Mu’cize Peygamberlerden — Kerâmet Velîlerden Zuhûr Eder
Kerâmet, terim olarak: «Allâh’ın sâlih, takvâ sâhibi velî kullarına zuhûr eden olağanüstü hâl» diye tanımlanmıştır. İmâm-ı A’zam hazretleri de fıkıh eserlerinde ve velîlerin üzerinde durduğu hâdiselerde bu kavramı kullanmıştır. Mu’cize peygamberlerden zuhûr eder; kerâmet ise velîlerden. Aralarındaki temel fark: Mu’cize bir nübüvvet alâmetidir; kerâmet ise velâyet alâmetidir.
Mu’cize Tanımı — Peygamberin İsbât Aracı
Mu’cize, peygamberin nübüvvetini ispâtlamak için Allâh’ın izniyle gösterdiği tabiat-üstü hâdisedir. Hz. Mûsâ aleyhisselâm’ın âsâsının yılan olması; Hz. Îsâ aleyhisselâm’ın ölüleri diriltmesi; Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in Ay’ı ikiye yarması — bunlar mu’cizedir. Mu’cizenin sâhibi peygamberdir; ve mu’cize, peygamberlik dâ’vâsıyla berâber zuhûr eder.
Kerâmet Tanımı — Velînin Hâli
Kerâmet ise velîden zuhûr eder. Velî, peygamberlik dâ’vâsında değildir; sâdece Allâh’ın sevgili kuludur. Allâh ona izin verdiğinde, ondan bâzı olağanüstü hâdiseler zuhûr eder. Hz. Meryem’in mihrâbında yiyecek bulunması, Ashâb-ı Kehf’in 309 yıl uyuması — bunlar kerâmet türünden hâdiselerdir. Velîlerin kerâmetleri sayısızdır; ama hepsi Allâh’ın inâyetiyledir.
İmâm-ı A’zam Hazretleri’nin Kerâmet Anlayışı
İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe hazretleri, fıkhî eserlerinde kerâmeti kabul etmiş; ve velîlerin kerâmetlerinin hak olduğunu beyân etmiştir. Hanefî mezhebi içinde de bu görüş hâkimdir. Mâlikî, Şâfîî ve Hanbelî mezhepleri de aynı görüşü paylaşırlar. Yâ’nî kerâmetin hak oluşu, dört mezhebin ittifâkıyla sâbittir. Bunu inkâr eden, ehl-i sünnet dâiresinden çıkar.
Kerâmet Velîliği İsbâtlamaz — Şartı da Değildir
Önemli bir nokta: Kerâmet, velîliği isbâtlamaz; ve velîliğin şartı da değildir. Yâ’nî bir kişiden kerâmet zuhûr etmese de o velî olabilir; ve kerâmet zuhûr etse de velî olmayabilir. Çünkü istidrâc denilen bir kavram vardır: Bâzen fâsıklardan da olağanüstü hâdiseler çıkar; ama bu onların yüksek mertebesi değil, aksine helâklerini hazırlayan bir aldanıştır. Asıl velîlik istikâmettir, kerâmet değil.
Velîlerin Gerçek Kerâmeti — İstikâmet
Büyük sûfîler buyurmuşlar: «En büyük kerâmet, istikâmettir.» İstikâmet, doğru yolda dümdüz yürümek; harâmdan kaçmak, farzları îfâ etmek, takvâ üzere yaşamak. Bu, havada uçmaktan, su üstünde yürümekten daha büyük bir kerâmettir. Çünkü havada uçan kuş da uçar; istikâmette duran ise yalnız velîdir. Bayezid Bistâmî hazretleri buyurmuştur: «Bir adam havada uçuyor görseniz, ona şerîatı sorun; eğer şerîat ehli değilse, uçması istidrâcdır.» Allâh muhâfaza eylesin; bizi istikâmet ehli velîlerin yolunda eylesin.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Kerâmet, Mu’cize, İstikâmet. → Tasavvuf Sözlüğü