Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #93 — Mesnevî Beyti: Nefsin İki Gücü, «Alçak Gönüllü Hor Hakîr Ol» ve Met Edenin Metine Kanma

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #93 — Mesnevî Beyti: Nefsin İki Gücü, «Alçak…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Mesnevî Beyt’inden Devam — «Bütün Kötülükler Nefisten» ve Alışkanlık Tehlikesi

Geçen hafta Nefsi konuşuyorduk. Nefis çok övülmesi yüzünden firavunlaştı. Alçak gönüllü, hor, hakir ol. Ululut, taslama. Burayı konuşuyorduk. Buradan kaldı, Bu da Allâh’ın ziyanını, Burayı konuşuyorduk. Buradan kaldığımız yerden bu beyitte bitiremedik çünkü kaldığımız yerden devam edeceğiz inşâallâh. Bütün kötülüklerin nefisten, nefsin hevasından geldiğini bil. Nefis bu manada zahir düşmanlardan daha tehlikelidir. Zahiren görünen düşman senin karşındadır. Bilirsin onu. Onun ne yapacağını ne edeceğini tahmin edersin. Ona göre önlem alırsın. Ama nefis bu manada içimizdeki en önemli düşmanlardan birisidir. Öyle olunca nefisle mücadele dışarıdaki düşmanlar mücadele eden daha zordur. Burada nefisle mücadele eder, sufiler için geçerli bu.

Allah Hakkında

Sufiler nefisle mücadele ederken nefsin kendi içerisindeki haram olan alışkanlıklarından geçerler önce. haram alışkanlıklar vardır insanlarda. Nefisle mücadele etçek olan kimse önce haram olan alışkanlıklardan kendini kurtarır. Sonra diğer alışkanlıklardan kendini kurtarır. Çünkü her alışkanlık nefis için bağdır. Bakın her alışkanlık. Tabii kimse Allâh’ı zikrederken bile alışkanlık peyda etmiş olsa o da onun için bağ olur. O zikrullâh yaparken de ne yapacak? Alışkanlık haline getirmeyecek. İbadet alışkanlık haline gelmeyecek. Alışkanlık haline gelirse o da onun için doğru bir nokta olmaz. Çünkü alışkanlık haline geldiği için namaz kılıyor. o alışkanlık oldu onda. Öyle değil. Namaz onun için ayrı bir hep hayret perdesi olması gerekir.

O yüzden normalde nefisle mücadelede bu sonraki dönem alışkanlıkları ilk önce bir kimse haram olan alışkanlıklardan kendisini kurtaracak.


Nefsin İki Gücü — Şehvet (Lüks-Marka-Gösteriş) ve İbâdetlerden Uzaklaştırma

Çünkü nefsin insanda iyi, doğru, güzeli, hayırı, hasenatı, salih amelleri engelleyen iki tane kuvveti vardır. İki kuvvet. Bunun birisi şehvetine düşkün olmak. Buradaki şehvet, tekrar bunu geçen haftada altını çizdim, buradaki şehvet çok üzüldü, cinsellik değil sadece. adamın böyle örnekliyorum bunu, iki trilyonluk arabaya binecek hali yok. Şehvetine düşüyor. Öyle bir arabayı alacağım diye uğraşıyor. Veyahut da o kimsenin örneğin ultra lüks bir dairede oturacak gücü yok, şehvetine düşüyor. Öyle bir daire alacağım diye uğraşıyor. Veyahut da gençler için şimdi gitsen orada kahve içsen ne olacak, içmesen ne olacak. Ama gidecek orada görünecek ya, şehvet dediğimiz şey bu komple nefis terbiyesinde senin nefsinin istekleri, heva ve hevesten olan istekler.

Bunların hepsi de nefiste şehvi, şehvani duygu olarak geçer. bir kimsenin normal, düzgün elbisesi var mı? Var. O kimse gidecek illa ki bilmem hangi markanın, bilmem hangi marka elbisesini alacak. Veyahut da şimdi gençlerde bu artık genci de kalmadı da normalde önceden böyle heva hevest gençlerde olurdu sadece. Şimdi yaşa başa bakmıyor. o gidecek çok böyle ultra lüks bir marka, bir kıyafet alacak. o kıyafet kaç para oğlum bu biliyor musun filan? Öyle olacak yani. Veyahut da kızım bu kaç para biliyor musun? Veyahut da saat onun çok gösterişti ya böyle ikide bir de konunu uzatacak, saate bakacak herkesin içinde. Ondan sonra ooo saat Rolex çıkacak meydana yani. Veyahut da bir sohbet toplantısı bunlar hepsi de şehvanidir. o kimse iPhone 15’i koyacak ortaya.

Bana bak benim iPhone 15’im var. Veyahut da araba var, ne var? Mercedes var. Mercedes’in anahtarını koyacak masaya. Kafa içmeye mi geldin? Üzerindeki mal varlığını göstermeye mi geldin? Veyahut da bir dostluk ama bunların hepsi de bakın şehvete girer. Bizde şehvet deyince hemen cinsel suçlar aklımıza geliyor. Öyle değil o da şehvetin içinde. Ama böyle bir gösteriş şatahat şatafat kendini yüksek göstermek fazla göstermek veya veyahut da alim kısmında şehvet vardır. bir şey konuşulur dur bir dakika o biliyor dur bir saniye o anlatsın bakalım. Veya sufilerin içerisinde o biliyor ya dur çok eski o. Eski o. O anlatsın. O konuşsun orada. O müdahalesin. O kalkıp yiyip oradan sen ne oldu? Sen oraya oturma sen bunu böyle yap bakayım.

Neden? O da eski derviş ya canım karışsın elleme ya bir şeye. Bir şeye karışması lazım. Şehvettir bunların hepsi de. Sufiler bunların hepsini şehvet. Nefsin iki tane böyle gücü var. Birisi şehvettir. İkincisi insanı ibadetlerden kaçındırma gücüdür. namaz kıldırmaz sana. Zikir yaptırmaz sana. Bu da ayrı bir güçtür insanın içinde. Nefsin seni haramlara sevk eder. Nefsin seni Allâh’a itaatten uzaklaştırır. Mesela bayanlar için örtünmek imtihanın böyle tam dip noktası. Örtünmek istemezler. Nefis onu örtünmüyor. Namaz kılsın ama şu örtünmek yok mu? namazı kılsın önemli değil şu oje yapıp süslenip kokulanıp böyle bir evden dışarı çıkmak yok mu ya? bunları mesela önleyemez insanlar veya erkekler de aynı. normalde dışarıda namaz ona farz olmasın.

Eve gitsin bütün namazları bir seferde kılsın. dışarıda namaz kılmak çok zor. Git camiye veyahut da bir yere abdest al. Ondan sonra git orada namaz kıl. Kadınları da erkekleri de. Gün içerisinde bu çok zor geliyor onlara. nefsin iki gücü. Birisi şehvani tarafı. Ondan sonra seni böyle gösterişe, şatata, methedilmeye, şuna buna yönlendirir. Öbürkü de Allâh’a itaatten uzaklaştırmaya çalışır seni. Ve bu nefsin çok önemli iki gücüdür. Bunları kırarsan nefisle mücadelede öne geçersin. Bunları kıramazsan nefsin seni hep alt edecek, hep yenecek. Seni hep al aşağı edecek. Seni hep böyle bozacak. Bozacak seni. Umulmadık yerde umulmadık şekilde bozacak seni. Ve nefis seni her dem, her dem heva atına bindirip, heva atına bindirip, nerede seni savuracağı belli olmayan bir noktaya götürür.

Azgınlaştırır seni. normalde böyle çilbiri olmayan azgın bir at düşün. onun ne gem var ne eğer var. Nefisi böyle bir şey düşünün. Sen onun normalde uysalmış gibi gelir sana o. Sen ona binersin yandık eten elva. Seni nereye fırlatıp atacaksın? Hangi keseye seni atacağı belli değildir. Nefis böyle bir şeydir. Güvenme. Gemi hiç elinden bırakma. Gemini elinden hiç bırakma. Bıraktığın an seni nereye fırlatıp atacağı belli değildir. Ve asla güvenme. Hangi esmayı alırsan al sufi olarak. İstersen sen hak esmasını al. Eğer nefse müsaade edersen seni oradan al aşağıya indirir. Seni indirmeyecek bir yer değil. Nefis herkesi al aşağıya indirir. Al aşağıya indirmeyecek hiç kimse yoktur. Ancak 6. makama gelirsen halife makamıdır. 5’te de kolay kolay indiremez de hadi 5’i de tehlikelidir.

Hadi 5’ten sonra 6’ya gelince biraz daha tehlike azalır. 7’ye gelince tehlike minimum düşer. 7’ye gelen bir kimsede. O çünkü uyarıyı açıktan alır artık. O yüzden o da normal kendi başına kalmaz. âyet-i kerîme de var ya Allâh’ın muhafaza ettikleri müstesna diye onlar oraya girer. O da kendi başına olsa halledemez. Ve nefis de olan mücadelede hiç kimse tek başına hiçbir şey halledemez. Hepsi de Allâh’ın yardımı, Allâh’ın inayeti, Allâh’ın lütfud ikramıyla olur. Bir kimse nefis de mücadelede tek başına o mücadeleyi yapması mümkün değildir. Bak tekrar söylüyorum. Mümkün değildir. O bir kimse o yüzden muhakkak bir üstada ihtiyacı vardır. Muhakkak ona sen burada yanlış yaptın, burada eksik yaptın veya yanlışlıklar bunlardır, eksiklikler bunlardır diye anlatacak bir üstada ihtiyacı vardır.

Nice namaz kılanlar, nice oruç tutanlar, nice ibadet edenler farkında değililir. Nefisleri onları istediği gibi yönlendirir.


Nefsin Sağdan Girmesi — Sufiler İçin Asıl Tehlike: Sevab Adına Aldatma

Çünkü nefsin sağdan girmesini fark edemez onlar. Nefsin sağdan girmesidir. Bakın nefsin soldan girmesini herkes fark eder. Ben bazen derim ya size gelip de gelin içki içelim demez nefis. Gitti şurada iki dublağı attı filan bunu demez. Veya git zina yap git kumar oyuna bunu demez. Sufilere genelde soldan girmez. Girdiyse de avamdır zaten o. Ama sufilere girdiği yer neredendir? Sağdandır. Senin yaptığın zikrullâh gibi kimse yapmıyor. Sen olmasan burası dağılır. Bu zakirlere girendir. Zakirlere çavuşlara öyle der. sen olmasan burada biter her şey. Öyle giren ve hatta bir vazifeliğe öyle giren. Nefsin sağdan girmesi. Sen kalk şurada bir namaz kıl da millet nasıl olduğunu görsün ya. Nefsin sağdan girmesi.

Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden nefisle mücadelede en önemli şey onun isteğinin zıddını yapmaktır. Bakın nefsin isteğinin zıddını yapmak. Merak etme size pekmez yemekten nefis durmaz. Nefis durmaz. Kitaplarda okursunuz ya eski sufi kitaplarında. kim filancazat nefsi 40 yıl pekmez can istemiş. 40 yıl ona pekmez yedirmemiş. Ben bazen diyorum ki gel sen büyük şehirde yaşa. Pekmezi yala yut. Başka şeylerden uzak dur. Pekmezi yala yut helal. Sen ondan uzak durma duracağım diye uğraşma. Gözünü haramdan kaçır kaçırabiliyorsan, dilini haramdan koru koruyabiliyorsan, kulağını haramdan koru koruyabiliyorsan, sen ayaklarını ellerini uzuvlarını haramdan koru koruyabiliyorsan, sen onu koruyorsan aylasın.

Pekmezi yiyin. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden nefis böyle bir imtihan ağır olduğundan dolayı Cenab-ı Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri o bir savaştan, Tebûk savaşından bir de dönerken, diyor ki rivayet cabirden Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Tebûk seferinden dönerken sahâbe ordusuna şöyle nasihat etmiştir.


Tebük Seferi Hadîsi — «Küçük Cihâttan Büyük Cihâda Döndük»: Hevâ ile Mücâdele

Hayırlı bir yerden döndünüz. Küçük cihattan büyük cihada döndünüz. Sahâbe efendilerimiz ey Allâh’ın Resulü büyük cihâd nedir diye sorduğunda, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kişinin kendi hevasıyla mücadele etmesidir. kendisinin kendi nefsiyle mücadele etmesidir diye buyurdu. Bakın Tebûk seferi karşıda şu kadar çok Rum var, Bizans ordusu var denilen seferdi. Oradan geri döndüklerinde Allâh Resûlü bu son savaşıydı bildiğim kadarıyla zaten. Oradan geri döndüğünde dedi ki bakın siz bu kadar büyük bir savaşa katıldınız ama bundan daha büyük bir savaş sizin nefislerinizdir dedi. Hevanızdır. Sizin bu noktada bir insanın hevasıyla, hevasıyla mücadele etmesidir dedi. Heva ne?

Kur’ân ve sünnetin dışındaki her şey. Duygu, düşünce, fikir, akım adına ne derseniz deyin. Hepsi de bunların hevaya girer. Hepsi de. O yüzden nefis insanı bu heva ve hevese doğru sürükler. Serbest bırak sürükler. Sal yakasını nerede burda senin atacağı belli değildir. Ve sufilik nefisle mücadelenin üzerine kuruludur. Nefisle mücadele etmenin en büyük nefsin bu noktada panzehiri, panzehiri Allâh’ı zikredir. Nefisle mücadele edecek olan bir kimse muhakkak Allâh’ı çok zikretmeli. Muhakkak. Yoksa ne yapar? Nefis o kimseyi al aşağıya dar. Allâh muhâfaza eylesin inşâallâh.


«Alçak Gönüllü Hor Hakîr Ol» Beyti — Allah’a Tevazu, Günâh-ı Kebâir’de Israr ile Kibir

Beyit’in ikinci kısmı alçak gönüllü hor hakirol, ululuk taslama. Bakın nefis insanı alçak gönüllükten uzaklaştırır. tevazudan uzaklaştırır. Alçak gönüllü birinci derecede tevazu etmek, alçak gönüllü olmak Allâh’a karşı alçak gönüllü olmaktır. Allâh’a karşı alçak gönüllü olmak nedir? Allâh bir şeyi emretmiş. Bunu yap demiş. Bunu yapabilirliğe gücün varken yapmaman Allâh’a karşı kibirlilik taslıyorsun, ululuk taslıyorsun ona karşı. Birinci derecede Allâh’a. O zaman bir kimsenin kibri birinci derecede Allâh’adır. Bir kimsenin tevazudan uzaklaşması birinci derecede Allâh’adır. Allâh’ın emir ve yasaklarına uymayan bir kimse ilk önce Allâh’a karşı tevazu sahibi değil, Allâh’a karşı kibirlidir. Allâh bir şeyi haram kılmış, haram kıldığı halde sen onu yapıyorsan aslında Allâh’a karşı kibirlilik gösteriyorsun.

Alçak gönüllülük göstermiyorsun, ona tabi olmuyorsun, Allâh’a boyun bükmüyorsun. Hem eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resûlühü dedin hem de ona itaat etmiyorsun. İtaat neydi? Allâh’aydı. Sonra kimeydi? Resûlü neydi? Ondan sonra kimeydi? Sizden olan emir sahiplerindeydi. Üç tane itaat noktası var bir Müslüman için. İnandın mı? Evet. İman ettin mi? Evet. Birinci derecede Allâh’a itaat et. Ve Allâh’a elinden geldiği halde itaat etmiyorsan ona karşı kibirli oldun. Allâh’a ululuk tasladın. Allâh’a ululuk tasladın. Sen kendi kendine diyorsun ki namazı ben terk ettim, namazı terk etmekle sen Allâh’a ululuk tasladın. Allâh’a itaat et. Allâh’a itaat et. Allâh’ın bir farzını yerine getirmedin.

Allâh’a ululuk tasladın. Allâh’a karşı kibirlendin. İkinci itaat neydi? Resûlullah’a sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretlerine. Eğer sen Peygamber’e sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine tabi olmadıysan, Hazret-i Peygamber’e sen ne yaptın? Kibirli davrandın. Ona ululuk tasladın. Onun Peygamberliğini kabul etmedin. Onun Peygamberliğine tam manası ile iman etmedin. O yüzden Cenâb-ı Hak Âyet-i Kerîme’de diyor ki ey iman edenler Allâh’a iman ediniz. Ya iman ettiydin ama sen iman ettin ama yapabilir olduğun şeyleri yapmadın. Sen isyan ettin. Bakın sen isyan ettin. Sen ululuk tasladın Allâh’a karşı. Kibirlilik tasladın. Bunun olmayacağını bildiğin halde, haram olduğunu bildiğin halde gözünün içine baka baka haramı işledin.

Ululuk tasladın. Bir de tövbe etmedin. Tevbe etsen kulluk yaptın diyeceğiz. Diyeceğiz ki evet sen yaptın, ululuk tasladın, bir günah işledin ama tövbe ettin geri döndün. Tevbe edip geri de dönmüyor. Devam ediyor günâh-ı kebâire. Devam ediyorsa ululuk taslıyor. Küstahlık yapıyor Allâh’a. Allâh’a küstahlık yapıyor. Bugün ümmet-i Muhammed’in sıkıntısı bu. Günahı kebairah devam ediyor ve devam ettiği günahı kebairahı kendince küçültüyor. Kendi nefsinde ufaltıyor o günahı kebairahı. Küçük günahmış gibi gösteriyor onu. Bir kısmında bu günah değil diyor. Bu günah değil diyen kafir oldu zaten. Günahı küçültüyor, o nefsi ona oyun yapıyor. Ne olacak ya canım ya? Bu kadarlıkta olur filan. Hepimiz hata yaparız, hepimiz günah işleriz.

Yapıyor yapacağını. Yapıyor yapacağını, ondan sonra Allâh affetsin diyor. Ben de taşı kediğine böyle koyarım. Ama o esnada tatlı geliyor. O esnada insana haz veriyor nefse uymak. Bu konuda böyle hevâ-hevesine uymak. İnsana o esnada çok tatlı gelir, lezzet verir insana. Tat verir. Bosna’da baş çarşının ortasında hatunun birisi koşuyor Mustafa diye. Ben de kendimi zannediyorum. Nefse tatlı geliyor. Nereden tanıyor beni diyorum ya? Bosna’nın ortasında diyorum. Oğlum bir tanı Mustafa sen varsın sanki. Nefse tatlı geliyor. Nefse tatlı geliyor. beni nereden tanıyor diye. Asıl tanıdığı Mustafa ayrı. Orada sarılıyor. Mustafa’lara sarılınırsan çünkü sıkıntı yok. Nefse tatlı geliyor bu. Tamam beni nereden tanıyor diyorsun?

Sanki senden başka Mustafa yok. Nefis vuruyor insana. bunun gibi bir şey. Ona müsaade edersen ona müsaade ediyorsun.


Resûlullâh’a Tevazu — Hadîs-i Şerîf İnkârı Eleştirisi, «Kur’an Yetmez Mi» Provokasyonu

Ona müsaade eder hevâ-hevesine dönersen. Dedim ya seni hangi çukura atacağı belli değil. Seninle hangi kesikleriz biz böyle tarlaların kenarlarını bizde açarlar. Kesik derlerdi. Önceden her yerde su fışkırırdı. Ekip dikemezdi insanlar bayındırın ovası öyle minbüt topraklar. Sulak arazi tarla kenarlarına kesik açarlar. Sizde de yapıyor muydunuz önceden? Ark mı diyorsunuz? Siz biraz daha şey İstanbul Türkçesi kullanmışlar. Bizde kesik diyorlar. Sizde bir de orada ne dere var değil mi siz? Ne deresi o? Kanal diyorsunuz. Tehlikeli kanal. Evet. Onlar dere diyorlar. Ama o sonradan açılma mı o? Kanal açılmışlar. kendilerinden böyle fiziki böyle natural dere değil o. Sonradan açılmış. Lüzumsuz şeylere atalım diye mi?

Evet. Şimdi normalde nefise müsaade edersen seni nereye atacağı belli değildir. Seni ne tarafa savurtturacağı da belli değildir. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden ne yapacağız? Biz o zaman Allâh’a itaat edeceğiz. biz itaatten uzak durmayacağız ve önce Allâh’a karşı tevazulu olacağız. Bakın dikkat edin. Allâh’a ululuk taslamayacağız. Ona itaat edeceğiz. İkincisi tevazu göstereceğimiz yer Hazret-i Peygamber’in hadîsleri. Şimdi ki böyle dilimi muhafaza edin, dilimden hakkınızı helal edin ama o böyle söyleyeceğim az bile söylüyorum bunlara. bu son dönem gelen zırtobozlar var ya hadîs-i şeriflerle alay eden, hadîs-i şerifleri küçük gören, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine haşa küçük gören bir peygamberdi o da filan.

Onun hadîslerini küçük gören. Bunlar normaldi. Bu küçük görenlerin hepsi de katıksız kafir. Katıksız kafir. Ama ne yazık ki şu anda Türkiye televizyonlarında ve Türkiye sisteminde Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadîslerini küçük gören, bunları sahih değil diye komple reddedenler alkışlanıyor. Ahir zaman elameti. Bunlar ahir zaman alimi. Bunların cehennemde en ucra köşeye atılacak bunlar. Bunlar ahir zaman alimi. Bunlar kendisini paraya, pula, makama, heva hevese satmış kimseler. Bunlar bir de işin ilginç noktası ahir zaman elametlerinden birisi de şu iyiler horlanıp kötülenecek, kötüler ise baş tacı edilecek ahir zaman elameti. Şimdi iyiler horlanıyor, kötüleniyor. Onlar aşağı görülüyor. siz Kur’ân, Sünnet deyince sizi aşağı görüyor.

Siz Sünnet’e tam tabi olmak dediğinizde sizi aşağı görüyor. O entelektüel o arkadaş. O hadîs-i şerifleri inkar ediyor çünkü. O entelektüel oluyor. O hadîs-i şerifleri sahih değil diyor. O entelektüel oluyor. şeriatı entelektüel, çok büyük alim. Çok büyük alim. Hadisleri inkar ediyor. Evet, o hadisler öyle şey değil. Hadisleri inkar edenler entelektüel oldu. Çok büyük alim oldu. Devrin alimi oldular hepsi de. Büyük alimler. Neden? Hadisleri inkar ediyor. Büyük alimler neden? Mehsepleri de inkar ediyor. Mehsep diye bir şey yok. Hadisleri inkar ettin, mezhepleri de inkar ettin. Bir de ne diyor üstüne? Size Kur’ân yetmez mi? Ha yeter bize Kur’ân. Kafiri nerede gördüyseniz öldürün demiş. Ben de seni öldüreceğim şimdi.

Nasıl? Basbayağı? Ayet var. Ayet var. Kafirleri gördüğünüz yerde öldürün. Ayet var. Hadi Kur’ân yetsin sana. Hiç tevil etme. Hiç bu, ya burada uygulamıyor. Öyle deme. Nereden çıkardın? Kur’ân-ı Kerîm aldı koydu adam. Hadi Kur’ân yeter sana diye. Ne diyeceksin? Malının tamamını dağıt. Kur’ân yeter mi? Evet hadi malının sana. İhtiyacı olanı dağıt. Hadi fabrikanı dağıt. Hadi iş yerini dağıt. Hadi paranın pulunu komple dağıt. Nasıl yani? Basbayağı? Hadi. Ya estekli köstekli. Hadi değil işte. Sen hadîs-i şerifleri inkar edersen din yaşanmaz hale gelir. Herkes kendi kafasından bir din yorumu çıkarır. Herkes kendi hevesinden bir âyet yorumu çıkarır. Bayanın birisi dedi bana. Kur’ân yetmez mi? Yeter dedim.

Kur’ân’a göre dört tane eş hak dedim. Dayanabilecek misin dedim. Kaldı. Nefesi kesildi. Nefesi kesildi. Ne oldu dedim. Yüzüne. Dedim ne oldu? Buradan vurulacağımı hiç düşünmedim dedi. E düşünmezsin dedim. Kur’ân yeter demek kolay. Televizyonlara da çıkıyorlar. İyi herkes dörder tane alsın hadi bakalım. Sizin bile hoşunuza gitti be. Gözleriniz çakma çakmak oldu valla. E nasıl çıkacaksın? Yok hadîsleri. Hadisleri inkar ediyorsan küfür ehlisin işte. Yapma Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden ikinci neydi? Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine karşı tevazulu ol. diyor ya hadîs-i şerifte öyle bir zaman gelecek ki bacak bacak üstüne atıp sizinle bizim aramızda Allâh’ın kitabı vardır diyenler çıkacak diyor. hadîsleri inkar edecekler.

Ahir zamanda. Şimdi o zamanı yaşıyoruz işte. Allâh muhâfaza eylesin. Üçüncü tevazu sahibi olacağımız kimseler kim? Sizden olan emir sahipleri. Bizden olacak emir sahibi. Ona tevazu göstereceğiz. Bizden ne demek? Allâh’ın kitabı Kur’ân’ını kendisine iman ettiği bir kitap olarak gören. Habîb’inin sünneti seniyesini kendisine rehber edinen bunları kabul eden. İman ehli olan ancak bizim neyimiz olur? Emirimiz olur birinci derecede. Ülkenci o kimse iman etmiş olacak. İman etmeyen bir kimse senin velin olamaz. İman etmeyen bir kimse senin emirin olamaz. Olamaz. Kur’ân’ı kendisine rehber kitap olarak tanımayan kimse senin velin de emirin de olamaz. Hadîs-i Şerîfleri komple itaat etmeyen, kabul etmeyen kimse senin velin ve emirin olamaz.

O itaati hak etmez. O itaati hak etmez. Kur’ân ve sünnete tabi olmayan bir kimseye itaat etmek küfür olur. Kur’ân ve sünnete tabi olmuş olacak. Bir kimse Kur’ân ve sünnete tabi değilse ona itaat küfür olur. Tekrar söylüyorum bunu. O kimse Kur’ân ve sünnete itaat etmeli. Ancak sizden olan emir sahibi o olur. Öbür türlü o senin emir sahibin olamaz. O senin velin olamaz. Kim olursa olsun. O zaman tevazu, alçak gönüllülük. Birinci derecede kime? Allâh’a. İkincide Resûlullâh’a sallâllâhu aleyhi ve sellem’e. Üçüncüde kim? Emir sahiplerine. Dördüncüde kim? Dördüncüde mümin insanlara. Mümin insanlara itaat yoktur. Onlara şefkatli davranmak, onlara merhametli davranmak vardır. Bakın mümin kardeşine şefkatli ve merhametli davranırsın.

Burada itaat mekanizması girmez. İtaat üç tane yer.


Emir Sahipleri-Mü’minlere Tevazu Mertebeleri — Münâfık Tevazusuna Aldanmama

Allâh’a, Resulüne, sizden olan emir sahiplerine. İtaat ediyorsun onda. Mümin kardeşlerine tevazulu davranıyorsun. Şefkat ve merhametli davranıyorsun. Onlara karşı alçak gönüllü davranıyorsun. Allâh’a, Resulüne, sizden olan emir sahiplerine itaat etmeyen, onlara tevazu göstermeyen bir kimse Müslümanlara hiç tevazulu davranmaz. Aldanmayın. Tevazulu davranıyorsa o ihlaslı ve samimi değildir. O sizden bir menfaati vardır. Sizden menfaati var olduğu için şefkatli ve merhametli veya tevazulu davranır size. Sizden menfaati bittiği anda size tevazulu davranmayacaktır. Size merhametli davranmayacaktır. Neden? Onun dışı Müslüman için kafir çünkü. Onun dışı Müslüman için münafık çünkü. O işini gördürmeye bakıyor.

O tabiri de caizse gemisini yüzdürmeye bakıyor. Onun menfaati bittiği anda size sırtını dönecektir. Bakın size sırtını dönecektir. Meclisinize gelmez, toplantınıza gelmez, ailenize gelmez, siz de beraber oturup kalkmaz, selamı sabahı keser. Bitti onun işi çünkü. Neden? Bir menfaati vardı sizinle. Bir işi vardı onun. O işini gördü, selamı sabahı kesti. Bitti işi çünkü. Bakın onların o tevazusuna aldanmayın. Aldanmayın. Müslümanlar aldanıyor ve kardeşim adamın Allâh’a itaat yok. Allâh’a tevazusu yok. Sana neden itaat etsin, tevazı göstersin? Adamın Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine itaat yok. Ona tabi değil. Sana neden merhametli davransın ki o fırsatını bulduğu anda, vakti geldiği anda seni al aşağı edecek.

Müslümanlar aldanıyorlar. Müslümanlar aldanıyor. Yüzüne güleni dost zannediyor ve her Müslüman görüntüdeki kimseyi kendinden zannediyor. Kardeş Allâh’a itaat edecek bir kimse önce. Resulüne itaat edecek. Allâh ve Resulüne itaat etti mi etmedi mi? E etmedi. O zaman sana olan yumuşak davranışına aldanma. Müslümanlar buna aldanıyorlar. o yumuşak davranıyor sana bir daha hatta şöyle diyor. Adam kafir ama çok insancıl. Nerede bu insancıl kafirler? Her gün bakın her gün Müslümanların kan akılıyor namusu, ırzı, şerefi, haysiyeti ayaklar altında. Çocukları kaçırılıyor, çocukları katlediliyor, öldürülüyor ve bakın çocukları çıkıyor meydana hepsi de. Bu çocuklar Avrupa’ya götürülüyor, Amerika’ya götürülüyor.

Genç yaştaki çocuklara tecavüz ediliyor. Tecavüz ediliyor ve kanları içiliyor bu çocukların. Nerede bu Müslümanların çocukları? Kim yapıyor bunu? Kafirler yapıyor. merhametliydi, insan hakları vardı? Nerede insan hakları? Gazzeye uğramıyor mu? Navigasyon göstermiyor mu gazzeye insan haklarında? Ne oldu? Türkmenistan’ı göstermiyor mu? Doğu Türkistan’ı göstermiyor mu insan hakları? Navigasyon Doğu Türkistan’ı kaybetmiş mi? Nerede ki? Nerede ki? Irak nerede? Suriye nerede? İnsan hakları görünmüyor mu oralarda? Her gün bakın dört ay oldu Filistin’de taş taş üstüne konmadı. Dağ bombalasın diye bütün batı dünyası komple silah veriyor adama. Bütün gemilerini getirdiler. Gemilerini getirdiler başka bir ülke müdahale etmesin diye.

Oykurum yapıyorlar, katliam yapıyorlar. Nerede insan hakları? nerede çok iyi olan batı, insancıl olan batı, hümanist olan batı nerede? Uyanın! Uyanın! Yarın öbür gün sizin de başınıza geldiğinde merak etmeyin o batılılar yine kılı kımırlamayacak. Uyanın! Evet Türkiye ateş çemberinin içerisinde yıllardan beri söylüyorum çember daralıyor uyanın! Uyanın paranızın hükmünü bırakmadılar, hiçbir şeyin hükmünü bırakmadılar. Uyanın! Batı insancıl değildir, katliamcıdır, vahşidir. Vahşidir, katliamcıdır. Benim anne dedemi dinlemedi kimse. Yunan askerlerinin bayındır da ne yaptıklarını dinleyecekti insanlar. İnsancıl batıymış. Dedem anlattı gebe kadınları nasıl karnındaki çocuğuna, karnındaki çocuğuyla beraber kasatura ile öldürdüklerini.

Evet. Nasıl kadınları kızları kaçırıp karakola tecavüz ettiklerini. Sonra o kadınların intihar ettiğini kendisine astığını, o kızların intihar ettiğini kendisine astığını. Sonra onu yapan askerlerin tespit edilip dedem ve müfrecesinin nasıl onları öldürdüğünü, nasıl intikam aldığını, insanların samanlıklarını nasıl yaktıklarını. Hangi battıdan bahsediyorsunuz siz? Benim dinlediğim batıyla, dedemden dinlediğim batıyla insanların şu anda dinlediği batı aynı değil. Baba dedem sağ olsaydı da Yunan zindanlarında nasıl işkence çekmiş anlatsaydı. Arkasındaki işkence izlerini görseydiniz siz çubanlarını ve her kış geldiğinde o çubanların patladığını, irin akıttığını, bir türlü tedavisinin olmadığını bir sürü merhemler sürürdük sırtına bütün her kış.

Her kış her gün merhem sürülürdü sırtına böyle kocaman kocaman yaralar çıkardı sırtında. Ben sordum dedim dede bunlar ne yarası böyle gözleri doldu böyle tevessüm etti sustu sonra kendisi söyledi. Osmanlıya ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yardımcı olmaktan dolayı zindanlarda işkence çekmiş. Hangi insancıl batıdan bahsediyoruz biz? Bunu hiçbir zaman unutmayın. Bir kimsenin Allâh’a saygısı yoksa hiçbir şeye saygısı yoktur. Bir insanın Allâh’a karşı itaati yoksa hiçbir şeye itaati yoktur. Bir kimsenin Peygamber’in sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretlerine boynunu bükmüyorsa sana da boynunu bükmez aldanma. Seninle ne işi vardır onun? Seninle böyle bir menfaat ilişkisi vardır. O yüzden boynunu büker o yüzden sana tevazul olur.

Allâh muhâfaza eylesin. Gerçek tevazu o yüzden mümin kardeşine şefkatli davranmaktır. Mümine şefkatli davranmaktır. Münafaa değil. Mümine merhametli davranmaktır. Kafire değil. Öyle ne o? Birisi de yazmış bana ne olursan o gel diyen kimsenin yolu bu mu? Ben lanet olsun. İsrail’e diyorum ya evet biz kafirlere karşı şedidiz, sertiz. Orada 120 günden beri her gün Müslümanların canına, malına, ırzına, namusuna sen musallat olacaksın biz seni alkışlayacağız öyle mi? Benim dinim acımadığıyla Allâh muhâfaza eylesin. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri naklediyor. Allâh-u Teala bana o kadar mütevazı olun ki kimse kimse böbürlenmesin, kimse kimse zulmetmesin diye bildirdi. Müslim, Ebû Dâvûd, İbn Mâce.

O zaman normalde Müslümanların, müminlerin birbirlerine böbürlenmeleri, birbirlerine karşı zulmetmeleri yok. Allâh muhâfaza eylesin. Bir kimse böbürleniyorsa o zaman Allâh muhâfaza eylesin. O kimse kibirli. Kibirli gönlünde zerrece kibir bulunan asla cennetime giremez. Hadîs-i Kudsî. Bir mümin kardeşine böbürlenme. Etrafındaki mümin insanlara böbürlenme. Etrafındaki mümin kimselere zulmetme. Diliyle, bakışınla, elinle, ayaklarınla müminlere zulmetme. Allâh muhâfaza eylesin.


Furkân 25/63 — «Tevazu ve Vakar ile Yürürler»: Cahillere Selâmetle, Kâfire Vakarlı Duruş

Furkan 63. Rahman olan Allâh’ın kulları yeryüzünde tevazu ve vakar ile yürürler. Tevazu ve vakar. Tevazu alçak gönüllü. Vakar ne? Vakar senin dik duruşun. Vakarlı olmak. Hiç kimseden bir şey beklememek, ummamak, istememek, andırmamak. Vakarlı duruş sarf etmek. Kendi öz benliğini bulmak. Müminlere karşı tevazulusun. Ama böyle mıy mıntı, yapışkan, böyle dilenci hüviyetinde değilsin. Vakarlı duracaksın. Aç kalacaksın, ben açım demeyeceksin. Vakarlı duracaksın. Aç kalacaksın, açım demeyeceksin. Vakarlı duracaksın. Hasta olacaksın, hastayım demeyeceksin. Vakarlı duracaksın. Vakarlı duracaksın. Bu herkesten üstünün manası değil. Halini, derdini hiç kimseye açmayacaksın. Açacak olduğun yer kim? Allâh.

Derdini Allâh’la dertleşeceksin. Sıkıntını Allâh’la halledeceksin. Vakarını bozmayacaksın. Bir çaya bozmayacaksın kendini. Bir yemeğe bozmayacaksın kendini. Bir selama bozmayacaksın kendini. O dik duruşunu göstereceksin. Bakın dik duruşunu göstereceksin. Allâh bizi onlardan eylesin. Cahiller kendilerine laf atıp sataştıkları zaman aldırmadan selametle deyip geçerler. Tam ahir zaman hastalığı. Cahiller sana laf atacaklar, hakaret edecekler, söyleyecekler. Oysa sen bir tokat vursan yerle yeksan edersin onu. Sakın elini kaldırma. Neden? Bütün mahkemede bütün adli hadiseler tokadı vuranı suçlu görüyorlar. Sakın elini kaldırma kimseye. Sakın. Sen selametle de yürü. Yolda giriyorum ben. Benim sakalıma laf söylüyorlar.

Dönüp baksan al başına derdi. Sen suçlusun önce. Yok ben bir çuva sakalımla neden böyle dik yürüyormuşum? Dik yürüyormuşum ben yolda giderken. Dik yürümem de suçmuş. Yeni öğreniyorum bunları. Ya nasıl yürücen? Alışmışlar böyle pısırık Müslüman ya. Biz yumuşaklığı öyle anlıyoruz. Dışarıda bakıyorsun pısırık güler yüzlü. Dervişle gelince patlatıyor şamarı. Asıl dışarıda dik yürü, dışarıda sert yürü. Bakarlı yürü. Seni gören kafiri münafığı böyle ürksün senden. Dışarıda öyle dik yürü ki. Desinler ki ulan yedi dağ nefesi mi bu? Evet öyle yürü dışarıda. Dışarıda çok özür dilerim. Uyuz insanlar gibi yürüme. Cımbıldak duyurma. Hele her tarafa kafanın gözünü çevirme. Allâh Resulüne örnek alsın. S.A.V.’e.

Seyyid-i ettiğin yere kadar bak. Etrafla fazla ilgilenme. Bırak vitrinde ne varsa var. Nereye gidiyorsun iş yerine gidiyorsun. Kafanı dik yürü. Dostları yürü. Göğüsü ileride. Kafanı dik yürü. Ama gözler aşağıda. Evet kafire korku sal yürürken. Kafire korku sal. Münafığa korku sal. Fası’a korku sal. Öyle yürü. Bazen ben efelere diyorum böyle kaldırdığın zaman desinler ki ulan ürksün o kimse. Ürksün, ürksün. Ürkmek hayvani bir güdüdür çünkü. Kafirler ürker. Münafıklar ürker. Semazen elini kaldırdığında vakarlı elini kaldırır. Kafir ona bakacak diyecek ki ulan ya bunlara bak. Öyle semazenlik yok bizde. Semazen de vakarlı. Kalbinin üzerine bakacak. Eğilmeyecek. Bükülmeyecek. Efe kaykılacak arkaya.

Vakarını kaybetmeyecek. Kamburunu çıkarmayacak. Dikçecek gözünü böyle. Onu gören kafir nereye kaçacağını düşünecek. Gözünü dikçecek, göğsünü de dikçecek. Vurduğu zaman yere sallanacak. Vurduğu yer. Derviş yürürken öyle yürüyecek. Vakarlı yürüyecek. Dikçecek kafasını. Hele yumuşak böyle dilenci vaziyetinde. Yok öyle bir İslam. Yok öyle bir Müslüman. Sen İslam dünyasında İslam ülkesinde yaşamıyorsun. Her tarafın mümin görünümlü kafirlerle dolu. Kimin siyonist olduğunu, kimin masan olduğunu bilmiyorum. Vakarınla yürü. Çarşıda vakarınla yürü. İş yerinde vakarınla yürü. Trafikte vakarınla yürü. Vakarını kaybetme. Müminlere tevazul ol. Ne ediyo belirsiz insanlara tevazu göstereceğim diye uğraşma. Bak işine.

Adamın zenginliği varmış. Takla atma önünde. İmanının yarısını gider. Adamın makamı varmış. Takla atma önünde. İmanının yarısı gider. Adam bilmem nerede bilmem neymiş. Takla atma önünde imanın yarısı gider. Vakarını kaybetme. Vakarını kaybetme. Bugün Müslümanlar vakarlarını kaybettiler. Adam gidiyor el pençe el avuç duruyor. Kaybetme vakarını. Allâh vakarlı kullarını sever. Allâh vakarlı kullarına merhamet eder. Allâh vakarlı kullarının ihtiyaçlarını görür. Allâh vakarlı kullarını kafire münafiye yemetmez. Vakarını kaybetme. Allâh muhâfaza eylesin. Cahiller de sana laf attığında arkana dönüp bakma bile. Yürü. Onların işi o. Onlar sana laf atacaklar. Sen onların lafına kulak asma. Yürü. Hatta böyle bıyığının altından alayıvari bir tepesim fırlat.

Temelli çıldırsın. Temelli çıldırsın. Patlasının neresinden patlıyorsa. Evet kim Allâh rızası için bir derece tevazu gösterirse İbn Mâce’de bu adı şerif. Bu sebeple Allâh onu bir derece yükseltir. Kim de Allâh’a karşı bir derecede kibirde bulunursa Allâh da onu bu sebeple bir derece alçaltır. Bu böyle devam ede de nihayet onu esvel-i safiline aşağılarının aşağısına atar. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden müminlere karşı tevazuluyuz. Müminlere karşı kibirlilik yok. Derviş kardeşlerimize karşı tevazuluyuz. Onlara karşı kibirlilik yok. Allâh’a karşı tevazuluyuz. Allâh’a karşı kibirlilik yok. Bu hadîs-i şerîf önemli.


«Hakkımdan Fazla Yüceltmeyin» Hadîsi & «Top Gibi Çevgan Olma» — Şeyh Yüceltme Bidat’ı, Sufi Zahmet-Tevazu Yolu

Siz beni hakkım olan derecenin üzerine yükseltmeyiniz. Çünkü Allâh’ı Teala beni resul edinmeden önce kul edinmişti. Hiç kimseyi olduğundan fazla yükseltme. Olduğundan fazla yükseltme. Sufiler, dervişler, şeyhlerinizi olduğundan fazla yükseltmeyin. Olduğundan fazla yüceltmeyin. Bunun enflasyonu var şu anda. Bunun enflasyonu var. Boyuna lakap takılıyor şeyhlere. şudur, budur. Bir sürü isminden önce bir sürü lakap yükseltme kardeşim. Yapma. Şeyh efendiler böyle yapılan şeyleri durdurun. Bunun sonu yok. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden yüce göstermeyin şeyhlerinizi. Şeyh efendiler farkında değilsiniz. Müridleriniz sizi Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden daha yüce tutuyorlar.

Daha yüksek tutuyorlar. Bu büyük bir bidat. Bu büyük bir günah. Bu büyük bir yanlışlık. Bunun sıkıntısını ümmet-i Muhammed çeker sonra. Şimdi o şeyhin hoşuna gider bu. O dervişlerin de hoşuna gider. Ama geriden kalanlara doğru bir usül kaide bırakmıyorlar. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini bırakacaklarına arkada. Onu bırakmıyorlar. Sünnet-i Seniyye bu değil. Sünnet-i Seniyye bu değil. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri dahi beni derecemin üstünde göstermeyin. bir Peygamber Allâh’la yarıştırılmaz. Bir mürşid-i kâmil, bir veli Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemle yarıştırılmaz. Bir mürid, bir zakir, bir çavuş. Şeyh ile yarıştırılmaz.

Evet bunlar manevi hastalıktır. Bir insanı olduğundan fazla yüceltmeyin, olduğundan fazla yükseltmeyin. Sevilmeyecek kimseyi olduğundan fazla sevmek ona da zulümdür. Evet. Sevilmeye layık olmayan bir kimseyi sevmek ona da zulümdür, sana da zulümdür. Sen sevilmeyecek kimseyi seversin, ona zulüm edersin. Şımarır, iyice kendinden geçer, kendini bir şey zanneder. Yapma! Sevilecek olanı sev. Gidip otu çöpü sevip de onu yüceltme. Onu kibir deryasına atıyorsun. Yapma! Gençler, genç kızlar, genç erkekler, sevilmeyecek kimseleri seviyorsunuz. Heder ediyorsunuz kendinizi. Yapmayın! Sufiler, dervişler, gerçek derece sahiplerini sevin, sevecekseniz. Bu da nedir? Birinci derecede Allâh’tır, sonra Resûlullâh’tır, sonra üstadındır senin.

Yapma! Ona da zulüm ediyorsun. Kaldıramıyor o sevgi. Sonra kendini bir şey zannediyor. Bir bakmışsın, onun bunun ağzına tükürmeye başlıyor. Ne zaman şeyh oldun, ne zaman üstad oldun da, ne zaman sana manevi olarak senin tükürünün şifa olduğunu söylediler? Pir mi oldun? Çıkmış milleti mest ediyor, eli şifalı. Kim dedi sana, Hazret-i Peygamber mi dedi, Sallallâhu Aleyhi ve Sellem? Senin elin şifalıdır, kimin başını mest etsen, başının ağrısı geçen, kimin ağrıyan yerini mest etsen, ağrıyan yeri geçen. Böyle bir işaret mi aldın? Kendi kendini helak etme, yapma, kendini ululandırma. Tevazu sahibi ol. Dervişlerin en büyük handikapı budur. Tevazuyu terk ederler. Etrafında üç beş kişi toplanır, onun böyle etrafında durur, etrafında durunca o da kendini bir şey zanneder, kendini ululatır.

Tevazuyu terk eder. Helak olur, Allâh muhâfaza eylesin. Elinden geldikçe kul ol, sultan olma. Top gibi zahmet çekici ol, çevgan olma. Bu normalde top gibi zahmet çekici ol, çevgan olma. Önceden Türklerin böyle bir atalardan kalma, ortasından kalma bir oyunları var. Tahtadan top gibi bir şey var, onun böyle delik yerleri var. Atların üzerinde böyle o deliğe geçecek demirler var. O demiri geçiren kimse, o oyunun galibi oluyor. Öyle olunca ona çevgan diyorlar o topa. Ona boyuna demir dürtükleniyor tabii. O yaralanıyor bir müddet sonra. Ve hatta bir oyunda var ya, Türklerde o çevgan değil ama bir tane kuzu post atıyorlar, orta yere koyun post atıyorlar. atlarla onun elinde kalıyor, onun elinde kalıyor.

O post zarar görüyor ya, çile çekiyor garibin postum. Bir onun elinde, bir onun elinde, ondan onun elinde, o onun elinden alıyor, onun elinden alıyor. Post ne oluyor? Çile çekiyor. Hz. Pîr diyor ki, normalde sen diyor bu zahmet çekici ol o top gibi. Ya sen sultan olma. Sen kibir deryasına düşüp de kendine sultanlık payesi verme. Bir bakıyorsun şimdi birisini böyle sözün meclisten dışarı, o süslü her şeyi. Sarı, cübbesi, içindeki kıyafeti böyle bir de yürüyüş tertip etmiş kendisine. Kalbime gelen ne oldu? İçi tam takır boş, dışı çok süslü. Dışı sultan, içi, içi hüsran. Dışı sultan, içi hüsranlardan olma. İçin sultan, dışın hüsran olsun. Sakın sultanlığa özenme. Hesabın çok ağır olur. Sakın kendi kendine de ben sultan oldum deyip de yola çıkma.

Acısı çok büyük olur, Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden sufilik yolundaysan, sufilik yolundaysan zahmet çekmeye bak. Sufilik yolundaysan kulluk yapmaya bak. Sufilik yolundaysan tevazu yolunu seç. Sufilik yolundaysan baş olmaz sevdasından kurtul. Baş olmaya çalışma. Önce hesaba sen çekiliyorsun. Önce hesap senden başla. Bak şehrin içerisinde kar yağmadı, Uludağ’a kar yağdı. Önce kar nereye yağıyor? Uludağ’a yağıyor, zirveye yağıyor. Sıkıntı varsa önce zirveden başlıyor. O yüzden baş olma sevdasına düşme. Sakın, bunu dervişler için söylüyorum. Sakın baş olma sevdasına düşme. Yanar, yakılır, perişan olursun. Sakın sultan olma derdine düşme. Perperişan olursun. Sakın dervişlik süsleriyle dışını süslemeye bakma.

İçini süslemeye bak. Girdiğinde toprağa içini soracaklar, dışını değil. Senin sarığın ne kadar baba sarıktı? Senin başındaki sikken ne kadar uzundu? Veya sen yürürken nasıl böyle gözlerini belerterek yürüdün? Bunları sormayacak sana. Sen amellerinden soracaksın. Sen şeyhsin, sen zakirsin, sen nakipsin, sen nükabba’sın. Bakmayacaklar aşağıda. Ne dedi. Hz. Pîr? Toprağın altında usta da bir, çırak da bir. Toprağın altında usta da bir, çırak da bir. Sen başını göğe erdirmeye çalışma. Sen yükseklerde uçmaya çalışma. Ey avam sufi! Gözünü yükseklerde dolaştırma. Tevazu ehli ol. Boynunu bük. Kapıdan giren her dervişi kendinden kıymetli gör. Kapıdan giren buraya giriyor ya, buradan girdi. Buradan her gireni kendinden kıymetli gör.

Kendinden değerli gör. Kendinden yüksek gör. Sen daha dün geldin ne bileceksin ki? Deme! O dün gelmiştir, öyle bir aşkla sarılmıştır, öyle bir Allâh demiştir. Senin 20 senede geçemedin perdeye o bir dakikada geçmiştir. Sen hala daha avutursun kendini. Biz eski dervişiz diye. Avutma kendini. Bu yol kendine avutma yolu değil. Bu yol kendi kendine övünme yolu değil. Bu yol kendi kendine sultan görme yolu değil. Bu yol kendi kendine yükseklerde görme yolu değil. İndir kanatlarını aşağı, indir. Tevazul ol. Kimseye tepeden konuşma. Kimseye tepeden bakma. Kimseye tepeden davranma. O Allâh için Allâh’ı zikretmeye gelmiş. Boynunu bük. Ya bu ne bilir daha dün geldi? Deme! Senden fazla bilir bir anda. Koca peygamber ona dediler.

Ya Musa senden daha alim bir kimse var mı dünya üzerinde? O da yoktur dedi. O yoktur deyince Allâh ona vahyi kesti. Vahyi kesti Musa’ya. Vahyi kesti bir gün, iki gün, üç gün. Şimdi bu halde hallenmeyen bilmez. Mesela her gün bir kimse rüyasında üstadını görüyor değil mi? Kesildi ertesi gün ona zindan olur. Zindan olur zindan. Ben ne yaptım diye perişan olur. Öyle bir hal yaşadı mı hemen arar şey yine. Selamun aleyküm aleyküm selâm. Efendim hakkınızı helal edin. Ben her gece sizi rüyamda görüyordum. Bugün göremedim. Hakkınızı helal edin. Ben muhakkak bir yerde bir yanlışlık yaptım. O bunun yolunu arar. Sen her zikrullahda peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini görüyorsan ve o perşembe o zikrullahda görmediysen yan yakıl eşele toprağı göm içine kendini.

Eşele toprağı göm içine kendini. Sen ne yükseklerde görüyorsun kendini. Sen bir gece üstadını rüyanda görmüyorsan o geceyi geceden sayma. Sen bir gün üstadını görmüyorsan o günü günden sayma. Nesufili uçma. Uçma. Kendi kendine bir şey zannetme. Sen Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini görmediysen uçma kardeşim. Uçma. Uçma diye kalkarsan zaten burun üstü yıkılır gidersin. Kedi köpeğe yemen olursun. Kedi köpeğe yemen olursun. Uçma. Yol o değil. Burası değil orasının yeri. Burası değil. Burada tevazu, burada hizmet, burada Allâh rızası için olma koşturma var. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden tevazuyu elden bırakmak yok. Zahmet çekmekten imtina etme. Zahmet çekmekten yorulma.

Zahmet çekmeyi kendine bir ar olarak görme. Zahmet çekmeyi kendine büyük olarak görme. Sufilik zahmet çekmektir. Sufilik, sufilik zahmete koşmaktır. Geçmiş ümmetlerin başına gelenler sizin başına gelmedikçe cennetlik mi alacağını düşünüyorsunuz? Kimse arkadaşa öteye git demeyecek. Hiç kimse onun ayağına basmayacak. Kim ki o onun ayağına basacak? Kim ki o ona laf söyleyecek? Değil mi? Öyle değil. Ben size sufili anlatıyorum. İster sevin, ister sevmeyin. İster dinleyin, ister dinlemeyin. Ben size hakikate anlatıyorum. Tabi olup olmamak size ait. Akşam yemeğim sizden gelmiyor. Ben size hakikate anlatıyorum. Ben istiyorum ki herkes çok sağlam bir derviş olsun. Çok sağlam bir sufi olsun. Ben istiyorum ki Allâh Celle Celaluhu o kimseyle meleklerine övünsün.

Benim derdim bu. Kimsenin parasıyla, malıyla, mülküyle, makamıyla işim yok. Var Elhamdülillah bende. Derdim insanların kardeşlerin düzgün sufi olmaları. Alçak gönüllü olun. Nerede soluklanacağınız belli olmaz. Bakın bunu 35 yıllık dervişlik hayatımın tecrübesi olarak söylüyorum. Dergâh girip buralar beni ben yarattım diyenleri sonra kilometrelerce gidip helak olduklarını gördü Mustafâ Özbağ. Roman gibi hal anlatanların ondan sonra perişan olduklarını gördü Mustafâ Özbağ. Değil kardeşim tevazu elden bırakma. Dervişlere tepeden bakma. Dervişlere kibirli davranma. Dervişlere kibirli davranma. Kafir olarak göçer gidersin bu dünyadan. Dervişlere kibirli davrananların kafir olarak göçüp gittiklerini gördü bu Mustafâ Özbağ.

Zikir ehline tepeden davranma, kibirli davranma. Allâh’ı zikrediyor. Ona gülme, onunla alay etme. Onun zikriyle, onun Allâh’ı ile onu baş başa bırak. Seni ilgilendirmez. Seni ilgilendirmez. Sen zikrullâh ile alay edersen, sen zikrullâh yapanla alay edersen yakın yerde durmazsın. Bu tip oluşum, dergahların bu tip oluşumluğu olan dergahlarda yol gerçekten ince yaşanması gerekir. Sebep, burada öyle heva hevesi yer yoktur. Herkes fiise bir lillah gelmiş. Sonra gidersin de orada şunu şöyle yapıyorlar da bunu böyle yapıyorlar diye lak söyler durursun. Onları da çok gördük. Sakın ipin ucunu kaçırma. Heva hevesi uyma. Tevazu elden bırakma. Birisine tepeden bakma. Allâh muhâfaza eylesin. Rabbim, çileye ram olanlardan eylesin.

Zorluğa göğüs gereklerden eylesin. Zorluklar karşısında yenilmeyenlerden eylesin. Heva ve hevesine uyanlardan eylemesin. Nefs ile cihâd edenlerden eylesin. Dost doğru ip gibi dimdik bu hayatı yaşayıp dimdik bu dünyadan göçüp gidenlerden eylesin. Yoksa senin bu letafetin, bu güzelliğin kalmayınca o seninle düşüp kalkanlar senden usanırlar. O senin etrafındaki menfaat perestler, seni haddinden fazla övenler, seni uçuranlar, senin üzerine metiyeler düzenler, senin böyle etrafında pervane dönüp yalakalık yapanlar, menfaat ilişkisi kuranlar, senden menfaatleri devam ettiği müddetçe seni alkışlarlar, seni yere göğe sığdırmazlar. Getir paranı, bak burada güzel bir yer var, al bunu alman lazım dedi, sen parayı götürür verirsin, sen iyisindir.

Sen onu almazsan seni kötü belirler. Sen onu alkışladığın müddetçe sen iyisindir. Sen onu alkışlamadığın zaman seni kötü belirler.


«Met Edenin Metine Kanma» — Menfaat Perestler ve «Ispanak Çavuşu» Hâtırâsı

Bu met edilen, met edenlerin metine kanarsan aldanırsın. Seni çok iyi derviş görürler, alkışlarlar. Sen de kendini bir şey zannedersin böyle. Sen çok iyi tüccarsındır, senden iş yapıyor çünkü. Senin gibi adil, senin gibi fazıl tüccar yoktur. Muhteşemsindir. Menfaati bitince seni terk eder gider. Senden menfaati bitti ya, mesele bitti. Terk edip gitseydi, ondan sonra da sana düşman olur bir de. Menfaati bitti ya, en büyük düşmana sensin. Senden istediğini alamazsa en büyük düşmana sensin. İstediğini alamadı çünkü. Bu sufilerde, zakirlere mesela bir kimse böyle zakirin gönlü kayar. Gönlü kayar, kim met ediyor? Filanca met ediyor. Ona gönlü kayar. Daha olgunlaşmadı, kemale ermedi çünkü. Kim onu böyle met ediyor, kim onun etrafında dönüyor?

Onun gönlü ona kayar. Eğer gönül gözü açıksa ona gönlü kaymaz. Gönül gözü açık olmayanın gönlü kayar. Telefon açar ona, ilk kimse, ya böyle bir şey vardı, yapalım abi ya tamam. Zakirin gönlü kayar ona. Veyahut da gelir, zakiri bir hediye getirir. Gönlü kayar ona zakirin. bakmışsın bir poşet ıspanak getirmiş. Aaa hayırdır inşâallâh. Ondan sonra ertesi gün bir poşet pırasa getirmiş. Sonra bakmışsın birkaç gün sonra birkaç da pırasa falan ıspanak getirmiş. Sonra o getireni çavuş etti bizim abimiz. Ben eskiden örnek veriyorum. Hiç kimse üzerine alınmasın. Ben yaşadıklarım bana tecrübe olarak ben onları anlatıyorum. Gördüklerimi anlatıyorum. Ana çavuş oldu adam. Dedim abi ne var dedi. Dedim ben Allâh affetsin gençlikte var ya böyle konuşuyoruz.

Dedim abi baktım zikrullâh da bunun çavuştuğu falan yok dedim. Nasıl dedi? Basbayağı dedim. Mâneviyât bunun arkasında durmuyor dedim. Bu çavuş filan değil dedim. Birkaç derstir dedim. Böyle rabat ediyorum bunun çavuştuğu yok dedim. Buna dedim çavuşluk verdin. Abi rüyanda mı gördün dedim. Sana ne lan dedi bana? Desene abi dedim bu ıspanak çavuşu o zaman. Ne canı sıkıldı. Bizde diklik var ya biraz da böyle lafı esirgemeyiz abi. Dedim abi desene ıspanak çavuşu dedim. Sus lan dedim ona şimdi. Sustum ıspanak çavuşu. Neden? Sonra yine bir ders dönüşü zikrullahdan çıktığımızda yine onunla alakalı bir şey oldu. Dedim abi ya dedim yanlış anlama. Dedim bu ıspanak çavuşu ne olacak dedim ondan sana. Sus diyorum sana dedi.

Şimdi tabi örnekliyorum o nakibini kabbaydı kendisi. Bir nakibini kabbay istediğine çavuşluk verir mi? Verir. İstediğine zakirlik verir mi? Verir. Nakibini kabba. İstediğini istediği yeri tayin eder mi? eder. Nakibini kabba yani. Üstadı ona dediyse istediğini yapanı eden diye yapar. Bir yerin zakirini alır zakirliğini başka bir kimseyi tayin eder mi? eder. Nakibini kabbanın bu noktada şey var eğer bir bölgesi yoksa. Ama Şeyh Efendi dediyse oğlum sen Bursa’nın nakibini kabbasısın o Bursa’nın nakibini kabbası. Dergahın değil. Ama dediyse sen dergahın nakibini kabbasısın dergahın o zaman istediğini dersini alın istediğine verin. İstediğini zakir eden istediğinin zakirliğinden alın. İstediğine esma verin istediğine esmasını alırsın.

Şeyh’imin bana söylediklerini söylüyorum. O zaman sen tam yetkilisin. Halife hükmünde. O zaman yapar. Onun da onun birisini yoldan geçen bir kimseyi çavuş eder mi? eder. Ama ya rüyanda mı gördün halinde mi gördün soruyorum. Rüyanda halinde gördüysen eyvallâh diyeceğim ki rüyasında görmüş halinde görmüş. Yok. Neden? Ispanağa kurban gitti. Aslında o adamı da kurban etti. Sadece kendini değil. O adam da kendini bir şey zannetti. Bak o adam da kendini bir şey zannetti. Yapma. Yapma. Allâh muhâfaza eylesin. Ve bu tip meth eden kimseler sadece kendilerini helak etmezler. Helak etmezler. Meth ettiği kimseyi de helak ederler. Meth edilenin yapacağı şey ne? Bunlara kanma. Bunlara kanma. Genç bayan kardeşler erkekler seni meth eder.

Yok şöyle güzelsin. Yok böyle güzelsin. Yok sen yürüyünce sanki dağlar peşinden yürüyor. Yok sen yürüyünce güneş başını saklıyor senin güzelliğinden. Hoş böyle edebiyatçı bir erkek de kalmadı gibi değil mi? Var mı böyle bir edebiyat düzecek olan bir genç kıza? Zor. Neden? Okumuyorlar boyuna. Telefondan kaydır Allâh kaydır. Allâh kaydır. İki şiir okusa biraz şiirselli olacak. örneğin birkaç böyle duygusal şeyler okusa tamam iyi okumadıkları da iyi. Neden? Sığ, yüzeysel kalıyorlar. Kanmayın genç kızla. Senin olduğundan fazla meth ediyor. Kanma. Yan 1.65 kıza selvi boylu diyor. Deme. O da kendini selvi boylu zannediyor gidiyorsa ona 22 santim topuklu ayakkabı alıyor. Yapma. Ona da zulmetme. Aynı şey kızların erkeklere de.

O da ona olduğundan fazla gösteriyor. Yapma. Adamı da havalandırma. O da kendini bir fasulye gibi nimetten söylüyor. Herkese tepeden bakıyor. Bir yakışıklı o var başka kimse yok. az önce dedim ya Bosna’da bir Mustafa ben varım sanki. Birisi arkadan bağırıyor. Mustafa! Ben de arkama dönüp bakmıyorum. O ne diyorum yani. Kim tanır lan seni burada diyorum kendi kendime. Dönüp baktım birisi gerçekten koşuyor Mustafa diye. Dedim yok tanımıyor mu ama. Anladınız değil mi hangi Mustafa olduğunu yanımda. Kaldır kaldır elini kaldır. Kaldır. Elini görün sadece. yani o bir Mustafa sen değilsin. O Mustafa bu Mustafa. Ama insan nefsi olduğundan fazla gösterilince nefsine uyar insan. Kendini bir şey zanneder.

Ondan sonra Bosna’da Sarayova’da Başşarşı’da bir Mustafa kendini görürsün. Değilsin. Bunu bil. Met edenin metine kanma. Seninle bir menfaat ilişkisi var. Met edecek seni. Senden iyi tüccar yok. Senden ala bir kimse yok. Öyle met ediyor bizi böyle birisi. Aa ödeme. Yok bir dakika hafta gene yok. Bir dakika hafta gene yok. Ama karşılaştığında ne met ediyor. Hacı abicim. Aa en son da bana bir tane tişört hediye geldi. Yine Hacı abisiyiz. Gene ödeme yok ama. E dedim bu kadar metyenin sonucunda. Bir de bu tişört dedim alacağın üzerine su içeceğiz biz herhalde. Met ediyor çünkü senin boynuna. O met ediyorsa bir menfaati var senden. O yüzden met ediyor. Menfaat bitti. Metiye de bitti. Bir daha ben sana mal veremeyeceğim hesabını kapat.

Hesabı da zor kapattı. Valla ne Hacı abisi olduk ne Hacı babası olduk. Selamı sabahı kesti. Hatta demiş ki ya bırakın ondan alışverişe dönmez ya demiş. Tamam bitti. Neden? Menfaati bitti çünkü. Bakın bir insanın bir insanla menfaat varsa ondan iyi derviş yoktur. Ondan iyi tüccar yoktur. Ondan iyi kocam yoktur. Ondan iyi oğul yoktur. Ondan iyi evlat yoktur. Ondan iyi kadın yoktur. Menfaat kesilince herkesin ne olduğu meydana çıkar. Menfaat olduğu müddetçe meydana çıkmaz. Menfaati kes de görelim. Menfaati kesilince sana düşman mı oldu dostluğuna devam mı etti. Allâh bizi affetsin. O yüzden o menfaat perestler senden menfaatlandıkları müddetçe senin etrafında dönerler. Ne zaman senden menfaatleri bitti, ondan sonra da senin işin de biter.


Kaynakça ve Referanslar

  • Mesnevî Beyti — «Alçak Gönüllü Hor Hakîr Ol, Ululuk Taslama»: Mevlânâ, Mesnevî, 1. Defter, beyit 1846 civarı; «tevazu-kibir karşıtlığı» — Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; «top-çevgan» mecâzı (kul-sultan, çekici-çevgan oyunu) — Sâlih Kalemoğlu, Mesnevî Sözlüğü; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.
  • Bütün Kötülükler Nefisten — Alışkanlık Tehlikesi: «inne’n-nefse le-emmâretün bi’s-sû’» (Nefis kötülüğü emredicidir) — Yûsuf 12/53; «kalp riyâzeti» — Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye; «alışkanlık ibâdeti tehlikesi» — Bediuzzaman, Sözler 9. Söz; «hayret hâli» — sufî tâbiri — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «her alışkanlık nefis için bağdır» — İbn Atâullah, el-Hikem.
  • Nefsin İki Gücü — Şehvet ve İbâdetten Uzaklaştırma: «şehvet-i şehevâniyye» (geniş manâda — gösteriş, lüks, makam, övülme) — sufî terminoloji — Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü; «mü’minin şehvete galebesi» — A’râf 7/26-27; Yûsuf 12/24; Furkân 25/43; «ibadetten uzaklaştırma» — A’râf 7/16-17 (şeytanın dört yönden saldırışı); «riyâ-süslenme tehlikesi» — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Nefsin Sağdan Girmesi (Sufilere Asıl Tehlike): «sümme le’âtiyennehum min beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim» (A’râf 7/17 — Şeytanın dört yönden saldırışı, sağdan «sevab» adına aldatış); «mü’mine sağdan tuzak» — İbn Atâullah, el-Hikem; İbn Kayyım, İğâsetü’l-Lehfân 1/8-12; «zikir riyâsı, ibadet kibri» — Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye; modern uygulamalar — Bediuzzaman, Lemalar 13. Lema.
  • Tebük Seferi Hadîsi («Küçük Cihâttan Büyük Cihâda Döndük»): «raca’nâ mine’l-cihâdi’l-asgar ile’l-cihâdi’l-ekber, kîle: ve me’l-cihâdü’l-ekber? kâle: cihâdü’l-abdi hevâhu» (Küçük cihâttan büyük cihâda döndük; büyük cihâd nedir? Kulun nefsiyle mücâdelesidir) — Beyhakî, ez-Zühdü’l-Kebîr 1/165; Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd 13/523; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1/424; «cihâd-ı ekber» — sufî terminoloji — Gazzâlî, İhyâ, kitâbu mücâhedeti’n-nefs; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Üç Mertebeli İtaat Düzeni — Allah, Resûl, Emir Sahipleri: «yâ Eyyühe’llezîne âmenû etîu’llâhe ve etîu’r-Resûle ve üli’l-emri minküm» (Nisâ 4/59); «itaat sırası» — Taberî, Câmiu’l-Beyân; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; «emir sahibinin Kur’an-Sünnet’e tabi olma şartı» — İbn Teymiyye, es-Siyâsetü’ş-Şer’iyye; «mü’minlere tevazu» — Mâ’ide 5/54 (eziletin ale’l-mü’minîn); modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Hadîs-i Şerîf İnkârı Eleştirisi («Kur’an Yetmez Mi» Provokasyonu): «yûşıkü recülün şeb’ânun alâ erîketihî yekûlu: aleyküm bi-Kitâbillâh, mâ vecedtüm fîhi min halâlin fa-ahillûhu, ve mâ vecedtüm fîhi min harâmin fa-harrimûhu» (Yakında bir adam karnı tok bir halde divânına yaslanıp «Allah’ın Kitabı’na sarılın, helâl bulduğunuzu helâl, haram bulduğunuzu haram sayın» diyecek) — Ebû Dâvûd, Sünnet 6 (4604); İbn Mâce, Mukaddime 2 (12); Tirmizî, İlim 10 (2664); Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/130, 132; «sünnet hücciyeti» — İbn Hazm, el-İhkâm; Şâtıbî, el-Muvâfakât; modern hadis inkârı eleştirisi — M. Ebû Reyye reddiyesi — M. Mustafa el-A’zamî, Studies in Hadith Methodology; Hayrettin Karaman, Hadis Usulü.
  • Furkân 25/63 — «Tevazu ve Vakar ile Yürüme»: «ve ibâdü’r-Rahmâni’llezîne yemşûne ale’l-ardı hevnen, ve izâ hâtabehümü’l-câhilûne kâlû selâmâ» (Rahmân’ın kulları yeryüzünde tevazu ile yürürler, câhiller onlara laf attığında «selâm» derler) — Furkân 25/63; Taberî, Câmiu’l-Beyân 19/27; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 24/100; «hevnen» (sükûnet ve vakar) tefsîri — İbn Kesîr, Tefsîr 6/130; «vakar» — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • «Hakkımdan Fazla Yüceltmeyin» Hadîsi (Şeyh-Velî Yüceltme Bidat’ı): «lâ türfeûnî fevka menziletî, fe-inne’llâhe’tehazenî abden kable en yettehızenî resûlen» (Beni hakkım olan derecenin üzerine yükseltmeyin; Allah beni resul edinmeden önce kul edinmişti) — Ebû Dâvûd, Edeb 152 (5005); Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/241; ayrıca «lâ tutrûnî kemâ etrati’n-Nasâra İbne Meryem» (Hıristiyanların Meryem oğlu’nu yücelttiği gibi beni yüceltmeyin) — Buhârî, Enbiyâ 48 (3445); «velî yüceltme bidat’ı eleştirisi» — İbn Teymiyye, el-Furkân beyne Evliyâi’r-Rahmân ve Evliyâi’ş-Şeytân; İbn-i Cevzî, Telbîsü İblîs, bâbu’t-tasavvuf; modern okuma — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • «Allâh’a o Kadar Mütevâzı Olun ki» Hadîsi: «inne’llâhe evhâ ileyye en tevâdaû hattâ lâ yefhare ahadün alâ ahad, ve lâ yebgî ahadün alâ ahad» (Allah bana o kadar mütevâzı olun ki kimse kimseye böbürlenmesin, kimse kimseye zulmetmesin diye vahyetti) — Müslim, Cennet 64 (2865); Ebû Dâvûd, Edeb 40 (4895); İbn Mâce, Zühd 23 (4179); Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/162; «kibir cennete giremez» — Müslim, Îmân 147 (91); Tirmizî, Birr 61 (1998); modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Mesnevî Beyti — «Top Gibi Zahmet Çekici Ol, Çevgan Olma»: Mevlânâ, Mesnevî, 1. Defter; «çevgan» (top oyunu) — Sâlih Kalemoğlu, Mesnevî Sözlüğü; «kul olma — sultan olmama» — sufî tâbiri — Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; «toprağın altında usta-çırak bir» — sufî fenâ teorisi — İbn Atâullah, el-Hikem; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.
  • Met Edenin Metine Kanma — Menfaat Perestler: «iyyâküm ve’l-medha, fe-innehû zibhun» (Övülmekten sakının, o boğazdır) — Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/93; İbn Mâce, Edeb 36 (3742); «metyetme zemmi» — Buhârî, Edeb 54 (6060); Müslim, Zühd 67 (3002); Ebû Dâvûd, Edeb 9 (4804); «menfaat perestler» — sufî tâbiri — Mevlânâ, Mesnevî; «tevazu sahteciliği» — İbn-i Cevzî, Telbîsü İblîs; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Karabaş Silsilesi ve Sufi Tevazu Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; «Ispanak Çavuşu» modern hâtırâtı — Mustafâ Özbağ Efendi sohbetleri; modern Karabaş tevazu tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Fenâ, Mürşid, Zikir, Nefs, Sünnet, Şeyh, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı