Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #94 — Ankebût 29/45 «Allâh’ı Zikretmek En Büyüktür» ve Horasân Erleri Çizgisi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #94 — Ankebût 29/45 «Allâh’ı Zikretmek En…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Q&A: Ahit Sandığı, Mescid-i Aksâ ve Süleyman Hazînesi — Mehdî-Hz. Îsâ Zamânında Çıkacak

Efendim bir yabancı bir kanalda şey gösteriyor. Bu ahit sandığının İsrail yarın böyle Mescid-i Aksa’nın altına eşyaları durmadan bu ahit sandığına arıyorlar. bu ahit sandığı bir efsanemidir. Ahit sandığı efsanede değil ahir zamanda Mehdî ve Resûl zamânında meydana çıkacak olan bir sandık. O Musa Aleyhisselâm’ın Musa Aleyhisselâm’a indirilen Tevrat ve Musa Aleyhisselâm’ınla alakalı önemli şahsi eşyalar olduğu söyleniyor. Aslında daha normalde Musa ve ondan sonra gelen Ben-i İsrail peygamberleriyle alakalı bir mesele. Efsane değil. O zaten İsrail’de Mescid-i Aksa’nın temelini kazıyorlar boyuna. Mescid-i Aksa’yı yıkacaklar zaten de, o Mescid-i Aksa’nın içinden o ahit sandığını bulmaya çalışıyorlar.

Allah’ı Hakkında

Bir de Süleyman hazinesini arıyorlar. Evet. Normalde Horasan silsilesi Hz.


Horasân Silsilesi — Hz. Hüseyin Efendimiz’den Türklere Sığınma; «Türkler Soy Olarak Akrabâ»

Hüseyin Efendimiz’in silsilesidir. nasıl Hazret-i Hüseyin Efendimiz’in silsilesidir? Hazret-i Hüseyin Efendimiz Yezid ve komutanları tarafından Kervelada şehit olduktan sonra diğer kalanlar normalde Orta Asya’ya doğru Türklere sığınmıştır. Tabi bu hadîs-i şerîfi zayıf olarak nitelendiriyorlar bazı yerlerde başınıza bir iş geldiğinde Türklere sığının diye. Aslında Hazret-i Hüseyin Efendimiz ve sonrakinler hatta Hazret-i Hüseyin Efendimiz Yezid’e haber gönderiyor. beni serbest bırak ben Orta Asya’ya doğru gideyim diye. Çünkü neden? Soyu orada. İşin en ilginç tarafı bu. Çünkü Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin soyu İbrahim’den geliyor. İbrahim’in babası da Azer, o da Türk.

Tabi şimdi ırkçılık gibi algılandığından dolayı biraz da böyle Arap milliyetçiliğinin etkisinde kalınılınca bu tip şeyler o yüzden bunlar böyle çok meydana çıkmış çok konuşulmuş şeyler değil. Konuşulanı da ırkçı olarak nitelendiriyorlar. Hazret-i Hüseyin Efendimiz’in torunları o yüzden normalde Hazret-i Hüseyin Efendimiz de dahil buna Orta Asya’ya doğru gitmek için Yezid’le anlaşmak yapıyor. Diyor ki müsaade et biz Orta Asya’ya doğru gidelim normalde. Çünkü orada akrabaları var. Suyu oradan, sülalesi oradan. Suyu ve sülalesi oradan olacağından dolayı etrafına da diyor onlar bizi korur. onların oraya gidelim diye. Tabi Horasan’dan dediği şey Ehlibeyt. Ama bu Ehlibeyt’in tabi bu Hüseyin’in kolu. bir şerif kolu var Hazret-i Hasan Efendimiz’e ait.

Bu Hazret-i Hüseyin Efendimiz’e ait. Bu Hüseyin’in kolu. Bunlar tabi normalde o zaman Ehlibeyt’i sevenler, Ehlibeyt olanlar Orta Asya’ya normalde Türklere sığınıyorlar tabiri caizde. Çünkü ataları onlar. Normalde onlara sığınınca onlar orada koruyor. Zaten Türklerin hızlı Müslüman olmalarına sebep de bu Hüseyin’iler. Onlar böyle orasının içlerine Orta Asya’ya doğru gidiyorlar. Oradakiler de İslam oluyor. İslam olduktan sonra da zaten İslâm’ın kılıcı Türkler oluyor. Böylece normalde Türklerin bu konu noktada soyu da bu ırçılık gibi algılanılmasın tekrar söylüyorum. Böyle ırçılık gibi en üstün ırk Türk’ün ırkıdır bu değil yani. O zaman için o bölgenin insanı kendisini Türk olarak nitelendirmiş.

Oradaki Kürt’ü de Türk, Laz’ı da Türk, Çerkez’i de Türk, Arnavut’u da Türk. Sonuçta hepsi de Orta Asya’dan çıkmış onların. Hepsi de Türk onların. Türklerin bir boyları. Nasıl kayı bir boy ise normalde Arnavutlar da Türklerin bir boyu. Boşnaklar da bir boyu. Ne bileyim Kürtler de bir boyu. Normalde yukarı hazarının yukarısından gidenler ayrı boylar. Aşağısından gelenler ayrı boylar olmuş. O yüzden normalde böyle tekrar bunun altını çizerekten söylüyorum. Bunda bir ırçılık kokusu almayın. Bu bir tarihi bir mesele. Bunun için şey değil nasıl Macarlar bugün biz Türk’üz diyor. Türk çünkü. Bakın Türk çünkü Bulgarlar Türk. Onlar hazarının üstünden giden Türkler. Macar’da bir video çekmişler. İsmini soruyorlar.

Atilla diyor adam. Şimdi baktığın zaman Macar’da Atilla’nın ne yeri var dersin. Türk ama Macarlar komple Türk. Oradaki mesela boşnakların, Arnavutların hiç silahsız, kavgasız, gürültüsüz, İslam’ı kabul edişlerinin bir sebebi de Orta Asya’dan gelen gelenek, görenek, örf. Türkler hiçbir zaman çok tanrılı bir inancı sahip değiller çünkü. Bakın hiçbir zaman çok tanrılı bir dine sahip değiller. Nuh’dan kalma çünkü. Bu Nuh’un öğretisi, o Nuh’un öğretisi onlar da kalmış her neyse. Böyle baktığımız zaman o söz konusu olan hadîs-i şerifte siyah bayraklılar dedi.


Mehdî’nin Siyah Bayrağı — Horasân Erleri Tedrîsi; Anadolu’dan Yükselecek İslâm; Filistin Hâli

Mehdî’nin bayrağı kelime-i şehadet ve siyahın üzerine beyaz olarak, mağazalarında yeşil olarak çıkacak. o normalde Horasan dedi. Horasan erleriyle alakalı. Zaten Horasan erleri de bütün bu noktada Anadolu’nun ve Balkanların İslam olmasında en büyük etkenlerden birisi. Normalde bu manada en büyük imparatorluğu kurmuş Osmanlı. Bunun temelinde de Horasan erleri var. Zaten Horasan erlerinin çizgisinden ayrılmış, batmış zaten. Dığılmış. bu da bir manevi tokat. o kim Horasan erlerinin çizgisinden ayrıldı, manevi tokadı yer. Sufiler de yer. Devletler de yer. Cemaatler de yer. onlar dikiş tutamaz. Bakın dikiş tutamaz. Kim olduğu önemli değil. Hangi cemaat olduğu da önemli değil. Horasan erlerinin çizgisinden ayrılan hem birey hem topluluk hem devlet batmaya mahkumdur.

Bakın batmaya dağılmaya mahkumdur. O çizgi çünkü Allâh’ı fi’se bilillah Allâh olduğu için seven. Allâh’ı fi’se bilillah Allâh olduğu için ibadet eden. Allâh’ı Allâh olduğu için fi’se bilillah yaşayan bir anlayış o. Bakın öyle bir yaşayan bir anlayış. Bu anlayış zaman içerisinde ama cemaatler, tarikatlar, devletler, topluluklar, bireyler, şahıslar bu anlayıştan ayrıldıkları anda batıyorlar. bu benim İslam olmam 35 yılda. 35 yıldan beri tecrübem benim bu. Benim bu. şahıs o Horasan erlerinin fi’se bilillah’lık düsturundan çıktığında batıyor o kimse. bakın içki içmekten batmıyor. Dikkat edin buraya. O fi’se bilillahlıktan ayrıldığı anda batıyor. Cemaatler, tarikatlar, partiler, devletler ne olursan ol.

Din mi? Din. Dinse fi’se bilillahlıktan uzaklaştığı anda o kimse birey de dağıtıyor kendini, topluluk da dağıtıyor, cemaat de dağıtıyor, parti de dağıtıyor, hepsi de dağıtıyor kendini. Allâh’ın manevi tokadı geliyor. Çünkü bu perde gerisinde bir kaderin bir planı var. O normalde o kimse bu nasıl söyleyeyim bu coğrafyadaki İslam toplumları o Allâh’ın kaderine ters bir şey yapmayacak. Dünya İslam olacaksa bunu ta yıllar önce söyledim. Bütün dünya İslam olacaksa Anadolu’dan yükselen, Anadolu’dan yükselen. İslam’la İslam olacaklar. Bakın Anadolu’dan yükselen. Ben hep böyle Allâh affetsin söylüyorum dediğim diyordum ya bana bir tane İslâm devleti gösterin gidelim ona tabi olalım. Bakın bir İsrail meselesi çıktı.

Hiç bir tane İslâm devleti olmadı çıktı meydana. Hiç bir tane dini bir liderin olmadı çıktı meydana. Buyurun meydanda. Cemaatlerin, tarikatlerin, toplulukların hepsinin de bu konuda sınıfta kaldığının göstergesi buyurun meydanda. Her gün orada öldürülenler şimdi o tarafına da dönecek olursam herkes zannediyor ki Filistinliler Arap değil mi? Kasam, Tugaylıların herkesi Arap zannediyor değil mi? Değil. Onlar da Arap değil. Onlar da Osmanlı’dan kalan Türkler. Araplar öyle savaşamaz. Mümkün değildir. Bakın mümkün değildir meydandalar. Bu ırkçılık değil yanlış anlaşılmasın. Hayatta savaşamazlar. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri vefat etti bazı Arap kabilelerin hepsi de dinden döndü.

Daha vefat ettiği gün dinden döndüler. Haberi aldıkları gün dinden döndüler. Bazıları bayram yaptılar. Tabri çağ etse da huzuruna çaldırdılar. Peygamber öldü serbestsiz diye. Bunu tabi böyle ırkçılık olarak algılanıyor konuştuğumuz şeyler. Irkçılık değil bu bir tarihi tespit. Tarihi tespit. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin zamanından itibaren ondan öncesinden Türkler var orada. yeni değil yani. İlk kılıçlarlar, ilk silahşörler, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri muhafızdır Türk. gidin kutsal emanetlerde Hazreti Osman efendimizin kılıcı var. Üzerinde Türk işareti var. Ama o Araplarda cahiliye döneminden kalma çok kuvvetli bir ırkçılıkları var. o ırkçılık damarlar o kadar çok kuvvetli ki. onu birisinin Peygamber yenebilirdi ancak onu sallallâhu aleyhi ve sellem.

Zaten Muaviye ile beraber onlar ırkçılıklarını orta yere koydular. Mesela İmâm Â’zam onlar için ikinci sınıf vatandaş. Gidin Araplardan hiçbirisi şey değildir, hanefi değildir. Arapların hepsi de malikidir. Orada dahi ırkçılıkları vardır. Bir kısmı Afrikalılar hambelidir örneğin. Ama Araplar gidin Hicaz bölgesindekilerin hepsi de malikidir. Asla İmam Azamı kabul etmezler. Asla bakın İmam Azamı kendi beyin gerilerinde kabul etmezler. Çünkü İmâm Â’zam emevlilerinin yıkılmasına fetva veren kimsedir. Emevlilerin yıkılmasına fetva vermek de kalmaz bir de parasal yardım eder. Bakın emevlilerin yıkılmasına bir de yıkılması için parasal yardım eder. İmâm Â’zam çünkü o günkü sistem Arapların dışındaki bütün herkes ikinci sınıf vatandaş olarak görüyordu.

Bakın daha Muaviye zamanında başladı bu. Bakın Muaviye zamanında, Muaviye zamanında Türklere karşı düşmanlık başladı.


Arap Irkçılığı Eleştirisi — Muâviye-Yezîd Çizgisi, İmâm-ı A’zam’ın Türk Kabûlü ve Şehâdeti

Bunların ırkçılıkları yeni değil. Bunları da dile getirmiyor hiç kimse. Bakın bunları da dile getirmiyor hiç kimse. Değişmez siz gidin Suudi Arabistan’a. Senin dini, inancın ikinci sınıftır. Sen dindar değilsindir. Sen dini bilmiyorsundur, cahilsindir. En iyi dini onlar bilirler. Ümre de, Haç da karşılaşın, konuşun. siz cahilsinizdir, dini bilmiyorsunuzdur. Dini en iyi onlar bilirler. Böyle bir kendilerinde üstünlük görürler. İstediğiniz kadar deyin Arab’ın acaba’nın araba üstünlüğü yoktur diye. Bakın Hadîs-i Şerîf’in metni de enteresan. Arab’ın aceme, acemin araba üstünlüğü yoktur. iki tane kavim söylüyor burada. İki kavim var. Birisi Arap, birisi Acem dediği Türk. Arab’ın aceme, acemin araba üstünlüğü yoktur.

İki kavim var. Üçüncü bir kavim yok. Slavları söylemiyor, Bizanslıları söylemiyor. İkisinin de enesi yüksek. Bakın ikisinin de enesi yüksek. Ve bu noktada mevzu şeyden çıktı. Horasan’dan çıktı. Yine ahir zamana kadar ayakta duran Horasan erler olacak yine. Ve Horasan erlerinin yolları kalacak. Ne tarikat kalacak, ne cemaat kalacak. Ne de parti kalacak. Bütün herkes zaman içerisinde peşine düştüğü partilerin, peşine düştüğü cemaatlerin, toplulukların boş olduğunu görecek. Ve hepsi de gerçek yolun Horasan erlerinin yolu olduğunu da görecek. Bunu böyle benim, ben yeteri kadar göreceğimi gördüm. Bakın ben yeteri kadar göreceğimi gördüm. Benden sonrakinler siz bunun bu sözümün altını net bir şekilde çizin.

Hiçbir siyasi partinin, hiçbir siyasi partinin, hiçbir cemaat oluşumunun hepsinin zaman içerisinde boş olduğunu, zaman içerisinde boş olduğunu, hepsinin şahsi menfaatlerinin üzerine kurulduğunu, şahsi menfaatler bitince onların dağıldığını ve dağılacağını göreceksiniz. Ben bu sebeple dolayı diyorum ki, içinize parayı karıştırmayın, içinize makamı karıştırmayın, içinize mevkiyi karıştırmayın. Fî se bilillâh burada durun. Fî se bilillâh. Bakın bu Horasan erlerinin yoludur. Bu Horasan erlerinin yoludur. ben bazen derim ya, dört kapı kırk makam diye, Horasan erlerinin yoludur. Sâdedir. Bakın sâdedir. Çok tefaratlı değildir. Zikrullahın üzerine kuruldudur. En önemlisi şudur. Fî se bilillâh olmanın üzerine kuruldudur.

Bakın fî se bilillâh. İlk tekkeler, dergahlar aşağı mezopotamiyada kurulmuştur. Yukarı mezopotamiyada değil. Aşağı mezopotamiyada beylikler, küçük kralcıklar var ya onlar kurulmuştur. Sebep o topluluğu ellerinin altında tutmak içindir. Çünkü bu Horasan erleri ele avuca sığacak insanlar değildir. Horasan erleri birilerinin güdümüne girecek, birilerinin yönetmesine girecek insanlar değildir. Bunlar bildiğiniz arif-i billah’tır veya arif-i billah olma yolundadır. Allâh, Resûlullah ve imamların iştahından başka bir şey tanımazlar. O yüzden devletler bunları çok sevmez oldu molası. Devlet onu severse devlet paydar olur zaten. Ama devletler zulmederse, devletler İslam çizgisinin dışına çıkarsa, bunlar korkusuz bir şekilde onlara karşı da cephalırlar.

İmam-ı Azam onların bu noktada ictihâd imamlarıdır. Nasıl emevlilerin yıkılmasına fetva verdiyse, yürürler yollarında. Bu noktada donkuşattık değildir. Ama velakin Kuran sünnet çizgisinden de taviz vermezler. O yüzden normalde bu Horasan erlerinin en önemli özelliği de bu. Ehlibet yoludur. Ehlibet yolu deyince de karıştırıyorlar. içki içmeyi, ne bileyim sas çalıp, ondan sonra şarap içmeyi ehlibe ettik zannediyorlar, sulandırmaya çalışıyorlar. Öyle değildir. Ehlibet dediğinde Kuran ve sünnet isenliğe sımsıkı yapışan, imamların iştihadı dairesinde giden, haksızlıklara karşı kafa kaldıran, haksızlıklar karşısında susmayan, haksızlıklara karşı mücadele eden bir tavırdır bu. Bunu normalde kendince çürütmeye çalışanlar, kendince sulandırmaya çalışanlar, tarih boyunca olmuştur.

Onlar ehlibet yolu değildir. Onlar Horâsânî değildir. Horâsânî olmak devlete el açmak demek değildir. Horâsânî olmak devletten destek görmek demek değildir. Horâsânî olmak insanlara şeyen iletip el açmak değildir. Horâsânî olmak dilenmek değildir. Horâsânî olmak aç yatıp, aç yatıp, aç yatıp, yine de açlığını hiç kimseye göstermemektir. Aç yürüyüp tokmuş gibi davranmaktır. Horâsânî olmak. O yüzden bir kimse Horâsânî ehlibetse hiç kimseden hiçbir şey istemez. Bir kimse dinine fi sebilillah noktasından bakar. Dine fi sebilillah noktasından bakmıyorsan, bulunduğun tarikatı, bulunduğun şeyhe, ne bileyim yoluna fi sebilillah noktasında bakmıyorsan, sen Horâsânîliğin kalmamıştır senin. Sen de bozulmuşlardan olmuşundur.

Sen de bozulmuşlardan olursun. O yüzden o Horâsânî Ekolun, şimdi herkes böyle şey yapar, devasa medreseleri yoktur, devasa tekkeleri yoktur, devasa toplandıkları yerler yoktur, yoktur. Çünkü para toplamayı bilmezler, istemeyi bilmezler, dini istismar etmeyi bilmezler. Bakın dini istismar etmeyi bilmezler. Allâh için yola düşerler. Allâh için yola düşerler. Dini istismar etmeyi bilmediklerinden, para toplamayı bilmediklerinden dolayı da böyle devasa binaları yoktur onların. Bakın yoktur. Tekrar söylüyorum yoktur. Bir yerde devasa binalar varsa, devasa camiler, tekkeler, medreseler varsa orada dilencilik vardır. Horasanilikte dilencilik yoktur. Aşağı mezopotamiyada vardır. Dilenirler, isterler.

Kendilerince de o dilenmeye, istenmeye bir kul buluyorlar.


Tebük Gazvesi — «Mehdî Ordusu Niyâzı»; Hâmâs İçtihâdı (Hanefî Açıdan); İslâm Dünyâsı Lidersizliği

Neymiş de Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Tebûk Gazvesi’ne gidileceği zaman istedi ya, bunların da karşısında devasa Bizans ordusu var, istiyorlar bunlar. Hadi siz Bizansa karşı savaşacaksanız, biz bütün malımızı, mülkümüzü satalım, size verelim. Siz hadi İsrail’e karşı savaşacaksanız, varsa İsrail’e karşı savaşacak bir ordu. Biz o orduyu donatmakla mükellefiz, farzayındır. Farzayındır. Buyurun. Yıllardan beri diyorum, yazıyorum, kurun bir tane mehti ordusu diyorum. O mehti ordusunu bakmak, mehti ordusunu donatmak bütün Müslümanlara farzayın olur. Buyurun. Boşuna hiç kimse kendi kendine havacıva yapmasın. Topluyorlar Müslümanların paralarını. Ondan sonra devasa binalar yapıyorlar, devasa camiler yapıyorlar.

Sonra bir düdük yerler medreselere el konuluyor, camilere el konuluyor, hepsine de el konuluyor. nerede, ne oldu? Ne oldu toplanan paralar? Açık açık konuşuyorum. Ne oldu? TGRT’yi Müslümanlar kurdu, kapı kapı para topladılar. Bana da geldiler, o yüzden biliyorum. Sattı TGRT’yi devretti. Kim? Enver Ören’in oğlu Mücahit. Ne yaptı parasıyla? Gitti Amerika’dan marketler zincir aldı. Market almadı, zincir aldı. Hadi bütün Müslümanların parasını verin hadi. Saman yolunu kurarken de öyle yaptılar. Ne oldu? Devlet el koydu. Ne oldu Müslümanların parası? Söyleyince acı geliyor herkese. Bir sürü binalar oldu, devlet el koydu. Ne oldu? Müslümanların parası ne oldu? Filistina yardım ediyorsunuz değil mi?

Yardım ediliyor. Ne oluyor? Bir sürü yardımlar gidiyor oraya. Hadi Filistina yardım edelim. Adam bir gece kalkıyor, bombalıyor. Yerli heksan ediyor mu? Ediyor. Senin 10 yıl 20 yıl yardım ettin paraları. Pes İsrail yerli heksan etti mi? Etti. Tonlarca bomba attı mı? Attı. Taş taş üstünde bırakmadı mı? Bırakmadı. Nerede İslam dünyasının liderleri? Kınayın hadi bakalım daha. Ben de kınıyorum. Oturuyorum Twitter’da ben de kınıyorum. Ne farkım kaldı benim İslam dünyası olarak nitelendirilen liderlerin? Bir de İslam işbirliği teşkilatı var. Kim İslam ya? Hangi devlet başkanı orada toplananların, hangi devlet başkanı Müslümanların temsilcisi olabilir? Hiçbirisi. Ben Cafer’im. Hiçbirisi. Hiçbirisi. Toplanıyorlar, yemek yiyorlar, dağılıyorlar.

Bir de çok üst düzeyden kınıyorlar. Bir tane mermi atan var mı? Yok. Bir tane yanlışlıkla bomba attan var mı? Yok. Yanlışlıkla tüküren bile yok. Hatta fetva veriyorlar değil mi Hamas yanlış yaptı diye? Hamas ne oldu? Fitneci oldu. Bakın Hamas mı? Fitneci oldu. Ne? Fitneci oldu. Kime karşı? Beni İsrail’e karşı, Siyonistlere karşı. Kafa kaldırınca haklı haksız, doğru yanlış. Bu ayrı bir tartışma. Doğru ictihâd yanlış ictihâd. Bu ayrı bir tartışma. Bakın bu ayrı bir tartışma. Bence yanlış ictihâd. Bunu da cesarette söyleyemez herkes. Hanefi’ye göre doğru bir ictihâd değil Hamas’ın yaptığı. Evet. Bunu ta en baştan da söyledim. Hatırlıyorsunuz. Başladığı zaman da söyledim bunu. Şimdi de söylüyorum.

Doğru ictihâd değil. Ben katılmıyorum o ictihâda. Çünkü Hanefi’ye göre yenileceğin mutlak olan bir savaşın sen kalkışamazsın. Sen zayiat vereceksen zayiatını düşünürsün, zayiat vereceğim belliyse sen kalkışamazsın. Evet. Bu ayrı bir tartışma. Bu ayrı bir tartışma. İyi. Her gün katliam yapıyor adam. Soykırım yapıyor. Nerede İslam devletleri teşkilatı? Nerede Müslüman devletlerin liderleri? Yok. Çünkü o da bir aldatmaca. Bakın o da bir aldatmaca. Nasıl bir aldatmaca? Sen kendi kendine diyorsun ki benim başımdaki Müslüman ya İslami bir lider. Değil. Biz kimsenin imanını tartışmıyoruz. Ama Müslümanların lideri değil. Bakın bir devletin başkanı olabilir bir kimse. Müslümanların lideri mi? Bunu tartışmıyor kimse.

Müslümanların lideri değil hiçbirisi de. Ve Müslümanlar gerçek manada lidersiz şu anda. Müslümanlar gerçek manada lidersiz. Siyasi, askeri, ekonomik, kültürel olarak bir liderleri yok. Dini olarak bir liderleri yok. İslam dünyasının bak tekrar söylüyorum dini, askeri, siyasi, ekonomik ve kültürel olarak bir liderleri yok. Biz başıboşuz. Müslüman bir kitlenin hakkını hukukunu savunacak bir organizasyon yok. Böyle bir şey yok. İslam dünyası başsız. Araplar kendilerince veyahut da diğer ırklar başlarında bir devlet var. O devlet başkanı bir Kur’ân-ı Kerîm okursa, bir namaz kılarsa, bir cami yaptırırsa. O oradaki teba onu dini bir lideri olarak görüyor. Cahillinden öyle görüyor. Değil. Değil bakın.

Zaten Müslümanların aldanması da buradan. Allâh bizi affetsin. Bu dağınıklıkların hepsi de hadîs-i şeriflerde mevcut. Yorumlayabilene. Hepsi de hadîs-i şeriflerde var. Ama bu fiten hadîsleri hiçbir yerde ders olarak yapılmaz. Fiten hadîslerini ders olarak yapsınlar Türkiye’de. Bakın yapsınlar ve bu iş savcılığa gitsin hepsi de içerideler. Yapamazlar. Çok basit. Ben dedim ki Atatürk, Sebateistlerin gittiği Yunanistan’da, Selanik’te o okula gitti. Oradan mezun. Geneli Sebateistlerdi o okulun dedim. Ben savcılığın önünde soluklandım. Açık açıkta konuşayım. Hâkim bastı cezayı 16 ay bana. Bu sözümden dolayı. Bak bu söz bu. Adamın Sebateist olduğu torunun tarafından söyleniyor. Ilgaz zorlu. Siz herkes ilgaz zorluyu Türk bilirsiniz değil mi?

Sebateist. O diyor dedem Sebateisttir diyor. Kim? Yunanistan’daki okulun adı neydi? Şemsi Efendi. Adı da Şemsi. Şemsi değil adı. Adı Şemsi değil. Bakın onlar kimi takip edeceklerini kimin yakasından tutacaklarını çok iyi bilirler. Halbuki Şemsi Efendi okulunun Sebateist olduğunu cümle âlem biliyor mu? Biliyor. Bütün tarihçiler de söylüyor mu? Söylüyor. İnternette her yerde bulabilir misiniz? Bulabilirsiniz. Mustafâ Özbağ’a söyleyince hâkimin önünde alıyor soluğu. Evet. Bundan böyle üzüldü mü, gocundu mu, düşündü mü? Ha umrumda değil. Yatılacaksa gider yatarım. Problem değil o. şey değil ama onlar kimi yıldıracaklar kime böyle atacaklar oku biliyorlar onlar. Bakın o yüzden o Horâsânî kol herkes için tehlikedir.

Herkes için tehlikedir. Sebep itaat etmezler, boyun bükmezler. Sebep herkesin su yolundan gitmezler. Gitmezler. Öyle olunca da sevilmezler. Mesela İmâm Â’zam’ın çizgisi İslam dünyasında kabul ediliyormuş gibi görünür. Kabul edilmez. Bakın kabul edilmez. Bizim önümüze neyi koyarlar? İmam-ı Yusuf’u koyarlar değil mi? Mesela Türkiye’deki ibadetler genel kanı nedir? İmam Muhammed İmam Yusuf üzerinden gider. Öyle değil mi? İmâm Â’zam İmam Muhammed çizgisinde neden gitmez? Radikal gelir herkese. Bakın radikal gelir. İmam Yusuf ne yapar? Devlet demiş ki gel burada şey ol, Diyanet İşleri Başkanı ol. Olmuş. İmâm Â’zam’a demiş gel devlete Diyanet İşleri Başkanı ol. O demiş ki olmam. Olmam deyince kırbaçlananraktan ve kuyuda esir tutularak da şehit edilmiş.

Enteresan değil mi? Onun çizgisinde kim gidiyor? Serahsî gidiyor. Serahsî kim biliyordu ülkede? Hiç kimse bilmiyordu. Öğretmiyorlardı. Neden? Serahsî de çünkü İmâm Â’zam’ın çizgisinde. Ona demişler gel devlete Diyanet İşleri Başkanı ol. Olmam demiş. Onu da kuyuya hapsetmişler. Mebsût’u kuyudan yazdırmış talebelerine. Düşünebiliyor musunuz? Bir kuyu kazdırıyorsunuz devlet olarak kuyuya atıyorsunuz koca âlimi. Kuyu, bildiğiniz kuyu orada yiyor, orada içiyor, orada tuvaletini görüyor, orada yaşıyor. Bunu yapan Müslüman. Bunu yapan o günkü devlet sistemi. 33 cilt, Türkçe’ye çevrildi Serahsî. 33 cilt hıfsından yazdırıyor onu. Konu konu. Oradan yazdırıyor, kuyudan yazdırıyor. Kim? İmâm Â’zam’ın çizgisinden çünkü.

Fıkıhta İmâm Â’zam’ın çizgisi. Sufilikte Horasan’ı çizgi bütün her taraf için tehlikelidir.


Mehdiyet’in Yolu Horâsânî Çizgi — İmâm Serahsî’nin Kuyu Hâtırâsı; Şemsi Efendi-Sebataist İddiâsı

Ama Mehdiyet bunun üzerine kurulur. Mehdiyet bunun üzerine kurulur. Bakın bunu zaman içerisinde göreceksiniz, torunlarınız göreceksiniz, Sizler göreceksiniz, çocuklarınız görecek. Bu fıkıhi kol ile sufili kolu kalacak ayakta. Hepsi bu çizgiyle birbirine görecek. Hepsi de bozulup dağılacak. Çünkü başlarındakilerin hepsi de sahte. Ağır oldu bu ama söylediğim son söz. Sahte evet. Evet. Şu anda İslam dünyasında gördüğünüz siyasi liderler, İmâm Â’zam’ın çizgiyle birbirine göreceksiniz. Evet. İslam dünyasında gördüğünüz devlet başkanları, İslam dünyasında gördüğünüz cemaat liderleri, hepsinin de, hepsinin de bir açmazları var. Tabiri caizse boyunlarını ilmek geçirilmiş. Hepsi de sahte. Hiçbirisini de kabul etmiyorum.

Hiçbirisini de. O yüzden arkadaşlara diyorum ki, arkadaşlar gidin eski fıkhıh kitaplarını okuyun. Gidin eski tefsirleri okuyun. Hadisi şerh etmiş. Okuma kardeşim. Git hadisin metnin okusa. Aldanma. Sen kendi kendine aldanırsın hadîs-i şerîfi okurken isabet ettiremezsin. İsabet ettiremezsen bir sevap alırsın. İsabet ettirirsen on sevap alırsın. Hiç olmazsa kendin, kendi başını kendin çekersin. Kendi başını kendin çekersin. Geçen haftadan örnek gördüm. Allâh’ı zikredin, Allâh da sizi zikretsin. Doğru mu? Öyle yazmıyor. namazla zikredin, o sizi affetsin. Onu demiyor. Direkt zikir diyor kardeşim. Ne yuvarlayın lafı? Ne yuvarlıyorsun Âyet-i Kerîme’yi? Sen kendi anladığını söylüyorsun. Bana kendi anladığını söyleme.

Âyet-i Kerîme’nin metni ne? Kim Allâh’ı zikrederse Allâh da onu zikreder. Âyet-i Kerîme’nin metni bu. Sen neyi yuvarlıyorsun? Yuvarlayacak çünkü. Hoşuna gitmiyor. Çünkü zikrullâh’a karşı içinde bir cephe var. Zikrullâh’a karşı cephe olunca kalbi kararıyor, gözü kararıyor. Kulağı kabarıyor, kararıyor. İlimden, irfandan bir şey almıyor. Taş oluyor. Sen zikrullâh’a karşısan senin kalbine bir rahmet inmez. Senin kalbine bir incelik girmez. Senin kalbin dinin inceliklerini bilmez ve öğrenmez. O kalbine gelmez. Sen zikrullâh’a karşı ol. Kafir olarak ölürsün bu dünyadan. Geçer gidersin. Değmez dünya hayatı kafir olarak göçüp gitmene. Ama karşı gelecek. Neden? Ağababaları karşı geliyor çünkü. Neden?

Onlar zikrullâh yaptığı kalbi incelikleri tatarsa, kalbi onların feraset nuruyla nurlanırsa, onun dediğini dinlemezsin. Allâh’ı dinlersin. Senin kalbinde feraset nuru öyle bilgisayar gibi değil o. Senin kalbine gelir o zikrullâh yaptığında. Dersin ki bu boş konuşuyor. Boş konuşuyor dersin. Kalbinden patlar o senin. Sen kapılıp gitmezsin ona. Gidin kapılıp gidenler, yolları yanlış olanlar zikrullâh yapmayanlardır. Gerçekten bir kimse Allâh’ı zikretse, gerçekten, gerçek manada Allâh’ı zikretse, Allâh’ta onu zikretcek. Allâh’ın zikrettiği bir şahıs sapkınlığa gidemez. Bakın yol çok açık. Bakın yol çok açık. Şimdi Horasan’dan laf açıldı. Horâsânî dergah sistemi. Horâsânî dergah sistemi, Horâsânî eğitim sistemi zikrullahın üzerine oturur.

Bakın zikrullahın üzerine oturur. Horâsânî eğitim sistemi zikrullahın üzerine yürür. Zikrullâh, otururlar zikrullâh, kalkarlar zikrullâh. Horâsânî sistem budur. Alay ederler, dalga geçerler ama hadîs-i şeritte var ya, veya siz gösteriş yapıyorsunuz derler, hadîs-i şeritte de var. Onlar diyor, bunlar mürâhidir derler. gösteriş yapıyor, mürâhî o. Siz Allâh’ı öyle zikredin ki, siz dışarıdan görenler bunlar mürâhî. gösteriş yapıyor desinler. Siz Allâh’ı öyle zikredin ki, dışarıdan görenler bunlar deli olmuş desinler. Senin öyle diyeceğini 1400 yıl önce Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bize söyledi. Senin kalbin kararmış, senin kalbi münafık kalbi olmuş. Senin kalbin iman etmiş gibi görünen kâfir kalbi olmuş.

Senin böyle söyleyeceğini Allâh Resûlü 1400 yıl önce söylemiş bunu. Sen öyle diyeceksin. Sen diyeceksin ki bunlar deli gibi kafa salıyor. Sen diyeceksin ki bunlar böyle değil. Ve hatta şöyle diyecek, ilim de lazım. Senin ilimden anladığın ne? İlimden anladığın ne? Söyle bana ilimde lazım derken beyninin arkasını dök ortaya. Dilinde sakladığını dök ortaya. İlimden anladığın ne senin? Söyle bana. Biz tefsir hocası mı olacağız? Biz hadîs hâlimi mi olacağız? Biz fıkıh hâlimi mi olacağız? Bizim günlük hayatımızda doğruyu yanlış ayırt edecek kadar ilim hamdolsun. Okumasak dahi Allâh kalbimize lütfediyor. Sana ne lütfetecek? Sana ne lütfetecek? Ama yok, onun kendince sardığı şey şu. sen zikrullâh alakasını oturma.

Sen bir üstada bağlanma. Sen böyle şeylere gitme. Ya geliver ayvazım, gidiver tingozum. Böyle bir cemaat bul, böyle bir topluluk bul. Para toplasınlar, paranı yesinler, zamanını yesinler. Ondan sonra da toplanıp seçim zamanı melemen bardağı gibi kocaman sarıklarıyla, cübbelerle otursunlar. İngiltere’den gelsin bir emir biz filanca parti oylarımızı açacağız diye açıklama yapsınlar. Yazıklar olsun size. Sizin ilminize de yazıklar olsun. İrfanınıza da yazıklar olsun. Yazıklar olsun size. Buysa sizin ilminiz, irfanınız. Ben istemiyorum bu ilmi irfanı. Ben istemiyorum onu. Neden? Cenab-ı Resûlullâh’ın sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadîs-i şerîfi muhteşem. Müftüler sana fetva verse de kalbine sor.

Ayet-i kerime muhteşem. Siz bilemediklerinizi, anlayamadıklarınızı, idrak edemediklerinizi zikir ehline sorun. O zikir ehli ki kalbine ilham gelir. O zikir ehli ki o adımlarını Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin adımlarını takip ederekten atar. O zikir ehli ki tefekkürünü Kur’ân ışığında yapar. Sen oturursun hafız olursun doğru alkışlarım seni. Ama Kur’ân’ın nuru yoktur sende. Hadîs-i Şerîf ahir zamanda öyle insanlar çıkacak, Kur’ân-ı kerimi çok güzel okuyacaklar. Ama gursaklarından aşağı inmeyecek Kur’ân diyor. Gursak dedi şurası buradan aşağı inmeyecek diyor. Sen o hafızlardansın. Sebep? Çünkü hafızını paraya değiştin. Çünkü hafızını makama değiştin. Çünkü hafızını sen dünyaya değiştin.

Hafızını sen makama mevkiye değiştin. İnmeyecek gursandan aşağı. İnmeyecek. Böyle inmeyen hafızlar var. Allâh bize selametle kers et. Evet 14. nasihat demişiz başlığa.


Ankebût 29/45 — «Le-Zikrullâhi Ekber»: Allâh’ı Zikretmek En Büyük İştir; Anmak Değil Zikretmek

Ankebût 29/45. Eûzü billâhi mineş-şeytâni’r-racîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Ütlü mâ ûhiye ileyke mine’l-Kitâbi ve ekımi’s-Salâte. İnne’s-Salâte tenhâ ani’l-fahşâi ve’l-münker. ve le-zikrullâhi ekber. Va’llâhu ya’lemu mâ tasna’ûn. Sadekallâhü’l-Azîm. Ankebût 29/45. Sana kitaptan vah yolunu oku. Namaz kıl. Namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allâh’ı zikretmek ise muhakkak ki en büyüktür. Ve Allâh yaptıklarınızı bilir. Geçen hafta Bakara’dan buna benzer bir âyet-i kerîme vardı. Orada Bakara’da malum diyordu ki kim Allâh’ı zikrederse Allâh onu zikreder. Bu an köbüt 45 bu âyet-i kerîme ile eşdeğerde olan bir âyet-i kerîme. Allâh’ı zikretmek muhakkak ki en büyük iştir. Bu âyet-i kerimeydi.

Komple bu normalde bütün baktıklarında bazı meallerde sen Allâh’ı zikretmek parantez açmış oraya namaz kılmak demiş. En büyük zikirdir. Parantez açmış oraya parantez kapatmış. Tabi bir de bu meallerde Allâh’ı anmak olarak yapıyorlar. Anmak, zikretmek değil. orada da gizli bir oyun var. Zikretmek deyince o oyun bozuluyor. Anmak deyince anmak her türlü şeye gelir. işte bir kimse 10 Kasım Atatürk’ü anma programı. Anma. Veya da Allâh’ı anma. sen namaz kıl andın sayı. Oruç tut andın say. Ya zikretmek, ya o manada değil o. Bunu böyle bu son dönem tefsircileri ve son dönem mealcileri bunu anmak ve anarken de parantez içerisinde İslâm’ın ibadetleriyle alakalı ibareleri koyuyorlar. direkt zikrullahı değil.

Direkt Allâh’ın zatını veya sıfatsal tecelliyatlarını veya sıfatlarını zikretmek olarak değil. Anmak sen namaz kılarak da anarsın. Veya da hani bir ara çıktıydı ya horozdan da kurban olur diye. Sen horozdan da kurban kesersin. Allâh’ı anmış olursun. Veya sonra işi daha da abarttı. Balıktan da kurban olur dedi. İşi daha da abarttı. Bir tane de ayakkabı koydu masanın üzerine. Ayakkabıdan da anmış olursun dedi. kurban oluyor çünkü o da. Bunun gibi sulandırma. Bunun gibi böyle meselenin gerçeğinden uzaklaştırma çabaları var. Bu komple İslam dünyasında var. Bakın normalde sufi akımlarına İslam dünyasında hep karşı gelinmiştir. Gidin Su’uda. Su’utta sufi akımlar karşı görülür. Bidat denilir. Örneğin.

Allahu oturup zikretmeyi dahi bidat görürler. Halbuki bir sürü hadîs-i şerîf var değil mi? Onlar için bu bidattır. Aynı şekilde bu Su’ud, vahabi ahlaksızlığı bütün İslam dünyasında bu ahlaksızlık virüs gibi bulaşmış vaziyette. böyle sufilere karşı, Allâh’ı zikredenlere karşı böyle bir cephe oluşturuyorlar. bu cepheyi özellikle oluşturuyorlar. Bu cepheyi devletler eliyle oluşturuyorlar. Bu cepheyi cemaatler eliyle oluşturuyorlar. Cemaatler, bu cepheyi değişik tarikat adı altında, tarikat adı altında, masonik zihniyetli tarikat ve cemaatler adı altında bunu normalde oluşturuyorlar. sen onu normal bir tarikat zannediyorsun. o masonik bir toplantı, sebataistçi bir toplantı var orada. Sen onu masonik veya sebataistle alakalı olduğunu görmüyorsun.

Onlar da böyle kadınla erkeklik zikir yapıyorlar. A-U diye sesler çıkarıyorlar veya raks eder gibi zikrullahlar yapıyorlar ve onları örnek gösterir. Öbür günlerde diyor ki siz böylesiniz, bidat ehlisiniz diyor. O çıkarılanlar da husûsî bozmak için özel tasarlanmış. ne zaman anladık biz kalkancının 28 Şubatçılar tarafından özel tasarlandığını? 10 yıl sonra anladık. 10 yıl sonra anladık. Neydi? Emine miydi o şey? Fadime Şahin’i 10 yıl sonra anladık biz. Düzmeci olduğunu. Bakın 10 yıl sonra, 15 yıl sonra anladık. Bizdeki gerçekler ve hakikatler 10-15, 20 yıl, 30 yıl sonra anlaşılıyor. Çünkü sistem bunların üzerini örtüyor, saklıyor. Sistemin çocukları onlar çünkü. Sistemin organize ettiği şeyler.

Kendilerince böyle organizasyonlar yapıyorlar. mesela tekke ve zaviyeler kapanmış ama mevlevillere dokunmamışlar. ne yapmışlar? şey adı altında tarihi eserlerin bulunduğu müze altında açmışlar tekrar. Ne yapmışlar? Sema’ya devam etmişler orada. Dini öğretmişler mi? Hayır. Kur’ân Sünnet’i öğretmişler mi? Hayır. Neden karşılar bize? Biz Kur’ân Sünnet’i öğretiyoruz. Kur’ân Sünnet’i öğretmezsen dön Allâh dön. Sana kimse bir şey demez. Kur’ân Sünnet’i öğretiyorsan sana bir şeyler derler. Bakın sebep seni mevleviden bile saymazlar. Kim saymıyor? İngiliz casusu, dedenin torunları saymıyor. Kim saymıyor mevleviden seni? Merkezi Londra’da bulunan dünya mevleviler vakfının elemanları saymıyor seni. Kimler saymıyor?

Onlar saymıyor. Sebep? Çünkü sen Mason değilsin. Neden? Sen çünkü Kraliçe’ye bağlı değilsin. Bu Kraliçe’ye bağlı olan, Siyaye’ye bağlı olan, Mossad’a bağlı olan cemaat ve tarikatlar Allâh’ı zikir olarak nitelendirmezler bunu. Altını çizerekten söylüyorum. Buralara kendi beynini, kalbini peşkeş çeken alim müsvetteleri Allâh’ı zikir olarak nitelendirmezler bunu. Ben yıllardan beri bunu ince araştıraraktan geliyorum. Bir kimse bir topluluğun Allâh’ın zikrine karşı geliyorsa, böyle toplulukta zikir olmaz. Hatta bir ara Bediüzzamân Saîd-i Nûrsî Hazretlerinin mahkemede söylediği sözü delil edip zikrullâh yapan bu noktada tarikatlara zaman tarikat zamanı değil, zaman imanı kurtarma zamanı değil, tarikatların üzerine yürüdüler.

Orada 29. Mektup, 9. kısım 8. telviyeyi hatta bazı mektubatlardan kaldırdılar. Bir kardeş gösterdi bana bak dedi mektubatta 29. Mektup, 9. kısım 8. telviye kaldırılmış neden zamanı değilmiş onun. Ahlaksız Bediüzzamân Saîd-i Nûrsî Hazretleri onu oraya koymuş, onu oraya yazmış. Sen onun ilmini neden saklıyorsun? Sen kimsin de o mektubatın o kısmının zamanı olmadığını hükmedeceksin? İngiliz soytarısı çünkü. İngiliz soytarısı. Daha yayınlanmayan mektupları var Bediüzzamân Saîd-i Nûrsî Hazretlerinin. Yayınlanmayan sözleri var daha, yayınlanmayan risaleleri var. Niye göre yayınlamıyorsunuz? Kimden emir aldınız? Kim size yayınlamayın dedi? Abiler böyle hükmetti. Kim bu abiler ya? Bediüzzamân Saîd-i Nûrsî Hazretlerinin üzerinden hüküm verecek kim bu abiler?

Kimse sormaz. Çünkü zikrullâh düşmanlığının üzerine kuruludur her şey. Çünkü bir kimse bir gerçek noktada bir manevi üstada intisâb ederse onun başka bir yere intisaplığı kalmaz çünkü. Refah Partisi de karşıladır. Tabi, Milli Selamet de karşıladır tasavvufa, sufiliye. Ak Parti de karşıladır. CHP de alevilerin dışında sufilik tanımaz. Onlar da karşıladır. CHP de karşıladır. MHP de karşıladır. İyi Parti zaten karşıladır. Bakın bütün ülkede şimdi adamın birisi gitmiş dokuz tane suçtan aranan bir kimse o Diyarbakırlı, o meczup o adam. Gerçekten meczup Allâh dostu o. Gitmiş onu şehit etti öldürdü.


Vahhâbî Sufî Karşıtlığı — Mason ve Sebataist Tarîkatlar; Bediuzzamân’ın Mektûbât 29 Yasaklanması

Hemen tarikatlar attılar lafı. Değil mi? Dediler ki o tarikatlar aleyhine laf söylediydi. O yüzden ehli tarikatçıların uğurlu dediler. Bakın bunlar büyük oyun. Küçükmüş gibi görünüyor bize. Allâh bizi affetsin. O yüzden Âyet-i Kerîme’de zikrullâh geçiyor. Allâh’ı zikir en büyük iştir. Kur’ân’ı oku. Sana vahyonlarını oku. Oku. Kur’ân okumayı hepimiz kabul ediyoruz. Ve hepimiz Kur’ân-ı Kerîm okumasını bilmeliyiz. Ve okumalıyız. Namaz zaten olmazsa olmazdır ibadet olarak. Ama o nasıl namaz? Orada hayasızlık olarak Türkçe’ye çevriliyor. Fahşa geçiyor değil mi? Fahşa. seni fahşiyetten uzaklaştıracak. Öbür tarafta hayasızlıktan sonra ne diyor? Kötülük olarak Türkiye’ye geçiyor. Münker diyor değil mi orada?

Münker karşılığı kötülük demek değil sadece. Kur’ân ve sünnetin dışındaki her şey. Fahşa. Kur’ân ve sünnetin dışındaki her şey. Namaz seni Kur’ân ve sünnetin dışındaki her şeyden korumalı. Namaz seni her türlü fahşiyetten korumalı. Ama bunlar korumalı. Kur’ân da korumalı. Ama bunların içerisinde seni koruyacak olan en yüce, en yüksek olan şey Allâh’ı zikredir. Sen Allâh’ı zikretmezsen, sen Allâh’ı zikretmezsen kalbin incelmez. Sen Allâh’ı zikretmezsen kalbin doğruyu görmez. Sen Allâh’ı zikretmezsen kalbin istikamet bulmaz. Sen Allâh’ı zikretmezsen sen namazdan tat almazsın. Namaz senin miracın olmaz. Sen Allâh’ı zikretmezsen Kur’ân senin gursandan aşağı inmez. Sen Allâh’ı zikretmezsen asla ve asla manevi olarak yol alamazsın.

Sen Allâh’ı zikretmezsen neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemezsin. Sen Allâh’ı zikretmezsen asla ve asla Allâh seni korumaz. Sen Allâh’ı zikretmezsen Allâh seni muhafazana almaz. Sen Allâh’ı zikretmezsen kurubu meyvacı gibi olursun. Sen Allâh’ı zikretmezsen Allâh’ı zikretmezsen zikrullâh dilden kalbe inmezse senin kalbinde nur perdeleri açılmaz. Sen Allâh’ı zikretmezsen sen o nur perdeleri açılmadığı için sen ne yazık ki hakikatin hakikatine ulaşamazsın. Senin kursunun seni manevi olarak yol aldıracak en mühim ibadetlerden birisi Allâh’ı zikirdir. Ve senin kurtuluşun ancak Allâh’ı zikirdedir. Sen Allâh’ı zikirle hemhal olmazsan sen kurtuluşa eremezsin. Hatta zikrullâh’a düşman olursan kafirin ta kendisisin.

Asla ve asla kurtuluş ümidin ve umudun da yok. Sen zikrullâh’a düşman olursan, sen zikredenlere düşman olursan senin kurtuluşun yok. Senin kalbin mühürlenir, kararır, kaskatı bir şekilde gidersin. Sen Allâh’ı zikretmezsen taştan bir farkın olmaz. Taş bildiğiniz taş olursunuz. Kalbiniz taşlaşır. Sen Allâh’ı zikretmezsen kalbin taşlaştığı için asla Cenâb-ı Hak oraya tecelli etmez. Allâh’ı zikir en büyük iş çünkü. O zikrullâh dilde ve kalpte oluşacak.


Sufî’nin Zikrullâh Halakası — «Sürüne Sürüne de Olsa Geleceksin»; «Allâh’ın Seçtikleri»

Sufi kardeşler Allâh’ı zikretceksiniz. Sufilik Allâh’ı zikir üzerine kuruludur. Horasanî bir yol Allâh’ı zikir üzerine kurulur. Sen zikrullâh’tan geri durmayacaksın. Sen cemaatle olan zikrullâh’tan geri durmayacaksın. Yok işin vardı, yok aşın vardı, yok eşin vardı, yok çocuğum hastaydı, yok şuyum vardı, buyum vardı demeyeceksin. Cemaatle olan zikrullâh’a sürne sürne de geleceksin. Cemaatle olan zikrullâh’a sürne sürne de olsa geleceksin. Cemaatle olan zikrullâh’a hasta dahi olsan, geleceksin ki gelin beni sarın sarmalayın, zikrullâh’a götürün ben öleceksem orada öleyim diyeceksin. Zikrullâh alakasından asla geri durmayacaksın eğer ki sen sufi bir yoldasın. Başına taş da vursalar burada, öte de git deseler, çivi de çaksalar beynine diyeceksin ki ben zikrullâh alakasından ayrılmayacağım.

Ve ayrılmamak için de dua edeceksin. Diyeceksin ki ya Rabbi benim manevi nasibimi, rızkımı zikrullahında eyle. Zikrullâh alakasında eyle. Son nefesime kadar beni zikirle ve zikrullâh alakasında hemhal eyle. Âmîn. Bunun için dua edeceksin ve şuna inanırım yıllardan beri zikrullâh alakasında bir kimsenin sütü bozuksa sütü temizlenir, kanı bozuksa kanı temizlenir. Yeter ki o kimse zikrullâh alakasında dursun. Zikrullâh alakasında durmak bu kadar kıymetli bu kadar değerlidir. Bu kadar kıymetli bu kadar değerlidir. Şöyle düşünme benim günahım affolur mu affolunmaz mı? Ben buraya layık mıyım değil miyim? Ben şöyle miyim ben böyle miyim? Bu şeytanın oyunudur. Ne günahı işlediysen gel tövbe et zikrullâh alakasına otur.

Nerede ne halt yediysen yedin, tövbe et gel zikrullâh alakasına otur ve oradan ayrılmamanın yolunu bul. Oranın adabına, erkanına, oranın istikametine uy. O horasani yapıya uy. Uymazsan orası temiz bir yerdir. Kendini dışarıda görsün. Uymazsan orası temizlenenlerin yeridir. Kendini dışarıda görsün. Bunu 35 yıllık sufi hayatımda çok örnekleri var. Görmezler dersin, bilmezler dersin, ayakta uyuttum zannedersin öyle değildir. Bir gün kendini dışarıda görürsün. Ve dışarıdayken de kendini haklı görürsün. Dersin ki ben haklıyım. Nice haklı olanları gördüm ben 35 yıl içerisinde. Sakın nefsine uyma. Tekrar söylüyorum. Allâh’ı zikredenleri ve o zikrullâh yapılan cemaatı Allâh seçmiştir. Senin seçilip seçilmediğin son nefesinde belli olur.

Son nefesine kadar zikrullâh halakasındaysan sen de seçilmişler densindir. Son nefesine kadar. Bir gittiniz pazara öyle değil mi? Seçmek serbest dedi. Seçmek serbest dedi. Var mı elmanın kötüsünü alan? Var mı armudun kötüsünü alan? Var mı domatesin kötüsünü alan? Gittiniz pazardan meyve alıyorsunuz, sebze alıyorsunuz. Var mı kötü alan? Yok. Seçmek serbest olunca her şeyin iyisini seçiyorsunuz değil mi? Kıymetli kardeşim, sen her şeyin iyisini seçmesini biliyorsun da haşa Allâh bilmiyor mu? En büyük işine, en büyük işine en güzelini seçer. Ne seçer? Onda liyakatsızlık yoktur. Sen bir yere gireceksin torpille girersin. Oradan buradan torpil bulacağım da belediyeden, oradan buradan devletten bir yerlerden bir şey bulacağım.

Bir yere gireceğim diye bakarsın. Onlar seçmezler. Onlar liyakat aramazlar. O yüzden iki yakaları bir araya gelmiyor. Onlar kendileri gibi seçerler. Herkes seçerken, dikkat edin bu sözlerime. Herkes seçerken kendisi gibi olanı seçer. Kendine benzeyeni seçer. Herkes seçerken kendine benzeyeni seçer. Kendisi gibi olanı seçer. Allâh da seçerken kendisine benzeyeni seçer. Kendisi gibi olanı seçer. O yüzden bir dervişin gönlünü kırarsan sen gidersin. Bir dervişi incitirsen sen gidersin. Bir dervişin hakkına hukukuna riayet etmezsen sen gidersin.


«Allâh Seçilmişlere Zulmetmeyi Affetmez» — Dervişe Zulüm Yasağı; «O Kalır, Sen Gidersin»

O kalır. Sen gidersin. O kalır. O kalır. Sen gidersin. Birine zulmettin bir dervişe. Sen gidersin. Sebep? Sen seçilmişe zulmettin çünkü. Sen seçilmişin ayağına bastın. Senin duruşun yoktur orada. Ya tövbedi, pelallık alıp gönlünü alacaksın. Ya da sen yolcusun. Sebep? Nasıl insanlar elmanın, armudun, domatesin yiyeceği bir şeyin iyisini seçiyorsa Allâh da Zikrullâh halakasına oturacak olanları seçer. Sen Zikrullâh halakasında oturduğuna ahiretten hamd et. Ne dedi. Hadisi Kutsi’de? Orada birisi temâşâ için gelmişti. Orayı seyretmeye geldi. Veya bir işi vardı da o işini görmek için oraya geldi. Hadisi Kutsi’de ne diyor. Cenâb-ı Hak? Orası öyle bir yüce meclistir ki orada bulunanları ayırmak Allâh’ın şanına yakışmaz.

Gelip geçeni dahi orada bir günlük gelmiş. vardır ya kardeşler getirirler böyle gel ya bu akşam Zikrullâh var. O da Nazlana Niyazlana gelir ya. Ya geleyim mi gelmeyeyim mi başıma bir şey mi gelecek? Ya bugün de internette dinledim. Ondan sonra yeni Fetöler oluşmasın. Yeni Fetöcüler oluşmasın. Öyle ya. Bir sürü bu tarikatlara cemaatlere de laf söylüyorlar. Ben oraya gideyim mi gitmeyeyim mi? Teredi Dede’ye de gelir ya. Bakın söz şu. Orası öyle yüce bir meclistir ki. Bakın Zikrullâh yapılan topluluğa diyor. Orası öyle yüce bir meclistir ki orada bulunanları ayırmak Allâh’ın şanına yakışmaz. Allâh’ın şanına yakışmaz. o gün o. Birisi karga tulumba getirmiş onu işte. Ama diyor ki ayırmak Allâh’ın şanına yakışmaz.

Onda ne oluyor? Onu da affettim diyor. Hatta hadîs-i şerifte İmâm Ahmed bin Hanbel naklediyor. Ne diyor? Geçmiş günahları da affolunur. Geçmiş günahları affolunur. Nerede? Cemaatle olan Zikrullâh da. O yüzden kıymetli kardeşler. Allâh’ı zikretmekten geri durmak yok. Cemaatle Zikrullâh etmekten geri durmak yok. Zorlanabilirsiniz. Sıkıntıya uğrayabilirsiniz. Problem yaşayabilirsiniz. Yaşayabilirsiniz. Nefsiniz ağır gelebilir. Gelebilir. bu çocuk mu bize Zikrullâh yaptıracak? Bu adam mı bize Zikrullâh yapacak? Ya birisinin dediği gibi. Hala da Murtaza orada koltukta mı oturuyor? Ben Murtaza’nın milletin dervişliğinden ettim o koltukta oturarak. Normalde şimdi bunu normalde söyler insan nefsi. Yok sen oturacaksın orada.

Sen duracaksın. Senin üzerinden silindir gibi geçseler merak etme. Sen atılmazsın. Senin üzerinden silindir gibi geçen atılır. Tevbe etmez geri dönmezse bir gün onun kulağından tutulur. Zikrullâh halakasındaki olan zulüm. Asla tövbe edilip af dilenmedikçe oradan silinmez. Bunu unutmayın. O yüzden kimse kimseye zulmetmesin. Kimse kimseye haksızlık yapmasın. Herkes birbirine hürmet etsin hizmet etsin. Hürmet etsin hizmet etsin. Kimseye tepeden bakma. O Allâh’ın en büyük iş dediği en büyük iş dedi. O işi yapıyor. Tepeden bakma. Eşleriniz zikrullâh erkeklere söylüyorum. Eşleriniz zikrullâh’a gidecekse onlara müsaade edin. Onlara yardımcı olun. Hizmet edin. Engel olmaya çalışmayın. Engeli siz yersiniz.

Çocuklarınız zikrullâh’a gidecek hizmet edin. Engel olmayın. Çocuklarınız zikrullâh halakasında yetişsin. Kadınlara sözüm. Derviş derviş değil. Eşleriniz zikrullâh’a mı gidiyor? Destek olun gönderin. Ancak kalbi orada incelcek. Orada merhamet bulacak. Orada o kimse yumuşayacak. Yoksa herkesin imtihanı çok şedid olacak. Herkesin imtihanı çok ağır olacak. Ve böyle bir zamanda ahir zamanın son diliminde her şeyin paraya pula makama mevkiye gösterişe şuna buna şata ata şata fata çevrildiği bir zamanda Allâh için Allâh’ı zikredin. Allâh için Allâh’ı sevin. Allâh için Allâh yolunda yürüyün. Bakın Allâh için Allâh yolunda yürüyün. Kendinizi bu noktada böyle sabitleyin. Bunun dışında bir şey düşünmeyin.

Bunun dışında bir şey yapmayın. Ve ümit etmiyorum. İnanıyorum buna. İnanıyorum. Cenâb-ı Hak o Arş-ı Alâ’nın gölgesinde bizleri gölgelendirecek. Âmîn. Bir sürü bir şeyler yazmıştım buraya. Hiçbirisini okuyamadım. Ama bir şeyi okuyacağım. Müsaadenizle inşâallâh.


Muâviye-Halaka Hadîsi — «Cebrâil Sizinle İftihâr Ettiğini Bildirdi»; Sözün Güzeli Lâ İlâhe İllâllâh

Muaviye mescidde bir halakaya uğradı. Ve sordu sizi buraya oturtan nedir? Onlar dediler ki Allâh’ı zikretmek için oturduk. Allâh sizi buraya ancak bunun için mi oturttu? Evet Allâh bizi buraya ancak bunun için oturttu dediler. Bunun üzerine Muaviye şöyle dedi. Ben sizi töhmet altında bırakarak yemin ettirmeyeceğim. Sahâbe içinde Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den en az hadîs rivayet eden benim. Bir gün Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ashabından bir halakaya çıkıp sordu. Sordu sizi burada oturtan nedir? Allâh Resûlü halakaya da oturanları soruyor. Sizi burada oturtan nedir? Biz burada Allâh’ı zikretmek için oturduk. Bizi İslam ile müşeref kıldığı için ve bize böylesine büyük bir lütuf da bulunduğu için ona hamd ediyoruz dediler.

Allâh sizi buraya sadece bunun için mi oturttu? Evet Allâh bizi ancak bunun için oturttu. Başka bir gayemiz yoktur dediler. Bunun üzerine Allâh Resûlü buyurdu ki size inanıyorum, itham edip size yemin ettirmeyeceğim. Lakin bana Cebrâîl gelip Allâh’ın meleklere karşı sizinle iftâr ettiğini bildirdi. Bu kadar. Demek ki biz zikrullâh halakasında oturup da fi’se bi’lillah Allâh’ı zikretmek için oturursak o zaman bizim durumumuz farklı bir noktaya gitti. Bir hadîs-i şerîf daha. Amr bin Abes’e naklediyor. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellemden. Tergipte geçiyor bu hadîs-i şerîf. Allâh’ın lütuf ve rahmetine yaklaştırdığı iki elini sağa yönelterek bir takım insanlar vardır ki bunlar peygamberler de değildir.

Şehid de değildirler. Yüzlerinin parıltısı kendilerine bakanların gözlerini kamaştırır. Allâh’a olan yakınlıklarından dolayı peygamberler ve şehidler kendilerine imrenirler. Ey Allâh’ın Resulü onlar kimlerdir denildi. Peygamberimiz onlar çeşitli kabilelerden Allâh’ı zikretmek için toplanmış olan kimselerdir. Hurma yeğenin hurmasının iyisini seçtiği gibi onlar da sözün güzelini seçerler. Demek ki fi’se bi’lillah değişik kabilelerden toplanıp Allâh için Allâh’ı zikredenler. Hurma yeğenlerin hurmayı seçtiği gibi onlar da ne yapıyorlarmış sözün güzelini seçiyorlarmış. Sözün güzeli ne? Lâ ilâhe illallah. Kim Lâ ilâhe illallah der ise hadîs-i kutsi tevhid benim kalamdır. Kim bunu söylerse benim kalama sığınmıştır.

Kim bunu söylerse benim kalama sığınmıştır. Biz tevhid ederekten Allâh’ın kalasında durmaya gayret edelim. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşâallâh.


Q&A: Bebekken Vefât Eden Çocukların Giyâbî Cenâze Namâzı — Elazığ’dan İbrâhim Gürak Bey’in Sorusu

Social medya üzerinde, internet üzerinden sohbet ve zikirlerinizi takip eden Elazığ’dan İbrahim Gürak Bey sizlere selamlarını iletti. Ve aleyküm selâm. Benim ilk evliliğimden iki oğlum öldü. Birisi 9 aylık, diğeri ise 3 gün sonra birisi 9 aylık. Oğlum öldü birisi 9 aylık, diğeri ise 3 günlük. Bunlara cenaze namazı kılınmadı. Eşimin ailesi istemedi. Bunun günahı var mıdır? Şimdi giyahında cenaze namazı kılınsa olur mu? Normalde nefes alırsa bir çocuk doğduğunda bir sefer nefes dayağasa ona isim de konur, ona cenaze namazı da kılınır. Bilmemişlerdir o yüzden kılmamışlardır.


Kaynakça ve Referanslar

  • Ankebût 29/45 — «Le-Zikrullâhi Ekber»: «ütlü mâ ûhiye ileyke mine’l-Kitâbi ve ekımi’s-Salâte, inne’s-Salâte tenhâ ani’l-fahşâi ve’l-münker, ve le-zikrullâhi ekber, va’llâhu ya’lemu mâ tasna’ûn» (Sana vahyolanı oku, namazı kıl. Namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar; Allâh’ı zikretmek ise muhakkak en büyük iştir) — Ankebût 29/45; Taberî, Câmiu’l-Beyân 20/151; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 25/82; İbn Kesîr, Tefsîr 6/284; «zikr-namâz mukâyesesi» — sufî tâbiri — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; «zikrullâh fazileti» — Buhârî, Daavât 66 (6408); Müslim, Zikr 8 (2689); modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Ahit Sandığı (Tâbût-ı Sekîne) — Bakara 2/248: «innâ âyete mülkihî en ye’tiyeküm-ü’t-tâbûtu fîhi sekînetün min Rabbiküm» (Krallığının alâmeti; içinde Rabbinizden bir sekîne bulunan tâbutun gelmesidir) — Bakara 2/248; Taberî, Câmiu’l-Beyân 2/603; «Ahit Sandığı’nın âhir zamanda Mehdî’yle çıkması» — İbn Kesîr, Nihâyetü’l-Bidâye (Mehdî bahsi); Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl 14/600 (38821); modern okuma — Bediuzzamân, Mektûbât Mehdî bahsi; «Mescid-i Aksâ tehlikesi» — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri.
  • Horasân Erleri Silsilesi — Hz. Hüseyin Efendimiz’den Türklere Sığınma: Kerbelâ vak’ası (10 Muharrem 61/680) — Taberî, Târîh 5/394-468; «Türklere sığının» hadîsi — Ahmed b. Hanbel, Müsned (zayıf kabûlü); Hâkim, el-Müstedrek 4/596; «Horâsân ehl-i sünneti» — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Ahmet Yaşar Ocak, Horasan Erenleri ve Anadolu’nun Türkleşmesi; «Hz. Hüseyin Efendimiz sülâlesi-Türk akrabâlığı» tâbiri — sufî hâtırât — Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri.
  • Mehdî’nin Siyah Bayrağı («Sevdâü’l-Horâsân»): «yahrucu nâsun min kıbeli’l-meşrik fe-yümkinûne li’l-Mehdî, ya’nî sultânehû» (Doğudan/Horasân’dan siyah bayraklılar çıkar Mehdî için saltanat hazırlarlar) — İbn Mâce, Fiten 35 (4082); Hâkim, el-Müstedrek 4/463-464; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat 9/176; Tirmizî, Fiten 79 (2269); «Mehdî’nin bayrağı» — Bediuzzamân, Mektûbât; «Anadolu’dan yükselen İslâm» — Necip Fâzıl, İdeolocya Örgüsü; Sezai Karakoç, İslâm’ın Dirilişi.
  • Arap Irkçılığı Eleştirisi (Muâviye-Yezîd Çizgisi): «el-Arabiyyu lâ fadlün ale’l-acemiyyi illâ bi’t-takvâ» (Arab’ın Acem’e takvâdan başka üstünlüğü yoktur) — Vedâ Hutbesi — Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/411; Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 4/289; «Emevî saltanatı eleştirisi» — Tâhâ Hüseyin, el-Fitnetü’l-Kübrâ; «Hicâz Mâlikîliği vs. Türk Hanefîliği» — Wael B. Hallaq, The Origins and Evolution of Islamic Law; modern okuma — Hayrettin Karaman, İslâm Hukuku Tarihi.
  • İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe (80-150/699-767) ve Emevîler: İmâm Ebû Hanîfe’nin Halîfe Mansûr’a kadılık tekliflerini reddi ve şehâdeti — Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd 13/323-454; İbnü’l-Cevzî, el-Muntazam 8/127; Suyûtî, Târîhu’l-Hulefâ; «Emevîler aleyhine fetvâ» — Mustafa Uzunpostalcı, «Ebû Hanîfe» mad. DİA 10/131-138; modern okuma — Muhammed Ebû Zehre, Ebû Hanîfe.
  • İmâm Serahsî (?-483/1090) ve «Mebsût» — Kuyu Hâtırâsı: İmâm Serahsî’nin 15 yıl Karahanlı Sultânı tarafından kuyuya hapsedilmesi ve el-Mebsût‘u talebelerine ezberden yazdırması — İbn Kutluboğa, Tâcü’t-Terâcim; Leknevî, el-Fevâidü’l-Behiyye; el-Mebsût (30 cilt, çeşitli baskılar); modern Türkçe çeviri — TDV Yay., 31 cilt; «İmâm A’zam çizgisinin radikalliği» — Murteza Bedir, «Serahsî» mad. DİA 36/544-547.
  • Tebük Gazvesi (9/630) — Mehdî Ordusu Niyâzı: Tebük Gazvesi sahâbe bağışları — Buhârî, Megâzî 81; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 38 (2429); Tirmizî, Menâkıb 18 (3699-3702); «Hz. Osmân’ın 940 deve+60 at+1000 dînar bağışı» — Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/63; modern «Mehdî ordusu» — Bediuzzamân, Mektûbât Mehdî bahsi; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Hâmâs İçtihâdı — Hanefî Açıdan «Yenilgisi Mutlak Cihâda Kalkışma»: «cihâd-ı kital şartları» — Bedâyiu’s-Sanâî’ 7/97; el-Hidâye 2/375; «yenilgisi açık savaş zemmi» — İbn Âbidîn, Hâşiye 4/124; «zayıfın güçlüye saldırışı» — Mâ’ide 5/2 (le tu’âvinû ale’l-ismi ve’l-udvân); modern okuma — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; Ali Ünal, Çağdaş Cihâd; «İslâm dünyâsı lidersizliği» — Sezai Karakoç, İslâm Toplumunun Ekonomik Yapısı.
  • Vahhâbîlik ve Sufî-Tasavvuf Karşıtlığı: Muhammed b. Abdilvehhâb (1115-1206/1703-1792) — Suûd Ailesi’yle ittifak — George S. Rentz, The Birth of the Islamic Reform Movement in Saudi Arabia; «Vahhâbî sufî bidat itthâmı» — Ebû Bekr ez-Zekvânî reddiyesi — Ahmed Zeynî Dahlân, ed-Dürerü’s-Sünniyye; «sufî tarîkatları masonik infiltrasyon iddiâları» — Necip Fâzıl, Sahte Kahramanlar; Mustafa Müftüoğlu, Yalan Söyleyen Tarih Utansın; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Bediuzzamân «Mektûbât» 29. Mektûb 9. Kısım — Tarîkat ve Velâyet Bahsi: Bediuzzamân Saîd-i Nûrsî, Mektûbât, 29. Mektûb, 9. Kısım (Tarîkat ve Velâyet Bahsi), 8. Telvîh; «zaman tarîkat zamanı değil iddiâsı» eleştirisi — Bediuzzamân, Mektûbât; bazı baskılarda kasıtlı çıkarmalar tartışması — modern Risâle-i Nûr neşriyâtı eleştirileri; Ahmet Akgündüz, Bediüzzamân ve Hayatı; «Risâle-i Nûr’un orijinal metni meselesi» — İhsan Süreyya Sırma, Bediüzzamân ve Tarîkat.
  • «Allâh’ı Zikredenleri Allâh Seçer» — Hadîs-i Kudsî: «inne’llâhe yebâhî bikümü’l-melâike» (Allâh meleklerine sizinle iftihâr ediyor) — Müslim, Zikr 11 (2701); Tirmizî, Daavât 7 (3378); «zikrullâh halakasında bulunanların affı» — Tirmizî, Daavât 7 (3378); Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/251; «sözün güzelini seçenler» (Tergîb hadîsi) — Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb 2/394; Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/385; «velîlere zulüm hadîsi» — Buhârî, Rikâk 38 (6502); modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • «Tevhîd Benim Kalemdir» Hadîs-i Kudsî: «Lâ ilâhe illâllâh hısnî, fe-men dehale hısnî emine min azâbî» (Lâ ilâhe illâllâh benim kalemdir, kim kaleme girerse azâbımdan emîn olur) — Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ 6/142; İbn Kayyım, Medâricü’s-Sâlikîn 2/426; Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl 1/53 (174); modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • Bebekken Vefât Eden Çocukların Cenâze Namâzı — Hanefî Hükmü: «istehelle saraha fe-sallû aleyhi» (Sesini duyurursa cenâze namâzı kılınır) — Ebû Dâvûd, Cenâiz 53 (3187); Tirmizî, Cenâiz 43 (1032); İbn Mâce, Cenâiz 26 (1508); Nesâî, Cenâiz 56 (1948); İbn Âbidîn, Hâşiye 2/229; el-Hidâye 1/91; «giyâbî cenâze namâzı» — İbn Âbidîn, Hâşiye 2/210-212; modern fıkıh — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; Vehbe Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletuhû 2/1480.
  • Karabaş Silsilesi ve Horâsânî Yol Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş Horâsânî tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Tarîkat, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs, Velâyet, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı