Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #96 — Bakara 2/151-152: «Beni Zikredin Ben de Sizi Zikredeyim» Âyetinin Tedrîsi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #96 — Bakara 2/151-152: «Beni Zikredin Ben de…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Bakara 2/151-152 Topik Girişi — «Beni Zikredin Ben de Sizi Zikredeyim» Âyetinin Yeni Cepheden Okunması

Bu akşamki dersimiz Bakara Sûresinin âyet 151 ve 152’si ile alakalı. Bu asıl üzerinde duracağımız konu 152. âyet. Öyleyse beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin ve bana nankörlük etmeyin. Baya’dan beri bu âyet-i kerîme ile alakalı böyle bir sohbet etmeye istiyordum. Birkaç daha bir şeye şahit olunca dedim bunun zamanı geldi. Bu âyet-i kerimeye biraz farklı bir cepheden haddime değil ama bakmamız gerekiyor diye düşündüm. Çünkü ehl-i zikri ilgilendiren bir konu. Ehl-i zikri ilgilendiren bir konu olduğu gibi ehl-i zikre karşı duranlara da bir cevap verilmesi gerekiyor. Tabii ilahiyatçılar ülkedeki ilahiyatçılar bilhassa benim bu bakış açıma çok düzgün bakmayacaklar. Her zamanki gibi.

Allah Hakkında

Ama biraz bu meselenin üzerinde duralım istedim. İnşallah dilimizin döndüğünce, ilmimizin erverdiğince inşâallâh bu konuyla alakalı bu akşamki sohbetimiz. Bismillah. Kemâ erselnâ fîküm Resûlen minküm yetlû aleyküm âyâtinâ ve yüzekkîküm ve yuallimükümü’l-Kitâbe ve’l-Hikmete ve yuallimüküm mâ lem tekûnû ta’lemûn. Fâzkürûnî ezkürküm ve’şkürû lî ve lâ tekfurûn. Sadekallâhü’l-Azîm. Âmîn. Bakara 2/151 ve 152. 151. Nitekim size içinizden ayetlerimizi okuyan, sizi tezkiye eden, kitabı ve hikmeti öğreten ve bilmediğiniz şeyleri bildiren bir peygamber gönderdik. Öyleyse beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin ve bana nankörlük etmeyin.


«Bizi Tezkiye Eden ve Hikmet Öğreten Peygamber» — Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e Peygamberlik Silsilesi

Cenâb-ı Hak Âdem’i yarattı. Âdem’e de bütün isimlerini öğretti. Ve Âdem’i halife olarak yarattı. Âdem’i halife olarak yaratıp dünyâ arenâsına sürdü. Dünya aranesine sürdükten sonra Cenâb-ı Hak bilinmek din bir parçası olarak kendisini en fazla bilecek, en fazla tanıyacak, en fazla aşık olacak olan, o halife olan Âdem’e tabir-i caizse kendisini tanıma, bilme, ibadet etme. Emrini verdi. Ve Âdem’den itibaren, Âdem ilk peygamber olmasıyla Âdem’den itibaren Hz. Muhammed Mustafa’ya kadar Cenâb-ı Hak insanları eğitmek, bu konuda bilgilendirmek, kendisini tanıtmak, kendisini bildirmek için peygamberler gönderdi. Peygamberlerle beraber, peygamberlere kitaplar, suhuflar büyük bir çoğunluğuna verdi. Kitabın yanında da peygamberlere ayrı yeten bir hikmet bilgisi verdi.

Ve o peygamberler kitapla beraber o hikmet bilgisiyle donatıldı. Ve bütün peygamberleri Cenâb-ı Hak yeryüzünde peygamberlik vazifesi verirken muhakkak ki kitabın yanında onlara bir de hikmet bilgisi verdi. Hikmet Allâh’ı tanıma ve bilme. Hikmet eşyanın hakikatine ulaşma, eşyanın hakikatini bu noktada o insana izhâr olması, görülmesi kısaca. Ve Cenâb-ı Hak son peygamber Muhammed Mustafa için de diyor ki, Nitekim size içinizden insan, bir melek değil sizin içinizden, sizin gibi yiyen, içen, oturan, evlenen, sizin gibi eş çoluk çocuk sahip olan, dünya sistemine uygun bir peygamber sizin içinizden ve ayetlerimizi okuyan, buradaki ayetler dediğimizde Cenâb-ı Hak’ın bütün varlık alemi girer. Bu söylediklerimin hepsi de bencesi.

Ayetler denilince bütün varlık alemi girer. Cenâb-ı Hak’ın yaratmış olduğu her şey zerreden küreye, yaratmış olduğu bütün alemler, bütün alemdeki varlıklar, her birisi, her yaratılan her şey bir âyet hükmündedir. O zaman bunun en yüksek derecede okuyan Hz. Muhammed Mustafa bize âyetlerini okuyor Cenâb-ı Hak’ın. Ve sizi tezkiye eden, bizi tezkiye etmek ne demek? Bizleri öğretmek, nefsimizi terbiye, nefsimizi tezkiye etmek, kendimizi tezkiye etmek, tezkiye etmek, öğrenmek, kendimizi tanıma, kendimizi bilme, kendimizle alakalı mücadele etme yolları, nefisle mücadele etme yolları, bunları öğreten, ayrıyeten kitabı bize öğreten, buradaki kitaptan artık kasıt Cenâb-ı Hak’ın Kur’ân-ı Kerîm’i kitabı bize öğreten ve aynı zamanda da kitabın yanında bize hikmeti öğreten.

Hem ayetleri öğretiyor, hem bizi nasıl kendimizi tezkiye edeceğimizi öğretiyor, hem ne yapıyor? Kitabı bize öğretiyor, aynı zamanda da bize kitabın yanında hikmeti öğretiyor. Ve artı bilmediklerimizi öğretiyor. Bakın hikmeti öğretiyor, artı daha ilavesi var. Bilmediklerimizi öğretiyor. Bilmediklerimizi öğretiyor dediğimizde bu âyet-i kerimeler benim nazarımda ebedi, o zaman ebedi olarak bilmediklerimizi öğretecek olan bir peygamber var. Bilmediklerimizi öğretecek. Bakın bilmediklerimizi öğretecek bir peygamber var. Bir peygamber var. Bize hem kitabı hem hikmeti öğretecek hem de bilmediklerimizi öğretecek. Bunun zamanla alakalı bir kısıtlaması yok. Zaman açık. Çünkü âyet-i kerimelerin hukuksal tarafı hariç müteşabihlerle alakalı her zaman anlamı, manası değişecek.

Ve biz zaman geçince insanoğlunun bilmedikleri de değişecek. Bilmedikleri de değişecekse o zaman müracaat edeceği yer kitap ve Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri. İster zahiri mânada müracaat etsin kitaba ve Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve selleme, ister bâtiînî mânada müracaat etsin. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine, her iki taraftan da Peygamberden sallallâhu aleyhi ve sellemden bilmediklerimizi öğreneceğiz. Çünkü önümüze bilmediklerimiz gelecek. âyet-i kerimeler açık meydanda ama mânâ itibariyle müteşâbih olanlarda mânâ değişecek, mânâ değişecek, idrak değişecek ve insanların gelişmesi değişecek ve insanların bilmedikleri olacak. Bilmedikleri olunca da dönüp dolaşacak yer iki şey bıraktım dedi çünkü kitap ve sünnet seneyesi olacak.

Bunun hem zahiri hem de bâtını olacak. Böyle bir şumullu, böyle bir bütün âlemlere rahmet bir Peygamber gönderdi ve bu Peygamber bizim yolumuzun mihmandarı ve bizim yolumuzun bu noktada rehberi, öğretmeni, öğreticisi, her şeyi. Ve bizim için büyük bir nimet, bizim için büyük bir bereket, bizim için büyük bir lütuf, ikram Allâh tarafından. Böyle olunca Cenâb-ı Hak o büyük lütfa, o büyük ikrama, o büyük ihsana, o büyüğün büyüğü olan berekete nâil olmanızın karşılığında Allâh’ı zikredin. Bunun karşılığında Allâh’ı zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Şükredin, nankörlük etmeyin. Böyle bir muhteşem bir Peygamber var. Böyle bir muhteşem Peygambere tabi olmanın, böyle bir Peygamber ümmet olmanın şükrü ancak Allâh’ı zikir.

Ankebut âyet 45 dedi diyor ya Allâh’ı zikir en büyük iştir diye, o da önümüzdeki haftanın dersi. Allâh sağlık afiyet verirse inşâallâh. o en büyük lütfa, en büyük ikrama, en büyük ihsana mahzar olmanın karşılığı Allâh’ı zikir ve onun karşılığını da Cenâb-ı Hak diyor ki Allâh’ı zikret ki ben de seni zikredeyim. Tabi 152. âyet çok açık bu konuda. Öyleyse beni zikredin ben de sizi zikredeyim. Burada duracağız.


Meâlcilerin «Mağfiretle Zikretme» Çarpıtması Eleştirisi — Allah’ın Kuluyla Beraberliğinde Perde Olmayışı

Buradaki genel olarak meallere baktığımda, genel olarak tefsirlere baktığımda, Hatta meal verim bir kısmında, meal yazarlarken hiç olmasa direkt kelimeyi yaz. Çünkü normalde kelimeyi yazmış olsa kelimenin mastarı zikir. Kelimenin kendisi zikir. Başka bir şey değil. O zaman beni zikredin ben de sizi zikredeyim. Bunu defalarca okutsak tam mastar olarak, kök olarak zikir var. Şimdi yaklaşık Kur’ân-ı Kerîm’de 300’e yakın yerde zikir kelimesi geçer mastar olarak. Ama buradaki kullanılan kök, bildiğimiz yaptığımız zikrullâh. oturup La ilâhe illallah demek. Oturup Allâh demek. Oturup Cenâb-ı Hak’ın isimlerini zikretmek. Buradaki zikirden kasıt bu. Başka bir şey değil. Ama meallere baktığımızda, Türkçe meallerine, ben Türkçelerine bakıyorum. beni zikredin ben de sizi mağfiretimle zikredeyim.

Beni zikredin ben de sizi bir lütufla, bir ikramla zikredeyim. karşılık olarak, beni zikredin ben de sizi zikredeyim. Orada Cenâb-ı Hak üstünü bastıra bastıra söylüyor. Beni zikredin ben de sizi zikredeyim. Beni zikredin ben sizi bağışlayayım ayrı. Beni zikredin ben size ikram edeyim ayrı. Beni zikredin ben size lütfedeyim ayrı. Beni zikredin ben size hediyeler vereyim ayrı. Beni zikredin ben sizi cennetime koyayım ayrı. Bakın bunların hepsi de zikrullâhın içerisinde, zikrullâhın sevabın noktasında, karşılığın noktasında bir şeyler olabilir. Ama o değil Âyet-i Kerîme. Bakın Âyet-i Kerîme o değil. Kim taşıyacaksa taşlasın beni. Âyet-i Kerîme o değil. Çarpıtıyorlar, eğip büküyorlar. Âyet-i Kerîme net, açık, defalarca dinleseniz, defalarca dinleseniz aynı şeyi bulacaksınız.

Ve oturun Âyet-i Kerîme’yi dinleyin. Âyet-i Kerîme’yi dinlerken dahi kalbinizde farklı pencereler açılacaktır. Yalnız Âyet-i Kerîme’yi benim dediğim perdede dinleyin. beni zikredin ben de sizi zikredeyim. Kafanızda, gözünüzde, beyninizde, kalbinizde, beyin önünüzde, beyin gerinizde, beyin önünüzde. Yok mağfiretimle zikredeyim. Yok ben size hediyelerle zikredeyim. Yok ben sizi şununla zikredeyim. Böyle bir şey değil. Ben Allâh’ı zikrettim Allâh da beni zikretti. Ben Allâh’ı zikrettim. O da beni zikretti. Burada öyle bir şey var ki zikirle alakalı bu. Zikirde öyle bir manevi bir perde var ki bu manevi perde Allâh’la kulunun arasında perdeyi ortadan kaldıran bir perde. Beni zikredin ben de sizi zikreteceğim.

Burada mesafe yok. Burada soğukluk yok. Burada farklı bir perdelenme yok. Beni zikret ben de seni zikreteceğim. Çünkü eğer zikrullâh meselesine bu gözle bu mantıkla yaklaşmazsam ben eğer sanki Allâh’la aramda mesafe olmuş gibi, sanki Allâh’la aram açılmış gibi, sanki Allâh’ı bir menfaatin neticesinde zikrediyormuşum gibi, sanki Allâh’a iman etmem, Allâh’ı tanımam, Allâh’ı bilmem, ondan gelecek olan lütuf, ikram, ihsan, kolaylık, ondan gelecek olan af, cennet, ondan gelecek olan rızık, ondan gelecek olan kadın, çocuk, makam, şan, şöhret değil değil. Bunların hepsi de kul ile Allâh arasında bir menfaat ilişkisi. O zaman amel eden bir farkım yok benim. O zaman ben bir basit bir ameliyim. Ben seni zikrettim, sen beni affet.

Ben seni zikrettim, bana lütfet. Ben seni zikrettim, bana rızık ver. Ben seni zikrettim, bana mağfiret ver. Ben seni zikrettim, bana eş ver. Ben seni zikrettim, bana çocuk ver. Ben seni zikrettim, bana para ver. Ben seni zikrettim, bana makam ver. Ben seni zikrettim, bana mevki ver. Ben seni zikrettim, bana şöhret ver. Ben seni zikrettim, bana ilim ver. Ben seni zikrettim, bana fıkı ilmi ver. Ben seni zikrettim, bana tefsir ilmi ver. Ben seni zikrettim, bana şunu ver. Ben seni zikrettim, bana bunu ver. Bunların hepsini de masanın Usually’ınÜstünden at kenara. hepsi de Allâh ile aranda perde ben seni zikrettim sen Allâh olduğun için zikrettim Allâh’ı Allâh olduğu için zikrettim sen Allâh’ımsın ben seni zikrettim sen benim Allâh’ımsın beni yaratanımsın hiç bir şey vermesen sıraladığın bütün herşey masanın kenarına atsan ve sıraladıklarımdan hiç birisini sen bana vermemiş olsan dahi ben seni zikrettim ve ben seni zikreteceğim ama baktığım zaman bir kısım bu âyet-i kerimi turçaya çeviren mealcilerin meallerine baktığımda bir kısım tefsircilerin tefsirlerine baktığımda kulun zikrinin karşılığını Allâh’ın zikri olarak değil Allâh’ın değişik sıfatlarının tecelliyatı olarak aktarmışlar şunu diyememişler büyük bir çoğunluğu kul Allâh’ı zikrederse Allâh da kulunu zikreder Allâh’ın kulunu zikretmesi Allâh’ın kulunu zikretmesi Allâh’a aittir Allâh’a aittir bunun tecelliyatı zikredenle zikredilenin arasındadır bunun ne olduğu zikredenle zikredilenin arasındadır çünkü zikredenle zikredilenin arasında hiçbir perde yoktur hiçbir aracı yoktur hiçbir sebep hiçbir vesile yoktur sadece zikreden ve zikredilen vardır sadece zikreden ve zikredilen var ise o zaman mana Allâh’ın alem yerine oturur çünkü kul artık çok yakındır zikrettin de yakinin yakinidir çünkü başka bir âyet-i kerimede sana benden sorarlarsa de ki ben onlara çok yakınım doğru mu? evet ben onlara çok yakınım dua ederlerse dualarını kabul ederim tövbe ederlerse günahlarını affederim yakın bir Allâh bakın burası çok önemli değerli kardeşlerim yakın bir Allâh orta yerde hiçbir menfaatsel bir tecelliyatın olmadığı bir Allâh hiçbir menfaatsel tecelliyatın olmadığı bir Allâh yakın yakının da yakını ne kadar güzel bir yakınlık sen beni zikredersen ben de seni zikreteceğim bu muhteşem bir yakınlık bunun öyle bir yakınlık ki bunda senin gecenin gündüzünü sabahını akşamını bütün varlığını tamamıyla çepe çevre saracak bir yakınlık çepe çevre saracak bir yakınlık ve Ankebût’te de ne diyor? zikrullâh Allâh’ı zikir en büyük iştir en büyük işle Cenâb-ı Hak ne yapmış? kulunu kendisine çekmiş yakın uzak bir Allâh değil mesafeli bir Allâh değil arada soğukluğun olduğu bir Allâh değil bakın arada soğukluğun olduğu bir Allâh değil perdenin olduğu bir Allâh değil perdelenmenin olduğu bir Allâh değil hepsini de reddediyorum hepsini de burada tek bir anlayış var ben Allâh’ı zikrediyorum Allâh da beni zikrediyor.

Allâh’ın beni nasıl zikrettiği Allâh’a malum o nasıl zikrettiğinden bana bir damla gösterirse ben kendimden geçerim zaten ama o beni zikrediyor bunu düşündüğümde, bunu tefekkür ettiğimde öyle bir Allâh ki kâinâtın ucu bucağı yok öyle bir Allâh ki var etmenin ucu bucağı yok öyle bir Allâh ki sıfatlarının başlangıcı ve sonu yok o Allâh bu aciz kulu veyahut da o Allâh onu kim zikrettiyse o da onu zikretti bu halife olan insanoğlu için en yüce makamlardan birisi en kutsal makamlardan birisi en yüksek perdelerden birisi en yüksek perdelerden birisi ve düşündüğümüz zaman bunu tefekkür ettiğiniz zaman zikrullâh yaparken hatta bir seher vaktinde kalkın zikrullâh yaparken la ilâhe illallah derken o esnada Allâh da seni zikretti her tevhid çektiğinde her Allâh dediğinde her hayy hu dediğinde her hak dediğinde o da seni zikretti ve hadisi kutsiler var ya kulun beni kendi nefsinde zikrederse ben de onu kendi nefsimde zikrederim kulun beni bir cemaat içinde zikrederse ben daha hayırlı bir daha yuva daha hayırlı bir daha yüksek bir cemaat içinde zikrederim kulun bana bir arşın gelirse ben ona on arşın gelirim dikkat edin Allâh’ın yakınlığına dikkat edin mesafe koymayın kendi nefsinizden mesafe koymayın o kul bir adım yaklaşırsa ben ona on adım yaklaşırım bana on adım yaklaşırsa ben ona yüz adım yaklaşırım o bana yüz adım yaklaşırsa ben ona koşarım böyle bir Allâh tefekkürü ama böyle bir Allâh tefekküründen uzaklaşıp biz nasıl tenzih edelim biz nasıl teşbih edelim derdine düşen ulema Allâh’ın zikri af ile olur Allâh’ın zikri rızık ile olur Allâh’ın zikri nimet ile olur ortaya


«Menfaatperest Kulluk Değil» — Allâh’ı Allâh Olduğu için Zikretmek; Hadîs-i Kudsî «Onunla Beraberim»

menfaatperest bir kulluk koydu değil canım kardeşim menfaatperest bir kulluk değil biz Allâh’a yakîn olmak istiyoruz yakinin de yakînî olmak istiyoruz biz rızık için zikretmiyoruz biz makam için zikretmiyoruz biz af için zikretmiyoruz biz mağfiret için zikretmiyoruz biz tövbelerimizin kabulü için zikretmiyoruz biz herhangi bir kendi nefsimize menfaatlenmek için zikretmiyoruz bizim zikrimiz Allâh’ı Allâh olduğu için zikretmek biz Allâh’tan bir şey bekleyerekten zikretmiyoruz hiçbir şey beklemeden sırf Allâh’ın Allâh olduğu için zikrediyoruz sırf ona yakın olmak için zikrediyoruz onun bizi zikretmesinden daha büyük bir makam onun bizi zikretmesinden daha muhteşem daha yüce bir şey olamaz o bizi zikrediyor o zikredeni zikrediyor o zikredeni zikrediyor düşünebiliyor musunuz? bir mümin düşünün onu zikrediyor o da onu zikrediyor bunun altından kalkmak mümkün değil bunun içinden çıkmak mümkün değil o yüzden zaten zikrulların arkasından diyor ki bana şükredin bana nankörlük etmeyin bunun akabinden diyor bunun akabinde neden? çünkü Allâh’ı zikir en büyük iş sen en büyük iştigal ediyorsun.

Allâh’ı zikrettin Allâh da seni zikretti sen bunun kıymetini değerini bilemezsin sen bunun değerini bilemediğin için şükret sen şükretmekle mükellefsin sakın kendini nefsine verme sakın kendini şeytana heva hevese verme bu büyük nimet bu büyük perde bu muhteşem yakınlık seninle alakalı değil Allâh öyle bir lütuf öyle bir ikram öyle bir ihsan öyle bir afiyet öyle bir bereket öyle bir yakınlık lütfet diyor ki bunun kulun bunun karşılığını vermesi karşılığını koyması mümkün değil kul sadece burada acizliğini bilip Allâh’a şükredip nankörlük etmemesini istiyor Cenâb-ı Hak çünkü bu nimet birincisi peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri çünkü o peygamberi ümmet olmak ve o peygamberin maddi manevi faziletlerini üzerinde toplamanın karşılığı Allâh’ı zikretmek ve Allâh’ı zikredince o da seni zikretti onun seni zikretmesinin karşılığı ancak Cenâb-ı Hak’a biz şükrederiz şükretmek çünkü onun başka bir karşılığı yok Mûsâ’ya demiş ya bana şükret Musa aleyhisselâm da demiş ki ben o kadar acizim ki sen o kadar nimet sahibisin ki demiş acizim ben seni şükretmekte o da demiş sen bu acizliğini gördüysen şükrettin saydım demiş o acizliğini görününce şükrettim saydım demiş kardeşler o yüzden Allâh’ı zikir bu manada aslında zikredenler için farkına varmadıkları idrak edemedikleri en büyük işlerden ve lütuflardan birisi ve bu manada inceledim 6-7 tane tefsir ve inceledim 9-10 tane 20 tane yakın mehallere baktımda hepsi de buna böyle bir karşılık koymuşlar genel olarak hatta denilebilir ki birbirlerini böyle şey yapmışlar taklit etmişler birisi demiş Allâh’ın zikretmesi mağfirettir rahmettir hepsi de hemen hemen birbirini taklit etmiş bu konuda büyük bir çoğunluğu bu taklitle yürümüşler ben uzun zamanda beri mehallere baktımda bunu görüyorum hatta mehallerde böyle ben bunu paylaşırken kendim bunu aslına çevirerekten paylaşıyorum yoksa bakıyorsunuz mehalle diyor ki kuldan için Allâh’ı zikret ben de seni affımla zikredeyim değil o değil aslı o değil aslı o olmayınca mesele tam hakikatine ulaşmadığına inanıyorum hadisi kutsi ben kulumun benim hakkımda yaptığı zanına göreyim o beni zikretti mi o beni zikretti mi onunla beraberim hadisi kutsi bu haride müslümde bakın özellikle aldım bu hadisi kutsiyi ben kulumu zanlı üzeriyim beni zikretti mi onunla beraberim arada perde var mı arada perde var mı beraberim arada bir menfaatsel bir ilişki var mı yok yok bakın bize peygamber öğretiyor ya âyet-i kerimenin 151. âyet neydi içimizden bir peygamber bize ayetleri öğreten kitabı öğreten hikmeti öğreten tezkiye yolunu öğreten ve bilmediklerimizi öğreten bir peygamber o peygamberin ağzından çıkan hadisi kutsi o beni zikretti mi onunla beraberim eğer o beni nefsinde zikrederse ben de onu kendi nefsimde zikrederim o beni cemaatle zikrederse onunkinden daha hayırlı bir cemaat içinde zikrederim o bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir zira yaklaşırım o bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım o bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak gelirim bu hari müslüm bakın burada yakinleşme söz konusu olurken arada herhangi bir menfaatsel ilişki yok kul Allâh’ı zikretti kul Allâh’ı zikredince Allâh onunla beraber oldu kul Allâh’ı zikretti Allâh onunla beraber olunca kul daha da ne yaptı yakîn olmak için şeklendi yakîn olmak için heyecanlandı yakinliğin yakinliğini istedi


Mûsâ-Tûr-i Sînâ Mecâzı — «Bana Bir Karış Gelirse Ben On Karış Gelirim»; Sımsıcak Yakîn Hâli

Mûsâ Aleyhisselâm Tûr-i Sînâ’ye gitti Tûr-i Sînâ’da Cenâb-ı Hak’la görüşüyor Cenâb-ı Hak sıfatsal olarak bulutumsu bir durumda ona vahy ediyor bir bulutumsu bir şey var hava var bulutumsu bir şey ses, vahy onun içinden geliyor öyle bir hal oldu ki Mûsâ’da dedi ki göremez miyim seni bu yakinliğin sarhoşu Mûsâ Aleyhisselâm onu görmek istedi göremez misin görmek istiyorum deyince dedi ki dayanamazsın bak dedi şu dağa bak o dağa baktı o dağa Cenâb-ı Hak sıfatsal olarak tecelli edince o tecelliyata Mûsâ Aleyhisselâm dayanamadı bayıldı gitti bakın ümmet-i Muhammed’in kıymetine bakın ümmet-i Muhammed için Cenab-ı Allâh Celle Celaluhu böyle bir şey söylemiyor diyor ki bana bir karış gelirse ben ona on karış gelirim o bana bir adım gelirse ben ona on adım gelirim o bana on adım gelirse yüz adım gelirse ben ona koşarım burada yakinlikle alakalı simsicak bir ortam var simsicak bir ortam Allâh kuluna simsicak bir ortam hazırlamış tabiri caizde yakinim sana diyor sana senden de yakınım sen beni zikrettiğinde ben seninle beraberim ben zaten seninle beraberim ki zaten seni kudretimin kuvvetimi sarmışım zaten senin bütün sıfatlarıyla ben seni sarmış dolamışım sen bunun farkında değilsin ama sen farkında olaraktan kulluk gösterip beni zikrettiğinde ben seninle o zaman husûsî bir beraberlik sağlarım husûsî bir beraberlik ben onunla beraberim bunu düşündüğünüzde vallahi de billahi de tillahi de bunu aklınız dayanmaz akıl burada pas geçer der ki ben bunu idrak etmem mümkün değil çünkü Allâh’ın kuluyla beraber olmasını aklın idrak etmesi mümkün değildir akıl burada pas geçer akıl perest olanlar da bu yüzden Allâh’ın kulunu zikretmesini anlamadıklarından aklına vurduklarından dolayı pas geçiyorlar şuradan zikretmiştir buradan zikretmiştir diye değil Allâh yakınlığın yakınlığına yakınlığın de yakınlığını sunuyor diyor ki ey iman eden kullarım ey takvaya ermek isteyen kullarım ey bana yakîn olmak isteyen kullarım ey beni tanımak isteyen kullarım ey beni bilmek isteyen kullarım ey beni seven kullarım sevdikleri için de zikreden kullarım beni zikrettiğinizde ben sizinle beraberim beni zikrettiğinizde ben de sizi zikrediyorum ama siz benim zikrimi duymuyorsunuz ama siz benim zikrimi görmüyorsunuz siz görenlerden ve duyanlardan değilsiniz eğer görenlerden ve duyanlardan olmuş olsaydınız Allâh’ı bütün fiiliyatta Allâh’ı bütün zerrede kürrede Allâh’ı bütün varlık aleminde gözünüzün gördüğü görmedi elinizin ulaştığı ulaşmadı bildiğiniz bilmediniz her noktada her perdede Allâh’ı zikrederdiniz çünkü varlık tamamıyla onu zikrediyor çünkü varlığın üzerinde tamamıyla her şeyde mührünü vurmuş ve sen onun mührünü görüyorsan ve onun mührünü biliyorsan onu zikretmekten başka da bir halin yok ve o zikir haline ulaştığında sen yakinin de yakînî yakinin de yakinisin ve yaklaştıkça yaklaşmak isteyeceksin sevdikçe sevmek isteyeceksin sarıldıkça sarılmak isteyeceksin yakîn olmak istedikçe yakîn olacaksın yakîn olmak istedikçe yakîn olacaksın ama o hiçbir zaman senden uzaklaşmayacak ve sen bir adım gittiğinde o sana on adım gelecek sen ona on adım gittiğinde o sana yüz adım gelecek sen ona yüz adım gittiğinde o sana koşarak gelecek arkasını dönen bir Allâh yok arkasını dönen bir Rab yok her şeyiyle sana tabir-i caizse bağrını açmış,kollarını açmış koş bana diyen bir Allâh var ve bu Allâh bizim önümüze önümüze sicecik bir ortam koyuyor soğuk değil,soğuk değil,uzak değil bakın şunu diyebilirsiniz diğer ibadetlerde uzaklık mı var bütün ibadetlerde ritüeller var namaz kılıyorsunuz ritüeller var oruç tutuyorsunuz ritüeller var dakikası var,saati var,zamanı var hacca gidiyorsunuz ritüeller var saat ver,dakkası var,günü var zekat veriyorsunuz ritüeller var her şeyin bu ibadetler yapılmayacak bu ibadetleri küçük görmek değil bakın hepsi de bir ritüele bağlı hepsi de bir zamana bağlı hepsinin de içinde dışında uyulması gereken ritüeller var ama muhteşem bir şey Allâh’ı zikretmenin hiçbir ritüeli yok Allâh’ı zikretmenin hiçbir ritüeli yok Allâh’ı zikretmenin hiçbir ön şartı yok Allâh’ı zikretmenin hiçbir geri planı yok Allâh’ı zikretmenin hiçbir menfaatsel bir perdesi yok


«Zikrullâhın Hiçbir Ritüeli, Ön Şartı Yok» — Ay Hâli, Cünüblük, Abdestsizlik Karşıtlığı; Halaka Kapısı Açık

namaz sizi kötülüklerden alıkoyar geçmiş ümmetlere farz kılındı gibi namaz da size farz kılınmıştır namaz sizi kötülüklerden alıkoyar geçmiş ümmetlere farz kılındı gibi oruç da size farz kılındı evet onun da ritüelleri var onun da bir karşılığı var kim bir gün oruç tutarsa bilmem kaç yıllık Allâh onun günahını siler affeder öyle ya bilmem kaç günlük yol mesafesinde Allâh onun günahını affeder hatta bir adı şefti diyor ki kim Allâh için bir gün oruç tutsa Allâh onun bütün günahlarını affeder karşılık var kim zekatı dost doğru verirse Allâh onu bereketlendirir nimetlendirir zekatın kimlere verileceği de belli ritüelleri var hac ritüelleri var hepsinin ritüeli var hepsinin kaideleri var bunları böyle yapacağım bunu böyle yapacağım doğru mu doğru öyle mi öyle yapılması mı gerek evet Allâh böyle bir şart koşmuş böyle bir ritüeller koymuş ama zekretmenin hiçbir ritüeli yok hiçbir ön şartı yok ay halinde zikreder cünüpsün zikredersin abdestsizsin zikredersin.

Müslümanların ibadet edemeyeceği haller ne cünüb halidir cünüb halinde ibadet edemezsiniz namaz kılamazsınız cünüb halinde oruç tutamazsınız önce cünüplükten çıkacaksınız abdestiniz olmazsa namaz kılamazsınız cünüb bir şekilde oruç tutamazsınız cünüb bir şekilde hadîs yapamazsınız önce cünüblükten temizlenmeniz lazım zikrullâh öyle değil her halükarda zikrullâh var zikreder temizlenmeniz lazım zikrullâh öyle değil her halükarda zikrullâh yaparsınız kadınlar için muayen günlerinde ibadet edemezler şimdi bir sürü zırtoboz çıktı muayen günde de oruç tutarsınız namaz kılarsınız diyen sapıklar sapık bildiğiniz sapık onlar dini ifsat etmek için ajan onlar evet ülkenin içine katılmış islam dünyasının içine katılmış ajan onlar bildiğiniz ajan ilim filan erbabı değil onlar onlar batılıların ajanları kafirlerin ajanı onlar mesela zikrullahla alakalı kadınların için kadın ne ay hali Allâh’ı zikretmesine engel değil ne lohusa nifas halinde Allâh’ı zikretmesine engel değil hangi halde olursa olsun hangi durumda olursa olsun nerede olursan ol Allâh’ı zikir var hiçbir ritüele ihtiyac yok hiçbir ritüele ihtiyac yok ben bazen dersini aldığımız arkadaşlar oluyor onlara zikrullahı yasaklamıyorum diyorum ki siz düzgün gidip geldiniz müddetçe zikrullahınıza engel olamam ama burada nahoş şeyler yaparsanız o zaman topluluğun hukukunu korumak zorundayım o zaman sizi katmam ama öbür türlü ben seni zikrullahına yasaklayamam sebep ben seni o konuda en büyük işten men edemem ben yapamam bunu o zaman ben seni zikrullahına yasaklayamam ben yapamam bunu o yüzden ben dergaha girdiğimden beri benim zikrullâh yaptığım yerin kapısı açıktır herkes açıktır polisine de savcısına da hakimine de seveni de ne sevmeyene de herkes açıktır aha kapı açıktır girene eyvallâh gidene hoşça kal zikrullâh kapısı kapanmaz çünkü Allâh’ı zikir en büyük iştir birisini men edemezsin duyuyoruz ya bazen sen bizim tarikattan değilsin o yüzden derse katılamazsın cehalet Allâh’ı zikretmenin Allâh’ı zikretmenin faziletini kıymetini derecesini yüksekliğini bilmeyen insanların cehaleti ya orada Süleyman Çelebî’nin lafzıyla bir kez Allâh dese o lisan dökülür cümle günahları mislihazan o kimsenin bir kez Allâh demesini sen nasıl kısıtlayabilirsin sen onu nasıl engelleyebilirsin.

Allâh’ın mehşetlerinde zikrullahı yasaklayanlardan daha zalim kim olabilir Allâh’ı zikir yapılan her yer Allâh’ındır kulların değildir sen evini zikrullâh açtın senin değil Allâh’ın orası o ibadet orada olurken orası Allâh’a ait sana ait değil böbürlenme hatta sana zikrullâh’a gelenlere hürmet et büyük bir lütuf büyük bir ikram büyük bir ihsan evini zikrullâh açmışsın birileri zikrullâh gelmiş veya sen vesile olmuşsun bir yerde zikrullâh oluyor yemin ediyorum vallahi de billahi de karşılığını bilmiş olsa buradaki cemaat hepsi de evlerini zikrullâh açarlar yoldan para verirler yövmiyeli adam tutarlar derler ki gel bu gece sen burada zikrullâh’a katıl bizle beraber gecenin seni yövmeyen ne kadar bin lira al kardeşim bin lira sana gel burada Allâh’ı zikret ya gel Allâh’ı zikret önemli değil istersen ihlasla zikret ister ihlatsız zikret istersen amele tavrında zikret o zikret ya ver ona bin lira yemin ediyorum bin lira değil yüz bin lira versen karşılığını bulamazsın onun alamazsın.

Allâh’ı zikir bu Allâh muhâfaza eylesin. Cenab-ı Hakk’ın başka bir şeyi yok o yüzden


«Cihâdda Üç Kılıç Kıran Zikredene Müsâvî» — Allâh Resûlü’nün Zikrullâh Fazileti Tedrîsi

Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Allâh’ı zikredenlerin sevabını derecesini cihâd edip şehit olanlardan yüksek tuttu dedi ki sahâbe ya Resulallah Resulallah cihâd etmekten mi fazil etti evet dedi hatta dedi bir kılıcı elinize alsanız kırılıncaya kadar savaşsanız ikinci bir kılıcı alsanız o da kırılıncaya kadar savaşsanız üçüncü bir kılıcı elinize alsanız o da kırılıncaya kadar savaşsanız zikrullâh yapanla dedi musavi olursunuz denk olursunuz üstün olmadı bakın denk oldu cihâd meydanında üç tane kılıç kırdı ki bu cihâd meydanında üç tane kılıç kırması çok zor bakın çok zor üç tane kılıcın kırılması cihâd meydanında çok zor velev ki üç tane kılıç kırıldı Allâh’ı zikir yapanla musavi denk oldu böyle olunca o zikrullâh Allâh’ı zikretmek o muhteşem kelimesi onu açıklamaya yetmez Allâh’ı zikretmenin yüceliğini dünya üzerinde ne kadar dil ve harf varsa hepsini de cümleler kursanız anlatamazsınız karşılığı yetmez bakın anlatamazsınız bunu anlatabilecek bir tefsir yok bunu anlatabilecek bir kelam bunu anlatabilecek bir dil yok yok bunu anlatmaktan daha aciziz Allâh’ı zikretmenin bu noktada faziletini anlatmaktan daha aciziz karşılığında kelime bulmamız mümkün değil bakın Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem azze ve sellem anlatırken diyor ki cihattan da üstün deyince evet cihattan da üstün diyor ama diyor bir kılıcı eline asan kırsan bir daha alsan bir daha kırsan bir daha alsan bir daha kırsan ancak diyor denk gelir müsaade olur üstün olmaz yine diyor bunu hangi cümleyle anlatacaksınız bunu hangi cümleyle insanlara edebiyât parçalayacaksınız mümkün değil bu ancak bir hal bu ancak ne kadarsa gönlüne gelebilecek olan bir ilm-i ledünn olur ve bu ne kadar gelir geldiği kadar bunu anlar hissedersin ve işin tuhaf tarafı onu da kelimeye dökemezsin yine İbn Mâce Ahmed b.

Hanbel ve bu hâlde geçiyor hadîs-i şerîf kulun beni zikrettiği ve dudakları benim zikrimle kıpırdadığı müddetçe ben o kulunla beraberim bu ayeti kerimenin açıklayıcısı hadîs-i şerîfler biz o ayeti kerimenin ne olduğunu peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin öğretmenliğinden alıyoruz diyor ki kulun beni zikrettiği ve dudakları benim zikrimle kıpırdadığı müddetçe ben o kulunla beraberim bakın arada bir perde var mı?


İbn Mâce-Ahmed b. Hanbel Hadîs-i Şerîfi — «Kulun Dudakları Zikrimle Kıpırdadığı Müddetçe Onunla Beraberim»

beraberim beraberim bunu kendi kendinize sabaha kadar düşüneceksiniz, tefekkür edeceksiniz kelime bulamazsınız son hadîs-i şerîf müslümde geçiyor büyük bir kısmı bir kısmında sufilerin kabul ettiği bir genel olarak bir hadîs-i şerîf ama bir kısmı müslümde var bunu buraya almamın bir sebebi de rahmetli şey efendi Allâh rahmet eylesin bunu bize anlatırdı normalde sohbetlerde bunu bize birkaç sefer anlattığı olmuştu öyle bir gözümle ne geldi o yüzden onu da dedim bu akşamki konuya konuyla alakalı onu da dedim ilave edeyim


Hz. Ali (r.a.) Cehrî Zikrullâh Pîri — Hz. Peygamber’in Üç İlme’l-Ayne’l-Hakka’l-Yakîn Tevhîd Telkîni

Hazreti Ali radıyallâhu an hazretleri naklediyor bunu Hazreti Ali Efendimiz Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine soruyor diyor ki ya Resulallah kulu Allâh’a en fazla yaklaştıran kolay ve Allâh’a göre en üstün yolu sorduğunda iyi dinleyin kulu Allâh’a en fazla yaklaştıran kolay ve Allâh’a göre en üstün yolu sorduğunda Hazret-i Peygamber halvet içinde Allâh’ı zikretmeye devam etmelisin buyurmuş bunun üzerine Hazreti Ali zikrin fazileti bu kadar büyük bunu herkes yapabilir mi sorusu üzerine Hazret-i Peygamber ya Ali yeryüzünde inanarak Allâh Allâh diyen tek fert kalıncaya kadar kıyamet kopmayacaktır bu malum buraya kadar olan bütün hemen hemen hadîs kitaplarında var olan bir şey sözlük bu bir şey yeryüzünde inanarak Allâh Allâh diyen Allâh’ı zikreden sizin bizim yaptığımız zikrullâh gibi yapan tek fert kalıncaya kadar kıyamet kopmayacaktır buyurdu.

Hazreti Ali’nin ya Resulallah nasıl zikredeyim sorusu üzerine gözlerini kapa ve üç defa söyleyeceklerimi dinle sonra onları tekrar et ben dinleyeyim buyuran Hazret-i Peygamber üç defa buyurun La ilâhe illallah Hak Muhammedun Resûlullâh cemî’an Enbiyâ ve’l-Mürselîn Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri kelime-i tevhidi üç sefer gözlerini kapataraktan ve la’yı üç elif miktarında uzataraktan Hazreti Ali radıyallâhu an Hazretlerine tevhidi üç sefer ona telkin etti ona öğretti birinci tevhid ilmel yakîn ikinci tevhid aynel yakîn üçüncü tevhid hakkel yakîn olarak Hazreti Ali radıyallâhu an Hazretlerine tevhidin hakikatini ona gösterdi tevhidin hakikatini ilmin onun tavrıca ise gönlüne ilham olarak inmesine vesile oldu ve Hazreti Ali radıyallâhu an Hazretleri ilmin kapısı oldu Hazreti Ali radıyallâhu an Hazretlerini Ali’nin döndüğü yere hakkı döndür sırrına müşerref oldu ve Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bunu öğrettikten sonra dedi ki şimdi aynı şeyleri bana sen tekrar et ondan sonra da Hazreti Ali radıyallâhu an Hazretleri ilmel yakîn aynel yakîn hakkel yakîn tevhid perdelerini söyleyerekten Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de seri sulukunu tamamladı ve Hazreti Ali radıyallâhu an Hazretleri Cehri zikullahın piri Cehri zikullahın tavrıca ise doğuş noktası Hazreti Peygamberden almış olduğu Cehri zikrin ve bütün manevi hallerin ondan sonra gelenlerine dağıtılacak bir yol oldu Hazreti Ali efendimiz o yüzden Cehri zikrullâhın tavrıca ise pınar başısı oldu Hazreti Ali efendimiz peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Allâh’ı zikretmenin en kolay ve en yüce bir fiiliyat olduğunu ona da anlatmış oldu Hakkınızı helal edin Tabi bu zikredenlerinde her zikredenin kendine ait mertebeleri vardır kendine ait dereceleri vardır Bunlar da ayrı ayrı ders konusudur Nefis meratipleriyle ve kalbi meratipleriyle zikrullâhın meratipleri hepsi de birbirinin içerisinde karışmış bir şekilde gider Daha fazla vaktinizi almak istemiyorum bir sürü not almışım Allâh’tan bir şey gelmezse önümüzdeki haftada Ankebût 29/45 Allâh’ı zikretmek en büyük iştir bu akşamın devamı olacak Hakkınızı tekrar helal edin bizden da helal olsun.

Allâh razı olsun inşâallâh Üç İhlâs bir Fâtihâ-i Şerîfe Altyazı M.K.


Kaynakça ve Referanslar

  • Bakara 2/151-152 — «Fâzkürûnî Ezkürküm»: «Kemâ erselnâ fîküm Resûlen minküm yetlû aleyküm âyâtinâ ve yüzekkîküm ve yuallimükümü’l-Kitâbe ve’l-Hikmete ve yuallimüküm mâ lem tekûnû ta’lemûn. Fâzkürûnî ezkürküm ve’şkürû lî ve lâ tekfurûn» (Nitekim size içinizden ayetlerimizi okuyan, sizi tezkiye eden, kitabı ve hikmeti öğreten ve bilmediğiniz şeyleri bildiren bir peygamber gönderdik. Öyleyse beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim, bana şükredin nankörlük etmeyin) — Bakara 2/151-152; Taberî, Câmiu’l-Beyân 2/26-30; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 4/146-150; İbn Kesîr, Tefsîr 1/198; Kurtubî, el-Câmi’ 2/170; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • Hz. Âdem’in Halîfeliği ve Peygamberlik Silsilesi: «innî câilun fî’l-ardı halîfeh» (Ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım) — Bakara 2/30; «ve alleme Âdeme’l-esmâe küllehâ» (Allâh Âdem’e bütün isimleri öğretti) — Bakara 2/31; «peygamberlere kitâb ve hikmet verilmesi» — Âl-i İmrân 3/81; Mâ’ide 5/110; «hâtemü’l-enbiyâ» — Ahzâb 33/40; «mâ erselnâke illâ rahmeten li’l-âlemîn» — Enbiyâ 21/107; modern okuma — Bediuzzamân, Sözler 23. Söz; «hikmet bilgisi» tâbiri — sufî terminoloji — Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü.
  • «Allâh Kuluyla Beraber» — Hadîs-i Kudsî: «enâ ind a zanne abdî bî, ve enâ meahû izâ zekarenî, fe-in zekaranî fî nefsihî zekertuhû fî nefsî, ve in zekaranî fî melein zekertuhû fî melein hayrin minhüm, ve in tekarraba ileyye şibran tekarrabtu ileyhi zirâan, ve in tekarraba ileyye zirâan tekarrabtu ileyhi bâan, ve in etânî yemşî eteytuhû herveletâ» (Kulum beni nasıl zannederse öyleyim; beni zikrederse onunla beraberim — kendi nefsinde zikrederse kendi nefsimde zikrederim, cemâat içinde zikrederse onlardan daha hayırlı bir cemâat içinde zikrederim; bana bir karış yaklaşırsa bir arşın yaklaşırım, bir arşın yaklaşırsa bir kulaç yaklaşırım, yürüyerek gelirse koşarak gelirim) — Buhârî, Tevhîd 15, 35, 50 (7405, 7505, 7536); Müslim, Zikr 2, 20-21 (2675, 2687); Tirmizî, Daavât 131 (3603); İbn Mâce, Edeb 58 (3822); Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/251.
  • Mûsâ Aleyhisselâm’ın Tûr-i Sînâ Tecellîsi — «Lentarânî»: «kâle Rabbi erinî enzur ileyk, kâle len terânî velâkin’inzur ile’l-cebeli fe-ini’stekarra mekânehû fesevfe terânî» (Mûsâ: Rabbim, bana zâtını göster bakayım sana; Allâh: Sen beni göremezsin, fakat şu dağa bak, eğer yerinde durursa beni göreceksin) — A’râf 7/143; Taberî, Câmiu’l-Beyân 13/106-110; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 14/235; «şükür hâdîsesi-Mûsâ» — sufî tâbiri — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; «yakîn ve tecellîyât» — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara.
  • Zikrullâhın Ritüelsizliği — «Hâlâ İçi Hâli Hâle Zikretmek»: «yezkurûna’llâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim» (Allâh’ı ayakta, otururken, yan yatarken zikrederler) — Âl-i İmrân 3/191; «zikrullâh sınırlandırılamaz» — Ahzâb 33/41-42; Cuma 62/10; «kadın ay hâlinde zikir» — İbn Âbidîn, Hâşiye 1/192; «cünüb halinde zikir» — Buhârî, Hayd 7-8; Müslim, Hayd 30 (305); modern fıkıh — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; Vehbe Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletuhû 1/438.
  • «Zikr Cihâttan Üstün» Hadîsi — «Üç Kılıç Kırma Müsâvîliği»: «yakûlu’r-Resûlu: elâ ünebbiüküm bi-hayri a’mâliküm… zikrullâhi te’âlâ» (Size en hayırlı amellerinizi haber vereyim mi?… Allâh’ı zikretmektir) — Tirmizî, Daavât 6 (3377); İbn Mâce, Edeb 53 (3790); Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/195; Hâkim, el-Müstedrek 1/496; «cihâd-zikr karşılaştırması» — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 2/56; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • «Dudakları Zikrimle Kıpırdayan Kulla Beraberim» — İbn Mâce-Ahmed b. Hanbel Hadîsi: «mâ zâle abdiyye yezkürunî ve teteharreku bî şefetâhu fe-enâ meahû» (Kulum beni zikrettikçe ve dudakları benim zikrimle kıpırdadıkça onunla beraberim) — İbn Mâce, Edeb 53 (3792); Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/188; Hâkim, el-Müstedrek 1/495-496; Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 1/417; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Hz. Ali (r.a.) Cehrî Zikrullâh Pîri — «İlme’l-Ayne’l-Hakka’l-Yakîn» Tevhîd Telkîni: Hz. Ali’nin Hz. Peygamber’den aldığı tevhîd telkîni rivâyeti — Hz. Ali’nin Hz. Peygamber’e «en yüce ve kolay yol» sorusu — sufî hâtırât — Mevlânâ Hâlid el-Bağdâdî, Risâle-i Hâlidiyye; Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; «üç ilme’l-ayne’l-hakka’l-yakîn» mertebeleri — Tekâsür 102/5-7; Vâkıa 56/95; Hâkka 69/51; sufî tâbiri — Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü; «Hz. Ali ilmin kapısı» — Tirmizî, Menâkıb 20 (3723); Hâkim, el-Müstedrek 3/126; «cehrî zikr silsilesi» — Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarîkatlar Tarihi.
  • Filistin ve Doğu Türkistân Mücâhidlerine Niyâz: «mü’minlere yardım Allâh hakkıdır» — Rûm 30/47; «Allâh dilediğine yardım eder» — Sa’d 38/61, Mü’minûn 23/26; «zâlimlere lânet niyâzı» — Hûd 11/18; Bakara 2/161; Şuâra 26/227; modern Filistin meselesi — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; Doğu Türkistân meselesi — Mustafa Müftüoğlu, Yalan Söyleyen Tarih Utansın; Sezai Karakoç, İslâm’ın Dirilişi.
  • Karabaş Silsilesi ve Bakara 152 Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; «Fâzkürûnî Ezkürküm» tedrîsi — Karabaş cehrî zikrullâh halaka tatbîki; modern Karabaş tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Zikir, Tevhîd, İhsân, Kalb, Sünnet, Halife, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı