Nefes

Nefes — 28 HAZİRAN 2014 Sohbeti

NEFES • 16/26

28 Haziran 2014


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.

28 Haziran 2014 Tarihli Sohbet

Beyaz iplik (HAKİKAT), siyah iplikten (BATIL) ayrışıncaya kadar, ilimle dolmak zulme rıza göstermemek ve vahyin ışığında aydınlanmak dileğiyle. Hayırlı Ramazanlar. EREN ERDEM

* Dünyada gelir eşitsizliğinde 3.ülkeyiz.

* Ülkemizde fakirlik (açık sınırı) 1.100 TL civarında iken asgari ücret 850 TL

Şimdi Ramazan tüm Müslümanlar oruç zamanı AÇLIKTA eşitlenecekler “Haksızlığa göz yuman bizden değildir”i amaç edinerek; toklukta eşitlenene kadar mücadele edelim.

Kur’anda oruç diye bir kelime yoktur. Namaz kelimesi gibi oruçta Farsçadır. Kur’anda geçen savm kelimesi; yemeyi, içmeyi, cinsel münasebeti ve konuşmayı terk etmek demektir. Kelimenin lügat manasında kesin bir terk-i kelam yani konuşmayı terk vardır.

BAKARA 183 şöyle Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı…

Yine BAKARA 185 Sizden her kim o vakte (Ramazan) ulaşırsa onu SAVM ile geçirsin…

Savm kelimesinin yerine bazen siyam kelimesi kullanılır. Siyam;

müştereken karşılıklı, hep birlikte anlamına gelir.

Ayetlerde geçen ŞEHR-İ RAMAZAN ifadesi önelidir. Şehr-i kelimesi şöhret ile aynı köktendir. Ramazan r-m-z kökünden gelerek, Ramza: şiddetli sıcak, kavurucu sıcak anlamındadır. Araplar en sıcak olan zamana Ramazan demişlerdir.

Ayetlerden biliyoruz ki Kur’an KADİR gecesinde vahyolunmuştur. Kadir

gecesi ramazan aynın bir gecesidir.

Bakara 185 de Kur’an’ın ramazanda vahyedildiğini her kim buna erişir ise

buna şahit olursa o ayı savm ile geçirmelidir der.

Şimdi MERYEM 24-26 ya bakalım. Sonu şöyle biter “Ben Rahman’a bir

SAVM/ORUÇ adadım onun için bugün hiç kimseyle konuşmayacağım de”

“Yani savm halindeyken kişi susacak, nefsini susturup bir rabıta merhalesi gibi sadece vahyin ve hakikatlerin konuşmasını dinleyecek, nefsinin ihtiras ve arzularını bastırıp mutlak suretle terbiye ve tezkiye yoluyla nefsin emmarelerine karşı dinç ve gayretli olacaktır. Aksi halde SAVM gerçekleşmemiş olacaktır sadece savm adına açlık diyeti yapılmış olacak ve kişi kendini kandırmış olacaktır.

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

28 Haziran 2014 Tarihli Sohbet

SORU 1- Oruçta konuşmamayı TERK-i KELAMI açıklar mısınız?

2- Kur’an’da bildiğim kadarı ile KEFARETÜL SAVM söz konusu değil. Zıhhar keffareti (Mücadele 2-4) Öldürme keffareti (Nisa 92) Yemin keffareti (Maide 89) Haccda avlanma (Maide 95) İhramlı iken tıraş olmanın keffareti (Bakara 196)

Kur’an’da açıkça oruç bozmanın keffareti yok. Sizce?

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

28 Haziran 2014 Tarihli Sohbet

Beyaz iplik (HAKİKAT), siyah iplikten (BATIL) ayrışıncaya kadar, ilimle dolmak zulme rıza göstermemek ve vahyin ışığında aydınlanmak dileğiyle. Hayırlı Ramazanlar. EREN ERDEM

Buraya bir parantez açayım: Sufilerin işari bir meseleden mana çıkartmak çok hoşlarına gider. Hani tefsirde bir kol vardır işari tefsiri derler, bu işari tefsiri: görünenin dışında bir mana çıkartmak. Öyle algılayın bunu. Şimdi oruç, yemek içmekle alakalı, beyaz iplik siyah iplikten ayrılıncaya kadar yer içerdik, hadis-i şerif var, yiyiniz içiniz, ayet-i kerime var bu noktada. Bunu Eren Erdem işari olarak bakmış, tefsir etmiş bunu. Beyaz ipliği hakikate, siyah ipliği de batıla demiş, ayrışıncaya kadar, ilimle dolmak zulme rıza göstermemek ve vahyin ışığında aydınlanmak dileğiyle. Hayırlı Ramazanlar. Allah razı olsun güzel bir tespit.

* Dünyada gelir eşitsizliğinde 3.ülkeyiz.

Doğru. Bunu normalde bir kimsenin kafasını kuma gömüp bunu görmemezlikten gelmesi mümkün değil. Bu gelir eşitsizliğini ve adaletsizliğini Müslümanlar kendi kucaklarında buldular. Müslümanlar önce kendi nefislerinde kendi ailelerinde sonra kendi ülkelerinde -Türkiye için bahsediyorum bunu- bu adaletsizliği yenmenin, önlemenin yolunu bulmak zorundalar. Eğer bunu Müslümanlar yenmenin yolunu bulmazlar bunu gerçekleştiremezler ise bu inanca dayalı kültür imparatorluğunu kurmaları mümkün değildir. Eğer ki Müslümanlar kendi dinlerini, kendi nefislerinde ve ülkelerinde, bu meseleyi kendilerince bir ideal haline getirip dini kendi dairesinde realist bir şekilde ve radikal bir şekilde oturtturamazsa bunun acısını ve sancısını çekecektir. Sizin devasa binalar yapmanız, çok katlı apartmanlar yapmanız, sizin devasa alışveriş merkezleri kurmanız bu noktada gelir adaletinden adaletli bir şekilde insanların faydalandığını göstermez. İslam’da eşitlikten fazla adalet söz konusudur. Adaletle davranmak, adaletin tecelli etmesi söz konusudur. Yani eşitlik noktasında beş saat çalışan bir kimseyle on beş saat çalışan bir kimseye aynı ücreti veremezsiniz. Aynı insanlar farklı farklı ağırlıkta çalışabilirler onlara adaletle davranmak zorundasınız. Madende çalışanla toprağın üstünde çalışan kimseyi aynı kategoride tutmanız mümkün değil. Bakın dünya üzerindeki bütün devletlerin sonu adaletsizlikten son bulmuştur. Eğer bir yerde siz hem ekonomik hem alın teri hem sosyal hayat, eğitim, sağlık, devletin tebaasına adaletli davranmasını sağlayamazlarsa, sağlanmazsa, orda topluluk batmaya mahkumdur. Ben Müslümanların ramazandan ramazana gelecek olan zekatlara gözlerini dikmelerini hoş görmüyorum. “Ya işte Müslümanlar zekatlarını dağıtsalar bu memlekette fakirlik kalmaz” E dağıtın hadi. Kalmasın. Bir yasa çıkartın herkesin ticaret mallarından zekâtı hesaplansın verilsin. Yapamazsınız. Neden? Demokratik tanrılarınız buna müsaade etmez. Yapamazsınız. Dinin kaidelerini yerine getiremezsiniz. Dinin kaidelerini yerine getirmeye kalkarsanız demokratik laik tanrılarınız ayağa kalkar sizin kafanızı ezer. Yapmanız mümkün değil. Mümkün, mümkün değil. Bunun oluşması için gerekli dini bilgiyi de size vermezler. Bunun

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

28 Haziran 2014 Tarihli Sohbet

oluşması için size gerekli dini eğitimi vermezler. Vermezler. Kimse vermez. Verilmeye kalkarsa, dünya üzerindeki demokratik laik tanrıları ensenizde boza pişirirken görürsünüz. Öle bedava atmak yok yani. İslam dini bir ideoloji dinidir. İslam ideolojidir. Mesela ben böyle ideolojidir deyince benim için kaynar böyle. Ben dine bakarken, sufiliğe bakarken bir ideoloji olarak bakıyorum. İslam dini böyle “Ya inanlım bitsin, iman edelim gitsin” böyle bir şey değildir. Farkında değiller Müslümanları Hristiyanlaştırıyorlar. Müslüman adı altında Hristiyanlaştırıyorlar. Müslümanlar farkında değil Müslümanları musevileştiriyorlar. Müslüman adı altında musevileştiriyorlar. Farkında değil Müslümanlar, Müslümanlık adı altında kapitalistleştiriyorlar, Müslümanlar Müslümanlık adı altında sosyalizme inanıyor, sosyalist, faşist, komünist. Bir sürü şeyi var. Farkında değil. Bir tek kimse “Ben müminim, ben Müslümanım” diyemiyor. Kapitalist serbest, komünist serbest, sosyalist serbest, faşist serbest bakın Müslüman adı altında. Dünya üzerinde Müslüman adı altında siz Yahudi olabilirsiniz, Musevi olabilirsiniz, İsevi olabilirsiniz, kapitalist olabilirsiniz, komünist olabilirsiniz, sosyalist olabilirsiniz, faşist olabilirsiniz, vahşi kapitalist olabilirsiniz, bir tek Müslüman olamazsınız. Siz Müslüman çerçevesinde, şemsiyesinin altında asla tam bir Müslüman olamazsınız bunu size müsaade etmezler bütün demokratik laik tanrılar sizin başınıza üşüşür nerden geldiğinizi bilemezsiniz, karakol karakol, cumhuriyet savcısı cumhuriyet savcısı dolaşır, cezayı alır, nerden cezayı aldığınızı bilmezsiniz. Aslında İslam ideolojidir. İdeolojidir ve gerçek Müslümanlar idealist insanlardır. O ideolojiye inanıp iman edip, o ideolojinin gerçekleşmesi için mücadele edenlerdir. Mümin onlardır. Sufi de onlardır. Onlar ideoloji noktasında bakarlar dine. Öbür türlü sen Müslümansındır Beytullah’a gidersin hacca gittim diye ondan sonra Hilton’un orta katında namaza durursun Beytullah’a karşı. Ne güzel iman etti ne güzel inandı adam. Herkes ümreye gidiyor şimdi öyle değil mi, Hilton’dan yerini alır şeyh efendi oturur. Hilton’dan namaza durdu. Tabi. Çok basit bir şey dersin “Kardeş buradan namaza duruluyor mu?” “Evet.” “Hilton Müslümanların malı bende oturacağım bende namaza duracağım.” “Burası benim malım” Kardeş buradan namaza duruyor ya herkes? Namazda cemaat birliği var, cemiyet birliği var, aynı mekân birliği var. Namaz kılınıyorsa bir yerde Beytullah’a orada dönülüyorsa, Beytullah’ın içi hükmünde. Beytullah’ın içi hükmündeyse Hilton Müslümanların malı. Beytullah’ın içi hükmünde değilse Hilton’da namaz kılanların namazlarının hiç biriside kabul değil. Fıkhî olarak. Neden? Namaz kılınan yerin bir merkezde olma zorunluluğu var. Kim bunu söyleyecek? Yok. Birinci derecede Türkiye’den giden şeyh efendiler. Çok büyük mübarek matah bir şey yapıyorlarmış gibi “Şeyh Efendi Hilton’da” Allah yolunu açık etsin. Bize çöplükte olan şeyh efendi lazım. Hilton’da duran bir şeyh efendi bana lazım değil. Şeyhin mübarek olsun al başına çal tepe tepe kullan. Asla benim şeyhim olamaz. Hiç biriside. Neden? Benim şeyhim herkesle beraber namaz kılacak orda. Vay benim şeyhimin beli ağrıyor da gidelim biz ona hususi bir kürsü oturtalım en kenara koyalım. Yok kardeş ya, kırılsın beli tavaf ederken. İdealist bakmak. İdeoloji noktasında bakmak. Din bunu haram etmiş kardeş bunu eğip büküp çevirmeye çalışma, din bunu haram etmiş, evirme çevirme bunu. Din bize Peygambere itaat

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

28 Haziran 2014 Tarihli Sohbet

etmeyi, Peygambere uymayı emretmiş evirip çevirme bunu. Kendi kendine düşünme, kendi kendine bu noktada “Ya bunu nasıl yapsam ki nasıl et etsem?” Yok kardeş ya. Senin aklına bırakmamış burayı. Burayı senin aklına bıraksa zaten gidiyorsun o zaman Hilton’da namaz kılıyorsun. Senin aklına bıraktığı zaman sen her türlü oyunu oynuyorsun. Neden? İnsan; bir tarafın fitne çıkartmak, bir tarafın fesat çıkartmak, bir tarafın fuhşiyat çıkartmak, bir tarafın şeytani senin. Evet. Senin bir tarafın öyle şeytani ki şeytan sana şapka çıkartır, önünde eğilir “Üstad-ı Azam hoş geldin” der. Ama biz çekip çevireceğiz ya… İşte dini bu noktada, ideoloji noktasında bakan insanlar imanın hakikatine erişirler. Oruç, insanı idealist etme, ideoloji noktasına getirir. Yani ideoloji olmazsa o kimse neden aç susuz kalsın ki ya? İdeoloji onu aç susuz bırakır. İdeoloji onu aç susuz bırakır. Bu noktada der ki “Bunları, bunları, bunları yapmam lazımmış. Bitti” Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretlerinin Müslümanlığını konuşuruz biz. Hazreti Ömer Efendimiz İslam öncesi idealist bir insandır, ideolojisi vardır. O, müşrikliğin önünde idealist bir kimsedir. İslam olunca da idealistliği devam eder. Sahabelerin büyük bir kısmı idealist insanlardır. “Ashabım yıldızlar gibidir” dediği ondandır. Yemek koyarlar önüne yemez. Muaviye yemeğe davet eder. Hazreti Osman Efendimiz rahatsız olur Ebû Zer el-Gıfârî’den dikkat edin. İdealistlik öyle bir şeydir ki etrafındaki bütün herkes rahatsız olur ondan. Çünkü o idealleri uğruna yaşar. İdealistlik öyle bir şeydir ki, ideoloji öyle bir noktaya getirir ki insanı radikal ve keskin bir noktaya getirir. İdeoloji öyle bir şeydir. Bir adam solcudur, gerçekten solcuysa tebrik ederim ben onu. Neden? O adam idealleri uğruna mücadele eder, harika bir adam. Elini öperim onun derim ki harikasın sen inanmışsın devam ediyorsun. Komünist adam, sonuna kadar komünizmini icra etmek için uğraşır. Herkes kızar ona komünist diye. Ben kızmam. Benim kızmayışımın sebebi onun idealizmine sıkı sıkı yapışmasındandır. O kimseye Cenâb-ı Hakk hidayet nasib etsin İslam olsun, sen onun yanında çer çöp toplarsın. Neden? O idealizminle seni ezer. Ezer seni. Bir kimse idealist olsun bir ideolojisi olsun hemen orda herkes gözünü ona çevirir, ters gelir herkese o. Bunun gibi. Ebû Zer el-Gıfârî ters geldi bakın, sahabelere ters geliyor. Niçin? Çölde yaşıyor. Ticaret falan yapmıyor. Savaşa gidiyor ganimet malı yiyor. Kılıcının rızkını yiyor. Önceden ne yapıyordu? Önceden de kervan soyuyordu, İslam olmazdan önce. Bildiğiniz soyguncu, harami. O harami kimse İslam oluyor. İslam olunca kazancını ganimetten sağlamaya başlıyor. Hadislerde vardır o, kılıcına yaslanır o kimse ve kılıcıyla nimetini hazırlar. Müslüman bakın birinci derecede helal malı ganimettir. Rızkın en helal noktasıdır. O zamanlarda Hazreti Osman Efendimizin yanında etrafında bir iki tane adam var. Onlar da Musevilikten Yahudilikten İslam olanlardan. Zekatımızı verdikten sonra evlerimizin kerpiçlerini altından bile yaptırmak bizim hakkımızdır, diyorlar. Zekatını verdikten sonra evlerimizin kerpiçlerini altından bile yaptırırız, diyorlar. Ebû Zer el-Gıfârî bunlarla mücadele ediyor, bunlara savaş açıyor. Bu sefer Hazreti Osman Efendimiz Şam’a gönderiyor Onu. Şam’a gönderince Şam’a gidiyor hiç Şam’dan içeri girmiyor. Şam’ın dışına hurma dallarından, hurma liflerinden topluyor bir çardak yapıyor, bir gölgelik yapıyor onun altında yaşamaya başlıyor. Şam’dan gençler Ona din öğrenmeye geliyorlar. Onlara din anlatıyor Ebû Zer el-

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

28 Haziran 2014 Tarihli Sohbet

Gıfârî. Din anlatırken Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve ashabın Müslüman olduklarında duruş ve vaziyetlerini anlatıyor. Üç kişi, beş kişi, yedi kişi, on kişi, on beş kişi, yirmi kişi, yirmi beş kişi, otuz kişi, elli kişi olmaya başlıyor. Sufilik budur, idealistlik budur, ideoloji budur. Muaviye yemeğe davet ediyor Onu. Bir davet ediyor gitmiyor, iki davet ediyor gitmiyor, üç davet ediyor gidiyor. Sarayda kurmuşlar yemekleri her şey hazırlanmış. Rivayet edilir ki Ebû Zer gidiyor sofralar kurulmuş hiç konuşmuyor. Tepsilerin içinde pilavlar üzerine kuzuları kızartmışlar. Elini atıyor pilav tepsisine sıkıveriyor, kanla irin oluyor pilav. Kerameti kabul etmeyenlere duyurulur. Muaviyeye dönüyor “Buna mı davet etin beni?” diyor. Beni davet ettiğin şey bu mu? Atıveriyor sofranın içerisine dönüyor gidiyor. Muaviye ardından mektup yazıyor Hazreti Osman Efendimize. Diyor ki: Eğer Şam’ı sen istiyorsan Ebû Zer el-Gıfârî’yi buradan çek. Sahabenin içerisinde beni derinden etkileyen zatlardan birisidir Ebû Zer el-Gıfârî hazretleri bunu söylerken dahi utanıyorum, Mustafa Özbağ sen kimsenin seni böyle derinden etkilesin, diyorum. Benim kendimce kendi iç dairemde örnek aldığım zatlardan birisidir. Cesaretli, cesur, yürekli, idealist. Hazreti Osman Efendimiz bir mektup gönderiyor, tekrar Medine’ye geri geliyor. Bunu ben anlatırım size ölçü olsun diye bilmem kaçıncı sefer anlatırım size, tekrar Medine’ye geri geliyor, Medine’nin dışında tekrar hurma dallarından kendine bir çardak yaptırıyor. Orada yaşıyor, orada ölüyor. Hizmetkarına diyor ki kölesine -birkaç sefer onu azad etmiş, kölesi bırakmamış onu. Kölesi olarak geçiyor ama kölesini hep azad etmiş “Sen azadsın” demiş ama kölesi kalmış yanında Onun hep- demiş ki “Ben vefat ettiğimde beni yıka kefenle yolun ağzına çıkar. Hazreti Peygamber buyurdu ki, bir Allah dostu gelir senin namazını kıldırır” Ehil bir kimse, iyi bir kimse. İbni Mesud talebeleriyle beraber ilim için sahraya çıkmışlar, anlatıyor onlara. Bakıyor ki bir cenaze var orda. Namazını kıldırıp gömüyorlar. Ebû Zer el-Gıfârî’yi muaviye ve taraftarları sevmez. Devletten nemalananlar sevmez Ebû Zer el-Gıfârî’yi. Ebû Zer el-Gıfârî radikal bir adamdır. İşte din bu manada insanları idealist eder, gerçek din. O idealizmin peşine düşen imanın hakikatine ulaşırlar yoksa inanç sahibi olur. Şimdi ramazan ümresi meşhur ya, herkes ümreye gidecek şimdi göreceksiniz orda. Herkes beş yıldızlı otellerde kalacaklar, lüks içerisinde ibadet edecekler, bunlarla da övünecekler. Evet. “Nerde kaldınız?” “Intercontinentalde” benim dilim dönmüyor onun dili dönüyor. Orda kaldığını söyleyecek ya. Bir zikri telaffuz etmek için uğraşmaz, otelin adını telaffuz etmek için yüz on sekiz sefer onu tekrarlar. Döndüğünde hangi otelde kaldığını söyleyecek çünkü. Allah bizi affetsin. Şimdiden ümrecilere söylüyorum: Hilton otelinde namaza duranlar varsa gidin Hilton’u zapt edin orda. Adam desin “Napmaya geldin?” “Namaz kılmaya geldim. Herkes kılıyor ya? Demek ki burası Beytullah’ın içi hükmünde. Beytullah’ın içi hükmündeyse bütün Müslümanların hakkı var orda. Herkes orda namazını kılabilir, yok sen kılamazsın diyorsa o zaman öbürünün de namazı kabul değil. İmam-ı Azam’a göre namazda bir mekân bütünlüğü olacak. İdealistlik. Şimdi teravih zamanı ya, alt katta kadınlar bir hoparlör aşağı tamam. Yukarıdan bir ses var. Namazı tamam mı? Tamam öyle değil mi? Tamam, Ağaoğlu’na söyleyeceğiz şimdi diyeceğiz ki her yaptığın apartmanın tingil

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

28 Haziran 2014 Tarihli Sohbet

tepesine bir mescit oturttur herkes evinden aşağıda namaza dursun. Caminin alt katındaki kimsenin namazı namazsa, oluyorsa, bir apartmanın tingil tepesine bir tane minare veya bir mescit hükmünde, bütün apartmandakiler oturdukları yerden namaza tabii olsunlar. Diyanet fetva veriyor. Alt kattakilerin namazı oldu mu diyanet kardeş? Oldu. Peki apartmanın tepesine bir tane birisi bir ses düzeni kurdu geçti orda Allahu Ekber dedi namaza durdu, apartmandakilerin alt kata doğru herkes de kendi salonlarında Allahu Ekber desin, o sesi duysun namaza dursun, hepsinin de namazı oldu o zaman. Evet ülkemizin insanlarının büyük bir çoğunluğu açlık sınırının altında. Şimdi ramazan, bütün herkes zengin olduğunu gösterecek, yapacak birer erzak paketi, erzak paketlerini dağıtacak herkese. Sus payı. Müslümanlarda bu erzak paketlerini alacaklar susacaklar. Evet. Ben zengin fakir eşit olsun diyenlerden değilim. Ben adalet istiyorum. Bu ülkenin Müslümanları mallarının yani gelir noktada alışveriş ettiklerinin kırkta birinin zekât olarak verilmesini istiyorum. Bunu da onların nefslerine bırakmak istemiyorum. Gideceğiz Koç’a soracağız, Müslüman mısın değil misin? Müslümanım. Sen o zaman bütün banka hesaplarını oyunu buyunu neyin varsa dök, kırkta birini zekât olarak ben alacağım senden. Sabancı’ya soracağız Müslüman mısın değil misin? Müslümanım. Müslümansan kırkta bir zekatını alacağız. Ben Müslüman değilim. Sen Müslüman değilsen gayri Müslimlerin hukukuna uyacaksın. Haydi demokratik laik tanrılar benim başıma üşüşsünler şimdi. Müslümansan Müslüman hukuku geçecek, Müslüman değilsen gayri Müslim hukuku geçecek. Dinin emri bu. Var mı uygulayacak olan? Var mı uygulatacak olan? Var mı tabi olacak olan? 3-5 tane adama 3-5 tane şarap, viski içirip çıkar sokaklara, bağırsınlar, yaksınlar, yıksınlar. Değil o. Değil. Gariban adam 20 liralık bir araba almış, onu yakıyor. Değil kardeş. Bu değil. Ben iman ettim mi Kur’an’a? evet. Kur’an’ın emri bu bana. Ben Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğine iman ettim mi? Evet. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ölçüsü bu. Alışveriş mallarınızdan kırkta birini zekât olarak vermekle mükellefsiniz. Hadi topyekûn kalkışın Ebû Zer el-Gıfârî’nin yolundan gidelim kılıçlarımızı elimize alalım. Alalım. Kim bu insanlığın hakkını ve hukukunu gasp ediyorsa, kim bu insanlığa zulmediyorsa, kim bu insanlığı iğfal ediyorsa tecavüz ediyorsa, insanlığın ırzına geçiyorsa, insanlığı fukaralaştıran, köleleştiren, etlerini pazarlarda sattıran, emeklerini çalan, yutan ne kadar sitem var ise haydi kılıcımızla hakkını verelim onun. Dünya insanlığı bizi bekliyor bu manda. Hristiyan’ı, Yahudi’si, ateisti, putperesti, dinlisi, dinsizi, esmeri, arabı, zencisi, beyazı, çekik gözlüsü. Zulüm görüyor dünya insanlığı. İnsanların etinden para kazanılıyor, insanların tüyünden para kazanılıyor, insanların emeğinden para kazanılıyor. Sömürülüyor insanlık. Buna dur diyecek dünya üzerinde bir tek ideoloji kaldı o da İslam. İnsanların kurguladıkları bütün ideolojiler battı, bitti. Hiç biriside insanlığa bir müjde, bir muştu, insanlığa bir rahat getirmedi. Getirmedi gördük, benim yaşım 54. Gördük bunu. Dünya üzerinde bugüne kadar denenmiş ve bu noktada sıyrıksız ayakta kalmış bir din var bizim elimizde ideoloji olarak. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin tatbik ettiği bizatihi kendi elleriyle kurduğu, kurguladığı ve arkasından gelen -4 sahabenin hataları kusurları da var. Ben onları hatasız kusursuz görenlerden

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

28 Haziran 2014 Tarihli Sohbet

değilim- onların bir şekilde onların ayakta tutmaya çalıştığı Hazreti Ali radiyallahu anh hazretlerinin zamanı, o da dahil olmak üzere yaşanmış bir din var, ideoloji olarak. Bütün insanlık buna sımsıkı yapışmadıktan sonra insanlığın kurtulması ve kurtuluşu mümkün değil. Müslümanların birinci derecede kurtulması ve kurtuluşu mümkün değil. Zekâtı dağıtırken dahi edepsizce, hayasızca, insanlık dışı bir şekilde dağıtılan bir İslam dünyası düşünebiliyor musunuz? Gözüne sokarcasına, hayasızca. Yok böyle bir din. Yok. Siz zekatınızı dahi adabına, erkanına göre dağıtmak zorundasınız. Sağ elinizin verdiğini sol elinizin haberi olmayacak. Adam bir davul zurna tutuyor zekât dağıtıyor, bütün apartman duruyor bütün mahalle duyuyor, filancaya zekât veriyor. Kim? Filanca iş adamı zekât dağıttı. Gözün kör olmasın senin. Filanca iş adamı iftar çadırında iftar veriyor herkesi karşılıyor orda tokalaşıyor, hoş geldin ben iftar veriyorum. Ben hiç görmedim bir başkası anlattı: Filanca iş adamı iftar veriyor, nerde? Filanca çadırda. Çadırın başına geçiyormuş, herkese hoş geldin, yani: bugün iftarı ben veriyorum. Müslümanlar da idealist değil ki. Gitme oraya. Aç kal, gitme. Elini uzatma. Uzatma elini. Ben 92’de hacca gittim, 2005’de gittim bir de. Hiçbir şey değişmemiş. 92’de hacca gittiğimde yoğurt dağıtıyor tırın arkasından adam, atıyor. Bütün Müslümanların elleri havada bir tane yoğurt kapacak tırın başında. Adam nereye gidiyor? Arafat’tan Müzdelife’ye gidiyor. Arafat’tan Müzdelife’ye giderken o kutlu yolu -Arafat’tan Müzedife yoldur, senin hayatının yoludur o. Senin ideolojinin yoludur, senin imanının yoludur, senin ihlasının yoludur, senin samimiyetinin yoludur. Sen o yolda yürürken Allah’ı zikretmekle mükellefsin, bu bir hayat yoludur. Sen hayatını yaşarken Allah’ı zikretmek demek Allah’ın haricinde hiçbir şeyi kanun ve hüküm olarak tanımamak demektir. Allah’ı zikretmek odur. Sen la ilahe illallah derken demokratik laik taotların önünde diz çöküyorsan senin la ilahe illallahın kalmadı. Yürü git tanrıların önünde diz çök. Kapitalist tanrıların önünde diz çok sen. Git faizci tanrıların önünde diz çök. Kur’an faizi yasaklamış, Hazreti Peygamber yasaklamış, biz faizci tanrıların önündeyiz. Var mı faizciye kılıç çeken? Yok. Ben şimdi konuşsam insanları anarşiye ittiğimden dolayı haydi içerdeyim ben. Savcılığın önündeyim. Bir adam senden faiz istiyorsa, sende onun faiz istemesini makul karşılıyorsan, ödüyorsan, annenle Kâbe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha giriyorsun. Adam seni annenle nikahlamaya davet ediyor. Birisi geldi senin yüzüne dedi ki “Anneni nikahına al” ne yaparsın adamı? Tebessüm mü edeceksin? Benim inandığım Peygamber bunu söylüyor sallallahu aleyhi ve sellem. Kabul ederler mi peygamber hadislerini? Kabul etmezler. Neden? Faizciliğe devam edecek adam. “Ey Müslümanlar gelin kâr payı dağıtıyorum” ay he kadar güzel. Diyor ki bana “Sizin bıyıklarınız neden böyle kalın?” hani sünnete uymuyor sizin bıyıklarınız. Uymuyor, dedim, bizim bıyıklarımız sünnete. “Neden?” dedi, böyle Müslüman tipi, görünüp de faizcilik yapan orası burası oynayanlar var ya, “Evet” dedi, onlar bizi gördüğünde korksunlar diye yapıyoruz biz dedim. Gidersiniz ya böyle faizsiz onlar böyle incecik bıyıklı, risale okuyordur onlar, Süleymancıdır onlar, bir şeycidir onlar. Ben bunları küçümsemiyorum, onlar ay ne mübareklerdir onlar. “Vay hacı efendi hoş geldin, ay hacı anne hoş geldin, ne kadar paranız var getirin yatırın buraya.” Getir yatır, ay sonunda git “Evladım ne kadar

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

28 Haziran 2014 Tarihli Sohbet

benim kâr payım oldu?” “Ay hacı annem sana şu kadar kâr payı oldu, hacı baba senin bu kadarlık kâr payı oldu” birer ıhlamur. Ben seyrediyorum, gözümün önünde bu. Bu enstantane mizansen değil, ben bunu seyrediyorum gözümün önünde. Baktım, bu iş böyle dönüyor demek dedim. Hemen hadis-i şerif geldi aklıma: Ahir zamanda, diyor, parlak oğlanlar, böyle incecik bıyıklılar bunlar çok yumuşak konuşurlar, kuzu postuna bürünmüş kurt gibidirler. Ümmetimin parasını yerler diyor. Ondan sonra ihlas amcam paraları alıyor gidiyor Amerika’da beş yüz milyar dolarlık oğlu alışveriş zincirine yatırım yapıyor. Biz konuşmayacağız hala daha. Evet. Gitti paralar. Çıktı enver abimiz ödeyeceğiz dedi. İzmit’te bir soru geldi bana: İhlasta şu kadar paramız battı, ödenmiyor. Paran battı değil, ortaklığa girdin, ortaklıktan bitti, geberdi paran. Gitti. Var mı kılıç çekecek olan? Yok. Var mı parasını tahsil edecek olan oradan? Yok. Var mı senden faiz alacak olana karşı duracak olan? Yok. Yok. Ey iman edenler iman ediniz. Ondan sonra ayet-i kerimeyi soruyor bana: iman edenler iman ediniz ne demek? Aha iman. Hiç duydunuz mu faizci bir adamın taciz edildiğini? Yok. Hiç duydunuz mu bir Müslümanın faiz isteyen kimseyi patakladığını? Yok. Hiç duydunuz mu bir bankayı Müslüman adam “Bu faizci” deyip de orayı tepe taklak getirdiğini? Yok. Haydi darü’l harp hukukunu bir okuyun bakalım, darü’l harp hukukunu okuyup insanlara ders olarak verin bakalım, başınızda ne pişirecekler sizin. Ensenizde ne pişirecekler sizin görün bi. Türkiye’de darü’l harp hukukunu okumak, darü’l harp hukukunu insanlara öğretmek yasak! Aman kardeşler, tehlikeli mecralar değil mi? Eşiniz var, çoluğunuz var, çocuğunuz var, işiniz var, sabah işinize gideceksiniz, tak kelepçe Selamun aleyküm ordasınız. Ne yapacaksınız değil mi, çoluğunuza çocuğunuza kim bakacak? Biz ders yapıyorduk 28 şubatta, bizim arkadaşlarımız benim şeyhime beni şikâyet ettiler. Dediler ki “Bu adam bizi topluyor özel ders veriyor biz burada basılırsak, yakalanırsak bizim dükkanlarımızı kim açacak? Bizim çeklerimizi kim ödeyecek? Bu arkadaşların çekleri, dükkanları 3’er 5’er tane katladı şimdi. “Biz bu derse gitmek istemiyoruz”, bende “Zorunlu değil, gelecek olan gelsin” diyorum hiçbir şeyim zorunlu değil benim ama nefs gelmek gitmek istemiyor. Sufilerde böyle olduktan sonra her yerde her şey olur. Allah bizi iyi etsin. Evet kardeşler ülkemizde fakirlik sınırı bu noktada.

Şimdi Ramazan tüm Müslümanlar oruç zamanı AÇLIKTA eşitlenecekler.

Eşitlenemezler. Açlık sınırında duran bir kimsenin açlık göstergesi ile benim gibi sofrasında bir şeyin eksik olmadığı kimsenin açık göstergesi aynı olmaz. Sabahleyin sahurda bir dilim ekmek 3-5 zeytin 3-5 peynir yiyen kimse ile sahuru mükemmel olan bir kimsenin açlık göstergesi aynı olmaz. Olmaz. Güneşin altında çalışan bir kimsenin açılık göstergesi ile benim gibi 11 de kalkan bir adamın açlık göstergesi aynı olmaz. Olmaz. Aldatmasın kimse birbirini. Aynı olmaz. Evet, oruç diye bir kelime yoktur doğru, oruç farisicedir. Namaz da farisicedir doğru. Oruç bu noktada Savm kelimesi olarak geçer, bu da doğru. Konuşmakla alakalı meselede Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri konuşmuş, ashap konuşmuş ama az önceki hadis-i şerif bu konuşmakla alakalı meseleye ölçü

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

28 Haziran 2014 Tarihli Sohbet

getiriyor. Burada savm konuşmaktan da insanı geri tutması yani diline bir gem vurması tabiri caizse. Bu nedir? Bu kavga etmemek, bu kötü söz söylememek, yanlış kelimeler kullanmamaktır. Zekeriya aleyhisselama susma emri verilir, O komple susar. Cenâb-ı Hakk der ki “Ben sana sus dedim, zikretme demedim. Zikretmeye devam et” der ama o peygamber susma emri verilir. Susma emri sufilerde özel, müridlere verilen bir seyr-i sülukte derstir bu. Mesela bir konuda sus, hiç konuşma der üstadı ona. Hiç konuşmaz o. Bizde vardı o. Sen bu konuda susacaksın, dediğinde, o o konuda hiç konuşmaz. Böyle bu susma bizde vardır, buna susma orucu denir. Sufilerin kendi içerisinde bir eğitimdir bu. Mesela o dervişin başında bir sıkıntı var, bir problem var konuştukça o problem büyüyecek. Ona denir ki: Sus, bu konuda konuşma. O sufi de susar hiç konuşmaz. Ama buradaki bizim Muhammedîlerin tutmuş olduğu oruçta kötü söz yoktur. Çünkü bu orucun faziletini aşağı indirir, orucun kıymetini aşağı indirir. Çok af edersiniz sufiler buna eşek orucu derler o zaman. Yani eşeğin önüne saman verme arpa verme yemez içmez o da oruç tutmuş oldu. Eşeğin orucu ne kadar oruçsa dilini muhafaza etmeyen, ahlakını muhafaza etmeyenin kimsenin de orucu öyle oruç olur. Sufiler öyle orucu kale almazlar. Oruç bir nefs muhasebesidir çünkü, nefsinden gelen her şeyi durdurmaktır. Nefsinden gelen her şeye set çekmektir oruç manevi olarak budur. Evet yemeyi, içmeyi, cinsel ilişkiyi keseriz. Cinsel ilişki şehvettir. O zaman şehvet olarak bir kadına da sen yani eşinin haricindeki bir kadına şehvetten kendini arındırsın. Şehvetten kendini arındırmak budur. Sen hiçbir kadına karşı şehvani duygularını, hiçbir erkeğe karşı şehvani duygularını ayağa kaldırmazsın ehlinin haricinde. Bu oruçtur. Sufilerde malum bu terbiyeler böyle hep devam edegelen terbiyelerdir. Oruçla bu taçlanır. Oruç sadece yemeden içmeden kesilme değildir. Zaten elhamdülillah yani gün geçtikçe inşallah ben öyle görüyorumdur, Müslümanların oruç ibadetleri daha ideolojik bir noktaya yürümeye başladı. İşte, iftar sofraları kuş sütü eksik değil. Böyle bir iftar softası yok. Evlerinize iftara misafir alacaksınız bütün misafirlerinize hemen hemen aynı şekilde çıkartmaya gayret edin. Bir et yemeyi, bir pilav, bir çorba tamam. Bütün herkese aynı çıkartmaya gayret edin. Hatta hali vakti yerinde olanlara et yemeği bile çıkartmayın onlar sebze yesinler, fukaralara iki kilo fazla et yedirin. Evet. İllaki eve iftara muhakkak almanız çok güzel ama gidin insanlara tasadduk edin. Tasadduk edin. Ya iftara 20 kişiyi aldım demektense, hiç evinize kimse gelmesin önemli değil, onun cebine bir şey koyun, tasadduk edin. Kimseye görünmeden, kimse görmeden yapın. Bir yere iftarlık dağıtacaksınız, gece götürün gece. Hazreti Hasan Efendimizin sünneti. Herkes hakkında dedikodu edermiş. Bakın insanoğlu öyle enteresan. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin torununun dedikodusunu yapıyorlar. Derlermiş ki: Dedesi gibi cömert değil bu. Öldüğüne bir bakıyorlar ki sırtında nasırlar var. Soruyorlar “Bu nasırlar ne?” kölesine. Diyor ki “Her gece Medine’nin varoş arka sokaklarında kendisi küfesiyle yiyecek, içecek götürürdü.” Ertesi gün beş yüz kişi Medine sokaklarında ağıt yakmaya başlıyorlar veli nimetimiz vefat etti, öldü diye. Beş yüz kişi. Hazreti Hasan Efendimizin sünneti. Gidin kapısına bırakıverin, kendinizi de göstermeyin. Kapıyı çalın, bırakın. Ya bu apartmanda yaşıyor ihtiyacı yoktur demeyin. Yok, apartmandaki

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

28 Haziran 2014 Tarihli Sohbet

insanlarda ihtiyaç sahibi. Çünkü bize de öyle bir sistem getirdiler şimdi, 70 liralık daire alanlar bir yerde, 100 liralık daire alanlar bir yerde, 120 liralık daire alanlar bir yerde, 150 liralık daire alanlar bir yerde, 250-450-550-1 milyarlık-1,5 milyarlık- 2 trilyonluk daire alanlar bir yerde. 2 trilyona daire alanların içerisinde bir tane fukara var mıdır? Oradaki hangisinin çocuğu sabah kapıyı açtığına lastik ayakkabılı bir çocuk görebilir. Daha ayrışma ilkokuldan itibaren devam ediyor. Hali vakti yerinde olanlar çocuklarını götürüyorlar özel okullara. Özel oku kaç para? Yıllığı 18 milyar, 17 milyar, 15 milyar. 15 milyara, 17 milyara, 18 milyara çocuğunu oraya götüren, oradaki çocuk yani Bim’den alınan bir ayakkabıyı giyer mi? Ayrışma bunar hepsi de. Sistem sizi ayrıştırıyor. Sistem ayrıştırıyor, diyor ki bir lira maaşı olanlar bir yerde toplanın siz. Birbirinizi görün hamd edin kendinize. 2 trilyonluk evde oturanların hiç birisi 70 liralık dairede oturanları görmüyor. Görünce morali bozulacak “Bunlar insan kokuyor” diyecek zaten. Evet. Nereyi anlatayım? Allah bizi affetsin. Evet o yüzden biz susmayı, kötü kelam konuşmamak, kavga etmemek, dedikodu etmemek, gıybet etmemek, iftira etmemek, dili muhafaza etmek, üzerimizden çıkacak olan her türlü olumsuzlukları muhafaza etmek olarak algılayacağız. Tamamiyetle susmak değil. Çünkü orucun bir zahir görünen kısmı var, yemekten içmekten ve cinsel ilişkiden kesmek, bu zahiri. Bu işin şeriat tarafı. Tarikat tarafı ne? O kimsenin ahlakını da oruç tutturması. Ahlaken de oruçlu olacağız. İşin bir de hakikat tarafı var. Bu ne? Allah’tan gayrı her şeye oruçlu olmak. Allah’tan gayrı her şeye oruçlu olmak. Evet terk-i kelam, oruçta konuşmamak terk-i kelam bu bizim açımızdan.

2- Kur’an’da bildiğim kadarı ile KEFARETÜL SAVM söz konusu değil.

Yani orucu terk eden bir kimsenin orucuna karşılık oruç tutması gibi. Bu Kuran-ı Kerim’de mesela bir kimse hastalığından dolayı veya herhangi bir yolculuktan dolayı, bir rahatsızlığından dolayı -bu Kur’an’la sabit- tutamazsa sonradan iade etsin, tutsun hükmü var Kuran-ı Kerim’de. Yani bir kadın emzirdiğinden dolayı tutamazsa sonraki günlerde bunu tutacağına dair Kuran-ı Kerim’de işaret var. Emir var. Fakat bu son dönemlerde orucunu bozan bir kimsenin, 61 gün kefareti var ya onun, 61 günü reddeden bir anlayış çıkmaya başladı. “Bu Kur’an’da yok” söz konusu, delil olaraktan. Bu Kur’an’da yok diyenler, geçen gün bayraktar bayraktarı dinledim aynı noktada söylüyor, abdülaziz bayındır aynı noktada söylüyor. İsimleri zikrediyorum size. Bir tane milletvekili olan yaşar nuri öztürk aynı noktada söylüyor. Önceden böyle söylemiyordu sonradan süleyman ateşte böyle söylemeye başladı. Aynı şekilde mustafa islamoğuda böyle söylüyor. Şimdi Türkiye’de orucun kazası yok, orucun kefareti yok diyenler bunu söylüyorlar. Şimdi ayet-i kerimelerde bir kimseyi “Doyurursunuz” hükmü var tutamayacak olanlar için ama orucunu bozan bir kimse orucunu kasten bozdu, orucunu kasten bozunca ne yapacak? Bununla alakalı ayet-i kerimede herhangi bir şey söz konusu yok. Doğru. Hasta oldun tutamadın bunun kefareti belli: ya tutarsın ya da bir kişiyi doyurursun. İşte adetli olanların da oruçlarını ne yapacaklarına dair Kuran-ı Kerim’de yine bir işaret yok. Doğru. Bunların olamayacağını söyleyenler Hazreti

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

28 Haziran 2014 Tarihli Sohbet

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini komple reddedenler. Şimdi bütün hadislerini reddediyorlarsa bunlar, gideceksin bayraktar bayraktara diyeceksin ki, sen bir tefsir yazdın tefsiri karşılığında parayla satıyorsun, bunu parayla satamazsın, sattın, paraların hepsi de bizim. Hadisleri reddedenlerin hepsini de gideceksin banka hesaplarına el koyacaksın, sizin banka hesabınızda para var o zaman bu paraya ihtiyacınız yok. Bunun hepsini de zekât olarak irad ettim diyeceksin. Örnek. Hepsinin de banka hesaplarında para var inkâr etmesinler. Hepsi de sürekli bir televizyon programına çıkıyorlarsa hepsi de para alıyor televizyonlardan. Şimdi hadisleri komple inkâr ettiğiniz zaman orta yerde bir Kur’an-ı Kerim kaldı. Herkes Kuran-ı Kerim’i kendi kafasına göre kendince uyduracak. Kuran-ı Kerim’de salat var, salattan ne anlıyorsun? Adam kendince bir şey anlayacak. Neye göre salat anladın? Savmdan, oruçtan ne anladın şimdi? Yemekten içmekten kesilmek. Yemekten içmekten kesilmek, zaruretten fazlasını yemekten kesilmektir, dedim çıktım ben. Ee sabahleyin bir dilim ekmek yersin, öğlende bir dilim ekmek yersin, akşamda bir dilim yersin, bu senin zaruret miktarındır, oruçlusun, desem ne yapacak o zaman bir başkası? Neye göre bu benim anlayışıma diyecek ki: Yanlış düşünüyorsun? İşte İslam dini ideolojik manada kalırsa bütün dünya üzerindeki taoti sistemlerin ve düşüncelerin tehlike gördüğü yer. Bunu sulandırmak için ideolojisini bozmak için Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini ve sünnetlerini orta yerden kaldırmamız lazım. Ancak kafamıza göre o zaman sulandırırız. Müslümanlığın altında isevileşmek, Müslümanlığın altında musevileşmek, Müslümanlığın altında hinduleşmek, Müslümanlığın altında kapitalistleşmekten bahsettiğim şey bu. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini hadislerini orta yerden kaldırdığınızda Kur’an’ı kendi kafanıza göre yorumlama çıkıyor. O zaman biriside çıkacak okuyacak oradan “Elhamdülillahi rabbil alemin ne demek? Alemlerin rabbi demek. Ya dünyanın rabbi demek o bitti. Neymiş alem? Dünyanın dışında alem yok” Adam öyle algılayacak. Bunların dertleri Kur’an’da değil. Öyle bir dertleri yok. Onlara bir proje sunuluyor. Deniliyor ki, siz bunları savunun. Siz bunları söyleyin. Derin güçler, o karanlık güçler bir proje sunuyorlar, diyorlar ki bunları söyleyin. Hiçbir şey bilmiyor adam. Hadisler sahih mi hocam? Bir hadis kitabın var mı evde? Yok. Oturup okudun mu? Yok. Ama o bayraktar bayraktarı dinledi, o yaşar nuriyi dinledi. Hiç beni televizyona çıkartıyorlar mı? Yok. Ben anasıyla Kâbe duvarının dibinde nikahlanmıştır, diyorum çıkıyorum bitiyor televizyon programı. Bitiyor. Hiç bu hadisi duyuyor musunuz bu konuşmacılardan. Yok. Neden? Kanal d de çıkıyor. Kim? Aydın doğan. Kim? Faizcinin başı. Allah Allah. Çıkacağım diyeceğim orda ben şimdi: Ey Koç, ticaret mallarının kırkta birini zekât ver Müslümansan. Vermezsen kılıcımızla senden alacağız. Beni çıkarır mı oraya? Böyle diyen duydunuz mu hiç? Yok. Evet. Din. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri herkesin malından kırkta bir zekât alıyordu. Hesaplamasını adama bırakmıyordu. Zekât memurları vardı gidiyorlardı koyunları sayıyordu, kaç tane koyun var? Şu kadar. Ayırıyor koyunların en iyilerinden. Adamın develerini sayıyor, saydı develeri. Ayırıyor en iyilerinden. Adamın nefsine bırakırsa en kötüsünü ayıracak. Hazreti Ebu Bekir efendimizin savaş açtığı ilk kimse, yalancı

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

28 Haziran 2014 Tarihli Sohbet

peygamber. Yalancı peygamberliğinden dolayı değil. Yalancı peygamberliğinden dolayı savaş açılsaydı Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri savaş açardı. O adam dedi ki: Zekât vermeyeceksiniz, devlete vergi de vermeyeceksiniz zekâtı da kaldırdım, dedi. Zekâtı kaldırdım dediği için ona savaş açtı. Bakın İslam’da bir halife ve ilk Müslümanlara karşı, la ilahe illallah diyene karşı savaş zekât yüzünden. Zekât vermeyi kabul etmediğinden dolayı savaş açıldı. Haydi Müslümanlar kılıcınıza dayanın zekât vermeyenlere savaş açın. Yapabilir misiniz? Yapamazsınız. Bunu da sulandırmak için bir hoca efendiler korosu var. Bu hoca efendiler korosu diyorlar ki, Kur’an’a göre zekâtın hükmü de yok zaten. Zekât verin ama ne kadar alacağımız belli değil. Böylemi düşünüyorsunuz? Evet. O zaman bunların mallarının tamamına da el koyacağız biz. Din adına el koyacağız. Nasıl? Ya hadisler yok ya, hadisler yoksa mallarının tamamına el koyacağız biz. Haydi Türkiye’deki bütün herkesin mallarına el koyalım devletleştirelim her şeyi. Neden? Din adına devletleştirelim, Kur’an bu noktada zaten hükmünü açık bırakmış. Hadislerde olmayınca istediğin gibi dür, bük. Allah bizi affetsin. Orucun kefareti yine Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetinden. Bedevinin birisi gelir “Yandım ya Resulullah” “Ne oldu?” “Ben orucumu bozdum.” Der ki “61 gün” Tabi bu oruçla alakalı kefaret hadis-i şerifle sabit. Onu da buradan okuyalım şimdi “Kim ramazanda özürsüz ve hasta olmaksızın oruç yerde bütün bir sene boyunca oruç tutsa onu kaza etmiş sayılmaz.” Allah bizi onlardan eylemesin inşallah.

Karabaş-i Veli Kültür Merkezi – NEFES

Nefes — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
ISBN: 978-605-031-365-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları