Mesnevî Beyt’inden Devam — «Med Edilmek Tatlı, Kınanmak Acı»; Sufî Topluluklarda Met-Kınama Döngüsü
Âmîn. Geçen hafta Medih’te bir ululuk gelir. Dene de bak Medih’in de günlerce tesiri altında kalırsın. O Medih canın ululanmasına, aldanmasına sebep olur. Fakat bu tesiri zahiren görülmez çünkü, med edilmek tatlıdır. Buraya okumuştuk. Bu hafta buradan devam ediyoruz. Kınanmak acı olduğundan derhal kötü görünür. Kınanmak kaynatılmış ilaç ve hap gibidir. İçer yahut yutarsa uzun bir müddet ızdıraf ve elem içinde kalırsın. Kınanmak, Âyet-i Kerîme’de kınayanların kınanmasından korkmazlar. Âyet-i Kerîme var ya o müminler ki kınayıcıların kınanmasından korkmazlar. Bundan çekinmezler. Kınanmak bu manada insanların hoşuna gitmeyen bir şeydir. Kınanmak da İslam’a göre caiz değildir. Birisini kınamak da caiz değildir. birisini kınarsan o senin başına gelmedikçe ölmezsin diyor.
Allah Hakkında
Hadîs-i Şerîf’te. bir şeyi birisini kınadın, o konuda bir şey söyledin. O senin başına gelmedikçe sen ölmezsin. Hadîs-i Şerîf var. Ama bu noktada kınanmak kemale ermeyen insanlar için nefislerine ağır gelir. Nefse acı gelir. birisi birisinin arkasından olumsuz bir şey söyler. Kınar bunu neden böyle yaptı, bunu neden şöyle yaptı, bu böyle olur mu, bu böyle gider mi filan. Kınandı o kimseye. Kınanırsa o kemale ermeyen bir kimsenin nefsine çok tatlı gelmez bu. Acı gelir. metedeydi, metediyordu. Ama seninle olan menfaati kalmadı, seninle aranda bir sıkıntı yaşadı. Bu sefer meteden kimse aniden döndü, seni kınamaya başladı. Bu genelde sufi topluluklarda, Zâkir, Şeyh, Nâkip, Nügebbâ, iki derviş arasında olur bu tip şeyler.
O kimse henüz daha kemale ermemiştir. Onunla menfaati son bulunca veya istediklerini ondan alamayınca meteden kimse dönüp seni kınamaya başlar. Veya senin eksikliklerini senin önüne koymaya başlar. o normalde neden? Senden istediğini bulamadı. Onun kendisine acı gelir o kınanan kimse, kemale ermedi. O yüzden hüzünlenir o kimse. Kınandı ya, dünyaya küser, kınandı ya, etrafındakilere küser. Kınandı çünkü, kınayana küser. Onun normalde eksikliklerini söyleyene de küser. Çünkü önceden metediyordu, meteden kimse ardından kınamaya başladı. Kınayınca o kınayan kimseyle küstü. O kınayanla görüşmemeye başladı, uzak tutmaya başladı. Kınanmak hoşuna gitmedi. Hz.
Hz. Pîr’in İlaç-Bal-Çay-Kahve Mecâzı — Tatlı Aldatması; Met Edenin Sonradan Dönmesi
Pír diyor ya, bir ilaç kaynatırsın, içer. Bütün ilaçlar üç aşağı beş yukarı acıdır aslında. O sonradan normalde içine bal katıp tatlandırırlar. Acıyı ne yaptılar? Balla verdiler sana. Bak acıyı balla verdiler. Normalde baktığın zaman çay içiyorsunuz, öyle değil mi? Çayın orijinali ne? Acı. Ama içine şeker koyuyorlar, aldatıyorlar sizi şekerle. Sen o normalde çayın tadını, gerçek tadını almıyorsun. Şekerin tadını alıyorsun. Ne tadını alıyorsun? Kahve içiyorsun, kahvenin kendisi acı. Ama sen kahvenin içerisine şekeri koyuyorlar, sen kahvenin tadını almıyorsun. Bakın dikkat edin, kahvenin tadını almıyorsun. Bir ilaç içtiğinizde ilacın içerisinde tatlandırıcı var. Sen ilaç normalde acı gelmiş olsa nefret edeceksin ilaçtan.
İlaçtan nefret edince de bu sefer ilaca karşı soğukluk olacak sende. Ama o deccalist sistem ilaca karşı soğukluk olmanı istemiyor. Sen böyle hap gibi yutacaksın ilacı, şeker gibi yalacaksın. İçinde zehir var halbuki. böyle normalde kınanmak böyle enteresan bir şeydir. Kemal’e ermeyince o kimse hep meth edilmek ister. Kemal’e ermemiş. Kemal’e ermediğinden dolayı ha bire onu meth edeceksin, hep o meth edeceksin, şakşaklayacaksın onu. Onu şakşakladığın müddetçe, meth ettiğin müddetçe senden iyisi yok. Ama meth eden kimse döndü, kınamaya başladı. Meth edilen kimseye acı geliyor şimdi bu. o artık böyle diyor ki, yok bu noktada bunu bana söyleyemezsin, bunu bana yapamazsın başlıyor. Allâh muhâfaza eylesin.
O yüzden o acıya gama maruz kalıyor. Oysa kemal’e eren kimseye bütün âlem ona, kemal’e eren kimseye bütün âlem, sen Allâh yolundasın, sen çok iyisin, harikasın, mükemmelsin dese, ondan sonra o onların lafına bakmaz. Kemal’e ermiş. İnsanlar bugün dost yarın düşman olur. Bugün seni avkeşler, yarın seni kınar çünkü. O kendince kendi kendisini Kur’ân ve sünnete göre dizayn etmeye çalışır kemal’e erdiyse. Veya hatta onların alkışlanmasına kanmaz. O çünkü alkışladı veyahut da çok meth etti. Senden daha büyük bir şey yok dedi. O kendi kendine der ki, yok hayır niceleri vardır ki nicelerinden üstündür der. Veya hatta Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadîs-i şerifini ölçe alır kendisine. diyor ya, beni çok meth etmeyin.
Çok meth etmeyin hadîs-i şerîf. O meth edilmek çünkü insanı kör sağır ediyor diye Allâh muhâfaza eylesin. Veya hatta bunu yaşadıklarımızdan örnekliyorum. Veya hatta ne diyorlar mesela, ben kendi nefsim için söyleyeyim. Mustafa Özbaha sapıttı, sapık. Sapkın halleri var, sapkın sözleri var. Bana söylenen şey bu. Kınıyor, diyor ki sapkın halleri var, sapkın sözleri var. Ben de diyorum Kur’ân ve sünnetin dışında bir şey söylediysen götürün önüme koyun. Ben tövbe diyeyim geri döneyim diyorum. Ama öbür gün normalde buradan hareket ederekten senin Kur’ân ve sünnet çalışmana, senin sufilik koşuşturmana aslında şeytanın ağzı o. Oradan sana şey koymaya çalışıyor, engel olmaya çalışıyor veya etrafı arkadan da kınarlar ya. söylerler şunu şöyle yaptı da, bunu böyle yaptı da, şöyle yapıyor da, böyle yapıyor da.
Çık kardeş sen de yap, seni de sevsinler, seni de peşinden koysunlar. Yürü Allâh için sen de koştur. Sen benim gibi eksik yapma, doğru yap. O kemal-i erdiyse bir kimse ne onu kınamak onu geri adım attırır ne de onu met etmek şımartır. Bak ne met etmek şımartır ne de kınanmak onu geri adım attırır. Kemal-i erdiyse o kimse bakar kendini hesaba çeker, Kur’ân sünnet tarihisindeyse yürür yolunu. Yok Kur’ân sünneti uyumayan bir durumu varsa tövbe eder, yürür, yine yürür hayatta. Bakın şeytan insana oradan vurur. Size birisi gelir sizin bir hatanızı, kusurunuzu, eksikliğinizi söyler. Siz o hata, kusuru, eksikliği görünce kendinizi de yoldan alıkoymayın. Bu şeytanın oyunudur. Şeytan galip geldi. Sen o söylenen hata kusursa senin için sen tövbe et, kendini düzelt, yoluna devam et.
Bak muhakkak hata yapacaksın. Muhakkak bir kusur işleyeceksin. Muhakkak bir günah işleyeceksin. Bu seni yoldan alıkoymasın. Bu dervişlerde de vardır. bir hata işler, ya benim oraya gitmeye yüzüm yok der, onu söyleten şeytandır. Sanki çok böyle takvay ehliymiş de çok böyle mübarek bir zatmış da benim oraya gitmeye yüzüm yok. Onu şeytan söyletiyor. Bak direkt. Yok asıl sen gideceksin oraya. Neden? Diyeceksin ki ben çok o kadar günahkarım ki ben gideceğim orada Allâh’ın zikrine oturacağım, Allâh’ı Allâh için zikredeceğim ve oradan affolmuş olarak kalkacağım. Asıl benim gitmem lazım oraya. Neden? Ben çok hatakarım çünkü. Böyle düşünür o kimse. Veyahut da bir kimse seni kınadı. Sen şunu da şöyle yapıyorsun, bunu da böyle yapıyorsun dedi.
Sen o kınanmaktan üzülme, gama düşme. Bu söylediklerinin hepsi de bende var. Ben inşâallâh en yakın zamanda bir zikrullâh alakasını oturayım. Rabbime kendimi affettireyim. Bakın izlenecek olan yol bu. Yoksa normalde ne kınayanın kınaması biter, ne de methedenlerin meth etmesi biter.
Avâm-Sufî Farkı — Şeyh-Zâkir-Nâkîb Sevdâsı; Üç Münâfıklık Alâmeti: Eziyet, Kusur Araştırma, Kınama
İkisi de bitmez. Ne meslekte olursan ol, ne iş yapıyorsan yap. Nerede olursan ol, ne methedenin biter doğru yoldaysan, ne de kınayanın biter doğru yoldaysan. Neden? Ya birisi senin mevfatına, onun mevfatına hoş gelmeyecek bir şey söyleyeceksin. O seni kınamaya başlayacak. Senin eksiğini, gediğini araştırmaya başlayacak. O gel diyecek sana, sen gitmeyeceksin. Gitmeyince de o yüzünü asacak, başlayacak o zaman seni kınamaya. Başlayacak o zaman seni kötülemeye. Bu normal. Avam insanların ahlakı böyledir. Bak, avam insanların. O kimse avam, o mevfatına bakar. O kendi hevâ-hevesine bakar, nefsine bakar. Karşıdan bir mevfatı var, karşıdan bir şey var. Alkışladı, methetti, istediğini bulamadı, kınamaya başladı.
İstediğini bulamadı, kötülemeye başladı. İstediğini bulamadı, arkasından gıybet etmeye başladı. Bu avam insanların işidir. Ama bir kimse sufi ise, ne methedenin methetmesine bakar. Ağabey ya sen eski dervişsin, neler görmüşsündür, neler görmüşsündür. Sen şöylesindir, sen böylesindir, o da kabarıyor. öyle o. Kabardığı zaman Allâh muhâfaza eylesin. Tamam, o şeyhi bile geçer. Kabardı ya, başlar. Şeyh Efendi’nin böyle böyle hataları var arasında da, bakma iyi adam işte. Söyler onu. Kabardı çünkü o. Hatta böyle bir zakirse, böyle nakipse, biraz daha kabartırlar onu. O şeyh bile olur. Tabii hatta der ki, bekleyin zaten şeker hastası çok da iyi değil bu ara. Yakında ölür. Yakında doyarsınız der. var ya böyle mal sahibi oturmuş, dinliyormuş. köpek demiş ki haşa.
Haşa. Ne cimri adam ya. Bir türlü karnımız doymadı. Horoz demiş ki sabret. Ne oldu demiş. Atı ölecek yarın demiş. At ölünce demiş. Atacak oraya herkes demiş. Gana kirk olacak. Tabii o zengin duymuş ya onu. Onu duyunca götürmüş, atı satmış. Köpek demiş ki Horoz’a. Gördün mü demiş bak ya. Sen demiş böyle böyle söyledin. Bu sesle gene var bir şey. Demiş sen böyle böyle söyledin. Bak demiş. Uyanık adam gitti demiş. Atı sattı. Biz gene buradan ağaçar kaldık demiş. Demiş sabret. İneği ölecek demiş. Onu duymuş ya gitmiş. İneği de satmış. Demiş ki bak ineği de sattı. Demiş sabret ya. Kendisi ölecek demiş. Her şeyi doyacaksınız. Şimdi o kimse de oturur kendi kendine. Kendi kendine hesap kitap eder. Bunu gördüm çünkü.
Şeyh Efendi rahatsız hesap kitap ediyorlardı. Diyordum çabuk hesaba kitaba başladınız. Daha ölmedi sağ. Ama insanoğlu hesap kitap ediyor. Onun hesabı kitabı tutmazsa da önce meth ediyor. Sonra ne yapıyor? Sonra da onu kınamaya başlıyor. Aynı şey. Şeyh Efendi bana olmayacak mı? Bana da olacak. Bana da oluyor. Kendi kendini düşünüyor. Hatta kim halife olur? Onu da düşünüyor. Hemen bir rol kapalım. Herkesten önce halife olalım. Tabii. Hatta olmuyor. Diyor ki beni ilan et. Bu normalde şeydir. Ne o? Sonra olmayınca dönüyor zaten. Başka bir şey söylüyor senin hakkında. Çünkü onun istediğini vereceksin. İstediğini vermezsen o methiyi bırakıyor. Kınamaya geçiyor. Bu işin en ilginç tarafı bu. O yüzden ne meth denilip meth etmesine bakacaksın.
Ne kınayanın kınamasına bakacaksın. Sen doğru bildiğin Kur’ân Sünnet dairesinde veya Sufilik dairesinde doğru bildiğin yoldan yürücen. O sana diyecek ki sen zamanın kutbusun. Sen kendi içinden diyeceksin ki Hz. Muhammed Mustafa kulluğu seçmiş. Ben onun kul olmanın yolundayım. O kimsenin gördüğü hak mıdır? Hak’tır. Kendine haktır. Sen kendini ne yapacaksın? Kendini sen o noktada tutmayacaksın. Diyecekler ki ya abi sen olmasan var ya burada dergah dağılır. Burada kimse kalmaz. Hatta o öyle bir gaza gelir. O nasıl olur? Bunu şeyhede söyler. Diyorlar. Der ki ben olmasam bu hizmet burada yürümez. Burada arkadaşlar dağılır. Burada ben var olduğum için dağılmıyorlar der. Şeyhin yüzüne söyler bir de bunu.
Saflık, aptallık, geri zekallık böyle bir şeydir. Doğruyu görememek böyle bir şeydir. Ondan sonra o şeyhte yazan bir şeyse yazar onu bir kenara. Sonra onun önüne koyar bak sensiz doluyormuş der. O unsuz da olur çünkü. O olmadan da olduydu çünkü. O olsa da olmasa da olur. Allâh olduracak çünkü. Allâh olduracaksa onu herhangi bir kimseye ihtiyacı yoktur. Allâh onu oldurur. Şimdi ama o met edenler onu gaza getirir, hava getirir, uçar o. Kanatlanır. Henüz daha halbuki onun kanatları olmadı ama o uçmaya yatelenir. Met edenlerin metrine kanar. Sonra o normalde met edenler de ondan istediklerini bulamazlarsa döner onu kınarlar. Dönüp onu kınayınca da onun hiç hoşuna gitmez. Kınanmak hoşuna gitmez. Acı gelir ona.
Allâh muhâfaza eylesin. Ama ne yazık ki böyle kınamak, ayıplamak, kusur bulmak ondan sonra Müslümanları küçük düşürmek, küçük düşürmeye çalışmak, insanların şahsiyetini lekelemek, onların şahsiyetleriyle oynamak, ondan sonra onları toplum içerisinde rezil etmeye çalışmak, etrafına rezil etmeye çalışmak, insanların ayıplarını araştırmak, kusurlarını araştırmak, insanın sakladığını araştırmaya çalışmak, insanın böyle gizlediğini ortaya çıkarmaya çalışmak. Bunların hepsi de İslam dinine göre haramdır. Siz onu yapamazsınız. Kınamak da, ayıplamak da, insanlarda kusur araştırmak, kusur bulmaya çalışmak ve normalde küçük düşürmeye çalışmak, insanların şahsiyetini kararlamaya çalışmak, tabri caizse şahsiyet katilliği yapmak.
Bu İslam’da büyük haramlardır. Büyük günah kebalidir. Bir de bunlar hep insanların arkasından olur. Arkasından yaptıkları için doğru olsa gıybet olur, doğru değilse iftira olur. Bu daha büyük bir günah kebalidir. Ve ne yazık ki ümmet-i Muhammed’in düştüğü çukurlardan birisidir bu. Düştüğü çukurlardan birisidir. Oysa hadîs-i şerifte, ey diliyle Müslüman olup da kalbine iman nüfuz etmemiş olan münafıklar, Müslümanlara eza vermeyin, onları kınamayın, kusurlarını araştırmayın. Zira kim Müslüman kardeşinin kusurunu araştırırsa, Allâh da kendisinin kusurlarını araştırır. Allâh kimin kusurunu araştırırsa, onu evinin içinde bile olsa rüsva eder.
Tirmizî Hadîs-i Şerîfin Saklı İlk Kısmı — «Münâfıklar! Kınamayın, Kusurlarını Araştırmayın»
Tirmizî’de hadîs-i şerîf. Bu hadîs-i şerîfi özellikle aldım, sebebi şu. Özellikle almamın sebebi şu. Burada bu hadîs-i şerîfin genelde sohbetlerde veyahut da böyle yazılı bazı risalelerde öyle söyleyeyim. Bu hadîs-i şerîfin son kısmı alıyorlar. Müslüman kardeşinin kusurunu araştırırsa, Allâh da kendisinin kusurlarını araştırır. Allâh kimin kusurunu araştırırsa, onu evinin içinde bile olsa rüsva eder. Bu kısmı alıyorlar. Başını almıyorlar özellikle. Burada ilmi saklıyorlar, ilmi gizliyorlar. İnsanlara hoş görünmek istiyorlar. Öyle değil. Hadîs-i Şerîfin Tirmizî’de geçen tam metni şu. Bakın, Tirmizî’de geçen tam metni. Ey diliyle Müslüman olup da kalbine iman nüfus etmemiş olan münafıklar. Bu ağır.
Diliyle Müslüman olmuş, kalbine iman nüfus etmemiş. Bu kimseler ne yapıyormuş? Müslümanlara eza vermeyin. Müslümana eza verme. Elinle, dilinle, gözünle, uzuvlarınla Müslümanlara eza verme. Müslümanları ezme. Müslümanlara eza verme. Eza neyle verir bir kimse? Eliyle verir, diliyle verir, ekonomiyle verir. Müslümanlara zarar veriyor. Bakın bunu münafık olarak nitelendiriyor Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem. Onları kınamayın. Bakın demek ki kınayan da ne oldu? Münafıklık alamet oldu. Müslümana eziyet veren bir kimse münafıklık alamet oldu. Kınadı Müslümana ikinci bir münafıklık alamet oldu. Kusurlarını araştırmayın. Birisinin kusurunu araştırıyorsa o bir kimse onda da münafıklık alamet oldu.
O zaman normalde üç şey oluştuğunda münafıklık tam oldu. Ne bu? Bir, Müslümanlara eza vermek. İki, kusurlarını araştırmak. Üç, onları kınamak. Bu üçü oluştuğu zaman o kimse münafık oldu. Bir üçlü daha vardı. Neydi? Söyleyince yalan söyler, emanete hıyanet eder. Ondan sonra bir de sözleri sözünün yerine getirmez. Bakın bu da üçlü. Biz zannediyoruz ki bu ikinci söylediğim söz verdiğinde sözünü yerine getirmez. Emanet hıyanet eder, konuştuğunda yalan söyler. Münafıklık alameti üçtür dediğimizde bu üçünü söylüyoruz biz. Bakın neden? Çünkü ilim gizlendi, saklandı. Hadîs-i Şerîfin metnini tam olarak imamlarımız, mühtülerimiz, Diyanettekiler filan, din anlatanlar bu hadîs-i şerîfin son kısmını bize söylediler hep.
Hadîs-i Şerîfin ilk kısmını geçtiler. İlk kısmı vurucu tarafı. Nedir vurucu tarafı? Ey diliyle Müslüman olup da kalbine iman nüfuz etmemiş olan münafıklar. Müslümanlara eza vermeyin. Onları kınamayın, kusurlarını araştırmayın. Kınama kardeşim. Kimseyi arkasından kınama. Kimsenin kusurlarını araştırma. Kimseye dilinle, elinle eziyet etme, eza verme. Yaptın tam bir münafıksın. Yaptın tam bir münafıksın. Müslüman kardeşinin kusurunu kim araştırırsa Allâh da onun kusurlarını araştırır. Allâh kimin kusurunu araştırırsa onu evinin içinde bile olsa rüsva eder. sen evin içinde oturuyorsun, hiç kimseyle görüşmüyorsun. Allâh senin kusurlarını ortaya da döker, rüsva olur. Allâh muhâfaza eylesin. Bir hadîs-i şerîf daha.
Ebû Dâvûd’dan. Kim ayıp ve kusur görür de insanlara anlatmayıp gizlerse sanki cahiliyette diri diri toprağa gömülmekte olan bir kızı hayata kavuşturmuş gibi sevap kazanmış olur. Bir derviş kardeşinin ayıbını gördün. Bir sufi kardeşinin kusurunu gördün. Eşinin ayıbını gördün. Çocuklarının ayıbını ve kusurunu gördün. Sen onu orta yere dökme.
Ebû Dâvûd Hadîsi — Ayıb Örtenin Sevâbı; Aile İçi Kusur Araştırma Yasağı, Telefon Kurcalama
Tatlı bir şekilde nasihat et. Onun ayıbını, onun kusurunu onun yüzüne söyleme. Sen şöylesin, sen böylesin, sen şöyle yaptın, sen böyle yaptın deme. Onun yüzüne karşı böyle, onun kusurlarını, ayıblarını söyleyip onu kınama. Yaptığın doğru değil. İslâm’ın terbiye sistemi bu değil. Dervişler arasında da sen bunu bunu böyle böyle yaptın. Bu doğru bir terbiye sistemi değil. Bunu böyle yapma. Sen bir derviş kardeşinin kusurunu araştırma. Sen bir başkasının telefonunu kurcalama. Eşin de olsa, çocuğun da olsa telefonunu kurcalama. Oradan bir şeyler arayacağım, bulacağım diye bakma. Elinin altındaki de olsa sen onu araştırıp soruşturma. Kusur arama, ayıp arama, günah arama. Nasihat et, söyle. Bir daha anlat, bir daha anlat, bir daha anlat, bir daha anlat.
Bıkma. Eşin olabilir, çocuğun olabilir, arkadaşın olabilir, kardeşin olabilir. Kardeşin olabilir, çocuğun olabilir, arkadaşın olabilir, kardeşin olabilir, derviş kardeşin olabilir. Nasihat et. Nasihat ederken de onun yaptığı kusuru biliyorsun ya ona bakaraktan böyle gözünü dikerekten nasihat etme. Utandırma kimseyi. Nasihat edenler kafalarınızı böyle döndürün yelpaze gibi. O kendi kendini kendi üzerine almasın. Bunu bana söyledi. Böyle düşünmesin. Kendi iç aleminde kendi kendisini analiz etsin, bulsun. Ama sen birinin yüzüne bakıraktan şunu yapma dersen o der ki ya bak gördün mü bana söyledi bunu. Yok. Bu İslam terbiyesi değil. Bu sufi terbiyesi değil. Allâh muhâfaza eylesin. Bakın birisinin ayıbını, kusurunu gördün onu örtersen diyor.
Onu saklarsan onu gizlersen cahiliye döneminde öldürülen bir kız çocuğa hayat vermiş gibi olursunuz diyor. O zaman sakın ha anneler, babalar, kayınvalideler, kayınpederler, çocuklarınızın, gelinlerinizin, damatlarınızın kusurlarını araştırıp onların yüzüne söylemeyin. Onları kınamayın. Kınayıcılardan olmayın. Varsa bir nasihatın nasihat et. Aa yok benim gelinim, eli çok pis. Kime söyledin? Bir başkasına söyledin. Neye faydan oldu? Ne oldu? Veya hatta kadın erkek hiç önemli değil. Eşinin eksiğini kusurunu başkasına anlattın. Utanmadın mı? Utanmadın mı? Utanmadan nasıl anlattın? Eşin senin. Akşama beraber çorba içeceksiniz yine. Beraber aynı yataya atacaksınız. Ne geçti eline? Alkışladı. Arkadaşların, annen, baban öyle ya.
Adam koskoca adam olmuş gidiyor hanımını, kendi annesini babasına şikayet ediyor. Evlenmeseydin ya. Evlenmeseydin. Veya hatta kadın, kocasını gidiyor kendi annesini babasına şikayet ediyor. Evlenmeseydin o zaman. Eksi kusur araştırıyor. Toplum birbirine düşüyor. İslam toplumu bu değil. İslam toplumu bu değil. Öyle insanlar var. Küçücük bir şey görmesin. Etrafa yayıyor. Sorma ya biz bir gelin aldık. Düşman başına. Sorma ya biz kızı verdik birisine. Düşman başına. Kör olmayasıca. Boynu devresin öyle gelsin. Öyle haberlerini alayım. Daha ne evlendirirken koşturdun ya. Ondan iyisi yok dedin ya. Ne oldu şimdi? Ben her gece dua ediyorum öyle haberini alayım diye. Ölmüyor sen öyle dua ediyorsun ama ölmüyor.
Ne anladın? Allâh muhâfaza eylesin. Yok. Bu İslam ahlakı değil. Ayıbı örtmek İslam ahlakı. Kusuru örtmek İslam ahlakı. Evlilikleri desteklemek İslam ahlakı. Desteklemek. Onların kusurlarını örtmek İslam ahlakı. Eşlerin kusurlarını örtmek İslam ahlakı. Onu sokağa dökmek değil. Erkekler de kadınlar da. Anneler, babalar. Ne yapıyorsunuz ya? Dervişlik bu değil. Dervişlik bu değil. Orta yere kusurunu döktün kim? Oğlun. Kusurunu döktün kim? Oğlunun hanımı. Kusurunu döktün kim? Kızın. Kusurunu döktün kim? Kızının kocası. Kusurunu döktün kim? Evladın senin. Senin evladın ya. Kusurunu döktün kim? Senin müridin. Kusurunu orta yere döktün kim? Beraber zikrullâh etmişsin. Sen onun başında zakirsin. Kimin kusurunu döküyorsun?
Orada, ilde, ilçede her gün beraber koşuşturdun. Derviş kardeşinin kusurunu döküyorsun orta yere. Kime döküyorsun? Ama şeyhine döküyorsun. Ama hiç alakası olmayan başka bir zakire döküyorsun. Ama o da bir zikrede. Ama oradaki bir başka yerden. Ya sorma ben onun yanında taşıyorum. bir sürü hatası kusuru var. Deme. Dedin ne oldu? Ne geçti eline? Eline ne geçti? Ne kazandın? Günah kazandın. Ne kazandın? Allâh’tan uzaklaştın. Ne kazandın? Dilinle mümin kardeşine eza verdin. Dilinle eza verdin. Allâh’ıma fazla eylesin. Aclûnî’nin Keşfü’l-Hafâsında bütün her şeye cevap bu. İnsan bu Normalde peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kendi ayıbı, insanların ayıbını görmekten alıkoyan kimseye müjdeler olsun. bir başkasının ayıbını görünceye kadar kendi ayıbının kusurunu gören bir kimseye müjdeler olsun.
O yüzden insanoğlu başkalarının ayıblarını kusurlarını değil kendi ayıbını kusurunu bilecek. Böyle bir şey oldu, bir kardeşle bir mesele oldu. Böyle meth etmiş birisi onu. O da bu haller bende var mı diye bana soruyor. Birinin methine kulak vermiş. Anlattı, böyle söyledi. Benden teyit istiyor. Bir başkası onu meth etmiş, rüyasında görmüş veya bir şeyler. bende onu teyit edince o makama oturacak yani. Teyit etçez ya onu. Aa doğru sen bu haldesin, bu makamdasın diyeceğiz. Anlattı ondan sonra.
«Sabah Namâzını Vaktinde Kıldın Mı?» — Mürîd-Şeyh Diyâloğu; Kendi Kusurunu Önüne Koymak
Ben bu hal demeyeyim dedi. Sabah namazını kılmadın sen dedim vaktinde. Bu durdu, bak dedim. Birisi seni meth ettiğinde kendi nefsinde şunu diyeceksin dedim. Yarabbi ben sabah namazını dahi vaktinde kılamadım beni affeyle. Sabah namazını vaktinde kılarsan dedim şöyle diyeceksin. Yarabbi ben sabah namazını cemaatte kılamadım ki beni affeyle. Cemaatte kılarsan diyeceksin ki dedim. Yahu ben sabah namazından sonra oturup kuşluk vaktine kadar seni zikredemedim. Beni affeyle. O zaman nefsin seni uçurmayacak. Sen o vakitle alakalı, o günle alakalı bir kusurunu önüne koyacaksın. Sabah namazını vaktinde kılmamak kusur mu? Kusur. Kusur. Camiye gitmemek kusur mu? Kusur. Ondan sonra bir sayfa Kur’ân-ı Kerîm okumamak veya oturup da zikrullâh yapmamak kusur mu?
Kusur. O zaman hiç kimse kendi kendine nefsini kabartmasın. Böyle söyledim. Bana dedi ki, e sen sabah namazını kılmadığın vaktinde nereden biliyorsun dedi. Ben gayr-i ihtiyârî orman taşladım kendimi görmüşümdür dedim. Nasıl dedi basbaya dedim ben de bugün sabah namazını vaktinde kılmadım da dedim. Ben de nefsim kusurlu dedim. Şimdi eğer nefsini kusurlu görmezsen, nefsini kusurlu görmezsen yemin ediyorum vallahi de billahi de tillahi de şeytan senin kalbine oturmuş. Şeytan senin kalbine oturmuş. Seni şeytan yönlendirmeye başlamış. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden kendi ayıbını önüne koy hep. Burnunun ucunda kendi ayıbını her daim tut. Hatta geçmiş bir günahın da olabilir. Onu burnunun ucunda tut.
De ki ben böyle bir günah işlemiştim. Nerede benden böyle bir fazilette? Tatlı yersen onun zevki bir andır. Tatlı yersen onun zevki bir andır. Teessiri öbürü kadar sürmez. Zahiren uzun sürdüğü için de te’sîri gizlidir. Her şeyi zıddıyla anla. Mehdî’nin te’sîri şekerin teessirine benzer. Gizli te’sîr eder. Ve bir müddet sonra vücutta deşilmesi icap eden bir çuban çıkar. Tatlı yersen onun zevki bir an. Tatlı yiyorsun. Ne yapıyor? Tatlı yiyince zevkeyle geliyor. Tatlı geliyor değil mi? Zararı sonra çıkıyor. Ben sütlaşa bakıyorum. İyi, güzel. Sütlaşın içine bir daha bal koyuyorum. Bunun diyorum tadı eksik kalmış. E sonra şeker hastası. Hadi ye şimdi. Onun acısı sonra çıktı. Demek ki met edilmek böyle şeker gibi.
Önce yerken çok hoş. Ama bakın Hazret-i Pîr 750 yıl öncesinden tatlının insanı olan zararını söylüyor. 750 yıl önce. Sen diyor tatlıyı yersin. O esnada çok hoşuna gider. Acısız diyor sonra çıkar diyor. Acısı sonra çıkar. Şeker hastası. Diyet yapıyorum diyor şeker hastası. Diyete girdim diyor. Yarım kilo şambel yiyor. Nasıl bir diyetse acısı sonra çıkacak. Şeker hastası diyette. Baklava elinin altında. Nasıl bir diyetse acısı sonra çıkacak. Bakın acısı sonra çıkacak. Tatlı o esnada nefse hoş geliyor. Met edilmek de o esnada insanın nefsine hoş geliyor. Met edildi. Yok. Senden güzel ilahi söyleyen yok alkışladık seni. Sen olmasan bu ilahi grubu dağılır. Senden ala sema eden yok. Sen olmasan var ya semanın tadı tızu olmaz.
Met edilmek tatlı çünkü. Met edilmek tatlı çünkü. Oooo Ali’den başka naat söyleyen yok. Bir naat okusun kendinden geç. Ali’de başlıyor. Se. Bir iki üç. Olmadı. Do. Olmadı. Duyuyorum ben diyorum ki Ali başladı yine diyor bizim. Şimdi o da kendince işini düzgün yapacak. ama o ne anlıyorsa. Nasıl bu ses Ali? Tamam adamın sanatı bu mesleği bu. Tabi. Şimdi başlıyor o şimdi. Normalde tabi şimdi Ali havada. hep havada hiç inmedi yere. Şimdi başlıyor bu sefer. Adam boşnak. Türkçe anlamıyor. Türkçe anlamıyor. Türkçe bilmiyor. Orta yerde Türkçe çevirecek olan kim? Bizim Mustafa abi. Ona bir paragraf okuyorsun. Bir kelime söylüyor. beş dakika konuşuyorsun ben. Ondan sonra iki kelime söylüyor. Dedim Mustafa abi bu kadar mı konuştum ben?
Bu manaya geliyor dedi. E dedim bir daha bunu benim hakkımda dedim. şey fazla bir şey söylemene gerek yok. o gene senin söylediklerinden iki kelime olacak. Söyleyecek tamam bitti bu kadar. Şimdi o da öyle söylüyor. Tabi Ali bir türlü işi o tutturamıyor. O sesin başındaki saçını başını. En sonunda gitti zaten adam. Gitti dedim Ali. Gitti adamı. Bırakmış. Gitti adamı. Gitti adamı. Gitti adamı. Gitti adamı. Bıraktı gitti. Sonra Ali gitti kendisi ayarladı. Adam dayanamadı. Şimdi o tabi Ali’deki meslek titizliği. Öyle söyleyelim şimdi. Ama öbür türlü metedilmiş ya o kimse. Metedilince O aşağı inmiyor bir türlü. Tatlı geliyor metedilmek. Ya bu çevirilerle alakalı Kafamda bir şey daha kaldı da onu da Söyleyemeyelim.
Biz şimdi Sudan’a gidiyoruz ya Sudan’da bizim orada Erdoğan’ın Kasım var şimdi.
Sudan-Kasım-Boşnak Hâtırâsı — Aile Geçim Tatlılığı (İlmî Siyâset); Eşler Birbirini Met Etmeli
Kasım da aynı. Bir paralaf söylüyorsun. Kasım bazen söylemiyor bile. Çevirmiyor bile. Hemen oradan bir kelime çeviriyor geçiyor. En sonunda kapaşı anladı onu. Çünkü konuşuyorsun. Kasım deniyor bir cümle söylüyor. Ondan sonra kapaşının canı sıkılıyor. Tam mesele hakim değil. Veya o söylüyor bir şeyler. Ondan sonra Kasım dinliyor onu. Kasım dinledikçe sonra bana da Bunu bunu söyledi diyor. O adam 5 dakika anlattı. Bir kelime mi söyledi? En sonunda kapaşı dedi ki İsmail’e getir. Şimdi İsmail’de Derviş terbiyesi var. İsmail tabii komple paralafa aktaracağım diye uğraşıyor. İyi dinliyor. Paralafa aktarıyor tabii. Paralafa aktarınca kapaşının hoşuna gidiyor. Bir de İsmail 3 gün görecek orada. 4.gün yok İsmail.
Ama Kasım orada ya. Kasım bazı şeyleri öğrensin bilsin istemiyor. Öyle olunca İsmail’i çağırıyor. Bir de gerçekten Kasım aynı bu çevirenler şey Angarya görüyor onca kelimeyi. sen can hırç bir şeyler anlatıyorsun. Senin o heyecanını anlamaktan uzakla. O bir cümle söylüyor bitiriyor. Halbuki sen 10 cümle kurmuşsun. Anlatmışsın. Onun için şey değil. O biliyor zaten ya senin anlattığını. Özet de geçmiyor. Özetgeçte yarısını söyleyecek. O böyle şey bir şeyin konsantresi olur ya en küçük konsantresini söylüyor. Allâh bizi affeylesin. Allâh bizi affeylesin. Evet şimdi methedilmek insana tatlı gibi. Önce insana haz veriyor tat veriyor ama tesiri sonradan uzun sürüyor. Şeker gibi vücutta kalıyor. Sen tatlıyı yiyorsun tatlıyı yiyince sende şeker ilk önce sana tatlı geliyor ama vücuda oturuyor.
Sonra ne oluyorsun sen? Şeker hastası oluyorsun. Sonra komple şekerini terk etmiyor. Sonra komple şekerini terk etmek zorunda kalıyorsun. Methedilmeye alışan kimse methedilmeyi sevdiği için ona çok tatlı gelir. Methedilmeyi seviyor. Sakın şunu demesin hiç kimse. Ya ben methedilmeyi sevmiyorum. Yok canım kardeşim. Nefse o özellik verilmiş. Her nefis methedilmeyi sever. Her nefis de methedilmek ister. Her nefis de methedilmek ister. Kadınlara bir tüyo vereyim. Adamı bir şey mi yaptırmak istiyorsun? Adamı methed geç. Ya senin gibisi yok da sen adamların kara kökü değil de küpüsünde. Hatta matematik olarak yap. Ne adı? X. X üzerine 10 yaz. Sen X üzeri 10 sun de. 1-2 filan deme. Bitti. Adam şöyle bir içeri girdiğinde desin ki lan ben neymişim ya.
Adamı methedin. Adam iş yerine gitti boynunu büktü müdürü amiri memuru. Öyle iş yapıyor. Ticaret yaptığı. Geldi müşteri bir kuruşluk bir şey alacak. Onunla boynunu büktü. Mal satmak için boynunu büktü. Mal almak için boynunu büktü. Adamın her yerde boynu bükük zaten. Eve geldi. Evde de elinde tavayla bekleyen var. Evde de boynu bükük adamın. Bu sefer ne olacak? Adam diyor ki iş yerine git müdürün tribini çek, şefin tribini çek, patronun tribini çek. Git mal satma. Mal alacak olanın tribini çek. Mal alacaksın mal satacaksın tribini çek. Memurluk yap tribini çek. Geldi. Öyle oluyor değil mi? Serdar geliyor müşteri usta ya bu ses kesilmemiş mi diyor. Diyor. Ulan araba zaten 55 model benden yaşlı.
Ulan onun her tarafından ses gelecek zaten. Ses gelmemesi gayr-i kâbil bir şey yok. O arabadan ses geliyor diyor. Hatta onu bindiriyor, gezdiriyor. Bak gördün mü sesi diyor. Mustafa Özmü’ne denk gelme. Cevdet bundan ses geliyor diyor. Cevdet bakıyor bana. Cevdet’in o bakışı boş gözlerle bakış. O böyle bir anlam ifade etmiyor. Bakalım diyor. Ne yapsın şimdi bana karşı ses gelmiyor mu desin? Bakalım diyor. Sonra bakıma gidince Cevdet baktın mı diyor. Ben baktım diyor. Tamam bitti. Arabaya baktı. Sıkıntı yok. Bende rahatsızlık var. Geçen gün arabada böyle bir şey var dedim bir şey var titriyor dedim ben. Böyle baktı anlamsız bir şekilde. Dedim bu anlamsız baktı gene bana dedim. Ondan sonra neyse araba gitti ona evet doğruymuş dedi.
En güzeli de şuydu. Bir tane araba vardı. Ondan sonra 230 basıyordu. 30’u geçmiyordu. Cevdet bunun şanzıvanında bir sıkıntı var dedim. Neden dedi? 230’u geçmiyor bu dedim. Gene anlamsız baktı bana dedi. Söktü şanzıvanı. İstanbul’a gönderdi. Hastayım ya ben. İstanbul’daki adam demiş ki bu yarışçı mı bu demiş. Kimse anlamaz bunun demiş. Şanzıvanında demiş. Ağrısı olduğunu demiş ya. Bu demiş yarış pilotu mu bu adam demiş. Yok demiş. normal araba binecisi. Tabi o gitmiyordu o. 230’de kalıyordu. Sonra yapıldı geldi. 245 falan vuruyordu. Şimdi o böyle şey ya o konuda böyle boş bakıyor. Yapacak bir şey yok. Sonra doluyor tabi. Onda bir sıkıntı yok. Allâh bizi affetsin. Metedilmek böyle tatlı gibidir.
İnsanı normalde yerken hoş gelir. Sonra acısı çıkar. Sen met edenlerin metine bakma. Allâh muhâfaza eylesin. Nasıl tatlı böyle ince ince vücuda yayılıyorsa metedilmekte de insana ince ince yayılır. Senin bütün her şeyini kapsar. Artık metedilmek senin için olmazsa olmaz olur. Bak olmazsa olmaz olur. Güzel bir şey. Evde geçim istiyorsanız eşlerinizi metedin. Bu da erkeklere şimdi. yemek yapmış, at duvara kaç kenara ya başını yarar ya gözünü çıkarır ama diyeceksin ki harika olmuş. Halbuki kuru tam takır olmuş. Kurutmuş fırında fazla olmuş. Ben kuru seviyorum ya. Nereden anladın tabi ya dişlerim benim çene kemiklerim ne o? Kendine gelsin. Adaleler gelişsin. Öyle kuru katır katır yiyelim ki çene sağlamlaşsın.
Öyle diyeceksin sen ona. Bu olmamış da bu bitmemiş de fırında unutmuşunda bunun altını yakmışında üstünü kızartmışında anamın yemeği hiç böyle olmuyor. Aha bitti adamın işi. Öyle diyeceksin. At balkondan aşağı kendine. Adamın akıllısı evde hatunla arasını bozmaz. Muhteşem yapmışsın. Çok güzel olmuş diyeceksin. annem yapamaz bunu diyeceksin. Zaten yapamaz annen o kadar. Mümkün değil. Yılların kadını at duvara kaç kenara yemek yapar mı yapmaz. Bazen de bana getiriyorlar ya böyle bir yerlere gidiyorum. Bakın en güzel dolmayı o yapıyormuş. Dedim ben şeker asisiyim. Dolma yemiyorum. Ne olursun herkes benim dolmamı meth ediyor. Allâh razı olsun yemeğim. Peki ısrar ısrar tamam gönlü kalmasın. Aldım dolmayı.
Dolma değil bataklık. Oturdum dedim ah anam hakkını helal et dedim ya. Senin dolmana laf söylüyordum. Annemin sarmaları dolma gibidir. Dolmasını siz düşünün artık. Öyle şimdi millet sarma kalem gibi sarıyor onu. Annemin tabiri şu. Yaprak mı yedireceksiniz millete? Onu çok yedireceksiniz. Onu çok böyle maharetmiş gibi görüyor kadınlar. İncecik sarıyor onu. Yaprak yiyorsun. İçinde ne pirinç var ne fişe. Anneminki öyle değil. Baba pirinç kıyma et dolduruyor kadın. Bohça sarar gibi yaprağı sarıyor koyuyor. Anne bu dolma değil bu diyorum sarmada dolma. Yaprak mı yedireceğim millete diyor. Tamam bildin o. Neyse onun da böyle suyu fazla olunca tabi çamur oluyor. Bu da öyle dolmayı çok met etmiş. Harika olmuş dedim.
Muhteşem bir dolma olmuş dedim. Yemin ediyorum vallahi de billahi de annem dahi böyle yapamaz dedim. Bu ne? Bu siyaset. İlmi siyaset. Bakın bu ilmi siyaset. Erkeklere bu tavrım. İlmi siyaset sahip olun. Ben böyle sarma yemem. Ben hayatımda böyle sarma yemedim. Sen geçim ehli değilsin. Baltayı taşa değil, kaya vurdu.
Zorlukta Gerçek Dostların Tanınması — 28 Şubat Tecrübesi; «Doğru Yolda Devâm Et»
Gençlere söylüyorum. Bizden geçti bitti. İsmail alan aldı satan sattı. Babamı hatırlatma. Allâh iyi etsin inşâallâh. Allâh bizi affetsin. Evet. Nasıl şeker fazla vücuda zarar veriyorsa met edilmekte insanın maddi manevi zarar verir. Bakın insanın maddesine fiziki vücuduna aklına da zarar verir. Fazla met edilmek. Ve met edenler senden bir menfaatleri var ise seni çok met ederler. Ama menfaatleri kesildiği anda eğer onların dostlukları menfaatin üzerine kurulu ise hemen kınamaya başlarlar. Hemen senden uzaklaşırlar. Hemen seni kötülemeye başlarlar. O gerçek dostun değil senin. Allâh bizi affetsin. Menfaate dayalı dostluklar menfaat bitince biter. Güzelliğe dayalı dostluk güzellik bitince biter.
Yakışıklılığa ait dostluk yakışıklılık bitince biter. Zenginliğe ait dostluk zenginlik bitince biter. Makama ait bir dostluk makamdan düşünce biter. Bunları böyle sıralıyorum kendi hayatımdan örnekliyorum. Bir zorluya geldin zorluya geldiğin anda gerçek dostların kalır. Bir kalan bırakır gider seni. İnsanlar zorluktan kaçarlar. Ben zorluktan kaçmam. Zorluk benim gerçek dostumu gösterir bana. Sıkıntı benim gerçek dostumu gösterir. Herkes sıkıntıdan kaçar. Ben sıkıntıdan kaçmam. Herkes zorluğu görünce zorluktan insanoğlu kaçar ritmik olur. Ben ritmik olarak zorluktan kaçmam. Kendi iç dünyamda şunu derim. Şimdi gerçek dostlarını seyretme zamanı. Bu kadar. Çünkü zorluktasın, sıkıntıdasın o esnada.
Bakın o esnada zorlukta sıkıntıdasın. Kimler senin etrafında çok özür dilerim, sahte dostunsa ilk önce onlar terk eder seni. Her sana menfaat gözüyle bakıyorsa ilk önce onlar terk eder seni. İlk önce onlar terk eder. Bu böyle bir insanın kemale ermesi, olgunlaşması, etrafını tanıması için çok pahalı, çok pahalı ama muhteşem öğretici bir haldir. Çok pahalıdır. İnsana çok zarar verir. Evet. Maddi manevi insan zarar görür. Ama bu senin etrafını, eşini, çocuklarını, arkadaşlarını, dostlarını her şeyini tanımlamada muhteşem bir şeydir. Bakın muhteşem bir şeydir. Ben beni satanları 28 Şubat’ta sorguda öğrendim. Bak zorluk değil mi? 28 Şubat Müslümanların dağıldığı zamandı. Bizim dervişlerin de dağıldığı zamandı.
Kalan sağlar bizim oldu. Dağılan dağıldı. Eleştirenler vardı mesela. Bırakıp gittiler. Bırakıp gidip kınamaya başladılar. Bu zorluklar, sıkıntılar insanın gerçek dostlarını meydana çıkarır. İnsanın bir problem yaşaması. Gerçek dostunu meydana çıkarır. Bir hastalık, bir yokluk bilhassa maddeye dayalı ve makama dayalı. Şimdi adam bir makama geliyor, etrafı dolu. Makamdan düşünce kimse kalmıyor etrafında. Ya o makama layık değildi, liyakatlı değildi, oturtturdular onu. Kimse kalmadı. Ya da etrafındaki yalakaları tanıyamadı. Yalakaları bıraktı gitti. Hep öyle olur. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden normalde ne metedilme kan, ne de kınamaya kan. İkisinden de ikisine de kanma. Doğru yolunda devam et.
Kur’ân ve sünnet yolunda devam et. Kendi işinle, aşınla, eşinle alakalı doğru yolda devam et. İstersen yapayalnız kal. Yeter ki sen doğru yerde, doğru zamanda, doğru doğru şeyler yap. Eğer sen bu kendinde erdemliliği gördüğünde, kendinde bu hali gördüğünde merak etme. Böyle içi boş bir özgüvene sahip olmazsın. İçi dolu bir özgüvene sahip olursun. Dersin ki benim yaptığım Kur’ân’a, sünnete uygun. İsteyenin hoşuna gitsin, istemeyenin hoşuna gitmesin. Dersin ki benim yaptığım, benim ettiğim, söylediğim Kur’ân ve sünnete uygun. O yüzden birisinin kalkıp da bunu eleştirmesinden, kınamasından herhangi bir sıkıntı duymaz. Kalsın Ali. Onun eleştirmesinden, onun kınamasından sen sıkıntı duymaz. Yaptığın doğru bir şeyse.
Sufilik, anlattığın doğru mu? Kur’ân, sünnet mi? Evet. Bırak kim kınıyorsa kınasın seni. Bırak kim ne söylüyorsa söylesin. Cümle alem seni sapık görsün. Seni söylediğin Kur’ân ve sünnete uygun olsun ama. Senin yaptığın Kur’ân ve sünnete uygun olsun. Varsın insanlar kabul etmesin. Hiç önemli değil. Allâh muhâfaza eylesin.
Şeytanın Met Edilmekten Düşüşü — Firavun, Nemrûd, Yezîd, Ebû Cehl: Met Edenleri Yüzünden
Nefis çok övülmesi yüzünden firavunlaştı. Alçak gönüllü, alçak gönüllü, hor, hakir ol, ululuk taslama. Nefis metedilmekten, alkışlanmaktan hoşluyor, hoşlanıyor. Metedile metedile, alkışlana alkışlana o kimse bir müddet sonra kendini çok yükseklerde görüyor ve firavunlaşıyor. Şeytan da metedilmekten gitti. Cenâb-ı Hak şeytana vazife verdi. Dedi ki dünya üzerindeki cinlileri kendi kavmi şeytan da kendisi cinli. Şeytana dedi ki Cenâb-ı Hak bir ordu oluştur. Bu orduyla yeryüzünde dünyadaki cinlileri dünyadan kov dedi. Şeytana. Şeytan kendi kavmiyle bir ordu kurdu ve kurdu bu orduyla dünyadaki cinli taifesini dünyadan sürdü. Uzun savaşlardan sonra dünyada cinli taifesinin yeri yurdu kalmadı hepsini yerli eksan etti dünyadan sürdü.
Kendi avanesi şeytanı met etti. Şeytanı önde gördü. O büyük komutan o büyük ilim sahibi muhteşem bir varlık. Avanesi şeytanı öyle gördü. Ondan sonra Allâh Adem’i yarattı. Adem’i yarattıktan sonra Adem’e secde emri verdi. Şeytan orada yıkıldı. Herkes met ediyor onu. Bütün avanesi onu met ediyor. Bütün o diğer cinli kavimleri de onu met ediyor. Onlar da kavim kavim. Cinlilerde. Öyle hepsi de cinli olarak geçiyordu. Onlar da kendi içlerinde kavim kavim ayrılıyorlar. Her kavimin başında da bir tane de padişah gibi kavmin bir temsilcisi var. Padişahı var. Onlar da böyle bir insanlar gibi, öyle söyleyeyim tarif edeyim, kavim kavim. Hepsinin başında da her kavmin başında bir yöneticisi var. Bir padişahı var.
Şeytana hepsi de o esnanda biat etmişti zaten. Hepsi de şeytana biat etti. Şeytanın etrafında alkışlıyorlar şeytanı. Ama Adem’e secde emri gelince şeytan öbür kavimlerin de alkışlamasından dolayı öbür kavimlerin padişahlarını da onu kabul etmesinden dolayı dedi ki ben Adem’e secde etmem. Met edildi çünkü. Alkışlandı çünkü. Met edilince, alkışlanınca şeytan Allâh’ın emrine karşı geldi. Bakın met edilmekten bir kimse met edilirse özür dilerim bir kimse met edilirse ve met edilmenin sonucunda o kimse kendi nefsini önüne koymazsa firavunlaşır. Firavunun da etrafında herkes firavunu met ediyordu. Nemrud’un etrafında herkes Nemrud’u met ediyordu. Ebu Cehili etrafındaki herkes met ediyordu. Bakın met ediyordu.
Zalim padişahlar vardır. Herkes onları met ediyordu. Yezid’i met ediyordu herkes. Doğru yapıyorsun diyordu. Yezid, Hazret-i Hüseyin efendimizi şehit etmek için, katletmek için ve avanesini asker topladı. Etrafındaki insanlar doğru yapıyorsun dediler. Hadîs-i Şerîfler met sürdüler. Dediler ki fitne çıkardı, fitnenin başını es. Evet. Hazret-i Hüseyin efendimizin fitneci olduğuna dair hüküm çıkardılar. Hazret-i Hüseyin efendimizin öldürülmesine hükmettiler. Yezid’in etrafındakiler yaptı bunu. O met edilmek, o alkışlanmak, insanı adaletten uzaklaştırdı. Ferasetten uzaklaştırdı. Doğruyu görmekten uzaklaştırdı. Hak ve hakikati görmekten uzaklaştırdı. Etrafında alkışlayanlar var çünkü, met edenler var.
Hiç kimse ona sen insansın, bir damla sudan yaratıldığın, seni yaratan var demedi. Senin de eksiğin vardır, senin de kusurun vardır demedi. Alkışlana, alkışlana, met edile, met edile o kimse firavunlaştı. Farkında değil, bu şehler içerisinde de vardır. Bu şehler içerisinde de var. Şeyhine metiye düzüyor boyuna. O zamanın kutbudur, onun üstünde bir kutup yok, o zamanın gavsıdır, onun üstünde bir gavs yok. Bütün herkes ona tabi olmak zorunda, ondan daha büyük bir şey yok. Bu, bu sufilerin arasında da bu hastalık var. Değil kardeşim, senin şeyhin de bir insan. Hadîs-i Şerîfi unutma. Hiç bir kimse yoktur ki bir günâh-ı kebâir onun perçeminden tutmamış olsun. Senin şeyhinin de perçeminden tutar. Senin zamanın kutbunun da perçeminden tutar.
Senin gavsının da perçeminden tutar. Herkesin perçeminden tutar. Allâh Resûlü yalan mı söyledi haşa, sallâllâhu aleyhi ve sellem. O zaman sen kendi şeyhini günahsızlar sınıfına koyma. Hatasızlar sınıfına koyma. Hatasızlar sınıfına koyma. Alkışlama boş boş. Neden firavunlaşacak? O firavunlaşınca ilk firavunluğun da senin üzerinde tecelli ettirecek. Onu etraf firavunlaştırır, etraf firavunlaştırınca o firavunluğunu ilk önce yanındaki arkadaşların etrafına sergilen. Uzaktakını yapamaz çünkü. Bakın uzaktakını yapamaz. Kaldır bakayım şunu. Firavunlaştırdın şimdi sana böyle konuşuyor. Firavunlaştırmasaydın öyle konuşmayacaktı. Dicekti ki bunu kaldırır mısınız buradan lütfen. Firavunlaştı, asın bakayım onu oraya.
Olmamış o orada. İndir onu oradan aşağı. Firavunlaştı. Kim firavunlaştırdı? Etrafı firavunlaştırdı. Etrafı. O zaman fazla alkışlamak, fazla met edilmek, övülmek nefsi firavunlaştırır. Firenemez. Allâh bizi affetsin. Ve o kimse firavunluğa çıktığında ona bir musa gerek. İyi, musa firavunlaşınca musayı dinler mi? Dinlemedi. Firavun musayı dinledi mi? Dinlemedi. Akıbeti ne oldu? Su da boğuldu. Lanetlenmiş olanlardan oldu. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden ululuk taslamak yok. Nefsini temize çıkarıp, met edenlere bakaraktan nefsini temize çıkarmak da yok. Nefis büyük beladır. Bela imtihan demek. Nefis yedi başlı ejderha gibidir. Her başında da ayrı bir yedi başlardır. Yedi tane ana başlardır. Yedi tane ana başının her başında da yedi tane ayrı başlardır.
Sen bir tane yılanı rüyanda ezdin diye ben de rüyanı tevhile derken nefsine galip gelmişsin. Ezmişsin yılanın başını derim. O da kendi kendine der ki ya ben bütün nefisi yendim de. Değil. O yedinin içerisinde her nefisin bir yedi başı daha vardır. Nefis de olan mücadele bitmeyen mücadeledir. Bitmeyen. Mezara kadar devam eden mücadeledir.
Yûsuf 12/53 «Mâ Überriü Nefsî» — Nefsin Yedi Başlı Ejderhâ Mecâzı; Sağdan-Arkadan Şeytan Girişi
O yüzden Yusuf Sûresi âyet 53. Ne demiş? Ben nefsimizi temize çıkarmak istemem. Çünkü nefis şüphesiz ki çok çok kötülüğü emreder. Ayet devam ediyor. Ancak Rabbimin merhamet ettiği müstesnadır. Şüphesiz ki Rabbim çok affeden, çok merhamet edendir. O zaman nefis sana hep kötülüğü emretcek. Nefsin sana kötülüğü emretmeden bırakmayacak. Ölünceye kadar sana nefsin kötülük emretcek. Kimisine günah kebaiden emretcek, nefisine küçük günahtan emretcek. Herkese günahı kebaiden emretmekte bir şey yok. Ama girecek o sana. Şimdi sana dese ki gel kumar oyna. Sen dersin hadi lan yürü git. Kumar oynayacağım bu saatten sonra dersin. Ama sana inceden böyle der ki ya ya şu İsmail abinin sakalı da neden kısa ya.
Bana bunu bir söylesen de onu bir anlatsan ya der. orada kaybedersin. Sufiye nefis git içki iç git kumar oyna demez der de çok enderdir o. Sufi gidip içki içmez. İçer belki de bir nefsine uyar. Artesinin sabah manyak kafa gibi kalkar. Nereden içtim gene döndüm geriye bütün Sufili mi berbat ettim der. Tevbe der. Tevbe der. Kimisi de etmiyor. Sarhoş geliyor sana şeye. O dergaha kafa bir dünya. Ne olsun geliyor gene adamın gidecek yeri orasını oraya görüyor. Bunda da bir sıkıntı yok. Ama nefis insanın böyle şeydir. Sufiler de nefis en fazla sağdan girer. Sufilere soldan girmez. Soldan girmesi ne? Onu böyle günahı kebayre sürüklemek. Soldan girmesi o. En tehlikeli tehlikelisi sağdan girmek. Lan Salih senin gibi derviş olan yok.
Bitti. Ona sağdan girdi. Gözümün önüne oturmuş ya orada gülüp duruyor. Çarpayım benden. Normalde o sağdan girmesi. Sen olmasan burada zikrullâh mı olurdu ya? Sağdan giriyor. Sen güzel zikrullâh yapıyorsun. Sağdan girdi. Senin yaptığın gibi kimse yapmıyor. Sağdan girdi. Nefis sağdan girdi. Sufilere nefis sağdan ve arkadan girer. Arkadan girmesi ne? Sen bu hatayı yaptın buraya layık değilsin. Bu da arkadan girmesi. Sen affolmazsın ya. Arkadan girmesi. Sen bu hatayı yaptın ya. Ulan Şeyh Efendi de görmüştür bunu. Hangi yüzle gideceksin şimdi? O arkadan giriyor. Tamam. Lan görürse görürse ne yapayım ben onun manevi evladıyım, babam değil mi? İster dövsün, ister sövsün. Ne yapıyorsa yapsın. Gider otururum zikrullahta.
Bakarım için. Hatta giderim sarmaşırım. Ben bir sürü yanlışlık yaptım. Bitti. Ben yalnız kaldığımızda Şeyh Efendi derdim ki, efendim hakkınızı helal edin. Ne oldu Mustafa Efendi? Efendim benden çok yanlışlık dökülüyor. Çok kusur dökülüyor. Bana hakkını helal et. Beni affet. Allâh Allâh. Helal olsun. Mustafa Efendi. Ha bitti işte. Ha burada sana güven vermesin. Git her türlü mendeburlu işle. Ondan sonra gel efendim hakkını helal et. Onu da yapma. Öyle de olmasın. Ama öyle de olsa da git ya. Git. Şeytanı çatlat. gelmiş ya Bedevi Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem hazreti kabrinin başında. Demiş ya Rabbi beni affetmezsen şeytan sevinir. Kafirler seni sevinir. Münafıklar sevinir. Demiş bu Peygamberin üzülür.
Bu Peygamberin üzülür. Bu Peygamberin demiş çok sıkıntılı üzülür. Ya Rabbi beni affet de demiş. Peygamberi sevinsin. Müminler sevinsin. Melekler sevinsin. Beni affeyle. Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretinin başında diyor. Bir hitap geliyor. Kabirden. Affolun. Hazreti Ömer efendimiz de bu olaya şahit. Bu olaya şahit. O da duyuyor affolunun hitabını. Tabi bunu vahabiler red eder şimdi. Sapıklar red eder bunu. Bu sapık vahabili sıyırıntıları var ya. Onlar bunu red eder. Hazreti Ömer efendimiz de buna şahit. O da duyuyor. Başlıyor ağlıya ağlıya. Ya Rabbi ben de onun dediği gibi diyorum. Ben de ondan istiyorum diye. Ya bitti. Allâh affedici. E affediciline güvenip de lingolinga şişeler sabahleyin beni affeyle.
Böyle de yapma bu kadar da yapma. Bir şeyin gözünü çıkarma. Ama hatamız kusurumuz olacak mı? Olacak. Günahımız olacak mı? Olacak ya. Olacak. Olmaması gayri kabil bir şey. Ama affeden bir Allâh var. Bunu da unutma. Ve o zaman hata yaptın. Ya ben nasıl gideyim Şeyh efendinin huzuruna şimdi? Bizim huzurumuz var. Hep beraberlikle kolay yapıyoruz işte. Gel oraya selamun aleyküm. Ben geldim. Görüyor musun zaten bazısını böyle uzaktan ben geldim gör beni. ben yaptım yapacağım ama ben yapacağımı yaptım. Evet. Ben yaptım yapacağımı. Ama temiz bir şekilde yaptım. Eee bak ama geldim buradayım. Ben böyle öyle bir selam ki bak gör beni. Tamam yavrum gördük seni. Allâh’ım affetsin seni. Sen yeter ki zikrullâh halakasından ayrılma.
Eyvallâh. Allâh’ım iyilsin. Yoksa ne olacak? Nefsi temize çıkarmak yok. Nefsi temize çıkardın firavunlaştın. Kendini hatalı kusurlu gördün kul oldun. Allâh biz onlardan eylesin. Âmîn. Ama bir de şey var. Allâh’ın merhamet ettikleri var. Bu Allâh’ın merhamet ettikleri dediği hatasız kusursuz olanlar değil. O merhamete mazhar olmuş. Hata kusur yaptı tövbe arkadan geldi. Zikrullâh arkadan geldi. Bu Allâh’ın merhamet ettiği. Günah kebali de ısrarcı değiller. Nefsini arındıran kurtuluş ermiştir. Onu kirletip örten kişiyse ziyana uğramıştır. Şems âyet 9 ve 10 Nefsini arındıran tövbeden günahlardan geri dönen kurtuluş erdi. Bu nefs firavunlaştıydı ya buradan geri dönüşünü anlatıyoruz. Firavunlaştı nefsin. evde sen kralsın.
Erkeklerde var ya böyle bir hal. Kral değilsin yavrum. Değilsin. Âdem’in gözünün önünden ayırma. Nereye gitti? Yaprak dahi kımıldamayan Arafat’a gitti. Arafat’a gidersin. Yaprak dahi kımıldamaz gittiğin yerde. Hava nerede? Bahamalarda. Nerede? Tropikal. Nerede? Bahamada. Deniz kenarında. Okyanus ne güzel. Tropikal meyveyi ye. Bak keyfine. Adem nerede? Arafat’ta. Arafat’ta. Kendini gör. Arafat’ta gör kendini. Âdem’in kaderi bu. Bununla mücadele etme. Kendini yükseklerde tutma. Tevbe et. Allâh bizi affetsin. Öyle firavunlaştırma nefsini. Nefsini firavunlaştırma. Firavunlaşma kokusunu aldın. Genelde sufilerde görülmez ama olur mu olur görülür. O zaman yapacak oldun ne? Hemen arındırmaya çalış. Tövbeye devam et.
Ve sufiler için en büyük düşmanımız bizim ne? Nefsimiz.
«Vallâhi Şirkten Korkmuyorum, Nefsten Korkuyorum» Hadîsi; Tavuk Tövbesi ve Nefse Muhâlefet
Beyhakî’de geçiyor. En şiddetli düşmanın iki yanın arasındaki nefsindir. göğsünde duran iki yan dediği göğsü oradadır. yine bir hadîs şerif daha. Vallahi ben vefatımdan sonra Allâh’a şirk koşmanızdan korkmuyorum. Fakat nefislerinize uymanızdan korkuyorum. Demek ki en büyük korku neymiş? Nefislere uymakmış. Allâh muhâfaza eylesin. Buhârî’den hadîs şerif. Cehennem nefsin istekleriyle. Cennette nefsin hoşlanmadıklarıyla örtülüdür. Cehennem nefsin istekleriyle örtülü. o yola gideceksen cehennem yolu nefsin istekleriyle kurulu. Cehennem yolu nefsin istekleriyle. Nefis ne istiyorsa yap. Vallahi garanti cehenneme gidiyorsun. Şeyh şüphe etme. Nefsin isteklerine uy. Nefsin isteklerine uy. Yolun senin nerede?
Cehennemde. Bu konuda şeyh şüphe etme. Ama sen nefsine muhalefet ettin. Nefsin isteklerini yerine getirmedin. Ömrünü, nefsini muhalefette geçirdin. Vallahi yolun cennete gitti. Söyleyin Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem. Yine Tirmizî de ve İbn Mâce’de geçiyor. Akıllı kişi nefsine hakim olan ve ölümden sonrası için çalışandır. Zavallı kişi ise nefsini duygularına teslim eden ve Allâh’tan dileklerde bulunup duran kişidir. Zavallı kimmiş? Hem nefsine uyuyor hem Allâh’tan affedilmesini istiyor. Vuruyor kadehin dibine vururken Ya Rabbi beni affeylesen diyor. Ulan önce kadehi bırak bari. Dalga geçerekten yapma. Allâh bizi affetsin. Veyahut da Şeyh Efendi’nin tabiriyle tavuk tövbesi diyor. işliyor, işledikten sonra tavuk her seferinde necaset diyen yedikten sonra gagasını böyle temizliyor ya milletin de şimdi tavuk mu gördüğü var ya.
Demirtaşlılar görüyordur tavuk. Demirtaş’ta kaldı mı? Demirtaş’ta da kalmadı. Her taraf beton yuvanı oldu bak. Önceden ne güzeldi ya değil mi? Toprak kokuyordu ya Demirtaş. Şimdi tuhaf bir koku oldu Demirtaş’ta ne kokuyorsa. Benim geldiğim zamanlarda. İsmail’de valla 12 de vuruyor ateş ediyor oradan. Gerçekten Demirtaş böyle ilk zamanlar böyle daha natural daha otantikti. onların kendi aralarındaki çatışmasının dahi bir tadı vardı. Bir tarafta Dırmışlılar değil mi? Bir tarafta kimler? Dramalılar, yok bir tarafta Dramalılar bir tarafta Arnavutlar onlar üçüncü kabile. Dırmışlılarla Dramalılar arasında bir çekişme vardı. Arnavutlar o çekişmenin içinde değil onlar seyrediyordu. Öyle değil miydi?
Öyle değil miydi? Arnavutlar taraf tutuyorlar mıydı? Sayısı az. O yüzden diyorsun sessizlik biz diyorsun tamam. Arnavutlar öyle sessiz kalmaz ama ha yok karışmadık biz diyorsun tamam. Oyyyyyy onlar uyanık o zaman akıllı. Tamam. Tabi ne Dırmışlılar dramalı olursa oy vermiyor, dramalılar Dırmışlılara vermiyor. Arnavut olunca herkes veriyor ona. Siz daha uyanıkmışsınız ya. Arnavutlar da enteresan bir millet zaten. Tabi Arnavutlarla Gürcüler onlar birinci sınıf vatandaştır. Hele Gürcüler. Gürcüler’in şehrini Gürcan bizim. Tabi onlar özel varlık. Nerede Cemil? Cemil neydi onlar? Efendim? Yüksek millet evet. Allâh’a ısrar versin. Zavallı kimse kimmiş? Nefsini duygulara teslim eden. Ama aynı zamanda da Allâh’tan dileklerde bulunuyor o boyuna.
Hem nefse teslim etmiş kendini ama gene Allâh’tan dileklerde bulunuyor. O da zavallı. Ama bir çıt gene iyi o. Ümidini kesmiyor Allâh’tan. Şimdi bir de o tarafı var. Allâh bizi affetsin. Bütün kötülüklerin nefisten nefsin hevasından geldiğini bil. Nefis zahir düşmandan daha tehlikelidir. Bunu da bil. Bütün kötülükler nefsinden gelir. Âyet-i Kerîme neydi? Kötülükler bizim nefsimizden. İyilikleri de Rabbinizden bilin. O zaman bütün kötülükler bizim nefsimizden. Nefsin hevasından heva ve hevesinden. Ve bu böyle devam ettiği müddetçe nefsin arınmayacak. Ve normalde nefis de mücadele etmezsen nefis de mücadele etmezsen bilmiş ol ki kurtuluş yoluna girmedin. Allâh bizi affetsin. Daha bu konu uzun. Ama bu kadar da almışım, doldurmuşum burayı.
Ben yine de bu nefis de olan mücadeleden önümüzdeki hafta devam edeyim. Tamam? Saat çünkü onun geçti yine. Haklarınıza helal edin. Bizden yana da helal olsun. Önümüzdeki hafta inşâallâh yine kaldığımız yerden nefis de olan hadiselerden devam edeceğiz. El Fâtihâ. Inşallah önümüzdeki salı değil bir dahaki salı da kandil. Inşallah kandile de bütün kardeşleri bekliyoruz. Haklarınızı helal edin.
Q&A: Kınamaya Karşı Cesâret — «Kur’an Sünnet’in Dışında Bir Şey Var mı?»; Müslümandan Faiz Lâneti
Soru soracaksın. Sor. Hiç mücadele etme gereği duymayacaksın bile. O kimse kınadıysa kınadı. Basit bir şey. bunun nasıl mücadele etmesi? Basit bir şey. bu mücadele etmesi nasıl mücadele etmesi? Basit. bir bak. De ki Kuran ve sünnetin dışında bir şeyimiz varsa gelin söyleyin. Bitmez ki. Şimdi bu insanlar hem din cahili hem de aynı zamanda yol cahili. din cahili Kuran sünneti bilmiyor. Oturuyor adam kendince diyor ki ya böyle bir ibadet var mı? Siz sapıksınız diyor. Ne yapmışız? Allâh’ı zikretmişiz. Toplu bir şekilde Allâh’ı zikretmişiz. diyorum ki yasak olduğuna dair bir tane âyet getir biz yapmayalım. Cevap yok. Yasak topluca Allâh’ın zikredilmeyeceğine dair bir tane adı şerif getir. din neyle örülüdür?
Yasaklarla örülüdür. Bak dinin örgüsü yasaklar üzerinedir. Cenâb-ı Hak bunu yasak etti. Yasaklar bellidir dinde. Bakın bunu hiçbir zaman unutmayın. Dinde sınırı çizilen yasaklardır. Sen dindeki yasakları bilirsen dinindeki yasakları bilirsen haramları bilirsen dini hayatını kolay yaşarsın. Ve bu haram mı diye sorulmaz dinde. Çünkü haram etme yetkisi Allâh ve Resulün dedir. Allâh ve Resulünün haricindedir. Birisinin haram etme yetkisi yoktur İslam’da. Haram diyemez. Şunu diyebilir ben bunu uygun görmedim. Sen uygun görmedin. onun üzerine bir hüküm yoktur. Onun üzerine bir hüküm olmadığı zaman bir kimse onu uygun görmeyebilir. Onun kendi hali. Bak onun üzerine bir hüküm yok çünkü. Bir şeyde hükmedildiyse Allâh ona Allâh ve Resulü bir şey hükmettiyse mesele bitmiştir.
Hiç kimsenin onun üzerinde tartışma çıkaracak, konuşacak bir durumu yoktur. E şimdi hükmedecek olan haram kılacak olan Allâh ve Resulüdür. Bakın haram kılacak olan getir kardeşim topluca zikir olmayan zikir yapmanın haram olduğuna dair bir âyet getir. Topluca zikrullâh yapmanın haram olduğuna dair bize bir hadîs-i şerîf getir. Sema etmenin haram olduğuna dair bir âyet getir. Sema etmenin haram olduğuna dair bir hadîs-i şerîf getir. Ben böyle söylüyorum. Diyorum ki Sema etmenin caiz olduğuna dair hadîs-i şerîf getirirsem sen Sema edecek misin diyorum. Topluca zikrullâh yapmanın haram olmadığına dair ben sana birçok hadîs-i şerîf getireceğim. Hadîs-i Şerîfleri sana söylediğimde sen zikrullâh’a gelecek misin diyorum.
Ses yok. Bakın ses yok. Diyorum derdin ilim değil. Derdin Müslümanların yapmış olduğu bir şeyi kınamak. Derdin ne? Sufileri kınamak. Sebeb, sufilerin dini anlayışları ve algıları ince bir perdeden. Sufilerin dini anlayışları ve yaşantıları ve algıları ince perdeden olunca onu rahatsız ediyor. Takva rahatsız ediyor onu. İnce anlayış onu rahatsız ediyor. İnce davranış onu rahatsız ediyor. O ele geleni yiyecek, dile geleni söyleyecek. Ondan sonra yazıyor. Ne o? Siz lanetleyici misiniz? Lanetliyorum. Evet Allâh’ın lanet dedikleri var. Allâh’ın lanet dediklerini ben de lanetliyorum. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in lanet dedikleri var ben de lanetliyorum. Bu Allâh ve Resul’ün lanet dedikleri var.
Ama yok, öyle onu duymak istemiyor. Sen git gariban müslümandan faiz al. Ondan sonra Allâh’ın laneti var bunda deyince seni kınacak. Sen git gariban müslümanı üt. Ondan sonra Allâh’ın laneti var bu konuda lanetlenmiş olarak mezardan kalkacaksın deyince canın sıkılsın. Sen nasıl şeyhsin? Mevlevi şeyhi böyle mi olur? Lanet dilinden düşmüyor. Ha düşmüyor. Sen de müslümanların kanını emiyorsun faizci şerefsizsin. Allâh’ın şeref vermediğini ben mi şereflendireceğim? alma müslümandan almadan nasıl ticaret yapacağım? Biz yaptık ya almadan yaptık biz. Allâh yardım etti. Yok onun faizine ben alkışlayacağım. Zengin ya. O zengin çünkü ona kim diyecek sen faizci şerefsizsin diye? Kimse demeyecek. E o gün seni kınacak, varsın kınasın.
Ondan sonra desin siz kafeyi sallarken aklınız yitiriyorsunuz. İyi biz kafeyi sallarken aklımızı yitiriyoruz. Sen de münafıklıkla aklını yitirmişsin. Nasıl yani? Lan faizci müslümandan alınan faizci caiz gören kafirin ta kendisidir. Müslümandan alınan faizci caiz gören müslümanın müslümandan faiz alıp vermesini caiz gören kafirin ta kendisidir. Münafık da değil. Kafirin kendisidir. Sen hiç olmasın. Onu bari helal görme. Sen onu helal görme. Sonra oturacak bunlar kafayı semaya takmışlar. Bunlar kafayı zikrulağa takmışlar. Bunlar kafayı sallanmaya takmışlar. İyi sen de faizle takmışsın kendini. Kafir. Böyle söyleyince sert konuşuyor ama evet ben sert konuşmuyorum. Ben Allâh’ın emrini söylüyorum.
Müslümanlardan faiz alanlar Allâh’ın lanetine uğramış şerefsiz insanlardır. Allâh’ın lanetine uğrayan bir insan şerefli olur mu? Olmaz. Ne yapayım şimdi? Eşcinseller alkışlayayım. Onlara madalya mı takayım? Eşcinsel ilişkiler içerisinde girenler Allâh’ın lanetlenmişleridir. Tevbe edenler müstesna beni ilgilendirmez. Sen hem eşcinselliğe devam edeceksin bir de ondan sonra diyeceksin ki ne o? Bir Sufiye yakıştıramadım eşcinselleri lanetlemesini. Oysa seni sevdiydim ben. Yazdım ben de lanet olsun ki onlar eşcinseldir. Dedim bunu caiz görüyorsan kafir olarak olacaksın. Tevbe et. O da sonra kınacak beni. Birisi de tehdit etmiş senin savcılığa şikayet edeceğiz diye. İstediğin yere kadar şikayet et dedim.
İstediğin yere kadar şikayet et. Neden?
Q&A: Eşcinsellik Eleştirisi — İstanbul Sözleşmesi; Putin-Çekoslovakya-Macaristan Tutumu
Eşcinsellere alkışlayacağız. Ve ne yazık ki Müslümanlar bu çok affedersiniz çirkefriğin içine düştü. Şimdi Müslümanım diyen de eşcinsellere böyle toraların size davranacak. Onlara yumuşak davranacağım diye uğraşıyor. Lan bu şeyden sonra lan faizcisine yumuşak davran. Eşcinsellere yumuşak davran. İçkicisine yumuşak davran. Kumarcısına yumuşak davran. Kafirine yumuşak davran. Münafığına yumuşak davran. Her gün Müslümanları katledenlere yumuşak davran. Zalimlere yumuşak davran. Ya bu din öyle değil? Ya İslam dini böyle bir din değil? İslam dini böyle bir din değil. Ya ben tek başıma da kalsam İslam dini böyle değil. Seninle savaşan kafirle savaşacaksın. İslam bu. Seninle mücadele eden din yolunda mücadele eden bir kafirle seninle mücadele edeceksin.
Sen de savaşacaksın onunla. Ne yapacaksınız yarın öbür gün Amerikanın Johnnisi bu ülkeyi işgal etmeye kalkarsa alkışlayacak mısınız? Daha önce Yunanlılar alkışlayan kanı bozuklar sütü bozuklar gibi. İslam bu değil. İslam toprağını koruyacaksın. Kime karşı? Emperyalistlere karşı. Paranı koruyacaksın. Kime karşı? Emperyalistlere karşı. Faizcilere karşı. Koruyacaksın. Kime karşı? Emperyalistlere karşı. Faizcilere karşı. Koruyacaksın. Ha Faizcilere Allâh lanet etsin deyince sen hükümet karşısın. Ha ben neden hükümet karşısı olayım? Ben faize karşıyım. Ben uyuşturucuya karşıyım. Ben fuuşa karşıyım. Ben kumara karşıyım. Küçücük çocuklar kumar oynuyor. Ganyancıların önü dolu. Sırada millet. Memleket faizci olmuş, kumarcı olmuş.
Fuuş almış götürmüş ki memleketi. Zalimlik almış götürmüş. Adaletsizlik almış götürmüş. Bunları söyleyince hemen her şey AK Parti düşmanlı. Canım kardeşim senin partindi, purtindi senin olsun. Geleceğimiz ya çocuklarımız. Çocuklarımız tehdit altında. Vatanımız tehdit altında. Paramız tehdit altında. Ekonomimiz tehdit altında. Kültürümüz tehdit altında. Her şeyimiz tehdit altında. Kimin tehditi? Deccalistin tehditi. Kimin tehditi? Batılıların tehditi altında. Ya benim okuduğumu gördüğümü insanlar okuyup görmüyorlar. Benim okuduğum din meydanda Kur’ân belli, Sünnet belli. Ben size az önce âyet okuyorum, hadîs okuyorum. Bir de hepsinin de ayetse süre ve numarasını veriyorum. Hadisse Buhârî diyorum, Müslüm diyorum, Terimizi diyorum, İbn-i Mace diyorum.
Sohbeti dinleyenler de çok ya, kınacak ya, araştıracak ya. Bakın mevzu hadîsleri dahi ayıklıyorum. Oysa ben o hadîsleri dahi sahi kabul ederim. Burada sohbet ederken onları dahi ayıklıyorum. Diyorum ki şimdi kendi kendini ilim gören, kendi kendini alim zanneden, zırt obosun, teki diyorum. Bu hadîs mevzu der diyorum ben milletin kafasını karıştırıyorum. Almıyorum buraya sohbet ederken onu. Üstüne basa basa söylüyorum Buhârî, Müslüm, Terimizi, İbn-i Mace, İmam Muhammed, Ebû Dâvûd. Söylüyorum, Kütüb-i Siddâ. Din bu canım kardeşim. O zaman kendine yeni bir din mi oluşturacaksın? Kınacakmışsın, kına. Eleştirecekmişsin, eleştir. İstediğin yere kadar. Bana ne? Kafir olarak öleceksin. Cehennem benim değil, cennet de benim değil.
Din de benim değil. Din Mustafa Özbahan değil. Ben ta yolun başında dedim. Ben size yeni bir din getirmiyorum canım kardeşlerim. Böyle bir görevim yok benim. Ben peygamber değilim. Ben size Kur’ân Sünnet anlatacağım. Ben size imamların ictihâd adı dairesinde anlatacağım. Ben size geçmiş sufilerin yolundan anlatacağım. Ben yeni de kabul etmiyorum zaten. Evet. Bunun dışında bir şey söylersem, koyun benim önüme diyorum. Size değil cümle aleme ilan ediyorum. Yok. Onun işine gelmiyor. Ben faizcilere Allâh lanet etsin deyince işine gelmiyor. Bir yerde fuuş almış götürdüyse orada kıtlık olur. Orada bereket sızlık olur. Millet yollarda fuuş yapıyor şimdi. Evet. Evet. Yollarda. Ben 63 yaşındayım. Gayrimeşru bir hayatın içinden gelmiş bir insanım.
Ben 25 yaşına kadar gayrimeşru bir hayatın içerisinde yaşadım. Benim yaşadığım gayrimeşru hayatı daha şu anda dahi ben, bu benim seviyeyim de demiyorum. O zaman dahi her şeyin bir adabı, usulü bir kaidesi vardı. Bu kadar adabsızlık, bu kadar usulsüzlük, bu kadar bayığılık yoktu. Bayığılık akıyor her yerden şu anda. Bayığılık akıyor. Bu toplum bizim. Gelecek bizim. Torunlarımız yaşayacak bizim. Bizde başka bir pasaport yok. Bizde bir pasaport yok. Bizde bir pasaport yok. Başka bir pasaport yok. Bizim Amerika’da Amerika’nın Miami’sinde bizim orada bir yazdığımız yok. New York’ta bizim dairemiz yok. Bizim Kanada’da çiftliğimiz yok. Bizim Kanada’da çiftliğimiz yok. Bizim Almanya’da bir şirketimiz yok.
Bizim Almanya’da bir şirketimiz yok. Bizim başka bir yerde bir yatırımımız yok, bir şeyimiz yok. Biz bu vatanın çocuklarıyız. Bu toprakların çocuklarıyız. Biz bu toprakta öleceğiz yine. Bizim çocuklarımız bu toprakta yaşayıp büyüyecekler, ölecekler. Torunlarımız bu toprakta yaşayacaklar, büyüyecekler, ölecekler. Torunlarımız bu topraklarda evlenecekler. Onların da çocukları olacak. Biz bu toprakların kadim milletiyiz. Kadim. Bizim gidecek başka bir yerimiz de yok. Düşünmedik de zaten. Düşünmedik de. Ben kendim düşünmedim hiç. Ben şimdi her şeyi satar, savar gider Bosna’ya yerleşirim. Her şeyi satar, savar gider Makedonya’ya yerleşirim. Her şeyi satar, savar. Büyük bir çoğunluğunuz da bunu yapabilir.
Gider bir yere yerleşiriz biz. Yerleştiklerimiz yerin Allâh’ı ayrı mı? Yerleştiklerimiz yerin Allâh’ı ayrı mı? Ama sen kalkacaksın, elin canısını alkışlamamı istiyorsan, alkışlamam. Emperyalizme boyun eğmemi bekliyorsan, boyun eğmem. Kur’ân sünnet. Ne diyorsa onu söylerim. Hoşuna gitmiyormuş. Yürü, defol git, nereye gidiyorsan git. Beni ilgilendirmez. Kur’ân bu sünnet, bu imamların iştahı bu. Kalkacaksın, kadınlar ay halinde de namaz kılabilir. Ay ne kadar ilerici bir hoca oldu. Şerefsizin teki oldu. Ne ilericisi? Sapın teki oldu. Ne ilericisi? Dini ifsat eden kimse oldu. Ne ilericisiymiş? Sarhoş olmadığın kadar içersen, haram değil. Haram bunu söylerken, nasıl ilahiyatçısın sen? Nasıl hocasın sen?
E, bana bunu söyleyince, bırak onu ya zaten. Mustafâ Özbağ, değil mi? Evet, tamam, biliyoruz ya. Öyle desen ne olacak benim için? Umurumda değil. Benim söylediğim hak olsun yeter ki. Her türlü uyuşturucu, aklı, zahir edici, giderici her şey, küçüğünden büyüğüne haram kardeşim. Küçüğünden büyüğüne haram. Bitti. Fuluşun her türlüsü haram kardeşim. Bitti. Kumarın her türlüsü haram kardeşim. Bitti. Şans oyunlarının her türlüsü haram kardeşim. Bitti ya. Bitti bu kadar basit. Eşcinsellik haram kardeşim ya. Bu kadar bitti. Bitti ya. Müslümanın Müslümandan faiz alıp vermesi lanetlik bir iş. Bitti. Allâh onlara lanet etsin. Bana ne ya? Eşcinselliğe akıl edeceğiz. Doğuştan geliyormuşuz. Değil ya. Lanetlik bir durum.
Allâh eşcinsellikte ısrar edenlere lanet etsin. Bitti bu kadar. Bu kadar dilimi mi sakınacağım? Sakınmayacağım. Verin mahkemeye veriyorsanız. Verin mahkemeye. Bunlara bu cesareti verenlere de Allâh lanet etsin. Âmîn. Bunlara cesaret veren var çünkü. Kim var? Batılılar var. Çekoslovakya dahi İstanbul Sözleşmesi’ni imzalamadı ya. Macaristan imzalamadı ya. Macaristan imzalamadı. Çekoslovakya imzalamadı. Avrupa ülkeleri ahlakını bozmamış olanlar imzalamadı.
Q&A: «Bu Vatanın Çocuklarıyız» — Şereflilik-Mertlik, «Anlı Çatımdan Vur»; Hatîm’in Helâller-Haramlar Eseri
Putin ne? Ortodoks veya ateist değil mi? Putin dahi imzalamadı ya. Putin eşcinselliği eşcinselliği devlete karşı başkaldırma olarak gördü. Putin Putin vatan haininden yargılarını dedi. Eşcinsel olanları dedi. Ya benim gibi bir adamdan bunun alkışlanmasını beklemek, taştan taştan bildiğiniz taştan meyve beklemek gibi bir şey bu. Bana yakışmıyormuş. Ben çok yakıştırıyorum. Ben böyle Kur’ân ve Sünneti hava zım çıktığı kadar bağırmaktan çok hoşuma gidiyor. Mutlu oluyorum. Dilimin güdük çıkmamasından dolayı Cenâb-ı Hak’a hamd ediyorum. Diyorum ki Ya Rabbi Sana hamd ediyorum. Bana o cesareti vermişsin. Bana o feraseti vermişsin diyorum. bana o korkaklığı vermemişsin. kimden korkacaksın ya? Eşcinselden mi korkacaksın?
Kimden korkuyorsun? Eşcinselden öyle mi? Ulan o Allâh’tan korkmamış, peygamberden korkmamış, toplumdan korkmamış, çekinmemiş affedersin bilmemnelik yapmaya çıkmış o korkmamış ben Allâh’ın emrini söylemekten mi korkacağım? Ama bu millet korkak. Millet korkak. Yolda giderken 3 kişi tükürse ona sokağa çıkamaz o. Ama bu millet korkak. Millet dinini kaybetmiş. Altı parmakta kırıta kırıta giden bir eşcinseli görünce herkes bakacağım diye uğraşıyor. Ve namussuz adamlar memlekette kadın mı bitti? Memlekette kadın mı bitti? O kırdıra kırdıra gidiyor bütün herkesin de ağzının suyu akıyor. Sen ondan tiksinmiyorsan sen bir eşcinseli gördüğünde ondan tiksinmiyorsan imanını sorgula. İmanını sorgula. Bir erkek olarak böyle yavşı olsan ona bakarken imanını sorgula.
Mahkeme koridorunda yürüyor yavşıyor millet. Daha valla valla yürüyor. İmanını sorgula ona yavşadığında. Mahkemeye vereceklermiş gidin verin dedim siz de gelin mahkemede yüzünüze tüküreyim orada dedim. Korkacağım mı? Kınıyormuş, kınasın. Sema ediyormuşuz, kınıyormuş, kınasın gelsin yüzüme söylesin. Klavyenin başında kınamak kolay. Diyom sen gelir bunun yüzüme söyleyebilir misin? Sende o cesaret var mı? Sende o yiğitlik, o delikanlılık var mı sende? Yok. Sonra mahkeme verince valla billah telefonumu başkası aldı da yok telefonum benim veya başkasının elinde. Yiğit ol delikanlı ol ben sana hakaret ettim de. Benim telefonum benim. Dik dedim dostları konuş. Dik ki yiğitçe de ki ben hakaret ettim kardeşim.
Durdu. Ben şimdi sana dedim ana avrat diş tırnak sövsem yüzüne sövsem bir yıl geçse üzerinden ben sövdüm kardeşim sana. Gel anlı çatımdan vur bir kurşun. Derim dedim. Hadi sen de benim yüzüme söyle. Ses yok. Adam İstanbul’dan gelmiş benim benden daha boylu. Ondan sonra böyle de şöyle de filan kulağına eğildim. Yattığın yataktan alırım seni dedim. Öyle baktı. Yattığın yataktan alırım karının haberi olmaz dedim. Ama dedim bu dervişlik benim boynumu büküyor. Ben dedim sana ana avrat diş tırnak sövsem sövdüm derim sana dedim. Tık yok. Ne eğilip bükülüyorsun? Boyundan posundan utan dedim. Boyundan posundan utan dedim. Ulan bu boyla bu postan eğilip bükülüyorsan adam değilsin sen dedim. Yürü git lan dedim.
Senden anlaşsam ne olacak? Anlaşmasam ne olacak? Affettim adam. Adam olmalı dedim. Affettim adam. Adam olmalı dedim. Affettim adam. Adam değilse onu affetmek de zulüm çünkü dedim. Sen affedilecek bir adam değilsin dedim. Sen affedilecek bir adam. Affedilecek insan insandır. Yiğittir. Delikanlıdır. Der ki ya ben bunu yaptım arkadaş. Hata yaptım. Yanlış yaptım. Eksik davrandım. Senden özür diliyorum. Senden helallık diliyorum. Benim yaptığım şey kurşunluk mesele. Al ver ağzına koy masaya. Al kardeşim ben hazırım. Anlı çatıma çak benimle. Evet. Evet. Bir insanın şerefiyle oynamak kurşunluk bir meseledir. Birinin şerefiyle oynamak kurşunluktur. Oynamak kimsenin şerefinle. Oynadın mı birisinin şerefinle?
Evet. Al makineyi beline git karşısına. Ver ağzına otur. Kardeşim ben senin şerefinle oynadım. Bunun karşılığı kurşundur. Bir insanın namusu var ya namusu yoksa neyi var insanın? Sorarım size. Bir insanın namusundan daha kıymetli ney var? Bir insanın namusundan daha kıymetli ney var? Ney var? Bir insanın iman ettiği Kur’ân ve sünnetten daha kıymetli nesi var? Bir insanın namusundan şerefinden daha kıymetli bu dünyada nesi var? Bitti ya. Bitti bu kadar bakın. Bütün kelimelerin durduğu yer. Kınacakmış varsın kınası. Çok. Gelsin yüzüme söylesin. Ne güzel söylemiş. İslam’da helallar ve haramlar. Ne diyor? Diyor ki damgalanmış onun bunun çocukları insanların arkasından laf dolaştırır. Ben söylemiyorum.
Bu Mustafâ Özbağ sözü değil. Helallar ve haramlar. Hatem’in. Ne diyor? Nammamlıkla alakalı bu. Aç oku. Diyor ki insanların arkasından laf dolaştıranlar. Damgalanmış onun bunun çocuklarıdır. onların damarları bozuktur. Annesi babası belli olabilir. Geldi damarı bozuk. Damar bozukluğu çok sıkıntılıdır. Bir kimsenin damarı bozuksa ondan her türlü cımbıldaklığı bekle. Damarı bozuk çünkü. Oturur klavyenin başında ana buna hakaret eder. Damarı bozuk, sütü bozuk. Ondan sonra şikayet edersin veya mahkemeyi verirsin. Vallahi billahi ben yapmadım. Senin damarın bozuk zaten. Senden başka bir şey beklenmez o. Sen onu diyeceksin. Yok çocuğun telefonun eline geçmiş. Bizim de de çocuk var. Bizim bütün çocuklarda da telefon var.
Hala neden yapmıyor bizim? Birisi demiş ben hafızım. Eee imamım? Benim oğlum da hafızlık çalışıyor. Eee? yazmış. Dedim ya sen hafızsın. Senin oğlun da hafızlık çalışıyor. Oğlun bu hakareti yapıyor. Öyle mi dedim? Evet dedi. Benden şey dedim. Hafızlığını sorgula. İmanını sorgula. İslamını sorgula. Çocuğun da imanını, islamını sorgula. Bu kaldı. Bunları sorgula. Hafız bir kimsenin oğlu bunu yapıyorsa hafızlık çalışan bir çocuk bunu yapıyorsa din sizi nerenizde dedim ya? E şimdi kınıyor beni. Tamam tanıyorum. Birisi demiş ya öyle bir insan değil o. Sen neden böyle söylüyorsun hocam? Yok ya demiş. Biz biliyoruz. Kimin ne olduğunu filan. Geldi ya dedi filanca imam böyle böyle. Nerede? Adını bilmiyorum dedim.
Adını söyle. Kaç tane imamla problem oldu? 1,2,3,4 tane. Nerede? Tamam tanıyorum. Hafız. Oldu da hafız. Tamam tanıyorum. Böyle böyle oldu mesele. Bak şimdi. O imamın sütü temiz olsa beni başkalarına kötülemeye kalkar mı? Kalkmaz. Kendi kendine şunu der. Ben bir yanlış yaptım. Benim veya oğlum yanlış yaptı. Tevbe derim de Allâh bizi affetsinler. Öyle demiyor. Laf da eğizdiriyor. Dedim söyle gelsin yüzüme söylesin. Ama bu da Söyle gelsin yüzüme söylesin. Ama söyleyemezler dedi. Gıybetçiler, dedikoducular söyleyemezler. Laf gezdirenler söyleyemezler. Bir insanın karşısında çıkıp konuşamazlar. Bir kimse bir kimsenin karşısına çıkıp konuşamıyorsa yanında taşıma onu. Onu adam deyip de değer de verme. verme.
Bak net konuşuyorum. Adam olarak da değer verme. Terbiye etsin kendini. Inşallah kemale eder. O zaman görüşürsün.
Kaynakça ve Referanslar
- Mesnevî Beyti — «Med Edilmek Tatlı, Kınanmak Acı»: Mevlânâ, Mesnevî, 1. Defter, 1853-1860 beyitleri civarı; «medh-tatlı/kınâ-acı» mecâzı — Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; «medh tehlikesi» — sufî tâbiri — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; modern okuma — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «şeker hastalığı mecâzı» — modern tatbîk — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
- «Müslümana Eziyet Verme, Kınama, Kusurlarını Araştırma» Hadîs-i Şerîf: «yâ ma’şere men âmene bi-lisânihî velem yedhuli’l-îmânu kalbehû, lâ tu’zû’l-müslimîne velâ tu’ayyirûhüm velâ tettebiû avrâtihim, fe-innehû men tetebbe’a avrâte ahîhi’l-müslim tetebbe’a’llâhu avrâtihî, ve men tetebbe’a’llâhu avrâtihî yefdahhu velev fî cevfi beytihî» (Diliyle Müslüman olup kalbine îmân nüfûz etmemiş münâfıklar! Müslümanlara eziyet etmeyin, onları kınamayın, ayıplarını araştırmayın; kim Müslüman kardeşinin ayıbını araştırırsa Allâh da onun ayıbını araştırır, Allâh kimin ayıbını araştırırsa onu evinin içinde dahi rüsvâ eder) — Tirmizî, Birr 85 (2032); Ebû Dâvûd, Edeb 35 (4880); Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/420; Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 7/518; «hadîsin saklı ilk kısmı eleştirisi» — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- «Ayıb Örtenin Cennetlik Olması» Hadîs-i Şerîfi: «men setere müsliman seterehu’llâhu fî’d-dünyâ ve’l-âhira» (Kim bir Müslüman’ın ayıbını örterse Allâh da onun ayıbını dünyâ ve âhirette örter) — Buhârî, Mezâlim 3 (2442); Müslim, Birr 58 (2580); Ebû Dâvûd, Edeb 38 (4893); Tirmizî, Birr 19 (1930); İbn Mâce, Mukaddime 17 (225); «mev’ûde-küçük kız mecâzı» — Tekvîr 81/8-9 (ve izâ’l-mev’ûdetü süilet); İbn Atâullah, el-Hikem; modern uygulamalar — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri.
- Üç Münâfıklık Alâmeti II (Saklı Üç İlâve): Bilinen üç alâmet: «konuştuğunda yalan söylemek, söz verdiğinde yerine getirmemek, emânete hıyânet etmek» — Buhârî, Îmân 24 (33); Müslim, Îmân 107 (59); Tirmizî, Îmân 14 (2631); ek üç alâmet (eziyet, kınama, kusur araştırma) — yukarıdaki Tirmizî hadîsi (2032); «ilim gizleme zemmi» — Bakara 2/159, 174 (innellezîne yektumûne…); Buhârî, İlim 42 (118); modern okuma — Muhammed Mustafa el-A’zamî, Studies in Hadith Methodology.
- Yûsuf 12/53 — «Mâ Überriü Nefsî»: «vemâ überriü nefsî, inne’n-nefse le-emmâretün bi’s-sû’ illâ mâ rahime Rabbî, inne Rabbî Ğafûrun Rahîm» (Nefsimi temize çıkarmak istemiyorum; muhakkak nefis kötülüğü emredicidir, Rabbim’in merhamet ettikleri müstesnâ) — Yûsuf 12/53; Taberî, Câmiu’l-Beyân 13/40; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 18/178; «nefs-i emmâre tedrîsi» — sufî tâbiri — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- Şems 91/9-10 — «Kad Efleha Men Zekkâhâ»: «kad efleha men zekkâhâ, ve kad hâbe men dessâhâ» (Nefsini arındıran kurtulmuştur; onu kirletip örten ise ziyâna uğramıştır) — Şems 91/9-10; Taberî, Câmiu’l-Beyân 30/213; İbn Kesîr, Tefsîr 8/421; «tezkiyetü’n-nefs» — sufî nefs tedrîsi — Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye; İmâm Gazzâlî, İhyâ, kitâbu mücâhedeti’n-nefs; modern uygulamalar — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
- «Cehennem Nefsin İstekleriyle, Cennet Nefsin Hoşlanmadıklarıyla Örtülü» Hadîsi: «huffeti’l-cennetü bi’l-mekârihi ve huffeti’n-nâru bi’ş-şehevât» (Cennet hoşa gitmeyen şeylerle, cehennem nefsânî isteklerle örtülmüştür) — Buhârî, Rikâk 28 (6487); Müslim, Cennet 1 (2823); Tirmizî, Sıfatü’l-Cenne 21 (2559); Ebû Dâvûd, Sünnet 22 (4744); modern uygulamalar — Bediuzzamân, Sözler 9. Söz; «şirk değil nefs korkusu» hadîsi — Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/428; Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 6/421.
- «Akıllı-Zavallı Kişi Tanımı» Hadîsi: «el-keyyisü men dâne nefsehû ve amile li-mâ ba’de’l-mevt, ve’l-âcizü men etbe’a nefsehû hevâhâ ve temennâ ale’llâhi» (Akıllı kişi nefsine hâkim olan ve ölümden sonrası için çalışandır; zavallı kişi ise nefsine teslim olup Allâh’tan ümîdli dilekler dileyendir) — Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme 25 (2459); İbn Mâce, Zühd 31 (4260); Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/124; Hâkim, el-Müstedrek 1/57; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- «Şeytanın Adem’e Secde Etmemesi-Met Edilme» Tedrîsi: Cinler ordusu kıssası — Bakara 2/30 (innî câilun fî’l-ardı halîfeh); A’râf 7/11-18; Hicr 15/26-44; Sa’d 38/71-85; «şeytanın med edilmesi-firavunlaşması» — sufî tâbiri — İbn Atâullah, el-Hikem; «kibir cennete giremez» — Müslim, Îmân 147 (91); «Firavun-Nemrûd-Yezîd-Ebû Cehl met edenleri» — Bediuzzamân, Mektûbât; «Yezîd-Hz. Hüseyin şehâdeti fetvâsı eleştirisi» — Tâhâ Hüseyin, el-Fitnetü’l-Kübrâ.
- Müslümanlar Arası Faiz Lâneti — «Mel’ûn-Şerefsiz»: «la’analla’hu âkile’r-ribâ ve mü’kilehû ve şâhideyhi ve kâtibehû» (Allâh fâiz alana, verene, şahidlik edene ve kâtibine lânet eder) — Müslim, Müsâkât 105-106 (1597-1598); Ebû Dâvûd, Buyû 4 (3333); Tirmizî, Buyû 2 (1206); İbn Mâce, Ticârât 58 (2277); Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/393; «fâize Allâh-Resûl harbi» — Bakara 2/279 (fe’zenû bi-harbin mina’llâhi ve resûlihî); modern uygulamalar — Hayrettin Karaman, İslâm Hukuku Tarihi; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
- Eşcinsellik Eleştirisi — Kavm-i Lût Lâneti: «la’ane’llâhu men amile amele kavmi Lût» (Allâh Lût kavminin amelini işleyene lânet eder) — Tirmizî, Hudûd 24 (1456); Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/317; Hâkim, el-Müstedrek 4/356; «Lût kavmi azâbı» — A’râf 7/80-84; Hûd 11/77-83; Hicr 15/61-77; Şuârâ 26/160-175; Neml 27/54-58; Ankebût 29/28-35; «modern eşcinsellik tartışması» — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; «İstanbul Sözleşmesi-Putin tutumu» — modern siyâsî söylem.
- Nemmâmlık (Laf Taşıyıcılık) — Hâtem-i Esâm’ın Eseri: Hâtem-i Esâm’a (?-237/851) atfedilen «Helâller ve Haramlar» risâlesi — sufî klasiği — Ferîdüddîn Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ; «nemmâm cennete giremez» hadîsi — Buhârî, Edeb 49 (6056); Müslim, Îmân 169 (105); Tirmizî, Birr 79 (2026); «laf taşıma zemmi» — Hümeze 104/1-9; Kalem 68/10-13 (hemmâzin meşşâin bi-nemîm); modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- «Bedevî’nin Hz. Peygamber Kabri Başında Affedilme Hâtırâsı»: Hz. Peygamber’in kabri başında «Yâ Rabbi affetmezsen şeytan sevinir» diyen Bedevî kıssası ve Hz. Ömer’in şâhitliği — sufî hâtırât — Şâ’rânî, Letâifü’l-Minen; İbn-i Asâkir, Târîhu Dimaşk; «Vahhâbî red’i» tartışması — Ahmed Zeynî Dahlân, ed-Dürerü’s-Sünniyye; «kabir ziyâreti meselesi» — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- Karabaş Silsilesi ve Nefs Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; «Sudan-Boşnak hâtırâtı, 28 Şubat tecrübesi» — modern Karabaş hâtırâtı — Mustafâ Özbağ Efendi sohbetleri; modern Karabaş nefs tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürîd, Zikir, Nefs, Sünnet, Şeyh, Silsile, Hamd, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı