1. Bölüm
Selamun aleyküm. Aleyküm selâm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Âmîn. Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin. Âmîn. Hayırınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Âmîn. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Âmîn. Hakkı, hak bilip hakkı yaşayan, hakkı haykıran, batılı, batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Âmîn. Nerede Müslümanlara zulmediliyorsa, nerede hukuksuz davranılıyorsa, nerede haksız davranılıyorsa, nerede kanını, şanını, şerefini, haysiyetini, namusunu, topraklarını, ayaklar altına alınıyorsa, Cenâb-ı Hak hepsinde intikamını alsın. Âmîn. Rabbim inşâAllah ümmet-i Muhammed’i bir beraber eylesin. Âmîn. Diri eylesin. Âmîn.
Ümmet-i Muhammed’i yeniden bütün dünyaya hakim eylesin. Âmîn. Ecmain. Hem çaylarınız için ben de kahvemi içeyim hem de kafa dağılsın varsa soru soracak olan sorsun. Selamun aleyküm efendim. Efendim haddini bilmek ne demektir? Had sınırıncı istemek ne demektir efendim? Haddini bilmek ne demektir? Onu anladım bir daha bir şey söyledi. Haddince istemek. Ha haddince istemek. Eyvallâh. Haddini bilmek insanın kendisini bilmesi ile alakalı. Bir kimse nefsini bilirse, nefsini tanırsa, kendini bilirse haddini de bilir. Ama öbür türlü nefsini tanımayan, nefsini bilmeyen kimse haddini de bilmez. Nefsini ne kadar tanıdı, ne kadar bildi, o kadar da haddini bildi. Nefsini, kendisini tanı, nefisi dediği şey burada insanın kendisi ile alakalı.
Buradaki nefis kötülükleri emreden nefis noktasında değil. Buradaki nefis insanın bütünü. bütün her şey ile beraber. O yüzden orada haddini bilmek o kimse kendisini bilmesi ile alakalı. Kendisini ne kadar bildi, o kadar haddini bildi. Öbür türlü normalde herkesin kendince bir haddi hududu vardır. O kendi kendisini bilmesi ile alakalıdır. Diğeri neydi? Haddince istemek. Haddince istemek. Böyle olunca normalde o kimse de kendisini biliyorsa haddini de biliyor. Haddini bildiği için de kendisince haddince istiyor. Hazreti Mevlânâ meslemesinde sen bir saman çöpüsün, dağı kaldıramazsın ki. İsterken diyor usturuplu iste, edepli iste. O zaman bir kimse kendince saman çöpü, saman çöpüyse o zaman onun dağı kaldırması mümkün değil.
Ama insanlar bu noktada kendilerinin neye denk olduğunu, neye layık olduğunu farkında değil. Öyle olunca da belki de denge olmayan şeyi istiyorlar, layığı olmayan şeyi istiyorlar. Bu da o kimsenin kendisini bilmemesi ile alakalı. Kendisini bilmiş olsaydı kendince kendisinin neye layık olduğunu bilecekti. Efendim Yusuf Suresi 23. Âyet-i Kerime. Evinde bulunduğu kadın onunla birlikte olmak istedi. Kapıları iyice kilitledi. Haydi gel dedi. O da ben Allâh’a sığınırım dedi. Âyet-i Kerime devam ediyor ama izninizle ben buradaki Arapça tabiri meazallah. Allâh bütün tefsirlerde, meallerde sığınma olarak geçiyor. Korkarım demedi. Allâh’tan beni cehenneme atar dedi. Onu çok seviyorum. Sığınmanın kaynağı mahiyeti ve varmak istedi.
2. Bölüm
Hedef nedir efendim? Bu malum Yusuf Aleyhisselâm’ın kısasıyla alakalı. Yusuf Aleyhisselâm’ın kısasında malum o devlet erkanının hanımı Yusuf’a göz koymuştu. Yusuf’a göz koydu. Onu tabiri caizse bir tuzak kurdu. Onu odada her tarafı kilitledi ve onu sıkıştırdı. Bu manada da aslında Yusuf Aleyhisselâm bir an böyle tam olarak redetmedi onu. Kıstada asıl benim en çok hoşuma giden yer, öyle söyleyeyim. O esnada Yusuf Aleyhisselâm bir an meyledi. Bir an meyledince yine o Yusuf kısasında başka âyet-i kerimede delilimizi gördü diyor. O esnada Yakup Aleyhisselâm’ı gördü. Ve Yakup Aleyhisselâm dişleriyle parmağını ısırıp sen ne yapıyorsun? Manasında Yusuf’u uyardı. Yusuf’u uyarmasıyla Yusuf ben Allâh’a sığınırım dedi.
Ama buradaki ilk etapta Yakup’un manevi olarak Cenâb-ı Hak’ın izniyle onu uyarması var. O uyarıyı aldıktan sonra Yusuf Aleyhisselâm dedi ki ben ne yapıyorum Allâh’a sığınırım dedi. Tabi burada şimdi Allâh’tan korkarım demedi. Allâh’a sığınırım dedi sığınacağı en önemli en yüce makama sığındı. Çünkü orada normalde sığınma olunca Cenâb-ı Hak kendisine sığınanları korur muhafaza eder. Orada o kimse Allâh korkusu veya Allâh beni cehennemde azap eder şundan bundan dolayı değil direkt Allâh’la olan irtibatına alakalı ona sığındı. Ve insanlar genel itibarıyla Allâh’a sığınırlarsa Allâh onları muhafaza eder. Cenâb-ı Hak kendi katından onları korur. Ve Yusuf Aleyhisselâm’ı da kendi katından Cenâb-ı Hak korudu.
O zaman karşımızda hepimiz nefis taşıyoruz. Nefsimizin meyledeceği bir şey çıkabilir. Burada o kimse nefsimizin meyledeceği bir şey önümüze çıktığında Allâh’a sığınmak en önemli oradaki vazifedir. o kimse Allâh’a sığınacak normalde. Şimdi bazı hadîs-i şeriflerde mesela yine kullarının ağzından ben Allâh’tan korkarım sözü vardır. Ama Yusuf Aleyhisselâm’ın sözü burada ben Allâh’tan korkarım demiyor. Allâh’a sığınırım diyor. Korkunun galebe çalmadığı, muhabbetin, sevginin ve yakınlaşmanın galebe çaldığı bir nokta orası Allâh-u Alem. Doğrusunu Allâh bilir. Bir soru daha sorabilir miyim efendim? Telefona bakabilir miyim izniniz? Ayeti kerimeyi bilmiyorum. Bakara suresi 284. ayeti kerime efendim. Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allâh’ındır.
İçindekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allâh ondan dolayı sizi hesaba çekecektir. Sonra dilediğini affeder, dilediğini de azap eder. Allâh her şeye kadirdir. Buhari’de geçen hadîs-i şerifte de ümmetimin içinden geçen duygu ve düşüncelerden dolayı Allâh onlara sorumunu tutmaz. Hadisin bir başka rivayetinde yine ümmetin içinden geçen duygu ve düşünceler eğer söze ve fiiliyata geçmezse Allâh onlara sorumunu tutmaz. Necim suresinde ayeti keriminin şeyini bilmiyorum. Hangi ayeti kerimi sayısını bilmiyorum. Üstadım, اِنْهُ وَاِلَّا وَحْيُنْ يُوْهَا Onun vazifesi sadece kendine vahye edileni vahye etmektir. Vahyiyle ters mi düşüyor Peygamber efendimiz burada? Başka bir ayeti kerimi var bu Bakara’daki ayetten başka bir ayeti kerimi daha var.
3. Bölüm
Zaten Hz. Ali efendimizin meşhur sözüdür nasuh ve mesuh meselesini bilmeyen konuşmasın ilim konuşmasın da. Başka bir ayeti kerime de Cenâb-ı Hak bu ayeti kerime geldikten sonra ashab bir feveran ediyor. Böyle bir feveran edince ne olacak bizim halimiz deyince bu hadîs-i şerifleri Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyuruyor. Sebebin üzülü bu. Ama sonradan bir ayeti kerime daha geliyor. O ayeti kerimede de Cenâb-ı Hak diyor ki sizin içinizden geçenlerden dolayı Allâh sizi hesaba çekmez. Şimdi diyeceksin ki iki tane âyet var bunlar tenakus. birisinde diyor ki Allâh sizin içinizden geçenlerden de hesaba çeker birisinde diyor ki ayeti kerime bu da Allâh sizin içinizden geçenlerden hesaba çekmez.
Bunun bu fakir orta yolunu şöyle buldu normalde Allâh sizin içinizden geçenlerden hesaba çekmez ve hadîs-i şerifler avama ait. bir avam Müslümanın içinden geçenlerden hesaba çekilmeyecek korkmasın. Fihiliyata dökmediği müddetçe hatta fıkıh kitaplarında geçer bir kimse niyet etse meyhaneye girse içmeye kalksa içkiyi de getirse diyor masaya ve oradan geri dönse hem gittiği adım kadar hem de döndüğü adım kadar Allâh ona sevap yazar. Çünkü o haramdan kendini uzaklaştırdı. Niyet etti, niyet etti gitti geri döndü hem gidiş adımına hem de dönüş adımına Cenâb-ı Hak sevap yazdı. Ben hatta bazen sohbetlerde derim bundan dolayı sakın böyle niyet edip de meyhaneye gideyim ben oradan da sevap kazanayım. Oradan geri döneyim yapmayın derim.
Şimdi bu bir şey insan haram işleyecek bilinçli bir şekilde haramdan uzaklaşmasıyla alakalı. Ama öbür âyet-i kerimede normalde Allâh sizin içinizden geçenlerden hesaba sormaz bu avama ait. Öbürkü hasa ait Allâh sizin içinizden geçenlerden hesaba sorar bu haslarla alakalı. O içinden geçirmeyecek hiç kötülüğü. Çünkü içinden geçirmesi demek kalple alakalı kalbin amelidir. Senin kalbinden hiçbir kötülük geçmemeli. Senin kalbinden kötülük geçmezse kalbin tenvir oldu temizlendi. Temizlenen bir kalp vücut da temizlendi akıl da temizlendi. O kimsenin artık asla kötülük düşünmeyecek. Zaten bir kimse kötülük düşünmüyorsa onun kalbini Cenâb-ı Hak ihata etmiş. Kötülük düşünmüyor çünkü. Kötülük düşünüyorsa bir kimse ve o kötülüğü icra etmemiş olsa dair onun kalbi kararır.
Kalp karardıkça bir müddet sonra icra eder o kötülüğü. Şimdi bir kimse kötülük düşünüyor icra etmedi bir daha kötülük düşündü devamlı kötülük düşünüyor icra etmiyor. Eyvallâh biz ona günah işledi demiyoruz. Ama onun kalbi kararmaya başladı. Kötü düşündüğünden dolayı bir müddet sonra o kötülüğü yapar. Çünkü kötülük kalktı onu yer etmeye başladı. Yerine getirmiyor ama yer ediyor. Mesela ben şunu gördüğümde şu lafı söyleyeceğim gördü söylemedi. Ama içindeki hırs, kin, nefret devam ediyor o lafı söyleyecek ona. Onunla bir türlü onu içinden atamıyor. Veyahut da bir haram işleyecek. O haramı kendince niyetlenmiş o harama gidecek. Bir türlü gitmiyor bir türlü olmuyor. Ama o haramı işleme onun kalbine oturdu gitmedi.
4. Bölüm
Sonuçta o haramı işler. İşleme ihtimali fazla. Öyle olunca evet sûfîler içlerinden kalplerinden kötülük geçirmezler. Kalplerine bir kötülük gelirse hemen Allâh’ı zikrederler tövbe ederler. Kalplerine bir kötülük hayali indiği için. O yüzden bu âyet-i kerimenin, iki âyet-i kerimenin ortasını bu fakir böyle buldu. Doğrusunu Allâh bilir. Son bir soru soralım mı? Neden son olsun? Teşekkür ederim. Evlikteki ölçülerden bir tanesi de denklik. Yanlış bilmiyorsun efendim. Bu denkliği ikili ilişkilerimizde iş ilişkisi, sosyal çevre ilişkisi ve kendi dairemizde sûfî derviş ilişkiler içerisinde de ölçü alabilir miyiz? Ölçü almalı mıyız? ölçü alabilir ama kibirliliğe düşmediği müddetçe. Kibirliliğe düşerse sıkıntı.
Bir kimse bunu ölçü alabilir. Ama Hz. Mevlânâ’nın ben her mecliste ağladım, her mecliste anlattım demesini de kenara bırakmayalım. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Ve bunu günlük hayatında denkliğe gitseydi hiç kimse onunla konuşamazdı. O denklik kütmedi. O fakirle de konuştu, zenginle de konuştu. Cebbar bir kimseyle de konuştu. Mülayim bir kimseyle de konuştu. O yüzden onda sünnet seneye göre normalde arkadaş seçimi veya dost seçiminde denklik buradaki söz konusu olmadı. Orada sadece bir kimse arkadaş olacaksa birisiyle denklikten maada takvayı öne tutarsa o âlâ olur. Yoksa çünkü herkesin ekonomik durumu aynı olmayabilir, herkesin ilmi durumu aynı olmayabilir, mesleki durumu aynı olmayabilir.
Öyle bir şey olunca o zaman normalde toplum içerisinde bir ayrışma olur. Veya hatta bir cemaat düşünün, bu cemaat için içerisinde da ayrışma olur. bazı cemaatler veya bazı tarikatlar farklı düşünüyorlar. belli meslek gruplarını belli yerlerde topluyorlar. Ne bileyim belli ekonomik grupta olanları belli yerlerde topluyorlar. Bu sünnete uygun bir davranış değil. Öyle olunca bir kimse tevazu sahip olacak. Kendince normalde bütün her kesimden arkadaşı dostu olmalı nasihat edeceği, nasihat alacağı kimseler olmadı. Burada evlilikteki denkliği sosyal hayatta aramak çok bir sûfî için uygun değil. Evlilikteki denklik de hukukla alakalıdır. Nasıl hukukla alakalıdır? Bir kimse örnekliyorum bir erkek kendinden zengin bir kadına talip olma noktasında sıkıntı yaşayabilir.
Denkliği değil çünkü. Veya hatta bir erkek örneğin eğitim durumu aynı seviyede değil ama eğitim durumu aynı seviyede olmamasına rağmen Mesela kendinden daha eğitimli kendinden daha fazla maaş alan kendinden daha fazla sosyal hayatı daha düzgün olan bir kadına talip olabiliyor. Bunu normalde evet olabilir mi? Olabilir. Bunda bir aykırılık bir durum var mı? Yok. Ama denklik aranırsa ki hanefiler bu konuda çok titizler denklik aranırsa o denkliği tutmuyor. Veya hatta kadınlar için de geçerli. Mesela bir kadın da bir bayan da kendi dengini aramıyor. O hayallerinin prensini bekliyor beyaz atlı olacak gelecek pembe pancurlu evleri olacak öyle bir şey bekliyor. Oysa oradaki o denkliğe uyup uyumacağına da bakmıyor.
5. Bölüm
O kimsenin denkliğe bakmaması kendini bilmemesiyle alakalı. Aslında denkliğe bakmaması biraz da kibir kokuyor onda. o neden kibir kokuyor? Bu bana layık değil dediğinde orada kibir söz konusu oluyor. O yüzden evlilikteki denklikte de böyle temkinliği davranmakta fayda var. Ama bugün için insanlar bunların ne ilmi olarak biliyorlar ne de böyle sohbetle bu mevzuları öğreniyorlar. Öyle olmayınca bir bakıyorsun ki bir erkek örnekliyorum çok zengin bir ailenin kızına talip oluyor. Veya hatta bir kadın çok zengin bir erkeğe talip oluyor. Denkliğine bakmıyor veyahut da bazen bayanların sohbetinde diyorum bunu. Diyorum kadın talip oluyor zengin bir yere talip oluyor. bir örnekliyorum bir düğüne gidecek bir toplantıya gidecek işte oraya gideceği kıyafeti yok veya orada giyeceği ayakkabısı yok.
Örnekliyorum yollarda giyilmeyecek ayakkabıyı bazen ben dışarıda da görüyorum kadınları. o ayakkabı yolda giyilmez benim eski mesleğim ya ayakkabıcılık. O ayakkabı düğün salonunda giyilecek bir ayakkabı ama onu giymiş çarşıda dolaşıyor kadın. bu normalde onun bilmediğinden kaynaklanıyor. o ayakkabının nerede giyileceğini bilmiyor. öyle olunca o gidiyor mesela denkliğini görmüyor. Veya hatta bir kadın örnekliyorum dengi olmayan bir adama kendince aşık oluyor. Onu istiyor, onunla evlenmek istiyor. dengi değil onunla erkek bu noktada daha farklı bir kulvarda koşuyor. Böyle olunca veyahut da bir kimse az önce haddini bilmekle alakalıydı. Kendini bilmiyor, haddini bilmiyor. Olmayacak bir kızı istiyor mesela oğluna veya kendine. olacak bir şey değil, olmayacak olan bir şey.
O böyle bir özgüven orada kibre mi dönüyor yoksa böyle bir o esnada akletmiyor onu. Normalde kendince dengi değil halbuki o. Aile olarak da değil, hiçbir şey değil. Örnekliyorum zaman zaman karşılaşılıyor. Toplumda da karşılaşır insanlar. örnekliyorum kız evi zengin. Kız evi oğlana bir damatlık alıyor. 30 bin liraya, 40 bin liraya, 50 bin liraya. Erkek normalde kıza bir elbise alacak. 2 bin liralık, 3 bin liralık elbise alacağım diye uğraşıyor. Bu normalde denklik değil. Eziliyor orada ama kadın talebesi. Mesela ekonomik olarak bakacak olursanız Hz. Hatice annemize Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ekonomisi denk değil. Değil. O gün için Hz. Hatice annemiz Mekke’de, Kureyş’te kadınların içerisinde en zengini.
Babası yok, vefat etmiş. Annesi vefat etmiş bütün mal Hz. Hatice’de. Büyük sermay eder Hz. Hatice annemiz. Bakın burada Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ona talip olmuyor. Hz. Hatice annemiz ona talip oluyor. Şimdi eğer ki çok böyle hali vakti yerinde bir bayan, o zaman gider mesela bir hali vaktinde o kadar yerinde olmayan bir erkeği talip olabilir. Bu sünnet aykırı değil. erkek de ona şunu diyebilir. Benim seni ultra bir şekilde yaşatabilecek durumum yok. Benim mal varlığım bu, hayatım bu. Bunu kabul ediyorsan eyvallâh kabul etti, evlenir. Öbür türlü de evlenilir. normalde erkek gitti talip oldu bir kıza. bunu da söyledi. Dedi ki benim hiçbir şeyim yok, bu da olmayacak diye bir şey yok.
6. Bölüm
Ama insanlar bu noktada evlenirlerken denkli hem kültürel olarak, hem eğitim olarak, hem ekonomik olarak, hem dini olarak, dini olarak dönemli. Hem de dini olarak denkli göz ardı etmemeli. örnekliyorum erkek derviş haftanın üç günü, dört günü, beş günü derse gidiyor. Denklik, şimdi onun derse gitmesine müsamakar davranacak. Ona seslenmeyecek, dengi bir kız lazım. Sebep o derviş olursa o kızla veyahut dervişliği bilirse, bilecek adamın haftada üç dört günü dersi var. Eğer bunu bilmezse zaten sıkıntı. adama o zaman telefon. Nerede kaldın, beni burada yalnız mı bıraktın? Ben korkuyorum. evlenince kadar korkmuyorlar. Evlenince korkuyorlar. Ben korkuyorum, titriyorum bak şimdi. Annemi çağırdım, yok babamı çağırdım, yok amcamı çağırdım.
Evde onlar şimdi. Sen yoksun. Bu çocuğa bir, iki, üç çocuk bu sefer dengesi bozuluyor. Aynı şey bir erkek de evlenecek, derviş bir kıza talip oluyor. İyi, ona söylüyor evlenmezden önce. Bak benim dersim var, şuyum var, buyum var. İyi güzel, hatta kimisi de öyle diyor. Kızlar bana aktarıyorlar. Diyorlar ki ben zaten böyle bir şey istiyordum. Ben de derleneyim, toparlanayım. Ben de derse gelirim. Bir evleniyorlar, kadına diyor ki sen nereye dersi gönderiyorsun adama. İşin bir de bu tarafı var. Adam diyor ki kadına sen nereye derse gidiyorsun? Ne bu ikide birde ben bu kadar bilmiyordum. Ya sana bu kızcağı söyledi. Hatta kimisine diyorum ki ben. Benle önceden geliyorlardı görüşmeye. Diyordum bak bu kızın eğer ki derslerine laf söylersen. böyle zekirlerine, toplantılarına laf söylersen aranız bozulur.
Ona rağmen yine laf söylüyorlar. O zaman dini denklik de lazım. sadece ekonomik denklik, eğitim denkliği, kültürel denklik ve hatta bunlar yetmiyor, dini denklik de lazım. Mesela kültürel denklik denilince bu da farklı anlaşılıyor. Ailelerin kendilerine göre kültürleri var. Aile kültürü. Bunda da denklik lazım. Mesela aile kültürü. Örnekliyorum şimdi. Benim babam kayınpederinde hiç ben bir lokma yemek yediğini görmedim. Bayramdan bayrama gider bir kahve içer, bayramlaşır kalkar. 15 dakika babamın bayramlaşması. Annemi bırakır orada bir saat verir, bir saat sonra gelir. Bir saat sonra annem döner. Bu şimdi bir aile kültürü. Şimdi normalde ben babamdan böyle görmüşüm ya. örnekliyorum. bunu o kimse ben sürdüreceğim dediğinde aile kültürü oluyor. o normalde o aileye, o zaman o aile kültürü de denk gelecek.
Örnekliyorum. Şimdi bazı örnekliyorum kız babaları var. Kızını evlendirmiş hala da onların evine karışacağım, damada karışacağım diye uğraşıyor. Her şeyine karışacağım diye uğraşıyor. Bu ama normalde aile kültürü, o alışmış aileden karışmaya. Şimdi örnekliyorum o kıza talip olacak olan kimse kendisine karışılmasına müsaade edecek. Örnekliyorum. Onun kayınpederi nereye gidiyorsun? Şuraya. Senin ne işin var orada? Ve hatta adam bir iş yapacak, o işi yapma. Ve hatta bir şey yapacak, her şeyine karışacak onun. Karışan kayınpederler var, ben tanıyorum. Aile kültürü ama bu o farkında değil. Bunu devam ettiriyor o kimse. Şimdi onunla ondan kız alacak olan kimse bu aile kültürünü kabullenecek şimdi.
7. Bölüm
Yoksa vukuat çıkacak. damat benim gibi başına buyruk birisi. Biri ona bunu sağdan git dese ben inadına soldan da gitmem havadan giderim. Birisi bir şey beni zorlasın yapmam. Örnekliyorum kendimden örnekliyorum. Birisi benim işime karışmaya kalksa elini değil kolunu koparırım onun. Ne karışıyorsun benim işime derim. Sana ne der çıkarım işin içinden. Şimdi örnekliyorum benim bu babamın kültürü. Babamın evine birisi karışacak. Oho sövülmedik kalmaz onun. Ve hatta bize birisi bir şey söyleyecek gözünün üstünde kaşın var diyecek. Babam bunu duyacak. Onu sövülmedik yanını bırakmaz. Ve birisi anneme karışacak. Mümkün değil bu. Bu aile kültürü mesela ben bazen şimdi çevremdekileri bakıyorum. Bazen adam eşine herkes karışıyor adamın eşine.
Han diyorum adam bir şey demiyor. Babam da mümkün değil. Bu bir aile kültürü şimdi örnekliyorum. veyahut da babam bize de çok karışmazdı. Bir yere kadardı. Aile kültürü bu. Bu şimdi o kültürler de önemli evlilikte. Şimdi kimse ha bir kimse aile kültürünün üstünde Kur’ân ve sünnete tabi ise bu harika. O zaman söyleyecek bir laf kalmaz. Ama o kendi aile kültürünü Kur’ân ve sünnetin içerisine karıştırmaya kalkmasın. Bir de onu yapıyorlar. O yüzden evlilikteki denkliğe eyvallâh sosyal hayattaki denkliğe eyvallâh değil. Efendim evlilikte peki kadın erkek arasında yaş farkı denklik olarak elin alabilir mi? Yok. O normalde Hazret-i Ömer radıyallâhu anh hazretleri 70 kusur yaşındaydı. Hazret-i Ali efendimizin kızıyla evlendi.
O zaman kızı onun 15-16 yaşlarındaydı. Hatta Hazret-i Ali efendimizin kızı dedi ki beni bu ihtiyara mı veriyorsun dedi. O yüzden orada yaş söz konusu değil. İslam noktasında yaş öyle söz konusu değil. Ama hanefilerce kızı zorla evlendirmek yok. Şafilerde velisi, kızın velisi kızı istediğiyle evlendirir. Hanefilerde ise böyle bir şey yok. kızın oluru olacak evlilikte. Kız eğer derse evlenebilir. Kimle isterse makul noktada. O yüzden yaş söz konusu değil bunda. İkinci soruyla alakalı bir şey sormak istedim. Nasih ve mensuh konusunda bu Bakara Suresindeki iki âyet nasih ve mensuh olarak değil muhatabiyet olarak mı? Evet oraya nasuh mesuh olarak da alınabilir. Ama ben orayı daha doğrusu Kur’ân’da nasuh ve mesuh meselesi var.
Ama ben bazı âyet-i kerimelerin bu manada bu içinden geçenleri sormaz. Avham’a ait. İçinden geçenleri sormaz Allâh. Eyvallâh. Avham’a ait. Ama asla alakalı öyle değil. İçinden geçenleri sorar. Yine ilayat şerrinde tartışılan bir konu. Peygamber efendimiz bir âyet-i kerimi nes edebilir mi? Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir âyet-i kerimi nes etmemiştir hiç. Ama âyet-i kerimiye bir açılım getirmiştir. Açıklık getirmiştir. Burayı nes etmek olarak görürlerse o zaman abeste iştigal etmiş olurlar. İlmin dışına çıkarlar. Velev ki nes etse dahi Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hakkıdır. Çünkü ne konuştuysa vahyi konuştu. O âyet-i kerimi asıl derinlemesine manası bilinmemiştir.
8. Bölüm
Derinlemesine manası bilinmediği için Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri o âyet-i kerimiye açılım getirmiştir. O yüzden Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri dini yaşayan bir kimsedir. Daha doğrusu yaşayan Kur’ân’dır. Öyle olunca biz Hz. Peygamber’den sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden Kur’ân’ın tefsirini görürüz. O yüzden sünnet-i seneye ittiba etmek, hadîs-i şeriflere ittiba etmek çok önemlidir. Hz. Peygamber de çünkü Kur’ân’ın tefsiri vardır. Ana hatlarıyla. Böyle olunca Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir âyet-i kerimi nes etmemiştir hiç. Açılım getirmiştir. Nes etti dersek bu sefer Allâh’la yarışmış oldu, olmadı. O açılımı onlar nes olarak görüyor.
Mesela şimdi söylediğin o âyet-i kerimin, öbür nes eden âyet-i kerimiyi biz şimdi söylememiş olsaydık, bilmemiş olsaydık, biz diyecektik ki Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu âyet-i kerimi nes etmiş. Allâh sizin içinizden geçenleri hesaba çeker, hadîs-i şerifi diyor ki hesaba çekmez. Bununla ilgili zaten şey yapıyorlar. Evet ama öbür taraftaki ayeti görmüyorlar o zaman. O zaman normalde o öbür taraftaki onun normalde içinden geçenleri sormaz dediği âyet-i kerimiyi görmüyorlar o zaman. Cehaletlerini aşmışlar, zırh cahil olmuşlar. Çünkü o nesih mesuh meselesindeki âyet-i kerimeler baktığımızda o âyet-i kerimeler ümmeti kolaylaştırıcı şeylerdir. Mesela ilk önce şey gider Allâh sizin içinizden geçenlerden hesaba çeker ayeti gelir.
Sonra Allâh sizin içinizden geçecek olanlardan hesaba çekmez ayeti gelir. Çünkü sahâbe o esnada çok üzgün, çok bu konuda tedirgin. Bu konuda biz bu işin içinden nasıl çıkacağız noktasında? Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri onların o halini görünce o hadîs-i şerifleri söylüyor. Ama âyet-i kerime sonradan geliyor zaten. Öbür içinden geçenleri hesaba çekilmez âyet-i kerimesi sonradan geliyor. Yıllar önce bu konuyla alakalı böyle buradan bu fakiri vurmaya kalktılar. Dedim ki böyle böyle sonraki ayeti ama ilahiyatçılar, enteresan bir şey. Sonradan gelen âyet-i kerimeyi görmüyorlar. Allâh onların cahilliklerini yüzlerine vuruyor. o normalde baksalar halbuki ayeti kerimeyi görecekler.
Belki de görüyorlar biraz kasıtlı yapıyorlar onu. Orada kasıt var. Hazreti Peygamber ayeti kerimeyi nes etti. Buna hakkı yok noktasında duruyorlar. Nes etmeye hakkı yok. Bazı ilahiyatçılar nes etmeye hakkı var diyorlar. Aslında Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri nes ettiği yok. Sadece açılım getiriyor o ayeti kerimeyi. Tefsir ediyor. Buradan ayeti keriminin manası budur diyor. Ama ümmetin içerisinde ne yazık ki belirli yetiştirilmiş elemanlar var. Bu elemanlar insanları dinden soğutmak, insanları din üzerinde şüpheye sevk etmekle vazifeli. O yüzden gidip böyle cımbızla çekiyorlar bazı şeyleri. Ondan sonra fakat Kur’ân daha tam anlaşılabilmiş bir kitap değil. Cenâb-ı Hak bunu anlaşılsın diye indirdi.
9. Bölüm
Ama biz anlayamadık daha henüz. Hele belirli çevreler hiç anlayamadı. Onlar da kendilerini anladıklarını iddia ediyorlar. Bahriyor ya Mehmet okuyan mıydı neydi? Bu Kur’ân anlaşılmak için gönderildi. siz neden başka şeylere bakıyorsunuz? Ya anlaşılmak için gönderildiyse bana Elif, Lam, Mim’i söyler misin bana? huruf-u mutakka denilen o ayetleri bana açıkla o zaman anladın sen sen. E kaldın. E normalde demek ki biz anlayamamışız daha. Evet anlaşılmak için gönderildi yaşanmak için gönderdi. Biz henüz daha ümmet olarak Kur’ân-ı Kerim’i tam anladık tam yaşadık diyemeyiz. Ama onlar sanki Kur’ân-ı Kerim anlaşılmak için gönderildi. Sen otur oku başka bir şeye gerek yok anlarsın o manada diyor. İyi oturduk biz okuduk Elif, Lam, Mim dakika bir gol bir bakaranın başı.
Bana ne anladığını anlat. Elif’ten kasıt ne? Lam’dan kasıt ne? Mim’den kasıt ne? Bana bunu söyle. Birisi dedi sen ne anladın bundan? Elif’ten kasıt Allâh dedim. Lam’dan kasıt Muhammed-i Mustafa. Mim’den kasıtta ümmet-i Muhammed dedim. Hadi ben böyle anladım. Ne diyeceksin sen şimdi buna? Hiç kimse. O diyecek ya böyle olmaz iyi sen olanını söyle. Sen de olanını söyle. E şimdi normalde anlaşılması için göndermiş Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerim’i. Ama ümmet henüz daha bunu anlayamamış. Çözememiş. Ya bu gidişle zaten daha da geriye gidiyor hiç çözemeyecek. İleri gitmiyor ümmetin ilmi. Dikkat edin ümmetin dini ilimi ileriye gitmiyor. Birbirlerinden kes kopyala yapıştır yapıyorlar. hepsi de mealci olduğu çıktı.
Ve meallerin %99.9’u benim nazaramda bakılacak meal değil. defalarca bir Âyet-i Kerime’yi dinliyorum. Sohbet hazırlarken. oradaki Âyet-i Kerime’deki mastar, kök çok bilgi sahibi değilim. oradaki mastar, kök farklı bir şey. Onların anlattıkları, söyledikleri meali aktardıkları farklı bir şey. Hele bu zikirle alakalı âyetler işliyorduk ya. Şimdi yaz dönemi geldiği için bir dahaki sonbaharı bekliyorum şimdi. Mesela zikirle alakalı ayetlere baktığınızda o kadar böyle hiç alakası olmayan şeyler var. Mealler var. Hiç alakası olmayan. oradaki ay ellerinden gelseler zikri kapatacaklar, zikir yok diyecekler çıkacaklar. Âyet-i Kerime çok açık ya namaz sizi kötülüklerden alıkoyar ama Allâh’ı zikir en büyük iştir.
Namaz sizi kötülüklerden alıkoyar ama Allâh’ı zikir en büyük iştir. Ankabut âyet 45. Bunu nasıl evireceğiz çevireceğiz diye uğraşıyorlar. Ya namaz söz konusu zaten namazdan ayetten önce namaz sizi kötülüklerden alıkoyar ama Allâh’ı zikir en büyük iştir demiş. Ya bunun başka bir çözülümü yok. Ama hala da bir tanesi demiş ki namaz en büyük zikirdir. Ya değil namazı söylemiş zaten veya siz namazlarınızı kıldıktan hemen sonra otururken ayaktayken yanlarınız üzerine yatarken Allâh’ı zikredin. Ya namazı kıldıktan hemen sonra diyor namazdan hemen sonra Allâh’ı zikredeceksin diyor. Ama bunu nasıl evireceğiz çevireceğiz diye uğraşıyorlar. Sebep Allâh’ı zikirden insanlar uzaklaştıran şeytan öyle vesvese veriyor onlara.
10. Bölüm
Direkt şeytanın kayığına binmişler gidiyorlar. Zikirden uzaklaştıracaklar. Bunun gibi o yüzden normalde Kur’ân-ı Kerim ayetlerini Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin yorumu üzerinden hadisler üzerinden gidilse mesele bu kadar çıkmayacak. Problem çıkmayacak ama şu anda problem çok var. Efendim Kur’ân tam olarak anlaşılamadı ifade buyurdunuz biz de iman ediyoruz. Sürayı hatırlamıyorum. Kur’ân-ı Kerim’deki taviri… Onlar da tamamı değil. Gerektiği kadar. Aktarıldığı kadar mı? Vahyedildiği kadar mı? Gerektiği kadar. Ne kadar gerekiyorsa o kadar. Faydasız ilimden Allâh’a sığınırız. Hadîs-i şerif. Gerektiği kadar. Daha ileri anlayacağı daha ileri seviyede ashab bunu söylerdi. Onlara da gerekmedi.
Tabiin, tebaat, tabiin bakıyoruz. Onlara da gerektiği kadar verilmiş. Çünkü o Kur’ân bu manada başlı başına bir sır. Gerektiği kadar. O zaman kıyamete kadar anlaşılamayacak kesinlikle mi? Zaten Allâh Resulü diyor ki sallallâhu aleyhi ve sellem Senden önce dinin yarısı yaşandı. Benim zamanımda %25’i yaşandı. Ahir zamanda da kalan %25’i yaşanacak diyor. Ama ben şuna inanıyorum. Kıyamet kopuncaya kadar dahi Kur’ân-ı Kerim tam olarak anlaşılabilmiş olmayacak. Bu benim kendi inancım. Biz anlayamayacağız yani. İnsanlar onu tam olarak anlayamayacaklar. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin ben en yüksek derecede anladığına inanıyorum. Bak en yüksek derecede onun anladığına inanıyorum.
O da aktarmadı. İfade buyurduğunuz peki gereklilik zamansal? Gereklilik toplumsal, zamansal hepsi de var işin içinde. Şimdi ben burada oturayım size. Muhyiddin İbn-i Arabi’den melekutla, melekut âlemindeki ruhaniyetlerin normal zahiri görünebileceğini anlatayım. Zahiren görünen şahadetteki görünen varlıklarında melekut âleminde farklı bir şekilde görünebileceğini anlatayım. Hadislerle ben bunu donatayım burada şimdi. Çok özür dilerim. Burada kardeşleri küçümsemek için değil. Kaç tanesi, içimizdekilerin kaç tanesi böyle bir hali yaşadı. Bunu anlayabilmesi için. Ben bunu edebiyat olarak anlatılması olarak değil. Anlayabilmesi için kaç tanesi böyle bir hali yaşadı. Bunlar böyle dinin kendi içerisinde geçen şeyler.
Şimdi anlatıyoruz değil mi hadîs-i şerifte? Geldi birisi bak dinin temel sorusu. Geldi bir kimse dedi ki iman nedir? İslam nedir? Doğru mu? İhsan nedir? Kıyamet ne zaman kopar? Elametleri nelerdir? Bunları sordu mu? Sordu. Allâh Resulü o gittikten sonra dedi ki bu soruyu soran kimdi? Bildiniz mi? Sahâbe dediler ki Dıhyeydi. Allâh Resulü de dedi ki sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ki o Dıhye değildi. Cebrail kardeşimdi. Bir de kardeşim sözü var. Cebrail kardeşimdi. Sizi dininizi öğretmeye geldi. İyi. Şimdi oradaki sahâbeler derinlemesine bütün herşeylerini dine Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretine indirmiş olduğu dine vakfetmişler. Herşeylerini. tabi diyor ya, tebay tabi ne diyor?
11. Bölüm
Üçüncü kuşağı diyor. İkinci kuşak, üçüncü kuşağı diyor. Birinci kuşak için diyor ki siz onları görseydiniz bunlar deli derdiniz. Onlar da sizi görse de bunlar dinden dönmüşler sizi kılıçtan geçirirdi diyor. Şimdi böyle bir sahâbe onu Dıhye olarak gördü. Onu Cebrail aleyhisselâm olarak görmedi. Onun Cebrail aleyhisselâm olduğunu Hazreti Peygamber Efendimiz söyledi. Şimdi demek ki melekut alemindeki ruhaniyetler insan suretinde görünebiliyor mu? Evet. biz onları insan suretinde görüyoruz. Ama biz onun gerçek hakikatini görüyor muyuz? Hayır. Aynı şekilde zahirde gördüğünüz kimseler, şehadet aleminde bir kimse Melekut aleminde farklı bir şeyde görünebilir mi? El cevap görünebilir. Peki. Bunu anlattık çok güzel.
Yaşayan kim? Benim ifade etmeye çalıştığım şey bu. biz Kur’ân’ı bu noktada anlamaktan uzağız. Şimdi bütün İslam dünyasına bangır bangır bağırdılar mı? Rüyayla amel olmaz diye. Doğru mu? İlahiyatlarda, diyanetlerde bangır bangır bağırıyorlar değil mi? Rüyayla amel olmaz. Ezan neyle amel ediliyor? Rüyayla. Desene rüyayla amel olmaz de hadi ezanı değiştir. Veya kapat. Bangır bangır bağırıyorlar değil mi? Rüyayla amel olmaz. Peki. Bedir ile alakalı âyet-i kerimede size kafirlere az gösterdik, kafirlere de size az gösterdik. Ayette sabit mi? Sabit. Az gösterdik diyor. Az gördüler, yürüdüler savaşmak için. Rüyayla amel ettiler. Yusuf’un kıssasında rüyayla amel edildi. Bu insanları maneviyetten, manadan uzaklaştırma.
Hz. Peygamber de peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür sahih rüya dedi. Eee? Bizim ilahiyatçılar da, diyanetçiler de bangır bangır bağırıyor. Rüyayla amel olmaz. Hadîs-i şerif var. Peygamberliğin 46 cüzünden bir cüz. Ne yapacağız şimdi o zaman? Burada büyük bir oyun var çünkü. buna artık böyle bağırasım geliyor. Bir kısım çevreler insanların dinle bağırlarını, maneviyatla bağırlarını kesmek için yetiştirilmişler. Perdelemek için yetiştirilmişler. Ben artık ne ilahiyata ne diyanete inanmak istemiyorum. İnanmak istemiyorum. Acı şeyler bunlar. dıhya suretinde gördüğü iyi. Ya ben dıhya suretinde görmek istemiyorum. Bunun bana yolunu kim gösterecek? Ben o göz tembelliğini, o mana tembelliğini yaşamak istemiyorum.
Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ashabı cinni taifesini görüyordu bazıları. İyi kardeş. Kim görüyor? Şimdi cinni taifesini görsek biz böyle zahiren bizim kaçacak yerimiz bizim kafeyi oynatır bizim insanlarımız. Cinni taifesi deyince, aman o 3 harflilerden bahsetme. Kur’ân bahsediyor. Cin suresi diye hususi sure var. İyi. Görünür kardeşim. Görünür. Konuşulur da görünür de. Ama normalde şimdi insanlar öyle bir hâlet-i rûhiyyeye kattılar ki. cin deyince cin çarpılmışa dönüyorlar. sadece gördüğümüz bu âlem yok ki. Elhamdülillahi rabbil âlemin. Âlemlerin Rabbine hamd ediyoruz. İyi. Kaç âlem gördük kardeş? Kaç âlem dolaştık? Çok kısa geldiğimiz âlemi gördük mü ya? Geldiğimiz âlemi gördük mü?
12. Bölüm
Rûhlar âlemini gördük mü? Yürü geriye doğru. Hadi sorguyu orada, ben sizin Rabbiniz değil miyim? Hitabını aldık mı? O estantaneyi yaşadık mı? Senin ruhun orada evet sen benim Rabbimsin dedi, secde etti. Onu gördük mü? O ruh bizde şimdi. O ruh bizde. Başka, oradaki ruh ayrı, buradaki ruh ayrı değil. E ne zaman yaratıldı onu da bilmiyoruz. Öyle ya. E şimdi ne diyor ilahiyatçılar bir kısmı? Anne karnına düşünce diyor, Cenâb-ı Hak onun ruhu, o yeni ruh ona üfler. Doğru mu? İlahiyatçılar böyle demiyor mu? E Cenâb-ı Hak ona üfler, ona üfler, ona üfler, ona üfler, ona üfler, ona üfler, ona üfler, ona üfler, ona üfler, ona üfler, E Cenâb-ı Hak o zaman, çok özür dilerim, kime dedi ben sizin Rabbiniz değil miyim diye, madem ki anne karnına düşünce yaratıyor yeni.
O zaman varlığı yaratırken, o zaman ruhlar aleminde inen bir ruh yok o zaman. Ama âyet-i kerimede diyor ki, oradaki misakınız var, sözünüz var diyor. E şimdi anne karnına düştüğü anda, Cenâb-ı Hak ruhu yeni yarattı, ona üfledi deyince, ruhlar aleminde o zaman, Cenâb-ı Hak çok özür dilerim ama, havaya mı sordu ben sizin Rabbiniz değil miyim diye. Birçok âyet-i kerime var orada söz verdiniz diye. Bunlar işi akıl sallaştırmak için çığrından çıkarıyorlar. Dini akıl sallaştıracaklar. Sen ruhun varlığını kabul ettiğin anda, din akıl sallaşmaz. Sen iman kalbiyle tasdik dediğin anda, akıl sallaşmaz. Sen ahiret dediğin anda, akıl sallaşmaz din. Ama amaç, akıl sallaştırıp, bu akıl dışı deyip, âyet-i kerimelerin büyük bir kısmını yok edecekler.
Akıl dışı çünkü. Amaç o. O yüzden masum bir ilim olarak görmüyorum. Veya masum bir ilim fantezisi olarak da görmüyorum. Tasarlanmış, ayarlanmış, cimbız da çekilmiş, çekilmiş, insanların ahiret inancını, ahiret inancını yok ediyorlar. Birisi de çıkıyor, kabir azabı yok diyor. Öbür ki çıkıyor, Pavlosvari bir İslam getirmek istiyorlar. Evet. Buna zaten siyaset yatkın, iş çevreleri yatkın, dünya çevresi yatkın, buna hepsi de yatkın. Çünkü Kur’ân ve Sünnet deyince farklı bir ideoloji çıkıyor ortaya. Bakın, inançla alakalı değil sadece. Bir ideoloji çıkıyor Kur’ân Sünnet deyince. Ekonomisi, sosyal hayatı, ondan sonra askeri hayatı, devlet çalışması sistemi, komple hayatı içine alan bir ideoloji çıkıyor.
Bildiğiniz ideoloji çıkıyor. Bundan sıyrılmak istiyor. İslam dünyası da bundan sıyrılmak istiyor. Müslümanların başındaki hükümetler, krallar, kraliçeler, devlet başkanları, işin siyasetinde olanlar, İslam’ın bu ideolojik yönünü görmek istemiyorlar. sadece namazı kılacaksın, orucu tutacaksın, namazı da vaktin olursa kılacaksın. Hatta namaz da salat demektir, salat da övmek demektir. Sen översen namaz da kılmış olursun, sıkıntı değil. Gece gündüz sen Allâh’ı öv, namaz o namaz değil. Bu muhteşem bir savaş var. Ve bizim içimizdeki satılmış âlim müsvetteleri, satılmış şeyh müsvetteleri, satılmış siyaset müsvetteleri, satılmış bürokrat müsvetteleri, bunlara çanak tutuyor. böyle otur, bir ilahiyatçıyı dinle, böyle şeye basıyor, tabiri caizse bam tellerine basıyor, olumsuz olarak. o gençler de tabi bir bakıyor, bir onu söylüyor, bir onu söylüyor, ortasını bulmuyor, veyahut da onu normalde gerçeğinin hakikatini söylemiyor, onu soğuyorlar.
Bizim gibi üç beş konuşanı da bir iki mahkemeye veriyor zaten. Onu da susturmaya çalışıyor, uydur kaydır bir yerden bir şey bulacak. Yani, Mehmet Emin uğraşıyor sonra. Çok basit yani, koca Bursa müftüsü, adamın size çıktı, benim hakkımda bazı nasihat etti, Allâh’lık iddia ettiğime dair. Bitti, adamlar mahkemeye verdi. Bakın mahkemeye verdi. Neymiş ben Allâh’lık iddia etmişim. Bizim Hacı Erkan’ın rüyasından dolayı. adamlar hukussisi bununla alakalı mahkemeye verdiler. sen böyle metafizik meselelerden konuşmayacaksın. Manevi meselelerden konuşmayacaksın. Manevi meselelerden konuşmayacaksın. Bunu normalde istediğin kadar hadîs söyle, âyet söyle, istediğin kadar istediğini söyle. Ona bakmıyor. Ben dokuz sayfa şey hazırladım, cevap hazırladım.
Mehmet Emin Bey dedi ki bunları yazmazlar oraya dedi. Bir dedi, şey al, hafıza, öyleyse git dedi. Onlar almazlar onu öyle dedi. Adam bir baktı, ya bunu nasıl yazacağım dedi. Valla nasıl yazacağım. Sen diyor bu soruları nereden bildin diyor bana. Belli, hadi bakalım. Dedim yok bunları dedim, sen sorunu sor, biz buradan dedim cevaplarını sana aktaracağız. Ya bunları yazmasak dedi. Yazalım dedim, hakim de bilgi sahibi olsun dedim. İlahiyat, Diyanetçiler de bilgi sahibi olsun dedim. Normalde kendi bastırdıkları kitaptan haberleri yok. İslam ansiklopedisinden haberi yok bir ilahiyatçının, Diyanetçinin. Onların zamanları yok zaten para saymaktan onu okumaya. Allâh bizi affetsin. Eftali zikir ilah illallah Hak Muhammedün Resûlullâh Cemiyen Enbiya-i Vel Mursaleen vel hamdurillahi Rabbil Alemin el-Fâtiha salavat Allahumma salli ala Seyyidinâ Muhammed ve ala Salli Muhammed amin rejime Destûr
Bibliyografya — Zikredilen Kaynaklar
- Kur’ân-ı Kerîm: Bakara, Yusuf, Enbiya, Muhammed, Cin, Kureyş, Fâtiha sûrelerinden referanslar; geçen âyet-i kerîmelerin tefsîr ve siyâkı sohbet içinde tafsîlâtlı işlenmiştir.
- Tasavvuf Silsilesi — Pîranlar: Mevlânâ hazretlerinden istifâde ve menkıbeler.
- Tasavvufî Istılâh: tarikat, şeyh, derviş, sûfî, nefis, şeytan, melek, cin, rûh, ruh, kalb, sır, âyet, ayet, hadîs kavramları ve bu kavramların kalbî-zâhirî tecellîyâtı.
- Silsile-i Meşâyih (Mustafa Özbağ Efendi’nin yolu): Hacı Ebû Bekr Baba → Çorumlu Mustafa Anaç Efendi → Nevşehirli Hacı Abdullâh Gürbüz Efendi → Mustafa Özbağ Efendi
- Hadîs-i Şerîfler: Sahîh-i Buhârî, Sahîh-i Müslim, Sünen-i Ebû Dâvûd, Sünen-i Tirmizî, Sünen-i Nesâî, Sünen-i İbn-i Mâce ve Müsned-i Ahmed bin Hanbel’den iktibâslar.
Sohbetin Tasnîfi ve Bağlamı
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin Haddini bilmek ne demektir? başlıklı sohbetinin tam transkriptinin Karabaş Tekkesi düzeltme ve telîf standartlarına göre hazırlanmış uzun-format hâlidir. Sohbette geçen âyet, hadîs, pîr menkıbeleri ve tasavvufî ıstılâhlar yukarıda zikredilmiş olup, sohbetin esas metni paragraflar boyunca tafsîlâtlı sûrette serpiştirilerek aktarılmıştır.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Haddini bilmek ne demektir? | Seri: Dergâh Sohbetleri Serisi
Diğer sohbetler: Dergâh Sohbetleri Serisi
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Nefs, Ruh, Kalb, Sünnet, Şeyh, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı