Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 1478-1479. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 5 • 5/38

1478-1479. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim Hakkı hak bilip hakça yaşayanlardan eylesin. Batılı batıl bilip batıla karşı cihat edenlerden eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed’i Kur’an ve sünnet-i seniyyeye sımsıkı yapışanlardan eylesin. Kur’an ve sünnet-i seniyyeyi yaşayanlardan ve yaşatanlardan eylesin. Rabbim cümlemize affı mağfiret eylesin, rızasına uygun ameller işleyenlerden eylesin. Rabbim kendisini seven kullarından eylesin, habibini seven kullarından eylesin, müminleri seven kullarından eylesin. Habibinin kendisi, kendi zatından, sevdiği kullarından eylesin. Habibinin sevdiği kullarından eylesin. Allah’ım kendi sevdiği kullarından eylesin. Velilerin, evliyaların sevdiği kullarından eylesin. Amin diyen dillerinizi nar-ı cehennemden azad eylesin. Annelerimizi, babalarımızı, eşlerimizi, çocuklarımızı affeylesin. Gelecek zürriyetlerimizi Kur’an ve sünnet-i seniyyeyi yaşayanlardan eylesin. Namaz kılanlardan eylesin, oruç tutanlardan eylesin, hac ve umreye gidenlerden eylesin. Habibinin yolunda ve çizgisinde olanlardan eylesin. Amin diyen dillerinizi nar-ı cehennemden azad eylesin. Geçen haftadan inşallah kaldığımız yerden devam edeceğiz:

“Ey doğru okuyup doğru anlayan! Bu can kuvvetidir bir düşün. O canlar canının kuvveti ne olabilir.” Burayı okumuştuk, yani can kuvveti dediği, Cenab-ı Hakk’ın, kendi ruhundan üflediği ruhu ile alakalı, ordan devam ediyoruz:

“İnsanın bir tek kolu, candan gelen kuvvetle dağı denizle, madenlerle

yarıp delmekte.”

Yani insanın bir fiziki vücudu var, fiziki vücuduyla çalışıyor, çabalıyor. Fiziki vücudunun o kuvveti ile insanlar ne işler yapıyorlar. Hani diyor ya: ‘Bir tek kolu candan gelen kuvvetle dağı deliyor’. Ferhat dağları deldi, o kol kuvvetiyle. Yani o zaman için böyle teknoloji yoktu ama hani malum Ferhat kendi memleketimizin içerisinde delili. Ne? işte dağları deldi, su getirdi. Veyahut da Osmanlı zamanında o su yollarına baktığınızda normalde dağları delmişler, dağlardan geçirmişler, su kanalları yapmışlar. insan gücüyle yapıyorlar. O zaman demek ki o insan gücü neler yapıyor? Bir bakıyorsunuz denizde yüzecek elle gemiler yapıyorlar. Ondan sonra bir bakıyorsunuz insan el gücüyle ne yapıyor? Maden çıkarıyor, işte kömür madeni, altın madeni, demir madeni ama bunu neyle yapıyor? Bu vücut kuvvetiyle yapıyor, bu normal kendi kol kuvveti ile yapıyor. Bu candan gelen kuvvetle diyor dağı denizle, madenlerle yarıp delmekte.

‘Dağ yaran Ferhat’ın candan gelen kuvveti taş delmek, canlar canının

kuvveti de kameri ikiye bölmektir.’

Yani Ferhat normalde o kol kuvveti ile ne yaptı? Taş deldi, dağları deldi, su yolları yaptı kol kuvvetiyle. Burda diyor ki ‘canlar canının kuvveti de kameri, ikiye böldü.’ Kameri, ikiye bölmesi, şakk-ı kamer. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin o gösterdiği birçok, yaklaşık müfessirler binin üzerinde mucize tespit etmişlerdir. Tabii peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mucizelerini inkar etme ilahiyatçılarda, diyanetçilerde şimdi bu imam hatiplerde filan bu moda oldu, hatta bu şakk-ı kamer meselesini de başlamışlar bu mucizeyi de inkar etmeye, inkar ediyorlar böyle bir mucize olamaz diye. Hatta geçenlerde bir yerde bir sohbette sormuşlardı şakk-ı kamer meselesini inkâr edenler var diye, dedim ayeti inkar ediyorlar o zaman. Çünkü mesela miraç ayetle sabit bir mucizedir miraç, şakk-ı kamer ayetle sabit bir mucizedir. Bir kimse hani ayın ikiye bölünmesi, şakk-ı kamer o, ayın ikiye bölünmesi. Buna normalde biz iman ederiz. Hz. Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin eliyle işaret ederekten ayın ikiye bölünmesine iman ederiz ama bu etrafında sahabeler de var mesela bu hadiseyi anlatır, hem hadis-i şeriflerde vardır hem bu, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin hayatını anlatan kitaplar da da vardır. Peygamber(s.a.v.) hazretleri normalde o sahabelerle oturup sohbet ederlerken o Mekkeli ileri gelen müşrikler, bakın o Mekkeli müşrikler bir peygamberin üzerinde mucizenin olması gerektiğine inanıyorlar. Diyorlar ki bu peygamber ise üzerinde bir mucize olması lazım, bir mucize göstermesi lazım. Mesela bu ehli sünnetin içerisinde de mürşidi kamiller üzerinde böyle bir söz söylenir. Denir ki onlara da ölçüdür yani o mürşidi kamil ise onun üzerinde bir keramet olması gerekir derler. Kerametsiz bir mürşidi kamil olmaz derler. Nasıl

Allah peygamberlerini mucizeyle destekledi ise onların peygamberliklerini ve onların üzerinden Cenab-ı Hak mucizeler gösterdiyse bir mürşidi kamilin üzerinden de Allah keramet göstermesi gerekir derler, ehli sünnet öyle düşünün. Çünkü o bir mürşidi kamil ise Cenab-ı Hak onun üzerinden de ne yapacak, bir keramet göstettirecek. Bu kerameti o kimse göstereceğim dese gösteremez ama peygamberler mucize olarak Allah’a yalvarırlar, Allah onları destekler, onlar istedikleri zaman bir mucizeyi Cenab-ı Hak onlara ne yapar, yaratır önlerine.

işte müşrikler geldiler, dediler ki hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretlerine bize bir mucize göster. Peygamberliğini bize ispat et. Peygamberliğini ispat et. Bir mürşidi kamilin, mürşidi kamilliğini ispat etme zorunluluğu yoktur. Sen kerametini gördüysen gider ders alırsın, rüyanda gördüysen ders alırsın, bir mürşidi kamile bu söylenmez. Zahiri şeyleri sorabilirsin. icazetin var mı? Var. Millet seni rüyanda görüyor mu? Görüyor. işte siz onlara manevi olarak esma veriyor musunuz? Evet. Nefis terbiyesi yaptırıyor musunuz? Evet. Seyr-i sülukları var mı var. Bakar, dervişlere sorar ordakilere, öğrenir, araştırma yapar, ders alacaksa alır. Peygamberlerin durumu öyle değil. Çünkü müşrikler toplanıyorlar diyorlar ki sen bize bir mucize göster. Onlar öyle deyince bazı hani bu meseleyi rivayet edenler diyor ki onlara diyor ki siz söyleyin, ne istiyorsunuz. O esnada tam böyle ay, dolunay bir şekilde zuhur etmiş. Müşriklerden birisi diyor ki bu ayı ikiye böl. Bir rivayet daha var, ben burda şeyhimin rivayetini anlatayım. Şeyh efendi derdi ki Ebu Cehil kuyuya düşüyor, Ebu Cehil kuyuya düşünce bütün Mekkeli müşrikler uğraşıyorlar onu kuyudan çıkarmak için bir türlü çıkaramıyorlar. Bunu şeyhim naklederdi, Allah rahmet eylesin. Ebu Cehi’in yeğeni ya Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem , diyor haber gönderin yeğenime, beni çıkarırsa burdan o çıkarır diyorlar, haber gönderiyorlar Hazreti peygamber (s.a.v) hazretlerine. Geliyor, diyor ki ben seni çıkarırsam benim peygamberliğime iman edecek misin? Evet diyor ona. Bunu şeyh efendi böyle naklederdi, Allah rahmet eylesin. Diyor benim peygamberliğine iman edecek misin? Evet. Onca Mekke’de kuyuya sarkıtmadıkları ip, halat kalmamış, çıkaramamışlar onu. Bu sefer hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretleri elini uzatıyor, tut elimden diyor, bismillahirrahmanirrahim diyor, çıkarıyor. Önce iki rekat namaz kılıyor, çıkıyor.

Şimdi bu, şeyh efendi hazretlerinin naklettiği bir şey, bunun bir derseniz ki bana sen bir kayıtta okudun mu? Hayır, bu şakkı kamer ile alakalı ama şeyh efendi bunu böyle naklederdi. Allahu alem, herhalde halinde bunu böyle gördü, halinde böyle görünce bu şakkı kamer meselesini böyle anlatırdı. Ben de genelde böyle anlatırım bunu, ben şeyhimin anlattığı gibi

anlatırım yani şakkı kamer meselesini ama tabii sohbeti sadece dinleyenler bizim sufi kardeşler değil. Hani dışardan insanlar da dinliyorlar, diyebilirler sen nerden buldun şimdi bu şakkı kamer meselesini böyle anlattın diye, bunlara karşı da kitabi yani hadisi şeriflerde geçeni söylüyorum.

Kureyşliler toplanıyorlar, toplandıktan sonra mucize istemeye karar veriyorlar, hep birlikte onun bulunduğu yere geliyorlar. Gecenin ilk saatleri, yani akşam namazıyla yatsı namazı devrilmiş, o saatler artık, ondan sonra Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin de Hazreti Ali radyallahu anh hazretleri yanında, Huzeyfetü’l Yamani yanında, ondan sonra Abdullah ibni Ömer var, Abdullah ibni Mesud var yanında, hep bunlar genç sahabeler. Dinamik sahabeler bunlar. Sonra da zaten sahabenin içerisinde her biri kendi dallarında muhteşem bir insanlar oluyor. Hazreti Ali efendimiz bir tarafta, mesela Abdullah ibni Mesud bir tarafta ondan sonra Abdullah ibni Ömer bir tarafta Hz. Ömer efendimizin oğlu Abdullah, ondan sonra Cübeyr ibni Mutim var yanında. Yani Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin yanında aklı keskin, fikri keskin, kalbi keskin, dili keskin ve dilleri belagatli, olaylara hakimiyet addeden, bütün her şeye, bu konuda dini ilimlere vukufiyet sağlamış kimseler bunlar. Bunlar genç yaşta Hz Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin tedrisatından geçmiş genç yaşta, daha bunlar böyle gencecik her biri, çakmak gibiler. Bunlar da orda ve bunlara sohbet ediyor Hz. Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri, gençlere sohbet ediyor, yaşlılara değil. Genç nesil önemlidir, genç neslin dini yaşaması önemlidir. Bunlar önemli meselelerdir. Bir de genç insanların dini kabul etmesi de önemlidir. Genç bir kimsenin dini kabul etmesi kolay değildir çünkü, nefsi vurur, heva heves vurur, sokak vurur, şeytan vurur, deccal vurur, sistem vurur, her şey vurur ona. O vuruntunun içerisinde o kimse böyle namazına, abdestine, orucuna, dini hayatına dikkat ederse o muhteşemdir. Ben hep o gençlere Bedir ashabı gibi derim onlar. Yaşlı, gelmişim ben atmış yaşıma, ben nereye gitsem hacı baba, senin işin ne burda ya derler, örnek. ismail’e demezler ama bana derler. (iki ismail siz yan yana, hayırdır böyle? Tamam. ismail yanındaki tehlikeli bak, ona göre. Ayy! Sen tehlikenin ocağına gelmişsin ya, tehlike soy ismi değil, adamın komple vücudu tehlike, içi dışı tehlike adamın, eyvah eyvah eyvah! Sen kendine dikkat et bu gece inşallah.)

O gençlere anlatıyor Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri. Bu sefer o böyle onlar geliyorlar, ondan sonra müşrikler geliyorlar, illaki ısrar ediyorlar, illa ki bize bir mucize göster. Aynı şekilde isa(a.s.)’a da yapıyorlar çünkü, bütün peygamberlere yapıyorlar, aynı şekilde Musa(a.s.)’a da yapıyorlar. Bu bütün peygamberlerin böyle bir şeyi var, burdan bir imtihanı

var. Hani geliyorlar ya isa(a.s.)’a, diyorlar ki Musa(a.s.)’a gökten sofra inmişti, bize de sofra indir. Yahudiler biliyor çünkü, Musa(a.s.)’a gökten sofra indi, cennet meyvesi geldi, cennet nimeti geldi, isa Aleyhisselam’a diyorlar ki eğer sen gerçekten peygambersen, o zaman sana da gökten sofra insin. Bunu havariler söylüyor bir de, yabancı değil, bakın yanı başındaki havariler söylüyor. Zaten böyledir, şeyhin yanı başındakiler keramet bekler, dışardaki beklemez, şeyhin yanı başındakiler der ki ya bunun nesi şeyh, bir kerametini görmedik daha derler. Havariler de o zaman için isa aleyhisselamdan mucize istiyorlar, diyorlar ki Musa’ya sofra inerdi, sen Rabbine dua et, bize de sofra indirsin. O da diyor ki siz haddi aşanlardan oldunuz. Dua ediyor, Cenab-ı Hak onlara sofra indiriyor. Bir seferlik değil, onlara da diyor, bu bitici değil. Siz diyor ayırmayın hiç, bu bitici değil. Devamlı bu sofra gelecek size, bu sofra devamlı gelecek, devamlı yiyeceksiniz, ayırmak yok. Ayırınca sofra kesiliyor. Onlar ertesi güne yemek ayırıyorlar. Sofranın ardı arkası kesiliyor. Hz. Mevlana da diyor ya: ‘Onlar edebe mugayyir hareket ettiler’. Eğer edebe mugayyir hareket etmemiş olsalardı kıyamete kadar diyor o sofra inecekti ama onlar edebe mugayyir hareket ettiler, ertesi güne yemek ayırdılar diyor. Ertesi günü yemek ayırdılar!

Şimdi nasıl böyle hani isa aleyhisselam’dan da mucize istediler ya, müşrikler biliyorlar, diyorlar ki biz de Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’den mucize isteyelim. Ne isteyelim, işte ayın ikiye bölünmesini isteyelim. Bazı rivayetlerde Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri diyor ki yani ayı ikiye böleyim mi. Onları birden cezbediyor onları, diyorlar ki çok zor bir şey söyledi. Evet diyorlar, ayı ikiye böl. Ben şeyh efendinin naklini, söylediğini bitireyim. Şeyh efendi bunu böyle anlatırdı, işte Ebu Cehil çıkıyor, bütün Kureyşliler orda, kuyudan çıkarıyor, diyorlar ki ya kuyudan hiçbirimiz çıkaramadık bunu, Hz. Muhammed(s.a.v) çıkardı, işte peygamberliğine mucize bu. Ebu Cehil diyor ki diyor ki kardeşim oğlu bir şey daha isteyeceğim senden, diyor. Bunu da yaparsan diyor, evet inanacağım diyor. Ne istersin, diyor ona. O da diyor ki bu ayı ikiye böl. Ebu Cehil diyor. Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri iki rekat namaz kılıyor, elini kaldırıyor, dua ediyor, Ya Allah bismillah! Ay ikiye bölünüyor. Ebu Cehil o zaman diyor ki şimdi inandım diyor. Gerçekten sen büyücüsün. Bu sefer de Ebu Cehil onu diyor şimdi inandım kesin karar verdim, büyücüsün diyor. işte bu şeyh efendinin nakli. Ben şimdi kitaplarda okunanı söyleyeyim, kitaplarda okunanda da Kureyşliler, ileri gelenler geliyorlar. ileri gelenler gelince diyorlar ki: ‘Ey Muhammed! Bize bir keramet göster. O keramet göster deyince işte ne istiyorsunuz? Ayın ikiye bölünmesini. Böylece Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri eliyle ne yaptı? Ayı ikiye böldü. Ay ikiye bölününce iki tane

yarım ay; dağın bir tarafında bir yarım ay, bir tarafında bir yarım ay. Bunu yerel halk da gördü gece, dışarda olanlar bunu gördüler. Bunu tespit ettiler. Dediler ki evet, biz bir gece iki tane ay gördük yarım yarım. iki tane ay gördük bir tane değil, iki tane ay gördük. Şakk-ı kamer meselesi bu. Yani o tabak gibi duran ay, iki yarım böyle şeye döndü, yarım aya döndü. Bir tanesi dağın bir tarafında, bir tanesi dağın bir tarafında böyle görüldü. işte Hz. Pir diyor ki bir kol var, o kol diyor dağ deliyor. Denizlerde yürüyecek gemi yapıyor, maden çıkarıyor ama bir de diyor cana can olmuş. Cana can olmuş, canın canı olmuş öyle bir kol var ki diyor o da diyor manevi olarak ayı ikiye bölüyor. Şakk-ı kamer ve tabii bu hadise olduğunda tabiri caizse Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri de coşuyor. Hatta etrafındakilere diyor ki şahit olun, şahit olun, şahit olun diyor. Hani buna şahit olun. işte Hz. Pir de diyor ki bu diyor onun kolu, ayı ikiye böldü. Demek ki öyle manevi bir hal olur, o manevi hal olunca kimisinin kolu ayı ikiye böler. Kimisi de ne yapar? Kimisi de kol gücüyle maden çıkarır, kol gücüyle duvar örer, kol gücüyle iş yapar. Hak mıdır? Haktır ama eğer cana cana, can olursan, cana can olursan o zaman senin manevi bir kuvvetin, manevi bir gücün, manevi bir tecelliyatın olur. Allah bizi onlardan eylesin.

“Gönül Allah sırları dağarcığını açarsa can, arşa doğru süratle ko-

Yani eğer bir kimsenin gönlü Allah’ın sırlarına vukufiyet sağlarsa Allah’ın sırları o kimsenin gönlüne ilham olmaya başlarsa o kalbi olarak ilme’l yakîn, ayne’l yakîn, hakka’l yakîn yoluna doğru yürürse artık onun kalbi Allah’ın o değişik nur tecelliyatlarıyla hoplamaya, zıplamaya, kaynamaya başlar. Böyle hoplamaya, zıplamaya kaynamaya başlar diyorum, böyle size tuhaf gelebilir bu tabirler ama gerçekten insanın kalbi hoplar. Zikrullah kalbe gelince küt küt atar. Kalbinin attığını hissedersin. O zikrullah kalbe gelince böyle kalbinden sesler duyarsın. Diyeceksin ki et, et parçasından ses mi çıkar! Evet, kalbinden ses duymaya başlarsın. Bazen hani soruyorlar, diyorlar ki zikrullah kalbe hani yerleşince, oturunca biz bunu nasıl anlayacağız? Merak etme, kalbinden öyle sesler gelmeye başlar ki önce şaşırırsın, hayrete düşersin zaten. Bu hemen kalbinden ses geldi mi hem gürültülü böyle hem böyle, normal bir ses değildir o. Böyle bir ses geldi mi bil ki zikrullah kalbe oturdu, gürültü gelince, ses gelince. Bunlar size şey kalsın, işaret kalsın size. Bu sohbetlerin en sıkıntılısı şudur. Bir kimse etrafındaki insanları istismar edecekse bu sohbetteki hakikatleri sanki kendisi yaşıyormuş gibi etrafına anlatır. Bu onların manevi sonları olur. Çünkü bu bir dervişte gürültü başka türlü olur, başka bir dervişte başka türlü olur. Herkeste

aynı olmaz. Ama genel olarak zikrullah kalbe yerleşmeye başlarsa sen kalpten ses duymaya başlarsın önce.

Önce uğultu gibi önce bir gürültü gibi önce sanki bir patırtı gibi önceden önce sanki böyle güm güm güm ses geliyormuş gibi. Sonra sesler farklılaşmaya başlar. Sonra kelam duymaya başlarsın. Kelam. Sonra o kelam yürür, ilham olmaya başlar. Zikrullahta artık kalbine ilham gelir. Sana ne lazımsa. Sen sadece teslimiyet gösterirsin. O esnada karışmak, görüşmek, müdahale etmek, şu nedir…Yok hayır, orda teslimiyet lazım. Kendini zikrullaha bırakırsın. Sen orda teslim olursun. Zikrullah esnasında kalbin ne hale geliyorsa gelir. Tabiri caizse seyreder, dinlersin. Seyrillah dedikleri şey sende başlamıştır artık. Seyrillah’ın başladığı yer. Burası, bu işin başlangıç noktası daha, daha yürüyecek yolu var. işte o Allah sırları, dağarcığı dediği, eskiden dervişlerin yanlarında taşıdıkları çıkı gibi heybe gibi bir şey. Allah sırları dağarcığını açarsa can, can o Allah’ın sırlarının bulunduğu çıkıyı veyahut da o tabiri caizse heybeyi açarsa artık ordan ona bir şeyler gelmeye başlarsa artık ordan, o Allah’ın sırlarından onun kalbine ilham gelmeye başlarsa o diyor arşa doğru süratle koşar gider. Artık o durmaz durduğu yerde. Yalnız burda bir kimse kendisini böyle gösterirse de aldatan insandır. Sufiliğin en büyük handikaplarından birisi şudur. Bir kimse kendi üzerindeki olan manevi hallerini etrafa anlatıyorsa bir kimse ben şu haldeyim, ben böyle görüyorum, bana böyle oluyor, ben şuyum, ben buyum derse o hiçbir şeydir. O hiçbir şeydir. Bunları yaşayan kimse taaa şeye kadar, son makama kadar konuşmayacak. Yoksa yıkılır gider. Bunlar böyle konuşulacak şeyler değildir. Bir insan bunları üstadından öğrendi öğrendi veya umumi sohbet oldu öğrendi veyahut da birey olarak yaşadı, o zaten onu üstadına anlatması gerekir. Onun esması değişecek o esnada. Dervişin yetişip yetişmediği bir nefis olarak nefis esmasında kalp olarak kalbi olarak da durumu ilmel yakîn, ayne’l yakîn rabıtayla alakalı o da. O da ordan belli olur. Öyle ben oldum demekle olmaz kimse. Öyle ben şuyum, ben buyum demekle o işler olmuyor. Ben şuyum diyen adam hiçbir şeydir, boştur, tenekedir o. Ben şu makamdayım diyen kimse boş tenekedir. Hiç bir makamı yok onun. O istismar edecek, kandıracak milleti, kendi kendine. Kandırmak isteyenler hep böyle olur. Dinle kandırmak, Allah’la kandırmak, peygamberle kandırmak, sufi ile kandırmak, şeyhi ile kandırmak…Hep böyledir. Öyle der o. Benim şeyhimin her şeyden haberi var, yapın bunu. Öyle kandırırlar dervişleri. Dervişler de ordan kanar. Dervişin de aklına gelmez, ulan şeyh efendi burda bir adım yerde, bir telefon kadar, aç telefon sor. Sormaz! Onun da nefsine tatlı gelir çünkü. Nasıl nefsine tatlı gelir? Başında zakir ya, abisi ne güzel!

O da onu seviyor. O onu seviyor, o da onu seviyor. iki sevgi birleşti. Oh ne kadar güzel. Şeyhi sevmek zor.

Neden? Şeyh diyecek ki namaz kıl, ders çek, zikrullah yap, sabah namazında nerdeydin, ne yapmaya uyuyorsun, günlük beş bin tevhid çek, günlük şunu yap, günlük bunu yap, yalan söyleme, yemin etme, gıybet etme, dedikodu etme, milletten dilencilik yapma, para isteme, pul isteme, kimse için isteme, şunu yapma, bunu yapma…Şeyhin bir sürü anlattığı şeyler var. Bunlar böyle zor ama öbür türlü ben seni seviyorum, sen beni seviyorsun. Ne kadar güzel! Hiçbir şey yapmasak da yürüyoruz biz yolda. Yok öyle değil. işte o gönül sırlarının dağarcığına ulaşmak için senin belli bir gayret göstermem lazım, çalışman lazım. Senin zikrullaha oturman lazım. Sen gece zikrullaha oturmuyorsan, sabah namazından sonra zikrullaha oturmuyorsan olmaz. Olmaz! Bu dediğim şey olmaz. Senin kalbin harekete geçmez. Senin kalbin harekete geçmeyince de sen bu yolda yoldasın sıkıntı yok ama kalbin harekete geçecek. Yolun içerisinde olması gereken bu. Onun için Allah’ı zikredecek ve ne yapacak? O orda istikametini belirleyecek. Neden? Dağarcığı açılması lazım. Ordan ilahi sırlar alması lazım. Ordan seyri sülûkun başlaması lazım. Seyri sülûk başladığı zaman onun hali ahval-i değişecek. Cenab-ı Hak ne dedi meleklere? Ademi yaratacağım. Adem’i yarattıktan sonra kendi ruhumdan üfleyeceğim. Ben ona ruhumdan üfleyince, ruhumdan üfleyince bütün hepiniz de ne yapacaksınız? Ona secde edeceksiniz dedi. Dikkat et, senin üzerinde bulunan canı can eden ruhu üfleyen o. Bunun farkına var. Bunun farkına vararaktan hayatına devam et ve o bu dünyaya ait değil. O bu bedene ait değil. O bu bedende geçici. işte o ruh, bakın onu Cenab-ı Hak onu sana Allah üfledi ve sen harekete geçmeye başlayınca ve sen o dağarcıktan bir şeyler gelmeye başlayınca ne yapacaktı? O ruh arşa doğru koşacaktı, arşa doğru o layık olduğu yere gidecek ve layık olduğu yer ne? Arş-ı ala.

Peki arş-ı ala ne? Allah’ın istiva ettiği yer, biz istivadan ne kastettiğini bilmiyoruz ama ne diyor Cenab-ı Hak? ‘Allah yerleri gökleri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattı. Sonra da O arşa istiva etti’ Sizin diyor, onun dışında bir veliniz ve şefaatçiniz çoktur. Artık o ruh arşa doğru yükselecek. Burayı iyi dinleyin, sufinin ruhu arşa doğru yükselecek. Ne ile yükselecek? Zikrullah ile Allah sevgisi ile haramlardan uzak durma ile üstadının çizdiği yolda yürüyerekten bu olacak ve arşa istifa ettiyse Cenab-ı Hak biz bu konuda aklımız yok bizim. Biz Cenab-ı Hakk’ın arşı istivası ile alakalı akıl yürütemeyiz, müteşabih bir mesele. Aslında orada tabii bazı ayeti kerimelerde Allah yerleri, gökleri, her şeyi arasındakileri yarattı, arşı da istiva etti der. Bazı ayeti kerimelerde de Rahman arşı istiva etti der. Bazen Cenab-ı

Hak ayeti kerimeler de Allah ismini söyler, bazı ayeti kerimelerde Rahman ismi şerifini söyler. Arşı bulutumsu bir şeymiş gibi tahayyül edin. Bunların hepsi de kalbi perdelerde yaşanacak, görülecek olan şeyler seyri sülukda. Allah’ın arşını bir şeye benzetmek benim haddim değil. Arştan burda kasıt yükseklik manasındadır ya, bu bildiğimiz yükseklik manasında kullanmayın bunu ama arş, arş-ı alâ, Allah’ın istiva ettiği, Cenab-ı Hak burda neyi nasıl kastetti, neyi nasıl söyledi müteşabih. Bunun üzerinde fikir yürütmek yok. Bu ancak herkesin yaşadığı halle anlaşılacak bir şey. Seyri sülukta artık beşinci makamdan yukarı doğru çıkma hali. Burası beşinci makamdan yukarı, böyle tabiri caizse hani böyle bazı şeyler var ya, Yunus ne diyorsunuz o göstergelere böyle kırmızı, siyah, beyaz inip çıkıyor? Grafik. Hani o böyle grafiklerde bir zirve yapan böyle aşağı inen şeyler olur ya enflasyonda mesela işte, geçen sene ile bu seneyi şey yapsanız zirve yaptı, değil mi? Yukarı doğru çıktı. Birden aşağı indiğini düşün, tak aşağı indi. işte on puan, yirmi puan birden aşağı indi, grafik aşağı indi. Bu, beşinci makamın sonunda böyle olur. Beşin sonunda. Açık açık konuşuyorum bunları ki bir kimse kendi kendisini, kendisini dev aynasında görmesin. Kendisini dev aynasında görüp kellesini aldırmasın.

Açık açık konuşuyorum bunları. Yaşım atmış iki, Allah ne kadar ömür verdi bilmiyorum. Ben belki de klasik, eski eğitim almış jenerasyonun belki de sonuyum ben. Bundan sonra nasıl bir jenerasyon olacak, nasıl bir eğitim alacak bilmiyoruz. Ha, biz aldığımız eğitimi devretmeye, aldığımız eğitimi biz anlatmaya çalışıyoruz. O beşin sonuna doğru, hani böyle hızla o arş-ı alâ dediğimiz o arşı istiva ettiği o halin içerisine böyle hızla girer, güp düşer. Orayı bir bulutumsu bir şey gibi görün onu, bazı bizim arkadaşlarımız var şimdi zikrullahta bu hali görüyorlar, yaşamıyorlar da bunu görüyorlar. Hani arşı alâyı görenler var. O gördüğü zaman onun yaşayacağına işarettir o gördüğü zaman. O kendi manevi haline göre arşı alâyı değişik renklerde görür. O da onun kalbi ile alakalıdır. Bak, o nefis meratibi ile alakalı değildir. O kalbi ile alakalıdır. Hani bazen derslerde, son dönemlerde kalbi meratibi de katmaya başladım ya, bunlar konuşulan şeyler değil, kalbi meratip müritle mürşidin arasında konuşulur. Mürit o hale gelir, sen bundan sonra böyle rabıta edeceksin der, mürit öyle rabıta etmeye başlar. Bu kalbi meratip ile alakalıdır. Mürit onu ya rüyasında görür, mesela işte bir bakar ki şeyh efendinin cübbesinin içine girmiş, bir şeyh efendi oluyor, bir kendisi oluyor. Cübbe kimin? Şeyh efendinin. Nerde? Şeyh efendinin cübbesinin içinde. Onda kalbi meratip başladı. işaret bunlar. Bir bakmışsın komple şeyh efendinin cübbesi, gömleği, her şeyi onun içine girmiş. Hatta şeyh efendinin içine girmiş, kalbi meratip başladı. Ben girmişim içine, şuraya gittik,

buraya gittik ama ben sizin içinizdeyim. Bu kalbi meratip. Bunun nefis meratibi ile bağlantısı var ama onun ayağı ayrı. Benim çift kanat dediğim şey budur. Nefis meratipleriyle, kalbî meratiplerin birbirine eş değerde gitmesi. Kimisi vardır çok sever şeyhi, nefis meratibi yürümüyordur. Yan tarafa geçer, küfür eder. Onun nefis meratibi yok, onda normalde hayır yok. Bir derviş küfür ediyorsa onda hayır yoktur. Yok, derviş küfür etmez! Yok, batmıştır o. Bir derviş öyle yanlışlıklar yapmaz, batmıştır o. Kalbi meratibi yoktur zaten onun. Bir mesela bir kimse şeyhiyle didişiyorsa onun hiç kalbi meratibi yoktur. Hiç ama! Sıfır, bak sıfır! Hatta eksidedir o. Allah muhafaza eylesin. işte o sufi, o sufi arş-ı alâda bir müddet sonra, hani ben böyle bizim Bayındır’ın dili var hani gani kirkettin yani gani kirk ettin sen onu böyle ne varsa içine daldın bandın.

Hani adam der ya, ya kardeş ya, yani gani kirk olduk ya, yedik, içtik, doyduk, gark olduk ona yani onun içerisinde kaybolduk. O bir müddet sonra o mürit o arşı istiva ettiği ayeti kerimesi onun üzerinde tecelli eder, o arşta kaybolur. Arş onu sarar her şeyiyle. O arşın içerisinde kendisinde bir benlik kalmaz. işte ruh o nefis meratipleri devam ederken kalbi meratip de yürüyünce ve Cenâb-ı Hakk’ın sırlarından ona sır gelmeye başlayınca artık o bu bedende durmak istemez. Artık o bu dünyada da durmak istemez. O, o esnada hep böyle arşa doğru yücelmek, buralardan kurtulmak ister. O esnada o dervişe şeyh lazımdır. Yoksa bu halde kalırsa o derviş meczup olur, eş, çoluk çocuk, iş batar hiçbir şeyde düzen, sistem kalmaz. Ona bir şeyh lazımdır. Şeyh ona bir esma verir, şeyh ona bir rabıta verir, o sükunete erer. Eğer o şeyh de onu biliyorsa. Biliyorsa anlatır zaten, bilmiyorsa da hiç böyle şeyleri anlatmazlar. Bugün böyle şeyleri anlatacak şeyh bulmak biraz zor. Okyanusta ince aramak gibi bir şey bu. Onlar nerde yaşayacaklar şimdi! Adam şimdi atamayla şeyh oluyor. Birileri kulaklarına üflüyorlar, filanca şeyh olsun diyorlar, o şeyh oluyor veya şimdi yeni moda beni şeyh eder misin! Adam Almanya’dan arıyor, bana icazet verir misin! Rüyamızda görsek veririz diyorum ben, aradan bir sene geçiyor, hani ben onu rüyamda göreceğim. Bir sene geçiyor diyor ki efendi hazretleri, ben geleyim mi, hani şeyhlik verecek misiniz bana? Rüyamda görmedim diyorum, rüyamda görürsem veririm. Bir sene sonra bir daha yazıyor. Şimdi yeni moda! Kanada’dan yazıyor adam, diyor ki işte ingilizce çeviriyor, Türkçeye çeviriyor, belli kelimelerden, Hz. Google’dan benim gibi çeviriyor. Hz Google’dan çeviriden gönderdiği de belli. Ben sizin icazet törenlerinizi gördüm, ben gelsem bana icazet verir misiniz? Bu hale geldi şimdi! Versen ne olacak ki! Adamın birisi gelecek, bir rüya anlatacak, ondan sonra ne diyecek? Bize bir şey

söylerlerse biz de söyleriz, öyle mi? Rüyanın tevili bu. Bize bir şey söylerlerse biz de söyleriz, hah rüya tevili bu. Evet, bunlara kaldı meydan şimdi. Allah muhafaza eylesin.

işte o kimse böyle kalbi harekete geçince, kalbi harekete geçince o kimsenin ruhu artık öteye gitmek ister. O buralarda durmak istemez ve ta ki bir üstad ona bir ders verip, esma verip, bir rabıta verdiğinde onun yine normal seyri sülûku devam eder. Öbür türlü meczup olur, Allah muhafaza eylesin. Bizim dergahımızda da bu yoktur. Bizim meczupluğumuz ilme dayanır, kalbe dayanır, bizim meczupluğumuz nefse dayanmaz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden o kimse artık kendinde bulunan Cenab-ı Hakk’ın üflemiş olduğu ruhun kuvvetini görmeye başlar. Onun tecelliyatını görmeye başlar. Orda enteresan böyle akıl alıcı bir durum vardır. Akıl alıcı durum şu, sen an gelir ruh olursun, an gelir kendi ruhunu izlersin. Bu enteresan bir şeydir, bunu dille anlatmak mümkün değil. (Doktor Abdullah da diyor ki ordan şimdi sen bunu kalk diyor bir psikoloğa anlat, senin deli raporunu versin göndersin diyor. Abdullah olur mu? Bir insan kendi ruhunu izler mi? Evet, tamam Abdullah, benim deli raporu almam an meselesi ya, evet.) Şimdi bu hal öyle gizemli bir haldir ki o esnada kendi ruhunuzu izlerken onun neler yaptığını görürsünüz. Şahit olursunuz ona, artık o sizin emrinizde değildir, size bağlı değildir. O böyle bir anda Cenab-ı Hak ona öyle şeyler yaşatır ki bir anda çok şey yapar. Bir anda öyle şeyler yapar ki siz tanımlayamazsınız. Böyle bir şey yaşayan bir kimse burdan ilan edeyim şimdi de, o velilikten mürşitliğe doğru yürüyecek olan insandır. Artık o zaten bu hali yaşamazdan önce de cennete girer, hitaba eder o. Bu halden önce cennet vardır. Bu halden önce cennete girer, cennete girdiğini görünce cennette Cenab-ı Hak ona hitap eder. Bütün vücut kulak olur, hitabı alır. O zaman o kimsenin esması beşinci esma olur, hak esmasını o zaman alır. Gerçek manada hak esması odur. Hitabı alacak o. Bazen derviş kardeşler, Hak esmasını okurlar rüyalarında, onlar alıştırılıyorlar, güzel. O rüyasında işte Hak esmasını çekiyor veya çektiriyor şeyhi ona veyahut da ona Hak esmasını veriyor. Doğru bunlar, şey değil, ne o, sahih değil diyemeyiz ama bu oturmadı daha, yerleşmedi. O ordan düşebilir, o ordan yıkılabilir. O böyle artık böyle şeyhi, bunu böyle şeyhe bağlamak istemem ama yol budur. O şeyhinin kaşının kalkmasını dahi istemeyecek kendisine. O diyecek ki böyle şeyhim bana kaşını kaldırırsa benim ölümümdür diyecek.

Burası öyle bir ince, mahrem olan yerdir. O kimse böyle şeyhsiz nefes dahi almayacak. Bunu böyle kendisi için söylüyor diye düşünmeyin, bilgi olarak alın bunu. O şeyhe intisab ettin mi? Ettin. Ondan ayrı nefes alırım diye oturup günlerce ağlayacaksın. Bana kaşını kaldırırsa ben ne olurum diye

düşüneceksin. O zaman o kimse bu hal, kalbi hali öyle olacak. Onu bütün her şeyinden fazla seveceksin. Zaten fenafi’l şeyhliği geçmişsin artık böyle, yol yürüyorsun, çatır çatır yıkılıyor ortalık. Yol yürüyorsun. O esnada bir bakıyorsun ki cennete girmişsin, cennette Tûba ağacının altına oturmuşsun. Burası daha zirve. Tûba ağacına yaslanmışsın. Burası zirvenin üstünde. O esnada hitap geliyor sana. Hitabın Allah’tan olduğunu, kalbine ilham olarak geliyor. Bütün vücut kulak olmuş, duyuyor. O, o hitapla bütün vücudun, için dışın kulak olmuş, her şeyinle duyuyorsun. Aklınla değil, her şeyinle duyuyorsun. Hitabı aldın, mübarek olsun. Bu artık o kimsenin şeyhlik yapabileceğin de delilidir. Hitabı aldı, muhteşem. Daha yol var mı yürüyecek? O yolu yürüyecek daha. O kimse zaten orda kalmasın. Aldanmasın, oldum bittim sevdasına düşmesin. Sakın kendini bir şey zannetmesin. Asıl çatırtı, imtihan ondan sonra başlayacak. Of of of of of of of of of! Eşinden, çocuğundan, yandan, sağdan, soldan, alttan, üstten, bir bakacak ki sanki dünya üzerinde dönüyor onun. Ne varsa üzerinde onun dünya dönüyor, ne varsa! Bir bakmış dost bildikleri düşman, düşman birlikleri dost olmuş. Bir bakmış o satmış, bu kandırmış, bu aldatmış, bu yan yatırmış, o çamura batırmış, önüne gelen bir tekme vurmuş, önüne gelen bir şamar vurmuş! Kimisi çok sevmiş, sımsıkı yapışmış, hepsini yaşayacak bunların, hepsini de yaşayacak. Şeyh efendi Allah rahmet eylesin, böyle beni hızla böyle yanına çağırdı, gel Mustafa Efendi şuraya dedi bana. Ben dedim bir şey oldu herhalde. Otur dedi, ben oturdum. O böyle divanın üstünde oturuyor. Böyle bir şey söyleyeceği zaman koltuğun en ucuna gelir, böyle diker kendini, o dersin ki bir şey söyleyecek, çok önemli. Bundan sonra dedi, kendi dizine vuruyor, bir dizine dedi gül yağı dökecekler, bir dizine dedi ateş dökecekler. ikisini de dedi bir tutmazsan kemale eremezsin Mustafa efendi dedi bana. Sevenin sevdiğine kanmayacaksın, sövenin sövdüğüne kanmayacaksın dedi. Ne sevenin sevdiğine kanacaksın, ne de sövenin sövdüğüne kanacaksın.

Evet, şimdi bu hale gelince o kimse o arş-ı alâya gark olur. Arş-ı alâya gark olur, bak tekrar söylüyorum, bu Bayındır şivesi, biz öyle tarif ederiz, dünyaya gark oldu, denize gark oldu, hani denize attı adam kendisini, denize gark oldu, denizde kayboldu. Bizim oranın şivesi öyle. Çanakkale’de nasıl Yusuf hoca, öyle mi? Sizde mi gark oldu diyorsunuz? Denize gark oldu değil mi? Yemeye içmeye gark oldu, şuna gark oldu, evet. Yani onda kayboldu o. Onun onda esamesi kalmadı. Onda kayboldu, gark oldu, artık o kimse arşı alada gark oldu, kayboldu arşı alâda. Bir an bir baktı ki ruhu komple elinden çıkmış. Bin bir türlü hallere girmiş. Bir bakmışsın ki ruh orda duruyor, sen bin bir türlü hallere girmişsin. Bir bakmışsın ikisi de birleşmiş, cem olmuş. Cem olunca da ne olmuş? O da ayrı halden hale girmiş. işte eğer

ki bir kimsenin gönlü Allah sırları dağarcığını açarsa o zaman ne yapar? Onun ruhu artık bu bedende durmak istemez, bu dünyada durmak istemez. O arş-ı alâya doğru yol almak ister. Allah bizi onlardan eylesin.

Konu başlığı: ‘Adem Aleyhisselam’ın ‘Rabbena zalemna’ diye hatayı kendisine isnad etmesi, iblisin ‘bima ağveyteni’ diyerek suçu Allah’a yüklemesi.’ Konu başlığımız bu ama buraya bir hafiften girelim inşallah, ondan sonra önümüzdeki hafta da geri kalandan devam ederiz. Malum, Adem(a.s) cennette Havva annemizle beraber dolaşırken malum hikaye, Cenab-ı Hak ona dedi ki bu ağaca yaklaşmayın. Bu meyveye yaklaşmayın. Değişik rivayetler var. Yaklaşılmaması gereken, yasak bir bölge var, yasak bir yer var, onu söyledi Adem’le Havva’ya ama onlar ne yaptılar? Oraya yaklaştılar. O sınırı, Cenab-ı Hakk’ın koymuş olduğu o hududu çiğnediler. O hududu çiğneyince o zaman Adem Aleyhisselam Cenab-ı Hakk’ın kendisine öğrettiği kelimelerle Cenab-ı Hakk’ın kendisine öğrettiği tövbeyle ne yaptı? Allah’a yalvarmaya başladı ama kendisi dedi ki: ‘Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer sen bizi bağışlamaz, bize merhamet etmezsen kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz dediler. Yani işlemiş oldukları o hatayı, o kusuru kendi nefislerinden gördüler. Hani bu sohbetten önce takip edenler bilirler, cebriyet söz konusuydu ya, cebriyet ile alakalı, bu konunun devamı.

Yani Adem kendi nefsine vurdu hatayı, günahı, kusuru yanlışlığı. Dedi ki Havva annemizi de beraber içine kattı. Dedi ki: ‘Kale Rabbena zalemna.’ ‘Ey Rabbimiz! Biz, enfüsena, biz nefsimize zulmedenlerden olduk.’ Ve inlem tağfirlena ve terhamna la nekunenna minel hasirin’. ‘Bize merhamet etmezsen bizi bağışlamazsan biz hüsrana uğrayanlardan oluruz.’ Burada bütün peygamberler derler ki hatta, hani sen bu hatayı günah işlemeyeceksen, bir hadisi şerif vardı, sen işlemeseydin biz bu dünyaya gelicilerden olmayacaktık Adem aleyhisselam da der ki henüz der hiçbir şey yaratılmazdan bilmem kaç bin yıl önce Cenab-ı Hakkın der, takdiri ilahisine yazdığı bir şeyden mi beni sorumlu tutuyorsunuz? Hz. Peygamber der ki: ‘Atam Adem bu atışma dan haklı çıktı böyle diyerekten.’ Demek ki peygamberler kendi aralarında bunu böyle konuşmuşlar. işte bir kimse Adem’in yolunu tutuyorsa o Adem’in yolundaysa hatayı, kusuru, eksikliği kendi nefsinde görür ve nefsini her daim hatalı, kusurlu görür. O yüzden sufilerin yıkıldığı yerdir nefsini temize çıkarmak. Bir sufinin yıkıldığı yer, kendi nefsini temize çıkardığı yerdir ve bir mürit asla nefsini temize çıkarmaz. Bir mürit nefsini temize çıkarıyorsa o müritlik bağını koparmıştır. O müritlik yolunda değildir. O hatayı, kusuru başkasında görüyorsa yandı keten helva. O şeytanın yolunu tutmuştur. O şeytanlaşmıştır. Sufilerin yıkıldığı yerdir. Bazen sufiler şöyle düşünürler. Ben hata yapsam şeyhim beni ikaz ederdi. Ya ne büyük

dervişmişsin sen ya, sen ne büyük dervişmişsin, sen hata yaptığında şeyhin seni ikaz edecek veya ben hata yapsaydım ben rüyamda görürdüm! Sen ne muhteşem dervişmişsin ya! Maşallah Suphanallah! Yıkıldığı yerlerdir bunlar. Bir kimsenin nefsini temize çıkarması o kimsenin yıkıldığını gösterir ve şeytani yoldadır. Şeytan ne dedi? Şeytan ne dedi? ‘Kale Rabbi bima ağveyteni’ yani dedi ki Rabbim beni sen saptırdın. Dedi ki beni sen saptırdın yani ben sapanlardan olmayacaktım, ben sapan değildim. Ya? Beni sen saptırdın ve yeryüzünde dedi bütün fenalıkları senin bu kullarına güzel göstereceğim. Kime? Ama dini ve kendisini kendine halis kıldığı kullarına değil.

Ya? Ben öyle insanları aldatacağım ki öyle kandıracağım ki ben onlara yanlışları güzel göstereceğim. Kibri güzel göstereceğim. Kinlenmeyi güzel göstereceğim. Büyüklenmeyi güzel göstereceğim. Küçük dağları ben yarattım demeyi güzel göstereceğim. Her şeyi ben yaptım demeyi güzel göstereceğim. Her şey benim. Ben olmasaydım burası olmazdı demeyi ben ona güzel göstereceğim. insanları kendine kul köle etmeyi güzel göstereceğim. insanları böcek gibi görmeyi güzel göstereceğim. Benim sözümden dışarı hiç kimse hiçbir şey yapmayacak demeyi güzel göstereceğim. Kimsin sen bana hesap sormayı demeyi güzel göstereceğim. Ben yanlış yapmadım, sen yanlış yaptın demeyi ona güzel göstereceğim. Ben hatasızım, sensin hatalı demeyi onlara güzel göstereceğim. Kim bunlar? Allah’ın has kullarının dışında olanlar, Allah’a iman edip iyi ameller işleyenler hakkı ve sabrı tavsiye edenlerden olmayanlar, dini istismar eden, tarikatlarda sufilik yolunda sufiliği istismar edenler bunlar. Süflilikle insanları aldatan, sufilikle insanların parasına puluna göz koyan sufilikle kendisini farklı makamda gösteren, olmayan makamda gösteren, bunlar şeytanın yolunu tutmuş olanlar ve bunlarda asla hata kusur yok. Bunlar asla kimseden özür dilemezler. Bunlar kendilerince kibirleri kaf dağında. Bunlar kaf dağında dolaşırlar. Bir sorsan öyle maneviyatları vardır, öyle maneviyatları vardır ki bunlar maneviyatın içerisinde dolaşıyorlardır ama burunlarının uçlarını görmezler maneviyatların içerisinde dolaşıyorlardır, yarım saat sonrasından haberi yoktur, maneviyatın içinde dolaşıyordur başında dolaşan beladan, musibetten haberi yoktur. Öyle söylerler. Bunlar Allah’la aldatanların en adisidir. Bunlar sufilikle aldatanların en şerefsizleridir. Bunlar sufilikle aldatanların en ahlaksızlarıdır. Görmediği rüyayı görüyormuş gibi göstermek maneviyatı olmadığı halde kendisini manevi bir hali varmış gibi göstermek dervişleri hor hakir görmek dervişlerin üzerini çiğnemek basmak dervişlerin dedikodusunu yapmak…Bunlar sufiliği kendi heva ve heveslerine basamak eden adi, aşağılık, şeytani insanlardır.

Allah bunları yeryüzünde rezil rüsva edeceği gibi mahşer yerinde de rezil rüsva eder. Allah bunların hepsini de rezil rüsva eylesin. Böyle bir şeyh olmadığı halde bir böyle icazeti de olmadığı halde insanları kandırmak için yola çıkanları Allah rezil rüsva eylesin. Hem bu dünyalarını rezil eylesin hem de ahiretlerini rezil eylesin. Dünyalarını rezil eylesin ki dünyada bu tip işlere kalkışacak olanlara kötü örnek olsun. insanların gözleri korksun. Zaten ahirette rezil rüsva olacaklar, olsunlar zaten. Sebep ne biliyor musunuz? Ümmeti kandırdıkları için. Yolları kirlettikleri için gelecek olan nesillere kötü örnek bıraktıkları için. Kötü örnek bırakıyorlar arkaya. Oturmuş dervişlerin parası ile geçiniyor, dervişlerden yiyip içiyor, dervişlerin parasına gözünü dikmiş. Allah onların tek gözlerini kör eylesin ibreti alem için. Evet, dervişin bir kuruşuna tenezzül edeni, Allah hangi yoldaysa onları yoldan çıkarsın. Benim hep duamdır, bunlar bizim silahımız yok, tankımız yok, tüfeğimiz yok, askerimiz yok, polisimiz yok, savcımız yok, avukatımız yok. Bizim duamız var. Biz dua ile yaşıyoruz. Bizim başka bir şeyimiz yok. Cenab-ı Hak bu yolumuzu ben kendim kendi nefsime vurayım, benim içinde bulunduğum bu yolu kim kirletmeye çalışıyorsa Allah onu rezil rüsva eylesin. Bunu ben kirletirsem ben kendime de söylüyorum bunu, bunu ben kirletirsem Allah beni de rezil rüsva eylesin. Amin deyin, evet bu herkes için geçerli. Ben kendi nefsimi de koyarım orta yere. Yok, hepimiz için geçerli. Bu yol Mustafa Özbağ’ın yolu değil, bu yol Adem’den itibaren gelen bir yol. Bu benim yolum değil. Bu, Adem’den itibaren, sufilik zahiri olarak Adem’den başlar zahiri olarak. Sufilik manevi olarak ilmi ilahiden başlar. Sufilik yoluna girenler ilmi ilahiden seçilmişlerdir. O eğer ilmi ilahiden seçildiyse son nefesine kadar sufi olarak yürür gider. Allah cümlenizi onlardan eylesin. Cümlemizi onlardan eylesin. Cenabı Hak yola karşı, üstadlarımıza, karşı pirlerimize karşı, peygamberlerimize karşı, bu yolun yolcularına karşı bir hata, kusur, yanlışlığımız, eksikliğimiz bilerek bilmeyerek işlediğimiz var ise biz ihlasımızla, samimiyetimizle burda durmaya çalışıyoruz.

Allah bizi affetsin. Eksiğimizi kusurumuzu örtsün, eksiğimizi kusurumuzu affederek bizi temizlesin, ihlasımızı samimiyetimizi Rabbim bizim muhafaza eylesin. Bunu bozacak, bozduracak hiç bir şeye müsaade etmesin. Bizim gücümüz, kuvvetimiz yetmez, bizim kudretimiz yetmez, bizim ilmimiz, bilgimiz bizim yetmez, Rabbim kendi katından ilimlendirsin, bilgilendirsin, kuvvetlendirsin, kudretlendirsin inşallah. Yoksa bizim kendi aklımıza, fikrimize, kuvvetimize, kudretimie kalırsa biz yolda duramayız, imtihanlarla baş edemeyiz. Rabbim bizi bize bırakmasın, kendi katından bizlere lütfeylesin. işte eğer bir kimsenin yolu şeytani ise ve şeytaniyete doğru gidiyorsa o hatayı, kusuru kendinde görmez. Hep başkaları hatalıdır Evde karı

koca, kadın hep kocasını hatalı görüyor. Evde adam hep karısını hatalı görüyor. Çocuk hep anne babayı hatalı görüyor. Anne baba hep çocuğu hatalı görüyor. Mürid, mürşid, mürşid hep müridi hatalı görüyor, mürid de oturmuş küstahlığını, kibirliliğini, ahlaksızlığını görmeden şeyhi hatalı görüyor. Bunlar hep böyle şeytaniyetin vesvesesi ve desisesidir. Bir kimse şeytaniyet yoluna girdi mi bu vesvese, bu desiseyle gider ama ademiyet yoluna giderse der ki ben nefsime zulmedenlerden oldum. Beni affetmezsen ben hüsrana uğrayanlardan olurum der. Ademiyetin yolu budur. Sen müritmişsin, mürşitmişsin, zakirmişsin, nakipmişsin, nükebbaymışsın dinlemez. Sen ben şeyhim ben hata yapmam, ben şeyhim ben özür dilemem, ben şeyhim ben helallik istemem, yok öyle şey. Sen Adem’in yolunu tut. Hepinize söylüyorum. Yarın öbür gün bir şeyhlik koltuğuna oturursunuz, kendinize kibir vurmayın. Ben hata yapmam demeyin. O şeytaniyettir. Ben yanlış yapmam demeyin, bu şeytaniyettir. Zakirler, nakipler, nükebbalar, halifeler, herkesin hatası yanlışlığı, eksikliği olur. Hiç birisi de ben hata yapmam, ben yanlış yapmam demeyecek. Oturacak analiz edecek, bir daha analiz edecek. Bir daha Kur’an sünnete vuracak, bir daha Kur’an sünnete vuracak

Evet, ondan sonra hak ve hakikati koyacak orta yere. Şeytanın yolundan yürümek yok. Her daim nefsini temize çıkarmadan ben nefsime zulmedenlerden oldum demek var. işte konu başlığı buydu bu günkü. Normalde şeytaniyet ne yaptırdı? Dedi ki sen beni saptırdın, sen beni yanlışa götürdün. Şeytan bunu kime yaptı? Allah’a yaptı. Tipik, klasik cebriyeciler de ne yaparlar? Bunu Allah’a atfederler. O bize yanlışlık yazmasaydı biz yanlışlık yapmazdık derler. O yazmış derler ama halkın içerisinde bir kimse kendini suçsuz, günahsız, hatasız görüyorsa o da ne yapmıştır? O da şeytaniyetin yolunu tutmuştur. Evet, mürit mürşit ilişkisinde de mürit oturup da mürşidine karşı benim yanlışım yok, benim hatam yok diyorsa o da şeytaniyetin yoluna girmiştir. Net. Asla o yol onun için doğru bir yol değildir. Rabbim muhafaza eylesin. Mürid Adem’in yolunu tutarsa ben hatalıyım, ben kusurluyum, ben yanlışım, ben eksiğim der, yoluna devam eder. Allah bizi onlardan eylesin inşallah.1480. beyitten önümüzdeki hafta Allah izin verirse inşallah devam edeceğiz. Bir bellilik koyalım oraya inşallah. Bugün Çanakkaleliler burda. Maşallah, Gelibolu’da burda, Çanakkale’de burda. inşallah salı günü Allah izin verirse Çanakkale’deyiz inşallah. Gündüz bayan kardeşlere akşama da erkek kardeşlere. Çanakkale’ye ait yalnız, Gelibolu ve Çanakkale, diğer il ve ilçelere değil. inşallah salı günü de ordayız. Haklarınızı helal edin. El Fatiha maassalavat.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 5 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-8-3 • Tasavvuf Vakfı Yayınları