etti o zaman? — Velev ki, peki ilk varlığı kim yarattı?

Kozmolojiye göre varlığın başlangıcı var. Bakın, şu anda kozmoloji ilmi — evren ilmi — varlığın bir başlangıcının olduğunu söylüyor bize. İyi, varlığın bir başlangıcı var ise, varlığı kim yarattı? Nerede yarattı? Nasıl yarattı?


24. İlk Dini Kim İcat Etti? — Maymun Kafası Dîn Anlayışını Nasıl Geliştirir?

Şimdi eğer ki biz normalde kabûl edersek dînin olmadığını ve her kültürün kendi dîninin oluştuğunu — evet, öyle oluştu; geriye doğru gittik, ilk dîni bulmamız lâzım yâ. Hangi uyanık bir dîn îcâd etti? Öyle yâ. O îcâd ederken, o uyanığın gönlüne nereden geldi bu dînin anlayışı? Nereden öğrendi?

Maymun kafasının bunu çalışıp da öğretmesi mümkün mü? Peki normalde 5.000 yıl, 10.000 yıl geçmiş — hiçbir maymundan insan oldu mu? Ama insandan maymun oldu; Allâh Yahûdîlerin bir kavmini maymuna benzetti. Bunların kalıntıları var bizde. Allâh bizi affetsin.


25. Bilim Gözlem ve Deneyle Test Edilebilir; Tanrı Hipotezi Gözlenemez — Kâinata Baksınlar

«Bilimde kabûl edilen iddialar gözlem ve deneyle test edilebilir olmalıdır. Tanrı hipotezi ise gözlenemez ve test edilemez olduğu için bilimsel bir iddia olarak görülmez.»

Onlar normalde — Allâh bilince — normalde Allâh’ın varlığıyla alâkalı bilimsellik arıyorlarsa kâinâta baksınlar, yaratılışa baksınlar. Ama görmek istemiyorlar.


26. Hz. İbrâhim Sümer Halkından — Sümerler Türk Soyundan: Hz. Peygamber Türk Mü? — Damarımızı Kabartmayın

«Hz. İbrâhim’in Sümer halkından olduğu, Sümerlerin de Türk soyundan geldiği söylenmekte; tüm peygamberler Hz. İbrâhim soyundan geldiğine göre, Peygamber Efendimiz Türk müdür?»

Bizim damarımızı kabartmayın.


27. Sigara Haramdır — Ben Dervişlikten Beri Söylüyorum, Diyânet Sonradan Bana Uydu

«Sohbetlerinizde sigaranın harâm olduğunu bahsediyorsunuz.»

Evet, ben derviş olduğumdan beri sigara zararlı olduğu için ben sigaranın hep harâm olduğunu söylüyorum. Diyânet sonradan benim fetvâya uydu. Ben Diyânet’ten önce «sigara harâm» diyordum. Çünkü sigaranın zararları belli — bir şeyin zararı belli ise ona helâl demek mümkün değil.

Bir kısım Şâfiî ulemâsı o zaman için zararları bilmediğinden mekrûh demişler. Şâfiî’nin bir kısmı — sonradan gelen Şâfiî’ler — ama sonradan gelen Hanefî’ler de bir kısmı mekrûh demiş. Hanefî’ler mekrûh demiş, ama sigaranın zararları tam bilinmiyor o zaman için; ama şu anda sigaranın zararları biliniyor. Emperyalizmin elinde sigara şu anda. Her sigara içen kimse emperyalizme hizmet ediyor şu an; her sigara içen — tekrar söylüyorum — emperyalizme hizmet ediyor.

Böyle olunca normalde sigara, vücûda vermiş olduğu zararlardan dolayı harâm. Mekrûh kabûl edenler Hanefî’ye göre — mekrûhun devâmı günâh-ı kebâirdir; günâh-ı kebâir de harâmdır. Mekrûh bir sefer içersen mekrûhtur; devâm ediyorsan, o alışkanlık hâline geldiyse o günâh-ı kebâire girer.


28. «Sigara İçen Bizden Değildir» Demem — Hepimiz Günahkârız: Hz. İsâ’nın Taşlama Sözü

«Sigara içen bizden değildir şeklinde bir düşünceniz var mı?»

Böyle bir şey yok. Onda — sigaraya varıncaya kadar — bizde içki içen de var, kumar oynayan da var, gıybet eden var, dedikodu eden var. Bizim içimizde her şey var. O yüzden günâh-ı kebâir işleyen bir kimseye dâir ben «bizden değildir» demem. Buna da hiç kimsenin hakkı yok zâten — dîn olarak da hakkı yok.

Ben sigaraya çok sert muhâlefet eden birisiyim, eyvallâh. Belki de geçmişte babamın hastalığı ile alâkalı olabilir — sigara çünkü sebebiyet verdi, sebebi sigara. Yoksa ecel ne bir adım öne, ne bir adım sonra. Ama normalde gerçekten sigaraya karşı nefret makâmındayım. Hele dervişlikte, sûfîlikte bu tip şeylerden uzak durması lâzım bir sûfînin, bir dervişin. O yüzden buna dikkat etmesi lâzım.

Ama günâh-ı kebâirler varken — içki içmesi, kumar oynaması, gıybet etmesi, dedikodu etmesi, iftirâ etmesi gibi, veyâ yalan söylemesi gibi — birçok büyük günâh-ı kebâirler dururken «o bizden değildir» demek benim haddim değil. Allâh bizi affetsin.

Bizde normalde adam içki içse, gelse, başımız gözümüz üstüne deriz; oturturuz yanımıza, bir demli çay içeriz ona, deriz ki «kafası yerine gelsin, zikrullah yapacağız çünkü» deriz, çıkarız. Öyle bir şey yok — Allâh bizi affetsin. Burası böyle şey olarak görmeyin: «işte ya, herkes kalem gibi» — öyle değiliz biz. Ben de dâhilim buna. Bizim her tarafımızda bir eğiklik, bir yamukluk vardır bir taraflarımızda. Biz bu eğikliğimizi düzeltmeye geliyoruz.

Hz. İsâ aleyhisselâm: bir kadın zinâdan dolayı taşlanacak ya — sözü çok meşhur. «İlk taşı hiç günâhı olmayan atsın» demiş; «ilk taşı hiç günâhı olmayan atsın» demiş.


29. Cemâatle Zikrullah’tan Sonra Günâhlar Hayra Çevrilmiş Olarak Kalkar — İmâm Ahmed b. Hanbel Hadîsi

O yüzden biz hepimiz günâhkârız. Ben sizin adınızı da söylüyorum — hakkınızı bana helâl edin. Varsa «ben günâhsızım» diyen onun elini öpelim. Birazdan günâhsız hâle geleceğiz, birazdan.

Zikrullah’tan sonra hadîs-i şerîf var: «Kim cemâatle Allâh’ı zikretti ise, oradan günâhları affolmuş olarak kalksın.» Bir hadîs-i şerîf dahâ var — İmâm Ahmed b. Hanbel naklediyor bunu: «Cemâatle zikrullah yapanlar günâhları hayra çevrilmiş olarak kalksın» diyor. Bak, bu — günâhları affetmiş — bu ayrı hadîs-i şerîf; İmâm Ahmed b. Hanbel’in naklettiği «affolmuş» olarak değil, bu diyor ki «günâhları hayra çevrilmiş olarak kalksın.»

Biz o hadîs-i şerîfi kendimize ölçü ediyoruz. Zikrullah bittiği anda kalbinizi selâmette tuttunuz, zikrullah’a başladınız — geçmiş günâhlarınız hayra çevrildi. Eyvallâh.

Ama biz böyle aykırı insanlarız. Biz dahâ buradan zikrullah biter, biz başlarız yine yazdırmaya. Öyleyiz, yapacak bir şey yok. Allâh bizi affetsin. Âmîn.


30. Sigara İçen Bir Dervişe Nasıl Nasîhat? — Şeyhim Tire Sohbetinde: «Bu Ağız ‘Allâh’ Dedi Mi, Sigara Bile İçmez»

«Sigara için bir derviş kardeşimize nasıl nasîhatte bulunmak doğru olur?»

Ben şeyhimin söylediğini söyleyeyim. Dahâ yeni ders almıştım, yeni derviştim. Tire’de sohbette böyle eliyle böyle yaptı: «Bu ağız» dedi «bu değil. ‘Allâh’ dedi mi? Dedi ‘Allâh’ dedi mi? Yalan söylemez, gıybet etmez, dedikodu etmez, iftirâ etmez» — dilin âfetlerini saydı. Sanki bana baktı böyle. «Sigara bile içmez» dedi. İçimden dedim ki: «Bu söz sana Mustafa Özbağ’ım» — bana baktı çünkü.

Biz çıktık sohbetten. Oktay var yanımda — Allâh rahmet eylesin. Oktay: «Yak abi» dedi, çıkardı. «Oktay, ben bıraktım» dedim. «Ne zaman?» dedi. «Az önce» dedim. «Al» dedim «paketi çıkar, ben içmiyorum bundan sonra» dedim. «Abi, her şeyi bırakacaksın aklıma gelir, bu aklıma gelmez» dedi. «Aklına geldi geldi» dedim, «Oktay, bitti benim için» dedim. «Ben bir dahâ» dedim «ağzıma bile koymayacağım» dedim.


31. Cenâb-ı Hak Hamdolsun Bir Dahâ Hiç Ağzıma Koymadım — Bir Şeyi Bıraktığımda Geri Dönüş Yok

Cenâb-ı Hak hamdolsun, bir dahâ hiç ağzıma koymadım. «Ben bir şey bıraktım» dedim de — bırakırım, geri de dönmem bir dahâ. Bende öyle bir dirâyet vardır, inâd vardır — inâd.

Şeyh Efendi derdi (Allâh rahmet eylesin): «Mustafa Efendi inatçısın.» «Evet, öyleyim Efendim» derdim. Şey değil — inatçıyımdır ben. Ben bıraktım — bırakış o bırakış. Bütün her şeyi bırakılması gerekenleri bıraktım, bir dahâ geri dönmedim; bir dahâ geri dönmedim.

Cenâb-ı Hak öyle bir hususiyet vermiş bana da — bir şeyi bırakmış olmayayım. Bırakınca bir dahâ geri dönemiyorum; geri dönüş olmuyor bende. Bu ne olursa olsun ama; hayâtımın içerisinde, bu ne olursa olsun, bir şeyi bıraktığım zaman kalıyor; bir dahâ geri dönüşüm olmuyor. Allâh bizi affetsin.


Kaynakça

Hadîs-i Şerîf — Hz. Âişe’ye Kurban Talimâtı: «Yâ Âişe, kurbanını yanına getir; kurbanını başında bulun. Çünkü kanın ilk damlasıyla birlikte sana geçmiş günâhların bağışlanır.» — Hâkim, Müstedrek, IV/246; Beyhakî, Sünenü’l-Kübrâ, IX/283; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, IV/353

Âyet-i Kerîme — Vekâletle Kurban ve Hac Hedyi: «İhsâr olunursanız, kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin.» — Bakara Sûresi, 2/196

Hadîs-i Şerîf — İlim Çin’de de Olsa: «Hikmet mü’minin yitiğidir; onu nerede bulursa kendisi onun en lâyık olanıdır.» — Tirmizî, İlim, no. 2687; İbn Mâce, Zühd, no. 4169

Hadîs-i Şerîf — Tefekkürün Üstünlüğü: «Bir sâat tefekkür, yetmiş (bir rivâyette altmış, bir rivâyette seksen) yıl nâfile ibâdetten hayırlıdır.» — Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, I/370; Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no. 5827

Âyet-i Kerîme — İyilikler Allâh’tan, Kötülükler Nefsten: «Sana gelen her iyilik Allâh’tandır, sana gelen her kötülük de kendi nefsindendir.» — Nisâ Sûresi, 4/79

Âyet-i Kerîme — Hz. Âdem’e İsimlerin Öğretilmesi: «Allâh Âdem’e bütün isimleri öğretti. Sonra onları meleklere sundu ve ‘Eğer sözünüzde doğru iseniz haber verin bana bunların isimlerini’ dedi.» — Bakara Sûresi, 2/31

Hadîs-i Kudsî — Bilinmek İçin Yaratma: «Ben gizli bir hazîne idim, bilinmek diledim ve mahlûkâtı yarattım; onlar Beni Benimle bildiler.» — el-Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, II/132; İbn Arabî, Fütûhât, II/322; Aliyyü’l-Kârî, el-Esrâru’l-Merfû’a, no. 335

Hadîs-i Şerîf — Cemâatle Zikrullah Eyleminin Mükâfâtı: «Allâh’ı çokça zikreden bir cemâatle oturup zikre katılan kimse, oradan günâhları hayır olarak değiştirilmiş hâlde kalkar.» — Ahmed b. Hanbel, Müsned, III/220; Hâkim, Müstedrek, I/495

Hadîs-i Şerîf — Zikir Halakası ve Bağışlanma: «Bir cemâat Allâh’ı zikretmek için bir araya gelirse melekler onları kuşatır, rahmet onları kaplar, üzerlerine sekîne iner ve Allâh onları yanındakilere zikreder.» — Müslim, Zikr, no. 2700; Tirmizî, Da’vât, no. 3378

Hadîs-i Şerîf — Hz. İsâ’nın Sözüne Atıf: Zinâ Cezâsında «İlk Taş»: Yuhanna İncîli’nde geçen anlatım: Hz. İsâ aleyhisselâm zinâdan dolayı taşlanmak istenen kadın hakkında: «Aranızda hiç günâhı olmayan ilk taşı atsın.» Hiçbiri atamamış, oradan ayrılmışlardır. — Yuhanna 8/1-11 (Hıristiyan İncîl’i); Bediüzzaman, Mektûbât, 26. Mektûb, 1. Mebhas

Hanefî Fıkıh — Müzdelife Vakfesi: Müzdelife vakfesi (Müzdelife’de geceleme ve fecirden sonra duruş) Hanefî mezhebine göre vâciptir. Terkeden kimseye bir dem (kurban) lâzım gelir. Vaktinden önce çıkmak özür hâlinde câizdir (çoban, sakat, kadın için). — İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, II/479; el-Mevsılî, el-İhtiyâr, I/144

Hanefî Fıkıh — Sigaranın Hükmü: Sonraki Hanefî ulemâsı (İbn Âbidîn vd.) tütünü zararlarının ortaya çıkmasıyla birlikte tahrîmen mekrûh, devâmı hâlinde günâh-ı kebâir/harâm hükmünde değerlendirmiştir. Bedene zarar veren her madde harâmdır kâidesi gereğince. — İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr, VI/459 «Bâbu’d-Duhân»; Diyânet Yüksek Kurul Kararı 1980

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin Vekâletle Kurban Kesmenin Hükmü ve Ateist-Agnostik Argümanlara Cevâb başlıklı sohbetinden tam detayla derlenmiş ve tez kalitesinde yeniden düzenlenmiştir.

Ek kaynaklar:

  • Kur’an-ı Kerim, Nisa 4/59; Allah’a, Resule ve emir sahiplerine itaat ilkesi.
  • Kur’an-ı Kerim, Ahzab 33/21; Resulullah’ta güzel örnek oluşu.
  • Buhari, İ’tisam, Kitap ve sünnete bağlılık rivayetleri.
  • Müslim, Cuma, sünnete bağlılık ve bidatten sakınma rivayetleri.
  • Şatıbi, el-İ’tisam, bidat ve sünnete bağlılık bahisleri.
  • Nevevi, Riyazü’s-Salihin, sünnete ittiba ve takva bölümleri.
  • Kur’an-ı Kerim, Nisa 4/59; ihtilafları Allah ve Resulüne götürme ilkesi.
  • Buhari, Ahkam, hüküm ve yargı adabı rivayetleri.
  • Müslim, Akdiye, hüküm verme ve delil rivayetleri.
  • Merğinani, el-Hidaye, Hanefi fıkhının ilgili bahisleri.