Cuma, 30 Ekim 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Bursa Sohbetleri ·

24.10.2026 Bursa Akşam Sohbeti | Mürşid-i kâmile intisaplı olmanın idraki

Cennette Zikir ve Tûr Sûresi 24. Âyetin İzahı Cennette hep birlikte zikir yapacak mıyız? Burada yapıyorsanız orada da yaparsınız. Neden yapmayalım? Onu…


Cennette Zikir ve Tûr Sûresi 24. Âyetin İzahı

Cennette hep birlikte zikir yapacak mıyız? Burada yapıyorsanız orada da yaparsınız. Neden yapmayalım? Onu cennette düğüne davet edeceksiniz. Babamı bir daha evlendireceğim onu. Muhteşem bir düğün yapacağım Allâh’ın izniyle. Tur sûresi âyet 24. Kendilerine âit bir takım hizmetçiler de onların etrâfında dönerler. Bu gençler sanki sedefleri içinde gizlenmiş inci gibidirler. Âyet bunu açar mısınız? Buradaki gençler kim? Cennette biz de size hizmet edebilecek miyiz? Biz artık daha hizmet işinde mi koşturacağız ya? Orada keyif edeceğiz. Cennetteki gençler hizmet etsin bize.

Mürşid-i Kâmile İntisaplı Olmanın İdrakine Nasıl Varılır?

Bunun şimdi kâmile intisaplı olmanın idrakine nasıl varılır? Varılmaz. Bunun şükrü nasıl eda edilir? Hakkıyla sana kulluk edemedim ya mabut diyen bir peygamber ümmetiyiz. Ümmeti nasıl bu şükrü hakkıyla eda edebilir? Çok zor. Ama en azından hani kendisinin bu noktada gayret eden ama kendisini yeterli görmez. Belki de şükrünü eda etmiş sayılır mi acaba, sayılabilir. İntisaplı olmanın idrakine nasıl varılır? Çok zor. Bu benim bu benim kendim için çok zor.

Yâni ben idrakine varabildim mi? Yâni ben varamadım. Tam anlamıyla. Şimdi biz bir mürşidi kamili tanımlamakta, tanımakta güçlük çekiyoruz. Yâni maneviyatımız yetmiyor. Buna maneviyatımız yetmiş olsa onu tanımakta ve tanımlamakta güçlük çekmeyeceğiz ve onu hakkı olan yere oturturacağız ve bu konuda biz ona göre davranacağız. Ben bunu kendi şeyhim için kendi acizliğimi anlatıyorum. Yâni normalde bir kim bir insan o üstadıyla bunu yaşarken o esnâda bu benim kendi tembelliğim, kendi aymazlığım kendi nankörlüğüm olabilir.

O esnâda o kimse o üstâdı o idrake varamıyor. Yâni kendince üstat olarak görüyor onu, kendince seviyor, eyvallâh. Ama onun ne olduğuyla alâkalı bu idraki tam olarak insan ulaşamıyor. Ya da ben ulaşamadım. Bu benim kendimle alâkalı olsun.

Mürşidin Kıymetini Zamanında Anlayamamak ve İnsanın Acziyeti

Yâni bu sefer öyle olunca onu tanımlamakta, onu anlamakta onu idrâk etmekte zayıf kalıyor. Yâni bunu normalde günler günleri kovalıyor, yıllar yılları kovalıyor. O koşuşturmanın içerisinde veyâhut da o hâlin içerisinde bunu anlamaktan insan biraz aciz kalıyor. Bunu elinden kaybedince anlıyor. Acizliğini. Ya da bende öyle tecellî etti. Ya normalde artık dönüp zâhirî olarak konuşabileceğim bir kimse yok. Mânevî olarak görüyorsun, konuşuyorsun.

Yâni zâhir gibi olmuyor. Ama yâni kendince hayıflanıyorsun. Diyorsun ki hani daha iyi anlayabilirdim. Daha derinlemesine idrâk edebilirdim. Daha geniş çerçevede bakabilirdim. Daha yüksek noktadan bakabilirdim. Bu normalde bu bendeki tecellî. Herkes kendince bunu görür. Hani onu hakkıyla idrâk edemediğini hakkıyla tanımlayamadığını ona bağlanıp bağlanıp sevemediğini görüyorsun. Bu biraz böyle insanın canını yakıyor mu? Evet. İnsanın bu noktada hani böyle kalbi idrakini parçalıyor mu?

Evet. Hım. Fakat hani geri dönüşü olmayan bir yolda artık. O geri dönüşü olmayan yola girmişsin. O da geri dönüşü olmayan bir yolda. O geri dönüşü olmayan yolda, sen de geri dönüş olmayan yoldasın. Bu sefer kendince kendi kendine o konudaki acziyetini görüp kendine üzülebiliyorsun.

Hayattayken Kıymet Vermek ve Vefatından Sonraki Hayıflanmalar

E şimdi hani soru şey ya mürşid-i kâmile intisaplı olmanın idrakine nasıl varılır? E o zaman ben kendi halimi, kendi düşüncemi gözümün önüne getirince ben hakkıyla idrâk edemedim anlıyorum. E günler geçiyor, zaman geçiyor, söyledikleri çıkıyor. Kendince hani o hâlini görüyorsun. Daha fazla sevebilirdim, daha fazla yapabilirdim, daha fazla edebilirdim. Dahası, dahası olabilirdi diye kendi üzerinde hayıflanıyorsun. Yaşarken insan bunun tam idrakine varmıyor.

Onu anladım. Tam tanımıyorsun. Yaşarken. İnsanların en büyük handikabı bu zâten. E şimdi meselâ dönüyorum ben böyle hani o zamanki zamandaş dervîşlere bakıyorum. Kendilerince şimdi şeyh efendi’yi çok kıymetli tuttuklarını, çok intisaplı, çok bağlı olduklarını söylüyorlar. Aslında değiller. Yâni sağlığında kıymet vermemişlerdi. Aslında belki de sağlığında o kadar kıymet vermemenin değerini vermemenin özensiz davranmanın kendilerinden intikamını alıyorlar sanki çok seviyorlarmış gibi.

Ben öyle görüyorum. Diyorum ki kendi kendime üç ameliyat geçirdi, yoktunuz. O da o kadar baskılar, problemler yaşadık, yoktunuz. O kadar sıkıntılar yaşandı, yoktunuz. Yoktunuz, yoktunuz, yoktunuz, yoktunuz, yoktunuz. Sıralarım şimdi bir sürü yoklukları. Şimdi çok seviyorsun. Bizim rahmetli Hacı Oktay’ın dediği gibi ölü bir şeyi sevmek çok kolay dedi. Nasıl lan dedim ben şimdi o adama? Ne var abi dedi ya, bir şey istemeyecek, bir şey söylemeyecek dedi.

Ölü bir şeyi sevmek kadar kolay bir şey yok dedi. Dirisini sevmediler bunlar, şimdi ölüsünü seveceğiz diye uğraşıyorlar dedi.

Hastane Günleri, Sadakat İmtihanı ve Hacı Oktay’ın Hizmeti

Şimdi Oktay, biz 14 günlük bir Ege Üniversitesinde hastane hayatımızda Oktay 14 gün boyunca yâni işi gücü bıraktı, hastanenin kapısında nöbet tutuyor. İçeri almıyorlar ya. Yâni ziyaret saati içeri alıyorlar. 14 gün boyunca hastanenin dış kapısında nöbet tutuyor. Ben Oktay şu lâzım diyorum, koşa koşa getirip geliyor. Ameliyatta da Oktay yâni Şeyh Efendi Oktay’a şunu dedi. Sen benim kader arkadaşımsın dedi. Şimdi herkes hani Oktay’ı neden tutuyorum, neden ediyorum diye hani düşünür.

Ya bir Abdullah Efendi gibi bir şeyhin bir insana benim kader arkadaşımsın demesi yâni bir kimsenin bence ömrü hayatında ulaşabileceği bir hani aciz bir dervîşin ulaşabileceği en zirve noktası. Bence. Ben bana söylediklerini söylememe gerek yok. Ondan sonra yâni kendi kendime dedim ki ya ya dedim hani koskoca Abdullah Gürbüz Efendi adama diyor ki sen benim kader arkadaşımsın. Hani insanların böyle ıı çok böyle farklı zamanlar olur ya.

O Şeyh Efendi’nin 14 günlük o hastane onda çok farklı ıı bir hâle döndü. Bu benim kendim, bunları konuşmak istemem aslında da hani idrâk etmeden lâf açılınca ben girmeyeyim mahrem konulara şimdi. İnsanların öyle anları var, mürşidi kâmil de olsa o esnâda böyle bütün perdelerin, bütün kuralların, bütün kuramların yıkıldığı bir an oluyor demek ki. Meselâ Şeyh Efendi hiçbir şeyi istemedi. Çocuklarını istemedi. Eşini istemedi.

Tabii hayretle izliyorum. Müsâade efendi yeter bana dedi. Başka hiçbir şey söylemedi. Şimdi eş ve çocuklar meselâ beni sevmez fazla. Hastane travmasına bağlıyorum onu. Ben diyordum ki hani acaba nasıl bir şey yaşıyor? Tabii onu o esnâda onun duygusunu yakalamak, onun o idrakini yakalamak hani aciziz biz yâni onu nasıl yakalayacağız da şimdi yâni ben o idrake varamadığıma inanıyorsam birisinin o idrake varabileceğini tam anlamında ihtimal veremem.

Kendimi bir yere koyduğumdan dolayı değil. Hani ben yanı başındayım. Nefesindeyim. Yâni bizim öyle anlarımız var ki, hani senliğin, benliğin kalktığı anlar var böyle.

Yoğun Bakım Odasındaki Narkozlu Hâl ve Manevî Yakınlık

Meselâ işte sağlıkçılar bilirler şimdi. Örneğin işte ameliyattan çıkmış yoğun bakımda. Daha şeyden çıkarmamışlar. Narkozdan çıkmış değil. Ameliyatta mı giriyorsun değil mi şimdi? Girmiyor musun? Giriyorsun. Ya en son girdiğimde aynı odada aynı şekilde Ya çıkanları görüyorum. Bana dedi açtı bir tâne kadın var böyle kapıda duran. Husûsî onu kapıya koymuşlar. Hiç yüzü görünmüyor. Böyle sert mi sert bir böyle Allâh beni affetsin böyle yâni.

Böyle değişik bir kadın. Bir açtı böyle kapıyı. Abdullah Gürbüz yakınları İşte kapı oradayız. Kapıdayız hanım biz Bir kişi girecek. Dedim. Küçük oğlan var. O bana baktı, ben ona baktım. O dedi ki abi sen gir. Ben girdim. O böyle perdeleri açık o hani uzay istasyonu gibi ya bağlı. Yer. Daha narkozdan çıkmamış. Hemşire diyor ki orada yâni narkozdan çıkmadılar, konuşmaya çalışmayın diyor. Narkozlu.

Narkoz Hâlindeki Konuşma ve Yaşanan İbretlik Hatıra

Ben perdeleri çektim. Eğildim böyle yüzüne karşı dedim. Mustafa Efendi, sen misin? Benim. Benim Efendi. Bir şeye ihtiyâcın var mı dedim. Ağrın, sızın var mı dedim. Üşüyorum. Başka bir şey var mı dedim. Yok dedi. Açtım perdeyi, hemşireye dedim, hemşire hanım, hasta üşüyormuş dedim. Konuşamaz o, nereden bildin konuştuğunu sen onun dedim. Konuştu dedim benimle. Üşüyormuş dedim. Narkozdaki kimse konuşamaz ki dedi, sen nereden konuştun dedi, böyle şeyleri çıkarıyorsunuz dedi.

Artık ben o hemşireye nasıl baktıysam böyle kafamı çevirdim, baktım. İçimden dedim ki, uğraşma benimle. Şimdi getiriyorum dedim. Bir battaniye getirdi, ayaklarını sardı. Ayaklarım üşüyor dedi çünkü. Ayaklarını sardım ben. Tekrar eğildim. Şimdi iyi mi dedim. İyi dedi. Görüşmem bu kadarmış dedim. Daha fazla tutmuyor mu lan? Sâdece görmek için mi getirdiler, dedim. Bir şey diyecek misin, dedim. Hayır. Çıktım.

Narkoz Hâlinin Tefekkürü ve Maneviyatın İdrak Edilmesi

Şimdi Bunu neden anlattım? Yâni böyle bir kerametvari bir şey oldu, böyle işte kerâmet anlatmak için değil. Bunu o esnâda sen idrâk edemiyorsun. Narkozu herkes bilir. Yarı Öyle değil mi? Sağlıkçısın sen. Yarı öyle değil mi? Ama bir tek nefes alıp veriyor, değil mi? Ben de narkoz aldım ki Hayâtımın en ne o? Dinlendiğim zamandı. O kadar kuş gibi kalktım. Ne sevindim, ne sevindim. Bâzen aradan geçiriyorum, diyorum bir narkoz çaktırayım kendime.

Bir iki saat uyuyayım, diyorum. Bir rahat bir rahat öyle bir uyuyayım, diyorum. Bulacağım kendime bir doktor, narkoz verdireceğim kendime. Şimdi onu o esnâda idrâk edemiyorsun. Bakın bu normalde o esnâda idrâk edilebilecek noktada değil. Sonradan ne aklıma geldi? Öldükten sonra. Îsâ Aleyhisselâm’ın baş havarisi en küçük havari bir kimseyi öldürmekten tutuklanmıştı. O normalde cezâ, rejim cezasına çarptırılacaktı. Hani Antakya’ya geldi ya onu kurtarmaya.

Ölen kimsenin cesedi orada duruyor. Ölen kimseye sordu, dedi ki seni kim öldürdü? Ölen kimse cevap verdi, beni filânca öldürdü, dedi.

Hz. İsa ve Havarisi Kıssası ile Mürşide Dair Sırlar

Şimdi Bunu kendi kendine düşündüğünde bunu bir hani o baş havarinin bir kerâmeti olarak görebilirsin. Yarı ölü. Konuşuyor mu? Evet. Bir de normal ölü değil, narkozlu. Konuşuyor mu? Evet. Bunun gibi, hani, Hazret-i Pîr diyor ya, Bana anlatırsan diyor, ne ben kalırım, ne sen kalırsın. O güzele âit sırları diyor, açıklarsam Ne sen kalırsın, ne ben kalırım. Diyor. Yâni, normalde onu, hani, yaşarken bu benim kendi eksikliğim. Onu idrâk edemiyorsunuz tam anlamıyla.

Zâten idrâk etse kendisi kalmaz. Ama en azından soru kimin diye hani bizi perişan etti ya. Şimdi ben böyle kendimi acındırmak için söylemeyeceğim bunu da. Hani, ben şimdi 16 yaşında babasız kaldım ya. Bâzen böyle hani, diyorum ki ya, babanız sağken yaşayın. Bir insanın babası var ya. Yâni, bunu yaşamak önemli. Bu işin zâhir tarafı. Bir de işin sûfîlik tarafı var. Yâni, sûfî noktasında da, hani, bir kimsenin üstâdı hani, mânevî babası hükmünde ya.

Üstadı Yaşarken Yaşamak ve Mânevî Babanın Kıymeti

Yâni, yaşarken yaşayacak insan. Yâni, yaşarken yaşayacak bunu. Ben ne kadar dolu dolu yaşadım desem de yaşamamışım diyorum. İşte her haccında vardım, her umresinde vardım. Hayâtının her alanında vardım. Ama daha dolu dolu yaşayabilir miydim? Yaşayabilir miydim? Daha da sorulur muydu? Olurdu. Şimdi gidiyorsun kabrine. O orada, sen buradasın. Veyâhut da kendi kendine düşünüyorsun. Sen buradasın. O orada. Bâzen aldığın nefes nefes değil.

Yediğin içtiğin yediğin içtiğin değil oluyor. Ben ona çok yalvardım. Dedim ki duâ et. Ben senden sonraya kalmayayım diye. Ben kimsesiz bir insanım dedim. Benim dedim kimse yüzüme bakmaz. Beni kendi ellerinle göm dedim ona. O da çok uğraştı. Duâ etti çok. Sonra bir gün Medîne-i Münevvere’de o gün de öyle enteresan bir gündü. Âniden döndü bana. Mustafa Efendi, olmuyor bu. Benden sonraya kalacaksın dedi.

Düzgün Bir Şeyhe Sahip Olmanın Nimeti ve Çokluk Yarışı

İnsanın şeyhi olması güzel bir şey ya. Hele böyle hani düzgün bir şeyhi olması daha da güzel. Güzeldi ya. Düzgün bir babası olması, düzgün bir kocası olması, düzgün bir şeyhi olması insanın gerçekten dünyânın en büyük nimetlerinden birisi. Parayla, pulla, makamla, mevkiyle elde edilemeyecek olan şeyler bunlar. Tamâm. Parayla elde edemezsin. Bir makāmın olsa Yaşarken bilemiyor. Çokluk yarışından nasıl kurtulur insan? Allâh için yaparsa bu ya bundan kurtulur.

Her şeyini Allâh için yapacak. Her şeyini. Onun rızasına uygun yaparsa kurtulur. Daha çok kişiye ulaşayım anlayışı ileri düzeye vardıysa, görüştüğü her insanda artık böyle bir amaç gütmeye başladıysa, insanın bu yanlış mıdır, bunun olması gerekeni nasıldır? Bu normal bir şey. Dağıldık biz biraz ya. Toparlanmak lâzım. Göçer gider insan o. Hep insan kaybettiğinde anlar.

Sevmek Fiili, Sevememenin Sebepleri ve Aklın Ön Planda Olması

Sevmek fiili nasıl oluşur? Sonradan böyle sevilen bir kimse hiç olmadı hayatımda benim Bu benim bildiğim bir yer değil. Bende sonradan oluşmuş bir şey. Bir matematiği var mıdır? Muhakkak vardır. Bir insanın sevememesinin bir nedeni var mıdır? Sevgisiz demek ki. Kişisel olarak soracak olursam hayatım boyunca kendimi sevgiye bırakabilen bir insan hiç olmadım. Aklın öndedir o zaman. Genel olarak hep bir mesafe bıraktım. Aklım önde.

Ancak anladığım kadarıyla bu yol böyle bir yol değil ve bu durumu değiştiremiyorum. Bundan neden kaynaklanıyor olabilir? Bu durum karşısında ne yapabilirim? Aklı önde olan insanlar hemen sevemiyor. O ablanın ilahlığını kıramıyor.

Misafirlikte Oruç Edebi ve Tevhid İlmine Dair Hadisler

Hazret-i Ayşe’den sizden biriniz bir kavme misafir olduğunda onların izni olmadan sakın oruç tutmasın. Bu hadîs-i şerîfi nasıl anlayacağız? Bir yere misafirliğe gittiyseniz misafirliğe gittiğiniz yerde Ramazan hariç oruç tutacaksanız o misafir olduğunuz evden izin istemeniz lâzım. Uygun değil çünkü hani bir yere misafirsiniz, misafir gittiğiniz yerde oruç tutacaksınız bu uygun değil. Nâfile oruçlarla alâkalı. Ama muhakkak o ev sahibinden, oradaki kimselerden izin almanız gerekiyor.

Ebu Hureyre’den ibadetin efdali ilim talep etmektir. İlimden maksat evvela fa’lem ennehû lâ ilâhe illallah’tır. Ramûzu’l Ehadîs. Fa’lem ennehû lâ ilâhe illallah’ın içindeki ilim nedir? Tevhîd ilmi. Hazret-i Ebubekir’den Deccal şarkta Horasan denilen yerden çıkar ve ona katmerli yüzü olanlar uyar. Ramûzu’l katmerli yüz derken Abdullah Şerîf Efendi’yi kastediyor. Ben bu hadîs-i şerîfi okuduğumda Horasan tarafında Hazar Yahudileri var. Onları kastettiğine dâir böyle bir tecelliyât oldu idi bende.

Cennette Hz. Peygamber’e Eş Olacak Hanımlar ve Kadınların Fazileti

Ebu Umame’den Bilmiyorsunuz. Allâh beni cennetle İmrân kızı Meryem’e, Mûsâ Aleyhisselâm’ın kardeşi Gülsüm’e ve Firavun’un karısı Mezahin’in kızı Asiye’ye zevk yaptı. Bu hadiste geçen hanımların seçilmiş olması nedendir? Bunların hepsi de seçilmiştir. O yüzden seçilmiş olduğu için Hazret-i Peygamber’e sallallâhu aleyhi vesellem’e bunlar eş olacaklar cennette. Bunların hiçbirisinin dünyâda eşi olmadı çünkü. Meryem’in eşi olmadı.

Mûsâ’nın kardeşi Gülsüm’ün eşi olmadı. Firavun’un karısı Mezahin’in kızı Asiye’nin de eşi olmadı. Bundan dolayı Hazret-i Ayşe annemiz çok kıskanmıştı. Ebu Umame Parantez içinde şu kadınlar var ya yüklenicilerdir, temiz eden validelerdir. Evlatlarına merhamet edicilerdir. Şâyet kocalarına eziyetleri olmasaydı sırf namazları yüzünden cennete girerlerdi. Nâmus. Bugünkü gündüz sohbetine hitaben eyvallâh. Kim yazan bunu? Ben. Ey kadınlar bana üç şeyi söz verin ben de size cenneti söz vereyim.

Beş vakit namazı, farz namazı kılacağınıza farz orucu tutacağınıza ve kocalarınıza itaat edeceğinize ben bana söz verin ben de size cenneti söz vereyim. Hadîs-i şerîf. Kadınlar yıkıldığı yerde kemik ellerine yorum yapıyorlar.

Elbisenin Tesbihi, Manevî Kirlenme ve Temizlik Edebi

Hazret-i Ayşe’den Ya Ayşe, bu iki elbiseyi yıkayabilmez misin? Elbise tesbih eder. Kirlenince tesbihi kesilir. Anlıyor musun? Bu hadîs-i şerîfte bahsedilen kir nedir? Normalde İslâm maddî olarak kir olsun, ister mânevî olarak kir olsun. Mânevî kir nedir? O elbiseyle senin günah işlemen nedir? Şimdi günah işlediysen o elbiseyle o elbise de kirlenir. Normalde o elbiseyi de yıkamak gerekir. Bir de normalde nedir? İşte normalde maddî kirdir.

İşte elbisenin üzerine bir şey döküldü veyâhut da işte aşırı derecede terledin veyâhut da kirlendi. Bu işin zâhirî tarafı. Yıkanması gerekiyor mu? Evet. Ama öbür türlü de o elbiseyle günah işlenir. Günah işlediysen de o elbiseyi de yıkayacaksın. Bahsedilen kir nedir? Bir de ben hadîs-i şerîf okurken sanki elbise yerine başka bir şeyi kastediyormuş gibi geldi. Kalp olarak hissettim. Bu şekilde anlatsak yanlış mı olur? Evet. Yattan bahsetmiyor çünkü.

Umre ve Hac İbadetinde Kıymet Bilmek ve Özensizlikten Sakınmak

Yakın zamanda umre veyâhut namaz yapmak nasîb oldu. Son günlerde kendi düzenimi özlediğimi fark ettim. Burada kendi kendimi sorgulamaya başladım. Bu düzeni özlemek Resûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Efendimizi ikinci plana koymak mı oluyor? İtiraf etmesi zor ama rahatlığı ona tercih etmek mi oluyor? Hakkınızı helâl edin. Biraz da Helâl olsun. Şimdi bâzen ben umreyi ve haccı kısa tuttururum arkadaşlara. Yâni normalde şimdi herkes şöyle düşünür, hani ya hani bir ay kalalım.

Öyle ya, 40 gün kalalım. Ben de diyorum ki arkadaşlar, arkadaşlar yâni Mekke-i Mükerreme’de bir vakit namazı dışarıda kılarsanız hani Beytullah’ı küstürürsünüz kendinize. Veya Medîne-i Münevvere’de siz namazı otelde kılalım derseniz hani bu kıymet bilmezlik olur. Gaflet olur, yanlış olur. O yüzden kısa olsun beş vakit namazı ama Beytullah’ta ama Medîne-i Münevvere’de hani mescitlerde kılın. Otellerde kılmayın, etrafta kılmayın, çarşıda, pazarda kalmayın.

Çünkü hürmetsizlik olur. Özensizlik olur. Kıymet vermemek olur. Kıymetsizleştirmek olur. Bu da hem Hz. Muhammed Mustafâ’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine karşı bir edeb-i mugayir bir hâl olur. Hem de Mekke-i Mükerreme’de Allâh’a karşı edeb-i mugayir bir hâl olur. Yâni en sıkıntılı şey onu kıymetsizleştirmek, özen göstermemektir. O yüzden arkadaşlara derdim ki bak kısa olsun, beş vakit namazı orada kılalım. Şimdi şey efendi Allâh rahmet eylesin, ayakları ağrırdı filân, rahatsızlıkları vardı, yaş geçkindi.

İşte bâzı vakitler o bilhassa Mekke’de misafir olunca hani siz namazı kılın gelin derdi. Biz namazı kılar gelirdik bâzen, bâzı vakitlerde. Çok sıcak da olursa öğlenleri filân gelmediği olurdu. Biz 5 vakit namazı kılmaya gayret ederdik.

Şeyh Efendi’ye Hürmet, Hizmet ve Dervişlikte Kıymet Bilmek

Arkadaşlara da derdim ki, hani özensizlik yapmayın. Kıymetsizlik yapmayın. Hani ben normalde dervîş kardeşlere derim. Nereye geldi Şeyh Efendi? Örnek diyorum, Sivas’a geldi. Arkadaşlar, Sivas’a gelmiş. Hani sonuçta hepiniz derse girin. Eksik davranmayın, özensizlik yapmayın, kıymetsizlik yapmayın. Şeyh Efendi onu hissederdi. Şimdi kapatacağım. Telegram’dakilere de abes olur meselâ. Şeyh Efendi kendi ailesinden de özensizlik görürdü.

Bunlar acı şeyler. Onu hissederdim ben meselâ. Hani böyle bir içime bir his gelirdi. Ben geleyim alayım seni derdim. Gel al derdi. Ya bir kimse şeyhine ben geleyim alayım seni diyebilir mi? Diyemez. Ama anlıyorum ya, bâzı anlarımız olurdu öyle. Ben hissederdim onu. Ona özensizlik olduğunu. Ben geleyim alayım seni derdim. Gel al derdi o da. Ben hızla giderdim. Hiç saat maat beklemezdim. Meselâ akşamüstü varırdım oraya. Ondan sonra hiç kapak kaldırmam. Valizini de alayım mı derdim ben. Ondan sonra bâzen valizsiz çıkar giderdi kendisi.

Mekke ve Medine’de Zamanı Kıymetlendirmek ve Özensizlikten Kaçınmak

Şimdi sen Mekke’ye gitmişsin. Beytullâh’a özensiz davranıyorsun. Medîne-i Münevvere’ye gitmişsin. Medîne-i Münevvere’de özensiz davranıyorsun. Namaz vakti çarşıda dolaşıyorsun. Namaz vakti yemek yiyeceğim diye uğraşıyorsun. Namaz vakti orada burada dolaşıyorsun. Veya namaz vakti olmasın. Ama boş vaktini çarşıda dolaşıyorsun. Mescitte dolu değilsin. Medîne-i Münevvere’de değilsin. Bu özensizlik bunlar. Öyle olunca bir kimse hani 5 günlüğüne git o zaman.

Her şeyi dolu dolu yaşa gel. 10 günlüğüne git, dolu dolu yaşa gel. 1 aylığına gittin. 1 ayının 10 günü otelde geçiyor. Nefis bir vesvese verdi sana. Yok şunu yap, yok bunu yap, yok şöyle olsun, yok böyle olsun, yok şunu olsun. Otelde geçirdin. Otelde yatmaya mı gittin? Yatacaktın, gel burada yat. Uyuyacaktın, gel burada uyu. Mâdem uyuyacaktın, ne yapmaya gittin? Mâdem paso yatacaktın orada saatlerce, ne yapmaya gittin kardeş ya?

Hayâtınızda kıymetli olan şeylere neyse bu, hayatınızı çevreleyen eştir, çocuktur, şeyhtir, peygamberdir, Allâh’tır. Özensizlik yapmayın. Döner kendinizi bulur o özensizlik. Allâh muhâfaza.

Fıtrata Müdahale Etmemek ve Korkulu Rüyalara Karşı Zikir Edebi

Günümüzde yiyeceklerden de kaynaklı gençlerde erken ergenlik söz konusu. Bunun durumunda ailelerin aşı ile ergenliğin süresini uzatması câiz olur mu? Ben fıtrata müdahale edilmesine karşıyım. Ya bırakın, erken ergenlik oluyorsa olsun, ne olmuş ya? Fıtrata müdahale etmeyin. Yâni bu çocuk olması gereken zamandan aşıdan dolayı daha geç ergenliğe girmiş olacak. Namazı kılması gerekirken kılmayacak meselâ. Bu durumda çocuk bundan sorumlu olur mu?

Yâni müdahale etmeyin. Fıtratı bozmayın. Namazı da tatlı tatlı alıştırın, sevdirin. Pakistanlı bir arkadaşım bir süredir videolarınızı izliyor. Zikrullahlara katılmaya gayret ediyor. Bu kişi uzun süredir rüyalarında yılanların kendisine saldırdığını görüyormuş ve korkuyla uyanıyormuş. Ne yapması gerektiğini size sormamı rica etti. Yayını dinliyorum. Yâni normalde bu arkadaş yatarken abdestli yatacak. Devamlı Allâh’ı zikredecek.

Umre Nasihatleri, Tesbihat ve Dervişlik Üzerine Sorular

Ayetel Kürsi okusun, yedi bölge, yedi yönü okusun inşâallâh. Gelecek kaygısı olan ne yapmalı? Geleceğe bir tekme vur geç. Umreye ilk defa gidecek olanlara önemli nasihatleriniz nelerdir? Ooo, yapmışız zâten ya. Kimin sorusu? Sen nasîhati almışsındır şimdi. İyi sarıl Kabe’ye. Kızmıyorsun değil mi bana? Sıkı kız, sımsıkı sarıl. Şeytanı koparacak gibi sarıl. Ama Allâh’tan hayırlısını iste ha. Öyle kişinin kimisi böyle sarılıyor illâki evleneceğim diye.

Hayır, öyle bir şey istemiyorum. Sonra kel, kör birisi gelir Allâh muhâfaza. Allâh bizi affetsin. Hazret-i Fatma, Peygamber Efendimizin Hazret-i Fatma annemize yorgunluğunun giderilmesi için tavsiye ettiği 33 Sübhanallah, 33 Elhamdülillâh, 33 Allâhu 33 mü 34 mü okumamız lâzım? 33. Yüzde de tesbihatlarımızdaki gibi Lâ ilâhe illallâh duâsı okunur mu? Evet. Yorulunca Allâh’ı zikredin. Dersli olan dervîşe dersli olmanın fazileti ve dersli olmanın mânevî yönünü açıklayabilir misiniz? Hiçbir şey yok. Desem, çekmeyeceksiniz mi dersleri? Allâh bizi affetsin.

Zikrullâhta Cemalleşme ve Hakîkate Ermenin Önündeki Engeller

Haydi bakalım birkaç soru alalım inşâallâh. Hocam, Perşembe gecesi rûhum zikre başladığında rûhum Rabbimizle cemalleştiğini söylemiştiniz. Bunun üzerine birçok şey sormak istiyorum ama şimdi zikrullâh başlayınca şeytan üzerimizden kalkıyor. Peki bu cemalleşmede, hakîkate ermede o cemalleşmeyi yaşamada engellerimiz ne oluyor? Nefes. Sâdece onu mu anlamamız lâzım? Meselâ beden durduğu zaman başka ne kalır nefesten başka? Meselâ ben bir düşünce, tarz şeyler üzerimizde etkisi var mıdır?

Normalde bir kimse lâ ilâhe dediğinde normalde kendisinin de içindeki ilahları sıyırıp atması lâzım. Kendi içindeki ilahları sıyırıp atmıyorsa o kimse, nefis onda gālip geldi. O zaman o cemalleşmeyi gerçekleştiremiyor. Cemalleşmenin gerçekleşmesi için o kimsenin ilâhe noktasında hiçbir şeyinin kalmaması lâzım. O cemalleşme kalbi bir tecelliyâttır çünkü. Kalbi bir tecelliyatsa kalpte o zaman zikrullahın haricinde hiçbir şey kalmaması lâzım.

O safiyeti yakalaması lâzım. İlâhe dediği masanın üstünde ne varsa atacak kenara. Onu atamıyorsa cemalleşmeyi gerçekleştiremez. O atmayı engelleyen nefsimiz mi? Hı hı.

Zikir ve Semâ Esnasında Nefsin Araya Girmesi ve Vesveseler

Nefis ne rahat veriyor bize bu konuda? Sesini düşünüyor, örtüsünü düşünüyor, yanındakini düşünüyor. Oradan bir çatlak ses geliyor. O çatlak ses kim bu onun böyle çatlak sesle zikrullâh yapan diyor. Kendince etraftaki bütün her şeyden etkileniyor ve her şeye lâf söylüyor kendi içinden. Semâ ediyor, semadayken mıncıbanı dinliyor. İlahiye doğru giremediler. Gümteki vuramadılar. Şu şöyle olmadı, bu böyle olmadı. Tennurem açıldı mı, açılmadı mı?

Ne kadar açıldı? Güzel semâ ediyor muyum, etmiyor muyum? Bitti, gitti. O zaman nefis düşünceyi etkiler mi? Tabii etkiliyor, her şeyi etkiliyor. Ben düşünceyi Yâni zikrullâh yapıyor. Bu elini bağladı. Elini namazda bağlıyorsun, zikrullâhta da bağlıyorsun. Bağlamak ne demek? Kendince diyorsun ki ben her şeye hazırım. Elim, kolumu bağladım. Ben normalde kendimi teslîm ettim. İyi teslîm ettim.

Zikirde Teslimiyet ve Nefsin Dikkati Dağıtan Bahaneleri

Teslîm ettiğimde etrafla ne ama uğraştım? Teslîm ettim. Neye teslîm ettim? Allâh’a teslîm ettim. Ne ama uğraştım etrafımla? Kendi nefsime soruyorum bunu. O zaman nefis senle çalışmaya devâm ediyor. Sen başlıyorsun etrafta uğraşmaya. Şu şöyle yaptı da bak böyle yaptı da bu halakayı bozdu da bunun örtüsü dağıldı da bu ne ama böyle yüzünü değiştirdi de bu neden mimikleri böyle oldu da neden şu şöyle oldu da neden bu böyle oldu?

Nefis aldı götürdü seni. Sen ne ama dilin ne yapıyor? Zikrullâh yapıyor. Sen şimdi Allâh, Allâh, Allâh zikrullâh yapıyorsun. Başlıyorsun. Bak görüyor musun ya örtüsünü nasıl bağlamış? Allâh, Allâh. Çocukların sesinden de bir türlü güzel zikrullâh yapamadık. Kendimi veremedim. Ayol neden veremedin? Mül çocukların sesinden veremedim. Ben bu zikrullahtan da zevk alamadım. Evet, tamâm bitti gitti. Nereden cemalleşecek? Bir de hazırlayacak kendini.

Ben zikrullâh halakasında gidiyorum. Ya Rabbi benim geçmiş günahlarımı affeyle şöyle böyle. Yâni gel böyle büyük bir özenle gel. O özen yok ki.

Cehri Zikrullâhın Önemi ve Topluca Aynı Tempoda Zikretmek

Zikrullahta ben yıllardır sizi tanıyorum. Daha bir zikrullahta devamlı bir zikir cemaat ortamımız var. Nefsin ağır gelen cehri okuması. Evet. O yüzden mi zikir okumuyoruz bizde? Nefsi ağır geliyor. Yâni. Şimdi namazda cehri okunacak yerler var. Cehri okunacak hani bir yeri imâm kendince hafi okursa doğru namaz kıldırmış olur mu? Hayır. Ezan hafi okunur mu? Hayır. İslâm’da ibadetlerin yapılış şekilleri de böyle. Siz meselâ hacca gidiyorsunuz.

Lebbeyk lebbeykleri siz hafi okuyabiliyor musunuz? Hayır. Hattâ geçmiş hatalarınızı andığınızdan daha şiddetli bir şekilde anılıyor. Kadın erkek ayırmamış. Lebbeyk Allahümme lebbeyk dediğinde o böyle var gücünle lebbeyk çekmen lâzım. Yâni o kimse benimle berâber ömür geçirmiş olsun. Ben içeride susan bir kimseyim kardeşim. Sen ayrı ol bizden. Sen tek başına ümreni yap, lebbeyk çek ve ona göre çek. Senin ne işin var bizde? Bütün herkes gür bir seda ile lebbeyk çekecek Mehmet. Aynı şey, topluca zikrullâh yapılıyor, cehri. Herkes aynı tempoda, aynı renkte o cehri zikrullahı yapması lâzım.

Esmâ Darblarını Doğru Vurmak ve Zikrullaha Kıymet Vermek

Şimdi o kendince diyor ki beni duyan eden yoktur. Ya neden böyle düşünüyorsun? Sen değersizleştiriyorsun, kıymetsizleştiriyorsun. Ya zikrullahı da değersizleştiriyorsun, kıymetsizleştiriyorsun. Yâni ne çekiyorsun? Allâh ismi olsun. Allâh, darbi çekiyorsun yâni. Sen şimdi herkes darbi çekerken Allâh Allâh, Allâh, Allâh. Ya nereden öğrendin bunu? Kimden öğrendin bunu? Yok kardeş, bu işin hukuku bu değil, doğrusu bu değil. Sen esmâ-i dostlarını vur.

Defalarca söylüyorum. Esmâları düzgün vurun. E, vurmuyorlar. Ya bâzen hani diyor ya Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri bu namaza kalkmayanlardan diyor evlerini yakasım geliyor. Ya sabah namazına mescide gelmeyenler için evlerini geliyor diyor hadîs var. Yâni neden sabah namazına gelsin diye. Sabah namazını kılsın diye. Şimdi benim de bâzen böyle milletin gırtlağını sarılasım geliyor. Ya neden böyle zikrullâh yapıyorsun? Ne o?

Zikrullaha Hazırlanmak ve Mesnevî’deki İki Kişilik Yer Yok Kıssası

Şimdi bir kimse zikrullâh yapacağı zaman kendisini hazırlayacak. Lâ ilâhe derken daha içindekilerin hepsini atacak. İllallâh. Bak zikrullahına bak sen. Kendini kalbine yasla, sen içine rabıtanı et, kalbinde hiçbir şeyin kalmasın, Allâh’ın zikrine kendini bırak. Sen kalma. Sen kalıyorsan nasıl cemalleşeceksin? Hani mesnevide geçiyor ya hikâye. Geldi diyor kapıya vurdu. İçerideki sordu diyor. Kim o? Dışarıdaki dedi ki diyor, ben.

İçerideki dedi ki diyor, git, burada iki kişilik yer yok. Tekrar geldi diyor. Yandı, yakıldı geldi. Vurdu diyor. Kim o? Ben. Git dedi. Burada iki kişilik yer yok. Gitti diyor tekrar geldi. Bir müddet sonra. Vurdu diyor. Kim o? Sen dedi, sen. Sen ben olduysan gir içeri. Sen ben olduysan gir içeri. Zira burada iki kişilik yer yok dedi.

Allâh’ı Sevmek İki Kişilik Değildir ve Makamların Varlığı

Zikrullâh iki kişilik değildir. Hiçbir şey iki kişilik değildir. Sevmek iki kişilik değildir. Âşıklık iki Allâh’ı zikretmek iki kişilik değildir. Allâh’ı sevmek iki kişilik değildir. Peygamberi sevmek iki kişilik iki kişilik değildir. Mürşidi sevmek iki kişilik değildir. Kocayı sevmek, hatunu sevmek iki kişilik değildir. Âşıklık iki kişilik değildir. Öyle olunca olmuyor. Zikrullâh ile cemalleşmeyi yaşayamayan bir kimsenin yâni cemalleşmeye, hakîkate erebilme hâli oluşur mu?

Normalde burada bir kapı varsa ben çıkmayı hep düşünüyorum. Ümidimi kesmem. Kapı olmasa burası komple duvar hâline gelse, ben yine de buradan çıkmayı ümit ederim. Genceli Vay ümitsiz yaşanmaz demiş ya. Yâni şimdi kitap vardır. O yüzden yâni bir şeyin adı varsa kendisi de vardır. Benim felsefik inancım o. Bir şeyin adı varsa kendisi de var. Adı olmayan bir şeyin kendisi de yoktur. Bir şeyin adı konduysa muhakkak oraya ulaşılır.

Bir perdenin adı varsa orası muhakkak ulaşılır. Bir makāmın adı varsa muhakkak oraya ulaşılır. Ulaşılmayacak bir makām yoktur. Ulaşılmayacak bir hâl de yoktur.

Makamlara Ulaşmak İçin Mücâdele Etmek ve Ayasofya Misâli

Topkapı Sarayı var mı? Var. Ama görmek için mücâdele etmek lâzım, gitmek lâzım. Gidersen, mücâdele edersen görür müsün? He? Ben var olduğunu biliyorum. Gittim mi? Hayır. Ama var mı orada? Var. Ayasofya var mı? Var. Ben kendim için söylüyorum. Gittim mi? Evet. Herkes açılınca akın akın gitti. Ben kapalıydı ben gittiğimde. Cenâb-ı Hak nasîb etti. (Âmîn.) Kimseyi almıyorlardı dışarıdan. Rabbim nasîb etti. Bu güzel davet ezdik, Allâh kabûl eylesin.

E şimdi normalde var mı orada? Var. Sonra arkadaşlar bana dediler işte gitmiyor musun diye işte şöyle böyle. Diyemedim onlara ben gittim daha önce filân orada. Şöyle oldu, böyle oldu filân diye. E şimdi bir makām varsa ulaşılır oraya.

İlme’l Yakîn, Ayne’l Yakîn ve Ehadiyet Mertebeleri

Hani sıralıyoruz ya hani ilme’l yakîn, ayne’l yakîn, hakkal yakîn adı var mı? Var. Bu yakınlığa bir insan ulaşabilir mi? Evet. Hattâ bugün üzerine ehadiyeti de koyduk. Onun adı var mı? Var. O zaman ulaşılabilir mi acaba? Ulaşılabilir. Şunu hiçbir zaman unutmayın. Bir şey var mı? Var. Ulaşabilirsin ona. Bu ister duygu olsun, ister zâhirî olsun, ister bâtın olsun. Var mı? Var. O hâl var mı? Var. Ona ulaşılır. Bir kimse ona ulaşamıyorsa kendince bakacak.

Bu makamla alâkalı bir şey değil. Kendince buna diyecek ki ben ulaşamıyorum. Ben bunun duygusuna veyâhut da zâhir bir şeyse bunun matematiğine ulaşamamışım. Veyâhut da duygusuna ulaşamamışım. Bu insanın kendiyle alâkalıdır.

Peygamberlik Makâmının Devâmı ve Yeni Peygamber Gelmeyeceği

Yâni kendisini vermiyordur o işe. Kendisini oraya fedâ etmiyordur. Ulaşamaz o zaman. E ulaşamayınca da onun kendisiyle alâkalı. Yoksa adı var mı onun? Var. Yâni o makām da var mı? Var. Orada duruyor mu? Duruyor. Yâni bir kimse bir tek peygamber olamaz. Bak bir tek peygamber olamaz. O hani Cenâb-ı Hak o makāmı görmüş dünyâ üzerinde. Peygamberlik devâm ediyor mu? Peygamberlerin peygamberlikleri devâm ediyor. Peygamberlerin peygamberlikleri son bulmadı.

Ama dünyâ üzerinde yeni bir peygamber gelecek mi? Hayır. Bak peygamberlik makāmı var mı? Evet, var. Ama yeni bir peygamber gelecek mi? Hayır. O zaman peygamberler peygamberliklerine devâm ediyor. Yeni bir peygamber gelmeyecek. Onun peygamberlik makāmı yok edilmedi. Bak makāmı yok edilmedi. Ama yeni bir peygamber gelecek mi? Hayır.

Velîlik Makâmı Bütün İnananlara Açıktır

Şimdi böyle baktığımızda velîlik makāmı var mı? Âyette sâbit mi? Sâbit. Var mı? Var. El velî ismi şerîfi de var mı? Var. Var. Yok edebiliyor musun onu? Hayır. O zaman velîler olacak mı? Evet olacak. Senden de olsun kardeş. Senden de olsun. O makām var mı? Var. Ulaş sen de. Ulaşılmayacak bir makām değil ki. Ulaşılmayacak bir makām peygamberlik makāmı. Öbür türlü velîlik makāmı açık mı bütün inananlara? Açık. O zaman sen de ol, o da olsun, o da olsun, o da olsun.

Herkes kendini bu noktada heba etsin, heder etsin, fedâ etsin. Vakfetsin kendini. O da velî olsun. Olunmayacak diye bir şey yok. Adı var çünkü. Adı varsa kendisi de var. O zaman ulaşılmayacak bir nokta değil.

Cemâl Sıfatıyla Cemalleşmek ve Zikirde İnsanları Yargılamamak

Hani Cenabıhakk’ın cemâl sıfatında cemâlleşmek var mı? Evet. O zaman herkes cemalleşsin. Kendini vakfetsin, fedâ etsin, Allâh’ı çok sevsin, zikretsin. Haramlardan uzak dursun, farzları yerine getirsin, cemalleşsin. Zikrullahta hiçbir şey düşünmesin Allâh’ı zikrinden başka. Sana ne milletin örtüsünden, mimiklerinden? Namaz seyrediyorsun, yum gözünü, bak işine. E erkeklerin tarafında da gözlerinizi yumun diyorum, adam seyredeceğim diyor eşini.

Veyâhut da herkesin yeni moda çıktı, herkesin elinde bir telefon, böyle kendini de gösterecek, böyle dolaştıracak. Ne anladın ondan? Allâh’ı zikredeceksin ya. Ya belki de ertesi gün öleceksin ya. Bir nefes sonra gideceksin belki de ya. Bırak sosyal medyacı mısın Bak, Allâh’ı zikret ya. Nereye geldin? Allâh’ı zikretmeye geldin. Yâni topluluğu video çekmeye mi geldin? Otur, Allâh’ı zikret. Veyâhut da milletin kadınlar olarak kimin başı açıkmış, kimin başı kapalıymış, kimin örtüsü yandan çakmaymış, kimin örtüsü üstten çakmaymış.

Sana ne? Allâh’ı zikret. Sen başlarında Allâh mısın? Yargılıyorsun. Sana ne kimin ne olduğundan? Bunlar hep insanı engelleyen perdeler.

Gece Gündüz Allâh’ın Cemâlini Arzu Edenlerle Berâber Olmak

E şimdi temiz geldi oraya. Eşinden kavga etmiş gelmiş. Kırmışım, dökmüşüm gelmişim. Temiz gelmeye çalış. E dökmüşüm gelmişim, af olduğuna duâ et. Şükret, hamdet. Daha temiz gelmeye gayret et. Daha temiz gelmeye gayret et. O âyette sâbit. Gece gündüz Allâh’ın cemalini arzu edenlerle berâber ol. Âyette sâbit ya. Bunun âyeti akıllılardan bak, âyette sâbit. Diyor ki, gece gündüz Allâh’ın cemalini arzu eden, isteyenlerle berâber ol diyor.

Peygamber ne diyor bunu? Bak, bunu peygamberine söylüyor. Ey habîbim, gece gündüz Allâh’ın cemalini arzu edenlerle nefsini onlarla berâber eyle. (Âmîn.) Ya biz kimiz? Biz aciz kullarız. Peygamberine böyle söyledikten sonra biz neden bunun için mücâdele etmeyelim?

Kehf Sûresi 28. Âyet ve Zikir Ehline Sabırla Bağlanmak

Oku. Sabah akşam Rabbinin cemalini isteyerek ona yalvaranlarla birlikte sabırla kalk. Dünyâ hayâtının süsünü isteyerek gözlerini onlardan ayırma. Kalbinin zikrimizden gafil kıldığımız, hevesine uyan ve işi hep aşırılık olan kimseye de uyma. Kehf Sûresi 28. âyet-i kerîme. Demek ki gece gündüz Allâh’ın cemalini arzu eden, Allâh’ın cemalini isteyen kullar var. Peygamberine diyor ki sen onlarla berâber ol. Gece gündüz Cenâb-ı Hakk’ın cemâliyle cemâlleşmek isteyen, cemalinde olmak isteyen insanlar var.

Peygamberine diyor ki sen onlarla berâber ol. Onlarla berâber otur, orada sabret. Sakın ha! Kendi hevâ ve hevesini ilâh edinmiş, sapkınlığa uğramışlarla berâber olma. Kimle berâber olacakmışız? Gece gündüz Allâh’ın cemalini isteyenlerle. İyi. Sen cemalini isteyenlerle berâber olacaksın. Kalbin zikrullâh.

Hazret-i Peygamber’in Zikrullâh Halkasına Koşması ve Dervişin Hâli

Hazret-i Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve selleme bu âyet-i kerîme inzâl olunca, Hazret-i Peygamber koşarak mescide gitti. Mescide bir baktı ki zikrullâh halkası var. Oturmuşlar, Allâh’ı zikrediyorlar. Oraya hemen oturdu. Dedi ki Cenâb-ı Hakk’a hamdolsun ki ben o zikrullâh halkasına oturdum, Allâh’ın cemalini isteyenlerle beraberim. Ya koca peygamber. Sen olmasaydın kainatı yaratmazdım dedi. Habîbim dedi peygamberine bunu söylüyor.

O cemalini isteyenlerle berâber ol diyor. O da koşa koşa mescide gidiyor. Bakıyor ki Allâh’ı zikir için oturmuş insanlar. Biz neredeyiz? Biz ne yapıyoruz? Biz neredeyiz o zaman? Biz ne yapıyoruz o zaman? Yâni cemâliyle cemâlleşmek isteyenler topluluğu Allâh’ı zikredenler topluluğu. Biz zikir zikredenlerin topluluğuna girdik, biz ne yaptık? O zaman kendimize bu soruyu soracağız. Biz ne yaptık?

Zikre Oturan Dervişin Cemâl Perdesine Geçişi ve Zâtî Tecellî

İnanıyorum ki zikrullâh halkasında oturan bütün herkes onun cemâliyle cemalleşti. İnancım bu benim. İyi, ama kardeşler bu tecelliyâtı bu idrake ulaşıp bu tecelliyâta mazhar oldular mı, olmadılar hani balık meselâ meselâ hani balık misâli balık deryanın içinde deryanın içinde olduğunun farkında değil. Derya gibi. Bu onun gibi bir şey. Yâni o dervîş normalde Allâh’ın cemâliyle cemalleşenlerin içinde bu benim kendi inancım. Ve her dervîş Allâh’ı zikre oturmaya başladığında cemaat da zikrullâh noktasında oturdu, Allâh’ı zikir başladı o cemâl perdesine geçti.

Benim inancım bu. Yoksa Allâh’ı zikredemez o. Bakın, o kimse zikrullâh yapamaz. Zikrullâh o kadar büyük bir ibâdet ki, Ankebut 45. Ve zikrullâh o kadar büyük ibâdet ki, kim Allâh’ı zikrederse Allâh da onu zikreder. O âyet-i kerimeler zâten insanın ayaklarını kesen âyet-i kerimeler var. Kim Allâh’ı zikrederse Allâh da onu zikreder. Allâh onu kendi cemalinde zikreder. Kendi sıfatlarında zikreder. Daha da ilerisi, kendi zatında zikreder onu.

Hattâ kim Allâh’ı zikrederse Allâh da onu zikreder de sıfat da yok. Direkt zâtî tecellî. Sıfat olsa diyeceğiz ki, Rahman onu zikretti. Diyeceğiz ki, Rab Öyle demiyor. Âyet-i kerîme çok net. Kim Allâh’ı zikrederse Allâh da onu zikreder. Bakın o kadar çok net ki bu.

Zikirde Mekânın Sâhibine Teslîm Olmak ve Zâtî Tecellîyi İdrâk

İyi. Allâh seni zikrediyor. Zâtî tecellî. Sen bunu idrâk etmiyor ki. Cemâl ismi şerîfi zâtî tecellidir. Evet. Ya, uyan ya. Derdimiz bu. Uyan, âyette sâbit. Cenâb-ı Hak diyor ki, peygamberine diyor, sen o gece gündüz Allâh’ın cemalini isteyenlerle berâber dur, orada sabret diyor. Bir de ona diyor ki, orada sabret, orada otur, orada dur. Ha, isterse başında taş yağsın ya, dur orada. Peygamber ne demiş? Sabret orada dur diye. Sen kimsin, ben kimim ya?

Sen kimsin, ben kimim? Dur orada. Otur mıh gibi. Beni ilgilendirmez hiçbir şey de ben onu ben onu zikretmeye geldim ben. Sana Ahmet Ahmet diye zikret diyen mi var? Mustafa Mustafa diye zikret diyen mi var? Sana diyorlar ki Allâh’ı zikret, otur Allâh’ı zikret. Hiçbir şeyle ilgilenme. Sana ne? Mekanın sâhibi var. O mu, o baksın. Sana mı düştü milletin örtüsünü yandan bağlamış, önden bağlamış. Yok mimikleri değişmiş, yok şöyle olmuş, yok böyle olmuş.

Seni ilgilendirmez bunların hiçbirisi de ya, otur sen Allâh’ı zikret ya. Mekanın sâhibi sen değilsin. Mekanın sâhibi o. Bizi ne ilgilendirir? E öyle olunca biz sahte tecelliye idrâk edemiyoruz. Sahte tecelliyi idrâk edemiyoruz. Rabbim idrakinizi açsın. (Âmîn.)

Dünyâ Zindanına Gönderiliş Gâyesi ve Allâh’ın Kulu Görmesi

Emanet sormuş. Niye bu dünyâ zindanına gönderildik? Onu tanımak için. Niye ondan ayrı kaldık? Ayrı değiliz. Neden ondan ayrı olalım? Son zamanlarda bâzı sıkıntılar yaşadım. Allâh’ın beni görüp duymadığını düşünmeye başladım. Ne önerirsiniz? Onun duymadığı, düşünmediği hiçbir şey yoktur. O seni de beni de görür dedi ya.


Not: Bu yazı, sohbetin kaydındaki konuşmanın kendisidir: yalnız imlâ ve noktalama düzenlenmiş, altyazıdaki açık işitme hataları düzeltilmiştir; anlaşılamayan birkaç kelimenin yeri «…» ile gösterilmiştir. Âyet mealleri ve hadîs metinleri sohbette okunduğu şekliyle verilmiş; âyetlerin Diyanet meali aşağıda Kaynakça’dadır. Bölüm başlıkları okumayı kolaylaştırmak için eklenmiştir. Açılış ve kapanış duâları alınmamıştır.

Kaynakça

▸ Kur’ân-ı Kerîm, Tûr 52/24 — Sohbette bu âyet okunur ya da sûre/âyet adıyla anılır.

▸ Kur’ân-ı Kerîm, Bakara 2/255 — Sohbette bu âyet okunur ya da sûre/âyet adıyla anılır.

▸ Kur’ân-ı Kerîm, Kehf 18/28 — Sohbette bu âyet okunur ya da sûre/âyet adıyla anılır.

▸ Kur’ân-ı Kerîm, Ankebût 29/45 — Sohbette bu âyet okunur ya da sûre/âyet adıyla anılır.

▸ Mustafa Özbağ Efendi, «24.10.2026 Bursa Akşam Sohbeti | Mürşid-i kâmile intisaplı olmanın idraki» — Bu yazının kaynağı olan sohbetin tam kaydı (24 Ekim 2026).

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

Ek kaynaklar:

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Dervîş, Şeyh, Nefs, Mürşid, Hakikat. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı