Peygamberlerin Vârisi Olan Velîler ve Cenâbı Hakk’ın O Velîlere İlhâm Ettiği Âyetle Sâbit
O nameler pek az, pek cüzî bir miktarını söylesem, canlar mezar ve merkad ellerinden baş kaldırırlar, o velîliğin iç âleminden. Bunu ben Hz. Pîr’in üzerinden yürüyeyim. Hz. Pîr diyor ki: «Ben kendi iç âlemim, kendi gönül dünyamdan bana ilhâm, bana verilen ilhâm, bana gelen ilhâm milletinden. Ben bunu dışarı söylemiş olsam, mezardakilere anlatsam, mezardakilerin hepsi de ayağa kalkar dirilirler.»
Hz. Pîr’in İç Âleminden Gelen İlâhî Nameler
«Bunun bir miktârını söylesem, canlar mezar ve merkad derinden baş kaldırırlar.» O bizim ölü olarak gördüğümüz kabristanlığa gitse, onlara velîliğin içinden gelen o ilâhî nameler — o benim içimdeki ilâhî sırlardan. Hz. Pîr’in ağzından söylüyorum bunu: «Benim içimdeki ilhâm hattan, benim içimdeki ilmi ledünden, benim içimdeki mânevî sırdan. Ben mezardakilere bir kelime söylesem, mezardakilerin hepsi de ayağa kalkarlar.»
Velîler Zamânın İsrâfîlleridir — Hz. Pîr’in Tâbîri
Bundan sonraki şeyde diyor ki: «Velîler zamânın İsrâfîlleridir.» Demek ki o velîlik onun içerisinde ayrı bir ilim, ayrı bir mânevî bir tecellîyâta tâbi. Bu Kur’ân ve Sünnet’in dışında değil. Sanki velîlere gelen ilhâm, Kur’ân ve Sünnet’in dışındaymış gibi algılanıyor; veyâhûd da biz velîliği ihmâl eder hâle geldik, ve biz velîliği de normâlde önemsememeye başladık.
Velîlik Âyetle Sâbit — Peygamberlerin Vârisleri
Oysa velîlik âyetle sâbittir. Peygamberlerin hâricinde, peygamberlerin vârisleri olan velîlik âyetle sâbit; ve Cenâbı Hakk’ın o velîlere ilhâm ettiği de âyetle sâbit. Bakın âyetle sâbit. Meselâ o velîlerle alâkalı ne var? Ashâbı Kehf var. Biz hemşehriyiz ya onlar da Anadolu’da. Tabîi her yerin bir Ashâbı Kehf’i var; ama gerçekten onlar Anadolu’da yaşamışlar.
Dünyânın Değişik Yerlerinde Ashâbı Kehf Gibi Velîler
Buna baktığınızda, dünyânın değişik yerlerinde Ashâbı Kehf gibi değişik böyle mağarada yaşayanlarla alâkalı ibareler var. Bu da şunu gösteriyor: Herhangi bir ülkede Ashâbı Kehf gibi mağarada yaşamış (hani «Tanrı dostları» onların deyimiyle) olduğu söyleniyorsa, ve bu mütevâtir; demek ki Ashâbı Kehf’in hayâtı hakîkatdoğru.
Allâh’ı Sevmek Hak — Geçmiş Toplumlarda da Mecnûnlar Var
Hani nasıl herkesin bir, çok özür dilerim, Mecnûnu varsa, her toplumun bir Mecnûnu varsa, ve o toplumlarda Mecnûn konuşuluyorsa, ismi farklı da olsa — demek ki Allâh’ı böyle sevmek, veyâhûd da bir kulun üzerinden Allâh sevgisini yakalamak hak, gerçek. Çünkü baktığımızda geçmiş toplumların da birer Mecnûnları var.
Avrupa’dan Mecnûn Getirin — Onlar Böyle Sevemez
Ha ben bâzen derim ya: «Avrupa’dan bir Mecnûn getirin bana.» Neden onlar böyle sevemez? Çünkü onlar böyle bir sevgiyi kaldıramaz. Materyalist, maddeci bilirler; materyalist ve maddeci dirler. Böyle sevemezler; böyle âşık olamazlar. Bakın böyle âşık olamazlar. O yüzden batı zulmün altında yürür; batı her türlü harâmın içinde yürür. Bakmayın siz bize batıyı güzel yaptıklarından — batının güzel olan hiçbir şeyi yoktur.
Batının Gerçek Yüzü — Vahşî, Katil, Zorba
Hiçbir şeyi. Bakın gerçek yüzleri çıktı meydana. Hepsi de vahşîdir; vahşî katil insânlardır; zorba insânlardır. Yeryüzü batılılardan dolayı ne çektiyse çekmiştir. En büyük fesat fitne batılılardan gelmiştir. Bakın en büyük fesat ve fitne batılılardan gelmiştir. Ama biz onu öyle görmeyiz. Şimdi Ashâbı Kehf, işte Cenâbı Hakk’ın velî kulları. Meselâ Cenâbı Hakk’ın velî kullarından birisi Hz. Meryem.
Velî Kullar Var, Ama Biz Görmekten Uzağız
Demek ki o velî kullar var; ama biz görmekten uzağız. Biz «böyle insânlar var mı» diye kendi kendimize sormaktan uzağız. Olsa da kabûl etmekten uzağız. Çünkü çok biliyoruz. Biz her şeyi çok biliyoruz ya. Biz doktora gidiyoruz doktordan fazla doktoruz. Biz gidiyoruz mâli müşâvire mâli müşâvirden fazla mâli müşâviriz. Biz avukata gidiyoruz avukattan fazla avukatız. Biz terziye gidiyoruz terziden daha fazla terziyiz.
Dînde Herkes Ahkâm Kesiyor
Biz biliyoruz! Biz dînde ise herkes biliyor; avukatı, terziyi, doktoru — bütün her alanda. Dînde ahkâm kesiyor bir ortaokul talebesi. Hadîsler sahîh değil diyor ahkâm kesiyor. Veyâhûd da biriki tane kitap okuyan kimse İmâmı A’zâm’a kafa tutuyor. Veya iki sefer oturmuş «Allâh» demiş, Abdülkâdir Geylânî hazretlerine kafa tutuyor. «Benim zamânımda olsaydı Geylan hazretleri benden ders alırdı» diyor.
Böyle Küstah, Böyle Hadsiz
Böyle küstah; veyâhûd da iki ders yapıyor, iki zikrullâh yapıyor: «Ben Allâh ile istişâre ediyorum her şeyi» diyor. Biz çünkü böyle hadsiz, böyle hadsiz biz. O yüzden kim velî, ki o velîyi görse, zâten diyecek ki «yâ, bunu neresi velî?» Hani onların aradığı ne? Velî dediğin zamân kavuğu kocaman olacak; cübbesi kocaman olacak; yaldızlı cübbesi olacak. Etrâfındaki insânlar gördüğü zamân titreyecek; kendilerini atacaklar, sayha atacaklar. O velî gösterişli, şâtafatlı olacak. Gözümüzde böyle büyüteceğiz onu.
«Gözüne Bakma, Çarpılırsın» — Sahte Velî Tasvîri
«Aman gözüne bakma onun; aman kafanı kaldırma onun önünde; sakın göz göze gelme — neden? Çarpılırsın.» Allâh — Hz. Peygamber’e baktılar, bakmaya doyamadılar, çarpılmadan. Bir velîye bakacak ümmet çarpılacak — öyle mi? Sahâbe Cebrâîl’i gördü çarpılmadan; 18 yıl boyunca yediler içtiler savaştılar, sohbet ettiler, sabahladılar çarpılmadan. O efendiye gittin — «aman kafanı asla kaldırma; göz göze de gelme; neden? Çarpılırsın» — bize bunları söylediler.
Velîlik Makâmını Kerih Görmeye Başladık
Böyle olunca da biz, tırnak içerisinde, merhûmu velîlik, merhûmu ve velîlik makâmını kerîh görmeye başladık. Bunun yanında icâzet derlemiş, toparlamış, bir sabah kalkmış «ben şeyhim» demiş; bunlar da ilave ettiğinizde — hadi bir kısmını diyelim ki, hani Allâh için yola çıkmış bir şeyler yapmaya çalışıyor diyelim. Ama işin içerisinde fesâda uğramış: «O da gelsin, paralar gitsin, eurolar gelsin, dolarlar gelsin, altınlar.» Haydin kardeşler, câmi yaptırıyoruz; medrese yaptırıyoruz; tekke yaptırıyoruz; okul yaptırıyoruz; han yaptırıyoruz, hamam yaptırıyoruz.
Şeyh Lüks İçinde — Halk Soğuyor
Bir bakmışsız ki: Bizim efendi 50 trilyonluk arabaya biniyor; bizim efendinin villaları var boğaza bakan; az bile, daha fazlasının olması lâzım, yakışır bizim şeyhimiz. Tabîi ya olması lâzım. Onların da gözleri görmezler ama; «koltuğum rahat» diyor; «gel bir otur benim koltuğuma — yemin ediyorum vallâhi de terk edeceğim, billâhi de terk edeceğim» ama yok öyle bir, onlara onlar.
Belli Bir Dükkânın Ürünleri Onlar — Karanlık Mahfellerde Kurulmuş Dergâhlar
Çünkü belli bir dükkânın ürünleri onlar. Değişik ülkelerin değişik karanlık mahfellerinde kurulmuş dergâhlar, tarîkatlar. Tabîi böylece bunları da görünce, bizim halkımız hani tarîkattan da soyuyor, cemaattan da soyuyor — kimmiş velî? «Yâ bırak yâ, para düşkünü her biri» deyip çıkıyor işin içinden. Öyle söylüyorlar ama, bunun normâlde gerçekten Allâh’ın dostları var mı? Var, âyetle sâbit mi? Evet. Allâh muhâfaza eylesin; bizi gerçek velîlerin gölgesinden ayırmasın.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Velî, İlhâm, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü