Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #92 — Mîrâc Kandili: Allâh’ın Zanı, Domates Mecâzı, Dîni Kullanarak Sömürü ve İslâm Dünyâsı Hâli

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #92 — Mîrâc Kandili: Allâh’ın Zanı, Domates…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Mîrâc Kandili Açılışı: Yâ Hannân Yâ Mennân İlâhisi ve Manevî Yükseliş Niyâzı

اَنْزُ بِاللّٰهِ مِنَ شَيْتَانُ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنُ الرَّحِيمِ Yâ hannan yâ mannan El-Keleman El-Eman Bin zabalil bim’a Yâ hannan yâ mannan El-Keleman El-Eman Bin zabalil bim’a Yâ hannan yâ mannan El-Keleman El-Eman Bin zabalil bim’a Yâ mütecelli irham zulbi Yâ vita’li aslihari Yâ mütecelli irham zulbi Yâ vita’li aslihari Yâ mütecelli irham zulbi Yâ vita’li aslihari Yâ mütecelli irham zulbi Yâ vita’li aslihari La ilâhe illAllah Halk Muhammedun Resûlullâh, Cemî’an Enbiyâ ve’l-Mürselîn Ve Velhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn Selâmünaleyküm Aleykümselâm Allâh gecenizi hayırlı eylesin Âmin Rabbim ayınızı, yılınızı, gününüzü, ömrünüzü, nefeslerinizi hayırlı eylesin Âmin Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i Hakk’ı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin Âmin Hakk’ı, hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı, batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin Âmin Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i Allâh’a itaat eden, Habibine itaat eden, bizden olan emirlere itaat eden kullarından eylesin Âmin Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i Kâfirlere, münafıklara, fâsıklara, dost olanlardan eylemesin Âmin İsrail’i, batıyı, Allahsızları, dinsizleri, kâfirleri içeriden dışardan her kim destekliyorsa, Rabbim hepsine de lanet etsin Âmin Lanet edicilerin lanetleri onların üzerine eylesin Âmin Siyonist İsrail’i ve batıyı ve destekçilerini içeriden dışardan her kim, her ne devlet varsa hepsinde kahrı perişan eylesin Âmin Cenâb-ı Hak, Doğu Türkistan’da zulüm gören, dünyanın herhangi bir beldesinde, herhangi bir yerinde zulüm gören Müslümanların intikamını alsın Âmin Müslümanlara zulmedenlere Cenâb-ı Hak kahrı perişan eylesin Âmin Dünyalarını ve ahiretlerini karartsın Âmin Onları birbirlerine düşürsün Âmin Ümmet-i Muhammed’i kuvvetli eylesin Âmin Ve geceniz mübarek olsun Âmin Malum bugün 3 ayların ilk olan Recep ayının 27. gecesi bu 27. gece İsra ve Miraç gecesi olarak biz anıyoruz Bu hem İsra hem Miraç, Kur’ân-ı Kerîm’le sabit olan mübarek gecelerden bir gece İsra malum gece yolculuğu, Miraç da malum Cenâb-ı Hak’ın kendi kat-ı şerifine yükseliş.

Bunlar Hakkında

O yüzden bu geceki sohbetimiz Miraç, İsra ve Miraç hakkında olacak İnşallah râhman hem sizler hem bizler hep beraber bu manevi İsra ve Miraç gecesini kendi dairemizde Çünkü Hazret-i Mevlânâ Celâreti Rûmâ Hazretlerinin bir beyti var, hoşuma gider Öyle kişiye her nefeste husûsî Miraç vardır Allâh onun tacının üstüne yüzlerce husûsî taç koyar der O yüzden Miraç muhakkak ki hem Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerine Hem geçmiş peygamberlere farklı manada Hazret-i Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri gibi değil. Mesela Yunus Aleyhisselâm’ın balığının içerisinde olması gibi İbrahim Aleyhisselâm’ın ateşten kurtulması gibi böyle onların da Miraçları vardı. Evet demek ki ümmet-i Muhammed’in de Hazret-i Mevlânâ Celâreti Rûmâ Hazretlerinin mesnevideki beytine göre Her mü’minin, her sufinin de kendine göre bir Miraç’ı vardır İnşallah, Destûr Eûdü billahi mineş-şeytâni’r-racîm Bismillahirrahmanirrahîm Tûbhânâ l-lhî esrâ bi’adihî leylem minel mescidil haram Leylem minel mescidil haram ilel mescidil eğsâ l-lhî bâreknâ Bâreknâ havlâhu l-nûriyâhu min âyâtinâ İnnahu huv assami’u l-baseem Bismillahirrahmanirrahîm Fekanâ gâme gâuseyni yuvednâ Fâ auhâ ilâ abdihî mâ uhâ Ma kehebâ l-fuâdu ma ra Efe tüma lûnahu alâ ma yara Ve lâ gâdur âhu nesleten ukhra chorus Âmîn.

İsra, âyet 1. Kulu Muhammed’i geceliğin, delillerini göstermek için, Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığı, Mescid-i Aksa’ya götüren Allâh, noksan sıfatlardan münezzehtir. O her şeyi çok iyi işiten, çok iyi görendir. Necm süresi, âyet 7 ile 18 arası. Ve o en yüce ufukta idi. Sonra yaklaştı, derken sarkı verdi. İki yâyi kadar yahut daha yakın oldu. O vakit kuluna vahye diyeceğini etti. Onun gördüğünü, gönlü yalanlamadı. Onun gördüğü şey üzerinde de kendisiyle tartışacak mısınız? And olsun ki, onu bir de diğer inişte görmüştü, sidretül müntehanın yanında. Ki cennetül mevâda onun yanındadır. O zaman sidreyi bürümekte olan bürüyordu. Göz ne şaştı, ne de açtı. And olsun ki, Rabbimin âyetlerinden en büyüğünü gördü.

Necm süresi. Kıymetli dostlar, bu akşam miraçla alâkalı, özellikle iki konu üzerinde durmaya çalışacağım. Birincisi, Cenâb-ı Allâh’ın görülmesiyle alâkalı ve Peygamber’in, sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin miraçta onu görmesiyle alâkalı. İkincisi de yine miraçla alâkalı, Hazret-i Peygamber’in, sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin miraç esnasında gördükleriyle alâkalı. Onun da birkaç hadîs-i şerîfin bir kısmını inşâallâh uzun olmasın diye sohbette konu edeceğiz. Allâh izin verirse inşâallâh. Birinci bölüm, malum, benim de yargılandığım Allâh’ın görülmesiyle alâkalı. Malum, biz, Cenâb-ı Hak rüyada görülür, bir kimse, Allâh’ı rüyada görmesi haktır, bağında bir sohbetimiz olmuştu. Bu sohbetten dolayı, sosyal medyada da, bizim Hacı Erkan kardeşinin rüyasını anlatırmıştım, İstanbul’daki, İzmir’deki bir sohbette.

Malum, dîyanet, mahkemeye vermişti beni, Allâh’lık iddia ediyor diye. Biz de bu konunun üzerinde, Allâh’ın rüyada da görülebileceğini ve bununla alâkalı da birkaç sohbet etmiştik. Miraç, Cenâb-ı Hak’ın kulu Muhammed’e ve Peygamberi Muhammed’e en büyük lütuflarından, ikramlarından, hediyelerinden birisi. Hazret-i Peygamber’i, Sallâllâhü aleyhi ve sellem Hazretlerinin, kendi bizim aklımızın, bilgimizin dışında, katına çıkarıp, yüz yüze görüşmesi, yüz yüze ona vahyetmesi, ki Cenâb-ı Hak, âyet-i kerimede de yaklaştı, ve ondan sonra Allâh ona, tabiri caizse, sarkı verdi. Ve yine âyet-i kerimede, O daha önce de onu görmüştü ve gördüğünü, gönlü yalanlamadı. Buyurarak da hem Cenâb-ı Hak’ın, Peygamber Sallâllâhü aleyhi ve sellem Hazretlerinin, Cenâb-ı Hak’ı hem vücut gözüyle, hem de kalp gözüyle, gördüğünü buyurmaktı.

Bunu birkaç sahâbe, bilhassa Medîne-i Münevvere’de, İslam’da tanışan sahabelerden, birkaç tanesi bu konuda, çıplak gözüyle gördüğü noktasında, tereddüt etmişler. Ama velakin, Mekke’de Müslüman olan, ve başını Hazret-i Abbas, ve oğlu Abdullah’ın çektiği, ilk İslam olan, ilk Müslüman olan sahâbeler, Hazret-i Peygamber Sallâllâhü aleyhi ve sellem Hazretlerinin, Allâh’ı hem normal vücut gözüyle, hem gönül gözüyle gördüğünde, ittifak etmişler. O yüzden bu fakir Allâh görünür derken, bu heva ve hevesten değil idi. İlk İslam olan, ilk Müslüman olan sahâbelerin büyüklerinin, ortak görüşü aynı zamanda, hem tabiîn döneminin, hem de tebâî tabiîn döneminin, büyük müfessirlerinin de, ortak noktada buluştuğu, Hazret-i Peygamber Sallâllâhü aleyhi ve sellem Hazretlerinin, Allâh’ı görmesiyle alâkalıdır.

Ve İbn-i Abbas’tan rivâyete göre, Hazret-i Peygamber Sallâllâhü aleyhi ve sellem, Rabbini görmüştür. Çünkü âyet-i kerîmede, kalp gördüğünü yalanlamadığı, ifade edilen gözüyle gördüğünü, kalbi yalanlamadığı anlamı, müfessirlerin geneleğinin kabul ettiği bir mânâdır. O yüzden Peygamber Sallâllâhü aleyhi ve sellem Hazretleri, Rabbini hem kalp gözüyle, hem vücut gözüyle görmüştür. Aynı zamanda da Cenâb-ı Hakk’ı rüyasında da görmüştür. Burada bir parantez açmak istiyorum. Bunu normalde sufiler, bilhassa rüyaları, halleri açık olan sufiler, benim dediğimi daha iyi anlayacaklardır. Siz rüyanızda o güne kadar hiçbir peygamberi görmemişsinizdir. Peygamber Sallâllâhü aleyhi ve sellem Hazretlerini rüyanızda görürsünüz.

Kalbinize onun peygamber olduğuna dair rüyanızda ilham gelir. Ve siz rüyanızda daha mutmain olursunuz ki bu gördüğün peygamberdi diye. Şekline de şemaline de şeytan giremez. Hadîs-i şerîf var. Şimdi ardından hiç Abdülkadir Geylânâ Hazretlerini görmemişsinizdir. Abdülkadir Geylânâ Hazretlerini rüyanızda görürsünüz, kalbinize ilham gelir. Evet, bu Abdülkadir Geylânâ Hazretleri diye. Veyahut da siz bir zâtı görürsünüz rüyanızda ama zâhiren görmemişsinizdir onu. Onunla karşılaşırsınız zâhiren. Karşılaştığınızda kalbinize gelen şudur. Evet, bu benim daha önce rüyamda gördüğüm zâttı. Kalbiniz onu tasdik eder. Onun o olduğuna hükmeder. Kalbin böyle bir mânevî bir hâli vardır. Hadîs-i şerîfte de Hazret-i Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ya, Müftüler size fetva verse de siz kalbinize danışınız.

Eğer kalbinize mutmain değilse o fetvadan ona uyun. Eğer kalbinize mutmain değilse ona uymayın. Kalp eğer Allâh’ı zikrediyorsa, kalp Allâh’ı anıyorsa, kalbin Allâh’la bir ilintisi, ilişkisi var ise o kalp insana yalan söylemez. O kalp doğruyu hakikati tasdik eder. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri kendisi mîraçtan önce defalarca rüyasında Cenâb-ı Hak’ı gördü. Ve bunu geçen mîraç derslerinden hatırlayın. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ile alakalı üç mîraç söylemiştim. Evet birisi rüyasındaydı, birisi normaldi, ruhendi. Sonuncusu bugünkü kutladığımız, andığımız hem vücut ile hem ruh ile yapılan mîraçtı. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Allâh’ı daha önce rüyasında defalarca gördüğünden ve ondan sonra da ruhen bir sefer mîraç ettiğinden dolayı bedeninde mîraç ettiğinde gördüğünün Rabbi olduğunu, Allâh olduğunu tereddüt etmeden kabul etti.

Ve âyet-i kerimede de Cenâb-ı Hak bunu tasdik etti. Dedi ki gördüğünü kalbi, gönlü yalanlamadı. Çünkü gönlü ona vakıftı, onu biliyordu. Ve gönlünüz, kalbiniz onu tanıyorsa, onu biliyorsa o vukufiyetle siz evet gördüğüm bu dersiniz. Aynı şey cennetekinler için de geçerli. kul cennete girdi, cennete girince Allâh cennet halkına kendini gösterdi. Gösterdiğinde bir kısmı dedi ki bu bizim Rabbimiz değil. Ama bir kısmı hızla secdeye gitti, evet bu bizim Rabbimiz dedi. Hadîs-i Şerîfte Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki Dünya’dayken Rabbini tanıyanlar cennete gittiklerinde ilk tecelliyatta onlar Rabblerini tanıyacaklar. Ve bu bizim Rabbimiz değil diyenler için Cenâb-ı Hak bir daha tecelliyecek.

Bir daha tecelli edince o bizim Rabbimiz değil diyenler de secdeye kapanacaklar. Bu bizim Rabbimiz diyecekler. Bunun üzerine de yine Cenâb-ı Resûlullah buyurdu ki hadîs-i kudüsü de Allâh kulunun zanlı üzerinedir.


«Allâh Kulunun Zanı Üzerinedir» Hadîs-i Kudsîsi — Mü’minin Allâh’a Hüsn-i Zan Bilinci

Allâh kulunun zanlı üzerinedir. İkinci secdeye gidenler kendi zanlarınca Rabblerini tanıdıklarından onlar da öyle secdeye gidecekler. Cenâb-ı Hak nasıl cennette Müslümanlara, müminlere görüncekse aynı şekilde de rüyalarda da müminlere, Müslümanlara görünür. Ve aynı şekilde de Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine de rüyada göründü ve ardından ruhenle mirac etti. Ve ardından da hem bedenen hem de normalde kalp gözüyle mirajda Cenâb-ı Hak’ı gördü. Bununla alakalı yine Tirmizî’den bir hadîs var yine İbn-i Abbas’tan rivayet. Muhammed Rabbini gördü. Ben Allâh-u Teâlâ gözler ona erişemez. O ise bütün gözlere erişir. Enam 103 buyurmuyorum diye sordum. Bir sahâbe ile İbn-i Abbas’ın arasında geçen bir muhabbet bu.

Bir sahâbe bunu, onun gözleri şey, özür dilerim. Gönlü yalanlamadı. Onu gördü Âyet-i Kerîme’yi İbn-i Abbas’a sorunca İbn-i Abbas böyle cevap veriyor. O da diyor ki gözler ona erişemez dedi. Deyince İbn-i Abbas şöyle cevapladı. Yazık sana! Bu Allâh-u Teâlâ’nın kendi Nuri ile tecelli ettiği zamandadır. O Rabbini iki defa gördü. Bakın o Rabbini iki defa gördü. Tabi normalde o Nuri ile tecelli ettiği zamanla alakalı Musa aleyhisselâm ile alakalı. Musa aleyhisselâm da iki sefer Cenâb-ı Hak’la görüşmesi, konuşması vardır. İki sefer görüşmede konuşmanın ikincisinde Musa aleyhisselâm Cenâb-ı Hak’a konuşma esnasında yalvarır. Der ki seni göremez miyim? Ona malum ya dağa bak der. Dağa baktığında Musa aleyhisselâm bayılır gider.

Bayıldıktan sonra kırk gün sonra kendine gelir ve kırk gün baygın bir şekilde yatar Tur-i Sînâ’da. Dayanamaz Cenâb-ı Hak’ın tecelliyatına. Ve kendine gelir Allâh’a tövbe eder ve Allâh’a hamd eder. Ve bu Hz. Abbâs’ın söylediği şey bu. Oraya Nuri ile tecelli etti. Nuri ile tecelli etmesine rağmen Musa aleyhisselâm onun tecelliyatına dayanamadı, bayıldı. Ama Allâh kimi peygamberleri kimi peygamberlerden üstün tutmuştur. Allâh insanların da kimisini kimisinden üstün tutmuştur. Üstün tuttukları seçilmişlerdir. Hz. Muhammed Mustafa da seçilmişlerin en yüce peygamberi. Öyle olunca Musa aleyhisselâmın dayanamadığı, bayıldığı, Cenâb-ı Hak’ın zâtı da değil, nurunun tecelliyatına dayanamayıp bayıldığı bir miraçta, Hz.

Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri direkt çıplak gözle ve kalp gözüyle görür. Bu da Hz. Muhammed Mustafa’nın bütün peygamberlerden daha yüce bir peygamber olduğunu, bütün peygamberlerin üstünde bir peygamber olduğunun göstergesidir ki, zaten o yüzden Yahudiler asla Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini kabul etmezler, iman etmezler. Sebebi kendilerini üstün ırk görmeleri, kendilerini üstün görüp diğer bütün insanları kendilerine köle olarak yaratılmış olduğu inancıyla, bütün insanlığı köle gibi kullanırlar, köle görürler hatta insan hükmünde bile görmezler. Malum bu şu anda son gazze savaşında bu açıkça görülüyor o siyonist, pist İsraililer. Ne yazık ki Müslümanları şehit ederken, Müslümanları katlederken, duyuyorsunuz internete düşüyor.

Sizler insan değilsiniz ki, tabirini kullanıyorlar. Sizler insan mısınız? O manada o tabirleri kullanıyorlar. Artık tabiri caizse, Yahudilerin bu beni İsrail pist siyonistlerin gerçek yüzlerinde dünya insanlığı görmeye başladı. o yüzden onlar o hasistliklerinden, o kıskançlıklarından dolayı Hazret-i Peygamber’in asla kabul etmezler. Yine Tirmizî’den bu seferde Hazret-i Ömer Efendimiz’in oğlu Abdullah kanalından yine aynı bir şekilde hadîs. İbn-i Abbas’la Ka’b ile Arafet’e karşılaştı. Ona bir şey sordu. Ka’b tekbîr getirdi. O kadar yüksek sesle tekbîr getirdi ki dağlar yankılandı. İbn-i Abbas, bizler Hâşim oğullarıyız dedi. Ka’b şüphesiz Allâh görülmesini ve kelamını Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem ile Mûsâ aleyhi ve sellem arasında paylaştırdı.

Muhammed de onu iki defa gördü. Bu az önce okunan bu Necm Sûresi’nde malum. Ondan sonra 13. ayette, and olsun ki onu bir de diğer inişte görmüştü diye Cenâb-ı Hak da bunu teyid etmekte. Demek ki Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri mîraçta bir gördü. Bir de ayrı eten bu artık aynı mîraç gecesi midir, yoksa başka bir gece midir. Ama müfessirler bunu aynı gece olduğunu söylüyor. Aynı gecede Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, Cenâb-ı Hakk’ı iki sefer hem çıplak gözüyle hem de aynı zamanda da kalp gözüyle gördü. Yine İkrimeden bir hadîs-i şerîf. İkremeye onun gördüğünü gönül yalanlamadı âyetini sormuştum. İkreme cevap verdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in onu gördüğünü sana haber vermemi mi istiyorsun diye sordu.

Ben de evet dedim. Şüphesiz onu gördü. Sonra onu bir daha gördü. Şüphesiz onu gördü. Sonra bir daha gördü. Bu zaman zarfında, bu sohbeti hazırlarken üç dört gün yine kendimi her şeyden azade ederekten sohbetin üzerine yoğunlaştım. Hemen hemen elimdeki bütün tefsirleri, hemen hemen elimdeki bütün kütüphanemde bulunan bütün mealleride özellikle karıştırdım. Ve özellikle şunu gördüm. Ümmet-i Muhammed’in üzerinde Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin yüceliğine ait ne kadar ibare, algı, ne kadar böyle kaide, gerçek var ise yine Ümmet-i Muhammed’in içerisindenmiş gibi görünen alim-ulema takımı inatla Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin Cenâb-ı Hak’ı görmediğine dair iddiaları var.

Bu bir ilim noktasında olmuş olsa, ilimdir, karşı çıkanlar da olabilir, olmayanlar da olabilir, kabul edenler de olur, olmayanlar da olur deyip tartışmanın içine girmek istemiyorum. Ben alim bir kimse değilim bu konuda. Kendimi de hiç alim bir kimse olarak da görmedim. Ben garip bir sufi olmaya çalışan bir kimseyim. Ama elimdeki kaynaklara baktığımda özellikle, bu benim kendi kanaatim, özellikle Allâh’ın Hazret-i Muhammed’i Mustafa’ya görülmediğini, Hazret-i Muhammed’i Mustafa’nın da Allâh’ı görmediğine dair böyle bir platform oluşmuş İslam dünyasında. Ayet var iken ve âyet apaçık meydandayken, gördüğünün Cebrâîl olduğuna dair böyle bir iddialar var. Bu son dönemde bunlar daha da fazlalaşmış, hatta meallere yansımış.

Meallerde de insaflarını ortadan kaldırmışlar. Hiç olmazsa âyet-i kerimenin metnini, bildiğiniz metni. Eğer ilm-i hale, özür dilerim, onu Türkçe’ye çevirseler hiç kargaşa olmayacak. Ama kimisi parantez içerisinde, kimisi tırnak içerisinde illaki orada Cebrâîl aleyhisselamı katmış. İllaki. Hazret-i Peygamber’in Allâh’ı görmesinden size ne sakıncası var? Ayet-i kerimeyle sabitken neden zorlarsınız? Zorlamalarının sebebi şu. Dünya üzerindeki kafirlerin baskısıyla alakalı. Ve ne yazık ki İslam dünyası bu kafirlerin baskısı altında. Ne yazık ki bu konuda Kur’ân’ın Türkçe’sini söyleyinceye kadar hepsine de girmiş. Ve gün geçtikçe artık Me’allere de ben şüpheyle bakmaya başladım. Önceden faizle alakalı meseleye bakardım.

Bakardım, Me’al’de faizle alakalı ne demişler? Şimdi Me’al’de kat kat katlanmış faiz haramdır. kat kat değilse haram değil. Bu anlayış oluyor. Buna bakardım ben. Burası turnusol kağıdı gibiydi bende. Artık bu meseleye de bakıyorum. eğer ki şimdi birazdan o mirasla alakalı hadîs-i şerîf açıklarken bu konuda gelecek şimdi oraya girmeyeyim. Kat kat faiz mi yoksa düz faiz mi? kat kat değilse, kat kat değilse caizdir. bu son dönem çıktı ya, bu son dönem Türkiye’de yaygınlaştı. Bunun normalde Efkani attı ilk önce bunu orta yere. Bakın Efkani attı dedi ki enflasyon miktarı kadar faiz caizdir. Efkani’nin sığırıntıları var, talebeleri var ülkede. isim de verebilirim. Hamdi Döndüren de bunlardan birisi.

Onun hocası da tabi Yenişafak’ta yazan neydi onun adı? Hayrettin Karaman da onun hocası. Bu böyle bunlar bir klik. bunlar toplandılar, Toki’nin faizlerinin de faiz değil demişlerdi. Bunun gibi bu trinosol kağıdıdır benim için. Artık bu böyle normalde bir de bu. Allâh’ı Peygamber’in sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin görmesinden rahatsız olan bir klik var. Bu klik Peygamber’in sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin Allâh’ı görmesinden rahatsız. Neden rahatsızsa? İkinci meselemiz ben tabi Sufi dünyaya ayak bastığımdan beri ve o zamanlardan beri benim inancım hiç değişmedi. Hazret-i Peygamber’i sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri Cenâb-ı Hak’ı rüyasında da gördü, ruhen de mirac etti, bedeninde mirac etti, rüyasında da mirac etti.

Bunu ben ilk Sufi olduğum zamandan beri inancım bu. O gündür, bu gündür ben buna inanıyorum. Allâh rüyada görülür, Allâh rüyada görülür. Bu müminler içindir. Müminlerin de, Müslümanların da kendine ait mirajları vardır ki Hadîs-i Şerif’te namaz mümin miracıdır buyurdu. Ve aileetten de her mümin, her Sufi, sevgisi luka girdiyse onlar da bir mirac yolculuğundadır. Ben buna inanıyorum ve Cenâb-ı Hak’a hamdolsun bu konuda Ayet-i Kerimelerle, Hadîs-i Şeriflerle bu sabit vaziyette. Bu akşamki ikinci konumuza gelince, yıllardan beri mirac ile alakalı sohbetlerde miracın nasıl olduğu, israrının nasıl olduğu, gece yürüyüşünün nasıl olduğu ve miracın nasıl olduğuna dair sohbetler edilir. Baktığınız zaman bütün miracla alakalı sohbetlere bunlar anlatılır.

Ama Cenâb-ı Hak kuluna yaklaştı, vahye edeceğini vahye etti. Cenâb-ı Hak nasıl vahye ederdi? Bir, direkt kendisi vahye ederdi. İki, Cebrâîl aleyhisselamın üzerinden vahye ederdi. Üç, kulun kalbine ilham ederdi. O da vahyi de, biz Müslümanlar, müminler için biz ilham diyoruz, hayır edilsin diye. Allâh o zaman Peygamberine vahye edeceğini vahye etti. İyi, Peygamberine vahye edeceğini vahye etti. O gece mübarek bir gece, özel bir gece. O özel gecede Cenâb-ı Hak Peygamberine ne vahye etti? Ona eğildi, ne vahye etti? Ona eğilip neler vahye ettiğini de, İsra 22. ve 38. ayetlerde buluyorsunuz. zaten 18. 19. ayete kadar miracla alakalı. Hemen 22. ayetten 38. ayete kadar da Cenâb-ı Hak Peygamberine neler vahye ettiğini söylüyor.

Bunu böyle daha fazla zamanınızı almamak için ben ayetleri teker teker sıraladım, maddelendirdim, hakkınızı helal edin. Bunu çünkü öbür türlü daha da uzayacak gecenin sohbeti ama ben bunları böyle sıraladım.


Sıra Hâtırâlar — «Allâh Beni Affetsin, Hatamı Kusurumu da Affetsin» Niyâzı

Allâh beni affetsin, hatamı kusurumu da affetsin. Eğer isabet ettiremediysek bir sevap, isabet ettirirsek on sevap. Burada normade âyet-i kerimeleri sıralamasına göre yapmaya gayret ettim. Rabbim inşâallâh amel ettirsin cümlemize. Bu ayetlere göre âyet 22. den 38. ayete kadar bu ayetlere göre Cenâb-ı Hak Hazret-i Peygamber’i sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerine sarkıp eğilip iki yay mesafesi kadar yaklaştığında ona neler vahye etmiş? Bir, Allâh’a şirk koşmamak. Bakın bu olmazsa olmaz. Bunun için özel bir sohbet, özel bir zaman lazım. Ara ara buna değiniyoruz sohbetlerde. İki, anne-babaya karşı en güzel davranışları sergilemek. İkincisi, anne-babaya en güzel davranışları sergilemek. İkincisi, üçüncüsü, akrabalara, yakınlara, fakirlere, mahrumlara, yolculara haklarını vermek, onlara yardım etmek.

Dördüncüsü, israf etmemek. Beşincisi, cimrilik yapmamak. Altıncısı, helal rızık edinmek. Yedincisi, evlatlarımızı rızık endişesiyle öldürmemek, fakirlik korkusuyla doğmalarına engel olmamak. Sekizincisi, huuş kabul edilen zinaya yaklaşmamak. Dokuzuncusu, haksız yere insanların canını kıymamak. Onuncusu, hiçbir şekilde insan öldürmemek. Tekrar söylüyorum. Onuncusu, hiçbir şekilde insanları öldürmemek. Onbirincisi, öksüzün yetimin malını korumak. Onikincisi, verilen sözü mutlaka yerine getirmek. Onüçüncüsü, ölçüp tartarken insanların hakkını yememek. Yanlış ölçüp tartmamak. Ondördüncüsü, bilmediğimiz ve bizi ilgilendirmeyen şeylerin peşine düşmemek. Onbeşincisi, kibirden uzak durmak. Onaltıncısı, her zaman mütevazi olmak.

Cenab-ı Hakk’ın özel olarak Hz. Muhammed Mustafa’yı kendi katına çıkarıp, onun eğilip ona vahyettiği 16 madde ve kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, bu 16 maddeye baktığımızda gerçekten ve gerçekten İslam toplumunun ana omurgası çıkıyor meydana. Ve şimdi kendi kendimize analiz ettiğimizde ne yazık ki İslam toplumu son dönem bu Müslümanlar bu 16 maddeden çok çok uzaklar. Ve bizim Müslümanlığımız bu manada ne yazık ki diyecektim ki nüfus kağıtlarında kaldı, o da silindi oradan, nüfus kağıtlarında da kalmadı. Bu çok acı bir şey. Ve bu 16 maddenin üzerinde düşündüğümde herhalde biz 365 gün burada mirajla alakalı bu âyet-i kerimeleri sohbet etsek zor bitiririz. Ve bugün İslam dünyasının gerçekten ve gerçekten Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin, İsra ve miracının, yok ref refle mi oldu, ref ref şöyle miydi böyle miydi, yok İsra şununla mı oldu, bununla mı oldu, öyle mi oldu böyle mi oldu, yok gördü mü yok görmedi mi?

Bunu tartışmaktansa ona vahyetti bu maddeleri kendi üzerlerine sindirip bu maddelerin nesini yaşayıp nesini yaşamadığına bakmalı. Ve bu maddelerin neresinde İslam dünyası? Biz Müslümanlar olarak, biz Müslümanlar olarak bu 16 maddenin Hz. Muhammed Mustafa’ya vasıtasız, Cebrai’siz, direk Cenab-ı Hakk’ın vahyettiği bu âyet-i kerimelilere biz ne kadar uyuyoruz, ne kadar uymuyoruz, bu da ayrı bir bizim için herhalde üzerinde durulması gereken bir konu olsa gerek. Ve işin enteresan noktası İslam dünyasında mirac konuşulurken Hz. Muhammed Mustafa’ya o gece neler vahyedildiğinden ne yazık ki hiç konu edilmez. Bugün televizyonlarda da miraca bakarsınız, seyredersiniz, dinlersiniz ve miracla alakalı asıl söylenmesi gereken konuların söylenmediğini görürsünüz.

Evet, yine söylenmesi gerekip de söylenmeyen bu âyet-i kerimelerden sonra Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin mirac hadisesinde gördüklerinden kısa bir demet ve bu gördüklerinden kısa demeti sunarken, yine Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin mirac esnasında çok bu konuda hadîs-i şerîf var, ben bunlardan bir kısmını sizin vaktinizi almadan anlatmaya çalışacağım. Evet, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleriyle Cibril alayhü ve sellem mirajda yürürlerken ve hatta mirac oluşurken bir kısım hadiseler görüyorlar. Tabi bu gördüğü hadiseler de Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ashabını anlatıyor. Mirac esnasında Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri yanında Cibril var, bir kavme uğradılar.

Her gün ekip biçiyorlardı, biçtikleri zaman olduğu gibi tekrar eski haline geliyordu. Dedi ki, ey Cibril, bunlar kimdir? Cevap verdi, bunlar mücahittirler, bir sevap onlara 700’e katlanıyor, ne infak etmişlerse hemen yerine geliyor. Demek ki bir kavim var, mücahitler orada. Mücahit kim? Kendi canını, malını, her şeyini Allâh’a vakfetmiş kimse. Bu ister savaş meydanında, ister nefsi planda, nefsiyle mücadele ederken kendi nefsini, canını, malını, her şeyini ondanmış gibi görünüp, onun gibi görünen her şeyini Allâh’a vakfedenler ve o Allâh’a vakfedenleri görüyor. Bunlar bir kavim. Annesi babası önemli değil, kimden doğduğu önemli değil. Bu mücahitler bir kavim ve o kavime uğruyorlar. Ve onlara bakıyorlar ki, onlar boynuna bire 70, bire 700, bire 1000, bire sayısız, Cenâb-ı Hak onlara lütfetmiş, ikram etmiş.

Ondan sonra bir kavime daha uğradı. Başları taşla eziliyor, ezildikçe tekrar yerine gelip eski halini alıyordu. Başları taşla eziliyor, ondan sonra tekrar eski haline geliyor. Onların kim olduklarını Cibril’e sorunca, Cibril şu cevabı verdi. Bunlar gönüllü namaz kılmayanlardır. Bunlar kimmiş? Namaz kılmaya muktedir olduğu halde, namaz kılabilecek durumda oldukları halde, kendilerince namazı terk eden, namazı kılmayanlarmış. Müdessir âyet 43 ve 45. Allâh-u Teâlâ cehennemliklerden haber vermek üzere, size bu yakıcı azabı sürükleye nedir diye sorarlar. Onlar derler ki, namaz kılanlardan değildik. Düşkün kimseyi doyurmuyorduk, batıla dalanlarla biz de dalardık. Tirmizî’den kul ile küfür almışlardır.

Tirmizî’den kıl ile küfür almışlardır. Namaz kılmaya müdahale edilmiştir. Namaz kılmaya müdahale edilmiştir. Namaz kılmaya müdahale edilmiştir. Namaz kılmaya müdahale edilmiştir. Tirmizî’den kul ile küfür arasında namazı terk etmek vardır. Yine tabarhaneden İslâm’ın dayanağı ve dinin kaideleri üçtür. İslamiyet bu üç esas üzerine kurulmuştur. Bunlardan birini terk eden kimse kâfirdir ve kanı helaldir. Bunlar Allâh’tan başka ilah olmadığına şehadet etmek, beş vakit namaz ve Ramazan orucudur. Tabarhani. Demek ki namaz İslâm’ın olmazsa olmaz ibadetlerinden birisi. Eğer bir kimse namazı kasten terk ediyorsa, evet cehennemde başı devamlı ezilerekten eza göreceği bir ibadet. Ve Hadîs-i Şerîfleri bakınca namazsız bir Müslümanı düşünmek mümkün değil.

Tabi bu Hadîs-i Şerîfleri kendisine ölçü alan İmâm Şâfiî gibi büyük zatlar namazı kasten terk edeni küfür ile nitelendirmişler. Ama İmam-ı Azam ve İmam-ı Muaturidi çizgisinde olan o ictihâdlar üzerine yaşayan Müslümanlar için evet küfür değil. Namazı kasten bir kimse terk ederse onu küfür ile itham etmemişler. Ama İmam-ı Azam’ın bu konuda bir fetvasını da unutmamak gerek. Ne? Namazı bir kimse kasten terk ediyorsa ona namaz tebliğ edilir. Yine kılmazsa hafsedilir. Yine kılmazsa tuzlu su içilir. İçilerekten katledilir denir. Ama namaz yüzünden 1400 yıldan beri hiç katledilen olmuş mu? Hayır. Böyle bir ceza uygulanmış mı? Hayır. Müslüman ise zaten bir kimseye namaz kıl dediğinde en fazla olsun şöyle, ben biraz sonra kılayım veya müsait değilim.

Erkeklerin müsait değilim demesi hiç hoşuma gitmez. İçimden gülerim. Ya bayan olsa tamam dersin ki zorlayamazsın. Zaten bir bayana namazla alakalı zorlanmaz. Bu sefer de bayan o halini açıklamak zorunda kalır. Sufiler de böyle bir adab yoktur. Bayanlara namaz kıldın mı, kılmadın mı? Neden kılmıyorsun? Bastırılmaz, böyle sorulmaz. Edep dışıdır. Eşin de olsa, kızın da olsa soramazsın onu. Sadece tebliğ edersin. Haydin namaza. Bu kadar. Kılmazsa dersin ki bu sebepten dolayı kılmadı. Üzerine gidilmez. E varıp da erkekler günü de sayacak değil ya namaz vakti geldi mi gelmedi mi diye ama erkeklerin müsait değilim demesi çok hoş bir şey değil. Allâh muhâfaza eylesin. Yine bir kavme daha uğradı. Bir de ne görsün arkaları ile önleri yamalı kimseler ki hayvanların çayırda otladıkları gibi, Dari, Zakkum ve Radif gibi cehennem otlarından otlanıyorlardı.

Dedi ki bunlar kimdir? Cevap verdi. Bunlar mallarının zekatlarını vermeyenlerdir. Demek ki mallarının zekatlarını vermeyenler de o cehennemde zakkum ağacı yiyorlar. Mallarının zekatlarını vermeyenler. Bu Harim-i Müslüm ve diğerlerinin Ebu Hüve-i Reyneden rivayet ettiklerinde Resûl-i Ekrem’in Sallâllâhü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur. Zekatını vermeyen, altın ve gümüş sahiplerinin bu malların kıyamet günü bir zincir olur bu mallardan. Sahibi de mallarıyla cehenneme atılır. Bu ateş zincir onun yüzünü, yanlarını, arkasını dağlar. Zincir soğudukça eski haline döner. Bizim dünya yılımızda 50.000 yıl olan kıyamet gününde insanlar arasında hesap görülünce kadar bu hâl tekrar olunur. Hesap bittikten sonra ya cennete ve ha cehenneme gider.

Demek ki bu zekatını vermeyenler daha hesap görülmedi. Daha mahşer bitmedi. Mahşer ne kadar sürüyormuş? Dünya yılıyla 50.000 yıl. Mahşer dünya yılıyla 50.000 yıl sürüyor. Ne korkutucu değil mi? 50.000 yıl sürüne sürüne mi, bata bata mı gider? bir hadîs-i şerîf var. Gıybet edenlerin dilleri diyor 18 arşın uzar. Kalınlığı şu kadar olur. O gıybet edenler o dillerini diyor omuzlarını alırlar. Güneş bir mızrak boyu yaklaştırılmış. Onlar hesap yerine gitmek için diyor uğraşırlar. Tabii bu mahşerde bileğine kadar gömülenler, dizine kadar gömülenler, beline kadar gömülenler, göğsüne kadar gömülenler, ağız boyuna kadar gömülenler var. O şekilde mahşerde gülecekler. Bazen sohbetlerde diyorum ya iyi sufi olalım, iyi derviş olalım.

Arş Allâh’ın gölgesinde veyahut da Cenâb-ı Hak’ın gölgesinde gölgelenelim. Ona gözümüzü dikelim. biz yeniden sur üflendi. Üflendiğinde kabirlerden kalkar, kalkmaz. Gözümüzü Cenâb-ı Hak’ın gölgesinde açalım. Buna uğraşalım. Yoksa işimiz zor. Allâh bizi affetsin. o zekatını vermeyenler cehennemde böyle azaba düçar oluyorlar. Allâh muhâfaza eylesin. Tabii bir ülke, bir topluluk, bir arz. Eğer zekatını dost doğru vermezse orada diyor kıtlık meydana gelir. Kıtlığın meydana gelmesi, orada her şeyin pahalanması. Kıtlık meydana geliyor. siz bir domates fidanı ekliyorsunuz.


Domates Fidanı Mecâzı — Mü’minin Manevî Üreticilik Misâli

Örneğin domates fidanı on tane domates verecek, beş tane veriyor. Veya da yüz tane domates verecek, beş tane veriyor. Siz bunu hava şartlarına bağlıyorsunuz. Yağmur yağmadı, güneş çok oldu, şöyle oldu, böyle oldu. Hepimiz onlara bağlıyoruz. Asıl sebep Allâh bereketi ortadan kaldırıyor. Allâh bereketi ortadan kaldırınca sizin ne kazancınız yetiyor, ne kazancınız yetiyor, ne ektiğiniz dost doğru bitiyor, ne de sizin karlılığınız artıyor, ne de yaptığınız karla böyle rahat bir hayat yaşıyorsunuz. Bu bereketle alakalı. Bu bereketle alakalı. Direkt. Şimdi gene medyada beni atıp tutacaklar da. Evet, bu bereketle alakalı. Allâh’tan bereket isteyin. Allâh’tan afiyet isteyin. Bakın, bereket ve afiyet isteyin.

O isterse sudan karnını doyurur senin. O isterse avutlarınızdan çıkan türkülükten doyarsınız. O isterse bir avuç buğdaydan binlerce kişi doyar. O isterse bereket verirse senin kazancın artar da artar. Hiç bitmez paran senin. Hiç bitmez. Sen israf etmediğin müddetçe israf da bereketsizlik getirir. Buna ihtiyacın var mı? Var. Ne kadar var? Elzem mi değil? Bırak. İsraf etme. Gömleğin var mı? Var. Kaç tane var? Beş tane var. Yeter. İsraf etme. Altıncısını alacağım diye uğraşma. Pantolonun var mı? Var. Kaç tane var? Beş tane var. Altıncısını alacağım diye uğraşma. İsraf etme. Gidip orada burada havaiyye şeylere para harcama. İsraf etme. İsraf etmezsen helal kazancın sana yeter. Cenâb-ı Hak helal kazanca bereket verir. 17 maddenin, 16 maddenin bir tanesi neydi?

O kimsenin helal kazanmasıydı. Helal rızık yemeseydi. Helal rızık helal kazançtan geçer. Bugünkü ümmet-i Muhammed’in en büyük sıkıntısı bu. Helal kazanç ve helal rızık. Helal kazanç ve helal rızık. Ne yazık ki. Ne yazık ki. İnsanlarda bu kalmadı. Ümmet-i Muhammed helal rızkın peşinde değil. Ümmet-i Muhammed zengin olmanın yolunu arıyor. Bir an önce köşeyi dönmeye çalışıyor. Sebep şu. Daha önce beraber yol yürüdüğü insanlar ama siyasi bir klüye adepte olaraktan ama böyle bir devletle, böyle diğerlerle bir ilişki içerisinde girerekten bir bakmışsınız birkaç yıl sonra devasa paralara, devasa şan şöhrete, şatıata düşmüşler ve insanlar kendilerince çabuk köşeyi dönmenin yolunu aramaya başlıyorlar.

O zaman helal düşünce ortalıktan kalkıyor. Hatta ve hatta daha ileri giderekten haramı kendilerine helallaştırıyorlar. Haramı. Onu kendine hak görüyorlar. Allâh muhâfaza eylesin. Sonra bir kavme geldik. Önlerinde, içinde pişmiş et olan bir tencereyle kokmuş çiğ et var. Çiğ eti yiyip pişmişini bırakıyorlar. Kim olduklarını sordu. Cebrâîl cevabı şu oldu Cebrâîl’in. Onlar ümmetinden helal kadını bırakıp haram olan başka kadına gidenler ile kocasını bırakıp haram olan başka erkeklere giden kadınlardır. Zina edenler. Bir erkek evli eşi var zina edeceğim diye uğraşıyor. Bir kadın evli eşi var. Eşinden habersiz zina edeceğim diye uğraşıyor. Ve zaten ülkede fuhuş serbest. Ülkede fuhuşa fuhuş denmiyor.

Sevgili deniliyor. Bu almış götürmüş kendini. 1400 yıl öncesinden Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu günlere dem vuruyor. Dikkat edin hadîs-i şerîfi. Buhârî ve Müslüm. Zina eden zina ettiği vakit mümin olduğu halde zina etmez. Kadın erkek. Zina ederken mümin olarak zina etmez. O kimseden iman sığırılır alınır. Zina eden kadın erkek hiç önemli değil. Zina ederken bekar evli hiç önemli değil. Zina ederken iman ondan sökülüp alınır. İman necis insanlarda durmaz çünkü. Hadîs-i Şerîf devam ediyor. Hırsızlık yapan hırsızlık yaptığında mümin olduğu halde hırsızlık yapmaz. Hırsızlık yapan. Biz şimdi hırsızlık yapanı sadece birisinin malını, osunu, busunu çalan olarak görüyoruz. Birisinin evine girdi, dükkanına girdi, oradan bir şey aldı, çaldı.

Hırsız. Doğru mu doğru? Asıl hırsız var. O ne? Devleti soyup soğanı çeviren. Belediyeleri soyup soğana çeviren. Kravatlı hırsızlar bunlar. Bunlar takım elviseli hırsızlı. Bunlar lacivertleri giyiyorlar. Senin de lacivert ama sen onlardan değilsin müsterih ol. Sana bakmadım yani. Senin devlette bir görevin yok çünkü. Bunlar lacivertleri giyiyorlar. Beyaz gömlek içlerinde. Bakıyorsunuz lacivertin altında beyaz gömlek bir de kırmızı kravat olunca. Harika ne oldu? Beyaz kırmızı Türk bayrağı oldu. Acı tarafı da şu. Bunlar bile hafif kirli bir sakal. Kimisinde de böyle tipik mizaha konu olan bıyıklar var ya. O bıyıklardan. Bunlar selamünaleyküm aleyküm selâm canım kardeşim. Böyle konuşmalar böyle.

Tabii dava söz konusu. İslam hakim olacak. Bunlar devleti ve belediyeleri soymayı kendisine hak gören hırsızlar. Bunlar hırsızların en büyük eşkıyası. Öbür kül iki dilim baklava çalıyor. Sekiz yıl ceza yiyor. Öbür kül devleti soyuyor. Soydukça soyuyor doymuyor. Soydukça doymuyor. Sonra onlara bir af çıkıyor. Onlar hiçbir ceza almıyor. Onlar belediyeleri soyuyorlar. Onlar devleti soyuyorlar. Onlar soymanın yolunu yordamını biliyorlar. Bu büyük hırsızlık. Bakın bu büyük hırsızlık. Ve bu hırsızlığa devam ederken hadîs-i şerîf diyor ki Mü’min olarak hırsızlık yapamazlar. Şimdi bizim insanımız da onların o esnada hırsızlık yaptığını görüyor ya, aşina oluyor ya o da diyor ki Ya Müslüman böyle yapar mı?

Canım kardeşim o hırsızlığı yapan Müslüman değil ki o esnada. Sen Müslüman olarak görüyorsun iyi niyetinden dolayı. O Müslüman değil, hırsızlık yaparken hırsız dinden çıktı. İman temiz, hırsızın üzerinde durmaz. İman temiz, zaninin üzerinde durmaz. İman temiz, rüşvetçinin üzerinde durmaz. Hadîs-i Şerîfte Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyuruyor ki Hırsız, hırsızlık yaparken iman üzerine yapamaz. Öldü, imansız gitti. Sen belediyeden bir şeyler devşireceğim diye hırsızlık yaparken öldün gittin, tövbe etmedin ki ertesi gün bir daha çalacaksın. Namussuz şerefsiz adam. Ertesi gün bir daha çalacaksın, bir daha bir şeyler götüreceksin. Villana villak atacaksın. Villana villak atacaksın.

Ondan sonra da diyeceksin ki benim hanımım çarşaflı, edepsiz. Hanımının çarşafını bir ara orta yere koyma. Veya diyeceksin ki baksana ben de sakallıyım. Her sakallıyı biz zaten pir zannettiğimizden bu hale düştük. Baktık sakallı biz dedik ki bu pirdir. Bir de baktık pir değil. R’nin üzerine R’yi sil, T koy. Öyle değil. Ama biz öyle zannettik. Baktık ki aa ne kadar sakallı, cübbeli. Hatta medyada düştü ya birisi sakallı, cübbeli böyle kız yazın birisi geçebilir miyim diyor. O da oradan diyor ki ağzı alınmayacak bir şekilde söylüyor. Bunlar Abdülkadir Geylan Hazretleri diyor ya. Diyor ki laf söyleyen değil, laf söyleten bizden değil. Bunlar bizden değil. Bu hırsızlar bizden değil. Bu zaniler bizden değil.

İşe alırım seni ama malum benimle iyi bir arkadaşlık kurman lazım. Kirli sakal, kaytan bıyık. Nereye girecek o kadıncağız işe? Belediyeye girecek, devlet dairesine girecek. Utanmıyor. Allâh ar perdesini kaldırmış oradan. Yırtmış, kalbinde mühürlemiş, taş yapmış kalbini. Taş yapmış. Biz de zannediyoruz ki taş uçar. Taş uçmaz. Taşı yüz sefer sen havaya fırlatsan güvercin gibi uçmaz. Taş yine taş. Hatta geriye dönerken birisinin kafasına beynine gelirse perişan eder. Kan revanı içerisinde bırakır. Taş Yunus Semre’nin dediğine göre diyor ki o normalde deryada olsa da içine su almaz ki taş. Bunlar taş. İçlerine su almaz. Allâh selametlik versin. Evet. Bir de kim? İçki içen, içki içtiği vakit mümin olduğu halde içmez.

İçki içmez. İçki içenler. Mümin olarak içki içmezler. İçki içerken onlardan iman gider. E hadîs-i şerîf böyle söylerken adamın birisi, herifin birisi, soysuzun birisi. Herif de demeyeyim. Diyor ki sarhoş olmayacak kadar içerseniz namaz kılarsınız. Al. Hadîs-i Şerîfe mi inanacağız? O soysuza mı inanacağız? Sonra o, bunları bir araya getirmiş, sırtlayamıyor. Üstelik yükünü daha da arttırıyor olan bir adama geldi. Kim olduğunu sorunca Cibril şöyle dedi. İnsanların emanetini alıp da vermeyen ve o emanete emanet katan kimsedir. Emanete hıyanet edenler. Borç almış, ödemiyor. Mal almış, ödemiyor. Bir şeye emanet etmişsin ona, emanete hıyanet etmiş. Bunlar da ne yapıyormuş? Bunlar da Allâh muhâfaza eylesin.

Sıkıntıda. Bunlar asla iman üzerine ölmüyorlar. Evet. En önemli kısmı, hadîs-i şerîf devam ediyor da bu sıralamaya göre bu akşamın son kısmı. Sonra, Tekrar okuyayım burayı. Kimler olduğunu sordu. Cibril de şu cevabı verdi. Onlar fitne çıkaran hatiplerdir. Evet. Hatipler ikiye ayrılır. Hatip insanlara hitap eden, konuşan. Birisi gelse der ki Mustafa Özba, hatip hitap ediyor insanlara. Evet. Bu hatipler ikiye ayrılıyorlar. Birincisi alimler. İkincisi de siyasetçiler. Çünkü insanlara hitap eden genelde iki kesim var. Alimler ve siyasetçiler. yoksa insanlar ya alimleri dini için, alimlerin içerisinde tırnak içerisinde şehirler de koyuyoruz. Hocalar, hacılar neyse adına ne derseniz deyin onlar. Bir de kim var?

Bir de siyasiler var. Öyle değil mi? Devasa toplulukları topluyorlar. Onlara hitap ediyorlar. O zaman bu hatipler kimlermiş? Onlar da fitne çıkaran hatiplermiş. Ne yapacaklarmış onlar? Onların dudakları demir makasa doğranacak, tekrar dudağa gelecek. Biraz o dudakları siz şimdi normal insan dudağı gibi düşünüyorsunuz. Öyle değil. Mesela cehennemlik bir kimsenin bir baldırı Uhud dağı kadardır diyor. Onun dudağını düşünün bir daha. bir baldırı Uhud dağı kadar olan bir kimsenin dudağını düşünün. Onun dudağı da herhalde Uhud dağı kadar dudak var. O dudağının komple demir makas da kesiliyor. Kesildikten sonra tekrar dudak geliyor. Bir daha kesiliyor. Bu hiç kesintisiz devam ediyor. Ne kadar cehennemde kalacak azabı bitinceye kadar.

Ne kadar fitne çıkardıysa o fitnenin azabı devam edinceye kadar. Bakın, bu iki hatipler var. Bir bunlar âlim görüntüsünde. Şeyhtir, mürittir, mürşittir ne derseniz deyin. İkincisi ne? Siyasiler. Evet, âlimlerle alakalı. Devam ediyoruz. Hadîs-i şerîflere. Öyle kimseler vardır ki ten renkleri bizimle aynıdır. Bizimle aynı dili konuşurlar. Doğru şeyleri sizin lanetlemiş olduğunuz yanlış şeylerle karıştırırlar. Cehennem kapılarında durup insanları içeri girmeye davet ederler. Onları dinlediğiniz vakit tutup sizi içeri iterler. Demek ki bu âlimler ve siyasileri ortak olarak bu hadîs-i şerîf. Demek ki bazı insanlar var. Bu insanlar ten renkleri bizden. bizim gibi. Bizim dilimizi konuşuyorlar. Bizdenmiş gibi davranıyorlar.

Bizim dilimizi konuşuyorlar. Hatta başka bir hadîs-i şerîfte, sizinle beraber namaz kılarlar diyor. Ama bunlar ne yapıyorlar? Doğru şeyleri sizin lanetlemiş olduğunuz yanlış şeylerle karıştırırlar. Bunlar doğrularla yanlışları karıştırıyorlar. Ve normalde cehennem kapılarında durup insanları oraya gittiğin anda seni cehennemden içeri atıyor. O zaman bu iki grup insan var. Bir âlimler ve hatta şeyhler, mürşidler bu görüntüde olanlar. İki siyasetçiler. Bunlar ne yapıyorlarmış? Doğruyla yanlışı karıştırıyorlarmış. Ve onların kapılarına gittiğinizde onları hızla nereye gönderiyorlar? Cehenneme gönderiyorlar. Kıymetli kardeşler, bu hadîsleri hiçbir yerde duymamışsınızdır. Bu hadîsler 1400 yıldır var.

Sizleri hadîs-i şerîflerden bu yüzden men etmeye çalışıyorlar. Hadîsler sahih değil diyenlerin arkaları çöpelli. Dilleri çöpelli, kalpleri mühürlü. O yüzden hadîsleri inkar ediyorlar. Çünkü işlerine gelmiyor. Ahir zamanın en kötü fitnesi ise, Deccalın fitnesinden daha zalim, Deccalın fitnesinden daha ağır, Deccalın fitnesinden daha büyük ve Deccalın fitnesinden daha ağır, Ahir zaman ulemalarının fitneleridir. Ahir zaman ulemalarının, ahir zaman alimlerinin, ahir zaman şehirlerinin, açık açık söylüyorum, fitneleri Deccalın fitnesinden daha ağırdır ve daha tehlikelidir. Sebeb şu, Deccal, Deccaldır karşındadır, bilirsin. Ama ahir zaman ulemasının alimlerinin, ahir zaman ulemasının alimlerinin, ahir zaman fıkıhçılarının, ahir zaman şehirlerinin fitnesini hissedemezsin.

Sebep onlar sana sağdan girerler. Onları sen kendinden görürsün. Kendinden gördüğün için onlara karşı cephe almazsın. Onlara karşı cephe almadığın için, o sana daha çabuk tesir edip girer. Ve senin nefsine de tatlı gelir bunlar. Nefsine hoş gelir. Sen onu büyük bir şeyh olarak görürsün. Büyük bir mürşid olarak görürsün. Sen onu zamanın kutbu olarak görürsün. O öyle bir süslü gelir geçer ki, o öyle bir capşaflı gelir geçer ki, o öyle bir şatafatlı, bir topluluk şatafatlı gelir geçer. Sen dersin ki, bu zamanın piri zamanın kutbu dersin. Ama seni cehenneme götürür. O öyle büyük bir alim statüsünde durur. Herkes ona temana eder. Büyük alim der ve faize geçit verir. Sen onu görmezsin. Dersin ki, bu da mı yanılacak?

Olmaz. Dersin. Seni cehenneme götürür. O öyle büyük bir alim, prof, bilmem ne. Çıkar televizyona, der ki, kadınlar muayyen zamanlarında da namaz kılabilir. 1400 yıllık ilmi, tabir ecevise çöpe atar. Muhayyen zamanda da namaz kılınıyormuşlar. Muhayyen zamanda namaz kılınıyormuş deyince de, muayyen zamanda cinsel ilişki de olur. Muhayyen zamanda namaz kılınınca oruç da tutulur. Bakın, nereye kadar gitti iş? Ama o prof dur. Büyük allame der o. Ama insanları ne yapar? Cehenneme götürür. İmâm Ahmed bin Hanbel naklediyor. Ümmetim için, deccalden daha çok korktuğum bir şey var. Bunun üzerine ben de korktum ve, Ya Resulallah nedir o şey dedim. Bunu soran kim? Ebû Zerr-i Gıfârî. Nedir o şey diye sordum.

Yanlış yoldaki yoldan sapmış alimlerdir diye buyurdu. Bakın, bunlar deccaldan daha zararlı. Bunlar deccaldan daha tehlikeli. Bunlar deccalın yüz kat değil, yüz bin kat tehlikeli. Sebep, bütün ümmeti yoldan çıkarıyorlar. Bütün ümmete fesada veriyorlar. Bütün ümmeti ne yapıyorlar? İfsada uğratıyorlar, bozuyorlar. Ümmetin dini, inancını yok ediyorlar. çıkıyor bir kimse de diyor ya, bunu gördüm, kulaklarımla duydum, gözlerimle gördüm, işittim ve gördüm. Dedi ki, horozdan da kurban olur. Horozdan da kurban olur dedi. Sonra çıktı ayakkabıyla da, ayakkabı koydu masanın üzerine. Ayakkabıdan da kurban olur dedi. Bunu görmesem, duymasam, diyeceğim ki ya safsata, evet gördüm ve duydum. Allâh muhâfaza eylesin.

Yine, Tirmizî’den enteresan bir hadîs-i şerîf daha. Ahir zamanda din ile dünyayı talep eden insanlar zuhur edecek. Ne yapacaklarmış? Ahir zamanda din ile dünya talep edecekler sizden. Din ile. Ne yapacaklar? İstecekler sizden. Dilecekler. Ne yapacaklar? Ne yapacaklar? Din-i istismar ederekten, tendirlerine din-i basamak edecekler. Ne yapacaklar? Din ile aldatacaklar sizi. Ne yapacaklar? Din ile kandıracaklar sizi. Ne yapacaklar? Din-i argümanlarla, ellerinizi sizin cebinize sokacaklar. Sizin kazançlarınızı alacaklar. Din-i argümanlarla yapacaklar bunu. Din ile yapacaklar. Bu namussuzluğun, bu şerefsizdin, bu haysiyetsizdin, bu çukurun dik alası, bu ahlaksızlığın dik alası, dik alası. Din ile aldatmak, din ile belli bir yere gelmek, din ile insanları sömürmek, din ile insanların kazancına el atmak.

Bu, bu, çok affedersiniz, necazetin en dip noktası. İnsanları tarikatla, cemaatle, şehle, mürşidle, dervişlikle, sufilikle, İslam’la, Müslümanlıkla, dava diyerekten insanları soymak, insanların emeklerini almak, insanların emeklerini çalmak, insanların emeklerinin üzerine oturmak, her ne olursa olsun, din ile bir yere geldiysen, Allâh sana lanet etsin. Allâh senin iki yakanı bir yere getirmesin.


Dîni Kullanarak Sömürü Eleştirisi — «Cebindekini Almak» Modern Tarîkat İstismârı

Sen dini kullanarak insanların cebindekini aldıysan, ve kendine bir makam tahsis ettiysen, ve kendini bürokrasik olarak, siyasi olarak, dini olarak bir yere getirdiysen, Allâh sana lanet etsin. Lanet edicilerin de laneti senin üzerine olsun. Çünkü bunlar ne yapacaklar? Bunlar din ile dünyayı talep edecekler. Bunlar deccazdan daha tehlikeli. Bunlar yumuşak koyun postu içinde, baldan tatlı dilleri ile insanları kandırırlar. Bakın bunların en önemli özelliğini, yumuşak koyun postuna bürünüp, size tatlı dil ile kandırması. Onlar diyecekler, Mustafa Özbağ’a adımımı da vereyim. İyi bir kimse ama dili çok keskin. İyi ama dilini biraz tutması lazım. O bu dili ile daha başına çok şey gelir. O dil ile başına da çok problem açılır.

Verdiğiniz bu mesajları alıyorum merak etmeyin. Vermeye de devam edin, ben de konuşmaya devam edeceğim. Bunlar ne yapıyorlarmış? Koyun postuna bürünüyormuş. Bunlar böyle yumuşak görünüyorlar, böyle tebessüm ediyorlar. Böyle kirli sakalları var, kaytan bıyıkları var böyle. Bir arada benim bıyığıma kafaya takmışlardı. bıyığı neden büyük onun? Hadi şerif var, bıyığınızı kısaltınız, sakalınızı uzatınız. Ben de haber gönderdim. Benim bıyığım kalın, onların kalpleri kömür dedim. Onlar kalplerini yumuşasınlar. Bunu söyleyecek olan rüşvet almadan gelsin bana dedim. Tık yok. Benim bıyığımın kalınlığına laf söyleyecek olan rüşvet almadan gelsin. Benim bıyığımın kalınlığına laf söyleyecek olan Cebellezi Minel Beşer yapmadan gelsin.

Dervişlerden geçinmeden gelsin. Dini alet ederekten bir yere gelmeden gelsin. Din üzerinden para kazanmadan gelsin. Be soysuz! Sen dinden geçiniyorsun. Tabii sen yumuşak konuşacaksın. Neden? Yumuşak konuşmazsan etrafındakileri soyup soğana çeviremezsin. Sen kuzu posluğuna bürünmüş kurt gibi olacaksın. Öyle olmazsan etrafındakileri soyup soğana çeviremezsin. Herkese mavi moncuk dağıtacaksın. Bu akşam seni rüyamda iyi gördüm. Akşama gör yalnız beni. Gelirken de ıspanağını unutma. Sen dinden geçiniyorsun. Ne iş yapıyor şeyhin? Tık yok. Ne iş yapıyor? E şeyhlik yapıyor. Nereden geçimi? Geçimi nereden? Ses yok. Ses yok. Ben Bağkur Emeklisi’yim. Yargıtay kararıyla. Normal şartlarda emekli etmiyorlar beni ya.

Bir adam yüzüme söyledi benim. Şimdi dinliyor olsa kulaklarına kip olsun. Sen dedi. Mevlevi şeyhisin. Seni dedi asla emekli etmeyeceğim dedi. İyi dedim. Etme gücün yetiyorsa dedim. Yargıtay kararıyla emekli oldum. Bağkur Emeklisi’yim. Ticaret yaptım. Hala da ticaret yapıyorum. Yapmaya da çalışıyorum. Hamdolsun. Dervişleri geçim aracı yapmadım bugüne kadar. Birisi diyemez. Sen benim paramı aldın yedin diye. O dervişlerin üzerinden ticaret yapanlar. Zorla dervişlere mal satanlar. Zorla dervişlerle ticaret edip onların paralarını ütenler. İki yakınız bir araya gelmeyecek. Siz kuzu postuna bürünmüş kurtlarsınız. Vahşisiniz. Başka bir hadîs-i şerifte diyor ya. Bir kurt diyor kuzu sürüsüne dadansa.

Dünyayı sever. Dünyaya aşık olan. Dünyanın peşinden koşan kimse diyor. O kurttan daha fazla zarar verir. Bunlar öyle insanlar. bunlar ne? Ahir zaman alimi. Ahir zaman şeyhi bunlar. Bunlar ahir zaman müftüsü. Bunlar ahir zaman ilahiyat profesörü. Bunların içerisinde masonu var, sebateisti var. Bunların içerisinde İsrail de. İsrail, Kudüs, İsrail, Kudüs, İsrail. İsrail’de, İsrail, Kudüs, İslam entisisinde eğitim görenler var. Altını çiziyorum. İsrail’de, Kudüs’te, İslam entisisinde eğitim gören siyonistler bunlar. Onların yetiştirdiği elemanlar. Ben bağırıyordum bu siyonistlerin yetiştirdiği elemanlar var ülkede diye. Geçenlerde sakallı, cübbeli değil mi? Başörtülü İsrail ajanları toplanıyor. Bunlar, yepildek olanlar.

Bunlar böyle ayak takımı ajanlar. Asıl devletin içinde var, devlete sesleniyorum. Devlete sesleniyorum. Devletin içerisinde siyonist İsrail’in yetiştirmiş olduğu ajanlar var. Açık açık konuşacağım. Karşımda görsem, vallahi tanırım, billahi tanırım. Devletin kilit noktalarında yerleşmiş Mossad ajanları var. İlahiyatların kilit noktalarına yerleşmiş Mossad ajanları var. Diyanetin kilit noktalarına yerleşmiş Mossad ajanları var. Bu Mossad ajanları bu ülkeden temizlenmediği müddetçe biz asla ve asla ayağa kalkamayız. Bunu da bir kenara yazın. Bunlar da çıkacak. Bunlar çıkacak. Bunlar hem böyle çok uzun zamanda değil, çok kısa zamanda çıkacak. Allâh’a öyle dua ediyorum. Rabbim bunları tez zamanda gerçek yüzlerini bizlere ve devlete göstersin.

Devlet Erkan’la Cenâb-ı Hak ferahsat versin. Bunları tanısın, bilsin. Bunların cezasını versin. Tabi o Erkan’dan bazıların kendileri de bu cezaya. Ne olacak? Müstahak olacak. Var çünkü. Evet. bunlar ne yapıyorlar? Bunlar normalde tatlı dilli bunlar. Bunlara baktığında dillerinden şeker akıyor sanki. Dillerinden şeker akıyor. Bunlar bir de diyorlar sen ne olursan ol gel diyen böyle konuşur mu? nasıl bir mürşid bu? Böyle böyle konuşur mu? Evet konuşuyorum. Bunlar soysuz. Bunlar sütü bozuk. Bunlar vatan haini. Bunlar din haini. Bunlar münafık. Bunlar kafir. Bunlar normalde bizliği bizdenmiş gibi görünüp aldatıyorlar, kandırıyorlar. Biz de sanki o bizden dini bir şey söylüyormuş gibi kanıyoruz. Adamın namazı yok.

Adam ilahiyat mezunu namazı yok. Siyonist adam. Ama adam ilahiyat mezunu bakan. Adam hadîs inkarcısı. Hadis inkarcısı, siyonisme hizmet eden adam bakan. Ya gördüğüm rüyalar sahih değil. Ama bakıyorum, tizgiye. Onları kımıldatmıyorlar hiçbir yerden. Ve yutuyorlar. Doymuyorlar. Yuttukça yutuyorlar, yuttukça yutuyorlar, yuttukça yutuyorlar, doymuyorlar. Allâh midelerini cehennem ateşiyle doldursun. Âmîn. Cenâb-ı Hak şöyle diyecektir. Bunlara baldan tatlı dilleriyle insanları kandırırlar. Ancak onların kalpleri bir kurdun kalbi gibidir. Onların kalpleri bir kurdun kalbi gibidir. Hatta bir hadîs-i şerita var. onlar çok böyle Kur’ân ayetleri normalde Kur’ân okurlar. Ama diyor onların okudukları Kur’ân gırtlaklarından aşağı geçmez.

Onlar çok güzel Kur’ân okurlar. Ama Kur’ân gırtlaklarından aşağı geçmez. Gırtlaklarında kalır, oradan aşağı inmez. Cenâb-ı Hak şöyle diyecektir. Beni aldatmaya mı çalışıyorsunuz? Yoksa bana karşı cürete mi yelteniyorsunuz? Zatıma yemin olsun ki bunlar üzerine öyle bir müsibet göndereceğim ki içlerinde en halim olanlar bile şaşkına dönecek. Ve Cenâb-ı Hak bunların üzerine ne yapacak? Öyle bir müsibet gönderecek ki içlerinde en halim, en böyle ehven gibi görünen dahi o şaşıracak. Rabbim hepsini de şaşırsın. Müslüm de geçiyor ad-i şerif. Biraz vaktinizi alacağım hakkınızı helal edin ayakta olanlar. Duyamadım. Yoksa ben de zulmederim hepinize bak ha. Müslüm, rivayet eden Müslüm. Ahir zamanda yalancılar ve hilebazlar olacak.

Ne sizin ne de atalarınızın o zamana kadar duymamış olduğu şeylerle gelecekler. Onlardan uzak durun ve onları uzağınıza tutun ki sizi yanlış yola saptırıp fitnenin içine atmasınlar. bunlar uzun zamandan beri gelen bir din öğretisi var. Ne hep din öğretisi? Az önce bahsettim ya az bir şey. Mesela kadınlarla alakalı meseleler. Değiştiriyorlar. Bir de bunlar bunu söylerken bunu ben söyledim bak bugüne kadar 1400 yıldan beri bunu gören olmadı ben gördüm. Kadınlar muayene zamanlarına namaz kılabilirler. 1400 yıldır bunu hiç görmedi. Bu böyle bir hakikat saklandı, gizlendi. bu geri zekalı sütü bozuk gördü. Öyle ya. Bu soytarı gördü, bu şarlatan gördü. Bugüne kadar kimse görmediydi. Bugüne kadar kimse bilmediydi.

Öyle ya. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bilmedi. Hazreti Ebu Bekir Ömer Osman Ali görmedi. Hazreti Hasan Hazreti Hüseyin görmedi. Ondan sonra sahâbeler görmedi. Ondan sonra tabiin görmedi. Teba’i tabiin görmedi. Ondan sonra kalimler görmedi. Sonra bütün Seyr-i Sülük ulaması, Seyr-i Sülük velileri görmedi. Bu gördü. Kim bu gören? Celalettin Afgani. Ne dedi? Enflasyon kadar faiz caizdir dedi. Kimse görmedi bakın bunları. Kim gördü? Afgani gördü. Afgani kim? Mason. 33 dereceli Mason. Ne Masonu? İngiliz Kraliyet Ailesi’ne bağlı bir Mason. Londra Mason locasına bağlı. İyi. Abdüh. Unutacağız mı? Abdüh da Mason. O da 33 dereceli Mason. Onların talebeleri nerede? Türkiye’de. Türkiye’de.

Onlar da 33 dereceli Mason. Onlar da çıkıyorlar diyorlar ki bu kadar faiz caizdir. Kimmiş bunlar? Ayrı zamancı, ayrı zamanda yalancı ve hilebaz. Bunlar ne yapacaklarmış? O güne kadar dinin içerisinde duyulmayan bir şeyi ibaret yok, böyle bir âyet yok, hadîs yok, bir şey yok onlar söyleyecekler, böyle saptıracaklar. Şerlilerin en şerlisi kötü alimlerdir. Darimi. Allâh bizi affetsin. Bir hadîs-i şerîf yine Ebu Zerri Gifari’den sonunu okuyacağım. Tergif ve terhib de geçiyor. Size fitne geldiği vakit haliniz ne olur? Öyle bir fitne ki ondan küçükler, büyükler, kocalar buyurdu. fitne devamiyet arz edecek. Resulü Ekrem’e bu ne zaman olur diye sordular. Resulü Ekrem güvenilir adamlarınız azaldı. Emirleriniz çoğaldı.

Fakihlerinizin azalıp, okurlarınızın çoğaldı. Fakihlerin azalıp, okurların çoğaldı. Fakih olanlarınız da Allâh rızası için değil, başka maksatlarla fıkıh tahsil ettikleri ve ahiret ameliyle dünya mekanı, ahiret ameliyle dünya menfaatleri arandığı zaman Rabbim bizi onlardan uzak eylesin. Şimdi konu ikincisi neydi? İkincisi de bu hitap edenler neydi? Siyasetçilerdi. Buraya yaklaşık bir, iki, üç, dört. Kısalta kısalta bunu dört sayfaya indirebildim. Merak etmeyin hepsini okumayacağım. Ama az önce masada bizim Nuriye, Oktay’a, öbür kardeşlere de söylerken dedim ki bu hadîsleri dedim bir ders yapsalar dedim, ben dedim kelepçede içerideyim dedim. Bu âyet ve hadîsleri ben ders yapsam beni bir müddet göremeyebilirsiniz yani.

Ne kadar olduğunu da onlar karar verir. öyle kanun da hukuk da filan değil onlar karar verir. Gitsin biraz yatsın çıksın akıllansın mı derler ne derler, bilemem. Evet. Bir kaç tane okuyayım. Cam 100, Sagir, Cilt 1, hadîs 449. Kaynak söyleyeyim de derim ki, hadîs okudum. En çok korktuğum ümmetimin başına gelecek sapık devlet reisleridir. Sapık! Sapık! Çünkü gündem ne alakalı? Nasıl gündem ne alakalı? Buranın Amerika’da, Almanya’da, İngiltere’de, Avrupa’da Müslüman ülkelerin başındaki devlet başkanlarında yeni bir bomba patladı ya sapıklarla alakalı devlet başkanları, devlet idare edenleri kim yapmış bunu? Mossad yapmış. Ne yapmış? O devlet başkanlarını özel adalara götürmüşler orada İslam dünyasından kaçırdıkları küçük oğlan çocuklarına tecavüz etmişler küçük kız çocuklarına tecavüz etmişler yetmemiş tecavüz ederken onlar da bir şey yaparlar.

Onların kanlarını almışlar direkt kendi damarlarına bağlamışlar tecavüz ederken kanı al oraya bırak değil direkt onun kanından kendi kanına tecavüz ederken erkek çocuklarına, kız çocuklarına bunlar nereden? bunlar İslam dünyasında peki ne dedi. Netanyahu kafiri pisli İslam dünyasının lideri İslam dünyasının liderlerine seslendi sakın ha dedi bu gazze savaşına müdahil olursanız hepinizde pişman ederiz dedi tehdit etti İslam dünyasının devlet başkanlarına ayırmadı ayırmadı bütün İslam dünyasının devlet başkanlarına dedi ki bu gazze savaşına müdahil olursanız hepinizde pişman ederim dedi hepsi de sustu mu? sustu sebep? sapık hepsi de çünkü o sapkınlıklarının videoları var ellerinde o sapkınlıklarının videoları Mossad’ın elinde olduğu için bu gazze savaşına tehdit ediyor bütün devlet başkanlarına bütün devlet idarecilerine bütün devlet bürokratlarına dünya üzerindeki müdahil olursanız daha ileri söyledi makamlarınızı kaybedersiniz dedi dedi ki bütün dünya üzerindeki bilhassa İslam ülkeleri bunu Hristiyanlar da dair bakın Almanya sessiz bakın İngiltere sessiz neden?

İngiltere bugünkü kralının oğullarından birisi de o pisliğin sapkınlığın içerisinde hatta İngiltere kralı da o sapkınlığın içerisinde peki daha geriye gideyim şimdiki İngiltere kralını ehlibe et diyen bir şeyh çıktı mı? İslam dünyasında çıktı, bakın şimdiki İngiltere kralı ve bu normalde pislik ilişkide de ismi geçiyor mu? geçiyor, bize ne diye yutturuyorlar şimdi yutturmaya çalışıyorlar siyasiler veya alim müsvetteleri veya şehv müsvetteleri diyorlar ki İngiliz kraliyet ailesi ehlibe ettir bak ahlaksızlığa bak ahlaksızlığın dip yaptığı yere bak ne demek istiyorlar biliyor musunuz? siz İngiliz kraliyet ailesine biat edin arkası bu kime biat edeceğiz biz? İngiliz kraliyet ailesine kim? Mossada kul köle olmuş kimseler acı değil mi? acı, acı konuşuyorum ben biraz Allâh bizi affesin her şeyi ifsat edecek bir bela vardır bu dinin afeti de kötü idarecilerdir yine aynı cami sagir kilit bir kötü idareciler her şeyi ifsat edecekler dini de ifsat ediyorlar insanları da ifsat ediyorlar temiz olmayı da ifsat ediyorlar her şeyi ifsat ediyorlar o zaman meseleyi toparlamaya çalışayım hakkınızı helal edin öyle bir zamanda yaşıyoruz ki 21. asır diyerekten ne yazık ki biz bir çok sapkınlığa şahit oluyoruz dinsizliğe şahit oluyoruz bir çok ahlaksızlığa bir çok değinsizliğe bir çok hırsızlığa yolsuzluğa biz ne yazık ki şahit oluyoruz benim bir distirim vardır ya bir insan kaderiyle savaşamaz iki fıtratıyla savaşamaz bu iki savaştan mağlup ayrılır insan kaderinle savaşmayacaksın kaderindir senin bilmezsin senin kaderindir ama sen onunla savaştıkça hep mağlub olursun mağlup oldukça da öz güvenini yitirirsin ikincisi neydi fıtratla savaşmak fıtratınla savaştıkça mağlup olursun en sonunda psikolojin bozulur hiç kimseyle görüşüp konuşmak istemezsin bağırı bağırı ölürsün o da fıtratla alakalı fıtratla savaşıyorsun erkek doğurur mu doğurmaz kadın olacağım diye uğraşıyor ameliyat ameliyat üzerine ondan sonra akdi dengelerini bozuyorlar Allâh’ın laneti onların üzerine çünkü öyle göçüp gidiyorlar biz kaderimiz ya 21. asra gelmişiz herkes isterdi ki o sahâbe devrinde yaşasın öyle değil mi herkes isterdi ki o altın devirde yaşamak ama kader bu ya Cenâb-ı Hak bizi tesbih tanesi gibi bizi bu zamana göndermiş şikayetçi değilim zor zamanlar büyük insanların zamanıdır bugünkü Müslümanlar gerçekten büyük insanlar Kur’ân’ına sahip çıkan sünnet-i seneye sahip çıkan kendince dinini yaşamaya çalışan insanlar ve dini yaşantıda taviz vermeden hayatlarına devam ettirmek isteyenler gerçekten özgüvenleri yüksek karakteristik yapıları sağlam mücadeleci değil bir ruha sahip olanlardır bu çok önemlidir benim için benim yaklaşık 35-40 yıllık İslam mücadelemde bunları gördüm mesela dervişlik sağlam karakter ister dervişlik böyle gerçekten sağlam düzgün karakterli olan insanlar dervişliklerini götürebilirler eğer onun karakteri düzgün değilse sağlam değilse o kimse bir bahane bulup bir bahane üretip bir bahane ile ya kendi kendilerini dışarı atlarlar ya da attırırlar enteresan bir şeydir benim seyrim budur o yüzden bugün için 21.


İslâm Dünyâsında Mücâdele Verenlere Vermek — Allâh’ın Tâyini

yüzyılda bu kadar karanlığın fitnenin yolsuzluğun, ruhsuzluğun insaniyetsizliğin her tarafı sardığı bir zamanda bakın her tarafı sardığı bir zamanda evlerimizin içine girdiği bir zamanda dahi bu zamanda bir insanın imanını koruyup İslami yaşaması vallahi de billahi de gerçekten büyük insanların işi ve bu büyük insanlara Allâh’ın büyük bir lütfu Allâh hikmetini boş yere saçmaz Allâh ilmini ilmini İslam dünyasında gerçekten o mücadeleyi verecek olanlara verir başkasına vermez arif olan cevherini boş yere saçmaz o yüzden böyle bir zamanda imanını koruyup Kur’ân ve sünnet tarihinde dinini yaşamak gerçekten ve gerçekten büyük bir lütfa mazhar olmak büyük bir ikrama mazhar olmak bu hep söylerim ya bu bizim çabamızda olacak bir şey değil bu Cenâb-ı Hak’ın lütfu ikramı ihsanı O’nun seçmesi O’nun seçmesi ve ama ruhlar aleminde ama ayağını sabit ede her ne yaptıysak Cenâb-ı Hak seçmiş bu dünyaya göndermiş şimdi baktığım zaman öyle bir zamandayız ki oturmuşlar sahâbe-i kirama küfredenler oturmuşlar Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sahabelerine beddua edenler oturmuşlar Kur’ân’ın üçte ikisini bu sünniler yok etti diyenler oturmuşlar Kur’ân’ın bozulduğunu iddia edenler Kur’ân-ı Kerîm’e tabi olmayı uygun görmeyen Müslümanlar ve alimler kadınların ay halinde namaz oruç ibadetlerini yapmayı savunanlar namazların sünnetlerini inkar edenler faizsiz bir hayatın olamayacağını savunanlar enflasyon miktarı kadar bu zamanda cihâd olmaz cihâd bitti deyip kafirlere kendilerini ve vatanlarını peşkeş çekmek isteyenler bu zamanda kafirlerle mücadele edilmez gelişmişlik onlarda çağdaşlık onlarda deyip eşcinsel evlilikleri deyip onlarda çatışma eşcinsel evliliklere müsaade etmek isteyenler eşcinsel evlilikleri mübah görenler eşcinsellerin de bu noktada hakları var deyip insanları eşcinselliğe özendirenler bakın siyasetçiler bozuk alimler,bozuk siyasetçiler el ele vermişler islamı yeniden kur’an ve sünneti ve fıkhları reforma etmemiz lazım diyenler reformist bir hareketi islam dünyasına mübah görenler güzel gösterenler ve bunların peşine takılanlar bir de bunların peşine takılanlar var abd’nin siyasına siyayeye kul köle olanlar israelin moslatının yetiştirip moslatın hizmetinde olanlar ingiliz kraliyet ailesine bağlı siyasetçiler alimler ve şehler ve gerçekten bir kısmı selefi vahavi çizgisindeyiz deyip hazreti muhammedi mustafanın hizmetlerini inkar edenler ve mason ilahiyatçılar mason diyanetçiler mason bürokratlar mason bakanlar mason başbakanlar mason devlet başkanları bunların hepsini bütün dünya üzerinde topladığımızda evet bu zamanda böyle bir zamanda la ilâhe illallah Muhammeden Resûlullâh demek iman ve sünneti seneye sımsıkı yapışmak imanların iştahı doğrultusunda yol yürümeye dinini yaşamaya çalışmak ilk sufilerin ayak izlerini takip etmek ve onların ayak izlerinde gitmek ve böyle bir zamanda eşten, çocuktan, maldan, candan rahattan rahat gece uykularından rahat gezmelerden tozmalardan, tatillerden bilmem hangi kafede kahve içmeklerden bilmem hangi restoranda tuzu böyle atanlardan yemek yemekten veya bilmem hangi lüsten hangi şatafattan vazgeçip tekrar söylüyorum vazgeçip böyle bir hayatı elinin tercih ile itip Kur’ân ve sünneti seneye sımsıkı yapışıp ben ahiretimi düşünürüm ben Allâh’a vuslat olma yolundayım ben Allâh yolunda yürümek isterim deyip bu hengamenin içerisinden kendini sıyırıp Allâh yolunda yürümek gerçekten ve gerçekten erdemlilerin işi ve kendini dünyaya peşkeş çekmeden kendini dünyaya peşkeş çekmiş kimselere kendini peşkeş çekmeden dünyanın aldattığı, kandırdığı makamın, mevkinin insanları hüüüü diye yalayıp yuttuğu bir zamanda sen ben Kur’ân ve sünnete sımsıkı yapışırım haramlara düşmeden dinimi yaşamaya çalışırım diyorsan evet bugünün evliyası sen bugünün evliyasısın kadınlar peşinden koştururken hayır diye biliyorsan erkekler peşinden koştururken hayır diye biliyorsan para, haram para, haram makam haram mevki peşinden koştururken hayır diye biliyorsan evet sen bugünün en erdemli insanısın herkes bütün münafıklar, kafirler, fasıklar el birliğiyle Allâh’ı zikredenlerin ve zikrin karşısında düşmanca tavırlar takınırken ve bütün düşmanlıklarını sergilerlerken sen la ilâhe illallah Muhammeden Resûlullâh deyip Allâh’ı zikrediyorsan gerçekten bugünün evliyasısın ve gerçekten sen her şeye rağmen Allâh’a yakın olmanın yolundasın en yakınındaki eşin, kocan, çocuğun abin, baban, dedenliğine dayın Kur’ân ve Sünnet dedikçe onlar çıldırıyorsa saçları diken diken oluyorsa ve seni terk ediyorlarsa seni yalnızlığa mahkum ediyorlarsa bil ki doğru yoldasın çünkü heva ve hevesine uyanlar kendini şeytana peşkeş çekenler kendini şeytanlaşmışlara peşkeş çekenler seni asla sevmeyecek ve kabul etmeyecek seni asla sevmeyecek ve asla kabul etmeyecek ve sen ben Allâh yolunun yolcusuyum ben yönümü Allâh’a döndüm ben Allâh’a koşmak istiyorum dediğinde seninle aynı fikirde olmayacak olanlar çok ve seni yapı yalnız bırakacak ve seni ortada bırakacak olanlarda çok sen belki de bir müddet kendi kendine böyle hayretle bakacaksın diyeceksin ki eşim terk etti çocuğum terk etti babam terk etti annem terk etti kardeşim terk etti arkadaşlarım terk etti yapayan nasıl kaldın senin gibi düşünen yok senin gibi yaşayan yok haydin zikre deyince gelen yok haydin oruca deyince tutan yok bu haram dediğinde haramdan uzaklaştıran yok bu helal dediğinde helalı yaşayan yok ahir zamanda sen ahir zaman müslümanısın müminisin iman ateşten kor olacak elinde tutanın eli yanacak atan dinden imandan olacak zamanı yaşıyorsun imanı elinde tutarsan yalnız kalırsın elinde tutarsan yalnız kalacaksın imanı elinden atarsan imansız olacaksın yalnız kalmak mı imanı elinde tutmak mı bunu göze alanlar ancak Allâh’ın gölgesinde gölgelenirler eğer bunu göze almıyorsa bir kimse Allâh’ın gölgesinde gölgelenmez sen Kur’ân dedikçe sen sünnet dedikçe sen imamların iştahadı dedikçe sen Kur’ân sünnet imamların iştahadı dairesinde bir hayat tanzim eder o hayatı yaşarım dedikçe sen sufili ilk sufilerin yolu olarak ben kabul eder o sufili yaşarım dedikçe dostun az düşmanın çok olacak yanındaki arkadaşların az ama etrafında sana düşman olanın çok olacak seni kabul edenler tasdik edenler az seni reddeden sana hakaret eden sana küfredenler çok olacak sufilik ahir zaman sufili ahir zaman iman ehli olmak ne azı ki yanında bunları da getiriyor bunu 35 yıllık dini hayatımın içerisinde bir tecrübe olarak gördüm yavaş o yalnızlığa doğru yol yürüyor insan ve sonra bir bakıyorsun ki sadece inananlar senin ortak paydanı paylaştıkların kalıyor başka kimse kalmıyor ve bakıyorsun onlar kalmış ve diyorsun ki Mustafa Üzba sözü benim kocaman bir ailem var ve diyorsun ki çünkü aynı paydayı paylaşıyorsun aynı düşünceyi paylaşıyorsun aynı dertle dertleniyorsun derdin ne Kur’ân ve Sünnet seni yaşamak ve yaşatma mücadelesi vermek derdin ne derdin Allâh’ın gölgesinde gölgelenmek derdin bu derdin buysa bu dertle dertlenenler kalıyor etrafında evet Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin de derdi buydu derdi bu olunca Mekke’de yapayalnız kaldı bir tek ona inananlar kaldı etrafında Kureyş onu terk etti Kureyş’in zenginleri onu terk etti Kureyş’in devletteki bürokratları terk etti Kureyş’in devletin başındakileri terk etti akrabaları terk etti doğduğunda bin tane deve bin tane koyun kurban eden doğduğunda paralar satık eden amcası önce Ebu’l-Hikem olan sonra Ebû Cehl olan amcası de terk etti herkes terk etti onun adaletini tasdîk edenler


«Adâletini Tasdîk Edenler Bile Terk Etti» — Hz. Muhammed’in Çevresindeki Sosyal İmtihân

bile terk etti ve en son dediler ki Muhammed haşa yalancının teki yetmedi sihirbaz dediler ve hepsi de terk etti ve hepsinin terk ettiği zamanda hepsini de terk ettiği zamanda Cenâb-ı Hak Peygamberine hazinelerini açtı herkes onun etrafında yok iken onu kendi katına çıkardı yalnızlığın zirvesi Allâh ile dostluğun zirvesidir ne zaman ki siz her şeyde Kur’ân, Sünnet dediniz Kur’ân ve Sünnet demeyenler teker teker sizin etrafınızı bırakırlar ama tavrıca ise sizin manevi yolculuğunuz ve yalnızlığınız başlar o manevi yolculukta şahsi dairede yalnız yürünür ama o yalnız yürüyenler toplandığında bir cemaat oluşur yalnızlar cemaatidir o yalnızlar cemaatidir evet anadan, babadan, yardan, kardeşten, evlattan maldan, mühitten, candan geçip Allâh için yola düşenlerin cemaatidir Rabbim o yolda yürüyenlerden eylesin Âmîn Âmîn delalete düşen, sapkınlığa düşen delalete ve sapkınlıkta yürüyenlerden eylemesin Âmîn onların peşinden gidenlerden de eylemesin Âmîn İnşallah Cenâb-ı Hak cümlemize Habibine miracı lütfettiği gibi bizler peygamber değiliz ama bizde bir kul olarak Cenâb-ı Hak kendisine mirac eden Allâh’ın karından eylesin Âmîn Haklarınızı tekrar tekrar helal edin bizden yana da helal olsun.

İnşallah


Kaynakça ve Referanslar

  • Mîrâc Kandili (27 Receb): İsrâ ve Mîrâc — İsrâ 17/1; Necm 53/1-18; Buhârî, Bed’ü’l-Vahy 3, Salât 1; Müslim, Îmân 252-253 (162-163); Mîrâc gecesi tarîhi (27 Receb, Bi’set’in 11. yılı) — İbn İshâk, es-Sîre; modern Mîrâc kandili — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; Bediuzzaman, Sözler 31. Söz (Mîrâc Risâlesi); «Yâ Hannân Yâ Mennân» — sufî esmâ tâbiri — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara.
  • Allâh’ın Kulunun Zanı Üzerinedir (Hadîs-i Kudsî): «enâ ind a zanne abdî bî, ve enâ meahû izâ zekarenî» — Buhârî, Tevhîd 50, 35 (7405); Müslim, Zikr 2-3 (2675); Ahmed, Müsned 2/391; «hüsn-i zan» — Tirmizî, Sıfâtü’l-Kıyâme 25 (2455); Ebû Dâvûd, Cenâiz 13 (3110); modern hüsn-i zan — Bediuzzaman, Sözler 17. Söz; modern Müslüman zihni — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Mü’minin İstighfâr ve Aff Niyâzı: «Estağfirullâh» tatbîki — Buhârî, Daavât 3 (6307); Müslim, Tevbe 70 (2702); «mü’minin Allâh’tan af dilemesi» — Tahrîm 66/8; Bakara 2/222; Hûd 11/52, 90; Zümer 39/53-54; «hatâ-kusur affı» — sufî tâbiri — Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye, bâbu’t-tevbe; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Domates Fidanı Mecâzı (Mü’minin Manevî Üreticiliği): «mü’min meyveler veren ağaç gibidir» — sufî tâbiri — Mevlânâ, Mesnevî; «10 domates verecek» — modern eleştiri tâbiri — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «mü’minin verimi» — Bakara 2/261 (yedi başaklı tohum); Hadîd 57/20; modern uygulamalar — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • Dîni Kullanarak Sömürü Eleştirisi: «mâ uhille leküm» (Mâ’ide 5/4); «dini geçim aracı yapma zemmi» — Bakara 2/41 (âyetleri az bir paha karşılığında satmayın); Şuârâ 26/109, 127, 145, 164, 180 (peygamberlerin «ücret istemiyorum» tekrârı); Yâsîn 36/21; modern tarîkat istismâr eleştirisi — İbn-i Cevzî, Telbîsü İblîs, bâbu’t-tasavvuf; Şa’rânî, Letâifü’l-Minen; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • İslâm Dünyâsında Mücâdele Verenlere Vermek: «innallâhe yu’tî mâ yeşâ’ men yeşâ’» — Bakara 2/268-269; «Allâh dilediğine verir» — Âl-i İmrân 3/26; «mücâdele edenlere ödül» — Bakara 2/214; Tevbe 9/111-112; modern uygulamalar — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Hz. Muhammed Mustafâ ve Sosyal İmtihân: Hz. Peygamber’in Mekke’de yalnız kalması — İbn İshâk, es-Sîre; «adâleti tasdîk edenler bile terk etmesi» — Asım Köksal, İslâm Tarîhi 4/120-150; «el-emîn» lakabıyla bilinen Hz. Peygamber’in iftiraya uğraması — Buhârî, Tarih 1/35; modern okuma — Bediuzzaman, Mektûbât 19. Mektûb (Mu’cizât-ı Ahmediye); «sosyal yalnızlık imtihanı» — Sezai Karakoç, İslâm’ın Dirilişi.
  • Karabaş Silsilesi ve Mîrâc Kandili: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş Mîrâc kandili tatbîki — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Tarîkat, Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı