Mesnevî 1855. Beyit’inden Devâm — «Dünyânın Lütfetmesi ve Yaltaklanması Hoş Lokmadır Ama Az Ye»
1855. Beyitten devam ediyoruz. Dünyanın lütfetmesi ve yaltaklanması hoş bir lokmadır. Ama az ye. Çünkü ateşten bir lokmadır. Ateş gizlidir, zevki meydanda. Dumanın sonunda meydana çıkar. Bu bir insanın methedilmesiyle alakalıydı ya. Normalde geçen haftaki beyitler methedilmekle alakalıdır. methedilmenin bir insanın nefsine tatlı geldiği methedilmenin insana olan zararları konu buydu. Aynı şekilde devam ediyor aynı konuya. Dünyanın lütfetmesi, yaltaklanması hoş bir lokmadır ama az ye. bu dünya üzerinde dünyalık olarak bir insanın methedilmesi. bu şimdi bir yerde amirseniz, memursanız veya birisinin sizde bir işi var ise, birisinin sizde mecbur bir, sizden bir menfaati var ise o size ne yapacak?
Dedim Hakkında
O sizi methedecek, olduğundan fazla gösterecek gibi. Veyahut da normal şartlarda da dünya insanın etrafında nimetlerini saçacak, dünya lütfetecek ona. O yaltaklanacak dünya. Çünkü dünya sevgisi olmayan bir kimseye dünya yaltaklanır, peşinden koşar. Dünyanın peşinde koşana dünya kendini kaptırmaz. O koşar dünyanın peşinde boyuna. Birisi dünyaya sırtını dönse, sevgi noktasında dünya yaltaklanmaya başlar onun etrafında. birisi gelir, bak böyle bir iş var bu işi yapalım, bir başka birisi gelir, bak buradan çok güzel para kazanırsın, bu işi yap, bir başka birisi gelir, birisi şöyle zengin olmuş, böyle bir para kazanmış filan. Bu seni böyle tekrar dünya sevgisini aşılamaya çalışır. Bu dünyanın yaltaklanmasıdır sana.
«Sufîliği Bozan Dünyâ Yaltaklanması» — Anne Dede’nin Bayındır Hâtırâsı; Dünyâ Sevgisinin Tahrîbi
Bu sufilerde de olur. Mesela bir kimse sufilik yapmaya çalışır, dünya yaltaklanır ona. Onun sufilini bozacak etrafında, çizgisini bozacak hal ve hareketler olmaya başlar. Bundan normalde dünyanın yaltaklanmasından, dünyanın lütfetmesinden hiç kimsenin kurtuluşu yoktur. Hz. Pîr diyor ki, bundan az ye, dünya bir nehir gibidir, dünya okyanus gibidir, ihtiyacın olanı al oradan. Ya sen kendini bozma dünyalık için, bakın sen kendini bozma. Dünya gelecek, gelecek İslam zenginliğe karşı değil ve abi kimse kendince şöhret bulmuş. Şöhret olmuş o, bu normalde yadırganacak bir şey değil. Şimdi gözüme çarptığı için söyleyeceğim, usta hakkını helal et sen de. Şimdi bir mevzu oluyor mesela arabe lütfu usta, aaa lütfuyu tanıdın mı sen, tanıdın mı benim.
O bakıyor bu tip işlere, şimdi boya kaparta da şey olmuş, belli bir isim sahip olmuş, şöhret sahip olmuş. Şimdi o kimse mesela ustalığıyla, esnaflığıyla, sanatığıyla, insanlığıyla, adamlığıyla kendinden şöhret olmuş. Bu ayıpsanacak bir şey değildir. Bakın bu ayıpsanacak bir şey değildir. Bir kimse şöhret olmaya çalışırsa ayıpsanır. Bu yanlıştır. Ama öbür türlü kendinden sanatıyla, bilgisiyle, ilmiyle, tevazusuyla o böyle bir hale olmuş onda. Bunda bir sıkıntı yoktur. Allâh bizi affetsin. Dünya normalde tabi metedilmek ya konu, metedilmek olunca senin nefsi terbiye görmemiş bir kimsenin etrafında dünya yaltaklanır, dünya onun etrafında dönerse o kimse bozulur. Veyahut da nefsi terbiye görmemiş bir kimse metedilirse o kimse bozulur.
Nefsi terbiye gördüyse bundan çok etkilenmez ama nefsi terbiye görmediyse, belli bir nefis terbiyesinden geçmediyse evet bundan bozulur. Hazret-i Pîr diyor ki bundan az ye. buna kanma, bu seni aldatmasın. Çünkü ateşten bir lokmadır. bu fazla metedilmek ateşten bir lokmadır. Bu terbiyeyi almazsan, kendi nefsini durdurmazsan sen o ateşten lokmayı yersin. O zaman nedir ateşten lokma? Sen cehennemlik amel işlersin. Cehennemlik bir ahlaka sahip olursun. Cehennemlik bir ahlaka sahip olursan da dumanı sonra çıkar. ne yapar? Sen cehenneme doğru yol alırsın. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden dünyada metedilmek veya dünyanın o insana yaltaklanması, dünyanın o insanın etrafında dönmesi nefse hoş gelir, tatlı gelir.
Ama bunların hepsi de geçici olan şeylerdir. Bu dünya geçicidir. Nerede dedenin babası? Yok. Bakın geçici. Benim anne dedem Bayındır’ın hemen hemen en zenginlerinden birisi. Bu arkamıza yaslandığımız dağın büyük bir kısmı anne dedemin. Ova’da, kırda, orada burada. Annemle bir yere git. Annem burada kır var, 35 bölüm burayı sattılar. Burada 25 bölüm şu vardı sattılar. Burada şu vardı sattılar. Burada bu vardı sattılar. Anneme diyordum, anne bir daha ben seni çıkarmayacağım dışarı. Sebebi, kadın kendi kendine bunlarısı da bizimdi, burası da bizimdi, burası da bizimdi. Nerede? Dedem öldüğünde bir tek oturduğu ev kalmıştı. Sattı hepsini de. Dayımlarla beraber hepsini satmışlardı. Ne oldu? Dünya geçti.
Adam sonuçta dimdik öldü. Ayağında körüklü çizmesiyle öldü. Eyvallâh. Ama dünya dediğine denilen şey bıraktı gitti. Bakın kalmadı bir şey. O zaman nefse tatlı gelir dünya, hoş gelir dünyadayken. Burada tekrar altını çiziyorum. Biz dünya sevgisine karşıyız. Zenginliğe değil, insanın, Cenâb-ı Hak vermiş, lütfetmiş, ikram etmiş. Bizim bu konuda ona söylenecek bir sözümüz yok. Ama dünya sevgisi bir insanın içerisinde durduğu müddetçe o kemale ermez. Dünya sevgisi öyle bir şeydir ki kardeşi kardeşler eder. Karı koca arasını bozar, iki ortak arasını bozar, bozar. Anne baba çocuk ilişkisini bozar. Dünya sevgisi öyle bir kötü sevgidir. Allâh muhâfaza eylesin. İnsanın ne kardeşliğini ne arkadaşlığını ne dostluğunu ne eşliğini ne anne babalığını ne evlatlığını bırakır.
Adam kendi evladını mahkemeye veriyor ya. Evlat kendi annesini babasını mahkemeye veriyor. Dünya sevgisi bu. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden normalde senin etrafında senden nemalanacak olan, menfaat gözetecek olan kimseler ne yaparlar? Seni fazla methederler. Seni fazla methederekten senin hoşuna gider bu. Sana tatlı gelir. Ve normalde güzel lafızlar, süslü kelimeler, yaldızlı cümleler kurarlar. Sen o süslü kelimelere, yaldızlı cümlelere kanma. O yaldızlı cümleleri, o yaldızlı kelimeleri konuşanlar seninle menfaati bittiğinde hepsini unuturlar. Allâh muhâfaza eylesin.
Methiyenin İlâcı — «Kendi Eksikliklerini Önüne Koymak»; Kalpte Tevhîd Olmazsa Şimşek Vurması
O yüzden Kemal Ehli olan bu siri de konuşacağı yerde konuşmuyor, konuşmayacağı yerde konuşuyor. Şimdi etrafındaki o kimseler ne yapacaklar? O etrafındaki o kimseler onu böyle söyleyenler senden menfaat gözetiyor. Senden menfaat gözettikleri için seni methediyorlar. Allâh muhâfaza eylesin. Methedildi. Bu noktada dünya methedilme noktasında senin önüne seriyor. Dostun da olsa düşmanın da olsa. Bunun ilacı şudur. methedilmenin sendeki, öyle ya buna nasıl karşı duracaksın? Bunun ilacı şudur. Herkesin kendine ait hataları, kusurları, eksiklikleri vardır. Bakın hiçbir kimse yoktur ki bir günah onun perçeminden tutmamış olsun. Hadîs-i Şerîf bu. Ben mürşidim, ben veliyim, ben evliyayım, ben havada uçuyorum, ben denizin üzerinde yürüyorum.
Yok. Birileri seni methediyorsa sen hemen gözünün önüne ilacı, methedilmenin ilacı, gözünün önüne kendi nefsinin eksikliklerini koy. Hemen. Bu beni methediyor ama ben bugün sabah namazına kalkamadım. Bu arkadaş beni methediyor ama ben gece teheccühü de kılamadım. Bu arkadaş beni methediyor ama benim günlük on bin tevhid çekmem lazım nerede? Ben onu çekemedim ki bu arkadaş methediyor beni. Eksikliklerini veyahut da günah keballerini koy. Günahlarını koy. Bu arkadaş methediyor ama ben gıybet de diyor. Bu arkadaş beni methediyor ama benim gözüm kaşım kaynıyor. Kaçıyor bir yerlere. Herkes kendi eksikliğini gözünün önüne koyacak. Bu sefer sen kendi nefsinin eksikliğini gözünün önüne koyarsan methedilmekten etkilenmezsin.
Az etkilenirsin. Az ediyor ya, az etkilenirsin. O zaman her methedildiğin anda sen gözünün önüne kendi nefsinin eksik ve kusurlarını, kendi nefsinin günahlarını koy ki orta yere sen o methedilmekten fazla yememiş ol. Allâh muhâfaza eylesin. Ve normalde bazen insan zaman zaman bu methedilen meselelerden benim de üzerimde bir şey var mı diye kendi kendine düşünür. Düşünmez değil. Kendini mesela iyilerden görebilir, kendini zenginlerden görebilir, kendini varlıklı görebilir, kendinde bir şey varmış gibi görebilir. Bu böyle çimşek gibi insanın kalbine vurur yürür. Çimşek gibi. Kalbine vurduğu anda şimdi kalbinde tevhid olsa bu vurmaz. Kalbinde tevhid yok bu vuruyor. Bakın kalbinde zikrullâh oturursa sen ne sana söylerlerse söylesin senin kalbin zikrullahla sarhoş.
Bir taraftan girer, bir kulaktan girer, öbür kulaktan çıkar. Kalbin zikrullahla sarhoş. Kalbin zikrullahla sarhoş değil ise o methedilmek, o dünyanın sevgi noktasında sana dokunması, değmesi sende tesir bırakır. Bak sende tesir bırakır. Ne yapacaksın o zaman? Hemen eksiğini gediğini dökeceksin orta yere. Hemen zikrullâh’a döneceksin anında. Ki o dünyanın yaltaklanmasından o etrafındaki riakarların, menfaat perestlerin söylemlerinden sen uzak durasın. işverensin patron senin gibi yok ya. Sen muhteşemsin. Harika çalışıyorsunuz siz. Seninle çalıştığım için mükemmelim. Ben de çok mutluyum. Sen şunu şöyle bilirsin, sen bunu böyle bilirsin. Gitti. Senden yaltaklanıyor sana. Senden menfaati var çünkü.
Sen ona iş veriyorsun, sen ona bir mal veriyorsun veya sen ondan bir mal alıyorsun. Bu senden menfaati olduğu için seni methetti. Yoksa senin geceni bilmez, gündüzünü bilmez. Demek ki o ne yaptı? Allâh muhâfaza eylesin. Seni farklı bir yöne çevirdi. Ve methedilmenin daha büyük insanda açtığı yara kibirdir. Bu methin gelmiş olduğu en tehlikeli noktadır. O methedilen kimseler bu methyeye kapı aralar, o methedeki gibi kendilerini görürlerse kibre düşerler. Bu tarih boyunca yöneticilerin, şehlerin siyasi olarak, devlet erkanı olarak, bürokrat olarak ve alimlerin ve şehlerin en büyük handikapıdır methedilmek. Bu methiyeden, eğer o insanlar nasiplerini alırlar, methiyeye kapı ararlarlarsa, Allâh muhâfaza eylesin, helaka doğru giderler.
Bir parantez açayım.
28 Şubat Öncesi «Şeyhler Toplantısı» Hâtırâsı — «Levlâkâ» vs. «Ben Allâh’ın Kuluyum» Tedrîsi
Bu 28 Şubat’tan önce şehler toplantısına gidiliyor. Bir şeh efendi var. ne? Ahmet efendi isim olarak. Değil de öyle söyleyelim. ilk toplantı kim? Şeyh Filanca efendi. İyi. Bir dahaki toplantı Filanca Kutbul Azam filan efendi. Bir üçüncü toplantıda zamanın kutbu gavsu sani gavsu bilmem kim? Ben o zaman için buğun sekreteryalını yapan Baran efendi vardı. Dedim Baran efendiye, dedim ağabey bunun duracağı bir yer yok. Bu dedim her ay bir şey koyuyor isminin önüne. Bunu bir nasihat etsen, bir söylesen buna bir söylesen. Böyle yaptı Mustafa efendi dedi. Biz bir şey anlatamıyoruz ona dedi. Dördüncü toplantıda adam bütün tasavvufi ne kadar makam ve ünvan varsa onunla geldi. Onun bir halifesi var. Böyle tipik, çok saygılı o zamanın.
Abdülkadir Geylânî’den yüksek ya. Öyle düşünün yani. Böyle baktım bir şey diyeceğim dedim bozulma. Buyur dedi. Muhammed Allâh’ın kulu ve resulü. Doğru mu dedim ben? Doğru dedin. Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım. Levlaka levlaka. Ben habibime salatu selam getiriyorum, melekler de getiriyor. Ey imanı edenler siz de getirin. Dedim dediği dedim peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem diyor ki dedim ben Allâh’ın kuluyum. Bu kaldı şimdi ben öyle deyince. Hatta diyor ki dedim ben. Ben kuru ekmek yiyen, kuru ekmek yiyen Mekkeli kadının oğluyum. Bu durdu şimdi. Dedim velev ki üstadın bu makamda olsun. Velev ki olsun. Utanmaz mı insan dedi. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin huzurunda böyle bir şey.
Bu durdu şimdi. Dedim bir çıt daha bir şey söyleyeceğim. Bir çıt daha bir şey söyleyeceğim. Maneviyatta dedim bir kimseyi huzura çağıracakları zaman bir şeyhi dedim, bir mürşidi. Bu sizin söylediklerinizin hiçbirisi de söylenmez dedim. Dediler ki dedim felanca oğlu felanca. Herkes dinler. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ona nasıl hitap etti. Ona bakar dedim herkes dedim. Çünkü onun hitabında dedim remiz vardır, rumuz vardır. O hitabında ne dedi? Kardeşim mi dedi? Evladım mı dedi? Ne dedi? Veyahut da hiçbir şey demedi mi? Huzura çıktı ya, huzura çıkacak. İsmi okundu. İsmi okunduğunda Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ona ne dedi? Nasıl hitap etti?
Buna bakar herkes dedim. Hiçbir zaman şöyle hitap olmaz. Zamanın kutbullah azamı, gavsus semadani şu bu bu sizin söylediklerinizin hiçbirisi de okunmaz dedim. Bu kaldı. Bak dedim sen de hitap almamışsın. Sen de hitap almadın lan sen de dedim dondun kaldın. Nasıl dedi? Senin halifeliğinde doğru halifelik değil. Eğer dedim halifeliğin doğru halifelik olsaydı sen bu hali yaşamış olman gerekiyordu dedim. Sen bu hali yaşamamışsın dedim. Şimdi insanlar methederler. Bundan kurtuluşun yolu, bundan kurtuluşun yolu. Sen kendince şöyle diyeceksin, sufiler için söylüyorum. Ya üstadımız bu konuda bizim ölçüyü koydu. Bana bir hitap geldi mi? Gelmedi. Sen kendine cennete girdiğini ve bir hitaba nail olduğunu gördün mü?
Görmedin. Seni huzura davet ettiler mi? Etmediler. Sen huzura çıktın mı? Çıkmadın. O zaman birisi sana halife desen olacak demesen olacak. Birisi sana nakibinun kabahatsin desen olacak demesen olacak. Ne olacak ki? Sen kendi kendine bunu kendi kendine terbiye edeceksin. Sana bir şey derler. Sen o denilene bakmayacaksın. Yol uzun. Yol uzun olduğu için asla methedenlerin methine ne yapacaksın? Kanmayacaksın. Kanarsan kibre düşersin. Kibre düşersen gizli şirke düşmüş olursun. Gizli şirke düşen kimse cennetin kokusunu bile alamaz. Bu dünya böbürlenme dünyası değil. Bu dünya hava atma dünyası değil. Bu yol da böbürlenme yolu değil. Bu yol da hava atma yolu değil. Bu yol nefsini tezkiye etme yolu.
Bu yol ona buna böyle ahkam kesmek, ona buna bağırıp çağırmak yolu değil. Bu yol da ben haklıyım diye çırpınmak değil. Tevazulu ol. Yumuşak ol. Töleranslı ol. Güzel ahlaklı ol. Methedenlerin methine kanma. Kınayanların da kınamasına bakma. Kötüleyenlerin de kötülemesine bakma. Hiç unutmam şeyhimin tavsiyesini. Böyle koltuğunu cın oturdu, otur şuraya dedi. Oturdum ben önüne. Bundan sonra dedi bir ayağına dedi gül yağı dökecekler, bir ayağına dedi ateş dökecekler. İkisini bir görmezsen Kemal Ereme’sin Mustafa Efendi dedi. Bursa’ya yeni gel dedim yıl 91. Yıl 91’di bunu söylediğinde. Bir ayağına dedi gül yağı dökenler olacak. meth edecekler seni sevecekler. Bir ayağına da ateş dökecekler. seni kınacaklar, seni kötülecekler.
İkisini bir tutmazsan Kemal Ereme’sin dedi. Demek ki ne olacak? Methedenin methine bakmayacaksın. Methine bakarsan o zaman kibirliliğe düşersin. Sen ne eski dervissin canım. Sen daha iyi biliyorsun. Sen kaç tane şeyh gördün maşallah. Kardeş eskiye yeneye bakmıyor burası. Kim Hulusi Kalp ile Allâh dedi o yol yürüyor. Kim hizmet etti o yol yürüyor. Eski olmuşsun önemli değil ki. Denizin dibindeki taş da eski. Su almadık tam sonra. Ne anlamı var? Su alacak içine. Ne olacak ki? Ne olacak ki? Su almayınca okyanusun dibinde dursun. Önemli değil Allâh muhâfaza eylesin. Ve bu methiler neticesinde kibre düşen kimse için bakın Tirmizî’de nasıl bir hadîs-i şerîf var.
Tirmizî Kibir Hadîsi — «Tîn-i Tülhabâl»; Sarhoşluğun Met-İçki Müsâviliği
Kıyamet gününde kibirli kişiler zerre kadar küçük adamlar şeklinde haşrolunacaktır. Her taraflarından zillet ve miskinlik akacaktır. Cehennemdeki bulaş adında bir zindana sürülecektir. Üzerine alev alev ateş yükselecek. Ayrıca Tîn-i Tülhabâl denilen cehennem ehlinin irinlerinden içirilecektir. Tîn-i Tülhabâl ne biliyor musunuz? Bir kimsenin bu cehennemde bir içecek. Bu içecek bu sarhoş edici. Bu içecek bu sarhoş edici. İnsanın aklını gideren içki gibi bütün türleri dahil buna, uyuşturucu gibi bütün türleri dahil buna, aklı giderici bu tip maddeleri kullanan, bu tip içkileri kullanan kimselere cehennemde içirilecek olan özel bir irin. Yalnız burada şunu dikkatinizi çekmek istiyorum. hadîs-i şerîf var ya, methedilen de sarhoş oluyor.
Birisi örneğin içkiden sarhoş oluyor, öbürkü de methedilmekten sarhoş oluyor. İkisi de sarhoş. O zaman ikisi de neye içirilecek ikisi de? Bu Tîn-i Tülhabâl denilen irinden içirilecek. Dünya sarhoşu olabilirsin, ondan içirileceksin. Böyle bir dünya sarhoşu ne demek? Adamın üç beş kuruşu var sarhoş olmuş. Dünyayı o yarattı sanki. Allâh muhâfaza eylesin. Adam parasının zenginliğinin sarhoşu olmuş. Veya hatta siyasetçi geldiği makamın sarhoşu olmuş. Veya hatta belediye başkanı veya müdür, amir, bürokrat adam bulunduğu makamın sarhoşu olmuş. Sarhoş. Sarhoş olunca ne oluyor? Adam haram tanımıyor, helal tanımıyor. Zayıf tanımıyor, kuvvetli tanımıyor, fakir tanımıyor, zengin tanımıyor. Oğlanın sarhoşu olmuş.
Allâh muhâfaza eylesin. Aynı şey sufilerde de vardır. Bir rüya görür sarhoş olur. Kendini olduğumu zanneder. Bir hal görür sarhoş olur. Kendini olduğumu zanneder. Ona bir vazife verirsin. O bütün vazifeyi aldı ya sarhoş olur. Her tarafa asıp kesmeye çalışır. Ahkam keser. Kardeş sufilikte vazife demek hizmet edeceksin demek. Hizmet edeceksin. Bağırıp çağırmayacaksın, kızmayacaksın kimseye. Tepeden bakmayacaksın kimseye. Sen kalk buradan demeyeceksin. Demeyeceksin. Hürmet edeceksin. Çocuğa dahi hürmet edeceksin. Devri veled var ya Mevlevilikte. Devri veledin en sonundaki sufi en çömez sufidir. Üstad onun önünde eğilir. Üstad o en çömez sufinin önünde eğilir, selamlaşır. Ben üstadım diye kafasını dikmez.
En çömez dervişin önünde boyun büker en çömez dervişe. Çünkü o en çömez derviş geleceğin mürşid-i kâmilidir. O üstadı geçecektir. Sebep çünkü ahir zamandır. Her gelecek zaman geçmiş zamanı aratacaktır. Her gelecek zaman daha kötü bir zaman olacaktır. O daha kötü bir zamanda üstadlık yapacaktır. O daha çirkef bir zamanda üstadlık yapacaktır. O daha çirkin bir zamanda üstadlık yapacaktır. Onun işi geçmişten daha zordur. O yüzden üstad onun önünde eğilir. Der ki sen benden daha fazla zorluk çekeceksin. Sen benden daha fazla çile çekeceksin. Sen benden daha fazla sıkıntı çekeceksin. Çünkü senin zamanında daha da bozulacak ortalık. Senin zamanında daha da bozulacak. Şimdi eski dervişleri dinlerdim ben.
Ah Mustafa Efendi şöyleydi. Mustafa Efendi böyleydi. Öyleydi Mustafa Efendi. Doğru. Öyleydi. Ama Mustafa Efendi’nin imtihanıyla Abdullah Efendi’nin imtihanı aynı olmadı. Aynı olmadı. Bunun küçümsemek için söylemiyorum. Mustafa Efendi kurulu bir düzenin üzerine oturdu. Kurulu bir düzen. Dergahım var. Kurulu düzen var. Devam ediyor her şey. Ondan önce Hacı Haydar Efendi de kurulu bir düzenin üzerine oturdu. Ondan önce çorumlu Ebu Bekir Baba. Onu da rüyasında annesi görüyor. Dergahı yapıyor. Tekkeyi yapıyor. Daha o seyahatte. 7 yıl seyahat yapıyor çünkü. Oradan geliyor payitahta İstanbul’a icazetini mühürletiyor. Çoruma geliyor. Çorum da dergah hazır. Her şey hazır. Ama yeniden bir düzen kuruyor.
Şimdi baktığınız zaman her gün günü aratır manevi olarak. Zorlaşır her şey. Bakın zorlaşır. Ben Şeyh Efendi vefadettin’de dedim ya kim gelip şehirlik yapacaksa gelsin yapsın. Gelsin yapsın. Hala daha diyorum. Kim ben bu şehirliği yaparım? Bu topluluğu ben götürürüm diyorsa gelsin. Gelsin. Sebep? Daha da zorlaşıyor çünkü. Daha da zorlaşacak. O yüzden Üstad ne yapar orada? O geleceğin mürşidini simgeliyor. O küçücük çocuk. Onun önünde eğilir. Burada kibir yapmaz. Burada sarhoşluk yapmaz. Makam sarhoşluğunu yapmaz. Bir kimseye makam verilmesi demek, sorumluluk verilmesi demek. Tevazı gösterecek, mücadele edecek, alçak gönüllü olacak, yürücek, taş da atan olacak, gül de atan olacak. Küfreden de olacak, meteden de olacak.
Şeyh Efendi öyle dedi. Sövenimiz de, sevenimiz de eksik olmaz Mustafa Efendi dedi. Evet. Söven de olacak, seven de olacak. Seviyom diyen de taş atacak sana. Evet. Seviyom diyen de nazlanacak sana. Hepsini yaşayacaksın. Hepsini de yaşayacaksın. Kemale erme yolundasan sabretçe, kemale erme yolundasan diyeceksin ki bunların hepsi de geçici. Hepsi de dünya üzerine kalacak. Şeyh de deseler dünyada kalacaksın. Halife de deseler dünyada kalacak. Nakibin-i Kabbada desen, halife desen, Zakir de desen dünyada kalacak. Öldüğünde Allâh’la baş başasın. Amellerinle baş başasın. Öldüğünde amellerinle baş başasın. O zaman sen burada amelini temiz tut ve o sarhoşlardan olma. Allâh bizi affetsin. Onlardan eğlemesin.
Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez. Bir adam dedi ki fakat kişi elbisesinin ve pabuçlarının güzel olmasını ister. Allâh Resûlü şöyle buyurdu. Allâh güzeldir, güzelliği sever. senin iyi giyinmen, güzel giyinmen Allâh’ın hoşuna gider. Allâh onu sever. kimileri vardır mesela yani lükse kaçma ama ben derim ya bir derviş dilenci gibi olmayacak diye. Cenâb-ı Hak verdiği nimeti kulunun üzerinde görmek ister. Ama sen kalkıp da marka budalası gösteriş manyağı olma. Eyvallâh. Sen gidip de ben takım elbise alacağım deyip de 35-40 bin lira takım elbiseye verme. Verme. Bizim Özgür’e sordum. Özgür kaça takım satıyorsun dedim. O ne o? Gentilik, güvenli miydi nedir? Nerede çalışıyor o?
Nerede çalışıyor? Şu anda Vakko’da. O daha önceki yer neredeydi? Giovanni’deydi. Dedim ne kadar bir takım elbise? Dedi ki en ucuz 30 bin liradan başlıyor baba dedi. Lan oğlum dedim kim alıyor? Bir de iki yıl önce sordum. Oğlum kim alıyor? Baba alıyorlar dedi. Bir takım elbise 30 bin lira. İki yıl önce. En ucuzu. En ucuzu. Şimdi çalıştığı yerde takım elbiseyi sormadım. Almayacağım şeyi ne yapmam sorayım. Şimdi orada herhalde bir takım elbise 150 liradan başlıyordur. Ha Murat? En az 100 bin lira. Murat’a soruyor mu bu işleri? Murat tekstil kıyafet işi yapıyor ya. Yoksa Murat da gidip de öyle 100 bin liralık takım elbise almaz. Ama normalde evet iyi giyinmeyi, güzel giyinmeyi Allâh’ın hoşuna gider.
Eyvallâh. Marka budalalı yok. Marka sarhoşluğu yok. Öyle bir şey yok. Vay bu marka. Yok ya. Sen güzel düzgün bir tane bir şey al giy. Eyvallâh. Allâh güzeldir güzelliği sever. Kibir hakkı inkar edip insanlara üstten bakmaktır. Neymiş kibir? İnsanlara üstten bakmak. Sen insanlara üstten bakarsan sufi terbiyesi almamışsın.
«Allâh Güzeldir, Güzelliği Sever» Hadîsi — Marka Budalalığı vs. Düzgün Giyim; Devr-i Veled Mevlevî Tedrîsi
Sen insanlara tepeden bakıyorsan sufi terbiyesi almamışsın. Tepeden konuşuyorsan, üstten konuşuyorsan sen sufi terbiyesi almamışsın. Sen nefsine dur dememişsin. Sen nefsine dur de. De ki bu topluluğun en zayıfı, en edna’sı benim. De ki bu topluluğun bu noktada en kötüsü benim. Bu kardeşlerin hepsi de benden iyi. Muhakkak ki öyle. Bunu kendinde yerleştirmediğin müddetçe kibir var sende. Vardır öyle dervişler içeri girer böyle nereye oturacağım. Ona bir yer gösterin hemen. Kardeş girdin içeriye en yakın, en münasip bir yere otur. Veya birisi dedi ki şuraya otur, oraya otur. Sen kimsin benim yerimi değiştirecek ya bırak. Onun vazifesi var orada. Ona demişler ki buraya şunlar hayır, buraya bunlar otursun, buraya şunlar otursun.
Sen gösterilen yere otur git. Veya boş buldun bir yer. Neresi? Git cemaatin en arkasına otur ya. Size ehli cenneti göstereyim mi? Göster bir kimse bir topluluğa girdi hiç kimse ona özel bir muamele de bulunmadı. Sonra oradandı çıktı gitti hiç kimse ona gene özel bir muamele de bulunmadı. Ehli cennet odur. Ehli cennet odur. Hadi şerif. Ben tam Metin aklımda değil mana olarak böyle ama şu aklımda. bir kimse bir topluluğa girdi hiç kimse oralı olmadı. Oooo Mustafa Beyler hoş geldiniz cıstıkı cıstık. Öyle değil yani. Bunu dedikleri anda sen zaten uçuyorsun. Tabi bütün herkes dönüyor bakıyor ooo birisi gelmiş kim Mustafa Bey’miş. E tabi sen başlıyorsun tabi Mustafa Bey diyecekler. Eee öyle Mustafa Bey oluyor.
Dumanın sonra çıkıyor. Aynı dervişlikte de aynı. İçeri girdin ooo abimiz ya filanca ya. Bırak kardeş. Sen kendinde bir şey görme. Git otur Allâh muhâfaza eylesin. İnsanlara üstten bakmak, üstten davranmak, üstenci bir kimliğe bürünmek sufi ahlakı değildir. Haklı bile olsan üstenci bir tavırla, üstenci bir söz ile, üstenci bir bakış ile davranırsan sen dervişlikten nasibin almamışsın da. Yok. Sen o kibri yenmemişin içindeki sen ister zakir ol, ister çavuş ol, istersen şeyh ol. Üstenci bir tavır, üstenci bir söz, üstenci bir mimik dervişlik ahlakı değildir. Seni helak eder. Allâh muhâfaza eylesin. İbn Ömer’den hadîs-i şeref. Sizden öncekilerden bir adam böbürlenip eteğini sürükleyerek yürürken birden yere battı.
Kıyamet gününe kadar o hala yerin dibine doğru batıp gitmektedir. O zaman elbiseyi kibir aracı yapma. Arabanı kibir aracı yapma. Ayakkabını kibir aracı yapma. Kılık kıyafetini kibir aracı yapma. Böyle yaparsan manen batarsın. Rabbim bizi batanlardan eylemesin. Sen ben bu metihleri yutar mıyım? O tamahından met ediyor. Ben onu anlarım deme. Seni metheden halk içinde aleyhinde bulunursa onun tesiriyle gönlün günlerce yanar. Onun mahrumiyetten senden umduğunu elde edemeyip ziyan ettiğinden dolayı aleyhinde bulunduğu halde o sözler gönlüne dokunur. Onun tesiri altında kalırsın. Ey Sufi kardeş! Sen insanların methine gönül bağlama. Bu metihlere aldanmam diye kendi kendine mağrurlanma. Kulağını metihlere verirsen bir an için bir çok faziletler görüp kendi kendini bir an için kendinde bir çok fazilet görüp kendi kendini şeyhlerden, alimlerden, iyi Sufilerden görebilirsin.
Bugün senin etrafında dost gibi görünenler senden umduklarını bulamayınca hemen düşmanın olup seni kötülemeye başlarlar. O zamanda onların kötülemesinden üzüntü duyarsın. üzüntü duyduğun anda meth edilmekten hoşlandığın, ondan zevk aldığın görülür ki henüz daha kemale ermemişsin. Ermemişsin. Siyasetçilerin, yüksek bürokratların, şeyhlerin, alimlerin etrafında medhiyeciler vardır. Bir şey muhakkak umarlar ve umduklarını bulamazlarsa seni kötülemeye başlarlar. Bu kötülenmekten etkilenirsen kemale ermemişsindir. Demek ki senin etrafında medhiyeciler olacak, met edenler olacak, senden bir menfaat gözetecekler. Senden bir menfaat gözettikleri için senin etrafında medhiyeciler çoğalacak ve senden o bekledikleri menfaati, bekledikleri ilgi alakayı, bekledikleri herhangi bir beklenti bulamazlarsa bu sefer seni kötülemeye başlayacaklar.
Senden istediğini bulamayan önce tebessüm ederken sonra yüzünü hasacak. Senden istediğini umduğunu bulamadı. Önce seni alkışlarken sonradan seni kötülemeye başlayacak. Ve sen o kötülenmekten, o kınanmaktan etkilendiysen o zaman sen medhiyeden lezzet alıyordun. Kendini medhiyeden doyuruyordun. Kendini medhiyeden doyurduğun için şimdi kınanmaktan acı çekiyorsun. Eğer medhiyeden kendini doyurmamış olsaydın kınanmaktan acı çekmezdin. Sen medhiye lokmasını fazla alışmışsın. Metiye lokmasını çok yemişsin. Metiye lokmasını çok yiyince kınanmak hoşuna gitmedi senin. Kınanmaktan acı çekmeye başladın. Ve kınayıcıların kınamasından negatif olarak etkilendin. Neden? Met edilmekten çok hoşlanıyordun çünkü.
Oysa sen met edilme lokmasını yemeseydin, met edilme lokmasını insanlar senin önüne koyduklarında sen bakmaksızın, abur cubur yer gibi yemeseydin, kınanmaktan etkilenmeyecektin. Ama met edilmekten çok hoşlandığın için şimdi kınanmak sana acı veriyor. Dün sen büyük mürşidsin, büyük velisin, sen zamanın kutbusun deyip alkışlayan kimse senden şeyhlik alamayınca, halifelik alamayınca, istediğini bulamayınca sırtını dönüp döndü ve seni kınamaya başladı. Seni kötülemeye başladı. Sen o kınanmaktan, o kötülenmekten negatif olarak etkilendin. Demek ki sen kamil bir kimse değilsin. Kamil bir kimse olsaydın normalde o kınanmaktan sen etkilenmeyecektin. Seni ister mürşid görsünler, ister görmesinler. Kim seni ne görürse görsün.
Sen hak yolda devam et. Sen hak bildiğin yolda yürü. Sen bütün dünya alem seni mürşid görse ama sen o mürşiddikten uzak isen, sen yine mürşid değilsin. Bütün dünya alem seni mürşid görmese ama sen mürşid isen, onların görmemesinden yine etkilenmezsin. O zaman düşen, sufiye düşen hak yolda yürümek.
«Bugün Sever Yarın Söver» — Şeyh Efendi’nin Zamânın Kutbu Hâtırâsı; Hâl Almak İçin Sınanma
Bugün sever yarın söver. Bugün seni kabul eder yarın seni red eder. Şeyh Efendi onun için zamanın kutbul azamıydı. En büyük kutuptu. Gelip gidiyor boyuna Şeyh Efendi’nin yanına. Benim yanımda söyledi. Dedi ki bir yerde efendim bana da bir zakirlik verseniz burada dedi. Bu ama Şeyh Efendi’nin yanına gidiyor geliyor böyle böyle rahatsız edercesine hemen hizmet edeceğim koşturacağım derken. İçimde ısınmıyor bir türlü ama. Diyor bu bombayı patlatacak. Geğişik işte. Diyorum ya Rabbi ben de şahit olayım o bombaya. Birim yanımda patlasın yani. Geğişik ya böyle şeyler oluyor insan. Adam patlattı böyle bir bana baktı bir etrafına baktı bir ben varım dedi ki beni tehlikeli görmedi. Efendim dedi bana da bir zakirlik verseniz dedi.
Patlattı bombayı dedim tamam ya bitti. Bakın ya normalde ya bırak sen Allâh için hizmet et koştur. Aynı şey yine başka bir şey. Şimdi Şeyh Efendi bana rüya yorumu verdi. Dergan en genç zakiri en çömez zakiri en yeni zakiri benim. Benden önce çorulmuyla kalma nakibler var nükabbalar var. Bildiğiniz nükabba var. Nakibe nükabba var. böyle zaman zaman halifeliğe doğru adım atıyor geri çekiyor. Olmuyor şeyhliye adım atıyor adımını geri çekiyor. Gözümüzün önünde oluyor bunlar. Tabi ben onun o zaman nakib nükabba olduğunu da bilmiyorum. Şeyh Efendi bana normalde rüya yorumu verdiğinde. Tabi o benim zakirliğimi de itiraz ediyor zaten. Enteresan bunlar hep böyle şey bize ölçü bize tecrübe. Oturuyoruz orada Şeyh Efendi bayındırılır Mustafa Efendi gel buraya dedi.
Gittim ben koşu koşu oturdum önüne böyle önüne oturttum böyle işaret etti. Bundan sonra bayındırın zakirisin oğlum dedi. Ben susuyorum şimdi. Bunlar ders kağıtları dedi. Ondan sonra bakan dedi istediğine Kadir’i’den veren istediğine Rufay’den veren dedi. Durdu. Kalbine gelir dedi. Kadir’i’den mi Rufay’den mi oldu dedi. Ona göre dersi veren dedi. Onun şivesi de benzetmeye çalışıyor. O zat döndü böyle ona. Efendim biraz daha dedi zaman geçseydi pişseydi dedi. Biraz dedi öğrenseydi dedi. Böyle bir gözünün ucundan baktı. Ondan sonra öyle deyince efendim ben bir şey bilmiyorum dedim. Ben bir şey bilmiyorum. Biz biliyor muyuz dedi. Kim biliyor ki dedi. Sustum. Benim Şeyh Efendi ile üçüncü dördüncü görüşmem bu.
Daha yeni ders aldım ben o zaman. İki üç aylık bir dervişim yani. Derviş de denilmez yani. Böyle durdu. Bunlar da istare kağıtları dedi. İstare kağıtları eskiler bilir değil mi basılıydı. Böyle istare kağıtları basılıydı. İstare nasıl yapılır böyle matbu evrak gibi. Bunlar da istare kağıtları dedi. Ben böyle baktım gayet masumane. Efendim ben rüya yorumu bilmiyorum dedim. Rüya yorumu bilmiyorum. Beyaz görürse siyah ümbiye beyaz görürse yeşil görürse mavi görürse sarı görürse şunu görürse hayırlıdır. Şunu görürse hayırlıdır. Durdu. Sen bundan sonra bütün rüyaları devil eden dedi. Ama öyle bir halde söyledi ki birisi kafasını kaldırsa kafa gidecek böyle sanki. Böyle bir kılıç dönüyor sanki ortalıkta.
Herkes kaldı böyle. Orada bir tane daha zakir var. İki tane daha zakir var. Bir de o benim zakirliğime karşı gelen Hacam Mezar. Onu eskiler biliyor kimi kastettiğimi. Böyle kaldı. Aa rüya yorumu da. Kimin neye vesile olduğu belli değil. Biri itiraz ediyor. Ondan sonra o benim zakirliğime itiraz edenin. Bana zakirliği verdi. Ardından dedi ki istediğinin dersini alın. İstediğine dersini verin. İstediğini şöyle yapan. İstediğini böyle yapan. O itiraz ettikçe yığıyor benim üstüme. Bitti. Zaman geçti. Çok bir zaman geçmedi. O zakirlerden birisinde rüya ve hal yorumu yok. Benim yanımda şunu dedi.
«Bana da Rüyâ Yorumu Verseniz» Hâtırâsı — Genç Zâkir’in Bayındır Tâyini ve Şikâyeti
Bana da bir rüya yorumu verseniz dedi. Böyle bir baktı ona yandan. bu nereden çıktı dercesine. Dedi efendim dervişler içinde ikilik oluyor. Kimisi gidiyor falanca kimseye anlatıyor. Ondan sonra böyle bir ikilik çıkıyor dervişlerin arasında. Tek başlılık yok dedi. Yaptı. Verirlerse veririk oğlum dedi. Verirlerse veririk oğlum dedi. Şimdi ben yanındayım ya. Gençlik ya öyle düşünüyor insan. işte bu adam çömezdi. Daha yeni dervişti. Sen buna rüya yorumu hal yorumu verdin. Bir de orada bir tane şey vardı. Allâh rahmet eylesin. Bizim Alişsan vardı. Alişsan da hal görüyor böyle devamlı. Alişsan’a dedi ki hallerini Mustafa Efendi’ye anlatacaksın dedi. çiğt başlı oluyor. adam orada. Tire de derviş. Oradaki Zakir anlatmayacak.
Bayındır’a gelip bana anlatacak. Halbuki onu çekebilecek noktada değildi o. neden? Alişsan gece saat 2’de geliyor. Kapının önünde başlıyor. Kuzu gibi meleme. Gece saat 3’te geliyor. 5’te geliyor. Kimse bilmiyor onun o durumunu. Esiyor kafası geliyor. Ben zikrullâh yapıyorum. Gece saat 2. Mustafa Efendi. Mustafa Efendi. Bir yerde Mustafa Efendi diyor birisi. Tıkıyorum. Ondan sonra böyle odalardan da geliyor. Zaten yanınızı yaşıyorum. Her taraf tahta. Önce diyorum kim geldi. Kapılarını pendek açıyorum yan odaları filan. Ondan sonra Alişsan aklıma gelmiyor hiç. Ondan sonra gene Mustafa Efendi. Böyle meleği meleği o kuzu gibi. Bir bakıyorum camı bir açıyorum. Alişsan bizim. Mustafa Efendi. Ben seyrediyorum şimdi pencereden.
Mustafa Efendi. 3. Allâh’ım diyorum ya Rabbi ya Resulallah. Birkaç sefer camdan atlayıp dışarıda kaldım. Heyecana geldim. Kapıları vuruyorum annem duymuyor. Zaten o arka taraftaki evde kalıyor. Ben ön taraftaki evde kalıyorum. Yok hırsız gibi atlıyorum şeyden aşağıya içeriye. Kapıdan. Zaten normalde atlamak çok kolay. Ondan sonra hadi oradan. Orada bir tane de asma ağacı gibi bir şey var. Ona tutunuyorum. Hırsız gibi içeri giriyorum. Ondan sonra içeri atınca tamam sıkıntı yok. İçeride zaten bizim kapı pencere açık zaten. Çünkü bir daha pencereden içeri girmek mümkün değil. Çok atletik olman lazım. Ben dedim ya. Şey efendim dedim. Bu dedim. Meclis bu dedim. Benim başıma sarmış tabiri caizse. O da diyor ki hal ve rüya.
Ulan sen lüks bir semtte oturuyorsun. Adam gelecek senin apartmanın önüne filancı abi diyecek. Ulan rezil olacaksın apartmana. Yüzüne bakmayacaksın onun. Zaten bir günde öyle oldu. Bu şimdi o gün rüya yorumunu isteyeceği zaman kimseyi davet etmemiş yemeğe. Onun evinde yemek inecek. Beni ne davet etmedi? Mustafa Efendi gel yemeğe gideceğiz. Şeyhim gel demiş. Yürürüm ben. Şeyhim davet ediyor. Gittim. O benim gidişimden rahatsız oldu zaten. Ben duyacağım çünkü onun istediğini ya. Benim duyulmamı istemiyor ama bize tecrübe olacakmış. Sen ne olsaydın bizim Alistan Allâh rahmet eylesin. Sen gel onun önünde böyle park gibi bir yer var. Sen gel karşıya otur. Banka. Bir de sırtını dön. Vur Esma’yı orada.
Sen misin davet etmeyen onu. İndiriyor ne varsa. Tamam mı? Ben yok. Ben gittim. Böyle baktım şey efendim. Alistan dışarıda herhalde dedim. Nerede dedi. Vallahi herhalde efendim dışarıda gibi geldi bana dedi. Çık bak bakayım dedi. Çıktım baktım. Alistan sırtını dönmüş. Böyle kafa şey. öyle saklı gizli zikretmiyor. Böyle gidiyor. Adam bankada bir de şey. Mektup dağıtıyor. Senet dağıtıyor. Bankada çalışıyor. Halk bankasında. Kimse onun öyle hal gördüğüne de inanmıyor. Lan faiz yuvasında çalışıyor adam diyorlar. Halbuki adam uçuyor her dakika. Nasıl ama? Parti hay diye. Bak koy ver bir şakasını. Normalde gören kadınlarını hızlaştırıyor. Manyak var bir tane orada çünkü. Dengesini bozmuş birisi. Hız dağı hızlanıyor.
Vahmahaya devam ediyor. Dedim orada. Ondan sonra dedi davet etme dedi. Herhalde onu dedi. Etmemiş efendim dedim. Ondan sonra mi yaptı? Söyleyeceği var herhalde dedi. Herhalde efendim dedim. Ben de çıkayım isterseniz dedim. özel görüştürülecekse. Yok dedim.
Mustafâ Efendi-Şeyh Efendi Diyâloğu — «Saklımız Gizli Zikretmiyor»; Alişân’ın Halk Bankası Hâtırâsı
Mustafa Efendi seninle saklımız gizli zikretmiyor dedi. Peki ben oturuyorum. Patlattı bombayı. Bana da rüyam ve hâl yorumu verseniz diye. bu neden kaynaklanıyor? Bunlar o kimse kendinde bir şey görüyor. Metediliyor ya. Onu metediyor. Ağabey senin zâkirliğin hiç kimse yok. O kendinden bir şey görüyor. Havalanıyor. Ayakları yere değmiyor. Ama kalbi de onun nefside diyor ki sende rüya yorumu da yok. Hâl yorumu da yok. geliyor şimdi ona birisi diyor ki. Ağabey ya dün gece bir rüya gördüm diyor. Hayırdır inşâallâh. Ben görüyorum gözümün önünde oluyor. Demiyor ona. Kardeş ben de rüyaya yorum yok. Mustafa Efendi de var. Mustafa Efendi yanına. Ben başındayım. Demiyor ona. Ben seslenmiyorum. Hayırdır inşâallâh diyor. o anlatıyor şimdi.
Hayır olsun inşâallâh diyor. Adam seni ondan duymaya gelmedi. Hadi birine hayır olsun dedin. İkisine hayır olsun dedin. Olur bu çünkü rüya yorumunda. Bunun rüyasını tam olarak anlatırsam. Ulan daha genç bu ayağı yerden kesilir. Ve hatta bu yeni gelmiş daha. Dakka bir gol bir. Bunun rüyasını tam tevil edersem vay ben neymişim der. Kibre düşer. Uçmaya kalkar. Eee bunu böyle şey yapma yavaş yavaş. Yol yürüteceksin çünkü onu. Yol yürüteceksen onu terbiye ede ede yürüteceksin. Onu birden kanatlandırıp uçurmak kolay. Ama terbiye ede ede sindire sindire yürüteceksin. Sindire sindire yürüteceksin ki adam yarın öbür gün çabuk bozulmasın. Allâh muhâfaza eylesin. Ama bu öyle olmazsa Allâh muhâfaza eylesin.
O kimse etraflarındaki o medhiye kulak verir. Metiyeye kulağını tıkamazsa sonra o insanlar onun aleyhinde konuşmaya başladığında, onu kınamaya başladığında negatif olarak ne yapar? Etkilenir. Allâh muhâfaza eylesin. Medih’den bir ululuk gelir. Dene de bak. Medih’in de günlerce tesiri altında kalırsın. O medih canın ululanmasına aldanmasına sebep olur. Fakat bu tesir zahiren görünmez. Çünkü met edilmek tatlıdır. Bu sen met edilince sana bir ene gelir, bir benlik gelir. Ben neymişim be abi dersin. Bu gelir sana. Çünkü bu met edilmekten dolayı sen kendi kendine artık bir şey zannedersin. Met edilme artık böyle bir ölçüyü kaçırır, ölçü olmaktan çıkarsa bu insana, evet insanı bozar. Ama övülen, met edilen kimse de gerçekten o özellik var ise buna söylenecek bir laf yok. dedim ya geçen hafta dedim ya ne o bizim dedim ustaya sen hiç geri çevirdin mi bir arabayı tamir edemem diye hiç çevirmedim dedi.
Şimdi bu noktada bir başkasının onu bu özelliğini orta yere koyması bu medih değil. Ölçüyü kaçırmıyor. En büyük usta sensin değil. Yaptığı işe soruyoruz. Sen bugüne kadar bu arabayı ben yapamam diye dedin bir araba oldu mu? Olmadı. Ha tamam olmamış. Lütfü usta hiç yapamam dediğin bir araba oldu mu? Olmadı. Kimisi de var yaparım der. Arabanın normalde kaportasını sürünür orada. Ben öyle kaportacı da biliyorum. Söylüyordum ya sana kim olduğunu. Sürünüyor araba orada. Bitmiyor araba. adamın işi çok olur bir şey olur der ki bir ay sonra verebilirim. 15 gün sonra verebilirim. Bir gün aksasın üç gün aksasın. Beş gün aksasın. Ama orada aylarca duruyorsa ustalık sıkıntısı var onunla. Değil mi Serdar Usta?
Bir araba kalır mı öyle üç ay beş ay bir yerle? Kalmaz değil mi? Ya adamın parası yoktur parça alamıyordur değil mi? Sizin tamiratta öyle değil mi işte? Adamın parçası yoksa duruyor. O da bir müddet duruyor değil mi? Sonra diyorsun ki arkadaş al arabanın buradan değil mi? Otoparket çekiyorsunuz. Bitti. Neden? Adamın parçasını alamadı çünkü. Bu ayrı bir mesele. Bunun gibi ama adam bir kimse bir şeyi güzel yapıyor. O işin uzmanı. O işin uzmanıysa onu da bu işin uzmanıdır. İyidir demek, taltif etmek doğru bir şey. Bu da doğru bir şey. Olduğundan fazla gösterirsen sıkıntı var burada işte. Bunu ne oluyor? Bu sefer o kimseye tatlı geliyor. O tatlı gelince sıkıntı zaten. Kaç yıllık semazensin? 14 yıl olmuş.
Şimdi Allâh için pişkin semazenlerden. Sal yakasını 3 saat sema etsin sana. En fazla kaç saattir kimdeydi şey önceden bir yaptıydık değil mi yarışma? Kırmızılar için oluyorlardı. Kırmızılar için oluyorlardı değil mi? Kaç saat sema ediyorlardı önceden? Semaa ediyor 2 saat. Bayanlardan bir yarışma olduydu değil mi ya? Kaç saattir? 4 saat 34 dakika sema etti bayanlardan. 4 saat 34 dakika. Bayanlar bu çok titiz. Dakikaya kadar bak 4 saat civarı değil. 4 saat 34 dakika. Şimdi o eğitim de övülür, o semazen de övülür.
4 Saat 34 Dakika Sema — Sema’nın Mistik Mertebeleri ve Hz. Peygamber’in Posta Oturması
Bu kardeş 4 saat 34 dakika hiç nefessiz sema etti. Mâneviyât olmadan olmaz o. Adamda ne baş kalır ne göz. 4 saat 34 dakika. Çıkın şimdi Türkiye’ye. Bak bu şey değil şimdi. Bu metih değil. Çıkın Türkiye’ye bayan semazenlerden 4 saat 34 dakika sema edecek olan çıksın meydana değil. Bak bu bir hakka, hakka, hakkaniyet göstermek. Onun hakkı çünkü bu. 2 saat sema edersin sen. 2 saat bir insanın sema etmesi kolay bir şey değildir. O kimsenin bütün vücut anatomisi değişir sema ederken. Semazen bütün dengesi değişir sema esnasında. Semazen onu fark etmez. Bakın semazen onu fark etmez. Beyin algıları bile değişir semada. Beyinin algısı, beynin çalışması değişir, kalbin çalışması değişir. Vücudun çalışma sistemi değişir semada.
Hücrelerin çalışma sistemi değişir semada. Semazen kimse baştan başa saçından ayak tırnağına kadar değişir. Ve dönüşür sema esnasında. Değişmek de kalmaz. Aynı zamanda dönüşür. Eğer onun kalbinde Allâh’ın zikri var ise tabiri caizse semazen baştan başa zikir kesilir. Bakın baştan başa zikir kesilir. Baştan başa zikir kesildiği anda o etrafı da onun baştan başa zikir kesilir. Bakın o değişme ve dönüşme onda kemalar erer. Öyle bir hale erişir ki o sema ederken kendisi zikir kesildiği gibi bütün etrafındaki eşya da zikir kesilir. Ve eşya ile beraber garîb senfoni gibi o zikrullâh da cem olur. O esnada ne mutribi duyar ne neyi duyar ne neyzeni duyar ne de ilahiyi duyar. O esnada hiçbir şey duymaz o esnada.
Bakın o esnada hiçbir şey duymaz. O esnada hiçbir şey görmez. Gözü açık görmez. Bakın gözü açık görmez. Etrafındaki ne insanları görür ne ağacı görür ne direği görür görmez. Ve bir çift daha yukarı doğru çıktığında daha önceki sema edenlerle sema etmeye başlar. Bir çift daha yukarı artık üstadlarla sema etmeye başlar. Bir çift daha yukarı artık pir efendilerle sema etmeye başlar. Bir çift daha yukarı artık sahâbe ile sema etmeye başlar. Bir çift daha yukarı geçmiş peygamberlerle beraber sema eder. Bir çift daha yukarı bakar ki posta Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri duruyor. Sema hazinin seyri suluku bitti. Sema gösteri değildir bu manada. Artık posta oturan Hz. Muhammed Mustafa’dır Sallallâhu Aleyhi ve Sellem.
Arkası komple peygamberlerle sahabelerle doludur. Artık o sema hanede de değildir. Manevi hali nasılsa ama arşaladadır ama arşalanın altındadır. Ama yedinci kat göktedir. Daha aşağıdaysa Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin posta oturduğunu daim göremezse ma’mut dedince. O daha aşağı düştü çünkü. Daha aşağı düştüğünde posta Hz. Muhammed Mustafa oturmaz. Onu görebilir. Posta oturmaz ama o zaman. Posta oturuyorsa o zaman o kimse ya arşaladadır ya da arşalanın gölgesindedir, altındadır ya da yedinci kat göktedir. Bak şimdi o semazenin kolunu kanadını kırmak istiyorsan o daha bu halleri yaşamadan sen ne maneviyatlı insansın ya. Senden daha büyük bir semazen yok. O da dedi ki ya benden daha büyük bir semazen yok.
Yok kardeş ya öyle değil. Öyle değil. Haz zannetme ki mahzar vuran mahzarı vururken ne düşündü? O da aynısını alır. Derviş de aynısını alır. Zikrullâh yapıyor. O esnanda zikrullâh yapıyor. Başladın la dedi etrafında hiçbirilerini görüyorsan sen la demedin dostlar. Yok. Sen daha la derken Ahmet’i Mehmet’i Hadcih’i Ayşe’yi görmeyeceksin. Yok dedin çünkü. Gördün. Olmadı o zaman. Hadi birinci de dedin olmadı ikinci de. Tevhid çekiliyor ya birincisi ne? İlmel yakin. İkinci tevhid ne? Aynel yakin. Üçüncü tevhid ne? Hakkel yakin. Tevhidim ağır basar dedi. Bütün varlığı bir kefeye koysanız tevhidi bir yere koysanız tevhidim ağır basardı. O zaman sen daha birinci la ilâhe illallah dediğinde ilme’l-yakîni yakalayacaksın.
İkincisinde ayne’l-yakîn yakalayacaksın. Üçüncüsünde hakka’l-yakîni yakalayacaksın. Tevhid başladı. Her şey senden silinecek. Sen de semazinin yaşadığı halleri yaşayacaksın. Sen de yaşayacaksın. Yaşamadın. Sen nereden şeyhlik istiyorsun? Yaşamadığın halde nasıl şeyhlik istiyorsun? Ama metedildi ya o kimse. Övüldü ya. O meted o aşırı övgü ne oldu? Onu perîşân etti. Geçen hafta bahsetti idik. Neydi hadîs-i şerîf?
«Met Olunmayı Sevmek İnsanı Kör ve Sağır Eder» — Hadîs-i Şerîf; Tedâvisi Zor Hastalıklara Yol
Met olunmayı sevmek insanı kör ve sağır eder diyordu. Kendi kabahatlerini kusurlarını görmez olur. Doğru sözleri yapılan nasihatleri işitmez olur. Hadîs-i Şerîf, metedilmenin acısı, sancısı, metedilmenin geldiği nokta. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden övülmekten haz duymak, hoşlanmak ve o övülmekten hoşlanıyorsan, metedilmekten hoşlanıyorsan, sen bunlardan haksız bir şekilde nemalanıyorsun. Sen bunlardan haksız bir şekilde bir şeyler elde etmek istiyorsun. O yüzden buna kapı aralıyorsun. O yüzden kalbini gönlünü metedilmeye çeviriyorsun. Bu sende tedavisi zor olan hastalıklara yol açar. Mani ve hastalıklara. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden dünyalık olan şeylere, dünyada geçip gidecek olan şeylere gönül verme.
Bu medhiyelere gönül verme. Metiyelere gönül verirsen, sufilik yolunda düzgün adımlarla yürüyemezsin. Sufilik yolunda istikametin doğru olmaz. O zaman sufilik yolu yürürken, metedilmelere kulağını tıka. Allâh muhâfaza eylesin.
Kaynakça ve Referanslar
- Mesnevî 1855. Beyit — «Dünyânın Lütfetmesi Hoş Lokmadır»: Mevlânâ, Mesnevî, 1. Defter, 1855. beyit civarı; «dünyâ-yaltaklanma» mecâzı — Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; «ateşten lokma» mecâzı — sufî tâbiri — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; modern okuma — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
- Dünyâ Sevgisi Zemmi — «Hubb-ı Dünyâ Re’sü Külli Hatî’a»: «hubbu’d-dünyâ re’sü külli hatî’a» (Dünyâ sevgisi her hatânın başıdır) — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 7/338; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1/391; «dünyâya gönül vermeme» — Hadîd 57/20; Âl-i İmrân 3/14, 185; Tevbe 9/38; Yûnus 10/24; Kasas 28/77; modern uygulamalar — İmâm Gazzâlî, İhyâ, kitâbu zemmi’d-dünyâ; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- «Hiçbir Kimse Yoktur ki Bir Günâh Onun Perçeminden Tutmasın» Hadîsi: «leyse ahadün eladîme’n-nefsi yâhuzuhu zenbun illâ ehazehu zikrullâh» — sufî tâbiri (mecâzî); «hiç kimse Allâh’ın azâbından emîn olamaz» — A’râf 7/97-99; «istighfâr lüzûmu» — Buhârî, Daavât 3 (6307); Müslim, Tevbe 70 (2702); «kalpte tevhîd-zikrullâh sıkıntısı» — sufî tâbiri — İbn Atâullah, el-Hikem; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- Hz. Peygamber’in «Levlâkâ Lemâ Halaktü’l-Eflâk» Tartışması: «Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım» mevzu hadîsi — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2/164; mevzu olduğu — Süyûtî, el-Le’âli’l-Masnûa; ancak rûh ve mânâ olarak Hz. Peygamber’in üstünlüğü — Buhârî, Enbiyâ 48 (3445); Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 144 (2278); Hz. Peygamber’in «Ben Allâh’ın kuluyum» tâbiri — Buhârî, Enbiyâ 48 (3445); «mü’min kâhin değildir, peygamber ile yarıştırılmaz» — modern okuma — İbn Teymiyye, el-Furkân; «şeyh-velî yüceltme bidat’ı» — Bediuzzamân, Mektûbât.
- Tirmizî Kibir Hadîsi — «Cehennemde Bulâs Zindânı, Tîn-i Tülhabâl»: «yuhşeru’l-mütekebbirûne yevme’l-kıyâmeti emsâle’z-zerri fî suvari’r-ricâli, yegşâhüm ez-züllü min külli mekânin, yusâkûne ilâ sicnin fî cehenneme yusemmâ Bûlas, ya’lûhüm nârü’l-enyâr, yusğavne min asâreti ehli’n-nâri Tînete’l-Habâl» (Kıyâmette kibirliler zerre gibi küçük insan suretinde haşrolunur, her taraflarından zillet kuşatır, cehennemdeki Bûlâs zindanına sürülür, üzerlerine ateş alev alev yükselir, cehennem ehlinin irinlerinden Tîn-i Tülhabâl içirilir) — Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme 47 (2492); Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/179; «kibir cennete giremez» — Müslim, Îmân 147 (91); modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- «Allâh Güzeldir, Güzelliği Sever» Hadîsi: «inne’llâhe cemîlün yuhibbü’l-cemâl» (Allâh güzeldir, güzelliği sever) — Müslim, Îmân 147 (91); İbn Mâce, Edeb 1 (3656); Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/399; «kibir hakkı inkâr edip insanlara üstten bakmaktır» tefsîri — Müslim, Îmân 147 (91); modern uygulamalar — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; «Devr-i Veled Mevlevî Sema Âdâbı» — Tâhirü’l-Mevlevî, Mevlevî Âdâb ve Erkânı; Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları.
- «Eteğini Sürükleyen Adam Yere Battı» Hadîsi: «beynemâ raculün yetebahterü fî hülletehû ı’cebethü nefsühû iz hasefe’llâhu bihî, fe-hüve yeteceleceluhû ile’d-Day» (Sizden öncekilerden bir adam böbürlenip eteğini sürükleyerek yürürken birden yere battı, kıyâmete kadar yerin dibine doğru batıp gitmektedir) — Buhârî, Libâs 5 (5789); Müslim, Libâs 50 (2088); İbn Mâce, Libâs 9 (3573); Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/103; modern uygulamalar — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
- Karabaş Silsilesi ve Şeyh-Halîfe Tâyini Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; «zâkirlik tâyini, halîfelik şartları» — modern Karabaş hâtırâtı — Mustafâ Özbağ Efendi sohbetleri; «28 Şubat öncesi şeyhler toplantısı» — modern hâtırât — İrşâd Dergisi.
- Sema Âdâbı ve Mistik Mertebeleri — «Hz. Peygamber’in Posta Oturması»: Sema âdâbı — Mevlânâ, Mesnevî; Sultân Veled, Maârif; Mevlevî sema mertebeleri (üstad-pîr-sahabe-peygamber posta) — Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; «sema’da fenâ-bekâ» — Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü; «4 saat sema rekoru» — modern Mevlevî hâtırâtı; «sema’da sahâbe-peygamberlerle birleşme» — sufî tâbiri — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- «Met Olunmayı Sevmek İnsanı Kör ve Sağır Eder» Hadîs-i Şerîfi: «hubbüke’ş-şey’e yu’mî ve yusımm» (Bir şeyi sevmek insanı kör ve sağır eder) — Ebû Dâvûd, Edeb 116 (5130); Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/194; Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 5/305; «iyyâküm ve’l-medhe fe-innehû zibhun» (Övülmekten sakının, o boğazdır) — Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/93; İbn Mâce, Edeb 36 (3742); modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
- Karabaş Silsilesi ve Methiye/Kibir Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; «Bayındır zâkirliği, Alişân hâtırâsı» — modern Karabaş hâtırâtı — Mustafâ Özbağ Efendi sohbetleri; modern Karabaş methiye-kibir tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Fenâ, Bekā, Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Ruh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı