1. Niyâz: Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye Sımsıkı Yapışıp Yaşayan ve Yaşatma Mücâdelesi Verenlerden Eyle
Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i hakkı hak, bâtılı bâtıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücâdele eden, bâtılı bâtıl bilip bâtıla karşı cihâd eden kullarından eylesin.
Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsıkı yapışıp hem yaşayanlardan hem de yaşatma mücâdelesi verenlerden eylesin. Allâh gecenizi hayırlı eylesin.
Sözler dedik, bu faizle alâkalı bir kardeşin soruları vardı. Onunla alâkalı inşâallâh bu akşam onu da derleyelim, toparlayalım dedik Allâh’ın izniyle inşâallâh.
2. Hz. Bilâl’in Berni Hurması Kıssası: «İki Ölçek Adî Hurmaya Bir Ölçek İyi Hurma» — «Eyvah! Bu Ribânın Tâ Kendisi»
Bir rivâyette şöyle gelmiş: Hz. Bilâl radıyallâhu anh Resûlullâh aleyhisselâtu vesselâm’a iyi cins bir hurma olan «berni» hurması getirmişti. «Bu nereden?» diye sordu.
Bilâl radıyallâhu anh: «Bizde adî hurma vardı; Resûlullâh aleyhisselâtu vesselâm’ın yemesi için ondan iki ölçek vererek bundan bir ölçek satın aldık» dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber aleyhisselâtu vesselâm: «Eyvah! Bu ribânın tâ kendisi; eyvah! Bu ribânın tâ kendisi. Sakın öyle yapma. Şâyet iyi hurma satın almak istersen elindekini ayrıca sat, sonra onun parasıyla iyi hurmayı satın al» dedi.
Buhârî-Müslim’den, Kütüb-i Sitte’den.
3. Müslim Hadîsi: Altın-Altın, Gümüş-Gümüş, Buğday-Buğday, Arpa, Hurma, Tuz — Aynı Cins, Misliyle, Peşin
Yine başka bir hadîs-i şerîf. Müslim’in bir diğer rivâyeti şöyledir: «Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla, arpa arpayla, hurma hurmayla, tuz tuzla — baş başa misliyle peşin olarak satılır. Kim arttırır veyâ arttırılmasını talep ederse ribâya girmiştir. Bu alanda veren de birdir.»
Yine Müslim’den, Ebû Hureyre’den rivâyetinde: «Cinsleri farklı ise müstesnâ.» (Müslim, Müsâkât, sayfa 82, 1584. hadîs.)
4. İbn Ömer’in Dinar-Gümüş-Deve Alışverişi: «Aynı Meclisteki Kıymetiyle Olunca Bunda Bir Be’s Yok»
Yine bir hadîs-i şerîf dahâ var, bu konumuzla alâkalı. İbn-i Ömer radıyallâhu anh anlatıyor: «Ben dinarla deve satıyor, dinar yerine gümüş alıyordum. Bâzen de gümüşle satıyor, onun yerine dinar alıyordum. Bu durumu Resûlullâh aleyhisselâtu vesselâm’a arz ederek hükmünü sordum.»
«O andaki aynı meclisteki kıymetiyle olunca bunda bir be’s yok» buyurdu.
Buradan kardeşimiz el-Hidâye’den fetvâlar almış: «Bir kimse gümüşü gümüşle veyâ altını altınla satarsa, bunlar ayar ve işçilikte farklı olsalar bile aynı miktarda olmadıkça satış câiz değildir.» Diyelim ki bilezikle kolyeyi değiştirecek; değiştirecekse, bileziğin gramıyla kolyenin gramı aynı olması gerekiyor.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, yine el-Hidâye’den: «Peşin olmaları durumu dışında altını gümüş ile satmada ribâ vardır. Peşin ise ribâ değil.» Peşin altınla gümüşü alabilirsin, gümüşle altını alabilirsin. Ama vade giriyorsa işin içerisine, faiz giriyor.
5. Hanefîlerde Mal İkiye Ayrılır: Misli Mal (Fabrika Üretimi) ve Kıyâmî Mal (Kullanılmış)
«Aynı marka, model ve kilometrede iki araba arasında takas olacak olsa, sâdece araçlardan birinin rengi diğerinden farklı olsa, ve takas yapanlardan birisi bunun için ek ücret istese, faize girer mi?»
Ne kadar enteresan soru, değil mi? Şimdi Hanefîler malı ikiye ayırmışlar — burayı iyi dinleyin: bir, misli mallar; iki, kıyâmî mallar.
Misli mal ne? Meselâ Câfer kereste işi yapıyor, beşon (5×10) çam üretiyor — bu mal misli mal oluyor. Ama o beşon keresteyi kullandı: mal, kıyâmî mal hükmüne geçiyor — onun normalde kıymeti takdir edilecek. Çünkü kullanıldı. Kullanılmasaydı fabrika üretimiydi, misli maldı.
Bir şey meselâ burada — marka, model demiş yâ — ne marka? Örneğin sıfır bir araba. Tofaş sıfır araba: misli mal hükmünde, çünkü henüz dahâ kullanılmadı; araba komple üretimde, fabrikadan banttan çıkıyor. O mal misli mal oluyor.
6. Sıfır Arabayla Sıfır Arabayı Takasta Fazlalık Faiz Olur — Misli Mala Aynı Misliyle Karşılık
Eğer o misli malla — sıfır arabayla sıfır arabayı takas ederken — üzerine ücret almak, fazlalık almak: faiz oldu. Misli mal çünkü.
Hattâ misli mal olduğu için bunu ayrıca Hanefîler şart düşmüşler: eğer o malın başına bir şey gelirse — kaybolmak gibi, telef olmak gibi — misli var, fabrika üretiyor çünkü, misli ile ödemek gerekiyor onu. Eğer adamın malı telef oldu, o zaman onu misli ile (fabrikada var, fabrikadan sıfırını alıp o kimseye vereceksiniz).
7. Kullanılmış Araba (Plaka Takılı): Kıyâmî Mal — Üzerine Para Almak Faiz Değil
Şimdi aynı marka, aynı model, hattâ aynı renk — ama kullanılmış. Şimdi iş buraya geldi: bunun takasında kıyâmî mal oldu bu — kullanıldı çünkü. Üzerine — tâbîr-i câizse araba piyasası diliyle — plaka takıldı. Plaka takılır takılmaz kıyâmî mal oldu, kullanılmış mal oldu.
Kullanılmış mal olunca, iki kullanılmış mal — ve hattâ misli mal hiç kullanılmamış mal ile kullanılmış malı — takas etmekte fazlalık almak faiz olmadı. Çünkü kullanılmış mal kıymet düşürdü; yâ da kullanılmış mal kıymetlendi — önemli değil bu. Mal kullanıldığı anda malın Hanefî fıkhındaki dili: kıyâmî mal oldu. Bakın, kıyâmî mal oldu.
O zaman malı — kıyâmî mal olduğu için, kullanıldığı için — onun kıymeti piyasa belirliyor zâten. Onu normalde o belirli bir şey değil; ama misli mal da fabrika üretimi gibi, fabrika üretiyor.
O zaman bu takasta normalde misli malda bir şey isteyemiyorsun. Model değişirse, aksesuarı değişirse — o zaman hiç değişti misli mal da olsa. Birisi-ikisi de sıfır araba, birisi klimalı, birisi klimasız — klimalı olanın bir farkı var, klimasız olanın farkı yok. O zaman o farkı klimasından dolayı üzerinden fark almak câiz. Ama ikisi de klimasız ise, o zaman üzerinden bir şey almak mümkün değil. Takasta bu.
8. Para Takasında Vade Yok: Nakdî İse Anında Olmalı, Sonra Verme Faiz Olur
«Farklı mallar takas edilecek olsa durum nasıldır? Takasın o an hemen gerçekleştirilmesi mi gerekir, yoksa taraflardan birisi vereceğini sonra verse de olur mu?»
Eğer takas edilecek şey para değilse, o zaman birisinin malı sonra vermeyi normalde kabûl edilebilir; bunda bir beis yok. Ama takas edilecek olan şeyler paraysa, nakdî ise, bunun sonrası faiz olmuş olduğu.
Bâzen firmalar kampanya yapıyorlar: örneğin «Eski halını getir, yeni halıyı 10 lira fazla vererek al» şeklinde. Bu tarz alışveriş faize girer mi? Girmez. Neden? Bir mal kullanıldı; bir mal kullanıldığı için kıyâmî mal oldu; öbür mal kullanılmadı. O birisi mal ama velâkin o kıyâmî mal olduğundan, kıyâmî mala bir takdîr biçti — 10 lira, 20 lira, 30 lira veyâhûd hiç takdîr biçmedi. Dedi ki «Eski halını getir, yeni halı 5 lira» dedi ona. O da eski bir halı getirdi, ne getirdiyse getirdi; öbür halıyı 5 liradan aldı. Faiz oldu mu? Olmadı.
9. Arsa-Daire Müteahhitliği Faiz Değildir: Müteahhit Geciktirirse Yerel Hukuk Geçerli
«Birisi arsasını iki daire karşılığında müteahhide verse, faiz var mıdır?» Yoktur. Normalde malların cinsleri ayrı, her şey ayrı. Bir kimsenin normalde bir tâne arsası var, müteahhit de gitti anlaştı: «Ben buna iki tâne daire istiyorum, dairenin özellikleri bu, bu» — bu da faiz olmadı.
«Müteahhit 6 ayda yapıp teslîm edeceğini söylese ve 6’yı geciktirerek yapıp teslîm etse, durum nasıl olur?» O zaman müteahhit 6 ayda teslîm edemediği için bir tazmîn isteniyorsa, her geçen gün için o tazmîni ödemek zorunda. Ama tazmîn konuşulmadıysa, oradaki yerel hukuk geçerli olur. Yerel hukûka göre tazmîn edilecek bir şeyse, orada yine yerel hukuk — İslâm hukukuna göre onun normalde neyse cezâsı, onu keser.
«Müteahhit kötü olan üç daire karşılığında mal sâhibine iyi olan bir daire verse, faize girer mi?» Yine girmez. Çünkü mal kıyâmî oldu — üç tâne daire var, kullanılmış. Kullanıldığı için bir kıymet takdîr edilecek. O yüzden o kıymet takdîrini kendi kafasından etti; üç daire yerine bir tâne daire verdi. O yüzden faiz olmadı.
10. Tartı veyâ Ölçü ile Satılan Mallarda Eşitlik Şartı — Tane Hesabıyla Olanlarda Aranmaz
Buradan yine el-Hidâye’den bir ictihâd, bir fetvâ okuyacağım. İnşâallâh bu konuları hemen hemen açıklayan, kapsayan bir şey:
«Tartı veyâ ölçü ile alınıp satılmayan ve tâneleri arasında farklılıklar bulunan diğer malların takasında ise eşitlik şartı aranmaz.»
Tartı veyâ ölçü ile alınıp satılmayan. Tartı dediğine şeker — o kimse bir kilo şeker olunca, bir kilo şeker ise, bir buçuk kilo şeker veremezsin, faiz olur. Veyâ ölçü ile — ne ile? Metre ile ölçüyor. Metre ile ölçünce sen 1000 metre kumaşa 1500 metre kumaş veremezsin; öyle olursa bu faiz oldu.
Ve tâneler arasında farklılıklar bulunan diğer malların takasında ise eşitlik şartı aranmaz. Bu nedenle farklı model yâ da değerlerdeki mal ve ürünler değiştirilirken değer farkından dolayı ödenen fazlalık faize girmez.
Diğer bir ifâde ile: aynı cins olan kıyâmî malların — kullanılmış malların — aradaki fiyat farkı ödenerek peşin olması şartı ile değiştirilmeleri câizdir.
11. Darü’l-Harb Hukuku: Gayrimüslimden Faiz Almak Câiz Ama Müslümandan Alınmaz
«Darü’l-Harb hukuku konusunda ise ticâret yapan, mevcut bulunduğu ülkenin yasalarına tâbî olan bir kurum-kuruluş-işletme çalıştıran bir Müslüman ile müşteri arasındaki faiz hukuku nasıl olmalıdır?»
Orada normalde — bir işletme çalıştıran müşterinin dînini bilmiyor. Müşterinin dînini bilmediği için, orada bir de İslâm hukukunun olmadığı bir yerde ticâret yaptığı için, o kimse oranın yerel hukuku ne ise o hukuk üzerinde ticâretine devâm edecek.
Oradaki normalde bir Müslümansa — o kimsenin Müslüman olduğunu biliyorsa — ondan faiz alması câiz değil. Bu ayrı. Ama gayrimüslim bir unsursa, ondan faiz alabilir mi? Eğer gayrimüslim ona müsâade ediyorsa faiz almaya — oranın hukûkuna uygun — o zaman alabilir.
12. İbn Ömer Hadîsinin Açıklaması: Dinarla Deve Satıp Anında Gümüş Alma — Kur Anında Sâbitlendiğinden Câiz
«Yukarıda bahsedilen 325 numaralı hadîsi açıklayabilir misiniz?» (325 en son okuduğumuz hadîsti — «Ben dinarla deve satıyor, dinar yerine gümüş alıyordum.»)
Bir kimse dinarla deve sattı; dedi ki «Kaç para?» «Yüz dinar» dedi deve. Sattı, o da yüz dinar ödeyecek yâ. Ödeyecek yâ, onun karşılığında aynı anda ne kadar gümüş yaptı? 50 gram gümüş yaptı. 50 gram gümüş alması câiz. Anladınız mı meseleyi? Peşin.
Bu genelde kumaşçılarda olur. Kumaşçılar şimdi hemen anında kumaşı sattı; kumaşı adam dolar üzerinden satıyorlar. Gene devâm ediyoruz değil mi, dolar üzerinden? Dolar üzerinden satıyor, ama adam TL getirdi o esnâda. TL getirdiğinde hemen o günkü kur üzerinden adamın yanında TL’yi aldı, dolara çevirdi. Dedi ki «Şu kadar dolar yaptı, bana bu kadar borcun var, veyâhûd da, alsana, bu kadar alacağın oldu» dedi. Adam ona göre hesabı orada bitirdi — bu câiz. Bu faiz olmadı.
13. Lastik Misâli: 10.000 TL Yerine 500 Dolar Verince Anında TL Kuruna Çevrilir
Az önce İsmail’i gördüm, lastik için. Mâlum, lastiği dolarla alıyorsunuz değil mi? Yurtdışından gelenler dolarla; içeride TL ile. Ben gittim İsmail’e; İsmail’e dedim ki: «4 tâne lastik» — 10.000 lira dedi, örnek. Ben 10.000 lira yerine ona 500 dolar verdim. Öyle ya, 500 doları anında şimdi o orada TL’ye çevirecek. Çünkü TL ile aldım ben 10.000 lira; ama ben ona 10.000 liraya aldım. Ama ben ona şimdi az öncekinin tersini söylüyorum — ona ben dolar verdim. Hemen kaldıracak telefonu, «10.000 dolar ne yaptı?» diyecek — «9.000 liraya yaptı.» Ama ben 500 dolar verdim, onun alacağı ne kadar? 10.000 liraydı.
1.000 lira arttı; ben mi vereceğim 1.000 lira? Ben vereceğim. 1.000 lira dahâ vereceğim ona. Ama diyelim ki 600 dolar verdim ben ona — o zaman o bana verecek TL’yi.
Doları kabûl edebiliyor mu, benim yanımdayken? Edebiliyor. Hemen anında çünkü takas etmiş oluyor. Dolarla TL’yi. Bakın, dolarla TL’yi anında alıcı ve satıcı aynı anda takas ederse, orada alışveriş olmuş oluyor — parayı çenç etmiş oluyor, değiştirmiş oluyor. Bu câiz mi? Bu hadîs-i şerîfe göre câiz. Hanefîlere göre de câiz.
14. Veli Çocuğun Okul Taksitini 1.000 TL Yerine 100 Dolar Olarak Ödese: Kur Anında Sâbitlendiğinden Faiz Değil
«Bir velî çocuğunu özel okula yerleştirse, velî 1000 liralık taksitle ödemesini yapsa, ve taksitlerden birisini 1000 liraya denk gelen örneğin 100 dolar ile yapsa, faiz hükmü nasıl olur?»
Orada anında o dolar-TL kuru ayarlandı; orada parayı ödeyenle alan arasında bir anlaşmazlık çıkmadı. Kur neyse o kur üzerinden ödendi: faiz olmadı yine.
15. Kuyumcuya Altın Bozdurma: «Toptancıdan Getireceğim Paranı» — Olmaz; Beraber Gideceksin
«Kuyumcuya gittim, altını bozacağım, altını verdim. Adamın parası yok kuyumcunun; toptancıdan fiyat alıyor. ‘Abi, toptancıdan alıp getireceğim paranı’ diyor. Ben kuyumcudayım o sırada. Bu câiz olur mu?»
Olmaz. Kuyumcuyla berâber toptancıya gideceksin.
«Altını orada bekletip kendi gidip parayı alsa?» Altın senin evinde olduğu müddetçe bir sıkıntı yok. «Yok, benim cebimde değil — tezgâhta duruyor.» Tezgâhta durmayacak, cebinde duracak. Altın senin mülkünde kalacak yâni. Tezgâhta da değil. «Ben bir gideyim parasını alayım, geleyim» — altını alacaksın, cebine koyacaksın. Parayı alacak gelecek, vereceksin altını.
16. Misli Mal Telef Olduysa Misli ile İade — Üretilmiyorsa Para ile, Alışverişin Hükmü Fâsit Olmaz
«Az önceki misli mallarla alâkalı: Sıfır bir malı aldım, ben parasını verdim ama malı dahâ almadım, teslîm almadım. Mal zâyî oldu yolda giderken, ama misli yok — aynı mal bir dahâ üretilmemiş.»
Misli mal üretilen maldır; sürekli üretilmesi şart. Hattâ örneğin el işçili yapılmış bir el hâlısı, dokuma hâlısı — devamlı üretilmiyor ama kullanılmamış. Ne kadar diyelim ki şu kadar para zâyî oldu değil mi? O normalde kullanılmadığı için misli mal yine o. O kaç paradır diyelim ki 3.000 lireydi değil mi? O kimse 3.000 lirayı sana iade edecek. Eğer normalde varsa zâyî olduğu için aynı mal; yoksa paranı iade edecek sana — mal üretilmiyor, üretilmiyorsa o zaman paranı ödeyeceksin.
«Peki orada meselâ paranın zaman değeri faize mi girer?» O anında olacak olan bir şey. Yok meselâ atıyorum bugün TL ile aldım, bir sene sonra alacağım — o bir sene sonra olmadı; o zaman şey oldu, alışverişin hükmü fâsit oldu. Ama bak alışveriş bitmiş; malı sana teslîm etmesi gereken kimse teslîm etmemiş — o teslîm etmediği için o zâyî olan malın senin zararını tazmîn edecek.
17. Dolarla Satılan Ürünün Karşılığı Vadeli Çekle Ödenebilir Mi? — Valor Günü Kuru Sâbitse Câiz
«Dolarla satılan ürünlerin karşılığı TL olarak ödeme yapılabilir nakitte. Evraklı işlerde — bana dedi ki ben bunu dolarla alırım, örneğin 4 dolar; ama şu kadar günlük evrak vermek kaydıyla. Bunu da kendi tahâötüyle, bizim talebimizle değil — kendi tahâötüyle dedi ki: ‘Çekin gününde dolar ne kadarsa o kadar ödeyeceğim’ yâ da ‘dolar çeki aldığım gün vâdesini beklemeden’ iki şekilde soruyorum.»
Vâdeli satışa giriyor. Bir kimse bugün senden kumaşı aldı, bin metre — kaç dolar? 4 dolar — 4 dolardan ne yaptı? 4 bin dolar yaptı. Dedi ki «Bu çeki al. 6. ayın çeki — 6. ayda 4 bin dolar olarak bu benim hesabımdan düş.»
Orada normalde o kimse dolar olarak borçlandı sana. O yüzden vâdesi geldiğinde çeki aldın, 6 bin lirayı tahsîl ettin — adama telefon açacaksın: «Tahsîl ettiğinde, senin tahsîl ettiğin bu kadar dolar yapıyor; senin parana göre, tamam mı? Tamam, bitti mesele.» Eksik kaldıysa karşıdaki adam ödeyecek; o, normalde, eksik kalanı dolar olarak ödeyecek. O da peşin almış oldu.
Dedin ki «Sen adam bugün evrağı aldım, dolar 20 lira; sen benden kaç para borcun vardı? 4 bin dolar; ilk kere 4 8» — sen 8 milyarlık veyâ 80 milyarlık veyâ 8 milyarlık çeki aldın. Sen o esnâda doları TL’ye çevirdin; o da kabûl etti onu. «Peki burada o vâdeli olarak anlaşmanın hükmüyle soruyorum: Ben bu şartlarla satarım diyebiliyor muyuz?» Diyebilirsin. «Yoksa karşı tarafın bunu?» Yok, diyebilirsin — o önemli değil. Ben böyle satıyorum, dediğinde, o da onu kabûl ettiğinde: «Ben 6 aylık vâde ile 4 dolar karşılığı ben bu malı sana satıyorum — vâlor günü kaç paraysa dolara çevirmek kaydıyla.» Bununla bir sıkıntı yok.
18. Açılan İcra Davâlarında Devlet Tarafından Tahakkuk Eden Faiz Oranları Alınabilir
«Açtığımız icrâ davâlarında devlet tarafından lehimize tahakkuk ettirilen faiz oranlarını ne yapacağız?»
Devlet ne kadar tahakkuk ettirdiyse o kadar — alabilirsiniz yâni.
19. Emekli 50 Bin TL Verir, Aylık Sâbit Ödeme İsterse Faiz; «Kâr Payı Üzerinden %5» Câizdir
Birisinin elinde 10 bin lira var; parayı çevirebilir, birisi de alışveriş, ticâret yapıyor. «10 bin lira mı? Al, benim. Bu arabayla — araba alıp sattığınız zaman onun üzerinden — atıyorum 500 lira veyâ 1500 lira, onun üzerinden nasıl kârın ise.» Anlaşmaya bağlı.
Birisi emekli oldu, 50 bin lira para geçti eline; parayı çeviremiyor, ticâreti bilmiyor; ticâret yapan birisine dedi ki «50 bin lira, al, benim. Bana aylık ama 500 lira ama 1000 lira» diyebilir mi? Yoksa araba satımından kâr payı mı alır? Aylık 500 lira-1000 lira derse faiz olur.
«Bu parayla araba alıp satıp, üzerinden sana %5 diyebilir mi?» Olabilir. Kâr payı verebilir. Orada çünkü belli bir miktar yok; sabitleyemiyor — sabitleyince faiz olur.
20. Kart Mâkâmesi Konuşulmadan Müşteri «Kartla Öderim» Derse +200 TL Fark Almak Câiz (Alışveriş Bitmemiştir)
«Alışverişte biz satış yaparken 1000 liraya bir ürünü sattık, ama baştan kart mâkâmesi konuşulmadı. Tam ödeme zamânı geldiği zaman müşteri diyor ki ‘Ben kartla ödeme yapmak istiyorum.’ ‘Kartla ödeme yaparsan 1200 lira olur’ — örnek veriyorum. Bu aradaki 200 lira problemli mi?»
Alışveriş bitmemişti. O yüzden câiz.
21. Çek Kırdırma 100.000 TL’yi 80.000 TL’ye Çevirmek Faizdir — Faktöring Firmaları Hukûken Câiz Olabilir
«Çek kırdırmanın hükmünü sormak istiyorum.» Çek kırdırmak — kırdırmak zâten belli: şahıssa 100.000 lira çek verip 80.000 lira almak — faiz.
«Peki faktöring firmalarında gene Darü’l-Harb hukuku konuşulur mu?» Faktöring firmalarının dînlerini bilmiyoruz. O yüzden normalde burada — ama Müslüman’ın zararı var — ama buna normalde Müslüman’ın zararı var, fakat yine de bu konuda cevâz verilebilir yâni. O bankalara veyâ faktöringçilere — parasını kurtarmak adına oradan, veyâ ihtiyâcı var, kullanmak adına. Yok, parası kurtulmaz ki — faktöringte adamın parası kurtulmaz; o zaman çekin sâhibi gitsin faktöringe, o yapsın onu.
22. Aylık Sevkıyât Faturada Belli Olmayan Kur — Alışveriş Fâsittir, Miktar ve Fiyat Belli Olmalıdır
«Dolar kuru üzerinden hammadde alıyorum; o günkü dolar kuru üzerinden hesaplanıyor; ben meselâ 5 aylık TL çeki veriyorum. Fakat yerim olmadığı için aylık ben sevkıyatlarımı yapıyorum; malları aylık depoma çekiyorum. Her aldığım gün o günün kuru üzerinden hesaplanıp öyle fatura edilip artı öyle sevkıyât yapıyorum. Bunun da bir sıkıntısı var mı?»
Burada fiyat belli değil. Fiyat belli olmadığından alışveriş fâsit oldu. Miktar ve fiyat belli olması lâzım. Miktar ve fiyat belli olmazsa alışveriş fâsit oldu.
23. Kuyumcuda Emânet Altın Bekletme: Para Önceden Verilip Sonra Gram Üzerinden Bilezik Yaptırma Câiz
«O kendi defter tutuyor; aylığımızı alınca gidiyoruz: ’10 gram bana 22 ayar bilezik yaz’ diyoruz, 10 gramın parasını ödüyoruz. O deftere tutuyor: ’10 gram Fahrettin Atılgan, meselâ; 10 gram burada senin paran duruyor’ diyor. Bir dahâki ay bir 10 gram dahâ alıyoruz; veriyoruz bileziğimizi alıyoruz. Bu câiz mi?»
Emânet kalıyor orada — sıkıntı yok. Eyvallâh.
«Birinden TL olarak alacağım vardı; ben de o anda borcunu çektiğim zaman TL yerine dolar getirmiş; ben de o anda bastırıyormuş — TL dolarını o an aldıktan sonra hemen kurunu hesaplayıp borcundan düştüm. Bu faiz olmuş oldu mu?» Yok. Teşekkür ederim.
«Aynı cins ev — her şey aynı, metrekare aynı ama muhitler farklı; meselâ örnek verin biri Balatlı, biri Yıldırım’da. Bunların değer farkı var normalde — bu aradaki takasta üste alınan para faiz olur mu?» Olmaz.
«Dolar alıp para üstünü TL olarak vermek?» O esnâda peşin ise bir sıkıntı yok.
24. Kuyumcudan Bilezik Sipariş Edip Altın Stokta Yoksa: Önce Alışverişin Sahîh Olduğuna Bakılır
«X bir alışverişte kuyumcu örneğinden gidersek — orada ödemeyi yaptık, fatura kesildi. Bu sefer o firma olduğu için Darü’l-Harb hükmü içerisinde bir alışveriş mi oluyor? Oradaki ‘faiz yoktur’ kısmına mı geçiyor? Yoksa şahıs?»
Yok, o önemli değil. Oradaki — biz ilk önce alışverişin sahîh olup olmadığına bakıyoruz. İster Darü’l-Harb olsun, ister Darü’l-İslâm olsun. Ben gittim bir kuyumcuya, bir tâne bilezik aldım. Kaç para? O bilezik diyelim ki 100 bin lira tuttu — ben 100 bin liraya verdim; fâturasını da kesti. Alışveriş sahîh.
Şimdi ben gittim kuyumcudan altın almaya — on tâne bilezik alacağım, 10 bilezik yüz bin lira tutar. Dedim ki kuyumcuya: «On tâne, 14 ayar, onar gramlık bilezik alacağım.» Kuyumcu dedi ki «Yok bana — ya getirecek, bekleyeceğim ben.» Onu da parayı vermiyorum ona; getirecek yâ da ben gideceğim başka yerden alacağım. Değişen bir şey yok. Nakit olmuş oluyor bu alışverişler — nakit olunca o zaman iş farklı oluyor.
25. Almanya’dan EFT İle Dolar Borç Ödeme — Para Eline Geçtiği Andaki Kur Geçerlidir
«Şimdi adam uzakta — bin kilometre uzakta. Araya zaman-mekân giriyor ama teknoloji var, banka hesapları var. Ödemesi var veyâ borcu var. Üç bin dolar borcu var; atıyorum, veyâ ödemesi var. O gün atacak — kura baktı, o sırada attı; ama atıyorum EFT düşmesi bir yarım saat kadar sürdü. Ve yan yana da değiller. Bunun da bir sıkıntısı var mı?»
O normalde karşıdaki — o TL atan kimsenin oradaki kur neyse, o esnâda kur geçerli, onun attığı zaman da geçerli değil. Meselâ bana senin üç bin dolar borcun var; Almanya’dasın. Üç bin dolar ne yaptı? 60 bin etti. Sen bana 60 bin — parayı benim hesabıma attın. Tamam. O esnâda dolar yükseldi — oldu 60.500 lira. Sen 500 lira dahâ atacaksın bana, öyle mi? Evet.
«Para benim elime ulaşınca mı o zaman borç tamamlanmış oluyor?» Benim elime geçince o zaman benim dediğim kuru kabûllenmiş oluyorsun sen. Ben diyorum ki «Şu anda kur — örneğin buradaki benim gözümün önündeki tabelada şu kadar — oldu borcun 60.500.» Borçlusun çünkü sen.
Sen o zaman yâ bir vekîl tayîn edeceksin birisinin, parayı ona göndersin, o getirecek parayı doları bana; yâ da sen benim dediğim o kur farkını kabûl edeceksin: 500 lira. Bir de attı, bir dahâ yükseldi; bir dahâ mı göndersin? Bu, normalde, attığın 500 liraya — o esnâda o 60.500 liralık dolar tekrar yükselirse — gene ödeyeceksin. «Düşerse?» Düşerse, o zaman, o karşı taraf ödeyecek.
Meselâ, atıyorum, attı benim hesabıma gelene kadar 60 bin lira tutuyordu, 58’e düştü. Evet, 60 bin lira tutuyordu, ama benim hesabıma geldiğinde 58 bin lira tutuyor — iki bin lirasını geri verecek o. Düşerse — ama istemeyebilir değil mi babacığım? İsteyemeyebilir.
26. İnternet Üzerinde Alışveriş — EFT/Havâle ile Peşin, 14 Gün Cayma Hakkı Vardır
«İnternet üzerindeki alışverişlerde peşin, havâle, EFT gibi alışverişler ne kadar uygun?»
Hiçbir sıkıntısı yok. İnternet üzerinden alışverişlerde peşindir EFT’si; malı görmüyor musun? Sıkıntı değil, mal ormanda. O kimse İslâm hukukunu görüyor zâten — üç gün içerisinde cayma hakkı var ya.
Şimdi internette olan alışverişlerde bir ay mı cayma hakkı, on dört gün mü? On dört gün cayma hakkı var. Çünkü bunda bir sıkıntı yok. On dört gün içinde iâde ettin-etmedin, malı almış oldun. Sıkıntı yok onda.
27. Üçüncü Kalite Havluyu Birinci Kalite ile Değiştirirken Para Farkı Faiz Değildir (Kıyâmî Mal)
«Havlu satıyorsunuz. Ben de havlu satıyorum. Size geldim, dedim ki ‘Efendim havlu almak istiyorum, bire-bir.’ Siz diyorsunuz ki ‘Yâ senin bu getirdiğin havlu üçüncü kalite, benim sattığım havlu birinci kalite; değer farkı var, üstüne şu kadar para ödeyeceksin bana.’ Bu ödediğim fark faiz mi oluyor?»
O normalde havlu — üretilen bir mal, ondan sonra kıyâmî mala giriyor. Üzerindeki nakışa göre, atkısına, çözgüsüne göre değişiyor değeri; öyle olunca kıyâmî mal hükmünde. Ben diyorum ki «Senin getirdiğin havlunun düzenesi 10 lira, benim sattığım — bu, senin istediğin havlunun düzenesi — 15 lira.»
Çünkü kıyâmî mal — kıyâmî mala kıymeti piyasa tarafından belirleniyor. Piyasa tarafından belirlendiği için arasındaki fark faiz olmuyor. Ev-ev trampalarında da aynı — kıyâmî mal hükmüne giriyor.
28. Yedek Parça Esabe Aylık Hesabı Yapılır — Konuşulmazsa Piyasa Adetince Yürür
«Yedek parça alıyoruz; parçayı bırakıp gidiyor; ay sonu kredi kartı veriyoruz. Ama hiç konuşmamız yok — ‘Şunu şöyle’ deriz yok. Ay sonu geliyor, hesabını alıyor, gidiyor, borcumuz oluyor, alacaklı oluyoruz. Bir sıkıntı var mı?»
Peki orada normalde parçayı alırken «Bu parça kaç para?» diye sormuyor musunuz? Soruyoruz, bize yol oluyor parçaya. Yolluktan sonra bırakıyor gidiyor; ay sonu geliyor, hesabını alıyor; biz kart çekiyoruz, çek veriyoruz; hiçbir konuşma yok. Benden ne fark istiyor, ne fark veriyor? Tamam. Bunda bir sıkıntı yok.
Kredi kartı normalde bir kimse kredi kartı kullanabilir; bunda sıkıntı yok — Darü’l-Harb olduğu için. Ama biz tavsiye etmiyoruz hiç kimseye. Biz diyoruz ki: «Bankalardan uzak durabildiğiniz yere kadar uzak durun; kredi kartından da uzak durabildiğiniz yere kadar uzak durun.» Hattâ ben kendimden örnekliyorum: benim kredi kartım yok diyorum. Yaşanabiliyor kredi kartsız da; cebinde varsa yiyorsun, cebinde yoksa yemiyorsun.
29. Çek 6 Ay Sonra Kâğıt Hükmünde — Senedi Aldığın Anda Onun Hukukunu Kabûl Etmiş Oldun
Mevcut ülkenin ticâret yasalarına uymak demek senedi vermek veyâ senet almak. Onda bir sıkıntı yok. Meselâ adam çek verdi değil mi? Çeki verdi.
Şimdi bunu ben kendim bizatihi birkaç sefer yaşadım. Ben müşteri çeki vermişim adama; adam almış müşteri çekini. O bankadan krediye kullanmış onu; bankadan krediye kullanmış, bankaya da ödeyememiş — benim çekim orada kalmış, o çek de ödenmemiş. Benim verdiğim müşteri çeki.
Adam almış gelmiş, sonradan ödemiş bankaya o şeyleri kendi parasını; almış gelmiş, diyor ki «Senin borcun var.» «Nereden borcun var?» «Bu çekten — müşteri çekinden.» Baktım, günü bitmiş; dedim: «Altı ay — kâğıt hükmüne düşmüş. Bunu benden alamazsın. Çekin sâhibine gideceksin» dedim. «O da çekin sâhibine değil, senden alırım.» Dedim: «Benden alamazsın. Çünkü sen bu çeki aldığın anda çekin hukûkunu kabûl etmiş oldun.»
Anlatabildim mi? Senedi aldığın anda senedin hukûkunu kabûl etmiş oldun; veyâ senet verdin bir yere, onun hukûkunu kabûl ettin; veyâ senedin arkasına imza attın, onun hukûkunu kabûl ettin; veyâ çekin arkasına imza attın, onun hukûkunu kabûl ettin. Oradaki mevcut devletin yasası neyse o yasa geçerli. O yasaya göre altı ay sonra çek kâğıt hükmünde — hiçbir kaydı değeri yok.
Hattâ o kimsenin şahsına âit olsa da çek, adam ödemeyebilir; der ki «Gününde ödeseydin kardeşim, gününde çeki alsaydın, gününde banka hesabında para var mı? Var. Alsaydın» diyebilir. Bunu devletin yasasına göre söylüyorum. Ama İslâm hukûkuna göre o borç senin — sen bir yıl sonra da gelse öde onu.
30. Vâdeli Alışveriş Sıhhati: Miktar, Tutar ve Vade Belli Olacak — Birisi Belirsizse Fâsit
Alışveriş câiz olmaz, fâsit olur. Sen birisine halı sattın — ücreti belli değil: fâsit alışveriş oldu. Miktarı ve ücreti belli olacak. Vâdeli ise vâdesi belli olacak. Bak, vâdeli alışveriş değil mi? Miktarı belli olacak: bu sattığın ürünün miktarı, alacak olduğun alacağın miktarı, ve vâdesi.
Bu üçü bir normalde sâbitlenecek — o zaman alışveriş câiz oldu. Eğer miktar belli değilse, tutarı belli değilse, vâdesi belli değilse: alışveriş fâsit oldu. Vâdeli alışverişlerde bunu bir tânesi belli olmazsa yine fâsit oldu.
Peşin alışverişte o kimsenin bir miktarı belli olacak, iki tutarı belli olacak. Karşı taraf kabûl etse dahî Hanefî’ye göre fâsit alışveriş oluyor. Fâsit alışveriş — herkes kabûl etse dahî Hanefî’ye göre fâsit alışveriş; onda alışveriş yerli yerine olmadı yâni.
31. Kiracı Olarak Depozit Verirken: TL Yerine Dolar Olarak Verip Dolarla Geri Almak Câiz
«Kiracı olarak yeni eve girdiğimde iki kiralık parasını verdik depozit olarak. 10 yıl sonra o kira on katına geldi. Çıkar ben depozitoyu alırken verdiğim parayı mı alırım?» Verdiğin parayı alacaksın.
«Peki orada bir iki kiralık parası olarak veriyorum?» Olmaz. O zaman dolara dolar vereceksin. Diyeceksin ki «İki kira parası 10 milyar ne yaptı? 500 dolar yaptı. 500 dolar depozit veriyorum.» Diyeceğim: 500 dolar alacaksın tekrar. Çıkarken de uvâde hesabına çekilmesi lâzım.
«Orada bir faiz?», bu normal sistemin hukûku o; onda bir sıkıntı yok.
32. 50 Bin TL’lik Altın Aldıysan Altın Gramında Borçlanırsın, TL ile Ödemezsin
«Efendim, 50 lirayı altın aldık diyelim. Kaç lira kabûl ediyor öderken?» Dörtbeş TL ödediyse olmaz. Evet — altın mı aldı? Altın. Altın geldi, 50 liralık altın aldı.
Kaç gram? Örneğin 20 gram. 20 gram altın ödeyecek onu. TL ödemeyecek yâni. Çünkü altın aldı o; altın aldı altını verdi değil mi ona? Altın verdi, borcu kaldı gene. Altın gramajı önemli orada, parası değil — 50 TL’lik diyelim ki 20 gram altın aldı, verdi ona; o gene 20 gram altın alacak ondan.
33. Babam, Kayınpederin Evinde 15 Dakika Otururdu — Aile Kültürü Önemli
Şimdi anlatıyorum — babam kayınpederinde hiç bir lokma yemek yediğini görmedim. Bayramdan bayrama gider, bir kahve içer, bayramlaşır, kalkar. 15 dakika babamın bayramlaşması. Annemi bırakır orada bir saat verir, bir saat sonra gelir; bir saat sonra annem döner.
Bu şimdi bir aile kültürü. Şimdi normalde ben babamdan böyle görmüşüm yâ — örnekliyorum: bunu o kimse «Ben sürdüreceğim» dediğinde, aile kültürü oluyor; o normalde, o aileye, o zaman o aile kültürü de denk gelecek.
34. Kayseri Emânetçisi: TL Emânet — Dolar Fırladıysa Bile TL Olarak Aynısını İade Edersin, Vicdânın Rahatsa Hediye Verebilirsin
Birisi bize dedi ki: «Bende biraz Türk parası var; ben bu parayı elimde dursa yerim. Abi, sende dursun bu para; biraz da dolar.»
Var mı böyle insanlar? Var. Bende de var, bir-iki kişi var. Seni buluyor demek yâ; nesilleri tükenmedi de.
O parayı bana verdi. Meselâ 50 milyarı verdi sana — 50 milyarı verdi. O sıra dolar düşüyor mu, çıkıyor mu belli olmadı. 50 lira adam normalde sana verdi — dedi ki «Bu para — eğer dolar çıkar mı, iner mi belli değil; sende dursun.» Bir miktar dolar var, onu da bana verdi; o bir miktar Türk parası da dursun, bu Türk parası dursun dedi. O dolar da Türk parası — bir kısmını dolar vermiş, bir kısmını Türk parası vermiş.
O Türk parası olan kısımda problem: ben ona o Türk parasını vereceğim ama içim rahat etmez; verirsem de ben perişân olurum, dolar olarak verirsem yâni. Onda bir beis var mı? Türk parası olarak vermem bir sıkıntı var mı? Soruyu doğru anlamak için ben sana tekrar soruyorum:
Ben sana şimdi diyelim ki iki bin dolar verdim bir de elli milyar verdim. İki bin doları, iki bin dolar olarak ödeyeceğim sana; 50 milyarı da 50 milyar olarak ödeyeceğim. Tamam — o iki bin dolar duruyor bende, onu sana veriyorum, bunda bir sıkıntı yok.
Tamam. O 50 milyar dururken bir yıl sonra-beş ay sonra iki katına, üç katına dolar çıktı, fırladı, para perişân oldu o para, düştü. Ama o normalde o kimse sana verirken onu 50 milyar olarak vermiş — yine 50 milyar olarak ödeyeceğim. Orada bir vicdân sıkıntısı olmaz değil mi? Hâ vicdânın rahat el vermediyse senin kendince — yo el veriyor; şu andan itibâren el veriyor.
Bak Hüseyin Ağa ne diyor? «Kayserilerin adı çıkmış» diyor. Şimdi normalde 50 milyarı 50 milyar olarak vereceğim — bu dînen hükmü bu. Ama sen diyorsan ki «yâ vicdânım rahat değil benim — bu adamın buradan dolar fırladı, her şey fırladı; buradan zarar ediyor kendince hesaplayıp; yâ 10 milyar ben buradan bir hediye vereyim» dersen, âlâ olur. Eyvallâh. Hiç verecek gibi durmuyorsun Ali — vallâhi aynen öyle.
35. Emâneti Doları Çevirip Yatırdım, Üç Katına Çıktı — Adama 50 Bin Verip Üstünü Almak Câiz Değildir
«Efendim peki 50 bin TL’yi verdi bize emânet dursun diye; biz bu 50 bin TL’yi dolara yatırdık. Üç katına çıktı. Adama geri 50 binini verip kalanı bizim mi?»
Hayır işlemiyor. Yok. Adam 50 bin lira vermiş. Öyle âsâflar çok. Veyâhûd da gerçekten yardım ediyor adam. Yâ bu normalde TL-TL, dolar-dolar, altın-altın karşıladın; emâneti kullandın-kullandın, sıkıntı yok. Yok — zâten parası olanlar soruyor.
Ahmet: «2020 model bir arabayı verdin; iki sene sonra adam bana sıfır bir araba verecek, aynı model. Bu faiz olur mu o zaman?» Evet, olur. Murtazâ: «Câiz değil. Faiz oldu.» «Bu alışverişte 100 lira sana veriyor.» Bu kendiliğinden verdiği için câiz; alabiliriz yâni. Alabilirsin. Biz genelde meselâ o parayı almıyoruz, dükkâna koymuyoruz, dahâ çok veriyoruz bilgilerine — «E getir yerim ben.»
36. Kira Kontratı Yenilemede Devlet %25 Sınırı Koydu — 1 Yıllık Kontrat Sonunda Boşaltma Hakkı Var
Kira alamadığınızda? Bir yıl sonra adam — kontrat bir yıllıksa bir beis yok. Devlete sınır koydu, %25; ama sen bir yıllık kontrat yaptın. Kontrat yenilemiyorum; bir yıl sonra «Sen evi boşalt» deme hakkın var. Söyle, biz de ona çok teşekkür ederiz. Elhamdülillâh.
«Uyruk neresi?» Çin, Pekin. Çinli mi yoksa? Mâşâallâh oğlum. Uluslararası’sın yâ. Elhamdülillâh.
37. Yer Devir Bedelinin Birine Verirken Diğerine Daha Az Vermek — İlk Yıl Yerel Âdete Uyulur, Sonraki Yıl Anlaşma
Bir tânesi içinde öde, baştan konuşmuyorum, konudan konuşuyoruz öyle; işin sonra hakkını veriyorum artık dedi. Bir tânesi içinde «Ben kabûl etmiyorum» dedi. «Yok, ötekilerine 1.000 lira para verdim; onu bir de bin lira deyince kabûl etmedi. Ben 3.000 lira» dedi. «Olmaz» dedi, «ötekilerine veriyorsun, lan onu da sana veririm» deyince — dedik o kadar.
O normalde şimdi o yeri veren kimse baştan «Seninle benim yerim şu kadar» demediği için ve oradaki yerel âdet-gelenek-görenek bu olduğu için, diğerlerine ne veriyorsan onu kabûl edecek. Ama bir dahâki seneye sen onu evet onu yapacak. Ama şimdi o sene normalde oradaki mu’tâd neyse onu kabûl edecek.
38. İzmir’den Araba Alış: Lütfü ve Cevdet Usta Bizim Vekîlimizdir — Sonradan Çıkan Eksikten Mes’ul Tutamayız
Adam alacak olan adam ekspertise götürsün, ustasına götürsün, kime götürüyorsa götürsün. Senin için kusur, onun için kusur değildir — kıyâmî mal. Anlatabildim mi? Senin için kusur; ama onun için kusur değil — kıyâmî mal. Gösterdi, baktı, etti, gördü-görmedi, önemli değil. Önemli değil. O kontrol ediyor mu? Ediyor. Üç günlükte muhayyere’si var mı? Var. Adam kendisi bakacak — o sorunu, görürse görecek, kendisi bakıyorsa.
Ama normalde sen gizlemedin ki — meydanda çünkü. Biz gittik İzmir’den araba aldık. Bizim Lütfü usta ile Cevdet usta altına-üstüne girdiler, çıktılar, baktılar, ettiler. Ondan sonra eksiklerini tespit ettiler; ondan sonra oturdular, adamla bir pazarlık yaptılar. Adam herhâlde — dedim «Adam semâzen oldu galiba» dedim — bir döndü fabrikanın bahçesinde. Ondan sonra anlaştılar; meselâ dediler ki «Bu fiyat tamam, tamam, anlaşıldı.» Eksiğini-gediğini onlar gördüler; arabayı alan benim, dolayısıyla ben de onlara vekîl etmişim. Biz gördük yâni.
Sonra arabadan şu çıkmıştı — bizim ondan ona bir şey söylemeye hakkımız yok. Arabayı alan biziz çünkü; bakan da biziz. Adam arabayı da saklamadı — meydanda dedi, «Araba bu» dedi. Bunda bir sıkıntı yok. İster eksperteise götür, ister ustaya götür, ister kendin bak — bunda sıkıntı yok.
39. Kuyuya Düşen Fare Menkıbesi: Kâdı Tas Suyu Bismillâh ile İçti — Fiiliyât ile Fetvâ Verdi
Meşhur yâ, mektup yazmışlar zamânın şeyhülislâmına; demişler ki: «Kuyumuza bizim bir fare düştü; bu kuyudan su içilebilir mi? Abdest alınabilir mi? Tâhir hükmünde değil midir?» diye soru yazmışlar.
Neyse o zamânın kâdısı da o bölgeden geçerken — o soruyu soran köye gitmiş, meşhur bu kıssa. Soruyu soran köye gitmiş; ondan sonra demiş: «Bu kuyu hangi kuyu?» Demişler ki «Bu kuyu.» Bakmış kuyunun derinliğine, suyun yüksekliğine; oradan demiş «Bir tas getirin bana.» Bir tas getirmişler. Ondan sonra daldırmış tası; ondan sonra «Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm» demiş, sudan içmiş, yürümüş gitmiş.
Etrâf demişler ki: «Yâ, biz koca âlime mektup yazdık, o kadar bekledik; bu kuyunun suyu içilir mi, içilmez mi diye — bize hiçbir şey demeden, hiçbir şey çekilmiş, bir tas su içti, çekti gitti. Biz ne yapacağız?» demişler.
Oradan ârif bir zât — derviş bir zât — demiş ki: «Yâ, size kuyunun içilebilir, tâhir olduğunu gösterdi. Fetvâyı verdi» demiş «fiiliyât olarak; demiş ki kuyunun suyunun temiz olduğunu gösterdi, kendisi içti.» Ondan sonra «Demek ki içiliyorsa, kullanılabilinir de su» diye oradaki o derviş ona öyle fetvâyı vermiş.
40. Sigorta Şirketinin Arabayı İsterken Far ve Akünün Bulunmadığını Görmesi — Üstteki Görüldü Sayılır
Normalde o sigorta şirketi arabayı, motoru isterken üzerinde far ve aküsünün olmadığını gördü mü? Yok, sigorta şirketi gördü mü? Gördü. O esnâda istedi mi senden onu? Aküyü vereceksin ona.
Bir telefon-arama durumlarında — kim o, be? Mâşâallâh. Kaptın gene kapçağını — merhaba, hoş geldin. Tamam, vallâ. Kalk, kakıyor — otur, oturuyor. Ali’nin emrine girmiş. Âmîn.
41. Dayım Mehmet’in Begir/Merkep Hâlleri: Kuyucu Mehmet’in Trafik Çevirme Menkıbesi
Babam bir tâne merkep almış yâ — anlatayım mı muhabbeti? Tire’den almış değil mi onu? Tire’den almış merkebi. Büyük de o şey değil mi? Kıbrıs merkebi gibiydi — Kıbrıs merkebi, irilerden. Almış gelmiş onu. Mehmetlerin orası — böyle çayırda da, dam diyoruz biz orada yaşanılan yere. Aslında böyle bir şimdi ne diyorlar — hobi bahçesinde bir ev var orada normal. Biz de oradayız o gün, misâfiriz biz.
Dayım aldı, getirdi merkebi. Bunların kapının önünden bir su geçiyor, küçük bir dereyatağı. Merkep özür kes — geçmiyor. İlk triyon olmuyor, kaldırtıyor olmuyor, dayım dövüyor olmuyor, vuruyor olmuyor. Biz de annemle bakıyoruz öyle. Annem dedi: «Şimdi ısıracak onu o» dedi. Dedim «Ne ısırması yâ?» «Bizde» dedi «bir tâne Begir vardı» dedi. Kırda dedi. O meşhur yâ. Anam hâlâ dahâ üzülüyor — o kıra satmış da demiyor onu. Begir öbür dayılar binince gitmiyormuş böyle, hareket bile etmiyormuş; ama Mehmet dayım bindi mi annemin tâbîriyle «kulaklarını dikiyormuş» — nasıl gidip geliyormuş?
Dayım Begir’i ısırmış ensesinden. Begir ensesinden ısırınca, Begir bunu görünce geldi; ısıran geldi. Kulaklarını dikiyormuş — nasıl gidip geliyormuş ama? Diyor ki «Ahmet dayın biniyordu» diyor, «ondan gidip geliyordu» diyor; «iki saatte Bayındır’a gidip geliyor. Mehmet dayın biniyordu» diyor, «on dakikada — tırıs gidip tırıs geliyordu» diyor. Begir onu görünce kendinden geçiyor demek ki. Asıl annem dedim «Ne ısırması yâ» — ben şimdi anneme. «Bak görürsün» dedi. Biz karşıda seyrediyoruz; uğraştığı komik bir içinde kaldı. Bütün yengem, Zehrâ ablamın da orada Fâdime vardı. Ondan sonra onun büyükleri böyle — o çok severler bizi, Allâh râzı olsun.
Ondan sonra çok böyle ilk günlerimiz geçti. Zehrâ ile de, Fâdime ile de. Ondan sonra Mehmet Kuyucu’nun büyükleri bizim de büyümüş tabiî. Ne? Gitmiyor merkep — o sudan geçmiyor. Hâlbuki şey böyle basit bir su, orada böyle ama akıyor. En son dayımı gördüm de eşeği nefesinden ısırıyordu. Nasıl atladı böyle canı havlı ile! Hayvancâz karşıya dereden atladı yâni, geçti. Biz kaldık tabiî ondan sonra. Sonra bayağı kullandı dayım onu. Tabiî problem çözüldü. Sonra o böyle o eşek öyle akıllandı ki dayımın elinde, ondan sonra böyle çilbirini bırakıyorlar vardı — kendisi Bayındır’a evine geliyordu. Tabiî, eşek ezberledi yolları.
Bir andikâf vardı, bunların yolunda ikinci bir arabanın geçmesi mümkün değil. Habire ıslık çalıyorlar, bağırıyorsun yolda: «Kuyucu Mehmet geliyor» — Kuyucu Mehmet’in eşek arabası geliyor, dahâ doğrusu. Geri gitmeyecek — Kuyucularda hiç vites yoktur, geri vitesi yoktur yâni. O yüzden geri gitmiyor çünkü. Bağırıyorsun yolda, biz de bağırıyorduk ondan gidip gelirken. Çünkü geriye gitme şansı yok — hayvan geriye gitmiyor, onu da alıştırmadıydı zâten.
Öyle dayım Allâh rahmet eylesin. Bir tâne de pancar motoru vardı, freni yoktu. Trafik çevirmeye kalkmış buna: «Lan nereye?» Kimi çeviriyor? Trafikçilere bağırıyor: «Kaçın, kaçın çarpılacaksınız, çiğneneceksiniz» diyor — «kaçın çiğneneceksiniz, çarpılacaksınız» diye. Gayri ihtiyârî ben de orada seyrediyorum onu, ben gözümle şâhidim. Hem bir de gazı da kesmiyor — çat gidiyor. Gerçekten hepsi de açıldı; adamlar neyle karşılaştıklarını biliyorlar çünkü — karşılaştıkları «Kuyucu Mehmet». Tabiî ne okuma var, ne yazma var, ondan sonra ne ruhsat var, ne ehliyet var. Öyle bir şey de lâzım değil zâten ona; onun etiketi yetiyor, sesi yetiyor.
Bayındır’a — hiç kimse ona ne ehliyet-ruhsat sormadan göçtü gitti; kimlik de sormadılar hiç ona. O adamın oğlu bu yâni. Siz denklemi kurun diye söylüyorum. Denklem bu. O dayımdan çok iyidir Mehmet — dayım burada olmuş olsa hepiniz de din tartışır, hiçbiriniz de bilmiyorsunuzdur. Öyleydi değil mi? Müftüler cebinde, âlimler iş cebinde — onlar saklıyor; bilmem kaç tâne müftüyü cebinden çıkarırdı. Allâh rahmet eylesin. Öyle enteresan bir adam dı.
Kaynakça
Hadîs-i Şerîf — Hz. Bilâl’in Berni Hurması: Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Bilâl radıyallâhu anh’a sordu: «Bu nereden?» Bilâl: «Bizde adî hurma vardı; ondan iki sa’ verip bir sa’ iyi hurma aldım.» Resûlullâh: «Eyvah, eyvah! İşte bu ribânın tâ kendisi! Sakın böyle yapma. İyi hurma almak istersen, elindekini parayla sat; sonra o parayla iyi hurma satın al.» — Buhârî, Vekâle, no. 2312; Müslim, Müsâkât, no. 1594
Hadîs-i Şerîf — Altı Cins Mal Misliyle ve Peşin: «Altın altınla, gümüş gümüşle, buğday buğdayla, arpa arpayla, hurma hurmayla, tuz tuzla — misli misline, peşin olarak (mübâdele edilir). Bu sınıflar değişirse istediğiniz gibi satın — peşin olmak şartıyla.» — Müslim, Müsâkât, no. 1587; Ebû Dâvûd, Büyû’, no. 3349
Hadîs-i Şerîf — İbn Ömer’in Dinar-Gümüş Alışverişi: İbn Ömer radıyallâhu anh: «Ben Bakî’de develerimi dinarla satıyor, yerine dirhem alıyordum; yâhud da dirhemle satıyor, yerine dinar alıyordum. Bu durumu Resûlullâh’a sordum, buyurdu: ‘Aynı meclisteki o günkü değer üzerinden alırsanız, aranızda hiçbir alacak-verecek kalmamak şartıyla, bunda bir be’s yoktur.’» — Ebû Dâvûd, Büyû’, no. 3354; Tirmizî, Büyû’, no. 1242; Nesâî, Büyû’, no. 4582
Hanefî Fıkıh — Misli Mal ve Kıyâmî Mal Ayrımı: Misli mal: piyasada misli (benzeri) bulunan, ölçü-tartı-tane ile alınıp satılan ve fertleri arasında kıymet farkı olmayan mallar (buğday, arpa, fabrika seri üretimi vd.). Kıyâmî mal: misli bulunmayan, kullanılmış veyâ tâneleri arasında kıymet farkı olan mallar (ev, kullanılmış araba, hâlı, mücevher vd.). — el-Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâî’, V/178; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, VI/123
Hanefî Fıkıh — Vâdeli Alışverişin Sıhhati: Vâdeli (mu’eccel) alışverişin sahîh olması için: 1) Satılan mal mevcûd ve mâlûm olmalı, 2) Bedel (semen) belli olmalı, 3) Vâde tâyîn edilmiş olmalı (gün-ay-yıl olarak). Bu üçünden biri belirsizse alışveriş fâsit olur. — el-Mevsılî, el-İhtiyâr, II/45; İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr, V/164
Hanefî Fıkıh — Darü’l-Harb’te Faiz: İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe ve İmâm Muhammed: «Darü’l-Harb’te Müslüman ile harbî kâfir arasında ribâ cereyân etmez» buyurmuşlardır. Delîl: Hz. Abbâs r.a.’in Mekke’deki faizli muâmelesinin Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem tarafından durdurulmamış olması. İmâm Ebû Yûsuf ise «cereyân eder» demiştir. — el-Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâî’, V/192; Serahsî, el-Mebsût, XIV/56
Hanefî Fıkıh — Sarf Akdi (Para-Para Mübâdelesi): Altın-gümüş, altın-altın, gümüş-gümüş veyâ farklı paraların mübâdelesine «sarf» denir. Sarf akdinin sahîh olması için bedellerin mecliste karşılıklı kabz (teslîm) edilmesi şarttır. Tarafların ayrılmadan kabz gerçekleşmezse akit bâtıldır. Bu hüküm bugünkü TL-dolar, dolar-euro vb. para değişimlerinde de geçerlidir. — el-Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâî’, V/215; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, VII/137
Hanefî Fıkıh — Sermâye Şirketi (Mudârebe-Müşâreke): Hanefî mezhebinde paranın işletilmesi için kâr payı esâsı ile sermâye verme câizdir (mudârebe). Şart: kâr oranı yüzde olarak belirlenir, kayıp sermâyedâra âittir, sâbit bir miktar (faiz) belirlenirse akit bozulur. — el-Mevsılî, el-İhtiyâr, III/14; Serahsî, el-Mebsût, XXII/19
Hanefî Fıkıh — Çek ve Senet Hukuku: Hanefî fıkhında çek ve senet «mukâbele bir tevsîk vesîkasıdır»; ödeme aracı değil borç ikrârıdır. Borç vâdesi geldiğinde ödenmezse alacaklının hakkı zâyî olmaz; ne kadar geç ödense ödensin borç bâkîdir. Yerel hukûka göre senet zamanaşımı olsa bile İslâm hukûkuna göre borç kalıcıdır. — İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr, V/293; Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye, mâdde 765-770
Hanefî Fıkıh — Ticârî Muhayyere: Hanefî mezhebinde alıcının üç çeşit muhayyere hakkı vardır: 1) Şart muhayyeri (3 gün içinde cayma hakkı), 2) Rü’yet muhayyeri (görmediği malı görüp beğenmeme hakkı), 3) Ayıp muhayyeri (gizli kusur ortaya çıkınca cayma hakkı). Bugünkü internet alışverişindeki 14 günlük cayma hakkı bu ictihâdların yerel hukuk yansımasıdır. — el-Mevsılî, el-İhtiyâr, II/15; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, VI/335
Hanefî Fıkıh — Eski Hâlı + Para = Yeni Hâlı (Kıyâmî Mal Takası): Kullanılmış (kıyâmî) mal yeni mal ile takas edildiğinde fiyat farkı verilebilir; çünkü kıyâmî mal misli mal değildir, kıymeti piyasaya bağlıdır. Bu işlemde ribâ cereyân etmez. — İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr, V/178; el-Mevsılî, el-İhtiyâr, II/52
Yûsuf el-Kardâvî — Modern Ticâret ve Faiz: «İslâmî bankacılık ve modern muâmelât konusunda nasstan açık hüküm bulunmayan meselelerde Hanefî mezhebinin esnek ictihâd metodu, çağın ihtiyâçlarına en iyi cevâb verebilen çerçevedir.» — Yûsuf el-Kardâvî, Fıkhu’r-Ribâ, s. 73-92; el-Helâl ve’l-Harâm fi’l-İslâm, s. 218
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin Aynı Parayla Olan Alışverişte Sıkıntı Yok, Ama Nakit Değişimler Anında Olmazsa O Ribâ Olur başlıklı sohbetinden tam detayla derlenmiş ve tez kalitesinde yeniden düzenlenmiştir.
Ek kaynaklar:
- Kur’an-ı Kerim, Nahl 16/125; hikmet ve güzel öğütle davet ilkesi.
- Kur’an-ı Kerim, Ahzab 33/21; Resulullah’ta güzel örnek oluşu.
- Nevevi, Riyazü’s-Salihin, takva, ihlas ve güzel ahlak bölümleri.
- İmam Gazali, İhya-u Ulumi’d-Din, kalp terbiyesi, ahlak ve ihlas bölümleri.
- Buhari, İman ve Rikak bölümleri, niyet, ihlas ve ahlak rivayetleri.
- Müslim, Birr ve Sıla bölümü, güzel ahlak ve kardeşlik rivayetleri.
- Tirmizi, Birr ve Sıla, zühd ve deavat bölümleri.
- Nevevi, Riyazü’s-Salihin, ihlas, takva, zikir ve güzel ahlak bölümleri.
- İbn Hacer el-Askalani, Fethu’l-Bari, ilgili Buhari rivayetlerinin şerhi.
- Kuşeyri, er-Risale, tasavvuf adabı, hal ve makamlar bahisleri.
